70 Yorum

Çocuk dediğin sıkılır

Geçen gün çocuklarla tam da köprü trafiğinin civcivli zamanında yola dökülmem gerekti.

Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuk hepimiz için oldukça zorlu geçti. Baştaki bıdı bıdı konuşmalar sonlara doğru SIKILDIM’lara dönüştü. Derin bile Hadi Annneee! demeyi öğrendi.

Twitter’daki veryansınımı duyan bazı annelerin arabada DVD player kullanmak, akıllı telefonlarda film göstermek gibi önerileri oldu. Biz çocuklarla arabada uzun süreli vakit geçirmediğimizden şimdiye kadar öyle bir arayışa pek girmedik. Uzun süreli uçak yolculuklarında çok işe yaradığını bildiğim bu uygulamayı da yanımızdaki telefonla geçiştirmeye çalıştık. Ancak biliyorum ki arabada çocuklara film göstersem çocuklar değil 1,5 saat, 1,5 gün boyunca gıkları çıkmadan giderler.

Şimdiki çocuklar sıkılmayı bilmiyor. Daha doğrusu, sıkılmaya tahammülleri yok.

Tamam, genelleme yapmak doğru değil. Şimdi birisi kalkıp “Yoo, benim çocuğum gayet de güzel sıkılıyor” diyebilir. Politik konuşayım: Gözlemlerime göre, etrafımdaki çocukların çoğu sıkılmak nedir, bilmiyor. Çünkü fırsat vermiyoruz onlara. Boş bırakmıyoruz onları. Dolayısıyla en ufak bir boşlukta ne yapacaklarını şaşırıyor, zıvanadan çıkıyorlar.

Bakıyorum da… Biz zamane ebeveynleri sürekli çocukları oyalama gayesindeyiz. Nereye gidelim? Ne yapalım? Ne seyredelim? Ne oynayalım?

Ne zaman arkadaşlarım bize oturmaya gelse, birlikteliğimiz oturup sohbet etmekten ziyade çocuklarla oynamakla geçiyor. Benim arkadaşım çocuğumla lego oynamak zorunda mı kardeşim?!

Bu aralar annem bizde vakit geçiriyor. Çocuklar sürekli tepesindeler onun. Akşama ne yemek yapacağımızı bile konuşamıyoruz bazen. Diyelim beş dakika kendi kendilerini mi oyaladılar? Anne, bak ne yaptım! Yetmedi, anneanne sen de bak! Pazar sabahı olmuş, babaları kırk yılda bir uyuyor. Niye uyuyor, uyansın. Pışııık? Başka istediğin?

En iyi çocuk okula giden çocuktur diyorum ya… Çünkü evde oldukları zaman sürekli bir oyalama derdi var. Vallahi ev işi değil bana koyan. Oyun kur, oyun oyna beni bitiriyor.. Soruyorum yine: babaannem altı çocuğunun hangisine bu kadar vakit ayırırmış acaba? Otomatik çamaşır makinelerinin, bulaşık makinelerinin olmadığı, oyuncakların tel arabalardan, makaralardan, topaçlardan ibaret olduğu, çocukların oyuncak yokluğunda“beş taş” gibi oyunlar türettiği (ve çok da eğlendiği!) günlerde benim çocuklarıma bir günde okuduğum kadar kitabı babaannem hayatı boyunca altı çocuğuna okumuş mudur? Hiç düşünemiyorum babaannemin bir arkadaşının ona kahve içmeye gelip de oturup babamla tren yolu inşa ettiğini ya da halamla evcilik oynadığını. Ya biz? Bak işte bugün kız kardeşim Portekiz’den geliyor, acaba çocuklar uyanıkken iki kelime konuşabilecek miyiz?

Deniz daha çok uyuyor bu anlattığım profile. Derin daha kendini-oyalayan cinsten. İlk çocuk/ilk torun sendromu diyorum ben buna. Ne de olsa üç sene boyunca benimleydi ve ben de sadece onunlaydım. Önceliğim hep oydu. O varken ev işi ikinci plandaydı. O uyurken toplardım ortalığı, yapardım yemekleri. Babaannemin böyle bir şey yaptığını düşünemiyorum. Bütün gün çocuklarla oynayacak, sonra altısını birden uyutacak da ondan sonra yemek yapacak?.. Olllldu!

Okulun da bu anlamda olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum. Çocuklar erken yaşta okula gidiyorlar (Allah razı olsun), ancak orada sürekli bir hareket halindeler. Oyun saati. Boyama saati. Bahçe saati. O saati. Bu saati. Eh, çocuk bunu evde de devam ettirmek istiyor. Sürekli “Anne hadi oynayalıııım!” duymaktan fenalık geliyor bazen. “Oynasana çocuğum, benden ne istiyorsun?” demek istiyorum.

Biz zamane ebeveynleri bazen fazla ciddiye alıyoruz bu ebeveynlik işini. Fazla üzerine düşüyoruz çocuklarımızın. Olduklarından çok daha kırılgan sanıyoruz onları. Aman onunla “kaliteli zaman” geçirelim. Aman eğitici oyuncaklar verelim önlerine. Aman özgüvenleri gelişsin. Aman azarlamayalım. Sakın ha sesimizi yükseltmeyelim. Zinhar bir fiske vurmayalım.

Benim annem bana terlik fırlatırdı yahu. Şaplak da yedim kaç kere. Teybi bozdu diye kardeşimi kapının önüne koymuştu bir seferinde, hiç unutmuyorum. Ne oldu şimdi? Ben de, kız kardeşim de asosyal, silik, kendine güvensiz tipler mi olduk?

Yanlış anlaşılmasın. Bağırmayı, vurmayı, büyüklüğümüze, cüsselerimize sığınıp çocukları ezmeyi savunuyor değilim. Çocuğun bir birey olarak görülmesi gerektiğine başından beri inandım, öyle de yaptım. Sus bakayım sen! Büyükler konuşurken çocuklar susar. Sen karışma. Çocukken bizlere söylenen bu sözleri ben çocuklarıma söylemiyorum. Ama bu kadar da mükemmel ebeveyn olmaya çalışmak, bu kadar eşitlikçi olmak doğru değil gibi geliyor bana. İş patlıyor bir yerlerde. Arkadaş değiliz ki…

Anne-baba olduktan sonra çocukların hayatımızda ağırlıklı olarak yer tutması işin doğasında var. Ama çocuklar da, kendi doğaları gereği, bencil yaratıklar. Ne kadar ilgi gösterirsen bir o kadar daha istiyorlar. Eve on kişilik misafir grubu gelsin, onunu da oyununa dahil edebilir çocuk.

Ben çocukken eve misafir geldiğinde annemler bizi odamıza gönderirlerdi. Biz de orada oynardık. Çok iyi hatırlıyorum. Şimdi benim arkadaşlarım geldiğinde çocuklar kendi arkadaşları gelmiş gibi seviniyor.

Herkes için böyledir demiyorum. Çocuklarına kendi kendini oyalamayı öğretmiş anne-babaların önünde şapka çıkarıyorum. Ancak benim gördüğüm kadarıyla -ki yurtdışında yaşayan arkadaşlarımda da benzer gözlemlerde bulundum- zamane çocukları genelde anne-babalarından onları “eylemelerini” bekliyorlar.

Değişen devrin, yeni nesil ebeveynliğin bir sonucu olsa gerek bu… Özgüvenli bireyler yetiştireceğiz derken, herkesin kendi yerini bilmesi gerektiğini unutuyoruz bazen. Oysa çocuk çocukluğunu, ebeveyn ebeveynliğini bilmeli.

70 yorum

  1. hepimizi ilgilendiren süper bir yazı…biz yurtdışında yaşayan Türk annelerin de aynı dertleri var, daha dün bunu konuşuyorduk…ama burada gözlemlediğim yabancı anneler olayı tamamen akışına bırakmış ve kendi özgürlüklerini ilan etmiş durumdalar…
    ikincilerin birincilere göre daha bağımsız oldukları konusunda tamamen aynıyız. Bizde de büyük kızım ne yapacağını bulamazken, küçük saatlerce playmobillerle tek başına oynayabiliyor…
    Araba için ufak oyunlar keşfettik…bunlardan özellikle kelimenin sonundaki harfle başlayan kelime türetmece ya da ilk pembe arabayı bulmaca, sayı saymaca gibi.
    teşekkürler yazı için…

  2. Çok güzel bir yazıydı. Yine kendimizi gördüm bizim evde de öyle gelen arkadaşlarıma kendi arkadaşı muamelesi yapıyor oyun arkadaşı gelmişcesine gözleri parlıyor, hep beraber oynuyoruz 🙂

  3. PINAR AYVERDİ KILIÇASLAN

    Son zamanlarda oldukça üzerinde durduğum ama çelişlkide kaldığım, bir türlü hangisinin doğru olduğuna karar veremediğim bir konu üzerinde yazılmış bir yazı. Sizinle aynı fikirdeyim çok mükemmel ebeveynlik işi gerçekten bir yere kadar dediğiniz gibi gerçekten patlar. Sanırım ortada olmak lazım yeri gelince oyun yeri gelince çocuk kendi kendine takılmayı bilmeli. Henuz 7 aylık kızım yeni yeni oyuncakları ile oynamaya başlamışken bile beni gördüğünde oyuncağının bırakıp kucama atlıyo yada yanına beni istio yanında oturdugumda sorun yok ama tek başınayken kıyamet kopuo şimdiden böyle ise sonrası ne olur bilemem 🙂

  4. Gökçen Viktorik

    ne kadar da doğru! dün 15 aylık oğlumu kendi haline bıraktım oyuncaklarıyla kendi oynasın diye. şöyle bir elledi hepsini sonra da kendini yerden yere attı. neymiş onunla yere oturup ben de oynayacakmışım! bir bebeğin sıkıntıdan kendini uff puff layarak nasıl ordan oraya attığını gördüm. ben kendi çocukluğumu hatırlıyorum da kardeşim vardı, komşu çocukları vardı.. oyalanırdık biz. yavrucak kendinden başka çocuk görmüyor ki. hep benimle oynuyor. kendi başına kalınca ne yapacağını bilemiyor sanırım

  5. Valla yine süper tespit sürekli bir eğlendirme durumu sonra tüm anneler perişan ya da vicdan azabı çekiyor!!!gecen gun sehir disından birkaç saatligine kuzenim geldi ama ben oturup doğru düzgün sohbet edemedim bir kız odasına götürmeye çalışır bebekleriyle oynatacak oğlum odasına çağırır kutu oyunlarını çıkaracak hepsi bitene kadar oynayacak ben salona cekistiriyorum sohbet etmek için hepimiz allak bulmak olduk.seneye kızımın da okula başlayacağı günleri iple cekiyorummmm

  6. doğru valla. dün bebelerin önüne kitap yığdım. kalem verdim. yazın çizin, bana elleşmeyin de iki dakika ben de birşey okuyayım diye. nerdeeee. üstelik iki taneler. birbirinizi oyalayın kardeşim, ben niye ikinizi bir oyalamak zorunda kalıyorum ki.

  7. çok haklısınız. daha dün düşündüm aynı şeyleri. ve şu sonuca vardım; bunun 2 temel sebebi var(BENCE):
    1. eskiden bilgiye bu kadar kolay erişilemiyordu, dolayısıyla insanlar kendi imkanları çerçevesinde yetiştiriyordu çocuğunu. şimdi ise bilip de yapmayayı kimse kabullenemiyor, hele de anne olunca. zaman zaman sizin de dediğini gibi keşke bu kadar çok şey bilmeseydim diyorum çoğu zaman. buna bir de çevreden eksik kalma korkusunu da eklemek lazım tabi. herkes çocuğunu dersaneye gönderirken benimki gitmeyecek, eskiden dersane mi vardı demeyi kaç kişi göze alabiliyor? oyuncak, kaliteli zaman konusu da bu kıyaslardan biri işte.
    2. sebepse çalışma koşulları nedeniyle çocuğa ayrılan zamanın eskisinden ya çok daha az ya da çok daha fazla olması. Şöyle ki; dışarıda çalışan annelerin çocuklarına ayırabilecekleri zaman eskisine kıyasla çok daha az günümüz şartlarında; şimdiki mesai saatleri, özel sektör koşulları, iş seyahatleri, vb. nedeniyle. Dışarıda çalışmayan (evde kendi imkanlarıyla çalışanları da dışarıda çalışanlar olarak kabul ediyorum) annelerin ise teknolojik gelişmeler sayesinde ev içinde çok daha fazla boş zamanları oluyor çocuklarına ayırabilecekleri ve onlar da bir önceki maddedeki bilgiye erişim kolaylığı sayesinde bu zamanı çocukları için harcıyorlar doğal olarak. Şimdi aklıma gelen bir diğer sebep ise, 2. sebeple bağlantılı olarak yeni neslin eski nesle göre daha az sayıda çocuk sahibi olması. Babaanneniz muhtemelen dışarda çalışmıyordu veya kendi işinde (tarlasında, bağında) çalışıyordu ve dolayısıyla çocukları 7 / 24 yanındaydı. 6 tane çocuğu vardı. çalışmadığını varsayarak ev işinden ve uykudan geriye kalan zamanı 6 çocuğa böldüğünüzde bile ortaya çıkacak rakam, çocukların kendilerini eyleme zorunluluğunu ortaya çıkarıyor; ki siz bunu gayet güzel anlatmışsınız zaten; ben satırlarca yazdım ama aynı netlikte ifade edebildiğimi hiç sanmıyorum :))

  8. bravo elif.
    zamanında ben “oğlum odasında tek başına oynuyor vs” diye yazınca birkaç anneden “hıh marifet mi şimdi bu?” diye tepkiler almıştım. evet ne yazık ki bu bir marifet. zamane anneleri (ve tabi babaları da) -hele de çalışıyorlarsa- çocuk tek başına takılırken bile “aaa ne guzel kule yapmışsın” diyerek dibinde bitiveriyor. oysa çocukların oyun kurmayı ve kendi kendilerini eylemeyi öğrenmeleri için önce sıkılması gerekiyor. sıkılmasına izin verilmeden haboyna oyalanan çocuk sabırsız ve huysuz oluyor. zaman zaman ben de iki dakka huzur versin diye tv-video işini uzatınca geri dönüşü kötü oluyor. bunu sürekli talep eder hale gelemsi an meselesi.

    çocukluğumu hatırlıyorum. yaz tatillerinde o kadar çok sıkılırdım ki okunacak her türlü kitabı hatmetmiştim, bazılarını ezberlemiştim hatta. hep söylüyorum: no pain no gain.

    • Ben de çocuğuma kendi kendini eylendirmesi hususnda çalışmalar başlattım fakat bunu nasıl başaracağımı bilmiyorum.Gerçekten çok yoruluyorum çooooooookkkk

  9. Bu aralar bu konunun kafamı kurcalayan başka bir yönü var: bu kadar üzerine düşerek büyüttüğümüz çocuklarımız gün gelip te oldu ki bu ilgiden mahrum kaldıklarında nasıl hissedecekler? Olası yalnızlık durumlarına karşı daha mı donanımsız olacaklar? İçsel donanımdan, ruhsal kuvvetten bahsediyorum. Kendi kendilerine kalmalarına izin vermeli, her durumda çok da yardımcı olmamalı, zaman zaman gerçekten sıkılmalarına müsade mi etmeliyiz acaba?

  10. Katılıyorum Elif. Okuldayken iyiler, ama eve geldiler mi sürekli ilgi bekliyorular. Gerçi psikologlar iki ortamın farklı olduğunu ve evin onlar için en özgür alan olduğunu söylüyorlar. Eskiden pskolog mu vardı 🙂 İlk çocuklar bütün ailenin gö bebeği oldukları için az da olsa şımarık çocuklar yetiştiyioruz gibime geliyor. İnşallah sabrım olur da yazarım 6 yaşına kar varsa yoksa anne, eğirisiyle doğrusuyla anne. Kısaca bizim yaptığımız herşeyden etkileniyorlar. Babadan da ekileniyorlar ama bizim yaptıklaımızdan daha çok etkileniyor gibiler. Sabır 🙂

  11. Sadece sıkılmayı bilmeyen değil,özgüvenli çocuklar yetiştiricez diye,bencil ve şımarık çocuklar yetiştirmemiz de olası.Hatta çevremde o kadar çok böyle çocuk var ki…
    Galiba dozu ayarlamak anneye düşüyor…
    Ama iyi yetişmiş bir çocuk her ne kadar her anını doldurmak adına etraftaki tüm ebebeynleri seferber etse de ,onunla konuştuğunuz da, durumu anlattığınız da sizi anlayıp hiç beklemediğiniz bir olgunluğu da gösterebiliyor.
    Mesela sıkılıp, sizinle oynamak yada resim çizmek için ısrar ederken,benim şimdi işim var sonrada dışarı çıkmam lazım ama döndüğümde beraber resim çizebiliriz yada misafiriniz geldğinde ,şimdi biraz arkadaşımla sohbet edicem ,sonra yapsak olur mu dediğinizde olur diyip arkasını dönüp odasına gidebiliyor yada kendi kendine resim çizebiliyor.
    Biz bazen galiba çocuğu yönlendirmeyi yada durumu ona anlatmayı düşünemiyoruz.
    Dışarıda arabadayken çok sıkılınca genelde şarkı söylüyoruz yada ömere hadi say bakalım kaç araba geçiyor yanımızdan diyorum.Dikkatini vereceği bir şeyler öneriyorum.
    4 yaşındaki bir çocuk için kolay oluyor bu ama 1,5 yaşındaki oğlum için pek de kolay değil :)Onunda büyümesi bekliyorum 2 yaşında umuyorum biraz daha kolay olucak herşey…

  12. Her kelimesine katılıyorum. Bir yerlerde hata yaptığımız kesin. Ne yapmak lazım peki? Ben çözemiyorum…

  13. Ben çalıştığım ve çocuğumu özlediğim için çoğunlukla katılıyorum ona oyunlarında fakat çok doğru abartmamak gerekiyor ebeveynliği bu kadar aslında. Pek çoğumuz okulu bitirip, iş hayatına atılıp, flört edip, evlenip üstüne evliliğin tadını çıkardıktan sonra çocuk sahibi olduğumuz için -ya da en azından ben öyle olduğum için- hem eskilere göre daha olgun yaşta anne olmaktan hem de fazla okuyup gözlemlemekten kaynaklanan mükemmel anne olma çabası içinde buluyoruz kendimizi. Oysa az bilmek en iyisidir belki. Fazla ciddiye alıyoruz zamane bebelerini, insan kendinde değil ama başkasında daha net görüyor bazı gerçekleri, bakıyorum pek çok arkadaşım çocuğunun resmen kölesi. Söylemişsin Elif yine işin özetini, çocuk çocukluğunu bilmeli..

  14. çiğdemveçağla

    Süper doğru tespitler, çocukları rahat bırakmıyoruz ki başlarının çaresine baksınlar, suç bizde aslında

  15. Bence bu bizim neslimizin bir nevi tepkisini ifade ediş tarzı diye düşünüyorum. Bizim dönemde ne yapılmışsa bizler idealist havalarda “ben bunu yapmayacağım!” diye ant içmişiz şimdi de bir kere girilen bu yoldan çıkamıyoruz. “Nasıl yani? çocuğumu annemin yöntemleriyle mi yetiştireceğim?”
    Yoksa siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz sloganıyla yola çıkmış bir nesil olduk 🙂

  16. “Sıkı can iyidir, çabuk çıkmaz.” neslindeniz biz. Çocuklarımıza da öğretebilsek, tamamdır!:)))

    http://www.cangama.com

  17. kesinlikle katılıyoruuuuum.
    Su an hatırlamadıgım bir kaynaktan Avrupa’da bazı kreslerde cocukların “sıkılmayı” da ögrenmesine önem verildigini ve bu yüzden bazı dönemlerde (1 hafta boyunca mesela )kresin “oyuncaksızlastırıldıgını” aynı dönemde evde de aynısının yapılmasının önerildigini ve cocugun sıfır materyalle basbasa bırakılarak oyun kurmaya yönlendirildigini ya da sıkkın sıkkın oturmaya …:) biliyorum. Bence zamane ebeveyleri olarak negatif olarak kodlanan “sıkılma” ” yoksun kalma” “sorumlulugunu yerine getirmediginde mahcup olma” gibi duygulanımlar cocugun kişilik gelişimi icin cok elzemdir. Yasanmalıdır. Sıkılmasın diye sürekli oyalama, yoksun kalmasın diye cevresindekilere göre oyuncaga ve imkana bogma, arkadaslarının önünde mahcup olmasın diye ödevlerini yapma. cocuklarımıza yaptıgımız en büyük kötülüktür. Ben bunu saglıklı bireyi özürlü ruha dönüştürmeeylemi gibi görüyorum. Kendini dinlemeye tahammülü olmayan, yalnız kalıp iç sesiyle durumları degerlendiremeyen, edimlerinin sorumlulugunu alamayan, doyma hissi olmayan yarının yetişkinleri ….
    karmasar bir tablo cizmis olabilirim aman bence konu bu derece muhim aslında…
    Sizinle aynı dertten muzdaribim kendi kendine oylanmasını saglamak konusunda basarılı olamıyorum. Bazen TV yi kapayıp odasına göndermek ise yarayabiliyor, ya da oyunu birlikte kurup bir süre yalnız bırakmak, arasıra katılmak. Belki sistematik yapmak lazım. Henüz tam yanıtım yok. Ama yukarıdaki diger iki konuda coook hassasım ve tutarlı oldugumu söyleyebilirim. İmkana ve oyuncaga bogmuyorum, yasına göre (4 yas) edimlerinin sorumlulugunu vermeye calısıyoruz eşimle ortak hareket ederek.
    Sevgiler

    • bizim evde tam bir oyuncaksızlaşma durumu hakim. oğlum çizgili atkısını pijamasına sıkıştırıp kendine marsupilami kuyruğu yapıp evde beynimin içine ediyor. her halükarda beynine tecavüz edlen ben oluyorum maalesef.

  18. Böyle bir yazıyı ancak bir anne yazabilirdi. Geçenlerde 4 yaşındaki kızımın okuldaki danışman psikologa aynı seylerden bahsettim. İki cocuk annesi olarak artık öyle sıkışmış durumdayım ki kendi hayatımı değil onların bana çizdikleri hayatı yaşıyor gibiyim. Hani çözüm nedir,ne yapmak lazım onun arayisindayim. Tabi artık bı şeyi çok iyi biliyorummm.bu tekrar tekrar okuduğum kitaplarda yada görüştüğüm psikologların bana önerdiklerinde değil.çünkü ben zaten yapılması gerekenleri fazlasıyla ama fazlasıyla zaten yapıyorum. Kizlarimla kendi çocukluğumu karsilastiriyorumda Halim’e bir kez daha acıyorum. Hani cocuktuk, anne olduk,baba olduk derken hooop birde baktık onlar bizim anne-babamiz olmuş.

  19. Haaa birde;cocuğu olmayan bir psikolog ne kitap yazsın ne de danışmanlık yapsın, lütfen.

    • Bu görüşüne kesinlikle katılıyorum. Geçenlerde bir tv programında bir psikolog çıktı “çocuklarınıza ödül ve ceza kullanmadan her şeyi yetişkinmiş gibi anlatıp anlamasını sağlayın” diyor. Sunucu sizin çocuğunuz var mı diye sordu ama tabii ki yok! Bir zahmet 10. anlatmadan sonra hala aynı şeyi yapan çocuk için bu yöntemleri uygulamadan dursun bakalım! Ceza’dan kastım tabii ki dövmek veya bu gibi ağır şeyler değil ama yemeğini bitirmeyen 3 yaşındaki bir çocuğa “peki canım sen bilirsin ama sonrasında kusura bakma çikolata yok” demek yerine 10 saat yemeğin kendisi için faydalarından bahsetmenin gerekliliğini ancak çocuğu olmayan birisi söyleyebilir.

  20. Tuna’da kendi kendine oyalanmasına oyalanıyor da,kendi kendine bıraktığım zaman içini boşaltmadığı dolap,çekmece kalmıyor.Sonra ya içine giriyor ya üstüne çıkıyor.Kırabileceği,yırtabileceği birşey gecerse eline hiç affetmiyor.Yani onu oyalamazsam arkasını toplamak zorunda kalıyorum.Bende bulamadım bu işin ortasını.Bu arada benim annemde terlik fırlatırdı valla,o terlik bana hiç isabet etmedi ama havada görmek bile yetiyordu.

  21. 31 yaşında anne olmuş biri olarak, aslında bildiklerimden de uyguladıklarımdan da memnunum.
    şöyle ki;
    1 ) ben, çocuk yaşta anne olup da kendini mi çocuğunu mu büyüteceğini bilemeyip, arada sıkışmış bir çocuk yetiştirmediğim için kendimi şanslı sayıyorum.
    2 ) çoğu babaannelerin yetiştirme tarzını (saldım çayıra mevlam kayıra) beğenmesem de, bunu çok güzel (osmanlı kadını olarak) becermiş olanlara son derece saygı duyuyorum.
    3) günümüzde tüm bilgilere ulaşabiliyoruz ve bu bilgileri de alınca kaçınılmaz olarak mükemmel anne olma çabasına giriyoruz.

    bu üç maddenin ışığında ben çocuğuma karışım bir yetiştirme tarzı amaçlıyorum.
    9 aydır bir sorunum yok çok şükür.
    Evet çok uysal bir bebeğim var o yüzden şanslıyım ama kendimi de hamileliğimde çok hazırladım. çok araştırdım çok okudum. Eğrisiyle-doğrusuyla yani “kendine özgüveni olan bir birey” yetiştirmem gerektiğini öğrendiğim gibi “aşırıya kaçmamak, çocuğu kendi haline bırakmak,şımartmamak,kendini kullandırmamak” gibi durumları da öğrendim.
    önemli olanın da bu karışımı uygulamak olduğunu düşünüyorum.
    bu dengeyi tutturursak (ben de) başarılı olacağımıza dair hiç bir şüphem yok.

    • he he 9 ay neki? Anne karnındaki süre kadar. Hele bir 19-29-39 ay olsun. 3 madde 30 maddeye çıkıyor 🙂

  22. Son derece katılıyorum bu yazdıklarına.Keşke evimde hergün çocuğumla ilgilenen ve oynayan bir pedagog ve benimle ilgilenen bir psikolog olsa hayat çok daha kolay olurdu.Böyle fantastik düşünceler içindeyim son günlerde:)))))

  23. bence bu sürekli oyalanma isteğinde apartman çocuğu olmanın da çok etkisi var. Bütün gün insan yüzü görmüyor, arkadaşlarla oynayıp vakit geçirmiyor. büyük biri de gelse, hemen oyuna dahil edip, kendince eğleniyor çocuklar. Ben hatırlıyorum da çocukluğumuzda eve zor girerdik. Sabahtan akşama kadar bahçede tepiştiğimiz için eve geldiğimizde zaten enerji kalmazdı öyle hoplayıp zıplamaya ya da birilerinin bizi eylemesine-hele de büyüklerin!- hiç ihtiyaç duymazdık.

  24. Sevgili Elif,
    Çok doğru bir noktaya parmak basmışsın. Etrafımdaki çocuklarda gözlemlediğim ve kendi kendime sürekli “biz böyle değildik” dememe vesile olan bir konu. Bunu gündeme getirmen çok iyi oldu, 7 aylık bir tatlı cadının annesi olarak nelere dikkat etmeliyim diye düşünmeye başladım. Biraz araştırmadan sonra çocukların sürekli stimule edilmeden, kendi kendilerine oynamalarını esas alan bir yaklaşım olduğunu keşfettim. (Herşey “yaklaşım” haline dönüşmüş diyeceksiniz, ama günümüz dünyasında böyle artık 🙂

    Bu yaklaşımın ismi RIE (Resources for Infant Educarers) imiş. Henüz ben de tam olarak inceleyemedim. Kendi kendine oyun kurmayı bilen çocukları yetiştirmek konusunda neler öneriyorlar, bilmiyorum. Ama incele3me isteyenler için paylaşıyorum :
    RIE resmi sitesi :
    http://www.rie.org/

    RIE metodunu uygulayan bir annein blogundan : Encouraging Independent Play And Self-Soothing
    http://www.janetlansbury.com/2010/11/screaming-baby-isnt-bored-encouraging-independent-play-and-self-soothing/

    Encouraging Baby’s Self-Directed Play
    http://www.janetlansbury.com/2011/05/encouraging-babys-self-directed-play/

    Umarım çok tuhaf önerileri yoktur ve paylaştığıma pişman olmam 🙂

  25. Eskiyle yeniyi sentezlemeyi tercih edenlerdenim.Noldu yani annelerimiz bize terlik fırlatırdı yeri gelince biraz okşardı psikopatmı olduk ezik mi..ama bu devrim çocuklarını ben psikolojik rahatsızlıklara daha meyilli dayanıksız görüyorum çünkü dediğin gibi biz anneler yapıyoruz .Benimde çocugum var ama evine gittiğimde sürekli çocuguyla ilgilenen arkadaşlarımın evine gitmiyorum ben artık yada telefon açtığımda çocugunun çagırdıgını söyleyip konunun en can alıcı noktasında çat diye telefonu kapatan arkadaşlarımı artık hiiiç aramıyorum.Hepimizin çocukları kıymetli bence bizim annelerimizin çocukları da kıymetliydi ama biz sıkılsakta çileden de çıksak saygıyı korkuyu bilirdik neden mi çünkü robot gibi her istediğimizi anında yapan buldumcuk anne babalarımız yoktu bizim.Sentezlemek lazım bugünün ebeveynliğiyle dünün ebeveynliğini ben öyle yapıyorum ve bundan memnunum.Yeri geliyor terliğimde fırlıyor yeri geliyor saatlerimi evladıma da ayırıp onunda fikirlerini alıyorum ama telefonda bir arkadaşımın derdini dinlerken çocugum beklemeyi ve sabrı öğreniyor yada evime gelen bir arkadaşımın misafirim olduğunu ve bizim evimizde misafirin özel olduğunu görüyor..bence biz öğretmezsek ve öğrenmelerine imkan tanımazsak ne değerlerimiz ne sabrı ne acılara karşı dayanıklılığı öğrenemezler top yine bizde

  26. Evet birinci cocukta vatkin var, enerjin var, aman cocuk yalniz kalmasin, her anini etkinlik ile degerlendirsin takintin var. Sonra patliyor boyle iste. ikinci cocukta cocuklara sikilmayi ve sikildiklarinda kendi kendilerine eglenmeyi ogretiyorsun. Ama araba farkli bir ortam. Cocugun kemerlerle ayni yere bagli ve fiziken bile hareket edemedigi bir ortam. Ozellikle Kipircan, Deniz gibi enerji toplari icin. O zaman durum farkli oluyor. Haklilar yani. Geldigimde ben bile Istanbul trafiginde fenalik geciriyorum acikcasi. 11 saat ucak yolculugunu atlatiyoruz, sonra Ataturk Havalimanindan Fenerbahceye 3 saatte gelmek eziyet oluyor. Hem bize hem cocuklara.

  27. 🙂 kesinlikle katılıyorum Elif. Cuma günü babam, annem, yengem ve onun iki çocuğuya birlikte (kızım, ben,eşim) 2 saatlik mesafeye gittik. Ne 7 yaşındaki yeğenim ne 18 aylık kızım nede 15 aylık yeğenim durmadı, sıkıldılar. Bebekler için oyuncaklar almıştık, çok az oyaladı onları. Büyük olansa sıkıldım, hadi dedi durdu, sürekli çocukları pırkaladı.
    Uzun zamandır görüşemediğim arkadaşım geldiğinde de verdiğin diğer örnek yaşandı. Ezgi elinden tuttu, diğer odaya götürdü, orda birlikte oynadılar. İki çift laf edemedik 🙁
    Sömestr tatilinde kuzenlerimi görmek için istanbula gitmek istiyorum ama 5 saatlik yol Ezgiyle gözümü korkutuyor, otobüsteki diğer yolculara acıyorum ve gitmekten vazgeçebilirim heran 🙂

  28. Elif sen super bir kadinsin… O kadar guzel bir konuyu ele aldin ki yine… Ayni durum (birebir) biz de gecerli…. Ozellikle oglum eve gelen misafilr ere, arkadaslarima kendi arkadasiymis gibi davranir… Anneanne / babaanne geldiginde iki cift laf edemezsin… Heleki esimle ortak bi zaman gecirmek onlar uyanikken mumkun degil…. Biz de misafir geldi mi odamizda bi kosede oynardik, “cocuksak cocuklugumuzu bilirdik!” ( annemin lafidir:) ) Simdi mukemmel ebeveyn olmak adina abartiyoruz biz… Cocuklarin da bir sucu yok bunda… Sozun ozu kalemine saglik, bir cok annenin de eminim hissettigi seyi hissediyorum… Aklimi okumus gibisin………

  29. Elif sana tamamen katiliyorum, yine cok dogru bir noktaya parmak basmissin. Hep deniyor ya ‘zamane cocuklar’ diye, aslinda yanlis soz konusu olan zamane cocuklar degil ‘zamane anne babalar’. Kafamizdaki ideal ebeveyn olmaya ve hep kosulsuz verici olmaya calisiyoruz. Ama cocuklarimiza da vermeyi ogretebiliyor muyuz bilmiyorum. Bizimki simdiden almaya alisti, hep birseyler istiyor; oyun oynayalim, bana sunu ver, sunu al, sunu bas, istekleri hic bitmiyor… Geleceklerini dusunup biraz hayir demeyi ogrenmeliyiz diye dusunuyorum.

  30. Ah bütün anneler aynı dertten müzdarip sanırım. ben sürekli vicdan azapları içinde kıvranıyorum.. sürekli ben yeterli bir anne olamıyoum vakit ayıranıyorum onunla oyun aynamıyorum yada hani kendi annem gibi olmayacaktım diye.. neden hep böyle mükemmel anne olamaya çalışıyoruz. çünkü sürekli gözümüzün içine sokuyorlar her yerde mükemmel anne mükemmel çocuk yetiştirir diye…
    biz eşimle geçenlerde çocuk gelişimiyle ilgili bir konferansa katıldık.. Bu konuda uzman bir pedagog, bırakın çocuk evin içinde koşsun oynasın, dağıtsın, her çocuk farklı bir kişilikle doğar, kimi çocukk hareketli, kimi sakindir…ay benim çocuğum çok sakin yada çok haraketli benim çocuğum problemlimi diye endişelenmeyin rahat bırakın onlari. kendine özgüven değil size güvenen çocuklar yetiştirmeniz lazım. eğer çocuk size güvenirse zamanla sizin ona vermek istediğiniz ahlaki değerleri almaya benim ailemden bana zarar gelmez demeye başlar dedi…
    bir de başına gelen bir olayı anlattı 3 yaşındaki oğlu parkta koşarken düşmüş öle çok fazla canı acıyacak şekilde de değil biz diyor eşimle gayet sakin çocuğun yerinden kalkıp oyununa devam etmesini bekliyoruz çünkü bu şekilde davranıyoruz herzaman ama o sırada bir teyze gelidi çocuğu kaldırdı ve bize de siz nasıl anne babasınız diye kızdı. bundan sonra çocuk her düştüğünde biz onu kaldıralım diye yüzmüze baktı… rahat bırakın çocukları oynasın zıplasın düşsün kalksın dedi.. çok çoook haklı ama ben dediğini gene yapamıyorum nasıl işlemişse içimize bu mükemmel annecilik onun yerine ben yapayım herşeyi olgusu bilmiyorum. sonrada hiçbirşeyi yetişremeyip vicdan azaplarıyla kavrulup hayatımızı zindan ediyoruz kendimize ve ailemize…

  31. Altına imza atılası, her yerde paylaşılası, anneanne, dede, babaanne, hala dayı herkese okutulması gereken bir yazı. Hislerime tercüman. Kızımın 6. aydan itibaren (oturmaya başladığından) dilimde tüy bitti, yalnız bırakın azıcık, kendi oyalansın diye. Nafile! Yalnız mı kalıyor, değil dokunmamak, acıyıp direk oyuna katıldılar. Oynadılar. Dilimde tüy bitti duran çocuk ellenmez diye diye, anlatamadım. (Kırıldılar!) Anlatamadım kendi kendine bişeyler öğrenirken, aslında öğrenmeyi öğrenebileceğini. Şuan 15 aylık. Yemek yiyemiyoruz, yalnız kalmıyor. Aramızda konuşturmuyor, eşlik edilsin sitiyor Alınan oyuncaklar bizsiz anlamsız. Daha da geç olmadan döngüyü tersine çevirme çabalarım sürüyor ama. Yılmayacağım..

  32. Tüm duygularıma tercüman olmuşsunuz.. ellerinize sağlık..
    akşam, kreşe giden oğlumlamı oynayayım yoksa bakıcısıyla akşama kadar beni bekleyen kızımla mı vakit geçireyim şaşırıyorum.. herşeyi de beraber yapmak olmaz ki.. dünya kadar oyuncak benim onlarla oynamamı bekliyor.. bütün dinazorların isimlerini ve özelliklerini biliyorum.. tüm çizgi film karakterlerini tanıyorum, artık dizi izler gibi izliyorum mecburiyetten.. üstüne üstlük her yeni oyuncak reklamı çıktığında sanki tek başına oynuyorumuş gibi “anne bana bundan alır mısın” sorusuna muhatap oluyorum.. azıcık ilgi üzerinden çekildiği zaman bu sefer kardeşini didiklemeye başlıyor.. Allahtan son zamanlarda satranç tutkumuz başladı da biraz ben de oyuna dahil olabiliyorum. Bu seferde satrançta da yanından kalkmayım diye oyunu uzatma hileleri yapıyor.. oyun ve oyalam için harcadığım enerji ve çektiğim yorgunluk, iş yorgunluğunu unutturuyor.. bu arada akşam eve glip benden sohbet ve ilgi bekleyen hatta bazen “çocukları sakın uyutma geliyorum” diyerek düzenimi sabote eden bir kocam var..çözüm için araştırmalara başladım.. umarım sonuca ulaşırım 🙂

  33. Anneeaaaaa, canim sIkILIyoorrrr, napiim ben ama napiim yaaaa eeoooohhhaaa 😛

    diye bana gelen ogluma, rahmetli anneanneme rahmet okuyarak; sIkI can iyidir cocuuum, cabuk cikmaz diyorum :))

    Ekran error veriyor cocukta, Heoo, neoo?!?! diyor.

    SIkildiysan canina bi pencere ac cocuuumm diye ikinci atagi yapiyorum,

    heoooaa neeaooaa anneaaaooo booo diye kosarak uzaklasiyor ortamdan 😛

    Sonra kendi kendine oynuyor bi kosede 😛

    Aciyorum bazen kendisine, komsu cocuklarini cagiriyorum eve 🙂 Ya da oglani komsuya gonderiyorum.. itise kakisa oynamayi ogreniyorlar. Eskiden ilk kavganin cikisi 15 dakika icinde olurdu, simdilerde masallah 1 saat kadar birlikte oynayabiliyorlar..

    Bir yere gittigimizde zaten yanimizda arkadas-cocuk varsa, birlikte oynuyorlar, dovusuyorlar, kavga ediyorlar 🙂 Arada bol kriz cikiyor ama baris icinde gecen zamanlarin suresi surekli artiyor. Bazen bu anlarda her birinin eline birer iphone tutusturuveriyoruz, talking tom, araba yarisi, angry birds falan bi 5-10 dakika oyalanip sakinlesiyorlar.. Sonra yeniden basliyorlar kosusturmaya..

    Bir misafirlikte ya da bize bir misafir geldiginde, imkan yok cocuk gelecek de bizi esir alacak. Git cocuum, kendi kendine oyna bakim, 2 cift laf edicez surda diye kovaliyoruz 😛 Bizimki oglan oldugu icin genelde erkek misafirler bi 10 dakikalarini ayirip araba surerler vs ama sonrasinda herkes kendi dunyasina geri doner..

    Ha cok mu kolay kabulleniyor oglan bu durumu? Tabi ki hayir ama zamanla ogreniyor. Hic mi birlikte oynamiyoruz? Elbette oynuyoruz ama herseyin bir yeri ve zamani var. Anne ve cocuk birlikte oyun oynamanin bile. Ha, psikolojisi olumsuz etkileniyor mudur? Baslarim psikoljisine ekolundenim ben 😛 Mukemmel insan yok, herkesin mutlaka bi arizasi var, cocuklarimizin da en az bir-iki arizasi olacak. Bizimkinin de artik, cocuklugunda annesi-babasi ve aile dostari tarafindan; “git kendi kendine oyna cocuuum” diye otelenmesi sonucu bi arizasi olur artik, napalim 😛

    • Hep diyorum, idolümsün 🙂

    • Benim cocuklari arabada ennn iyi oyalayan şey “Ayşegül’ün dogumgunu” CDsi olmuştur. Esmeray sağolsun, sayesinde (hatta burun kivirarak) aldiğim cd ömrümüzü yemelerine engel oldu. Her cocuklu anneye tavsiye ederim.
      Kız 5 yasina geldiginde bir mp3 calar aldim, hoperlorlu (kulaklik kullanmasina izin vermiyorum). Oh, super.
      Soru cevap oynuyoruz genellikle biz arabada. mumkun olan en saçma en komik sorulari soruyorum, epey egleniyorlar.
      “kimin burnunda kamyon var?”
      “yoook”
      ” kimin kulaginda inek var?”
      “beniiiim”
      vb
      5-10 soru sonra, “hadi anne sıkıldı, biraz sessiz durun, on dakika sonra oynariz” diyorum. on dakika kadar kendi baslarina idare ediyorlar…….

      ve annevebebisi kadar ben de “baslarim psikolojisine” ekolundeyim. Önce benim psikolojim var arkadas..
      cani sıkılana dansöz çıkarmıyoruz, palyaco cağırmiyoruz. herkes kendini oyalamayi ogrendi bir sekilde.
      ben pek oyuncu bir cocuk degildim, hala da evcilik mevcilik oynamam. oynayamam. bu durumda, iki el bir baş için diyo cocuklar, kendi baslarina takiliyorlar.
      çocuklari sallamadım, sallanmadan uyudular.
      bana uygun zamanda, benim istediğim kadar oyun oynarım. oyun oynamayi ogrendiler. ya da mesgulsem, telefondaysam, ne kadar acil olursa olsun sorunlarini bana tasimiyorlar..bir göz ayırmam yetiyor, kimseler gelip bana “aaaaannnnneeeeee” diyemiyor. BEKLİYORLAR.
      yemekten once ivir zivir yenmez. yemiyorlar.
      kola içmek yasak. içmiyorlar.
      cocuk beni egitmez, ben cocugumu egitirim.

    • o kadar :)))) süperdi

  34. alnından öpeceğim elif…, tamda dün gece benimde aklımdan geçiyordu, “gece uyumayı neden reddediyor olabilir ” bu çocuk diye…anne baba yanında uyumaya çalışıyor ve bizimki hala oyun derdinde bulmuş tabiii ikimizi…

  35. Biz böyle yetişmedik neyimiz var bizim görüşünün tamamen karşısındayım öncelikle bizim zamanımız çok farklı onlarınki çok farklı bizim annelerimiz terlik fırlattığında bunu toplum çevre arkadaşlarımız anlardı çünkü herkes öyleydi ama ben şimdi bir kadının küçücük çocuğuna yemek yemediği için restorantta azarladığını yada ağzına çarptığını falan görsem şok geçiririm devir çok başka herkesinde dediği gibi artık bilgiye erişim çok kolay çocuklarımızın yaptığı davranışların sebeplerini biliyoruz ve bununla değerlendiriyoruz onları kızım benimle oynamak istiyo çünkü bana hasret kalıyo tüm gün .Çok abartmamak konusunda evet ama abartmaktan kasıt oyun oynamaksa bunu sonsuz kere istemeye hakları var bence çünkü onlar oyunla öğreniyolar dünyayı keşke o kadar sabrım olsada her an her saat onun istediği gibi oynasam ama maalesef bende çok oyun kurabilen bir anne değilim oynadığımız her oyunu sulandırıp sonunda onu mıncıklıyorum oda babasını tercih eder bu konuda genelde onunla daha uzun uzadıya oyun kurabiliyolar hatta bu konuda biraz kıskanmıyor değilim ama kızımla alış veriş restorant tatil uzun yolculuklar hepsini yaptım ve maşallah diyelim bir problemimiz olmadı şimdiye kadar çünkü ne zaman sıkıldım gidelim dese mesala uçakta uzun uzadıya neden inemeyeceğimizi anlatırım sabretmesi gerektiğini anlar sürekli bir oyalama çabam olmaz yani ama belkide bu benim şansım bilemiyorum tabiii:)

  36. Dün de benim aklımda hep bu vardı, Baybars Altuntaş’ın kitabını dün akşam bitirdiğimde,” varlık içinde büyüyen,hiç sıkıntı yaşamayan birisi paranın kokusunu alamaz ve ilerde girişimci olamaz” diye biten cümlelerle kafam donnggg dongg yapıyordu. Harçlıkları tam, istekleri tam,tercihlerinin çoğunu da biz belirliyoruz.E bu çocuklar ne zaman mücadele edecek,paranın kokusunu nasıl alacak? Zor ve yardıma muhtaç bir konu bu Elif…

  37. sevgili blogcu anne,
    kuzenim bu yazıyı gönderince okuma fırsatım oldu. yazında vurguladığın noktalar aslında önemli noktalar. bizim çocukluğumuz ve anne babalarımızla, bizim anne babalığımız ve çocuklarımız arasında ciddi farklar var. Şu anda beraber çalıştığım anne baba paylaşım grubunda paylaşılan bir şeyi vurgulamak isterim aslında kendilerinde yavaş yavaş farkettikleri bir şey bu: şu anki ebeveynlerin çoğu otoriter anne baba tutumuyla büyümüş kişiler, kendilerine “annem babam gibi olmayacağım, çocuğuma bu kadar sınır, kural koymayacağım, bu kadar otoriter olmayacağım.” diyerek kendi anne babalıklarını bir şekilde belirlemiş bu ebeveynler doğduğu andan itibaren çocuklarına kendilerini adayarak çocuğun her türlü ihtiyacını giderme, isteğini yapma ya da vaktini doldurma misyonunu vermiş oluyorlar. aslında burada kaliteli zaman, çocukla beraber vakit geçirme, gibi kavramlar yanlış da yorumlanan kavramlar olup çıkmış durumda. evet, çocuğu birey olarak görmek, evet, gerektiğinde kararlara katmak, gibi noktalar önemli ama çocuğa bir çerçeve çizmek ve bu çerçeve içinde yapmak istediğine fırsat vermek çok daha önemli ve sağlıklı olan. şu anki anne babalar sınır koymayı engel olmak olarak algılasalarda aslında günümüzde “sınır” problemi ciddi olarak var. bizler bu çerceveyi çizmek yerine saçımızı süpürge edip kendimizi helak ettikten sonra çocuğun bir de bu durumu anlamasını bekliyoruz. bu çok da kolay bir şey değil. işte “proje çocukları” buradan çıkıyor aslında. hayatını organize et, karnını acıkmasını beklemeden ya da çişi geldiğini farketmeden ihtiyacını gider, sosyalleşme saati geldi diye bilimum ortamlara taşı, ondan sonra da bazı şeyleri yapamadığında kendi kendine bundan dolayı üzül. anne babalık karşılığı olan bir “iş” değil. kendi duygusunu tanımasına, ihtiyacını farketmesine ve aynı zamanda başkasının da duygu ve ihtiyacını görebilmesine fırsat vermek ve bu ortamları oluşturmak çok önemli. aslında anne babalık bir meslek değil, okulları açılsın. biraz da duygu ve sezgi işi. annelerimiz de bu sezgilerle hareket ederdi, bu kadar profesyonelliğe dökmemişlerdi, bu nedenle olayın doğası bozulmamıştı.
    bu konu o kadar aslında geniş ve uzun bir konu ki. düşüncelerimi dağınık anlatmış olabilirim ama hayatı biraz akışına bırakmak ve çocuklara da kendilerini tanıma fırsatı vermek gerek.
    sevgiler,

  38. sadece 5 dk önce anneme dert yanıyordum. neden benim çocuk şurada kendi kendine oyun kurmuyor, ben de böylece kendi işlerime bakabilirim. en azından kahvemi elime alıp içebilirim sakince diye. ama bakıyorum ki birçoğumuzun -zamane – çocukalrı böyleymiş 🙂 çok güzel bir yazı olmuş, kendimi fazlasıyla buldum bu yazıda.

  39. canan bilen topak

    3,5 yaşında nehir deren adında bir kızım var…Kasım ayında arkadaşım geldi uuuzzzzzzuuun zamandır görüşmemiştik ve uzaktan gelmişti.ama geldiği andan gittiiğii ana kadar kızmla lego yaptıııı,oyun hamurları ile şekil yaptılaar,biz sadece yemek yerken sohbet edebildik…öyle ki gece kalkıp kızım arkadaşımın gidip gitmediğini soruyordu.gitiiği gün çok ağladı…şu son birkaç haftadır “benim odam”kavramı gelişti kızmda…aradabir odasına gidip resim yapıyor.onunla son bir senedir evdeyim daha önceden çalışıyordum ve çalışırken bu kadar yorulmuyordum…diğer yazılarınız gibi bu yazınızı da çok beğendim.teşekkürler.

  40. Merhabalar,alakasız olacak ama forumu kullanamıyorum.Bir sorunum var ve annelerden yardım istiyorum.18 haftalık 2, çocuğuna gebe 33 yaşında bir anneyim.Üçlü testimde sorun çıktı.Trisonomy 18 1:50 çıktı ve riskli alanda.2 doktora gittim ve ikiside amniosentez dedi.Ama korkuyorum bebeğime zarar veririm diye.İkili testimde bir sorun çıkmadı,ilk çocuğumda sağlıklı.Benzer problem yaşayan anneler lütfen yardım edin.

  41. yazıyı ve bütün yorumları ilgiyle okudum.oğlum 16 aylık ve gittikçe gözüme batan bi durumdu, 1 aylık kardeşi var şu an ve o gelince üzülmesin diye ilgi dozunu kaçırdık sanırım,bu işe acil el atmalıyım…hatırlattığın için teşekkürler elif..:))

  42. Tum yorumlari okuyamadim o yuzden yazdigim sadece kendi fikrim bir yoruma karsilik degil. Bende arabada veya evde oyalanma konusunda bazen veriyorum DVD yi veya aciyorum bir cizgi film seyrediyorum benimde dusuncem o kadar cok basimi agritacagima 20 dakika daha fazla cizgi film syeretse ne olur? Seyreden cocuklara simdiye kadar ne olmus? seklinde.

  43. 11 aylık oğlum, kend kendine yeni alınmış bir ev eşyasına ait ve atılacak olan resimli bir karton kutu ile yaklaşık 30 dk oynadı. Uçakta ikram edilen plastik bardak şekilli kapalı su ile ise yırtılana kadar 45dk. Küçük tencere ve kapakları ile günde 10-40dk arası iken divan yastığı üzerine çıkıp kendini kaydırması günde10-15dk, arabası/topu ile evde dolanması günde 20dk . joker olarak eline bir kitap verince ise heryerde yeterince zaman (sınırları zorlamadan)
    oyuncak sepetindeki eşyalarla en fazla 5dk…
    Derine ilk hareketleri gösterdikten sonra kenara çekilip hayranlıkla onun oyun oynamasını seyrettim. bir çıngarağı tutmaya çalışmasından bir halkayı direğe geçirmesine hepsi çok zevkliydi. zaman zaman odadan kaybolup yalnız oynarkenki cıvıldamalarını dinledim. mutfakta yemek yaparken tencereleri indirip dağıtmasını, evde kedimizin kuyruğunu yakalamaya çalışmasını.
    en güzel zamanlarını ise kendinden biraz büyük ve sakin olan kuzenimin çocuklarıyla geçiriyor. hatta uyanık kaldığı sürenin nerdeyse tamamını onlarla kendine göre oynayarak veya taklit ederek veya bir oyuncaklarına takılarak geçirebiliyor.
    benim şimdilik idare eder olan halimi
    1- oğlumu bağımsız hareket etmesine izin vermeme
    2-oyunlarına aktif olduğu kadar izlemci olarakta katılmama
    3-temiz veya kirli kısıtlaması ile oğlumun yaratıcılığını engellemediğime
    4-bir çekmecenin nasıl kapanması gerektiğini sabırla gösterip parmağını sıkıştıracağı duygusuna yenik düşmememe
    5-benimle vakit geçirmek istediğini belirttiğinde ise onu yalnız bırakmadığıma
    6-çalıştığım hatta arada uzmanlık sınavımı tamamlamama rağmen oğlumun kişiliğinin yetişmesini babası haricinde başkalarına bırakmadığıma (çok ses, çok karışıklık )
    7-az ve öz oyuncak
    8- bardağın dolu kısmını görmeye, yada bir çocuktan fazlasını beklememeye. dünyayı keşfetmek varken arabada neden bağlı olduğunu anlayamayacak kadar küçük birinin sabır göstermemesinin normal olduğunu ama genede iyi idare ettğini kendime hatırlatmama
    en önemlisi oğlumun uyumlu olmasına bağlı olduğunu düşünüyorum.
    Herkese kolay gelsin, bu günler en kıymetli günlerimiz

  44. elif hanım bir uzmandan bilgi alınması mümkün mü bu konuda? Benim kızım 1.5 yaşında ve o da aynı durumda. Ama yaşı küçük olduğu için düzelebilir diye düşünüyorum tabi bunu nasıl yapacağımı bilemiyorum. Nasıl başlamalıyım aşama aşama mı olacak? Yardım edebilecek birisi var mı?

    • Bence anneler olarak yapacağımız en doğru şey, oyunlarını uzaktan seyretmek, onlar çağırmadan müdahil olmamak. “Gel oynayalım” diye bir yaklaşımı ben doğru bulmuyorum — bu benim şahsi fikrim. Çocuk kendi kendine oyun kurabilmeyi becermeli, yaşı kaç olursa olsun. Ancak tabii ki yaşlarına göre dikkatlerinin çok çabuk dağıldığını da kabul etmek lazım. Küçükken daha çok yönlendirmeye ihtiyaçları oluyor.

  45. Ikbal Didem Budak

    Ayni durum bizim evde de hakim, kizim krese gitmek istemiyor cunku evde bizimle oynuyor kendi istegi dogrultusunda orada ise kurallar var, ona gore yasiyoruz hayatimizi, bir yere gitmek istemiyorum cunku hep onunla oturup oynamami istiyor, bir sohbet esnasinda bile kucagima oturup benimle konus diyor, benimle oyna, biraz kendi haline birakdigim zaman yerden yere atiyor kendisini ne yapacagimi sasirdim ayrica bu durum evde degil disarda da gecerli..kendim pisikolojik danisman oldugum halde cozemedim olayi cunku kizimla hangi takdigi , yolu denesem fayda etmedi..o yuzden biraz babasi biraz ben oynayarak durumu idare etmeye calisiyoruz..

  46. Yazıyı okurken aklıma ilk gelen şey ben ve Agabeyimkucukken ne yapardık oldu.Arkadaslarımız ile dışarıda oyun oynardik.koşar,ziplar,top oynar bazen de oyun uydururduk.Hatta arkadasım ile merdivene oturup sadece konuştuğumu hatırlıyorum .Böylece evdeki oyuncaklara olan ilgimizde azalmazdi….Şimdi cocuklarımızı dışarı çıkarmak yerine evde oyuncaklara boğuyoruz yada çıkarsak bile yine biz onunla oyun oynuyoruz sosyalleşmesine arkadaşları ile vakit gecimesine fırsat tanımıyoruz boylece cocuklarimiz bize bagli halegeliyorlar ve cocuklarımız bizim onlarla oynamamız için ısrar ediyorlar.

  47. benim 2 yasina yni girmis bi kizim var esimin isi geregi yurtdisinda yasiyoruz haliylede burda tanidigim kimse yok cocugumun sikilip sikilmadigindan emin degilim cunku dogru durust cocuk gormuyor surkli tek basina bu durum beni oldukca uzuyor ama elimden de bisy gelmiyor arada disari cikip gzdirebiliyorum o kadar bu durum cocugumun piskolojisine yansirmi acaba daha dogrusu 2 yasina girmis bi bebek sikilir mi acil cvp bekliyorum….