66 Yorum

Duygusal engelli zihniyet

Biraz içimi dökeceğim bu yazıda, uzun olacak.

Geçtiğimiz Cumartesi günü (3 Aralık) Dünya Engelliler Günü’ydü.

Varan 1: Doğan’ın Taksim’de bir toplantısı vardı o gün. Ben de çocukları alıp oraya gittim. Doğan’ın toplantısı uzadı, biz de Beyoğlu’nda yürü yürü, derken Deniz “Anne, şuraya girelim, daha önce babayla gitmiştik!” dedi. Ben de “Beyoğlu’na gelip de AVM’ye gitmem” dediğim, son model alışveriş merkezi İstiklal Demirören’e ilk adımımı atmış oldum böylece.

Girer girmez Deniz tuvalete girmek istedi. Giriş katındaki danışmaya sorduk. “Üst katların tümünde var efendim” dediler. Biz de üst kata çıkmak üzere asansöre yöneldik. Sayısını tam hatırlamıyorum ama sanırım toplamda 4 asansör var. Birinin önünde 3-4 tane 18-20 yaşlarında genç bekleşiyordu. Ben de çocuklarla (Deniz yanımda, Derin önümde pusetinde) beklerken yanıma tekerlekli sandalyede bir genç de geldi. Asansör geldiğinde o 4-5 genç çocuk hadi beni geçtim, yanımdaki tekerlekli sandalyedeki genci bir güzel görmezden gelerek, iki ayaklarının üzerinde pıtır pıtır yürüyerek asansöre bindiler ve hooop, çıktılar nereye çıkacaklardıysa artık. Bir sonraki asansör geldiğinde ben yanımdaki gence, o bana ikram ettik, en sonunda Deniz’in sıkıştığı aşikar olunca teşekkür ederek biz önden gittik.

Birinci kata çıktık ve tuvaletin yerini bulduk. Ancak tabii ki çok sıra vardı. Ve zaten biri pusette iki çocukla birlikte girebilmem mümkün değildi. Tam o sırada hemen yanındaki engelli tuvaletini gördük, ve önünde beklemeye başladık. Kapısı kilitliydi. Biraz bekledikten sonra giren çıkan olmadı, kapıya tıklattım, ama ses yok. Bekle Allah bekle, bir değişiklik yok. Deniz sıkışır, Derin huzursuzlanır, derken bir mağaza görevlisi geldi. Sultan’mış adı, çalıştığı mağaza bende saklı kalsın. Arkasında da AVM’nin temizlik görevlilerinden biri, elinde anahtarla engelli tuvaletinin kapısını açtı. Bizim Sultan içeriye girerken ben “Hey, hoooop, bi dakika… 10 dakikadır biz bekliyoruz” dedim. Sultan “Ama orası engelliler için…” dedi. Şaşırdım, “Mmmm, evet, aynen. Ve çok şükür sizin bir engeliniz yok gibi görünüyor?” dedim. “Ama burası anahtarla açılıyor, kem küm, gak guk” falan demeye başladı. “Kardeşim, burası engelli tuvaleti değil mi? Sizin ne işiniz var? Hem kapısı niye kilitli buranın?” diye elinde tuvaletin anahtarını tutan temizlik görevlisine yöneldim bu kez. Yine Sultan atladı: “Engelliler için. Bir de personel kullanıyor” dedi. Bak, büyük harflerle tekrar yazıyorum: “Engelliler için. BİR DE PERSONEL KULLANIYOR.”

Sultan engelli tuvaletine “peki benim neden girmeye çalıştığımı” sorguladı. Ben de önceliğin engellilerin olduğunu, ve fakat -dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi- çocuklu ailelerin de engelli tuvaletlerini kullanabildiğini, benim iki çocuk bir pusetle normal tuvalete sığamayacağımı ve çocuklarımı da o kalabalıkta dışarıda yalnız bırakmayacağımı anlatmaya başlamıştım ki bizim Sultan içeri giriverdi! Evet, oranın engelli tuvaleti olduğunu bile bile, benim biri altına yapmak üzere olan iki çocuğumla orada 10 dakikadır beklediğimi göre göre, kendi engelsiz, çocuksuz haliyle benim önüme geçti, ve tuvalete girdi.

İnanamadım. Yüzsüzlüğe, saygısızlığa, duyarsızlığa inanamadım. Çıktığında “Bravo size” dedim. O da yüzsüzlüğü bir başka boyuta taşıyarak “Teşekkür ederim” dedi ve çalıştığı mağazaya doğru yollandı.

Sinirden ellerim titreyerek içeri girdik. Deniz işini gördü, dışarı çıktık ve o katta gördüğüm güvenlik görevlisine yönetim ofisinin yerini sordum. Bilmediğini söyledi. Bir başka görevliye sordum, o da bilemedi. Danışmaya indim. Bana bir şikâyet formu doldurttular. Olayın üzerinden 3 gün geçti, hala arayan yok. Sizce olacak mı?

Sultan’ın hareketini yeterince terbiye ve görgü alamamış olmasına veriyorum. Sanırım 20-22 yaşlarında bir kızdı. Allah’tan tek dileğim çocuklarımın ileride böyle duyarsız, böyle saygısız insanlar olup çıkmaması. Yarın öbür gün çocuklarımdan biri bir başkasına böyle terbiyesizce davranırsa yaşına bakmam, adam oldu demem, vallahi tokatlarım. Bu yaşında yapmadım, o yaşında yaparım.

Sultan’ın terbiyesizliğini bir kenara bırakalım… Yeni yapılan son model bir alışveriş merkezinde engelliler tuvaletinin kilitli tutulması ne demek, Allah aşkına?! Danışmadaki görevlinin söylediği kadarıyla şu demekmiş: Engelli tuvaletinin kapısını kilitlemezlerse orayı herkes kullanıyormuş. Kilitleyerek bunun önüne geçmiş oluyorlar, doğru! Şimdi sadece İstiklal Demirören personeli kullanıyor! Bir de o kapıyı açtırması gerektiğini bilen ve o kalabalıkta görevliyi bulabilecek olan engelliler!

Evet, maalesef engelli vatandaşlarımıza gerekli saygıyı gösteren bir millet değiliz. Alışveriş merkezlerinde engelli tabelası olan park yerleri dolu oluyor hep, ve eminim ki çoğu kez engelsiz vatandaşlar tarafından işgal ediliyor. İstiklal Demirören yönetimi de bunun önüne geçmeye çalışarak böyle bir uygulamaya gitmiştir diye tahmin ediyorum. Ancak eğer niyet buysa o zaman ya oraya –en azından kalabalık günlerde- bir görevli dikilir, ya da kapıya bir yazı yazılır, ne bileyim bir telefon konur, bir şey yapılır ve engelli tuvaletini kullanmak isteyenlere bir yönlendirme yapılır. Yoksa süs niyetine engelli tuvaleti konulup mağaza personeline tahsis edilmez! Yuh!

Varan 2: Üç seneyi aşkındır Göktürk’te yaşıyoruz. Göktürk, İstanbul’un en yeni yerleşim birimlerinden biri. Biz taşındığımız üç senede de inanılmaz değişti. Bir sürü mağazalar açıldı, yeni yeni siteler yapıldı, sürekli apartmanlar dikiliyor. Sürekli bir değişim, bir yenilik, bir inşaat hali…

Şimdi zannedersiniz ki böyle yeni kurulan bir yaşam beldesinde her şey dört dörtlük olur. Ne bileyim, parklar olur, bahçeler olur. En azından yollar, kaldırımlar düzgün olur, değil mi? Yanıldınız. Memlekette doğru dürüst kaldırım yok. Olan kaldırımlar da ya ağaçlarla, ya arabalarla, ya da işte böyle elektrik direkleriyle falan dolu:

Son zamanlarda takıntı haline getirdiğim bir diğer nokta da, ben diyeyim 9 ay, sen de bir senelik bir sitemsi oluşum olan Göktürk Suites adlı binanın önündeki yürüyüş alanı. Şimdi bu Göktürk Suites çok yenice bir yer, altında da bir sürü mağazalar var:

Ben bazen bu mağazalara gidiyorum, ya da oradan şöyle bir geçiyor oluyorum. Gel gör ki, oradan “Şöyle bir geçmek” mümkün değil. Çünkü burayı inşa eden müteahhit öyle bir iş yapmış ki, iki ayağı üzerinde yürümeyen hiçbir insan oğlu mümkün değil geçemez.

Nasıl anlatsam bilmiyorum, ama şöyle ki dümdüz başlayan bir yol önce bir

Sonra iki, sonra üç basamağa dönüşüyor.

Ve o üç basamaktan inerken herhangi bir rampa olmadığı gibi, o basamakların boyları birbirinden farklı, ve fakat her biri neredeyse dizime geliyor.

Puseti iten anne kişisi diyelim mutlu mesut Tschibo’ya mı gidecek, bir bakıyor ki puset yamulmuş (tekerleklerinden biri bir, diğeri öbür basamakta), ne aşağı inebiliyor (kaldırım yok, yola da arabalar park etmiş), ne yukarı çıkabiliyor (basamak üstüne basamak). Bir süre sonra üst basamak genişliyor, o sırada helal süt emmiş biri gelip pusetin ucundan tutarsa en üst basamağa çıkmasına yardım ediyor. Taa ki basamakların sonundan tangur tungur, paldır küldür inene kadar…

İşte böyle bir günün sonunda ben dedim ki “Bu böyle olmaz. Ben bu Göktürk Suites’in yönetimini arayayım. Onlara durumu söyleyeyim. Yetmedi, belediyeye falan şikâyet ederim.”

Ve aradım. Telefonu açan kişi çok kibar bir adamdı. Derdimi anlattım. Yönetimden biriyle görüşmek istediğimi söyledim. Telefonumu aldı. Biraz sonra aradı. Telefon numaramı yönetime bıraktığını, beni arayacaklarını söyledi.

Tabii ki kimse aramadı. İki gün sonra oradan geçerken tekrar aradım. Bu sefer çıkan adam kibarlıktan pek nasibini alamamıştı. Derdimi anlatınca bana “Orası belediyeye ait kardeşim, gidin onlara şikayet edin” dedi. “Nasıl olur?” dedim, “sizin yaptığınız mağazanın önü.” “Belediyeye gidin diyorum size” dedi, ve ÇOT suratıma kapattı. Tekrar aradım, tekrar kapattı. Tekrar aradım, ve beni yönetimden biriyle görüştürene dek arayacağımı söyledim. O da beni karakola şikayet edeceğini söyleyerek yine suratıma kapattı. Ben de Allah’ın hakkı üçtür diyerek bi daha aramadım.

Söylene söylene oradan geçerken yamulan puseti çıkaramadığımı gören banka görevlisi yardımıma koştu. Sinirimi ona kustum, adamcağız da “Haklısınız, burada çok sorun yaşayan oluyor. Müteahhit bunu böyle yaptı, bıraktı. Bunu zabıtaya şikâyet etmeniz lazım, hiç bunlarla uğraşmayın, bir yere varamazsınız” dedi. Sen misin bunu diyen? Ertesi gün soluğu Göktürk Belediyesi’nde aldım.

Zabıta Amiri beni büyük bir sabırla dinledi. Yazdıklarımı not etti. İlk başta oradaki kaldırımda sorun olmadığını söyledi, ve hatta kısa süre önce o alanı işgal eden dükkanları uyardıklarını, örneğin fırının koyduğu masayı kaldırdıklarını, ancak iniş çıkışta bir problem olduğunu hatırlamadığını söyledi. Fotoğrafları gösterdim. Neden bahsettiğimi anladı. Ve fakat bu sefer oranın özel mülk olduğunu, zabıta olarak yapabilecekleri bir şey olmadığını, hatta başkan yardımcılarının mı, birinin de o sitede oturduğunu, onun da çok şikayetçi olduğunu ancak yönetimden kimseye ulaşamadığını, fakat yakında büyükşehir belediyesinin o caddeyi hepten yenileyeceğini, ve hiç merak etmeyeyim o zaman kaldırımlarda da düzenleme yapılacağını, ve bu sorunun da göz önünde bulundurulacağını, zaten şikayetimi not aldığını ve fen işleri müdürlüğüne aktaracağını, ancak onun ötesinde yapılacak bir şey olmadığını, hayır, benim herhangi bir dilekçe vermemin de bir şey değiştirmeyeceğini çünkü bu söylediklerini aynen yazılı olarak yine söyleyeceğini … söyledi. Ve ben ellerim bomboş, yüreğimde bir sızı oradan ayrıldım.

Evet, 3 Aralık Dünya Engelliler Günüydü. Kimi fiziksel, kimi zihinsel engeli olan vatandaşlarımızı hatırlama, onları fark etme, onların hayatını kolaylaştırmayı unutmama günüydü. Ama milletçe biraz duygusal olarak engelliyiz gibi geliyor bana.

Ben engelli bir vatandaş değilim. Ve eminim benim pusetle gezerken yaşadıklarım, engellilerin yaşadıklarıyla kıyas götürmüyordur. Ama bu beş senede şu şehr-i İstanbul’da, ve gezdiğim diğer şehirlerde engelli olmak ne demekmiş, kıyısından köşesinden de olsa anladığımı sanıyorum. Ve çok öfkeleniyorum. Bunu görmezden gelen yöneticilere, belediyecilere, müteahhitlere, gençlere, Sultan gibi mağaza görevlilerine, herkese, her şeye çok öfkeleniyorum.

Amerika’da yaşadığım için oradan örnek vereceğim: Orada hemen her Allah’ın günü dışarıda engelli biriyle karşılaşırdım. Çoğunlukla tek başına, metroya biner, otobüse biner, oraya gider, buraya giderdi engelli vatandaşlar. “Ne kadar çok engelli var” diye düşünürdüm. Türkiye’ye geldikten sonra oraya oranla ne kadar az sayıda engelli olduğunu fark ettim. YANLIŞ. Türkiye’ye geldikten sonra, engellilerin nasıl olup da dışarı çıkamadıklarını fark ettim. Burada daha az engelli insan yok. Sanki onların dışarıya çıkma hakkı yok.

Anne dostu toplum diyoruz. Yok her mahalleye bir park, yok kaldırımlara rampa, yok çalışan annelere anlayış, vesaire diyoruz. Ama önce insan dostu bir toplum olmamız lazım. İnsan tarifinin sadece iki ayağı üzerinde yürüyenlerden ibaret olmadığını kabullenmemiz ve toplumsal hayatımızı buna göre planlamamız lazım.

Bir kırtasiye var Göktürk’te. Bildiğin mahalle kırtasiyesi. Ne zaman bir şeye ihtiyacım olsa, Derin’i önüme katıp gidiyorum. Dükkanın önünde 8-10 basamak var. Daha benim gelip pusetle yanaştığımı gören sahibi adam koşarak geliyor “Ne istemiştiniz?” diye. Söylüyorum işte, yok zarf, yok uhu. Adamcağız “Siz burada bekleyin, ben getiriyorum” diyor. Getiriyor her seferinde. Benim içeri girmemi istemiyor, “Siz çocuğun başında bekleyin” diyor. Al sana insan dostu biri. Dükkanının önü engelli basamaklarla dolu belki ama kalbindeki engelleri yıkmış adam.

Ne engelli tuvaletini kullanmayı kendinde hak gören Sultan, ne Göktürk Belediyesi, ne İstiklal Demirören, ne Göktürk Suites, ne de Türkiye’nin dört bir yerinde yeni, pahalı siteleri, son model alışveriş merkezlerini, yaşam bilmemnelerini diken müteahhitler… 5 metrekarelik kırtasiyenin sahibi kadar “insan dostu” olamıyorsunuz.

[Ek: Bu yazıyı yayınladıktan birkaç saat sonra İstiklal Demirören’den yanıt geldi. Buradan okuyabilirsiniz.]

66 yorum

  1. Azıcık empati birçok engelin aşılmasına yetecek belki. Empati yapmaya harcayacak enerjileri, zamanları, paraları yok sanıyorlar. Kayıp gibi algılıyorlar. Oysa bu empatinin uzun vadede kendilerine geri döneceğini hesap edemiyorlar. Çok küçük düşünüyorlar, anı kurtardıklarını sanıp içlerine su serpiyorlar.
    Ahengi değil bozmak, yok ediyorlar.

  2. Bu yazıyla benim de yine İstanbuldaki bir alışveri merkezindeki tartışmam geldi aklıma… Hemen yanıbaşımızda yürüyen merdiven olmasına rağmen asansörün önünde bekleyen pusetli anneler ve kazık kadar adamlar geldi aklıma.. Asansör geliyor , dolu hem de çocuksuz orta yaşlı insanlarla dolu.. Sustum , sabrettim yarım saat bekledim belki.. Artık dayanamadım insanlara bu asansörler bebekli ve yaşlı insanlar için yanınızda yürüyen merdiven var onunla insenize diye söyledim.. Aaa gerçekten mi falan diye bir de alay konusu oldum.. Bundan sonra bende artık sinirden titreyerek ağzıma geleni söyledim ve pusetle o yürüyen merdivenlerden indim!!

    • Bu durumu ben de çok yaşıyorum, bırakın orta yaşlıları gencecik insanlar asansörle inip çıkıyor, asansör 3-5 kere dolu gelince pes edip pusetle merdivenleri kullanıyoruz!

    • İşin komik tarafı da yürüyen merdivenlerde “bebek arabasıyla binilmez” işareti olmasına rağmen görevlilerin ses çıkarmaması ve hatta oraya yönlendirmesi oluyor.

  3. Antalyada nezih denebilecek bir semtteyim, kaldırımlardaki engelli rampalarinin önünde illa ki bir araba oluyor, hep plaka alıyorum ama şikayet etsem senden daha iyi bir sonuç alacağımı sanmam. Ben dizim boyu basamaktan indiriyorum bebek arabasını, ama engelli, arabasını indiremeyecek.farkında bile değil insanlar bunun üstelik

    • ben o durumda her zaman çantamda taşığım kağıt kalemimle, çok güzel bir not yazıp iliştiriyorum sileceğine

  4. Büyükşehir mi yapacakmış? Buna gülerim. Büyükşehir önce Mecidiyeköy metrobüs çıkışına yaptıgı heyula gibi merdivenlere asansör eklesin.

    Harfi harfine katılıyorum. Oğlum bir gün Sultanlaşırsa onu dizime yatırır döverim. Niye empati kuramıyor bu insanlar? Anlayamıyorum.

  5. Cok güzel ifade etmissiniz. Engelli tuvaletini kilitlemek de nereden cıkmıs? Tuvalette engelli biri yokken diğer vatandasların kullanmasının ne mahsuru var? Cocuklu var, yaslı var, magaza personelinin ayrıcalıgı nedir? Onlara ayrı tuvalet yapsın o zaman yönetim.

  6. Merhaba Elif Hanım,

    O kırtasiyenin sahibi adam, iri yarı, boylu poslu, esmer biri mi?
    Aynı kırtasiyeye mi gidiyoruz acaba 😉

    • Çok esmer diyemem sanırım. Belediye Caddesi’ndeki kırtasiye, ama adını bilemedim şimdi.

  7. :)))) Bu yazdıklarına çok güldüm… ben de kendimi tek sanıyordum kimse şikayet etmeye uğraşmıyor sanıyordum… Ben aynı zamanda Amerikan vatandaşıyım ve Türkiyede yaşamayı seçtim. Babam ve annem emekli maaşıyla çocuk okumaz işe gireyim bağri dedim. Amerikan konsolosluğunu da bana yol göstermeleri için aradım. Olanları anlattım dinleyen kişi çok üzüldüm vahvah dedi. O zaman ne yapacaksınız dedim. “AMERIKAN VATANDAŞI OLAN SİZSİNİZ SİZ BİR ÇARE BULUN” dediler. Nasıl yani konsolosluk ne yapıyor o zaman bir amerikalıya yardım edemiyıorsa .. Sonra dedim ki o zaman beni lütfen konuytla alakalı üst müdürünüze yönlendirin. Kadın dediki ne yapacaksınız? Ben de şikayet edicem dedim dememle birlikte çat telefon suratıma kapandı. Babama anlattım o da uğraşma evi CIA basar dedi. :))) Basar mı basar kim bilir ne anlatırlar..

  8. Ben diyorum ki her belediye başkanı binecek bir tekerlekli sandalyeye, çıkacak dışarıya şöyle bir turlayacak sorumluluk alanını. Öyle tespit edecek engellilerin önündeki engelleri. Çünkü gerçekten bir şeyler yapılmak istenilse bile gözle bakmakla olmuyor, deneyimlemek gerekiyor. Hatta reklam olsun diye engelliler gününde bile yapabilir yani, yeter ki yapsın!

  9. ahhhhhhhhh ahhhhhhhhhhhh ve bir defa daha ahhhhhhhhhhhhhhh kaçahçeksem bu sıkıntımıanlatabilirim bilmiyorum yada butun bu yazdıklarının nasılkalbimintercümesi olduğunu anlatırım aynen ve inanın bununlailgili eğer bir hareket başlatılacaksa bayrağı alıpen önde koşmaya hazırımelif hanım bende biri 6 diğeri 8 aylık iki cocuksaibiyim ilk oğlumdoğduğundan beribununla savaşıyor semtimdeuyarmadığım konuşmadığımmağaza kalmamıştır. ikinci oğlum doğdu8 aylık oldu ve diğeriile aradan neredeyse 6yıl gecti değişen hiçbirşey yok birde koca koca bebek ve cocukmağzaları bunlar gerçihakkını yemiyeyimaçıldığının ertesi haftası rampayıyapan çokmağazaoldu lakin hala oğlumuokulagötürürken kaldırımda yürüdüğüm sayılıdır çünküyabirz sonradediğiniz gibi bir ağaçyabir araç yada biçukurla karşılaşmayayım. ben ilk oğlumda iken banagülen kaldırımlarla bari kavga etmediyen arkadaşlarımşimdilerde çocuksahibi olunca nedense aynıkaldırımlarlakavga halindeler kaldırımdan git derler gidemezssin öyle bir kaldırım yok yola inersin saygılı sevgili söför arkadaşlar tarafından azarlanırsın ve yalnızca İstiklal Demirören değil bir dolu AVM de asansörlerin önü dolu hemde hiçbir engeli olmayıp yürüyen merdivene bile üşenen gençlik ile dolu. Dün eminönünden eve dönüyorum ben dahil 4 kadın 60 yaş üstü amca ve teyzelerimize yer verirken gencecik sevgililer otobuste elele oturmaya hasret kalmış olacaklar ki kımıldamadılar bile karşımda oturan iki genç erkek 18-20 yaşlarında rahatsızlık bile duymadılar. sanırım önce biz sağlam olduğumuzu düşündüğümüz insanların beyinlerimizdeki ve kalbimizdeki engeli kaldırmalı ama nasıl bilmem de son cümlelerinize sonuna kadar katılıyorum iki evladım var elimden geleni ve gelmeyeni onlar için yaptığım yok bu gençlerden birine bir yudum benzemelerini hiç arzu etmem lakin benzediklerinde aynen yaşı kaç olursa olsun yiyiverirler paparayı benden o kadar bende öfkeliyim bide sultan gibi sıkır sıkır hanımlara benimde bir iki çift sözüm var bizlerde sizler gibi kadın ve insanız birde sizden buyukfarkala insan üstü bir çaba göstererek evimiz, işimiz, eşimiz ve birde canı kanı bize emanet çocuklarımızla uğraştığımızı hiç aklınızdan çıkarmayın keşke sizler kadar boş vaktimiz olsa da bizde avm tuvaletlerinde çocuklu kadınlara uzaylı gibi yaklaşmak yerine onları biraz olsun çıldırmış çocukları arasında teselli edip çocuk işte cümlesini kurabilecek yetiye sahip olsanız. ohhhhhhhhhhhhh be yetmez ama olsun buda fena gelmedi hani

  10. Herhangi bir zihinsel veya fiziksel engeli olmayan insanlar için dahi yaşanması zor olan bu ülkede kaldırımlar ya da umumi tuvaletler sorunlarının sadece ikisi engelliler için. Pek çok insan onları gördüklerinde yardımcı olmak yerine kendi hallerine şükrediyorlar sadece, bir kısmı bunu dahi yapmıyor bence. İki dakika sonra bir kaza geçirip kendisinin de engelli olabileceği ihtimalini düşünmüyor herhalde! Ben engelli değilim, belli bir sosyal statü içinde biriyim lakin buna rağmen herhangi bir resmi işim olduğunda çok hem de çok çekingenim çünkü yazında bahsettiğin gibi insanlarla-aslında insan olmayanlarla- karşılaştığım vakit fazla ses edemeyip sinirden kendimi yerim. Sesimi çıkarmak istemem zira yüzsüzlük ve saygısızlıllarıyla baş edemem. Velhasıl bir engellinin evinden çıktığında ne zorluklar yaşayabileceğini büyük oranda kestirebilmekteyim. Düşünsenize yürüme engelli biri evinde ışıkları dahi açmak için yardıma ihtiyaç duyar. Dışarıda kendi başına birşeyler yapması nasıl mümkün olabilir? Oysa yurt dışında engelliler -görme engelliler dahi- yanlarında kimse olmadan sokaklarda yürüyebilir, metroya binebilir ya da konsere gidebilir çünkü yasalar ve diğer insanlar onlara karşı saygılı ve bilinçlidir. Türk insanı onlara benzemez duygusaldır denir, doğrudur belki de Demirören’de çalışan Sultan dahi saçmasapan dizilerden birini izlediğinde gözleri dolup içlenir ama işte bunların duygudan anladıkları böyledir. Elbet o kırtasiyeci gibi güzel insanlar da denk gelir fakat ne engelliler, ne yaşlılar ne de pusetli anneler için bu kadarı yeterli değildir.

    • Ne kadar doğru tespitler.

      “Pek çok insan onları gördüklerinde yardımcı olmak yerine kendi hallerine şükrediyorlar sadece”

      Katılmamak elde değil.

  11. Harika bir yazi olmus, bende yurtdisinda yasiyor ve her geldigimde pusetle bir yere gidemedigimde bende engellileri dusunup cok uzuluyorum.Turkiyede yasamak icin cok saglikli olman lazim.Yasli, engelli,bebeklilere ne yazikki yasam hakki yok!!!

  12. ohhh ağzına sağlık!
    hele o son cümle..

  13. çok ama çok güzel bir yazı olmuş. bence de önce ailede sonra da okulda önce İNSAN sonra da ENGELLİ dostu olmak gerekiyor. az çok son 4 senedir engellilerle çok bulundum. her şeyden önce onların da İNSAN olduğunu hatırlamak gerekiyor. gerisi boş. tüm duygusal engellilerin biraz daha saygılı, hoşgörülü, sevgili olmaları dileklerimle.
    gorki

  14. AYŞEGÜL ALPCAN

    bu kadar güzel anlatılır

  15. Cok guzel konulara parmak basiyorsun valla, eline saglik. Cogumuz boyle sacmaliklari gorup, bizzat yasayip, sonra sikayet edince nolucak, zamanimi ve sinirimi heder ettigimle kalacagim deriz, bagrimiza tas basariz. Ben sahsen susmayip konusanlarin hastasiyim, cunku sen orda bir sacmaligi dile getirirken, bir insan duyup, noluyor kardesim burda diye merak etse, baksa, anlasa seni, al iste bir ufacik farkindalik yaratmis oluyorsun. Tabiki bununla cozulmez bu buyuk anlayissizlik sorunu, engelli vatandaslarin cileleri, ama boyle davranmazsak, uyarmazsak, sikayet etmezsek biz de elimizden gelen minimumu yapmamis oluyoruz. Suan Turkiye’de degilim, tatillerde geldigimde kafayi yiyorum bazi seylere, tatil modunda sinirim hemen geciyor, cok takmiyorum. Kesin donusten sonra cok fena cildirabilirmisim, bazi insanlara, bknz. Sultan kisisi, kafa goz girebilirmisim gibi geliyor.

    • Ben her haksızlığa böyle baş kaldıramıyorum. Gün içinde öyle şeyler oluyor, öyle tuhaf şeyler yaşanıyor ki bu memlekette, her biriyle böyle savaşmaya kalksan ne sinir kalır, ne de zaman. Ancak işte üst üste binince böyle patladım.

  16. kendimi gördüm bir an, kendi yazdığım birşeyi okuyormuş gibi…

    ellerine sağlık.

    “bunları da aşarız bir gün” ümidiyle yaşıyorum.

  17. çok güzel bir yazı olmuş Elif… çoğumuz bu ve benzer durumları görüyor kendi kendimize söylenmekle yetiniyoruz. değiştirmek için harekete geçmeli ve çoğalmalıyız.

  18. Cok guzel yazmissin Elif.
    Bruksel’den Ankara’ya tasinali neredeyse 3 ay olacak. Utanarak soyluyorum ama ruhsuz oldugu icin nefret ettigim Bruksel’i mumla ariyorum. Neden mi?
    Genelleme yapmak istemiyorum ama gordugum kadariyla Turkiye’de insanlarin birbirine, devletin, kurumlarinin vatandaslarina saygisi yok. Herkes bir itis kakis, birseyler koparma derdi icinde. Gerek trafikte gerek asansor beklerken hep ben hep ben (benden sonrasi tufan) yaklasimi. Avrupa’da insanlar birbirine karsi daha soguk belki ama genel olarak daha saygili. Ayrica devletin, belediyelerin yaptirimlari da insanlari saygili olmaya zorluyor.
    15 yil sonra sehrime (Istanbul) olmasa bile ulkeme donuyorum diye sevinmistim. Buyuk hayalkirikligi yasiyorum.

    Mutlaka sizin kirtasiyeciniz gibi dusunceli insanlarda var ama sanirim sayilari giderek azaliyor.

  19. Elif,
    Türkiye’de hiç konuşulmayan ve düşünülmeyen bir konuya parmak basmışsın. Ne yazık ki, bu konu ülkemizde ya Engelliler gününüde konuşulur ya da yakınlarınızdan biri engelli ise..
    En basit örnek, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Engelliler için kurduğu merkezi adı “İSÖM-İstanbul Özürlüler Merkezi- olması.
    Doğrusu engelli yerine hala “Özürlü” dene bir ülkede yaşamak beni çok ama çok üzüyor. (ingilizcesini daha çok severim “disabled” yani “edebilir-yapabilir değil” anlamında olduğu için)
    Ben bununla ilgili bir yazı yazmıştım aylarca önce blogumda…
    Dileyen linktende okuyabilir.
    Sevgilerimle,

    Begüm.

    http://dilimdenyaziyadusenler.com/2011/09/08/ozurlu-degilde-neden-engelli/

  20. Ne güzel yazmışsın Elif,kalemine sağlık.

  21. Çabanı takdir ettim. Halam bu konularda, belediye başkanıyla yüzyüze konuşuyor. En çok işe yarayan bu diyor.

    Bu konuda o kadar çok söyleniyorum ki son günlerde, etrafımdakileri bıktırdım. Otobüs durağında bekliyorum. Otobüs gecikiyor. Yarım saat ayakta bekliyorum. 7.5 aylık hamileyim. Göbeğim benden 1 metre ilerde. Biraz ayakta dursam, ayaklarım ve bileklerim şişmeye, belim ağrımaya başlıyor. Yürümekte sorun yok; ama ayakta durmak işkence. Durakta bir Allah’ın kulu kalkıp bana yer vermiyor. Hepsi sapasağlam kadınlar. Olsa olsa 40 yaşındalar. Otobüse biniyorum. Yanımdaki kadın- benden genç- ani bir atakla önüme geçip, oturmaya hazırlandığım koltuğu kapıyor. Neye uğradığımı şaşırıyorum. Başka bir gün, otobüs 18-25 yaş arası oturan genç erkek kaynıyor. Ne bana, ne ayakta zor duran, elinde paket olan, bastonla yürüyen, engelli 50 yaşlarındaki adama yer veriyorlar. Bir de dalga geçer gibi üzerinde “hamile, çocuklu, yaşlı ve engellilere” ayrıldığı yazan koltukta oturuyorlar.

    Metroda, ayakta duruyorum. Bir kadın, lütfen gelin oturun diyor. O zaman daha göbeğim belli değil. şaşırıyorum. Topuklu giymişsiniz, rahatsızdır diyor. Israr ediyor. Gerçekten ayaklarım sızlıyor, ama topuklu giydiğim için yer hakettiğime inanmıyorum. Yakın bir arkadaşım, her zaman topuklulara yer verdiğini söylüyor. Sonra dikkat etmeye başlıyorum. Sadece kadınlar mı düşünüyor başka insanları bu ülkede? Bana bugüne kadar tek bir genç erkek yer vermedi. Yer verenlerin neredeyse tamamı otuzlarında, modern, eğitimli görünümlü kadınlar. Birbirimize benzediğimiz için mi, yoksa bu toplumda kibarlıktan nasibini almış tek kesim onlar olduğu için mi diye merak ediyorum. Hamile bir kadını ittiren, yerini kapan, yer vermeyen, yaşlı insanlar binince hemen pencereden dışarı bakan bir toplumuz.

    Benim için ahlakı tanımlayan bu. Türk toplumunun örf ve adetleri deyince ben artık gülüyorum. Batı’nın teknolojisini alalım; ama kendi ahlakımızı koruyalım dediklerinde, Allah korusun diyorum. Batı’nın en çok ahlakına ihtiyacımız var. Avrupa’da da, Amerika’da da, engelli bir insanın bindiği otobüste, sağlıklı insanların oturduğunu hiç görmedim. Kimsenin kimseye yer verdiğini de görmedim. Gençler genellikle ayağa kalkıyor ve hiçbir şey söylemeden arkaya yürüyorlar. Yaşlılar da oturuyor. Bir teşekkür ve minnet sahnesi yaşanmıyor. Gerek yok. Çünkü bu kibarlık değil, GÖREV. Oysa ben ne zaman yaşlı birine yer verdiysem, bana ısrarla teşekkür ediyorlar. Gerek yok. Doğal olan bu. Ahlak zayıf olanı ezmemek, korumak, ona saygı duymak değilse, ne?

    Eşim Almanya’da lisedeyken, okul müfredatının bir parçası olarak, bir gününü tekerlekli sandalyede geçirmiş. Tekerlekli sandalyede dolaşan insanlar devamlı üşüyorlarmış. Kan dolaşımları zayıflıyormuş. Bunları bizzat tecrübeyle öğrenmiş. Neden anne babalar çocuklarına insan olmanın temel gerekliliklerini öğretmiyorlar demiyorum. Çünkü kendileri de bilmiyorlar. Ama en azından okullarda öğretilebilir bu. ben Amerika’dan döndüğüö günden beri, ne zaman sokağa çıksam söyleniyorum. Bu kaldırımlarada, yaşlıla, engelliler nasıl yürüyecek diye konuşup duruyorum. Yürüyemeyecekler. Yürüyemiyorlar. 10 insandan birinin engelli olduğu bu toplumda, sokaklar onlara yasak. Bu da hepimizin ahlaksızlığı.

  22. Uzun zamandir sikayet ettigim durumlar bunlar. 3 senedir Turkiye’de yasiyorum. NY’da yasadim oncesinde. Orasida buyuk sehir hatta Istabul’dan cok daha buyuk. Ama gel gor ki NY’da nerdeyse 6 buyuk pusetin gectigi kaldirimlarin Turkiyede bir tane puseti alacak kadar bir alana sahip kaldirimlarina raziyken onu bile bulamiyoruz. Hos genis kaldirim bulsak, park etmis arabalardan yurume imkani bulamiyoruz. Oncesinde yurumeyi cok severdim. Artik heryere arabayla gidiyorum. Cunku yurumek beni mahvediyor. Alisveris merkezlerinde esim pusetle birlikde hep esclatorlari kullaniyor defalarca bunun cok tehlikeli oldugunu soylememe ragmen bunu yapiyor, aciklamasida su”asonsorlerde yer mi sira mi bulabiliyoruz!” dogru soze ne denir 10 dk bir asansor basinda bekledigimizi bilirim inatla esclatorlara binmiycem diye ama gel gorki bir sinir harbidir yasadim gitti.. Insanlarin hele genclerin duyarsizligi oldurdu beni. Genc adi ustunde genc birakin asansoru binayi tirmanarak cikacak enerjiye sahip insanlar iki adim otedeki esclatora binip inmekden acizler.. Dediginiz gibi Amerika’da engelli cok diye dusunurdum bende, biz saglikli, engelsiz bir toplumuz derdim. Yazikki eve mahkum ettigimiz insanlarimiz bizim kendi engellerimizmis gormediklerimiz..

  23. Gözümün içine baka baka asansöre binen gencecik delikanlılara diyecek söz bile bulamadım en son gittiğim avm maceramda. Alternatifi yürüyen merdicen olmasa belki bi derece daha anlayış gösterebilirim. Birde arkadaş grupları bölünmesin diye blok halinde hareke ediyorlar. Boşluk olursa eğer araya ihityacı olan birileri girer de ayrılırlar arkadaşalarından ne vahim.
    Nasıl aşılır bu sorunlar, ben görürmüyüm bilemiyorum.

  24. bizi hep italya ile karşılaştırırlar ya. yok trafiğimiz aynıymış, yok sıraya girmeyi bilmezmişiz vs… 6 aylık hamileyken eşimle venedik’e gitmiştik. vapurlar ağzına kadar insan dolu olmasına rağmen hep 2 sıra koltuk boş duruyordu. sadece engelliler ve hamileler için ayrılmıştı.o kalabalıkta 1 tek insan oturmuyordu o koltuklara. metroya bindiğim anda 10 kişi birden ayağa fırlayıp yer vermek için birbirleriyle yarışıyorlardı. 8 aylık hamileyken gittiğim almanya’da bir sarayın tuvalet sırası ta dışarılara kadar uzanırken, görevli gelip beni elimden tuttu ve sıranın en önüne geçirdi. baktı hala bekliyorum, engelli tuvaletine yönlendirdi. bebekle yaptığım seyahatlerde de hep öncelik tanındı. ama türkiye’de asansör dolu gelir, içindekiler sana boşboş bakar, kapı kapanır ve sen elinde puset çantalar vs bekler durursun. 8,5 aylık hamileyken bir kez otobüse binmiştim. yer vermesini istediğim adam bana bu halinle sokakta ne işin var diye beni azarlamıştı. halbuki ben işten dönüyordum. o kadar çok şey var ki daha anlatabileceğim. saygısız insanlar yüzünden sokağa çıkmak istemiyorum. benim de tek istediğim vicdanlı, saygılı ve sakin bir insan olması oğlumun.

  25. Cok onemli bir konu, iyi ki yazmissiniz, yureginize saglik.

    Engelliler gunu/haftasi dolayisiyla kac kreste sizce konu gundeme alindi Elif hanim? Tam zamaniyken miniklerimize biraz biraz anlatilabilecek, sevgi ve saygi duyulmasi gerekliliginin asilanmasi oldukca uygun olmaz miydi? Bir suredir Almanya’da yasiyorum, integrativ kresler var Almanya’da belirli derecede engelli cocuklar ve normal cocuklar birarada egitim goruyorlar ve birbirlerini anlamayi, yardimlasmayi, saygi duymayi ogreniyorlar. Son derece taktirle karsiladigim bir uygulama. Agac yasken egilmez mi? Sultan’daki eksiklikler taaa kucucuk yaslarindan kaynaklanmiyor mudur sizce?

    Yine bir diger AB standardina gore insa edilen her kamu yapisi, ic/dis mekan, sokaklar, tren istasyonlari, otorparklar vs. “accessible” planlanmak ve insa edilmek zorunda. Alternatifi yok ve gerekiyorsa onay yok!! Bu standardin AB uyum sureci icerisinde bizlere hatirladigini dusunmekle birlikte cok da emin degilim ama Mimarlar Odasindan ilgili yasa ve hukumlerle ilgili bilgi almak mumkun konunun arkasinda durabilmek adina.

    Kentlerimizin hic biri erisim standartlari dusunulerek insa edilmiyor, bu anlamda akademik dunyanin da icinden gelen biri olarak, malesef akdeminin yetersizligini de vurgulamak durumundayim. Size arsivimden ne fotograflar gisterebilirim Ankara, istanbul, Izmir gibi buyuk kentlerimizdeki kentsel tarim ve uygulama hatalarina ilskin!!! Bir hocamiz “bir ulkenin medeniyet seviyesini kaldirim yuksekligi ile oranlayabilirsiniz” derdi. Fotografta gordugum kadariyla araclar yer sahibi olabilsin ve daraltilmis alanda en basit sekliyle kot farkini cozelim mantigiyla cok sacma bir cozum getirilmis. Itiraz hakkimiz bir yerlerde gizli olmali aslinda ama karsimiza anlayissiz yetkililer ciktigi surece bu arayis da sinir bozuklugundan oteye gecmiyor malesef.

    Konu cok onemli bir konu. Bir nebze de olsa parmak basisiniz, cok tiklanan okunan bir blog olan blogcu anne ile daha fazla kitleye ulasacaktir, tekrar yureginize saglik.

    • “Engelliler gunu/haftasi dolayisiyla kac kreste sizce konu gundeme alindi?” sorunuzu Deniz’in okulunun müdürüne yönelttim. İlginç bir açıklaması oldu bana (kendisi çok beğendiğim bir eğitimci). Bu konunun okullarda 10 yaştan önce işlenmesinin doğru olmadığını, çocuklarda ters etki yarattığını, ileride engellilere acıyarak yaklaştıklarını söyledi.

      Daha sonrasında annemle konuştum bu konuyu. “Hanginiz okulda gördünüz kızım?” dedi bana. Katılmamak elde mi? Olay evde başlıyor aslında. Elbette okullar da destek olmalı, ancak sanmıyorum ki yukarıda bahsettiğim mağaza görevlisinin annesi bu konuda kızından çok farklı düşünüyor olsun. Armut dibine düşüyor maalesef.

  26. Bu memlekette öyle çok sinirlenilecek şey var ki! ama bakıyorum sanki bunlar sadece bana batıyormuş gibime geliyor çünkü ben şikayetlendikçe insanların o sakin sessiz sinirlerini aldırmış gibi halleri benim daha çok öfkelenmeme sebep oluyor.Sonra ne mi oluyor? En ummadığım bir anda insanlar dönüp bana ” sen çok sinirlisin” diyorlar 🙂 Bu ülkede yaşayıp sinirlenmemek için bence çok güçlü bir sakinleştirici kullanmak lazım ya da duyarsız vicdansız olmak lazım…

    • Pervin hanım bu insanların sizi dinlerken sakin durmaları zaten sizi sinirlendirmek uygulanan bir taktik.Çünkü haklı olduğunuzda ve onların size verecek mantıklı bir cevabı yoksa o zaman gayet sakin bir edayla ”nevar ki büyütmeyin lütfen” gibi cümleler kurup size sinirli asabi muamelesi yaparlar.Ben böyle tiplerden o kadar muzdaribim ki ne söylesek boş yani malesef….

  27. adları üzerinde engelli. biz önlerine engel koymazsak bu insanlar engelli olamaz ki… senin benim gibi sosyal hayatını idame ettirir. engel konmalı ki engelli olduklarının farkına varsınlar, evden dışarı çıkamasınlar.
    hay ben bu zihniyetin, bencilliğin, duygusuzluğun….

  28. Ben de AVM’lerdeki asansörlere bebek arabalarıyla bizler beklerken eli ayağa tutan insanların önümüze geçip, asansöre binmesi,ne hastayım. Her halde bu bir kültür meselesi. Nedense çok saygısızı. Bne Altuğ doğmadan önceyi düşündüm. Acaba AVM lerde asansör kullandım mı diye? Yerlerini bile bilmiyordum.Eşimle gittiğimizi Forum İstanbul Da eşim ilk defa birinin üsütüne çullandığına şahit oldum. İşi oraya kadar götürebiliyorlar.
    Bu değişecek mi? bilemiyorum. Ama çok yazık gerçekten çok yazık..

  29. Ayca hanimin dedigi gibi; agac yasken egilir. Bunun duzelmesi icin en azindan gelecek neslin zihniyetinin degismis olmasi gerekir. Oysa cocuklarinin kresinde, zihinsel engelli, otistik vs sinif arkadasi istemeyen steril ve sozde pek egitimli, kariyerli ana-babalarla dolu ortalik.. Sizce umut var mi?

    • Bu kariyerli anne babaların takıntıları hususunda ben de sizinle aynı fikirdeyim.Malesef bence de umut yok?

  30. Elif inan ki yaşadığın kızgınlık, hınç,üzüntünün hepsini hissederek okudum. Dışarıya her çıkışımda benzerlerini yaşıyorum. Avm’de her asansör kullanmaya kalktığımda 15-18 yaşları arasındaki gençlerle tartışan huysuz kadın oluveriyorum.
    Ben hep Defne’yle yalnız dışarı çıktığımda mecburen engelliler tuvaletini kullanıyorum. 14 aylık bebeği dışarıda bırakamayacağım gibi birine de emanet edemem sonuçta! O yüzden açıkçası bebeğimle yalnız olmam durumunda, pusetle girebildiğim tek tuvalet olan engelli tuvaletini kullanmakta sonuna kadar kendimde hak görüyorum.
    Geçen hafta AVM’nin bir personeli tam engelli tuvaletini kullanacakken benim girmek üzere olduğumu farketti. Üstelik güvenlik görevlisiydi ve beni uyardı orası engelliler için diye.
    “Bilmem farkında mısınız ama bu avm de sadece terziler ve diğer tuvaletler üst katta ve asansör olmayan bir avm burası. Bu pusetle bu merdivenin tamamını tek başıma çıkmamı istemeyeceksiniz değil mi?” dediğimde, “Haklısınız buyurun” dedi.
    Evet beni anladı. Ama görmesi bu kadar aşikar bu durumun açıklamasını yapmak durumunda kalmak bile tuhaf geliyor bana.

    • Bu ne zaman oldu tam olarak bilmiyorum aama sanki benim ve benim gibi çok az insanın uykuda olduğu bir gün uzaylılar dünyayı ele geçirdi. O gün evinden çıkmayan kişiler kurtuldu sadece. Diğerlerine bi haller oldu. Ya da mistik güçler tarafından soludukları hava ile beyinleri zehirlendi düşünemez oldular. Bilemiyorum ama sizin de söylediğiniz gibi “görmesi bu kadar aşikar bir durumun açıklamasını yapmak durumunda kalmak” gerçekten de tuhaf. Aranızda o gün pencereden bakan falan varsa bana neler olduğunu anlatabilir mi? Zira o gün yemin bile edebilirim ki benim totomda pireler uçuşuyordu. yoksa fark ederdim ve bu kadar şaşırmazdım olanlara…

  31. Kaldrımlardaki engelli tümseklerinin önüne arabalarını park eden insanların arkasından sokak ortasında uluorta ağzıma geleni sayıyorum.Ne yapayım muhatap bulamıyorum ben de sizin gibi.Hem cahiller hem saygısız hem de akılsızlar.:Bu kadar kusur bir arada olunca bu tiplere insan diyemiyorum ben.O Sultan denen şahsın çalıştığı mağazaya gider orada ona sorun çıkartırdım ben.Giyim mağazasıysa eğer bütün kıyafetleri açar sonra ona toplatırdım hepsini.Böyle saygısız bir insana insanlık öğretmeye çalışmanız boşuna olmuş.Nefesinize yazık.Ben böyle tipleri görünce hiç konuşmadan direk amirine şikayet ediyorum.

  32. Şu ana kadar yüzlerce yazını okudum… hepsi birbirinden güzel ve anlamlıydı.. ama bu yazına bayıldım.. bayıldım ve bayıldım…. bir anne olarak, bir vatandaş olarak ancak bu kadar güzel kaleme alınabilirdi bu konu.. seni kutluyorum…ve bu yazını daha geniş kitlelere duyurmanı diliyorum.. bir gazetede ya da bambaşka bir yerde… gerçekten çok etkilendim blogcu anne…

  33. Elif hislerimize çok güzel tercüman olmuşsun. Yazın kafamda olan şeylerin yazıya akmasına ilham ve vesile olmuş oldu. En sonuncu olayı geçtiğmiz pazar yaşadım. http://evaciton.wordpress.com/2011/12/07/duygusal-engelli-zihniyet/

  34. biz de oran ankara da oturuyoruz,sözüm ona guzel bir semt ama bir tane kaldırımda rampa yok,olmadığı gibi kaldırımlar çok kötü,yamuk yumuk ve araba park etmiş durumda..ayrıca çocuk parkları da harap halde…

  35. Cok dogru seyler yazmissin Elif eline saglik!
    Sadece engelliler degil malesef yaslilarimiz da benzer sebeplerden evlerine hapsoluyorlar bence. Cunku bizim ulkemizde hersey genc, saglikli aynen dedigin gibi iki ayaginin ustunde yuruyebilen ama sadece yuruyebilen de degil ayni zamanda cukurlarin ustunden, tumseklerin ustunden atlayabilenler icin yapiliyor. Cok yazik 🙁

    Buralarda yasarken bakiyorum evet engelliler de yaslilar da yasamalari gerektigi gibi yani asil yasadiklari yerler onlari engellemeden yasayabiliyorlar. Arabalariyla rahatca gidebilecekleri yollari kullaniyor asansorleri, rampalari isgal edilmis bulmuyorlar. Ne mutlu onlara. Hep derler ya fiziksel engeller degil, asil gunluk yasamin icindeki engeller insanlari dilediklerini yapmaktan alikoyan. Cok yazik 🙁

    Cok yazik elbette engelli vatabndaslarimiza ve bence ayni zamanda eve kapanmak zorunda kalan yaslilarimiza.

    gecen gun twitterda soyle bir yazi vardi:
    Engelli asansörüne üşüşen sapasağlam gençlerin, engelli park yerlerine araç bırakanların 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kutlu olsun!

    Hani varolani da onlara birakmadigimza iyi deginmis gibi geldi bana.
    Hepsine kolayliklar gelsin dilerim.

  36. ay elif cok fena oldum, sultan yanımda olsa yolmamak için naapardım bilmiyorum, kırtasiyeciyi okurken de gözlerim doldu, burnum sızladı.. ne biçim iş bu, nasıl bu duruma gelindi, nasıl bu kadar duygusuz, düşüncesiz, bencil yaratıklar olundu.. çok yazık..

  37. Bebegim olup bir puset ile gezmeye basladiktan sonra ozellikle AVM asansorlerini kullanan sapasaglam, genc, elinde agir birsey tasimayan insanlara sinir olmaya basladim. Defalarca bebekle bekleyen benim onumden asansore dolusan insanlar yuzunden daha fazla beklemek zorunda kaldim. Bir gun patlayacagim sanirim yuruyen merdivene binmekten korkuyor musunuz diye. Bizim milletimiz engelliye, yasliya, bebekliye bu kadar vurdumduymaz ise altyapinin onlara uygun yapilmamasi cok normal. Gecen yil yasadigim Viyana ard arda en iyi yasanilacak sehir secildi. Hic tesaduf degil. Orada metrolarda zor yuruyen yaslilari, pusetli anneleri, engelli vatandaslari cok gorursunuz cunku hareket ozgurlukleri var. Bizdeki gibi eve kapanmak zorunda degiller…

  38. evt cok haklısınız gencler cok saygısız olmuş birde beledeyıler en cok metrobüste olan merdivenlerden cok şikayetçiyim o merdivenleri köprüleri yapmışlar ne engellileri ne de cocuklu anneleri o pusetlerle nasıl inip cıkıcaz her zaman kullanmak zorunda kaldıgım yer hiç düşünmüyorlar bunları…

  39. Agzina saglik Elif!! Soyleyecek soz bulamiyorum. Yaziyi okurken o kadar sinirlenip hirslandim ki, siz babamla bir araya gelseniz belediye de gorev yapsaniz Istanbul degisir.

    • Bir arkadaşımın da annesi var bize katılmak isteyen, gelecek seçimlerde aday olalım bence! 🙂

  40. hepimiz aynı şeyleri yaşıyoruz ve düşünüyoruz, ama maalesef çözüm olmadığı gibi daha da kötüye gidiyor, Göktürk özellikle bu anlamda gerçekten çok eksik, maalesef zamanında belediye başkanı oy uğruna izin vermiş bunca saçmalığa, hele bir de mimar olunca daha da batıyor hatalar insanın gözüne, her geçen gün daha da umutsuzlanıyorum, oğlumun zamanında insanlık daha da mı yok olacak diyorum, üzülüyorum, hepsinin altında yatan şey sevgi eksikliği, insanı sevmeye başlamakla düzelir herşey, kendini değil..(bu arada ben komşun, Yeşil Belgrad tan :))) Aras’ın annesi..)

    • En azından Göktürk anneleri bir araya gelelim, bir şeyler yapalım. Ben bir kıvılcım atacağım. Dur bakalım.

  41. Tuba bozacioglu

    Kaleminize saglik…
    Bu duyarliligi hepimiz gostermeliyiz..

  42. Yazınızın ”insan dostu toplum” kısmına kesinlikle katılıyorum.Bu millette empatiye dair hiç bir şey olmadığı için insan dostu olamıyoruz maalesef.
    AVM’lerde yürüyen merdiven varken asansörleri kullanmak niye? Bir insan otobüste ya da metroda neden gerçekten yorgun olan diğer bir insana yer vermez? Sadece engellilerden ya da hamilelerden değil kastım,40-50 yaşında altın gününden gelmiş bir kadının 6 saat boyunca ders dinlemiş,not almış,test çözmüş bir öğrenciyi yerinden kaldırması,”ben oturucam yaşlıyım kızım aaa” tarzı şeyler söylemesi de çok yanlış.

  43. Bu güzel yazınız ve çabalarınız için Allah sizden razı olsun

  44. harika bir konuya değimmişsin elifcim…
    bana yaşadığım bir olayı anımsattı… üsküdar belediyesi tüm bağlarbaşının ve bizim sokağın kaldırımlarını yeniliyorlardı, heryeri söktüler toz toprak, bir tarafı döşemişler bir güzel ve bende ilerlemeye çalışıyorum bebek arabasıyla ve oğlumla, kaldırımların bitimlerini ve başlangıçlarını eğimli yapmamişlar, çok zorlandım ve hemen evde aldım soluğu…
    üsküdar belediyesi fen işleri beyaz masanın numarasını buldum ve hemen aradım, karşımdaki yetkili gayet anlayışlı ve kibar bir beydi ” bölgede kaldırımları yeniliyorsunuz iyi güzelde engelliler ve çocuklu insanları düşünmeyi atlamışsınız yada işçilerin gözünden kaçmış olmalı ki bu sabah geçtiğim yollar bitirilmişti fakat eğimleri yoktu” dediğimde şikayetinizi not aldım ileteceğim dedi…ileteceğini yada durumda bir düzelme olacağını düşünmüyordum inanki ama ertesi sabah bizim sokaktaki tüm kaldırım taşlarının iniş ve çıkış kısımlarının sökülüp yeniden düzenlendiğini gördüm… gerçekten dikkate almışlardı…teşekkürler üsküdar belediyesi, tüm belediyelere örnek olması dileğiyle…

  45. Bunun temelinde insan saygisi (zligi) yatiyor malesef.. 12 yili askin sure Amerika’da yasayip geri donmus birisi olarak beni burada en cok uzen ve rahatsiz sey insanlarin saygisizligi: trafikte, asansorlerde, AVM’lderde, kuyruklarda, yani paylasilan her yerde! Toplumun gidisatina bakarak da bunun iyiye degil kotuye gittigini goruyor ve daha da cok uzuluyorum..

  46. iste bu yazinizdan sonra hep bizim insanlarimizin gavur diye adlandirdigi yabanci ülkelere ve insanlarina hayranligim bir kere daha artiyor iyiki almanyadayim iyiki cocugumu burda bu düzende ve bu güvenle büyütebilicem…Hamileligimden önce belkide bebek arabasiyla o kaldirimdan nasil gecebilecegimi gözümde canlandirmaya calismazdim ama insan simdi herseyi düsünmek zorunda kaliyor ve ne derseniz deyin gavurluk bizim kendi icimizde kendi insanlarimizda var cok aci tasi topragi altin olan bir ülkeyi bu kadar alasagi etmek hic kimsenin harci olmamali bence biraz daha sag duyu biraz daha vicdan ve akil lazim bizlere

  47. Elifcim, gundeme tasimak isteyecegini dusunuyorum:

    http://www.buradaengellendim.com/

    Linki gundeme getiren arkadasa da tesekkur 🙂
    http://tomurcuk.wordpress.com/