67 Yorum

Mutlu musun? Emin misin?

Yaklaşık 18 senedir beraber, 12 seneyi aşkındır evli olan bir çiftiz. Ve sanırım en çok kavgamızı, en fazla gerilimi son 5 senedir yaşıyoruz. Evet, ayaklarımız yorganın altında kavuşuyor çok şükür. Ama daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız -çocukla ilintili- bir sürü konu sorun olabiliyor aramızda.

Yalnız değilim. Yakın zamanda, çocuklarının yaşları ve sayıları değişen birçok annenin bulunduğu bir ortamda bir soru sordum:

Evliliğiniz çocuktan olumlu mu etkilendi, olumsuz mu?

İki aydır anne olan da, iki senedir anne olan da aynı şeyi söyledi:

Olumsuz etkilendi. Çocuk yüzünden tartışıyoruz. Evet, ikimiz de çocuğumuz olduğu için çok mutluyuz ama karı-koca olarak gerginiz.

“Her çocuk evlilikten bir şeyler götürüyor.” dedim. Katılmayan yok gibiydi.

1974 senesinde yapılan bir araştırma çocuk sahibi olmanın, evliliğin üzerinde pek de olumlu olmayan bir etkisi olduğunu gösteriyor. Aşağıda, 4 farklı grupla gerçekleştirilen araştırmanın sonuçları var. (Ben bu grafiği Türkçeleştirdim. Orijinali burada)

Bu araştırma ve grafikten yola çıkılarak yazılan Are You Happy? Are You Sure? (Mutlu musunuz? Emin misiniz?) başlıklı şu yazıya göre:

Evlilikte çiftlerin yaşadığı tatmin seviyesi ve mutluluk evlendikten kısa süre sonra düşmeye başlıyor. Çocuklar okul öncesi dönemdeyken bu seviye daha da düşüyor. En büyük çocuk 12 yaşına yaklaşınca biraz yükselse de, çocuğun ergen yıllarında hızlı bir şekilde düşmeye devam ediyor. Ne zaman ki çocuklar evden gidiyor, işte ancak o zaman tekrardan evliliğin ilk zamanlarındaki mutlu günlere geri dönülebiliyor.

Mutluluk abidesi olan çocuklarımızın, onları hayata getiren karı-koca arasında tartışma sebebi olması eşyanın tabiatına aykırıymış gibi geliyor. Ama öyle değil aslında. Çocuk, insanın hayatına öyle bir stres, öyle bir yorgunluk, öyle bir gürültü, öyle bir … bir sürü şey getiriyor ki, bir yandan var olan sorumluluklarını (iş, güç, eş, …) idame ettirmeye çalışırken, bir yandan da her şeyin üzerini kaplayan bu olguyu yıpranmadan idare edebilmek pek mümkün görünmüyor.

Etrafıma bakıyorum da, çocuk olduktan sonra eşiyle eskisinden daha fazla tartışmayan çift neredeyse yok gibi. (Aslında yok da, NEREDEYSE’yi olup da haberdar olmadıklarım için koydum) Çocuğun hasta, sorun. Çocuk uyumuyor, sorun. Çocuk diş çıkarıyor, sorun. Anneanne-babaanneler çocuğa müdahale ediyor, sorun. O sorun, bu sorun.

Neyse ki çok da vahim değil durum. Bahsi geçen makalede, çocuktan sonraki ilk yıllarda -ve daha sonra da ergenlik yıllarında- yaşanan gerginliğin oldukça sağlıklı bir biyolojik değişim olduğu söyleniyor. Ve şöyle deniyor:

Çocuk sahibi olduktan sonra eskisi kadar anlaşamayan çiftler genellikle umutsuzluğa kapılıyor. Ancak burada şunu unutmamak lazım: Önemli olan çiftlerin arasında gerginlik olmaması değil. Önemli olan, var olan bu gerginliğin altından, iki tarafın da kabul edebileceği bir şekilde kalkabilmek. Bu gerginliğin sebepsiz yere olmadığını, altında yatan nedenin gerçekten zorlayıcı olduğunu görebilmek.

Sanırım şunu kabullenmek lazım: Çocuktan sonra her şeyin anlamı değiştiği gibi, mutluluğun tarifi de değişiyor. Çocuk sahibi olmak çiftlerin dünyaya daha önce sahip olmadıkları gözlüklerle bakmalarını sağlıyor. Ancak şu bir gerçek ki, bu gözlükler, çiftlerin arasındaki ilişkiyi de eskisinden daha farklı gösteriyor.

Belki de işin özü bunu kabul etmekte. Eski dinamikleri arayıp da bulamayınca mutsuz olmak yerine, şu anda sahip olduklarınla mutluluğu yeniden tarif etmek gerekiyor belki.

Öyle mi?

67 yorum

  1. Grafik süper anlatmış konuyu.. Yazıyı okurken Cosby ailesindeki Dr. Huxtable’ın çocukları sürekli evden yollamaya çalıştığı geldi, bir bildiği varmış adamın dedim : ) Sana katılıyorum, değişikliği kabul etmek, özümsemek bazen de anlaşamadığın konusunda anlaşmak lazım herhalde..

  2. Bu araştırma bize daha uzun yıllar bu gerilimi yaşayacağımızı söylüyor. Bence asıl sorun maddi koşullar. Çiftler hem parasal, hem de sosyal anlamda yalnız kalabilecek, birbirlerine zaman ayırabilecek, ev işi, iş hayatı ve ailenin yükü altında ezilmeden vakit geçirebilecek koşulları sağlayabilirlerse bu tatmin düzeyinde ciddi bir artış olacaktır. Yoksa mesela benim gibi sevişirken bile kıza yemek yapmam lazım, evde ekmek var mı, oğlanın okula gidecek eşyalar, ertesi günkü toplantı, makinede asılmayı bekleyen çamaşırlar …vs düşünen birinin “durumu özümseme” kandırmacasından başka çaresi yok zaten.

  3. sanırım dolunay zamanı tüm kadınlar aynı duygu yoğunluğu içinde. Dün akşam yorgan altı ayaklar kavuşamadı ne yazık ki. önceden ara sıraydı son 1 senedir dibe vurmalarım çoğaldı. İlginç bir kısır döngü, çözümlük mü orası da şüpheli bana göre…

  4. Çocuk büyütmek zor bir iş.Başlı başına sabır ve fedakarlık gerektiren bir olgu.Ama biz Türkler ne yazık ki işin fedakarlık yönünü farklı anlayıp oldukça abartabiliyoruz. Genelde çocuklarımıza çok çok fazla zaman ve ilgi harcayıp kocalarımızı 2.plana atıyoruz. Çocukla ilgili işlerimizi bitirsek evle ilgili işlere başlıyoruz hemen.Bence asıl gerginlik burada başlıyor.Biz eşimle çocuğumuz olduktan sonra ne bir gerginlik ne de çocuk yüzünden kavga yaşamadık ki kızımız 5 yaşında.Bunda şunun payı olduğunu düşünüyorum;

    -Eşimle çocuğumuzun yetiştirilmesinde asla 3.kişileri bu işe karıştırmayız.
    -Çocukla ilgili en önemli otoritenin günün çoğunu çocuğu yetiştiren kişiye yani anneye ait olduğunu kavramışızdır.
    -Ben talep etmedikçe eşim özellikle çocukla ilgili durumlara müdahale etmez.Özellikle kızımızın yanında. Fikrini mutlaka belirtir, olmasını istediği şeyleri de mutlaka dile getirir ama çocuğa müdahale ettiğim anlarda değil.
    -Ne olursa olsun eşime de onu mutlu edecek kadar kaliteli zaman ayırırım.Ve bunu bir görev olarak yapmam.Kızımız akşamları en geç saat 20:30 da uyumuş olur ve o saatten sonra sadece eşimle ilgilenirim.Onun için özel sürprizler hazırlarım,işyerindeyken sevgi dolu mailler atarım, sıcaklığımı hep hissettiririm. Ama bunları zorunlu hissettiğim, öyle olması gerektiği için değil aşkımdan,sevgimden yaparım.
    -Birbirimize karşı duygularımızı çok rahatça ifade edebilmek için hep yüreklendiririz birbirimizi ve bu bize çok şey kazandırmıştır evlilik hayatında.
    -İlişkimizin monotonluk kazanmaması için elimizden geleni yaparız.
    -Ve çocuk büyütmeyi dünyada ilk kez biz yapıyormuşuz gibi hayatımızın problemi haline getirmeyiz bunun keyifli yanlarını görmeye çalışırız.

    Bence son yıllarda insanlar çocuk yetiştirmeyi gereğinden fazla abarttı.Yani yüzyıllardır ilk kez bizim nesil çocuk yetiştiriyormuş gibi bir durum var ortada. Bunu doğal ve akışı olan bir süreç olarak kabul edemiyoruz nedense. sürekli olarak çeşitli kaynakları okuyup kendimizde kusur arıyoruz.anneliğimizden-babalığımızdan tatmin olmuyoruz ve bunu eşlerimize yansıtıyoruz. Parkta,alışverişte,sosyal ortamlarda karşılaştığım annelerin hepsi şikayet halinde.Hiç mi mutlu anne yok acaba diyorum içimden. Ve eminim ki bir çok bayan da akşam eve gelen eşine bütün gece çocukla ilgili şikayetlerde bulunuyor.
    Çevremizde yabancı bayanlarla evli Türk arkadaşlarımız çok var. Gözlemleme ve kıyaslama şansım çok var. Yabancı kadınlar için çocuk yetiştirmek son derece doğal olduğundan beraberinde gelen problemler de doğal.bu nedenle ortaya çıkan sorunları sürekli şikayet etmek yerine çözüme kavuşturup olayı kapatıyorlar. Sanki o kadınlar çocukları yokmuş kadar bakımlı, eşlerine ilgililer. Ve çocuklarına da pırıl pırıl bakıyorlar. Eşleri eve geldiğinde Türk kadını gibi “ay öldüm,bayıldım,bu çocuk beni mahvetti” diyerek adamı da çocuktan soğutmuyorlar. Çocuktan sürekli şikayet etmek erkekleri çocuğa karşı sert tavırlı olmaya da itebiliyor. Mutluluk çocuk evden ayrıldığında yükseliyorsa şunu düşünmek gerekir;
    Bizler çocuklarımızın bir gün evden gideceğini unutup onlara aşırı bağlanarak ve eşlerimizi ihmal ederek yaşamaya meğilliyiz. Özellikle Türk toplumu olarak. Sakin ve soğukkanlı davranıp mükemmel anne olma takıntısında olmayıp rahatlarsak çocuklarımız da eşlerimiz de daha sakin ve stressiz olur bence. Sonuçta çocuklarımız evden ayrıldığında başbaşa kaldığımız kişi yine eşimiz olacak ve bu kişinin kalbi ilgisizlikten kırgınlıkla dolu olmamalı.Gözlemlerime dayanarak aktardığım bir yorumdur.amacım genelleme yapmak değildir. Sevgiler.

    • Hande Hanım, ağzınıza sağlık. Ne güzel anlatmışsınız. Çocuktan sonra kendimizi, kocamızı, özel’imizi unutuyoruz resmen. Bu böyle olmamalı. Dengeyi iyi kurmak lazım. Annelik muhteşem bir duygu ama bütün hayatımızı kaplamamalı… Paylaşımınız için çok teşekkürler.

    • Anladığım kadarıyla sekiz buçukta yatıp uyuyan bir kızınız var. Eminim bebekkende fazla zorluk çıkarmamıştır size. Ama maalesef herkes sizin kadar şanslı olamıyor bu konuda. Bende Sena’ya %100 katılıyorum. Zor çocuk, kolay çocuk diye bir kavram var. Siz bebeğiniz doğmadan ne kadar kitap okumuş olursanız olun, herşeyi kitabına uygun yapıp yapmamanız hiçbir şey ifade etmiyor. Eğer bebeğiniz gecede 10 kere kalkıyorsa, bazı geceler 2-3 saat uyanık kalıyorsa, sabah 7 de kalkıp işe gitmek zorundaysanız, akşam eşinizle film seyredip, sohbet ederek ilişkinizi gözden geçirme şansınız olmuyor. Oğlum 13 aylık, o yatar yatmaz yatmak zorundayım, çünkü gece beni ne bekliyor bilemiyorum. Ertesi sabah işyerinde trilyonluk ihale dosyalarını hazırlarken hata yapmamam, dolayısıyla biraz uyumam gerekiyor 🙁

      • Cocuklarin ilk 2 yilindan pek bir sey beklememek gerekiyor bence. Yani evet, kolay cocuksa isler kolay ama zor bir cocuksa, 2 yasindan once hayat anne babaya zor oluyor. Kendi oglumdan biliyorum. 2 yas sonrasi her sey daha kolaylasmaya basliyor. Kolay gelsin..

        • İnşallah avbi dediğin gibi olur 🙂

        • Katılıyorum.

        • Ben de 2 yaşını yeni bitirmiş oğlumda pek çok konuda kolaylıklar gördüğümü ve nefes alabildiğimizi söylemek isterim. İlk 2 yılı asgari beklentilerimizin bile hiç karşılanamadığı zamanlar olarak kabul ediyorum…

      • Ne yazık ki kızım ne bebekken kolaydı ne de şimdi öyle.Hala geceleri en az 2-3 kez çeşitli bahanelerle kalkıyor ve tekrar uyuması için yarım saat dil döktüğümüz oluyor.Sadece uyku değilki problem hem. şimdi erken ergenlik denen bir durumun içinde ve bol çatışmalı sinir krizli günler geçiriyoruz.Ama kendime onun hep bir çocuk olduğunu,doğasının gereği böyle davrandığını hatırlatıp çocuktan çok fazla beklentiye girmiyorum. Ne yazık ki annelerin çocuklardan beklentileri çok fazla. Çalışıyor olmak ise bir tercih. Kızımın ilk 2 yılında gecede 2 saati bile bulmayan uykularla ben de işe gittim. Ama böyle zamanlarda da eşimle gerginlik yaşamadık.Çünkü destek olmak ve birbirimize sığınmak daha iyi geldi bize. Ama daha sonra birtakım özel sebeplerden kızıma kendim bakmayı daha uygun buldum. Çalışmayıp tüm günü evde küçük ve hırçın bir çocukla geçirmek ve diğer herşeyi halletmek de hiç kolay değil ne yazık ki. Yani kolay annelik,kolay çocuk diye birşey de yok.Bebekken sorunsuz olan büyüyünce sorunlu olabiliyor.Yada tam tersi.

        • 2 yaşında mı bıraktınız işi?
          bazı çocuklar melek oluyor bazıları hareketli bazıları asabi. çok değşiyor ve haliyle anne-baba psikolojisi de bu doğrultuda oluyor. arkadaşımın kızıyla benim kızımın arası 1 hafta. benimki çok hareketli ama o çok sakin ve laf dinleyen bir çocuk. Bazen düşünüyorum da belki de benim hatalarım oldu. ben acaip düşkünüm, acaip bağlıyım.tüm hayatımı ona göre değiştirdim falan filan. ve hala çalışıyorum kızım mayısta 2yaşında oluyor. bazen çalışmaktan nefret ediyorum, biranda tüm gemileri yakıyorum. bazen iyi ki çalışıyorum deyip, mutlu oluyorum. çok değişken ruh hali içindeyim….arkadaşımsa rahat. o da çok düşkün tabiiki ama demekki farklı bişeyler de var aramızda. evlilik malesef bebekten sonra tekliyor. değişiklik farkedilir boyutta. Düzeltmekse elimizde… ama nasıl…

  5. Bu durumu kabul edelim ya da etmeyelim ; sonuç olarak her anne tükenme sendromunu yaşıyor.kaçınılmaz bir durum.gün 24 saat,34 saat olsaydı bile işleri yetiştirip de karı koca eski günlerdeki gibi mutlu mesut tasasız kaygısız bir kaç saat ayıramazdık birbirimize.çünkü annenin aklında yarın yapacak olduğu işlerin listesi,evin işleri,çocukların ihtiyaçları,yemek,aldısı verdisi derken aaaa saçlar taranmadan akşam oluvermiş.ve annenin kocasını görecek hali kalmamış.çocuksuz hayat böylemiydi ya?karı koca canımlı cicimli sakin mutlu yaşayıp gidiyorduk.çocuk elbette çok büyük mutluluk.ama evliliği çooook yıpratan bir sorumluluk.

  6. Elif çok beğendim bu yazını. Eşim bebeğimle gece kalkmalarımızdan rahatsız olduğu için çoğu zaman bizim ayaklarımız da buluşamıyor malesef 🙁
    Daha olumsuz daha tahammülsüz olduğumu farkediyorum çoğu zaman ve eşimle ilişkimin de bundan etkilenmesine çokkk üzülüyorum.. Ama aşağı yukarı herkesin benzer süreçten geçtiğini bilmek benim durumumun çok da anormal olmadığını gösterdi bana, nisbeten de olsa rahatladm, teşekkürler..

  7. İlk hamileliğimden bu yana çok duygusallaştığımı, hassaslaştığımı, kimi zaman bu durumun alınganlığa gittiğini gördüm. Çocuk yetiştirme ise başlı başına büyük bir mesele.. Eşle tartışırken dikkat edilmese kalpler çok kırılır.. soruya gelince 5 yaş altı 2 çocukla mutluyum :))

  8. Türk toplumunda genelde evlenir evlenmez çocuk yapıldığından evliliğin normal gerginliği de işe karışıyor. Bir süre bekleyip, çift olarak yaşayıp – sonra çocuk yapmaya karar verip yapmak bu gerginliği azaltıyor bence. En azından “bu evliliği anca çocuk kurtarır” durumu dışında… Ayrıca ben tüm arkadaşlarıma “siz bakabilecekseniz çocuğu yapın, kocadan, ana-babadan hiç yardım gelmeyecekmiş gibi düşünün” diyorum. Zira çiftler ne kadar modern, eğitimli vs. vs. olursa olsun evin ağır yükü kadında… “Benim kocam çok güzel salata yapar, ütü yapar, ben de şöyle harikayım, her şeye yetişiyorum….” mealinde cevap yazma ihtiyacı hissedenlere de şimdiden “Genelleme yapıyoruz, vallaha biz süper kadın olamadık, olanlara saygımız sonsuz, burayı her şeye yetişmeyi beceremeyip aslında normal olduğunu duymaya ihtiyacı olanlara bırakın!!!” demek istiyorum…

  9. Araştırmacıya malesef katılıyorum. Bu çalışmayı benimle yapsalardı sonuç değişmezdi. Yok ilk çocuk, yok maddi sıkıntı, yokTürk aile yapısı, yok çalışan annenin sorunları bıdı bıdı bıdı…Nerde o, flört ederkenki muhabbet? Nerde o nişanlılık kaçamakları? Nerde o evlliğin ilk yılları? Nerde o, evden çıkmadan sürekli el ele diz dize oturmalar, bakışmalar, sevişmeler….Bir hayal gibi gözümün önünden geçti.

  10. Hmmm kesin dolunayin etkisi yoksa bu kadar tesaduf olamaz…..

  11. Hande hnm+1
    YAzdıklarını çok doğru buluyor ve katılıyorum ama tek bir farkla, ben layıkıyla uygulayamıyorum.

    Tüp bebek tedavisinden başlayarak, 2 yaşına gelen oğlumun hemen hemen her ayında bir sorun, komplikasyon yaşamanın beni güçsüzleştirdiğini, tahammül ve reaksiyon limitlerimi zorladığını üzülerek görüyorum.Türk toplumunun genelinde haklim olan doğal ebeveynlik yatkınlığının , modern hayatın, ekonomik streslerin, birbirinden fiziken ve manen uzaklaşan aile yapılarının da etkisiyle bir kaosa girdiğini hissediyorum. Evet anneanne babaanne bıdı bıdısından bıkıyoruz ama onların yakın oturduğu evlerde oturmanın avantajını yadsıyamayız. Eskiden biri 1 saat, öbürü 2 saat çocuğu alır oyalarken yemek, ütü, temizlik, iş yaşamı diye annelerin bölündüğü kavramlar sanki bugünden daha sağlıklı işliyormuş gibi geliyor bana ne yalan söyleyeyim. Buna gerek yok , iyi bir bakıcı ile iş görülür diyorsanız ben ince eleyip sık dokuyarak 3 tane değiştirdim, çocuğumu emanet edemiyorum. İyisine denk gelmek için kendimi yırtıyorum ama olşmadı , olamadı. Bu durumda hobi, bakım, sohbet için yüzünüzü dış dünyaya ne kadar çevirebiliyorsunuz merak ediyorum. HAyır hiç birinden destek almıyorum, hepsini kendim yapıyorum, herşeyim 4 4 lük diyenlerin ise ya çocuklarının saat gibi tıkır tıkır işlediğini varsayıyorum ya da doğruyu söylemediklerini. Uyku-yemek-oyun-eğitim anlamında çocuklara bakıyorum daha “kolay” çocuklar. E bu durumda elbette anne akşam 8 ‘de yatırır, çocuğu gece uyanmaz,kocasıyla kahve & DVD keyfi yapabilir, ya da bir arkadaşıyla öğle yemeği yerken çocuğu masada 40 dakika kendi kendine oylanır ve anneyi deşarj olması için rahat bırakır, o da evine hava almış ve dinlenmiş, keyfi yerine gelir şekilde döner …diyorum.

    Ben kariyerime ara verdiğim için gerçekten pişmanım. Böyle yaparsam oğluma sevgiyle ve sakinlikle davranmanın sonucunda her süreci daha kolay atlatırız gibi gelmişti hamileyken. Ama hiç öyle olmadı. Bunu hayal ettiğim ve hayalkırıklığı yaşadığım için değil ,” sen de anneliği ne sandın ki ? KAbulleneceksin herşey daha kolay olacak” gibi bir görüşe gülüyorum. Belki siz de arkadaşlarım gibi ( % 90 ‘ı çalışıyor ) ama ne güzel çocuğundan mahrum kalmıyorsun diyeceksiniz. Emzirme Reformu için gönüllü çalışanlardan biri olarak ilk 18 ay anne-bebek bağının kesintisiz olmasını savunan biri olan ben, bu esnada iş yaşamına ( kısa ) bir ara verilmesini savunuyorum. Bebeğinin ilk adımını öğlen 12 de görme de akşam 6 da gör ne olur yani ? Etrafıma bakıyorum, çocuğumdan mahrumum diyen annelerin en azından % 50 ‘si maddi güçleri olmasına rağmen işe ara vermemişler. Demek ki onlar da akıp giden yaşamlarında kendileri için bir kayıp yaşamak istemiyorlar. Bu da bir ikilem değil mi ? Bömyle bir annenin, sabah kahvaltısını iş yerinde sakin sakin yapan, öğlen yemeğinde arkadaşıyla sohbet ederek yiyen, kahve molalarını kaçırmayan, akşam eve geldiğinde çocuğunu özlemiş bir modda 2-3 saati geçiren biri olması çok normal. Tüm gün evde kalan, bakıcı desteği olan 7 olmayan annlerin günlük yorgunluklarını kesintisiz yaşayarak akşama eve gelen eşe yorgunum demesi çok normal. BEdenen yorgun olmasanız bile zihnen yorgunsunuz. Modern toplumların annelik kavramlarını beğeniriz veya beğenmeyiz ama onların uyku-yemek-eğitim-oyun gibi süreçlerde çocuklarının daha bağımsız daha az anneye yapışık olduğunu inkar edemeyiz. Onlar bunu daha az duygusal davranarak atlatırken, bizler en ufak bir çocuk ağlamasına yavruummm kuzummm diye koşuıyoruz. Sonra da bu çocuk bana çok yapışık, sürekli mızmız diyoruz. Ben 2 yaşındaki oğlumu tüm bu düşüncelerle daha az kontrolcü, daha serbest bırakır şekilde yetiştirmeye çalıştım.Eşim ilk günden bu y6ana en büyük desteğim. Gece gündüz yardım eder, ben çok yorgunsam % 100 devralır. Ama bana feci yapışık. Bu gayretle büyütmeye çabalayıp sonunda yine de annee anneee modunda olması beni çok yoruyor mesela.

    HEm öyle yaptım, hem böyle düşündüm , sonunda gene de olmadı hali beni delirtiyor…
    Ne diyeyim, bunları layıkıyla başarabilen Hande HAnım ve diğer anneleri tebrik ediyorum

    • Sevgili Sena,düşündüklerinde haklısın.Hepimiz bu düşüncelerin bin tanesiyle birden uğraşıyoruz.Ben de kızım için işimi bıraktım ama pişman olmadım.Ne yazık ki durumlar birbirine her koşulda uymuyor. Ben mükemmel başardığımı yazmadım.Sadece eşimle çocuk nedeniyle tartışma yaşamadığımı kendi aramızda çocukla ilgili birbirimizin verdiği kararlara saygı duyduğumuzu ve çocuğun yanında birbirimizin otoritesini sarsmadığımızı anlattım. kızım ilk doğduğu aylarda ben de herşeye yetişmeye çalışırdım.O zamanlar çok mutsuzdum.Sonra eşim beni karşısına alıp oturttu. Benim senden hiç bir beklentim yok. Akşam eve geldiğimde evin temiz,dağınık yada toplu olmasının benim için hiçbir önemi yok. Bir kap sıcak yemek varsa ne ala yoksa onada bulunur bir çare.Sen kendini herşeye yetişmek için paralarsan çocuğun için işi bırakmış olmanın bir anlamı kalmaz dedi. Ve o günden sonra bıraktım herşeye yetişmeye çalışmayı. Ben sadece mükemmel anne sendromuna karşıyım.Mükemmel anne olmaya yada görünmeye çalışırken kocalarımızı ihmal ettiğimizi anlatmaya çalışıyorum. Yoksa herkesin anneiği kendine. NOlur yani evin dağınık olsa, komşun,misafirin senden bunu beklese,nolur o gün temizlik yapmamış olsan,yemek yetiştirememeiş,listendeki işlerin hepsini bitirememiş olsan. Sadece akşam eşine yansıtma! Adamla yalnız kalacağın hepi topu 3-4 saat zaten. onda da mutlu olmaya bak!Bu benim felsefem.Uygulamaya çalıştığım tek şey de bu.Sevgiler.

  12. Biliyor musun Elif bugünlerde kafam sürekli bu konuyla meşguldü,hatta senin konuyla ilgili daha önce yazdığın birşeyler var mıydı diye aradım bile…Biz normalde,ki bu normalde Cerenden önceye takabül ediyor,çok iyi anlaşan,eğlenen,sarhoş olan,balık tutan,hızlı araba kullanan vsvsvs…bi dolu şeydik Keremle…Ceren’den sonra ilk başlarda pek farkedemesek de araya bir mesafe,yakınlaşma sıkıntısı,bunaltı,ölesiye yorgunluk ve sorular girdi.Evet harika bişeydi işte,dünya tatlısı küçük bir canavarımız vardı:)Biz istemiştik,merakla beklemiştik,doğunca sevinçten ölmüştük..Ama,bir ama vardı..Ne kendimizi yaya yaya uyuyabiliyorduk,ne tuvalete gidebiliyorduk,ne kaçamak yapabiliyorduk,ne adam gibi sarhoş olabiliyorduk.Özel hayat sıfır,hatta altındaydı işte.Şöyle ağız tadıyla bir yalnız kalamıyorduk.Keremle ben biraz egosantrik ve özgür ruhlar olduğumuzdan,kendimizi hapiste gibi hisseiyorduk.Hala da öyle..Geçende birşey okudum,çocuktan önceki yaşamlarında çok yakın olan çiftler,çocuktan sonra bu durumdan en çok etkilenenlermiş.Bu araştırmayı yapanı saygıyla alkışlıyorum çünkü doğru.Umuyoruz bu işin içinden çıkıcaz.Tek şansımız birbirimizle konuşabilen çiftler olmamız ve biribirimizi çok sevmemiz.Yoksa ayrılmamız işten değildi.Bir de şöyle düşünmek lazım ,ne kolay ki…İyimser olmaya karar verdim de bugün:)

  13. Ben kızımı 20:30 da yatırsam (yatmak istiyor da ben yatırmıyorum değil, o saatte uyumaz) eşim bana “Niye erken yatırdın, çocukla dogru düzgün oynayamadım, yüzünü göremedim” diye sitem eder. Hiç bir şey eskisi gibi değil ama kötü de değil. Çocugumuzu atıp satamayacagımıza göre eskiyi aramaktan vazgeçip şimdiye bakmalı bence.

  14. Avrupalıların ve Amerikalıların çocuklarını 18 yaşından sonra evden yollamalarının mantıklı bir sebebi olmalıydı işte bu evlilikler gerçekten etkileniyor hiç mi olumul etkilenmiyor olumlu da etkileniyor elbet bir bütün olunuyor sevgililik halinden aile olma haline geçiliyor daha çok bağlılık oluyor bizim evliliğimizde böyle oldu en azından. Ama yazdıklrın gerçek. Hande hanım gibi olanları ben de Sena gibi tebrik ediyorum.
    Herkes mi şikayetçi demiş ya “İşin Aslı” diye bir yazı yazacağım ben de. Şikayet eden annelere bakıyorum kendim de dahil çocuklarımıza tapıyoruz neredeyse ve en çok da şikayet eden annelerin aklında 2. 3. yapma fikri oluyor. Ee ne demiştik ne diyoruz annelik bir delilik hali. Bir de bu şikayetçi anneler çocuklarını yatırdıklarında özleyen anneler oluyorkocayla içerde dvd seyrederken bir uyansada koklasak sevsek diye içinden geçiren anneler oluyorlar. Doğru mu yanlış mı ona değinmiyorum. Ama benim de gözlemim bu yönde.
    Bir de çocuğuna göre gerçekten değişir. Bakış açısına göre de elbette. Ailemizde yabancı gelin ve damatlar var zira her zaman Hande hanımın yazısınıdaki gibi de değil. Bakma biçimleri de çok farklı. Misal ben çocuğumu saatlerde ağlatmaya karşıyım ama avrupalı bir anne saatlerce ağlatıp içeride kahvesini içiyor veya kocasıyla sohbet halinde olabiliyor. Doğrusu budur belki zira benim kişiliğime ters bebeği saatlerce ağlatmak.

  15. Bir aile büyüğümüz hamile kaldığımda şöyle demişti;
    “bugüne kadar ki ilişkiniz flörttü evladım, asıl şimdi siz evlendiniz” demişti. Haklı olduğunu şimdi daha da iyi anlıyorum 🙂

    Sena Hn, size katılıyorum, kariyerime uzun ara verdim ben de çocuktan sonra, sanırım arayı kısa tutmak özellikle anne psikolojisi için çok önemli, hayattan kopmamak gerekiyor…

  16. Neslihan Hanım hayattan kopmamak gerekiyor diyorsunuz ya çok haklısınız.ama bırakın kendimize vakit ayırıp kahve içip dvd izlemeyi gündemde ne var,dünyada neler olup bitiyor,Türkiye ne durumda hepsinden bir haberim.ama şimdi sorun pepe ne yemiş,ne içmiş,ne mıçmış hepsini bir çırpıda anlatıvereyim.gecenin 11 ine kadar uyumayan bir oğlan çocuğu evde egemenliği eline geçirmiş durumda ve biz yani eşim ben ve 4 aylık kızım dağılmış haldeyiz. 🙁

    • Sizinle aynı durumdayım.Haberlerden bihaber ben Pepenin bütün şarkılarını ezbere biliyorum.Tüm bu fedakarlıklardan sonra eşimin bana” bu gömleği mi ütüledin başka bi şey bulamadın mı ütüleyecek çok düşüncesizsin vb eleştirileri bugün sabrıma son noktayı koydu”.Delirmek üzereyim.Mükemmel bir eş ve anne bulursa beklemesin evlensin diyeceğim neredeyse!!!!!!!!!!!!!

  17. bana böyle arastirmalar hep cok enteresan gelmistir (itiraf etmek gerekirse, biraz skeptik yaklasirim). insanin incelenen fenomen oldugu bilimlerde kontrollü deney ortami üretmek cok zor. Arastirma yazisinin orjinalini okumadim (en kisa zamanda göz atacagim) ama soru sorulan kisilerin genel olarak ne kadar optimist/pesimist olduklari, kendilerine sorulan sorulari cevaplarkenki ruh halleri, sosyo-ekonomik durumlari, mutlu ailelerden gelip gelmedikleri, islerinde mutlu olup olmadiklari, bunun faturasini kime kestikleri bidi bidi bir sürü kontrol edilemeyen, ama katilimcilarin cevaplarini ve arastirma sonucunu etkileyen etmen vardir isin icinde gibi geliyor bana. Arastirma sonuclarindan galeyana gelmemeli:)… Kisisel görüsüm, (mutlu, ruhen ve bedenen saglikli) bir cocuk yetistirmek herhangi bir insanin dünyada yapabilecegi en zor istir. Mutlaka yorgunluk ve stress yaratir ama her iki taraf da (anne/baba) maksimumunu ortaya koyuyorsa (biri evde-biri iste veya ikisi de iste ve evde olabilir) ve birbirlerini dinliyorlarsa, birbirinin cabalarini taktir edip, birlikte nefes alacabilecekleri süreler yaratabiliyorlarsa, tatminsizlik, mutsuzluk yaratmamali, bilakis daha büyük tatmin/(yorgun)mutluluk, birlikte basarma duygusu yaratmali gibi geliyor bana.

  18. Bir ilişki ya evrilir, ya devrilir dedim yazıyı bitirdiğimde.

    Kızımı büyütürken, özellikle ilk zamanlarımda, iyi ki yanımda benimle birlikte biri yok, yoksa herşeyine çok fena çemkirirdim diye çok söylemişimdir 🙂
    İnsanın evde kendisine yardımcı olabileceğini bildiği biri varken, kendisine yardımcı olmaması, olamaması, beklendiği gibi olmaması, hatta üstüne üstlük kendisinden beklentilerinin aynen devam etmesi durumları ayrı bir stres kaynağı. Türkiye’deki erkeklerin durumu da malum. Bir de burada yapsalardı bu araştırmayı sonuçlar daha ağır olurdu eminim.

  19. Bir arkadasimin, 2 evlilik+4 cocuk yapmis, koy kokenli, Anadolu kadini annesi; cocuk icin koca ihmal edilmez; gun gelecek onlar ucup gidecek, siz kocayla basbasa kalacaksiniz derdi 🙂

    Yine ayni anne; siz gencler cocuktan sonra bunalima giriyorsunuz cunku eski hayatinizi ariyorsunuz demis arkadasima. Arkadasim da; aman anne ne gece hayatimiz var, ne baska bir sey normalde falan deyince de; oyle deme kizim; en azindan rahat rahat bir kitap okuyamamaniz bile sizi bunaltiyor demis ki cok hakli 🙂

    Ancak yine ayni anne; sabah gunes dogmadan kalkan, inekleri sagan, yatalak kayinvalide ve kayinpeder’in bakimini yapan, cocuklarini buyuten cilekes bir anadolu kadini..

    Ve biz yeni nesil, okumak, egitimli ve kariyerli olmak, kendi ayaklari uzerinde durmak icin yetistirilmis bir nesiliz…

    Cevremde, en fazla liseye kadar okumus, erkenden evlenmis, erkenden 3-4 cocuk yapmis, uzun yillar kayinvalide-kayinpeder ile ayni evde yasamis; gunluk aktivitesi ev isi, cocuk bakimi, ogleden sonra komsu-arkadas gezmesi; aksamlari dizi olan kadinlar var.. Ve hepsi masallah cok mutlu 🙂 Bu yazida bahsi gecen sorunlarin, bunalimlarin hic birisini de yasamiyorlar ve yasamamislar 🙂 Evini temiz tutmak, cocugunun karnini doyurmak, kocasini guleryuzle karsilamak onlara yetiyor. Cocugum hangi aktiviteyi yapsin da korelmesin kaygisi yok, aliyor cocugu komsuya geciyor; cocuklar bir arada guluyor, egleniyor 🙂 Anne de stresini atiyor, cayini iciyor, kekini boregini yiyor 🙂

    Bizim icin artik cok gec 😛 Isin sakasi tabi bu 🙂 Ne yapacagiz, kiz cocuklarimizi okutmayip “ev kizi” mi yapacagiz? 🙂

    Oncelikle, kiz cocuklarina; okuyacaksin, is sahibi olacaksin, kendi ayaklarin uzerinde duracaksin mesaji verirken; erkek cocuklarina da; evin yukunu yari yariya karinla paylasacaksin ilerde; senin, senin gibi calisan ve senin kadar yorulan bir karin olacak; hayati, ev isini, cocuk bakimini ortak paylasacaksin onunla. Onun, cocugu sana birakip gezmeye gitmeye, cikip hava almaya hakki olacak, onun da kendi ozgurluk alani olacak… mesajini verecegiz. Bizim nesilde kizlara mesaj dogru verildi de, erkek cocuklari hala anneleri gibi “cilekes anadolu kadini” imajindan kurtulamadi..

    Sistemin, icinde yasadigimiz sartlarin, modern dunyanin kosullarinin cok buyuk payi var yasanan sorunlarda. Ama ne demisler; hak verilmez, hak alinir.

    Yeni nesil bazi egitimli annelerimizin de, insanligin soyunu kurtaran kendileriymis gibi davranmayi birakmalari lazim. %100 fonksiyonla isleyen, hic mikrop kapmayan, zekasinin tamamini tam gaz kullanan, hic sorun yasamayan, hic sorun yasatmayan, mukemmel cocuk yetistirme, mukemmel anne olma takintisindan kurtulmalari lazim. Her oksurukte doktora, her mizmizlikta pedagoga kosmak, depresyonun dikenli yollarina biraz daha yaklasmak degil midir?

    Ve gunluk egitim aktivitesi, komsu cocuguyla evcilik oynamak olan cocuklar, sizin, bizim cocuklarimizdan daha mi dezavantajlidir? (2’si ogretmen oldu, 1 tanesi ekonomi okuyor, 1 tanesi avukat oldu, 1 tanesi tip, 1 tanesi hukuk fakultesine kabul aldi..)

  20. Bu araştırmayı daha önce okumuştum, ister istemez ürkmüştüm. Acaba doğumumla annemle babamı mutsuz etmiş, 18i geçmediğim halde hala evde bulunarak onların maksimum mutluluğa erişmesini engellemiş mi oluyordum acaba, diye düşündüm. Yorumları okuyunca da çocuk=ilişki katili gibi geldi. Böyle bir araştırmayı, çocuklu(gönüllü olarak çocuklu) ve çocuksuz(yine gönüllü çocuksuz) çiftlerin karşılaştırıldığı bir çalışmayla destekleselerdi daha aydınlatıcı olabilirdi sanırım.

  21. Elif, benim oğlum 19 aylık.Doğduğu ilk günden beri eşim çok değişti.Bana karşı anlayışlı sevecen sevgi dolu kalbinin yerini başka bir şey aldı sanki.Varsa yoksa oğlumuz.Kendimi kalben çok terkedilmiş ve yalnız hissediyorum.Oğlum doğmadan önce eşim beni olduğum gibi sever bu kadar eleştirmezdi.Şimdi attığım her adım onun için eleştiri malzemesi.Beni kusursuzlaştırma çabaları ruhumu derinden yaralıyor.Nasıl oldu da bu kadar değişti anlamıyorum.

  22. 37 haftalık hamileyim. Kocamda iletişimim hiç olmadıgı kadar süper. Hamileyken bile böyle şahane ise cocuk dogunca tadından yenmez diyordum. Canım sıkıldı şimdi.

  23. Elif Hanımın gerçekçi ve şeffaf gözlemlerine ve paylaşımla ilgili cesaretine hakkaten hayranım. Bilimsel araştırmalar Elif Hanımın da burada değndiği gibi evlilik doyumunun çocukla beraber çocugun gelişimsel krizlerine de bağlı değişkenlik göstererek düştüğünü gösteriyor. Ben de burada bir ironiye işaret etmek istiyorum izninizle, bu bariz gerçek bilimsel araştırmalar ve sizlerin subjektif ama gerçek yorumları varken neden hala çocuğun evliliği kurtarabileceğine ilişkin yanlış bir inanç var ?

  24. ARAŞTIRMA BATI DA YAPILMIŞ,BİZDE ÇOCUK EVDEN GİDİNCE RAHATLANMAZ AKSİNE ÜZÜLÜNÜR,ÇOCUKLARIN EVE GELECEĞİ TATİL,BAYRAM,HAFTASONU VS HESAPLANIP TAKVİME İŞARETLENİR:))) ZOR ÇOCUK KOLAY ÇOCUKLA DA AKALI OLDUĞU KESİN AMA BENCE GERÇEKTEN ABARTIYORUZ ÇOCUK BÜYÜTMEYİ,SANKİ İLK DOĞUM YAPAN İLK ÇOCUK BÜYÜTEN BİZLERMİŞİZ GİBİ DAVRANIYORUZ,KASMAYIN,AKIŞINA BIRAKIN,BİZ NASIL BÜYÜDÜK?

  25. Bizde pek oyle olmadi. Cunku esim benim yuklendigim anne misyonuna %100 guveniyor. Bebegimizle ilgili onunla tartismiyorum ama bizim aramizda eskiye nazaran degisiklikler oldu. Soyleki; bizim kizimiz dogdugundan beri biz ayri yataklarda yatiyoruz:) esimin agir is temposundan dolayi ertesi gunu bezgin ve uykusuz kalmamasi adina kendiliginden boyle bir durum oldu. İkimizde bundan memnun degiliz ama egistiremiyoruzda. 8aydir ayri kaldigim esimle sanirim biraz paylasimlarimiz azaldi 🙁 buna ne diyceksinz tartismayacak kadar az iletisimimiz var. Hangisi dha tercih edilir durum , biliemiyorum:(

  26. Bizde pek oyle olmadi. Cunku esim benim yuklendigim anne misyonuna %100 guveniyor. Bebegimizle ilgili onunla tartismiyorum ama bizim aramizda eskiye nazaran degisiklikler oldu. Soyleki; bizim kizimiz dogdugundan beri biz ayri yataklarda yatiyoruz:) esimin agir is temposundan dolayi ertesi gunu bezgin ve uykusuz kalmamasi adina kendiliginden boyle bir durum oldu. İkimizde bundan memnun degiliz ama egistiremiyoruzda. 8aydir ayri kaldigim esimle sanirim biraz paylasimlarimiz azaldi 🙁 buna ne diyceksinz tartismayacak kadar az iletisimimiz var. Hangisi dha tercih edilir durum , bilemiyorum:(

  27. Bu arada ne yalan soliyim kizimi cok seviyorum ve mutluyum onu dogurdugum icin ama eski gunlerimin hasretiyle yanip tutusuyorum. Geceleri disari cikmak , yuruyus yapmak, bos bos vitrinlere bakinmayi cok ama cok ozluyorum. Diger anneler bunu nasil basariyor diye dusundukce surekli kendimi elestirirken ve mutsuz bir sekilde yakaliyorum. Hele birde bebegimi her gorenin ” aaaa sen dur hele bir ayaklansin, sen o zaman gor.” yada ” aaaa sen bekle kizin hele bir konusmaya baslasin” seklindeki yorumlari gelince iiiiyiiice demoralize oluyorum. Ve su an sadece beni cok kotu gunler bekliyor diye bekliyorum 🙁 yok yok ben gercekten mutsuzum:(

    • Seren ben de hep başka annelere bakarak, başka annelerle kendimi karşılaştırarak vakit geçiriyorum. Bana göre en mutlu olmayı bilmeyen benim…evet mutlu olmayı bilmiyorum. güzeller güzeli bir kızım var, evim var, eşim var ama nedense muhakkak suretle kendime bişeyleri dert edinip, kafaya takıyorum ve bu şekilde günü kendime zehir ediyorum hatta eşime de ediyorum bazen. kısaca ben mutlu olmayı bilmiyorum. Şu an ki en büyük derdim çalışıyor olamam… Sanki çalışmayıp tüm günümü kızımla evimde geçirsem herşey yoluna girecek gibi… Ama yapamam… Bunu yapanlara bile gıpta ile bakıyorum. Bunu bile sorun yapıyorum kendime. Nerede o eskilerin ev kadını…

      • Cagla beni anlatiyorsun:) okurken yok bu yorumu ben yaptim sanirim dedim hatta. Ben cok uzun bir sure iste calistim. Bebek nedeniyle ayrildim. Su an kendim evde bakiyorum. Yine mutsuzum:( simdide isteki sosyal gunlerimi hatirlayip hatirlayip dertleniyorum. Cok sukur halimize ama bu duygulari yenmek cok zor. Birgun bana esim dediki; Serencim hatirliyor musun , bebegim olunca isten ayrilip artik bebegimle soyle guzel 4-5 sene gecirecegim demistin dedi. Simdi buna sahipsin ama sen yine mutsuzsun dedi. Ve bugun yine calismaya geri donebilsem diyorsun ama nlur saplanti yapma, cunku o zamanda mutlu olmayacaksin dedi. Hakli galiba. İkisinin ortasi nasil bir durum bilemiyorum. Senin bebegine kim bakiyor bu arada? Ve Allah onu size bagislasin…

  28. Yazilanlari okuduktan sonra cocuk fikrinden korktum acikcasi. Yasim 30 bir kalsada hormanlarim icimden dogurmalisin diye fisildasada ureme konusunu ertelemek gerek sanirim biraz daha:) ben evde iki kisi olmamkza ragmen yetisemiyorum eve:) bazen diyorum benim zaten war bi cocugum bide olsa bi bebek dagiliriz iicee:) su yabanci anneler ii yapiyo olayina katilmiyorum usa yasiyorum gozlemlerime gore turk anneleri tek secerim:)

    • Haklisin bende hep oyle dusunup erteledim bebegi. Acikcasi erteleme fikride pek kacis olmuyor. Hayatimizin her doneminde farkli mucadeleler yasayacagimiz gercegini kabul edip dogru zamani kacirmamak lazin sanki.

  29. Bi cocuga baktinmi annesi kim az cok belli olir turk anne cocugunu kucagona aldimi ben gorur hissedersin aradaki aski uzaktan etrafa yayilir o duygu:) burda bebek ufacik daha dogali iki gun olmus almis gelmis avm ye agliyo aglamakttan morariyo bi kucagima alayim yok elinde tel yada yaninda biri yada alcagi bi urunun derdimde kadin.. Burda turklerle evli amerikalilarda var cocuklariyla uzaklar ya sanki baska birinin cocugu yada uc cocuktan sonra turk baba bosanmaya karar vermis amerikali es surekli cocuk bakmaktan yakindigi gezmeye bara gidemedigi icin dir dir eden kadindan.yoktur esi turk kadininin bence dunyada ozu temiz..

  30. Bi cocuga baktinmi annesi kim az cok belli olir turk anne cocugunu kucagona aldimi ben gorur hissedersin aradaki aski uzaktan etrafa yayilir o duygu:) burda bebek ufacik daha dogali iki gun olmus almis gelmis avm ye agliyo aglamakttan morariyo bi kucagima alayim yok elinde tel yada yaninda biri yada alcagi bi urunun derdimde kadin.. Burda turklerle evli amerikalilarda var cocuklariyla uzaklar ya sanki baska birinin cocugu yada uc cocuktan sonra turk baba bosanmaya karar vermis amerikali es surekli cocuk bakmaktan yakindigi gezmeye bara gidemedigi icin dir dir eden kadindan.yoktur esi turk kadininin bence dunyada ozu temiz..

  31. Anne ve bebişi, katılıyorum okuduklarımın pek çoğuna ama galiba en çok sana. Geçenlerde fark ettim kronik gerginliğimin asıl sebebi mükemmel anne/eş olma çabası aslında. Sahiden takıntılıyım bu konuda lakin bunca uğraşın sonunda mükemmellikten çok uzağım hala. Sıklıklıkla bağırıyorum gerekli gereksiz durumlarda. Aklım almıyor insanlar nasıl yetişiyor iki üç çocuğa. Çok zor bir çocuğum var demek haksızlık olur oğluma ama zor yiyen, gece ortalama üç kere uyanan bir çocuk sonuçta ve eşim de oğlumdan pek farklı değil şansıma! Çocuk bakımından hiç anlamıyor, ev işlerinden de keza. Sahiden imrenmekle beraber içten içe kıskanıyorum da Hande’ninki gibi hayatların olduğuna dair birşeyler okuduğumda. Biliyorum halbuki herkesin çocuğu, koşulları, imkanları farklı bu sebeple kimsenin hayatını bir başkasınınkiyle kıyaslamamalı.

    Yorum yazan arkadaşların pek çoğu takılmışlar eşlerin ihmal edilmemesi konusuna, biz bayanlar yapıyoruz işte erkekleri böyle aslında. Kaç yaşıtım anne biliyorum halen kız erkek ayırımı yapıyorlar çocukları arasında. O kayırılan çocuklar eşlerinden her daim özel ilgi bekleyen adamlar oluyorlar sonrasında. Kadın mı erkeği ihmal ediyor, erkek mi kadını aceba? Söyleyin kaçınızın kocası siz çocuğu uyuturken mum ışığı ve şarap kadehleriyle bekliyor sizi salonda? Ben de istiyorum özel vakit geçirmek kocamla lakin enerjim kalmıyor buna, halbuki canlanıcam süprizi yapan o olsa! Feminist miyim neyim bilmiyorum ama şiddetli sinir oluyorum erkeklerin bu derece pohpohlanmasına. Demiyorum elbet çemkirelim her fırsatta, tutalım onları anne çocuk ilişkisinin dışında, söylemek istediğim özen göstermeli biraz onlar da, uğraşmalı destek olmak adına.
    Velhasıl söylenecek çok söz var da ben döneyim yine asıl konuya; çocuklu hayat çok zor ama mutsuz değilim asla, sanmam değişsin eşim de önceki halimizi bugünkü koşullara, daha çok tartışsak da daha çok bağlandık birbirimize aynı zamanda. Evlendiğimizde değil de çocuğumuz olduğunda aile olduğumuzu anladık galiba.

    • Sevgili Esra her ailedeki bireylerin kişilikleri farklı olduğundan olayların sonuçları da farklı oluyor. Biz de mükemmel değiliz ama eşten yana şanslı olduğumu düşünüyorum. Elinden gelen her yardımı yapıp esirgemez, sabah beş buçukta işe gidecekken bile çocuk uyutmaya çalıştığını bilirim. Bizdeki fedakarlık hep karşılıklı yapılıyor bu nedenle şanslıyım. aksi çok üzücü olurdu sanırım. Bir de herşeye yetişmeye çalışmıyorum. gerçekten. Ev umurumda değil. Haftada 1 temizlenir ve elim erdiğince toplanır. o kadar. Burada bazı arkadaşların sandığı gibi şeyler değil ayrıca eşe ilgi göstermek. Yani illa mum ışığı şarap değil olay. Çocuklar uyuduktan sonra diz dize oturup bir kahve bile içebilmek iki tatlı söz bir güle ryüz yeterlidir çoğu zaman. Yani kıskanılacak kadar ütopik bir durum yok ortada 🙂 sadece önceliklerim kızımın,eşimin ve kendimin mutluluğu. Yoksa ben de her şeyi dört dörtlük yapmaya çalışsaydım muhtemelen yorumum da farklı olurdu. Yada desteklemeyen bir eşe sahip olsaydım. O yüzden başkalarına göre değerlendirmeye neden olan bu araştırmaların sonuçlarının çok güvenilir olmadığını düşünüyorum. Benim çevremde gözlemlediğim yabancı kadınların bir kısmı Rus bir kısmı ise İngiliz bu arada Amerikalıları bilemem..Sevgiler.

  32. Evet hanimlar bosverin olmayin 4 4 luk once siz mutlu olun sonra gerisi gelir:) evinizde pis kalsin bugun benim ole kaldi bu sabah ise dogru yoldayim simsi :))

  33. Ah ahh.. Cok doluyum

  34. Yukarida dile getiren arkadas gibi, ben de oglumu dogurdugum icincok cok mutluyum ama eski hayatimi da ozlemiyor degilim. 2 aydir calismaya basladim. Oglum su anda sekiz aylik. Calismaya basladigimdan beri her sey yarim sanki; kadinligim (her sabah tarilan ben tartilmaz oldum, manikurde vakit harcamaktansa eve geleyim diye dusunuyorum, eskiden guzel guzel elbiseler giyerdim evde, simdi emzirdigim icin hepsi bir kenarda bekliyor); isim de yarim sanki, hep bir an once cikmak istiyorum, aklim bir yandan evde ama ote yandan evde kalinca da hep ise gitmek istiyorum; bebisimi evde bakiciyla birakinca uzuluyorum, onunla vakit gecirisini kiskaniyorum, sabahlari onu gorunce sevincle gulmesine hem bir yandan cok seviniyorum hem de bir yandan dehset kiskaniyorum; spora gidiyordum bakiciya para verince sporu da askiya aldim; aslinda ihmal ettigim ben gibiyim. Kendime birseyler almaktansa esime ve ogluma yonelir oldum. Esimden ya da oglumdan degilmkendimden fedakarlik yapmaya calistigimi farkettim gecenlerde. Varsin artik is gunlerinde esim kahvaltisini is yerinde yapsin. Super es olmak istemiyorum. Kendime de vakit ayirmak esimle vakit gecirmek istiyorum eskisi gibi.. Yeni yil yeni kararlar:) kendimle ilgilenmek istiyorum hem kendim hem esim hem de oglum icin. Ama biliyorum dun yok artik bugun-yarin var. Onlar guzellestirmek istiyorum.

    • Calisan annede evdeki annede her sartta sanirim bebegi ( kulak dolgunlugndanbildigim kadariyla) 3 yasa girene kadar yogun bir bakim gerektirdigi icin yorgun ve tatminsiz. Rabbim once saglik versin ama yasamasi zor…

  35. Aynı şeyleri düşünüyorum. Aynı şeyleri yaşıyorum. 2 yaşında bir oğlum var. Zor bebek-kolay bebek kavramına katılıyorum.İlişkiyi etkileyen 1. etken bu bence.
    2. etkende, çocuktan önce sosyal hayatı kuvvetli, beraber çok şey paylaşan çiftlerin, çocuktan sonra eski hayatlarını yaşayamamaları. Çocuktan sonra özellikle ilk 1 yıl sosyal hayat durgunlaşıyor ve bu özellikler babaları çok etkliyor, babalarda sıkıntılarını annelerden çıkarıyorlar.
    3. etkende eğer çalışyorsanız çocuğa bakan diğer kişilerin çıkardığı sorunlardan kaynaklanan sorunlar.
    Bunlar benim yaşadıklarım ama herkesin aşağı yukarı problemleri aynı sanırım.
    Böyle bir konuya değindiğiniz için teşekkürler Elif Hanım 🙂

  36. Aslında yazıp, yazmamakta çok kararsız kaldım, ama bakış açımı paylaşmak istedim…
    Özellikle senede 6 ay çok yoğun çalışan bir anneyim.Üstelik eşimde sürekli yurtdışı seyahatleri olan bir kişi.Vicdan azabımız had safhada ,ama yapacak bir şey yok.Bu bizim iş hayatımız,ama beraber geçirdiğimiz saatleri mutlu geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda kendimi şanslılar listesine koyup, mavi boncuk takıyorum….
    Oğlum 27 aylık, anneannesi bakıyor .Şimdi sesleri duyuyorum,ohhh sanslısın diye:))
    Evet haklısınız şanslıyım……(Ama kuşak çatışmasını çok ciddi yaşıyorum, onuda belki bir zaman gelir yazarım…)
    Konuya gelirsek; artık mükemmel anne sendromunu bıraktım ,gitti…Hafta da sadece 2 gün doya doya görüyorum oğlumu ve bugünlerde de eşli, çoluklu çocuklu program yapmaya çalışıyorum.Bilenler bilir çok nadirdir, oğlumu bırakıp, haftasonu program yaptığım…..
    Örnek bu hafta sonu bir akşam yemeğine çoluk çocuk planlayıp/ gittik, biz yemeğimizi yedik.Oğlum masada bize eşlik etti.(İlk deneyimimizdi,ama başardık…)Yemeğini yedi, resimlerini çizdi, babasıyla masa üstünde arabalarıyla oynadı…Ve çok mutlu olarak evimizin yolunu tuttuk.
    Hiç mi sorunlarımız yok, bir sürü,uykudan tutun,yemek yemeğe kadar,2 yaş sendromu süper gidiyor:…..
    Bu kadar yoğun olunca eve de yetişemiyorum..Napim ama bizden daha mı önemli…
    Mükemmel olmaya çalıştıkça herşey üstüne üstüne geliyor, yapamadıkların için hanene – puan yazıyorsun hissine kapılıyorsun,boşverinnnnn…
    Sadece kendiniz, eşiniz ve çocuğunuz önemli..Gerisi boş..Sıkıntılarınızı önce kocanızla paylaşın tavsiyem,ama kusar gibi söylerseniz, adamında algılaması zor, anlamaz,unutmayın Venüs-Mars meselesini:)
    Direk tepki verir, bide adama takılırsınız,gün hanesine eksiler birikmeye devam eder…
    Çocuklara gelince; çocuk bu ,büyür.Bugün dönüp, arkama baktığımda bir sene önce yaşadığımı düşündüğüm sıkıntılar ,artık çok bir yer etmiyor hafızamda…
    Kocamla ilişkimize gelince, birgün kendisi ,bir gün ben uyutuyorum evdeki minik canavarı:) Kim yatakta uyuya kalırsa diğerini uyandırıyor, enazından günün bir değerlendirmesini yapıyoruz beraberce…
    Biraz uykudan, biraz kendi hobilerimizden vazgeçiyoruz, ama o bizim bebğimiz, hayatın bebek olmadan önceki gibi olması için hiçbir zaman beklentiye girmiyoruz, öyle bir dünya asla olamaz.
    Yeni hayatınıza alışmaya çalışın, korkmayın,yapabilecekleriniz için elinizden geleni yapın, yapamadıklarınız içinde kendinizi paralamayın…Tabiiki çocuğunuz herşeyden önce geliyor ama kendinize (dolayısıyla da eşinize) zaman ayırmaya çalışın.(Ör: uykusu sırasında bir kitap/dergi okuyun,temizlik yapamayın bugünde nolur yani) Çocukla ilgili sorumluluklarınızı eşinizle bölüşmeye çalışın…Merak etmeyin yaparlar…O küçük velet onunda çocuğu…Mutlaka başarıyorlar…Sadece çocuk size aitmiş gibi yapmaktan da vazgeçin…. Sen evde oturuyorsun bahanesi de geçersiz bence, o çocuğun babasıyla olmaya da ihtiyacı var, örneğin akşam kitabını babası okuyabilir, sizde uyutabilirsiniz…
    Geleneksel anne ,saçını süpürge eden kadın modelinden çıkmadığınız , hayatınızı kocanızla ortak bir alana taşımadığınız sürece, bu sıkıntıları yaşamaya devam edeceksiniz, bu hem size hem çocuğunuza ,hemde eşinize yansıyacak……Küçük şeyleri büyütmeyin derim..
    (Yanlış bir anlaşılma olmasın diye belirtmek istedim; ne çocuğumun ev yemeklerinden , ne de uyku düzeninden vaz geçmek isterim…Hala bir pastanın tadını bilmez,belli prensiplerim halen mevcut..Ama uygun bulduğum temiz bir restaurantta benimle birlikte yemek yemesine de karşı değilim, öğle uykusunu da gerekirse arabasında uyuyabilir diye düşünüyorum……)
    Mutluluklar dilerim herkese….

  37. Merhaba ; Anne olmanın çook güzel bir duygu olduğu, ama beraberinde de çok ağır sorumluluklar getirdiği aşikar. Yukarıdaki paylaşımlarınızdan bu kanıya varmak çok da zor olmadı açıkçası. Ben ise hem bu ağır sorumluluktan korktuğum için, hem de geç evlendiğimden dolayı henüz anne olamayanlardanım.
    Evliliğim 3.yılında. Ve şuan 36 yaşındayım. Bu yaşta anne olmak ne kadar doğru. Çok genç yaşlardan bu güne kadar aralıksız süren iş hayatım oldu. Mesleğimin getirdiği ağır sorumluluklarda beni yıprattı. Anne olmanın gücünü bulamıyorum kendimde. Artık bu saatten sonra eşimle evliliğimin güzelliğini yaşamalıyım diye düşünüyorum. Anne olma fikri bana çok uzak geliyor. Hatta itiraf etmeliyim bu düşünceyi artık yok saymaya başladım bile. Ama ilerde ya çok pişman olursam. Ve Çoğunluk pişman olacağımı söylediği halde. Ben ise zaman olarak çok zaman kaybettiğimi düşünüyor ve anne olma fikrinden uzaklaşıyorum:(((

    • Ruh halinizi cokcok iyi anliyorum fakat gelecekte hayal edilen yasam, bugunun anlik duygu gelgitlerine ve seyrine kapilmadan karar verilmelidir. O kadar cok insan taniyorumki, 40inda dogum yapan. Esinizle gecirmeyi planladiginiz guzel gunkerden bahsetmissiniz… Neden yaninizda size ait bir can da olmasinki..! Hayatta en korktugum seylerden biri, eger birgun esime birsey olursa ondan bana, ona ait hicbirseyin kalmamasiydi. Simdi tipki onun gibi bakan bir kizim var… Plan Allahin plani derler ama en azindan yalniz olmeyecegim diyorum… Nedense bunlari yazmak istedim. Hakkinizda hayirlisi….

  38. Merhaba, benim adım Aslı. Ocak ayında eşimle tanışıp, Ağustos ayında muhteşem bir düğünle evlendik. Birbirimize çok aşıktık,.Şuan zaman zaman ufak tartışmalarımız olsa da birbirimize o kadar bağlıyız ki evliliğim benim için tekrar bir uyanış oldu diyebilirim. Gelir seviyesi yüksek, sosyal hayatı canlı popüler bir çiftiz. Herşeyi hızlı yaşadık ve aynı tempoda evliliğimize tam gaz devam ediyoruz. Eşim bana çok düşkün Ve çocuğumuzun olmasını çok ama çok istiyor artık..

    Eminim buraya kadar olan bu hikaye hepinize oldukça tanıdıktır. Çoğunuzun ”Evliliğin ilk yılları bizim için de öyleydi elbet..” dediğini duyar gibi oluyorum.

    Ben çocuk sahibi olmayı büyük bir kararsızlık içinde (erken mi geç mi?) düşünürken okuduğum yazılar beni gerçekten itiraf etmeliyim ki dehşete düşürdü :). Çocuk yapmak hayatıma daha fazla mutluluk katmalı, darmadağın edip eşime yabancı, mutsuz bakımsız yorgun bir kadın yapmamalı diye düşündüm. Yani bu böyleyse bu yazıları okuyan kimse çocuk sahibi olmak istemez diye düşünüyorum. Sonuçta bir cephede çok mutluyken diğer her cephede mutsuzsunuz. Ve basit bir matemetiksel hesap; o kadar çok mutsuzsunuz ki hayat cehenneme dönmüş.

    Hep derler ya ”Şuan sevgilisiniz bir de evlenince görün.. Şuan berabersiniz bir de aynı eve girince görün..ve şuan iki kişisiniz birde çocuk olunca görün.. ” Farklı olacak elbet.. Hayatınız değişiyor sonuçta.
    Çocuk olunca herşey değişiyor ama evlenince sanki herşey değişmemişmiydi. Bu sadece Hayatımızın değiştiğini tamamen kabullenip yeni rotaya göre yol haritasını çizmekten geçiyor bence. Bana, yazıları yazan bayan arkadaşlarımın çoğu eski çocuksuz hayatlarını arıyor gibi geldi. Çok yoğun çalışan bir kadınım bir projeye başladığımda diğerlerini hep bilerek ihmal ederim. Çünkü hepsine aynı ilgiyi gösterirsem odaklanamam ve zamanımı etkin kullananamam derim hep. Ama bilirim ki şuan ki önceliğim bu proje ve bu proje.. Çalışıyorsanız paranızdan, çalışmıyorsanız zamanınızdan fedakarlık yapmalısınız.

    Tüm yazıları cümle kaçırmadan okudum ve gerçekten çok umutsuzlandım. Bu kadar zor olmamalı çocuk büyütmek. Ne biliyim, çocuk geç yatıyorsa eşiniz uyumuşsa kapıya bir seni seviyorum notu yazalabilir. Romantizm flimlerdeki gibi şaraplardan geçmiyor eşimin iş yerine ”çok çalışıyorsun bu senin emeğin için sevgilim” dediğinde takdir edilmenin verdiği mutlulukla bana ne yapacağını bilemez. Sonuçta erkeklerde büyüttüğünüz çocuklar gibi evin en büyük çocuğudur.

    Hande Hanm ‘a yazısı için teşekkür ediyorum okudukça işte böyle olmalı demiştim. Hayatını düzene sokmuş, kararlardan emin pişmanlığı yok, bahanesiz ve bence yalansız.