3 Yorum

Özgür ve Ela’nın Hikayesi

Aşağıdaki doğum hikayesi, stresli ve zor bir hamileliklerin sonunda bile, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit eden bir durum olmaması halinde doğumun normal yollarla gerçekleşebileceğini göstermesi açısından önemli.

***

Özgür ve Ela’nın Hikayesi
10 Ocak 2011, Antalya

Aklımda hep nasıl olacak kimler olacak ne zaman olacak düşünceleri dolaşırken 6. ayımın sonunda bir gün, işyerinde çalışıyorken kasılmalarım başladı. Çok erken olduğunu bildiğimden hemen şirket doktorumuza koştum ve beni muayene ettikten sonra “Hemen doktoruna gitmelisin, rahim kasılmaya başlamış” dedi. Doktorumu aradım önce ve durumdan, işyerimin uzaklığından bahsettim. Bana yatıp dinlenmemi, oraya gelmenin şu an gereksiz olduğunu hatta eve gidince duş almamı önerdi. Bu beni hiç mi hiç rahatlatmadı, çünkü vücudumun bana gönderdiği sinyaller bir şeylerin olmaması gerektiği gibi olduğu yolundaydı. Daha önceden sadece bir defa ziyaret ettiğim bir başka doktoru arayarak hemen oraya geliyorum dedim. Bugün düşündüğümde bunu yaptığım için çok ama şanslı olduğumu her defasında hatırlatıyorum kendime…

İşim oldukça stresli ve yoğun olduğundan, bir tarafta bıraktığım işlerimi düşünüyorum, ki o anda beni NST’ye bağlıyorlar. O kocaman, dağ görünümlü sancı ölçer çizgilerle ilk defa tanışıyorum ve bu alet benim önümüzdeki 1.5 ay boyunca en yakın arkadaşım oluyor! Doktorum hemen yatışımı yapıyor ve prepar adı verilen rahim kasılmalarını önleyici ilaçlar başlıyor. Başlarda kalbim hızlı hızlı atıyor ama sonraları alışıyorum ona da.

Her gün konuşuyorum kızımla. Henüz erken olduğunu, biraz daha sabretmesini, güçlenip büyüyerek biraz daha içerde kalması gerektiğini anlatıyorum ama, aklımdan hiç “Ya yarın gelirse kızım? Ya gece doğarsa?” fikirleri çıkmıyor. Ela 4-5 ve 6. aylarını hep ters, rahme kafası dayanmış bir şekilde geçirdi. Bu bana hep çıkmaya hazır, her an gelebilir korkusu yaşatıyordu ama doktorumuz bunun normal olduğunu söyledi hep. Hastanede geçen 1.5 ay boyunca her gün vajinal ultrasondan rahim kalınlığı ölçüldü. 2 santim, 1,75 santim. A, bugün 3’e çıktı, hop ertesi gün 1,50’ye düştü.

Bu şekilde preparlarla geçirilen 1,5 ay boyunca doktorumla zaman zaman “Şimdi doğarsa ne olur?” konusunu tartıştık. Kilosunun çok önemli olduğunu, “Haftası 29-30’larda ve kilosu 1 kilo olursa şansımız artar” dediği gün ben öğünlerimi 7-8 e çıkardım! Sanki ben yersem bebeğim daha çabuk büyüyecek hemen gelişecek gibi… Sonunda 38. haftamız dolmuştu ve artık evimdeydim. Artık korkacak bir şey yoktu, bebeğim ne zaman isterse gelebilirdi.

Kurslara katılamadım ama çok araştırdım her şeyi, ve kararımı verdim. Normal doğum istiyordum. Ve 10 Ocak 2011 sabah 09:00’da yatağımda uyurken içimden bir ses geldi ve gözlerimi açtım. Sanki bir şeylerin başladığını hissettim ve ayağa kalkar kalmaz suyum gelmiş mi diye baktım. Evet! Gelmişti! O çok bahsedilen, “suyu patladı” lafıyla beni sinir eden su gelmişti. Ve hiç de öyle patlama hissi yoktu. Normalden tek farkı kontrol bende değildi ve gelmeye devam ediyordu.

Yavaşça yürüyerek banyodaki eşime sakin bir sesle “Şeyyy, benim suyum geldi deee” dedim. Heyecanla kapıyı açtı, “Hemen, hemen yola çıkalım!” dedi. Ben gayet sakin önce duş almam gerektiğini, sorun olmadığını, sakin sakin gideceğimizi söylediğimde şaşırdı. Duş aldım ve çantamı kontrol ettikten sonra eşim, kayınvalidem, eşimin kardeşi ve ben yola çıktık.

Stresle en güzel yola çıkma yöntemim hep müzik olmuştur. Ben şarkı söylüyordum ama benim dışımda kimseden ses çıkmıyordu. Hastaneye geldiğimizde kasılmalar artmıştı ama halen çok şiddetli değildi. Hemşirelere kayıt masasına gidip “Merhaba ben geldim, doğum yapıp gidicem” dediğimde herkes güldü. “Ben ciddiyim, suyum geldi” dedim ve hemen doktorumu çağırdılar. İlk kontrol sonrası bana “Eveeeet artık doğum başlamış, kararını verdin mi?” dediğinde çok şaşırdım. Zira ben ilk günden beri normal doğum olsun diye diretenlerdendim. Yani beni son dakikaya kadar deneyip o anki sancılarla hemen sezaryeni tercih edeceğimi düşündü sanırım. Onu da ikna etmek bana düşmüştü.

Odaya yatışım yapıldığında saat 10:30 olmuştu bile. Sancılarım yavaş yavaş artmaya başladı ama kesinlikle öyle dayanılmaz şiddetli değildi. Saat 12:15’te doktorum açıklığı kontrol etmek için geldiğinde ben doğuruyorum dedim burada. Kimse inanmadı ve beni hemen doğumhaneye aldılar. 15 dakika sonunda da dünyalar güzeli kızıma kavuşmuştum. En güzeli onunla beraber, el ele verip bir amaca yönelik hareket etmekti. “Hadi kızım, şimdi” diye diye sadece dört ıkınmada geldi. Doğar doğmaz kollarıma verdiler onu ve ben o an anladım ne kadar doğru bir karar verdiğimi. Hem doğuma katkıda bulunmuş, hem de tüm bu anların başrol oyuncusu olmuştum.

Doğum sonrası en ufak bir acı bile hissetmedim. Sanki doğuran sancı çeken ben değildim. Masadan kendim indim, sandalyeye kendim oturdum, çok mutluydum.

Her şeyin güzel sonuçlanması tamamen sizin elinizde diye düşünüyorum. Burada okuduğum hikayelerden çok şey öğrendim. Sizi negatif yönlendiren saçma sapan şeylerle kafanızı karıştıran her sese kulaklarınızı tıkayın derim. Doğum çok normal bir süreç. Bırakın bu süreç kendiliğinden işlesin. Vücudunuz yolunu bulsun ve onunla el ele verin, sizi nasıl güzel yönlendirdiğine inanamayacaksınız. Pozitif düşünün, göreceksiniz her şey güzel olacak!

Sevgilerimle,

Özgür Günay Kızılırmak

3 yorum

  1. süper, süper! bir gün 3.’yü doğuracak olursam (yani kaza olursa demek istiyorum:) kesinlikle böyle rahat hissedeceğim kendimi bu sefer…

    okurken insanın tekrar doğursaı geliyor (hakikaten annelik bi çeşit delilik herhalde)

    güle güle, sıhhatle, esenlikle büyütün…

  2. Cok tebrikler. Gercekten cok guzel bir hikaye, gebelik sorunlu gecince insanlar otomatikman sezaryen diye dusunuyor (yani Turkiyede). Bunun boyle olmadigina bu cok guzel bir ornek.

    ufak bir duzeltme yapma ihtiyaci hissettim, gebelik boyunca olculen sey rahim degil rahim agzi kalinligiydi herhalde. Rahim agzi (cervix) kalin basliyor, sanirim 3-4 cm kadar her kadinda degisir, doguma kadar iyice inceliyor 0’a kadar, hatta muayenelerde 2-3 cm aciklik ve %50 incelme diye soylenen incelme bu iste. Ya da rahim agzinin yumusamasi olarak da soylenebiliyor.

  3. Teşekkürler:) Evet aslında bahsettiğim rahim ağzı inceliğiydi.. Umarım 2. hamileliğimde bu problemi tekrar yaşamam. Yaşananlar ne kadar sıkıntılı olursa olsun,sonuçları herşeye değiyor sanırım,öyle olmasaydı 2.bebek cesaretini nereden bulurduk kendimizde:))