24 Yorum

Unutulan beklentiler

Hazır haftaya aşk-meşk, karı-koca, çocuktan sonra evlilik şeklinde başlamışken, bir dolu da dertli yorum gelmişken o yönde devam edelim bugün.

Dünkü yazıyı yazmamın elle tutulur bir sebebi vardı aslında. Birçok anneyle paylaştığımı bildiğim bir sebep: İkinci, üçüncü, beşinci plana atılmışlık hissi.

Karı-koca, çocuk doğduktan sonra anne-baba oluyor. Bakıyorum da, çocukların varlığında bazen birbirimize ANNE ve BABA diye sesleniyoruz! Varlığını bilmediğimiz dertler gündemimizin baş köşesine oturuyor. Ve sonrasında ver elini bir sürü tartışma, bir ton çekişme. Yok niye çocuğun önünde kızdın da, niye onu yedir(me)din de, vay niye hastalandı da, falan da filan.

Bunların önüne geçmek pek kolay değil anladığım kadarıyla. Ama işin bir de ötelenme boyutu var. Anneler çocuktan sonra duygusal anlamda ikinci plana atıldığını hissediyor çoğu zaman. Şöyle ki:

Bir annenin, babanın gözünde çocuktan sonraki yeri KÜÇÜK EŞİTTİR çocuk sayısı + 1

Örneğin: bir çocuğun mu var, o zaman ikinci plandasın. İki çocuğun mu var? Üçüncü plandasın. Kocanın işine ve hayatındaki diğer şeylere (arkadaşlar, futbol, spor yapmak, gazete okumak, vs.) ne kadar ağırlık verdiğine bağlı olarak bu konumun daha da ötelenebilir.

Genelleme yapmayayım. Bütün babalar her zaman böyledir demeyeyim. Politik konuşayım: Bazen, bazı babalar, bazı sözleriyle, bazı yorumlarıyla, bazı tonlamalarıyla, bir şekilde, ama bilerek ve isteyerek, ama farkında olmadan, anneye hayatındaki tek konumunun “Çocukların yemesinden, içmesinden, giyiminden Sorumlu Devlet Bakanı” olduğu izlenimini veriyorlar. Telefonda “Çocuklar nasıl?”, akşam gelince “İyi yediler mi?”… Ama bu evde birisi daha yaşıyor. Acaba o nasıl? O bir şey yiyebildi mi? Günü nasıl geçti? Sanki o önemli değil. Ya da çoook sonra akla geliyor.

Bu anne için yıpratıcı bir şey. Çünkü anne, sadece anne değil. Birey aynı zamanda. Eş. İnsan. Kadın. Özellikle ve de en çok da kocasının gözünde öyle olmak, öyle görülmek istiyor. Çünkü zaten ona gün boyu ANNE OLDUĞUNU hatırlatan ve hatta unutturmayan birçok unsur var. Bari evin erkeği onu unuttursun istiyor. Ben istiyorum. Kocam sabahları uyandığında bana ilk söylediği şeyin “Saat kaç?” yerine eskiden olduğu gibi “Günaydın bi’tanem” olmasını istiyorum. Sabahları evden aceleyle çıkarken ya da akşam çocuklara yetişmek üzere koşa koşa eve geldiğindeki öpüşmemizin görev icabı olmamasını istiyorum.

Bunları istiyorum ama acaba ben, karşı tarafın benden istediklerini, beklediklerini yapıyor muyum?

Aşk, sadece sevdiğine, ayakları üşümesin diye yün çorap almak mıdır?

Ben, kocamın kadın olarak ihtiyaçlarımı tatmin etmesini isterken, ben onun erkek olarak ihtiyaçlarını karşılıyor, ya da en azından çabalıyor muyum? “Çocuktan sonra aramız gerildi” derken belki de hepimizin oturup bunu düşünmesi lazım.

Her ilişkideki tarafların ihtiyaçları kişiden kişiye, çiftten çifte değişiyor. Kimi (aslında çoğu!) erkek önüne sıcak yemek konmasını istiyor her akşam. Kimisi karısı uykuyu sekse tercih etmesin istiyor. Kadınlarsa anlaşılabilmek, yargılanmadan, bir sorunu, çözüm önerisi sunulmaksızın anlatabilmek, sadece dinlenilmek istiyorlar genelde.

Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten işin şakası. Ancak şu bir gerçek ki, ikili ilişkilerde karşı taraftan beklentilerimiz oluyor. Bu beklentilerin hangilerini toplum şekillendiriyor (Kadın, erkeğe yemek yapar. Erkek, kadına çiçek alır…), hangileri biyolojik özelliklerimizin gereği (Kadın, erkeğe sarılıp beraber film seyretmek ister. Erkek, haftada şu kadar kez seks ister…) bilmiyorum. Ama şu bir gerçek ki kadınların erkeklerden, erkeklerin kadınlardan farklı beklentileri var.

“Kadın-erkek eşittir, eşit kalacak!” derken, karşı cinse dair beklentileri -karşılıklı olarak- unutuyor olabilir miyiz acaba?

24 yorum

  1. bizim ilişkimiz çocuklardan sonra daha iyi oldu sanki… bazen error verdiğimiz oluyor elbette. mesela ben daha çok yakınır oldum, kocam daha fazla kendine ait zamana ihtiyaç duyar oldu falan filan ama çoğu zaman bir durup “yok canım iyiyiz, iyi gidiyoruz” diye kendimizi gazlıyoruz. ben bunu yalnız kalamayıp birbirimizi özlüyor oluşumuza bağlıyorum.

    ikimize ait bir zaman neredeyse yok. kapımız açık uyuyoruz. dışarı birlikte çıkabilmemiz için birçok şartın yerine gelmiş olması gerekiyor ki o anlar çok çok az. dolayısıyla birbirimizi özlüyoruz biz. çocuklar olmasa sıkılır mıydık birbirimizden bilmiyorum ama aman diyelim Allah bu günlerimizi aratmasın :)))

  2. Eşimin her beklentisine şevkle karşılık vermek isterim eski günlerdeki gibi,ama ne mümkün?bütün gün 2 küçük çocuğun (ki bunlardan büyük olanı 2,5 yaşında,küçüğüm de 4 aylık) beklentilerini dörtdörtlük,eksiksiz,tastamam,mükemmel ötesi yerine getirmeye çalışmaktan,sevgili eşim eve gelene kadar pilim bitmiş oluyor.güneş varken süper anne ama güneş batıp da yıldızlar gökte ışıldayınca vasatın altında eş oluveriyorum.benim hayatımda sizin yazınızdaki gibi ikinci hatta üçüncü plana istemeden atılan biri var ama bu kesinlikle ben değilim.eskiden yani çocuksuzken gözlerim gözlerinden başka bir şey görmeyen ,ama şu anda çocuk peşinde koşturmaktan neredeyse birkaç dakika gözgöze gelebildiğim biricik eşim. 🙁

  3. offffffffffff offfffffffffff daha dün bu konuyu bir uzman ile masaya yatırmış bulundum. 🙁 evet bende bende demek istiyorum ama bu yazının içinde geçen acaba ben neler yapıyorum cümlesi bende her şeyi bitiriyor sanırım aşk başlarken her şey duygularla hareket edecek sanıyorsunuz ama hayatın gerçek anlamının maddi beklentiler eksildiğinde ortaya çıktığına şahit olunca aşkı da unutuyorsunuz ben bazı yazan arkadaşların (kesinlikle durumlarını eleştirmiyorum imkan meselesi bende de olsa yaparım diyorum) bakıcımı şöyle seçsem böyle etsem sohbetlerine tanık olurken neredeyse iki çocukla kendine bazen duş alacak vakit bulamayan bir annne olarak sanırım aile içi erkek ve kadının sosyal statüsünün bile maddi olanaklarla paralel olduğunu düşünüyorum yani kime bırakırsanız bırakın evladınızı annenizdede kalsa bakıcıdada kafanızı kurcalayan şey kendinizin yada biz ibaresinin geleceğini kapsıyor ve bu sizi yoruyorsa istediğiniz aşka sahip olun söz dönüp dolaşıp elektrik faturasına gelir. o zamanda bahsettiğiniz şey kafasında bunları düşünmek zorunda olan bir anne yada baba için ben diye bir durum kalmaz buda benim bakış açım elbette 🙂

  4. Yine ” ben mi yazdım acaba bunu ” dedirten bir yazı işte 🙂 Okurken bizim evde yaşananlar geldi gözümün önüne,sabah işe gitmek için evden çıkarken ikimiz birbirimizi değil , ikimiz de oğlumuzu öpüyoruz artık.. Geceyi hiç söylemiyim çünkü bizim oğlan aramızda yatıyor , bundan kim şikayetçi derseniz kesinlikle ben değilim ama babası küçük cüceyi odasına şutlamak için can atıyor .. Eskiden hep yanyana , sarmaş dolaş otururduk , şimdi elim eline değse bizim oğlan namus bekçisi olarak tepemizde , ” yaaa , baba çeksin elini , o benim annem ” nidaları ve kıskançlık tripleriyle .. Yazacak çok şey var aslında ama hepsini sizler de yaşıyorsunuz zaten diye düşünüyorum.. Bir ben değilimdir herhalde 🙂

  5. Bu yazının üzerine eklenecek tek bir sözcük varmı ki?
    Çocuk uyuyunca koşa koşa yatıp uyumayı tercih eden bizler değil miyiz? Eve geldiğinde sıcak yemek, salata,sonrasında çayın yanında tatlı isteyen evin erkeğine, tek çeşit yemekle, çocuk durmadı, bunu bile zor yaptım deyip kenara çekilen de biz değil miyiz(en azından çoğumuz)
    Bu durumda evin erkeği de en basit isteklerinin bile yerine gelmediğini gördüğünde , anlayış, ilgi göstermeyip o da kendi dünyasına çekilmekte biraz haklı olmuyor mu…
    E biliyorum da niye yapmıyorum o zaman, üff üşeniyorum be Blogcu Anne 🙁
    http://www.ceylinolmez.com

  6. Bizde de durum farklı değil tabi. Kahvaltısını yapıp da mı çıktı, gömleği ütülü mü diye düşününce sevgimi gösteriyorum sanıyorum sonra da her fırsatta destek ve ilgi görmemekten yakınıyorum. Daha çok yorulan tartışmasız benim bizim evde lakin bu karşı tarafı hoşnut etmek için uğraşmamaya geçerli neden değil elbette. Gerçi biz de özlüyoruz birbirimizi Mehtap’ın da dediği gibi ama yorgunluk isteksiz yapıyor insanı illaki. Çocuğun ihtiyaçları bitmiyor, ev işi bitmiyor, dokuz altı işe de gitmek gerekiyor, hal böyle olunca normal bir kadın kocasına karşı biraz tahammülsüz ve gönülsüz olabiliyor ama yine de haklısın, bu şekilde düşününce yani sürekli yorgunum ve haklıyım denince ilişkiler de çıkmaza girer hemen olmasa bile ileride. Kafamda bir ‘dank’ sesi duydum ben bu yazının üstüne 🙂

  7. “Aşk, sadece sevdiğine, ayakları üşümesin diye yün çorap almak mıdır?”

    eliiiiffff, “sadece” değil ama, çok ince bir düşünce bence.
    benim kocam böyle birşey yapsa (ki yapabilitesi yüksek bir karakterdir) gözlerim dolardı 🙂

    çünkü o kadar odun kocalar var ki o da ayrı bir yazı konusu…

    son olarak yanlış düşünme ama anladım ben seni, sadece ayrıntıya dikkat çekmek istedim. GÜLÜMSE 🙂

  8. dün de belirtmiştim ya dolunay zamanından ya da hemen hemen tüm yorumcuların muayyen zamanları aynı zamana denk gelmiş olmalı ki herkesin dili aynı nedenden şişmiş: “söz meclisten dışarı” gözümüzün kaktüsü kocalarımız 🙂 Eşimin de söylediği gibi ne yapsa gözüme batacak en iyisi hiçbişey yapmamak. Zor süreç ya da biz zorlaştırıyoruz bilmiyorum, boşverin çoluğu çocuğu kocayı herkes yerinde mutlu mu sağlıklı mı, tek bildiğim çok yorgun olduğum, en çok neye üzülüyorum biliyor musunuz uykunun kıymetini bilemediğime. Benim çok uykum var küçük hasta kız birazdan okuldan gelecek ve gün daha yeni başlıyor akşama daha 7 saat var 🙁

  9. Sundan emin oldum ki, yardimci, bakici imkani olamayan evlilikleri cocuk dahada cok vuruyor. Etrafimda bizim kadar yalniz kimse yok.Aile uzakta, diger imkanlarda maddiyattan dolayi yok. Bizim kadar dipte kimse olamaz herhalde diye dusunuyorum!!

  10. Elif bu aralar benimle telepati falan mı kuruyorsun haberim olmadan…kocamı ne kadar özlediğimi düşünüyorum da dünden beri,2 yazıyı okuduktan beri..Eskiden dokunurken içimin titrediği kocama bazen bas bas bağırırken buluyorum kendimi..Sonra bir nefesleniyorum duruyorum da ne yapıyorum ya ben diyorum..Geçen Kerem öyle bir cümle kurdu ki anladım;benim gibi sinirlenmeye başladın İrem sen dedi…Yani bir erkek gibi…Anlatabiliyor muyum…Yumuşak,ince hatlarımı,yanlarımı hatırlamam ve o sivri köşelerimden bir an önce kurtulmam lazım sanırım.Oysa hayat savaşmayı,direnmeyi,hızlı olmayı,koşturmacayı direttikçe ister istemez zorlaşıyor bu dediklerim…Ama olsun ben kocamı eskisi gibi gözümün bebeği,başımın tacı,çok sevilesi sevgilim yapabilirim.Başarabilirim:)

  11. Elif yazın için çok teşekkür ederim.Yine beni anlatmışsın.Ben yaşam koçu aramıyorum artık.Senin bloğu takip etmek yetiyor bana.Dün eşimin beni kusursuzlaştırma çabalarından söz etmiştim.Aslında onun yaklaşımları geçici yani bir esip kavuruyor sonra duruluyor ama benim tek korkum ben bunlara aynı şekilde tepki göstermezsem ve içime atarsam bu durumun onun bu tavırlarını daha da kötüleşerek kalp kırarak arttırmasından korkuyorum.Bakalım zaman ne gösterecek.Sevgiler…

  12. Vay vay vay yorum yazmaya korktum cunku yazdiklarimdan da korkabilirim bazen ustunu kapatmak daha iyi. Bu arada ELif yazilarin gercekten makale tadinda ve senaryo bile olur hani sex and the city de carrie yazar ya valla zevkle izlerim hani sevgiler

  13. O kadar yorgun hissediyorum ki kendimi. Uykusuzum. Her geçe kızımı tuvalete kaldırıyorum. Göbek fıtığım var ama her geçe yatağından 13,5 kilo kızımı uykulu bir şekilde kaldırıp wc ye götürüyorum ve tekrar yatırıyorum. Bazen de yatağına çişini yapmış oluyor. Üstünü başını gecenin 2 sinde değiştir banyoya at tekrar uyu ve sabah 06:20 de uyan 8 mesaisine yetiş. Vücudum error veriyor farkındayım. Özel günlerde en azından özenilmiş emek verilmiş bir hediye bekliyordum şimdiye kadar ama artık istemiyorum hediye çünkü eşim ben arıza çıkartmayayım diye hediye aldığını itiraf etti geçenlerde. Artık ben de hediye almıyorum. Eşimin de benden mutlaka beklentileri var ama bunun için vakit lazım. Kuaföre bile gidecek zaman bulamıyorum.Çünkü öğle tatilim kısa iş çıkışı da kızımı anaokulundan karşılıyorum. Kendime acır hale geldim maalesef. Üstüne bir de anaokuluna yeni başladığı için sürekli hasta. Evli değilde ev arkadaşı kıvamında yaşıyoruz sanki.

    • Bu yorumun aynısını yapmış sayın beni siz, kelimesi kelimesine…

    • Bende ise bel fıtığı var.Biz WC eğitimine başlamadık henüz ama sizi çok iyi anlıyorum.Allah şifa güç kuvvet versin inşallah.

    • evli ve çocuklu :)

      o kadar benzermiş ki yaşadıklarımız, ben de yalnızım sanıyordum. Geçen kış annem yanımıza geldiğinde sabah uyanıpta yüzümü bile yıkayamıyor olduğumu farkettim. Annem oğlumla ilgilenmeye başlamıştı da ben de biraz aynaya bakar olmuştum. Bu kış annem gelmedi, ama bu defa da oğlumdan bekliyorum rutin yapılması gerekenleri yapmasını (WC ye gitsin, elini yüzünü yıkasın, pijamalarını çıkarsın), ben de uyanıp mutfağa koşup hızla kahvaltı temposuna girmektense normal insanlar gibi ayılabilmek için önce banyoya uğramak istiyorum, uykumu mutfakta açmak istemiyorum. Bazan eşimi de dahil etmeye çalışıyorum bu tempoya.. Kendime de bakma isteğim arttı bugünlerde, oğlum neredeyse 3,5 yaşında, ben bu kadar zamandır kendimi yaşamayadım. Ancak kendime ne kadar vakit ayırmaya çalışsam sanki oğlumla uzaklaşıyoruz.. Bu kadar zamandır oğluma vakit ayırdım, eşimden iyice uzaklaştım, çünkü beni yalnız bıraktı.. Şimdi yalnızlığımın içinde kendimi ararken oğlumu kaybediyorum. Geçici bir süreç mi bilmiyorum ama 1 haftayı aşkın süredir oğlum beni çok yıpratıyor. Okuluna bırakırken ve okuldan gelirken tanıdık tanımadık herkes aramızdaki gerilimi farkedebiliyor, çünkü hiç olmadık şeyler yapıyor. Dolmuştaki insanlar artık oğluma “otur artık yeter anneni üzme!” diyorlar. Uzun iş saatleri nedeniyle eşimin çalıştırdığı yere düşmanım, birlikte çalıştığı akrabalarına bile.. Oraya gitmek ve görmek istmiyorum. Evlendiğimizde bir an olsun ellerimizi ayırmayan biz, en son ne zaman ellerimizi temas ettirdiğimizi bile hatırlamıyoruz. 09-02:00 arası çalışan bir adamdan ne bekleyebilirim, bu adam benden ne bekleyebilir! düşünüyorum. Sanırım dırdır etmememden ve sabah 8,30dan önce uyandırılmamaktan başka beklentisi yoktur. Benimkiler ise çok fazla 🙂 Şimdi bu noktada önce kendimi mi kurtarmalıyım, çocuğumu mu geri kazanmalıyım, yoksa kendince elinden geleni yapan, bana göre bizi ihmal eden bir eşe adıyla hitap etmeyi bırakıp tekrar hayatım, aşkım mı demeliyim, evliliğimi mi toparlamalıyım, bilemedim! Aynı zamanda elime yapışan hala bitirmeye çalıştığım bir doktora tezim var! Düzeltmeye nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Çevremdeki bekar arkadaşlarım, evliliği mutluluğa açılan kapı olarak görüyorlar.. Onların umut dolu beklentilerini dinlerken körelen umutlarımı hatırlıyorum ve onlara işin hiç de onların düşündüğü gibi olmadığını söyleyip madalyonun diğer yüzünü görmelerini sağlayıp “hayatlarının erkeği” ile karşılaşamadıklarına üzülmemelerini sağlamaya çalışıyorum ama “ya ama neden hayallerimizi yıkıyorsun!” dediklerinden artık hala yeşil olan umutlarını soldurmamak için artık çenemi kapalı tutuyorum 🙂 Belki onlar bulurlar, kendilerini hayatının tam da göbeğine koyacak adamları.. Ben eşimin işinden, iş yerindeki masa sandalyeden, tozdan bile sonra geliyorum hayatında.. Kendimden geçtim de, sadece çocuğunu “babası”ndan mahrum etmesin istiyorum. Haksızlık etmeyim, haftada iki kere 15-25 dk arası birlikte arabacılık oynuyorlar. Eh ona da şükür.. 🙂 Şimdi, solan umutların tekrar yeşerme ihtimali var mı! Düşündüm de; sanırım “benim hala umudum var!” (Hoşgeldin Polyanna! 🙂 )

  14. el pececito negro

    o hassas yerlere öyle dokundunki..kendime bile itiraf etmek istemiyordum nasıl bir canavara dönüştüğümü..offff aynaya baktım işte sonunda..peki ya şimdi ne olacak.. . . . . . . . .

  15. Ben en cok hangi kısma takıldım biliyor musunuz? “Kocanın işine ve hayatındaki diğer şeylere (arkadaşlar, futbol, spor yapmak, gazete okumak, vs.) ne kadar ağırlık verdiğine bağlı olarak bu konumun daha da ötelenebilir.” Ben de aynen bunu hissediyorum işte. İstiyorlar ki bekarlıktaki hayat ( bakın evliligin cocuksuz donemi demiyorum) aynen sürsün, ama evde güzel bir kadın ve güzel saglikli bir cocuk da olsun. O eller taşın altına hiç konmasın, ama her fırsatta ahkam kesilsin. Peh!

  16. o gelecek diye tüm yorgunluğumu bi köşeye koyup süslendim ,yemekler yaptım sonuç: kapıyı açar açmaz şöyle bi gülümseyip çocuğunun yanına gitti tabi tüm akşam köşede öylece oturdum.. çocuk uyuyup sıra bana geldiğinde şöyle içeri gidip geri geldim ki kocam uyumuş aman ne romantik bana ne artık hiçde uğraşmıcam olduğu kadar napiym 🙁

  17. Ben kendimi bazen “Ben aşık mıydım bu adama?” diye sorgularken buluyorum, bazen eşim Hakan’a bakıyorum, bir an için bana o kadar yabancı geliyor ki bu histen korkuyorum. Evet, çocuklar olduktan sonra inanılmaz bir boyut kazandı ilişkimiz, tartışıyoruz da, onlara bakıp “Biz mi yaptık bunları? Nasıl bu kadar güzel olabildiler?” diye kikirdeşiyoruz. İlişki yürütmek zor zanaat, çaba gerektiriyor. Bazen çok bahane üretiyoruz, bir sürü sebep sayabiliyoruz. Ama ya çaba harcamıyorsak? Hep karşı taraftan bekliyorsak?
    Ben herşeyi karşı taraftan beklememek gerektiğine inanıyorum.Ondan sürpriz mi bekliyorum? İnce davranışlar mı göstersin istiyorum? İşe kendimden başlıyorum. Laf arasında söylediği bir şeyi bile yazıyorum aklıma…Herhangi bir özel günde de, ona uygun sürprizler yapıyorum. Kafa yoruyorum.
    Babalar Günü’nde bir cüzdan aldım. Altı üstü bir cüzdan…İçine “Ceren ve Alp’in biricik babasına…” diye yazdırdım kabartma harflerle…Eşimin yüzündeki gülümsemeyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Anne ve babasının hediyeyi gördüğünde ağlamalarını ise gülücükle anıyorum. İnsan “önemli” hissedince kendini, önem veriyor karşısındakine…
    Sadece hatırlatmak istedim. Hadi hanımlar ya, sürpriz yapmak, eşlerimizin egolarını okşamak bu kadar da zor olmamalı… 🙂 Sonrası çorap söküğü gibi gelir zaten… 🙂

  18. Sevgili Elif, icgorune ve ozelestirilerini burada paylasabilme yetine hayranim! Cogu zaman beklentiler bir sure sonra “sikayet” olarak algilanmaya baslaniyor ve cift iliskisinin dinamigi bir sure sonra birbirini elestiren, yakinan sikayet eden diyaloglar, gucenmeler, kuskunlukler, sessizlikler..seklinde bir kisir donguye donusuyor. Nasil ki anne olmadan once bilmediginiz konularda doktora tezi yazacak kadar bilgi sahibi olduysak ve bunu seve seve usenmeden yapiyorsak, ayni gonullu farkindalik-yeni ogrenmeler evlilik iliskisi icin de olmali bence. Bir iliski terapisti olarak konusmam gerekirse, bizlere cocugunun davranis sorunlari ile aile terapisi icin gelen ciftlerin neredeyse HEPSI bize sunu gosteriyor ki cocugun problem davranisi aslinda evlilik iliskisindeki yipranma ve asinmanin bir metaforu ya da semptomlarindan en belirgin-somut olani.

    Birkac guzel kitap tavsiye etmek isterim izninle;
    http://www.idefix.com/kitap/evliligi-surdurmenin-7-ilkesi-john-gottman/tanim.asp?sid=LMVAPXHVTS7S2ZP7QYHO Gottman’lar Amerika’da evlilik iliski uzerine en cok calisma yapan, workshoplar – egitimler hazirlayan uzmanlar. Hatta Love Lab adinda bosanmayi tahmin ettikleri laboratuvarlari var. Turkce cevirisini okumadim ama direk ceviri oldugunu tahmin ederek paylasiyorum burada..

    http://www.netkitap.com/kitap-sen-ben-ve-aramizdaki-hersey-mehmet-sungur-goa-basim-yayin.htm Mehmet Sungur Evlilik Terapisti yapan nadir psikiyatristlerden..Bu kitap iliskileri kulturumuzun mercegini de goz onunde bulundurarak terapiye gelen ciftlerle edindigi deneyimleri de ekleyerek yazilmis.

    Umarim faydali olur
    Ozlem
    Aile ve Evlilik Terapisti