0 Yorum

Hastalık sezonu şenliklerle başladı

Kış mevsiminin kendini göstermesiyle birlikte sosyal mecralarda annelerin durum güncellemelerinde bildik veryansınlar kendini göstermeye başladı: “Yine hastayız.” “Ateşliyiz.” “Dün gece uyumadık”, vesaire…

Bizim evde de durum aynı. Ekim ayının sonuna geldiğimiz bu gün itibarıyla ailemizin her bir ferdi bir tur hastalık atlatmış durumda. Bundan kaçış yok.

Ve fakat hastalıkları önlemenin ya da onlarla başa çıkmanın çeşitli yolları var. Her sonbahar gelişinde, sarı sarı yapraklarla kuru dallar arasında bin bir türlü soru geliyor aklımıza. İşte bunlardan bazıları:

Grip aşısı yaptırmalı mıyım? – Bu, çok kişisel bir soru. Benim etrafımdaki doktorların ve uzmanların görüşü, hamilelerin, 6 aydan küçük bebeklerin ve onlarla yakın temasta bulunan kişilerin (aile üyeleri, bakıcılar) yaptırmaları yönünde. Anneliğimin ilk iki senesinde kendime de, Deniz’e de, babasına da yaptırtmıştım. Üçüncü sene domuz gribi olayı patladı, yaptıralım mı, yaptırmayalım mı diye düşünürken domuz gribinin kendini olduk (üstelik de hamileydim). Geçen sene ise hastalıktan başımızı kaldırıp da aşı olacak vakit bulamadık (aşıyı yaptırırken hasta olmamanız gerekiyor ya…) Bu sene çocuklardan biri 5, diğeri ise 1,5 yaşında. Yaptırmayı düşünmüyorum. Gribin geleceği varsa, göreceği de var.

Soğuk havada dışarı çıkmak doğru mu? – Kim demişse ağzına sağlık: “Kötü hava yoktur, kötü kıyafet vardır.” Yurdum annelerinin bu çok önemli gerçeğin ayırtına varmaları gerekiyor. Kendinizi düşünün: hava ne kadar soğuk olursa olsun, sürekli evde durarak zaman geçer mi? Hiç mi dışarı çıkıp hava almak, yürüyüp gelmek istemezsiniz? Evet, kat kat giyinmek zordur. Çocukları kat kat giydirmek iyice zordur. Ancak onların da temiz havaya çıkmaya hakkı olduğu gibi, ihtiyacı da vardır. Hatta ben bu yönden köpek bakmakla çocuk bakmak arasında ciddi benzerlikler olduğunu düşünüyorum: Her ikisinin de günde en az iki kere dışarı çıkması lazım.

Evin odası kaç derece olmalı? – Bazıları sıcak sever. Hele ortalama yurdum annesi, evin içini sıcacık sefer. Merkezi sistemle kaloriferli apartmanlarda büyümüş olanlarımız, evin içinin ne kadar ısınabildiğini bilir. Ve fakat bu sıcaklığın verdiği tatlı keyif, oldukça yanıltıcı bir histir. Nitekim mikroplar sıcak havada ürer ve çoğalırlar. Bu nedenledir ki uzmanlar evin ısısının 22 dereceyi geçmemesi gerektiğini söyler. Hatta yatak odalarını 18 dereceye kadar inebileceği söylenir. Siz siz olun, mümkünse o kalorifer peteğini kısın.

Yatarken nasıl giydirmeliyim? – Çocuk kısmının yaklaşık 4 buçuk yaşına gelinceye kadar üstünde örtü tutmadığını tecrübeyle sabitlemiş bulunuyorum. Deniz’e 2 yaşını geçinceye kadar kışları uyku tulumu giydirirdim; şimdi aynısını Derin’le de yapıyorum. Daha büyüdüğü ve üzerine göre uyku tulumu bulunamayan ya da gece tuvalete kalmaktan ötürü tulum giydirmenin pratik olmadığı- durumlarda ise geceleri üstünü örtülü tutma sorununu, gecede en az 3-4 defa kalkarak çözmüştüm. Kısacası benim bu konudaki naçizane görüşüm, mümkün olduğunca geç yaşa kadar tulumla yatırmak yönünde.

Evde yelek giydirilmeli mi? – Yelek giy(dir)me alışkanlığı, çocukluğunda kombiyle büyümemiş neslim annelerine, onların anneleri ya da anneanneleri tarafından öğretilen bir uygulamadır. Sabah kalkıldığında sobanın henüz yanmamış, kapıcının uyanmayıp kalorifer kazanını yakmamış olmasından dolayı sıcacık yorgandan buz gibi odaya uyanmanın verdiği üşüme hissi, genellikle sabahlık benzeri bir takviyeyle giderilir. Küçük çocukların evin içinde röp de şambr’la gezmeleri uygulamada pek de mümkün olmadığından yelek ya da süveter tarzı kıyafetler bu sorunu çözer. Giydirmek şart mıdır? Bu, her annenin karar vermesi gereken kişisel bir sorudur. Nitekim, ben üşümeyi hiç sevmeyen bir insan olarak çocuklarımın da rahatsız olacaklarını tahmin ettiğimden havanın kalorifer yakacak kadar soğuduğu dönemde kalktıklarında üstlerine yelek illa ki giydiririm.

Vitamin takviyesi yapmalı mı? – Bu da oldukça kafa karıştırıcı bir sorudur. Piyasada bağışıklık sistemini güçlendirici birçok ilaç, direnci arttırıcı doğal kürler, çocukların severek tüketmesi için jelibon şeklinde vitaminler satılmaktadır. Bunlar şart mıdır? Tartışılır. Geçen kış Deniz’e şu jelibonlu vitaminlerden almıştık. Ve fakat geçen kış hastalık bizim evimizden eksik olmamıştı. Bu, vitaminlerin hiçbir işe yaramadığına mı işaret, yoksa vitamin almasaydı daha da mı beter olacaktı bilmiyorum. Bu sene bu vitaminleri tekrarlamayı düşünmüyordum ki Doğan bıdı bıdı etmeye başladı. Sanırım yine alacağız. Bana kalsa bildiğin portakal suyuna yüklenirim. (Daha doğrusu mandalina suyuna, portakal henüz çıkmadı; olanlar da geçen senenin portakalı – tadı güzel değil.)

Çocuk banyolu dışarı çıkarılır mı? – Birkaç hafta önce, havanın serinlemeye yüz tuttuğu, akşamüstleri gölgede üzerine bir şey almadan oturmak istemediğin günlerden birinde parkta otururken annelerden biri, güneşin binanın arkasına kaçmasıyla birlikte “Biz eve dönelim, sabah banyo yaptırmıştım kıza, üşütmesin” dedi. Sabah yapılan banyo akşamüzeri nasıl hasta eder, anlamadım. Hatta banyo yapmak insanı nasıl hasta eder, onu anlayabilmiş değilim. Havanın sıfırın altında gezdiği rüzgârlı bir kış gününde ıslak saçla dışarı çıkmıyorsan, banyodan sonra saçını kurutmuş, tedbirli bir kıyafet giyinip sokağa öyle çıkmışsan neden hasta olasın? Yok, ben buna katılmıyorum.

Yukarıda en çok merak edildiğini düşündüğüm soruları kendimce yanıtladım. “Kendimce” kelimesinin altını çizmek isterim. “Tecrübelice sayılabilecek anne” kimliğimden başka bir kimliğim yoktur; doktorluğum, uzmanlığım hiç yoktur.

***

Bu yazı ilk olarak Mahmure.com’da yayınlanmıştır. 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *