24 Yorum

İnsanları değil, sistemi değiştirelim

Aşağıdaki yazı, BlogcuAnne.com okurlarından ÇokBilmiş tarafından kaleme alındı.

***

Bu yazıyı yazmama neden olan habere ilişkin olarak Blogcu Anne “Ben 13 Yaşındayken” isimli bir yazı yazmıştı. Olayın ayrıntılarına girip kimsenin içini bulandırmak istemiyorum. Ayrıca olayla ilgili arama yapan birinin bu sayfaya yönlenmesini de istemiyorum.  Bu yazıyı yazış nedenim: Her olayın iki yönü olduğuna, toplumsal akışa kapılıp linç etme girişiminde bulunmanın sağlıklı olmadığına ve her şerde bir hayır vardır düsturundan hareketle, her kötü olaydan bir iyilik doğabileceğine olan inancımdır.

Ben bir hukukçu olarak ne yazık ki o kararı veren hâkimleri ve onayan Yargıtay hâkimlerini (kendi içlerinde) haklı buluyor ve hatta bu öfke nöbetlerine muhatap oldukları için onlar adına çok üzülüyorum (ben de bir kız çocuğu annesiyim). Nedenini anlatmaya çalışayım:

  1. Sadece haberlerden okuduğum kadarıyla anladığım olayda bir kız çocuğu pazarlanıyor. Ve süreç içerisinde toplam 26 kişiyle (bence çok daha fazladır ya, ispatlanabilenler bunlar) cinsel ilişki kurmaya zorlanıyor.
  2. Ceza kanunumuzda tecavüz diye bir suç var. Bu suçun oluşabilmesi için erkeğin kadını (veya başka bir erkeği) zor kullanarak, rızası hilafına cinsel ilişkiye zorlaması lazım. İşte “kızın rızası var” dedikleri aslında bu. Yani olayda erkekler 26’sı birden birleşip, kızın ellerini kollarını bağlayıp cinsel ilişki kurmamışlar. 2 kadına para vermişler, onlar da kızı getirmişler. Hukukumuzda cinsel ilişki ne demek bilmeyen bir çocuğu şekerle kandırıp ilişki kurmak başka, tıbben ergen olmuş ama hukuken çocuk sayılan 15 yaşında bir çocuğa para teklif etmek farklı statülerde görülmektedir (Her ikisi de iğrenç suçlar ama cezaları farklı).
  3. Bir kadınla birlikte olan bir erkeğin kadının nüfus kağıdını görmek istemesini beklemek saçma zaten. Kızın görünüşünden henüz çocuk olduğu anlaşılıyordur muhakkak. Ama kanunen, para karşılığı birlikte olan adam kendisine pazarlanan kişinin kimliğini incelemek zorunda değil. Kanunumuzda reşit olmayan çocukla cinsel ilişki kurma suçu diye bir suç yok.
  4. Dolayısıyla bu olayda tecavüz yok. Zira zorlama yok. Adamlara verilebilecek ceza, tecavüz cezası olmayacağından insanların yüreklerine su serpecek bir ceza olmuyor.
  5. Pazarlayan kadınlara verilen cezanın ise o kişilerin kadın olmasıyla bir ilgisi yok. Pazarlayanlar erkek de olsalar aynı ağır cezayı alacaklardı. Çünkü küçük yaşta çocuğu fuhşa alet etmek ağır cezası olan bir suçtur.
  6. Birisi Blogcu Anne’nin yazısına yaptığı bir yorumda ne güzel demiş: Hepimiz bu olaydan bu kadar etkilendik de bu kararı veren hâkimler insan değil mi? Elbette insanlar, elbette onların da aileleri var. Hadi ilk kararı veren yerel mahkeme hakimi rüşvetçi, korkak, vicdansız ve ahlaksız diyelim, kararı onayan Yargıtay Dairesinin 7 üyesi de mi ahlaksız? Hayır elbette. Şeriat hukuku ve Anglo-Amerikan hukuku uygulanan ülkeler dışında (Dünya’nın geri kalan %90 ülkesinde) Kara Avrupası Hukuku uygulanır. Bizim ülkemizde de geçerli olan Kara Avrupası hukuk sistemine göre hâkim kafasına göre suç belirleyemez, vicdani kanaatine göre ceza veremez. Yani ancak kanunda yazılan cezalar verilebilir. Karşınızdaki suçlunun kanunda yazan cezadan daha fazlasını hak ettiğini düşünseniz bile veremezsiniz (ya da baklava çalan çocuklarda olduğu gibi hiç cezayı hak etmediğini düşünseniz bile beraat ettiremezsiniz). Avrupa hukuku Amerika hukukundan farklıdır. Öyle Amerikan filmlerinde olduğu gibi “Seni idama mahkum ettim” diyemez hâkim. Bizim hâkimimiz önündeki ceza kanununda ne kadar ceza öngörülmüşse onu vermek zorundadır. Ne daha azına ne de daha fazlasına karar veremez.

Şimdi beni çıldırtan nokta ise şu: Bu olay halkta infial yarattı. Belli ki kanun hatalı ve değişmesi lazım. Bu durumda yürütme organı yani TBMM yani milletvekilleri ellerini taşın altına sokup “Hata bizim. Kanunu değiştirmemiz gerektiğini olay olmadan öngörememişiz. Şimdi bu olay sonuçlandı ve kararın değişmesi mümkün değil (çünkü kanun değişse bile, suçlulara suç işledikleri anda yürürlükte olan kanun uygulanır). Ama bu tür olaylar daha sonra olmasın diye gerekli kanun değişikliğini yapacağız” demiyorlar (Adalet Bakanını tenzih ediyorum). Tam tersine, kanunları değiştireceklerine, bu olayı insanların Yargı’ya diş bilemelerine imkân sağlayacak bir malzeme olarak görüyor ve hep birlikte yargıyı suçluyorlar. Asıl bu insanların aileleri yok mu? Hiç utanmaları yok mu? Böyle iğrenç bir olayı yargıyı yıpratmak için kullanmak yerine hemen kanunu değiştirsen de bu tür olayların önüne geçsen olmaz mı? Sıranın senin çocuğuna, benim çocuğuma, komşunun çocuğuna gelmesini mi bekliyorsun? Üstelik kimse de “Ben sıradan vatandaşım, istediğimi suçlarım. Sen koskoca yürütme organısın, kanunu değiştirme yetkin varken, önündeki kanunu uygulayan hakimi neden suçluyorsun?” demiyor.

Üstelik haberlerde bu kararı veren hâkimlerin (hem yerel hem de Yargıtay hâkimlerinin) isimleri ve hatta fotoğrafları deşifre edildi. Bu adamlar sadece önlerindeki yasayı uyguladılar. Ve eminim içleri kan ağlıyordur. Birisi bu adamları yolda çevirip alınlarından vursa, kimse vicdan azabı çekmeyecek mi? Siyasilerin günah keçisi mi bu insanlar?

Bu noktada merak edilen birkaç soruyu da yanıtlamak isterim:

  • Bu olaya bu 8 hâkim değil de başka hâkimler baksaydı sonuç farklı olur muydu?
    Olamazdı. Şöyle örnek vermek isterim: Türk kamyon şoförleri sınırlarımız içerisinde pek çok kazaya karışırlar. Direksiyon başında uyuyakalır, yanlış solama yapar, aşırı hızdan viraj alamazlar. Aynı şoförler Almanya sınırına girdikten sonra hiçbir trafik hatası yapmazlar. Demek ki sorun insanlarda değil, sistemde. O kamyonun şoförünü değiştirsen ne olur? Yeni gelen de aynı hataları yapar.
  • Bu dava nasıl sonuçlandı? Hepimiz birden bastırsak, kararı değiştirebilir miyiz?
    8 sanıktan 2’sinin adresleri Mardin Emniyet Müdürlüğü’nce 7 sene boyunca bulunamamış. Bu nedenle ceza almamışlar. Geriye kalan 26 kişi iyi hal indirimi ile birlikte ortalama 4er yıl ceza almışlar. Memur olanlar, ömür boyu memuriyetten men cezası almışlar (İçlerinde bir de ortaöğretim öğretmeni olduğunu düşününce…). Küçük kızı pazarlayan kadınlar ise 9 yıla mahkûm edilmişler. Bu karar Yargıtay tarafından da onanmış. Şimdi ancak Yargıtay Başsavcılığı’nın müracaatıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda davanın dosya üzerinde tekrar görüşülmesi sağlanabilir. Belki ancak üst sınırdan ceza verilebilir. O da 4 sene yerine 5 sene olur.
  • Olaydaki küçük kız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidebilir mi?
    Yargıtay’dan gelen karar kesinleştikten sonra elbette gidebilir. Ancak kanunumuzda yazan cezalar belli olduğundan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden de farklı yönde bir karar çıkacağını zannetmiyorum. Ayrıca ne yazık ki çıkan karara üzülen insanların hiçbirinin N.Ç.’ye bu konuda yardım edeceklerini de zannetmiyorum. Elimizi vicdanımıza koyalım: Bu davaya verdiğimiz tepkiler tamamen “Ya bizim de başımıza gelirse…” düşüncesinden doğmaktadır. Eminim ki N.Ç. gelip içimizden birinden iş istese “Böyle bir çocuğa iş vermek başımı belaya sokar” der ve hiçbirimiz yardımcı olmayız. Kaçımız bu olaydan sonra istismara uğrayan çocuklar yararına kullanılmak üzere Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağışta bulunduk ya da gönüllü çalışmak üzere başvurduk?

Bu olayda benim vicdanımı rahatsız eden tek husus verilen cezaların alt sınırdan verilmiş olması ve mahkemeye saygılı davranılması nedeniyle takdiri indirim uygulanmış olmasıdır. Gerçi Yargıtay verilen cezaların yarı oranında arttırılması gerektiğine hükmetti ama iyi hal indirimi verilmiş olması bile yeterince rahatsız edici benim açımdan. Ayrıca bence önemli olan bu kararın nasıl oluştuğu değil, neden bu şekilde verildiğidir. Türkiye çocuk pornografisinde google araması yapan ülkelerin arasında başı çekiyor. Travestilerin sayısı artıyor ve çalışacak iş bulamadıkça sokaklara dökülüyorlar. Kadına karşı şiddetin dozu ve miktarı her geçen gün artıyor. Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporlar her gün yen bir skandala imza atıyor. Yargıtay Kurulları’nda milyonlarca incelenmesi gereken dosya var ve Kurullar her bir dosya için ancak 2 dakika (tetkik hâkimi inceledikten sonra, kurul değerlendirmesi için) ayırabiliyorlar. Bizimle aynı nüfusa sahip ülkelerdeki hâkim ve savcı sayısı, bizim ülkemizdekinden kat kat fazla. Adalet Bakanlığı’na ayrılan bütçe ortada… Bu kararı tek başına yargılamak, genel olarak sorunlarımızı çözmez, sistemi düzeltmez.

Umuyorum ki bu gibi kararlar tetikleyici olsun, insanlar kararları veren hâkimleri suçlamak yerine hukuk sistemimizde bir aksaklık olduğunu fark etsin ve toplu olarak bu sistemi değiştirmek için ellerimizi taşın altına sokalım.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

24 yorum

  1. Okur okumaz hemen çevremdeki insanlarla paylaşma ihtiyacı hissettim.
    gerçekten düşündürücü, bilgi verici ve gerçekleri sağduyu ile anlamayı sağlayacak bir yazı…yazanın ellerine sağlık, yayınlayana da teşekkürler…Durup düşünülesi…
    Yeniden teşekkürler ÇokBilmiş ve Blogcuanne…
    Sorunun temeline parmak basmış. Mümkünse bulunduğum tüm sosyalmedya ağlarında paylaşmak için izin istiyorum…facebook, twitter…ne kadar çok kişi okursa o kadar faydası olur düşüncesindeyim.

  2. Elif,

    Evet, sistem insanlardan daha onemli. Ancak bu kanun zaten 2005 yilinda degistirilmisti; fakat suc 2003 yilinda islendigi icin, eski kanun kapsaminda incelenmek zorunda kalinmisti diye biliyorum. Su andaki kanunlarimiz 15 yas altinda bir cinsel iliskiyi rizaya bakmaksizin taciz ve tecavuz kabul ediyor. 2005 yili sonrasinda islenmis benzer suclar yeni kanun kapsaminda yargilanacak.

    Yalniz bu hakimleri aklamiyor. Bu cocuk, cinsel iliskiye zorlandigi icin fiziksel zarar gormus ve birkac ameliyat gecirmis. Yani ortada rizasiz iliski oldugu kesin (rizayi nasil tanimlarsak tanimlayalim). Elinde rapor var. Hakimlerin riza oldugu yonundeki karari bu yuzden anlasilmaz ve pek cok avukat da bu karari elestirdigine gore, ben hakimlerin elinin kolunun bu derece bagli olduguna inanmiyorum. Hakimlerin cogu kadin olsaydi, bu kararin cikmayacagina da eminim. Bu benim gorusum.

    Ben N.C.’ye is vermekte sakinca gormem; ama goren varsa, bu sorunun sadece sistemde degil, hala daha tecavuz edeni degil, tecavuze ugrayani yargilayan bir toplumumuz oldugundandir. Geleneksel toplumlarda ahlakin gelismis oldugu, bunun modernlesmeyle bozuldugu tamamen yalan. Geleneksel toplum erkegin egemen oldugu kapali toplumdur ve kapali toplumlarda her turlu ahlaksizlik kapali kapilar ardinda yasanir. Su anda demokratiklesmekte oldugumuz icin bu olaylari tek tuk de olsa gormeye basladik.

    Asil sorun aile icinde yasanan tecavuzler. Cocuklarin buyuk cogu, bir yabanci tarafindan degil, bir aile uyesi tarafindan taciz ve tecavuze ugramakta. Bunlara en yakin akrabalari dahil. Umarim bu sorunu gormezden gelmeyi birakiriz. Benim kayinvalidem Almanya’da lise goretmeniydi ve tecize ugrayan cocuklari cinsel egitim dersinde kolayca tespit edebiliyordu. Tabii bu basini aileyle derde sokuyordu (ki ogrencilerinin yuksek bir orani Turk’tu). Turkiye’de bu donanimda bir hoca olmadigi gibi, bir cinsel egitim dersi de yok. Cocuklar tacize ugradiklarinda, kendilerini sucluyor ve utaniyorlar.

    • Blogcu Anneye yazının devamına Aysuda’nın 2005 te yapılan kanun değişikliği ve suç 2003 yılında işlendiği için eski kanunun daha lehe olmasi nedeni ile eski kanuna göre ceza verildiği bilgisinin eklemesini öneriyorum.

      • Halimea, bu yazı ÇokBilmiş’in hazırladığı bir yazıydı. Ona ekleme yapmam doğru olmaz. Aysuda ayrıca yazmak isterse seve seve yayınlarım.

      • İlk gönderdiğim taslak yazıda bu hususa değinmiştim ama fazla teknik bir yazı olduğunu düşünerek kaldırdık sonradan. İsterseniz teknik ayrıntıları yazabilirim ama yazının ana fikrini değiştirmeyecektir.

    • Evet, bu olayda eski kanun maddesine göre yargılama yapıldı. Olaya uygulanan maddede ceza 5-10 yıl arasındaydı ve asgari ceza verildi, yani 5 yıl. Yeni maddeye göre ceza 8-15 yıl arasında. Böyle bir olayda yeni madde kapsamında yargılama yapılsaydı suçlular 8 yıl ceza alacaklardır. Suçlular 5 yıl yerine 8 yıl ceza alsalar ne değişir ki? Kanunlara her olaydan sonra yeni yamalar yapılarak sistemi toparlamak mümkün olamıyor ne yazık ki…

      Ayrıca evet artık 15 yaşından küçüklerle cinsel ilişkiye girmek suç sayılıyor yeni kanuna göre. Ancak kanun koyucu 15 yaşında küçükle ilişkiye giren kişinin ergin olması gerektiğini öngörmedi. Dolayısıyla 16 yaşındaki oğlunuz henüz 15 yaşını doldurmamış kız arkadaşı ile ilişkiye girerse tecavüz suçundan yargılanabilir. Adli sicil kaydına “tecavüzcü” ibaresi düşülür, ömür boyu kamuda görev alamaz, 8 sene de hapiste yatar. Yarın öbür gün böyle bir olay olup gazetelere düştüğünde de gene hakimler topa konulur. Tekrar etmek isterim ki bu türlü bir kanun yapma mantığı ile sağlıklı bir hukuk düzeni oluşturulamaz.

  3. Gerçekten bu olaya başka bir çerçeveden bakmamızı sağlayan ÇokBilmiş e ve Blogcu anne ye teşekkür ederim. Sahi hep aynı hatalrı yapıyoruz değil mi, hep olaylara kendi gözlüklerimizle bakıp, değerlendiriyoruz. Oysa bakınca ne çok eksik bilgilerle yorum yaptığımızı görüyorum. Çok doğru tespitler… Sistem sistem diyoruz, hiçbişeyin değiştiği yok. Bu kadar zor mu bu sistemin değişmesi. her konuda bu böyle. Ama işlerine gelenleri nasıl da değiştiriveriyorlar hemen. Of gene sinirlendim ya.

  4. Tüm sorunlarımızın sistem kaynaklı olduğunu bende düşünüyorum… Bu olayda adalet sisteminin elinin kolunun bağlı olması 13 yaşında ki bir çocuk için hiç bir şey yapılamamış olması gerçekten çok kötü… Realite de gerçekten adil kararın çıkması için yapılabilecek bir yol yok muydu? yada vardı da sistem bir yerlerde mi tıkandı?

    Benim bilgim bu soruların cevabını vermeye yetmiyor ama şundan kesinlikle eminim ki bu ülkede adaletten eğitime, sağlığa kadar hiç bir sistem düzgün çalışmıyor… Sistem yerini sistemsizliğe bırakmış durumda. Tam tersine yapılan her yeni yama işlemeyen sistemin daha da işlememesini sağlıyor sanki… Yama oluyor …

    İşlemeyen sistem içinde olduğun zaman doğru insanın, yanlış yapmasını sağlıyor… çoook düşünmek lazım..çalışmak lazım… çok bilmiş haklı taşın altına elimizi koymamız lazım..

  5. Çok faydalı bir paylaşım olmuş. Ben de pek çoğu gibi suçladım o kararı veren hakimleri lakin ne avukatım ne siyasetçi. Dahası bu yazıya kadar hiçbir yerde okumadım yargının böyle gerektirdiğini. Evet çokca tartışıldı kanunların değiştirilmesi gerektiği fakat hiç söylenmedi ‘rızasıyla birlikte olmak’ ile hukuki olarak ne denmek istendiği. Ve fatura hukukçulara kesildi pek tabi. Şimdi durum daha bir üzücü sanki. Çok Bilmiş’e teşekkürler bizi aydınlattığı için ve tabi Elif sana yayınladığın için.

  6. Ugurcan Turkdogan

    Ben de boyle dusunuyordum hel ama hic boyle dusundugumu belirtemedim arkadaslarima tepki alirim diye bu dusunce baskisini hic sevmiyorum.

  7. Çok bilmiş, her zamanki gibi son derece aydınlatıcı bir yazı olmuş. Gazetelerden okuduğumuz kadarıyla, ben de herkes gibi kararı veren herkesi sorguluyordum, ancak yazınız sayesinde olayları daha net görebildiğimizi düşünüyorum.
    Basınımızda hedef gösterme sonsuzluktan beri uygulanır, nice insanların sonunu getirdiler evlerine kadar göstererek, her kesimden basın maalesef bunu hep yapıyor.

    • O yazıyı yazan avukat hanım ne dava dosyasını görmüş, ne tam 34 sayfa tutan gerekçelii kararı okumuş ne de suçluların hangi madde kapsamında yargılandığını biliyor. Hepimiz gibi basından takip ettip anlayabildiği kadarıyla bir yazı kaleme almış. Hakimleri yargılamak için uygun bir yazı olduğunu düşünmüyorum.

  8. sebepler ne ve suçlular kim olursa olsun, sonuç değişmedi. güven sarsıldı. hem sisteme hem de hukuka…

    çok açık ifade etmem gerekirse bu tarz olaylarda ilk başvurulan merciinin mahkemeler olacağını ben artık zannetmiyorum. çocuklarımıza zarer veren adam 4 yıl yatıp çıkacağına, o adamı öldürüp 20 yıl yatmak daha cazip gelebilir bazı kesindeki insanlara. bu karar bence insanlara bunu düşündürttü. zaten töre cinayetleri buna en güzel örnek.

    sistem bence de değişmeli… hükümetten bazı bakanlara bununla alakalı mailler attık karar sonrası, dilekçeler yolladık ben ve benim gibi annelerden oluşan bir grup kadın. hiçbirinden geri dönüş olmadı. ben umutsuzum.

    • Bu olayı bırakın, benim bir hukukçu olarak tepkim şöyle: “Eğer bir gün eşim uyuşturucu bağımlısı filan olur da beni tehdit ederse, hiç polise filan gitmedne doğrudan gidip kendime bir silah satın alacağım.”

      Küçük çocukların taciz edilmesi, kadına şiddet uygulanması, namus cinayetleri, pe.dofil sayısındaki artış… Bence birbirinden ayrı durumlar değil. İçinde bulunduğumuz durumu açıkça görüp toplu halde değişiklik yapmamız lazım. Tek tek kanun maddelerini değiştirmekle toplumun vicdanını rahatlatamayız.

      Bu olayda suçlular kaç yıl ceza alsalardı “Hak yerini bulmuş” diyebilecektiniz?

  9. bu yüzden hukukçu olan eşimin hakim olmasını istemiyorum. sistem hatalı. hatalı sistemde verdiğin kararın vicdan azabıyla yaşamak her insana ağır gelir. hatırlarsanız ismini şuan söylemek istemediğim bir yazarın davasından sonra adli tıp kurmundan istifalar olmuştu. istifa edenler bu sefer doktordu. sebebleri ise bu olayların içinde olduklarından dolayı kendi ailelerinden kızlarından utandıkları içindi. sistem kökten değişmeli. elbette herkes sistemi eleştirebilir. fakat bu ülkede her yapılan hiç düşünülmeden, her yönüyle incelenmeden, bir çözüm yolu üretilmeden acımasızca -yalnızca- eleştirildiği ve çözüm sürecine katılınmadığı sürece bir arpa boyu yol katedilemez bence.

  10. benim yazdığım yazıyı yorum bırakanlardan gözde paylaşmış.
    http://www.alternatifanne.com/index.php?option=com_content&view=article&id=3029:nc-kararnda-suclu-eski-ceza-kanunu-muydu&catid=721:haklarmz&Itemid=22

    evet ben farklı düşünüyorum. bence kötü kanun yok kötü uygulayıcılar var. bu yazımda da hakimlerin eski kanunu uygulasalarda hangi maddelere dayanarak yüksek cezalar verebileceğini tek tek belirttim.

    ceza kanunu ve bu maddeler hakime yorum imkanı bırakıyordu ancak hakimler olayı farklı yorumlamayı tercih ettiler. ancak ben hakimleri de suçlamıyorum. bu karar bu toplumda kadına ve cinsel suçlara bakışın tam bir yansıması bence. dekolteye tecavüz tartışalı daha bir yıl olmadı. bir bakan çıktı flört fahişeliktir dedi. hayat kadınlara tecavüz de indirim yapan bir maddemiz vardı bizim, madde kalktı ama hala hayat kadınına tecavüz eden az ceza alıyor. erkek arkadaşının evine giden kadının tecavüzü hak ettiği düşünülüyor. sadece hakimler değil, birçok insan böyle düşünüyor. Sonuçta da bu kararlar kaçınılmaz oluyor.

    her olay ve duruma özgü çok ayrıntılı kanunlar düzenlenemez, her olayın koşulları farklı olabileceğinden cezalarda alt ve üst sınırlar, hafifletici sebepler olacaktır ve bunları hakim yorumlayacaktır. bu yüzden de önce herkesin silkelenip kendine bakması ve toplumdaki bu anlayışın değişmesi gerekir bence.

    • Nazan Hanım, sizin “cezaları bu maddelete dayanarak yükseltebilirlerdi” dediğiniz maddeler ne yazık ki olaya uygulanması mümkün olmayan maddeler. Bence o yazınız çok aceleye gelmiş, yeterli ön araştırma yapamamışsınız. Ayrıca siz bir hukukçu olarak bu kararı veren ceza mahkemesi heyetindeki 3 hakimi, yargıtaydaki tetkik hakimini ve yargıtay ceza dairesindeki 5 hakimi “olayı yanlış yorumlamakla” itham ederken, dosyayı veya kararı görmeye gerek duymazken; hukukla ilgisi olmayan insanların doğrudan hakimleri “suçlamaları”nı ben çok doğal karşılıyorum.

      Ama herkesin silkinip kendisine gelmesi gerektiği ve toplumdaki kadın, çocuk ve diğer fiziksel olarak dezavantajlı gruplara ilşkin anlayışın değişmesi gerektiği fikrinde sizinle hemfikirim.

  11. Yazinin hukuki kismina yorum getirecek kadar bilgi ve egitim sahibi degilim. Ancak yazinin iceriginden sonuca ve basliga yansiyan yargiya katilmiyorum. Bence sistemi degistirecek olan insanlar oldugu icin, en basta insanlari degistirmek lazim. Nereden tutup nereden baslamali bilmiyorum ama hersey toplumun kendisinde basliyor, kendisinde bitiyor.

    • Yıllardır yazılarını takip ettiğim bir blog yazarı olarak düşüncülerinizi de çok takdir ediyorum. Ama işte bu noktada ayrışmışız demek ki…

      Bence insanları değiştirmeye kalkarsanız en az 3 nesil beklemeniz lazım yeterli değişimi sağlamak için. Sonucun da garantisi yok üstelik…

      Oetada bir sorun varsa dört koldan soruna saldırmalıyız bence: Kanunlar değişmeli, sadece konu ile doğrudan ilgili kanunlar değil feodal düzeninin işine gelen her türlü kanun değişmeli, sivil toplum örgütleri değişime öncülük etmeli, basın yayın organları ile bakış açısı değişikliği yaratılmalı, basın yayın organlarındaki haberlerin veriliş şekli ve üzerlerinde yoğunlaşılan haberlerin nitelikleri bile tartışma konusu olmalı, toplumsal olarak topyekün ayaklanmalı ve harekete geçmeliyiz. Yoksa böyle oturduğumuz yerden blog yazısı yazıp, tweet atıp, bir drama dokunmuş olan herkesi lanetliyerek hiçbir sonucu değiştiremeyiz. Kendi kendimize bağırıp çağırıp rahatlarız.

      Ama tümden sistemi değiştiremeye çalışarak, ama tek tek insanları eğitmeye çalışarak; sonuç olarak bir yerden başlamalıyız.

      Not: Mesela bugün Hillary Clinton’ın danışmanlarından biri “Kadına karşı şiddet, batının size bakışını olumsuz etkiler” demiş. Ölen ve şiddete uğrayan kadınlarımız, küçük kız çocuklarımız hükümetimizi, devletimizi harekete geçiremedi ama danışmanın sözleri etkili olur bakarsınız. Çünkü bizim ülkemizde Avrupa veya Amerika talep etmedikçe hiçbir değişiklik kendiliğinden olmuyor ne yazık ki…

  12. merhaba çok bilmiş hanım,

    siz kararı inceleme imkanı bulabildiniz mi acaba? bu tür kararlara ulaşmak çok kolay olmuyor, eğer elinizde var ise bana göndermeniz mümkün olabilir mi acaba?

    N.Ç.’nin avukatı olan Reyhan Hanım ile yapılan görüşmelerde, bu yazımda yazdığım maddeler dile getirimişti, yani N.Ç.’nin kendi avukatı da “sizin olaya uygulanması mümkün değil dediğiniz” maddelerin uygulanması gerektiğini belirtmişti. Ben de maddeleri incelediğimde N.Ç.’nin avukatına hak verdim.

    Ayrıca o saydığınız yargıtay hakimleri cezaları neden alt sınırdan verdklerini yani bunu onadıklarını açıkladılar mı acaba? olaya uygulanan kanun maddesinde en az 5 yıl diyordu. öyleyse neden “en az ceza” uygulandı? bunun sorumlusu kanun maddesi mi yani sistem mi? yoksa maddedeki cezayı en alt sınırdan uygulamayı seçen hakimler mi, yani insan faktörü mü?

  13. Merhaba Nazan Hanım,

    Elimde karar metni olsaydı seve seve size gönderirdim, ama ne yazık ki yok. Fakat benim prensiplerime göre eğer o kararı veren hakimi görevini iyi yapmamak, 12 yaşındaki bir kız çocuğunun öznesi olduğu bir davada vicdana ve adalete aykırı karar vermek ve benzeri şekillerde itham edecek olsaydım, muhakkak kararı bulup okurdum.

    Şöyle izah edeyim: Mesela ben bu davayı okuduğumda taciz edilmekten ölesiye korkan bir kadın ve 2 yaşında bir kız çocuğu annesi olarak : “Bu varlıklar insan olamaz, ruh hastası bunlar.” dedim, çevremdeki herkesle de bu görüşlerimi paylaştım. Ama eğer bir psikiyatrist olsaydım ve kamuya açık bir alanda psikiyatrist olduğumu beyan ederek açıklama yapıyor olsaydım bu kadar rahat “Ruh hastası, sapık bu insanlar.” diyemezdim. En azından öncelikle o insanları bir vaka olarak incelemem gerektiğini düşünürdüm. Zaten dikkat edin bütün bu olaylar tartışılırken hiçbir psikolog ya da psikiyatrist ortaya çıkıp da “Bunun adı pe.dofilidir” demedi.

    Reyhan Yalçındağ Baydemir’in gazetelere verdii beyanatları ben de okudum. Ancak kendisinin o davanın avukatı olduğuna emin olamadım. Zira basından takip edebildiğim kadarıyla davayı SHÇEK avukatları takip ettiler: http://haber.mynet.com/ha-gayret-1-ayiniz-kaldi-508630-foto-analiz-3
    Hatta mahkeme dava esnasında N.Ç. 18 yaşını doldurduğu için SHÇEK avukatlarının yaptığı temyiz başvurusunu geçersiz saydı: http://tr-tr.facebook.com/notes/agnostisizm/mardinde-13-ya%C5%9F%C4%B1nda-iken-26-erke%C4%9Fin-tecav%C3%BCz%C3%BCne-u%C4%9Frayan-n%C3%A7-ye-bir-de-devlet-tecav/293563210668547?ref=nf
    Reyhan Hanım’ın, tüm bu süreçte, davaya neresinden dahil olduğunu tam olarak anlayamadım ben.

    Ayrıca N.Ç. gazetelere verdiği ropörtajlarda kendisine karşı zor kullanıldığını, dövüldüğünü beyan etmiş: http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=14647
    Ama hakim karşısındaki ifadesinde kendisine karşı hiçbir şiddet kullanılmadığını, hatta kendisinin aracı kadınlar olmadan dahi erkeklerle anlaştığını beyan etmiş: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/printnews.aspx?DocID=156026
    Eğer doğru düzgün bir avukatlık desteği alabilmiş olsaydı ifadesinin gazetelere verdiğine yakın olması gerekirdi diye düşünüyorum.

    Diğer sorduğunuz soruya gelince: Evet, Yargıtay hakimleri cezayı neden alt sınırdan verdiklerini açıkladılar: Bildiğiniz gibi ceza hukukuna göre 12–15 yaş arası, 15–18 yaş arası ve 18 yaş üzeri ayrı ayrı düzenlenmiştir. Yani 12 yaşında bir çocuk hem tıbben hem de hukuken çocuk sayılır. Ancak 15–18 yaş arasında çocuk, hukuken çocuk da sayılsa biyolojik olarak ergen sayılmaktadır. Yargıtay da yaptığı açıklamada “Gerekçe olarak suçun işleniş şekline, mağdurenin hemen hemen bütün olaylarda kendi isteğiyle gitmiş olmasına ve 15 yaşına çok yakın olması nedeniyle asgari hadden hüküm kurdu” dedi.

    Bakın, yanlış anlaşılma olmasın. Ben de bu davanın işleyiş şeklini ve sonunda ortaya çıkan kararı eleştiriyorum. Ancak eleştirilerimi kararı veren 8 hakimin şahsına yönlendirmemeye dikkat ediyorum. N.Ç. ile yakından ilgilenen ve gönüllü çalışmaları nedneiyle çok saygı duyduğum Eren Keskin de durumu aynı şekilde ifade etmeye çalışmış: http://baskahaber.blogspot.com/2011/11/eren-keskin-ncnin-davas-kesinlikle.html
    “Bence bu dava konuşulacaksa sistemle birlikte konuşulması gerekir. Bu kesinlikle politik bir davadır. ”

    Tartışalım, tartışmayalım demiyorum. Ama kendimi N.Ç.’nin yerine koyarak irkildiğim gibi adı sanı gazetelerde boy boy yer alan 3 çocuk babası Yargıtay 14. Ceza Dairesi başkanının ve çocuklarının da yerine koyuyorum. O noktadan görüğüm manzara da hoşuma gitmiyor.

    Ayrıca belirtmek isterim ki insan faktörü her yerde aynı: Amerika’da 11 yaşnda bir çocuğu kaçıran karı kocaın haberi vardı hatırlarsınız belki. 18 yıl çocuğa tecavüz etmiş adam. Hatta çocuk ilk doğumunu 14 yaşında, ikincisini 17 yaşında zorla köle olarak tutulduğu evin bahçesinde adamla karısının nezaretinde yapmıştı. Adam 46 yıl, karısı da 36 yıl hapse mahkum olmuştu. Son okuduğum bir habere göre adam 10 yıl hapis yattıktan sonra kefaletle serbest kalmış: http://www.ihlassondakika.com/haber_ABDnin-NCsi-ile-sinavi-nasildi_418643.html

    Türban meselesi gibi konular aylarca yıllarca gündemi işgal edip tartışılırken kadının ezilmişliği, namus cinayetleri, töe korkusu, doğudaki kadın nüfusundaki yüksek intihar oranı gibi sorunlar hiç gündeme gelmezse, mahkemelerdeki dosya yığınlarıi adli tıp kurumunun işlemez olduğu gibi hususlar tartışılmazsa, bu gibi daha çok olaylarla karşılaşırız biz. Bu hakim gider, yenisi gelir, insan faktörünün sonu gelmez.