24 Yorum

Çocuk çocukluğunu bilmeli

Dünkü konuyu devam ettirecek olursak: Belli ki birçok ebeveyn aynı dertten muzdarip. Ancak iki anne var ki, daha farklı bir yerde durdular ve birçok annenin zorlandığı bu konuda çok da zorlanmadıklarını, örneğin bir kafeye gittikleri zaman rahatlıkla bir saat boyunca kitap okuyabildiklerini, o sırada çocuklarının da sakin bir şekilde kendilerini oyaladıklarını söylediler.

Ben de o iki anneye hodri meydan dedim. “Öyle ben yaptım, oldu demekle olmaz. Anlatın, hepimiz öğrenelim” dedim. Onlar da anlattılar, sağ olsunlar:

Ülkü Ayyıldız Çiçek:

Sevgili Blogcu Anne,

Sihirli bir formülüm filan yok, ancak bizim neslimiz anne babalarının, evlerinde ve dışarı hayatlarında çocuklarıyla yaşadıklarından gözlemlediklerim ve benim neyi uygulamaya çalıştığımı anlatabilirsem sanırım anlaşılabilir. Bizim neslimiz anne babalarının kafelerde, restoranlarda çocuklarıyla beraber çoğunlukla yaptıkları şu; önüne bir iPhone, iPod veya DVD player koymak ve ooooh ben de rahat edeyim demek. Evlerinde çocuk odalarında kutu kutu, torba torba çöp yığını gibi dünya dolusu oyuncak almak. Bütün bunları çocuğa çok küçük yaşta bile eline vererek daha sonra sıkılmamasını beklemek. Böyle bir şey yok bence… Bu kadar uyaran, seçenek sunup sonrada çocuğun beklentisiz olmasını beklemek.

Haa birde şu var, ben çok çocuk ruhlu bir anneyim.. Çocuğumla çooook uzun süre vakit geçirmek, oyun oynamak benim içinde en büyük keyif, bundan hiç sıkılmıyorum. Ne olur yani bir 3-4 yıl tam oyun yaşlarını onun zamanından çalmadan ve ona katılarak geçirsem? Sonra kreş, okul filan başlayınca zaten azalıyor talepleri, büyüyorlar. Misafirim gelmişse de bizi böyle sevsin yani ben çocukluyum ve n’olur yani o da çocuğumla oynasa? Kimseden böyle bir çekincem yok, evime gelen herkesle, hem çocukla da birlikte gayet güzel vakit geçirebiliyoruz. Onlar bundan mutsuzsa bilemem ama öncelik benim için, benim evladım.

Tabii ki bu sürekli böyle olmayacak, o da büyüyecek ve bunları istemeyecektir. Çok uzatmayayım, sıkmayayım ama eski neslin anne babalarımızın da çocuğu çok ikinci, üçüncü plana attıklarını, 3-5 çocukla onların eğitim ve ilgisinden bakımından çaldıklarını, bunun da doğru olmadığını düşünüyorum. Birçoğu sallapati, öyle şansa büyümüş. Şimdi biz daha şanslıyız, çocuklarımız için ama bu şansı daha doğru şekilde değerlendirebilmek önemli olan… Ben oğlumla geçen zamanı doya doya ve az oyuncak, az teknolojik ürünlerle , kaliteli zaman geçirerek doldurmaya çalışıyorum naçizane kendi adıma… En büyük şansım çocuk ruhlu olmam, ve çocuk oyunlarından hiç sıkılmamam. Belki de sihirli olan şey budur 🙂 ÇOOK SEVGİLERİMLE, TÜM ANNNELEREEEE

Nesrin Edremitli:

Ben 28 yaşındayım.  Evliyim ve bir erkek çocuk annesiyim. Her anne babanın yapmaya çalıştığı gibi biz de oğlumuzun özgüveni yüksek bir birey olmasını elbette ki istiyoruz. Biz zamane anneleri belki bunu biraz abartıyoruz ama her şey tabii ki onların iyiliğini istediğimizden kaynaklanıyor ve bunun için kitaplar, internetler devreye giriyor ve birçok şeyi bilinçli yapacağız diye bazen işin içinden çıkamıyoruz. Ama ben artık gerçekten abartmamaya çalışıyorum yani dünya onun etrafında dönüyormuşçasına yaşamıyorum. Sevgisi benim için değişmez bir gerçek ama hayatta ondan önemli şeylerin olabileceğini de bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Yani bu söylediğim günlük olaylar için geçerli tabii ki.  Yapmam gereken işleri aksatmamalı diye düşünüyorum. Mesela ben bulaşık yıkarken çamaşır katlarken o oyuncaklarıyla kendini oyalayabiliyor ve rahatsızlık duymuyorum. İşlerimi bitirdikten sonra sarılıyorum öpüyorum oynamam gerekiyorsa oynuyorum. Bu şimdilik böyle daha sonraları nasıl olur bilemiyorum.

Ben de sizin gibi annesinden terlik yiyenlerdenim. O plastik halkaları da geçirmedim, çocuk yogasıyla da uzaktan yakından alakam olmadı. Zaten bizim zamanımızda da böyle şeyler yoktu. Çok şükür etrafımda sevilen biriyim. Ben en temel özgüvenin sevgiden geçtiğini düşünüyorum. Ona sarılırken için içine sığmıyorsa gerisine çok takılmamak lazım. Söyleyeceklerim budur. 🙂 Sevgiler…

Ülkü ve Nesrin’e paylaşımları için çok teşekkür ederim.

Dün gelen yorumlardan ve Ülkü ve Nesrin’in anlattıklarından sonra düşünüp, taşınıp vardığım bazı sonuçlar var.

  1. Sevgi konusunda çoğu anne babanın kusur ettiğini sanmıyorum. Nesrin’in dediği gibi, bence olay sevgiyle başlıyor, sevgiyle bitiyor. Önemli olan sevgiyi esirgememek.
  2. Ve fakat, çocuğun karakterine göre de çok değişiyor her şey. Kendimden örnek verecek olursam, ben iki çocuğumu da birbirinden ayırmadan seviyor, sevgimi aynı şekilde gösteriyorum. Ve fakat ikisi birbirinden çok farklı çocuklar. Deniz en başından beri ilgi istedi, Derin ise en başından beri kendini oyalamayı sevdi. (Ki bunda dün Pratik Anne’nin şu yorumunda da dediği birincisine gösterdiğin ilgiyi ikincisine gösterememenin de etkisi var)
  3. Anne-babanın çocuğa ve genel olarak ebeveynliğe olan yaklaşımlarındaki uyum (ya da uyumsuzluk) da bir başka belirleyici etken. Aynı konularda farklı düşünüyorsanız o farklılığı çocuk da sezip kendi kafasına göre davranıyor.
  4. Ebeveynlerden birinin (çoğunlukla da babanın) çocukla daha az vakit geçiriyor olması ve bunun yarattığı suçluluk duygusu da olayların dengesini bozabiliyor. Benim HÖT dediğim birçok şeye babalarının ses çıkarmaması aslında bu yüzden. Gün sonunda bende (annede) sıfır sabır, oysa baba eve yeni gelmiş, çocuklarla zıplayıp oynamakta sakınca görmüyor. Benim artık “Yatsınlar, biz de kendi kendimize kalalım” dediğim saatlerde baba çocukları yeni görmeye başlıyor, ve onların bağırışlarına bir şey deme ihtiyacı hissetmeyip ilgi odağını tamamen onlara çeviriyor. Bu kimin suçu, hatta kimsenin  suçu mu bilemiyorum. Belki de koşullar bunu gerektiriyor.

Ben kendi adıma kafeye gittiğim zaman çocuklarına iPhone tutuşturan annelerden olmadım. Ben çocuklarıyla orada başa çıkamayacağını bildiği ve sinir küpüne döneceğini tahmin ettiği için hepten gitmemeyi tercih edenlerdenim! Bizim gezmelerimiz genellikle park-bahçe-sokak gibi yerlere yöneliyor. Kapalı mekanda duramıyor benimkiler. Rahmetli babaannemin dediği gibi, k.çlarında vay vay var. Her neyse… Böyle olunca da ne oluyor? Örneğin, bir kafeye gitmeyerek kendimi zor bir duruma düşmekten kurtarıyorum belki ama bu sefer de hayatımı tamamen çocuklarımın etrafında planlamış oluyorum? Yoksa bile bile lades demeyerek akıllıca mı davranmış oluyorum? Bilemiyorum!

Yine de ben şunu diyorum: Evet, çocuk çocukluğunu bilmeli. Ve bence de olay anne-babada bitiyor. Zamane çocuklarını değil, zamane ebeveynlerini mercek altına yatırmak lazım. Sonuçta çocuklarımızı şekillendiren bizleriz.

Ben Ülkü gibi oyun oynamayı seven annelerden değilim (keşke olsaydım!), ancak Nesrin’in dediği gibi her şeyin başının sevgi olduğunu düşünüyorum. Ve bu sevginin, şimdilik çocuklarıma “otoriter, sıkıcı, oyun oynamayan anne” gibi görünsem bile, uzun vadede yeterli olacağını düşünüyorum.

Ya da öyle umuyorum diyeyim.

24 yorum

  1. Ayşe'nin annesi

    Tek çocuklu bir anne olarak tecrübelerim sınırlı da olsa “çocuğu nasıl alıştırırsan öyle olduğuna” düşünüyorum.Yani birinci çocuk daha yoğun ve kaliteli bir iletişim yaşayınca buna bağımlı oluyor ve bu yüzden birilerinin onu oyalamasını ve sürekli ilgi göstermesini bekliyor İlk çocuğun krallığı döneminde alıştığı yoğun ilginin, ikinci çocuğa fiziken sağlanmasının çoğu zaman imkansız olduğundan ikinci çocuğun daha kendi kendini oyalayan tipler olabiliyor diye düşünüyorum.

  2. ben eğer tek çocuk sahibi olsaydım kesinlikle sorunsuz, mükemmel, inanılmaz disiplinli bir çocuğa sahip olabilirdim. oğlumla ikimizken mükemmeldik. saatlerce oynar, okurduk. yanımıza gelip kitabı yemeye çalışan bi cadaloz yokken ya da diktiğimiz kuleleri yıkmayı, yapmaktan daha eğlenceli bir kız kardeş yokken her şey süt limandı.

    şimdi disiplin konusunda müthiş eksiklerimiz var. babanın geç gelmesi, sabrının halihazırda benimkinden daha fazla olması gibi etkenler işin bence çok önemli bir yanı. kardeş geldikten sonra hayatımız değişti bizim… Ayşe2nin Annesi’nin dediği gibi alışkanlıklarını idame ettiremiyor oluşumuz büyük çocuğumuzun “sadece” bize karşı şımarık tavırlar sergilemesine sebep oldu mesela.

    en garip olan da, çocuğumuzun nerede nasıl davranacağını biliyor olmasına rağmen bizim yanımızda bunu yapmamak için çabalaması. okulda mükemmel bir çocuk, evde sorun… ben bunu ona bir kardeş gietrmiş olmamızın bedeli olarak görüyorum.

    kesinlikle tek çocukla kıyaslanabilir bir şey değil ama ondan eminim. birini terbiye etmekle ikisini terbiye etmek çok farklı…

    • Dogrusu küçük kızınızı oglunuzla mükemmel dünyanızı bozan bir cadaloz olarak nitelendirmenizi oldukça yadirgadigimi söylemek zorundayim. Hatta yadirgamayi bırakın dehşete düştüm. Bu bakış acınızın kızınızın psikolojisinde yaratabileceği tahribatı düşünmek bile istemiyorum. lütfen cocuklarımızın bize emanet olduğunu bliln ve ona gore davranın.

      • Çok komik..Mehtabın bu cadoloz kelimesini oğlunun ağzından yazmış olduğunu anlamadınız herhalde? Bulundukları ortamı, değişen hayatı oğlunun gözünden yazmış. Cümle içinde kelime oyunu yapmış kendisi..ki bende cok yaparım…Kimseyi tanımadan bilmeden kızına – oğluna onun psikolojisini bozacak şeyler söylüyormuş gibi cevap vermeyin bence..Sizin cevap onun yazısındaki cadoloz kelimesinden daha ağır olmuş…

  3. Ben de devamlı benimle oynamak istemeyen ve kendi kendine oyalayabilen bir kızı sahibim.(maşallah diyorum kendi kendime nazar etmemek için) etrafımdan gördüğüm kadarı ile bakıcı, anneanne gibi 3. kişilerin baktığı çocuklarda ( bu kişilerin görevi devamlı onlarla ilgilenmek oldugu için ) bu oyun için devamlı birini yanında istemeyi daha çok görüyorum. Çünkü bu bakan 3. kişiler hem aldıkları sorumluluk anlamında hem de işleri gereği sadece o çocugun isteklerine konsantre oluyorlar. Kızıma ben baktım şartlar o zaman için uygundu ve öyle gerekiyordu. Ama evdeyim diye evin tüm işlerini de ben üstlendim. Şartlar böyle olunca 24 saat onunla oynamam mümkün değildi ve kızım bununla büyüdü. evet annem evde ama işi varsa işini yapmak zorunda işi bitince ve uygun olunca benimle vakit geçirecek. ve bu hep böyle oldu. işimi yaptım ama sonunda da söz verdiğim oyunu, aktiviteyi hep yaptım. kızım şimdi 6 yaşında. haftasonları uyanırsa kalkıyor bakıyorki ben uyuyorum öpüyor gidiyor ve oynamaya başlıyor. acıkırsa süt, meyve atıştırıyor. Hatta bazen gidip babasını kaldırıyor “anneme dokunmayalım o yorgun uyusun diyor” işte o an içim eriyor içim.:)

  4. Ek olarak ben kızımla çok dışarı çıkıyorum alışverişe, cafe ye..vs .giysi alışverişlerinde kız olmasının da etkisi beni taklit ederdi üstüne tutar etikete bakar çok eğlenirdik. cafe işine gelince de resim yapmayı çok seviyor ve bu onu çok oyalıyor o yüzden çantamda mutlaka kalem kağıt vardır oldu da unuttum amerikan servislere yaparız. Bir de bu tarz hoşlanacağı şeyleri yanıma alıyorum örneğin düşe çiz serisi. Bu seriden çok keyif aldı . Sıkıldımlara gelince olmuyor mu oluyor annemin bana küçükken dediği ve benim sinir olduğum cümleyi bende ona söylüyorum”sıkı can iyidir kolay çıkmaz” anladığını sanmıyorum ama o da sinir oluyor:)

  5. Benim için en kolya kısmı çocuğu yapma kısmıydı. Hamilelik, doğum o kadar kolay geçmişti ki kendimi o rahatlığa fazlasıyla alıştırmıştım. Çocuğa vakit ayırmak gerekiyor tabi de ne zaman? Sabah 8.30’da evden çıkıyoruz büyük kızımla. 17 aylık küçük hala uyuyor oluyor. Büyük kreşe. 6’da alıyorum onu.6.30’da evdeyiz. Üstünü değiştir, yemek ye, toparla saat 8 oluyor. 8.30’da tekrar uyuyor küçük. Bu yüzden o zorunlu sebeplerden kendini oyalıyor. Büyük de 9’da yatıyor. O kadar aç ki bana. Haftasonu dışarı çıkmak da istemiyor misafir de. Sadece benimle oynamak istiyor. Benimse haftasonu muhakkak birikmiş işlerim oluyor. Maksimum 1-2 saat geçiriyoruz. Pzt geriye büyük bir vicdan azabı kalıyor ve maalesef elimden başka birşey gelmiyor.

  6. Tamam herşeyi güzel anlatmışlarda, her iki annenin söyledikleri hepimizde olan şeyler değil mi ki? özellikle ilk çocukta her anne çocuk ruhlu olmuyor mu oluyor tabi ki. Ben çok farklı bir durum göremedim yani. çocuğun yapısı çok önemli kimi çocuk kendini oyalamayı çok güzel beceriyor kimi çocuk birine ihtiyaç duyuyor ki bu çoğunlukla anne oluyor.

  7. Çalışan bir anneyim ve 20 aylık kızıma anneannesi ve dedesi bakıyor. Annem aynen bizi yetiştirdiği gibi yetiştirmeye çalışıyor kızımı.Belli bir programda yediriyor, içiriyor, hergün gezdiriyor , zamanında uyutuyor.Gereken herşeyi yapıyor ve kızımı çok seviyor. Ama yapmadığı bir şey var: her istediğini yapmıyor ve taviz verilmemesi gereken yerde vermiyor. Ve gün içinde kızımla geyet güzel geçindiklerini anlatıyor.Bazen beraber oynuyorlar, bazen annem yanında bir iş yaparken kendini oyalıyor, hatta annem yanında çok rahat Kuran okuyabildiğini söylüyor. Ama olay ben eve geldiğim zaman tam tersine dönüyor. Kızım anneme göre bambaşka biri oluyor. Biliyorum annesini görünce yapıyor, bi sürü şey istiyor , mızıldanıyor sürekli,nazlanıyor bazen inatlaşıyor vs.vs. Bunu bana yapması normal ama aynı şeyi dedesine de yapıyor. Yani anneme göre çocuklar çok politik oluyor ve kime nasıl davranacağını çok iyi biliyor. dedesinin onun dedii herşeyi yapacağını , ama anneannesinin kuralları olduğunu biliyor ve ona göre davranıyor. Çok uzun yazdım ama sonuç olarak olay bizim davranışlarımızda bitiyor…

  8. Freud’a Ne Yaptık da Çocuklarımız Böyle Oldu?
    kitabını okumuş muydunuz ?
    ben okumadım ama sanki konumuzla alâkalıydı diye hatırlıyorum.

  9. şöyle diyor kitaba dair:
    “20.yüzyıl, çocuk haklarının ilanına tanık oldu; çocukluğun tanımı değişti. Üstelik Mayıs 1968’de “yasaklamanın yasaklanması” anlayışı da ortaya çıkmıştı. Ana babalar bu köklü değişimler karşısında şaşkınlığa düştü. Çoğu itaat anlayışıyla yetiştirilmişti. Şimdi çocuklarını nasıl yetiştireceklerdi? Artık her şeyi yeni baştan düşünmeleri gerekiyordu. Çocuklarına her konuda kendilerine eşitmiş gibi davrandılar. Onları kendileriyle bir tutmaları kadar, bizzat kendilerinin çocuklaşması da sorunlar yarattı. Hiçbir şey çocuk gibi davranan bir ana baba kadar güven sarsıcı olamazdı. Çünkü çocuklar yetişkinlerden kendilerine yol göstermelerini bekler ve örneklere gereksinim duyarlar. Neyi yapıp neyi yapamayacağı konusundaki sınırların eksikliği çocuğu şaşkına çevirir. Oysa çocuk en başka güvence aramaktadır; “Merak etme canım, her şeyi isteyebilirsin. Ben tehlikeli olanı yapmana izin vermemek için buradayım” diyen bir ana babaya gereksinimi vardır. Psikanalist Catherine Mathelin, bu kitabında bütün bunlardan yola çıkarak yapay bir mutluluk arayışı içinde olan iki “modern” aileyi hayali bir sahnede kurguluyor.”

  10. ben şu anda 39 haftalık hamileyim yani henüz çocuğumla ilgili bir şey yazamayacağım. kendimle ilgili yazmak istiyorum. ben tek çocuğum. annem ben doğduğumdan beri çalışıyor. ben ortaokula gidene kadar evde çalıştı, dikiş dikti. her ne kadar evde olsa da tüm gün annem tek odada dikiş dikiyordu ayrıca orası tehlikeli bir odaydı iğne ve makaslarla doluydu. annem o zamanlar beni televizyon kutusunun içine koyarmış tehlikeli alanlarda dolaşmayayım diye ki ben de o kutuyu gayet iyi hatırlıyorum. biraz daha büyüdüğümde dışarı çıkıyordum arkadaşlarımla oynamak için ama genelde evdeydim ve yalnızdım. annem sürekli benimle oynayamazdı ve aslında işin garip yanı da ben kendim oynamaktan daha çok zevk alırdım. ergenlik dönemine geldiğimde de yine akşamları odamda tek başıma takılırdım ki o zaman bilgisayar ve internet yoktu. insan yalnız kaldığında yapacak çok şey buluyor aslında. sıkılıyorsun yalnızlıktan kitap okuyorsun,sıkılıyorsun bir şeyler boyuyorsun, sıkılıyorsun, bir şeyler yazıyorsun sıkılıyorsun, müzik dinliyorsun sıkılıyorsun ama her sıkıldığında da yapacak bir şey buluyorsun. benim annem ilgisiz bir kadın değildi hala da öyle biz annemle her haftasonu gezmeye çıkardık ya sinemaya ya da tiyatroya giderdik çocukken, annem beni her çeşit kursa yazdırmıştır ama benim annemin bana yaptığı en güzel şey beni yalnız bırakması oldu. ben şu an çok mutluyum hala kendime yalnızlık zamanları yaratıyorum hiç bir şey yapmasam bile bir saate yakın sessizce oturabilirim, düşünürüm. bence çocuklarımızı biraz yalnız bırakmalıyız, bırakalım ki kendi kendilerini keşfetsinler. insanın canı sıkılmadan yaratıcı bir şeyler yapamaz can sıkıntısının yaratıcılığı tetiklediğini düşünüyorum çünkü çok çaresiz kalıyorsunuz ve eğlenmek için bir şeyleri kendi kendinize yaratmak zorunda kalıyorsunuz. bu da benim hikayem:) sıkılgan ama mutlu bir çocuğun ve yalnızlığını hiçbir şeyle değişmek istemeyen bir yetişkinin hikayesi……

  11. Ben de çocuğuyla oynamayı seçen annelerdenim. yerlerde yatıp sürünen, vın vın araba süren, evde yapılabilecek ne varsa (oğlumun tabiriyle uzay gemicilik, transformersçılık, kukla konuşturmaca, ev bowlingi akla gelebilecek herşeyin -cılığını oynuyorum) en kötü ihtimalle onların sevdiği bir şarkı eşliğinde tepiniyoruz. ama burada çocuğun karakteri devreye giriyor. benim oğlum doymuyor mesela. sürekli “anne benimle oynaman lazım” dilinde. iş güç hak getire. onlar yatmadan tabak bile yıkamıyorum. bazen ev işini de oyuna çeviriyoruz ama bir yere kadar.
    Dışarısı içinde durum farklı değil. çantamda her daim oyuncak var. en son eşime pantolon almaya gittiğimizde giynme kabinlerinin önüne oturup manuel bir trenle oynadık. bu arda kızım da yerleri falan yalıyordu. İnsanların yüzünde yadrırgar ve kınar bir ifade..zaten o son oldu. artık ihtiaç dahilinde de olsa 4ümüz evden dışarı çıkmıyoruz. işi olan gidiyor diğeri evde çocuk bakıyor.
    gerçi kızım (2. numara) daha bireysel bir çocuk. tensel teması da çok sevmiyor, kendi kendine bir yere kadar idare ediyor. sonra bana sarmasa da tehlikeli işlerin peşine düştüğünden yine her daim gözüm üzerinde olmak zorunda.
    sevgi, yeterince oyun… bunlar hepsi göreceli bence. çocuk en önemli faktör. oğlum kendi başına oynarken bile (yap-boz vs) beni yanında ister. arada sıkılınca gelir sürtünür (baya kedi gibi tenimin yumuşak yerlerine yanağını sürter, burnunu dayar) biraz anne dolar ve gider.
    Kızım sadece birşeyi beceremeyince anne diye bağırır. ikisiyle de ilgileniyorum ikisini de çok seviyorum ama mizaçları farklı. yapacak birşey yok..

  12. yine harika bir konu ve yine çok doğru bir tespit birde bunu gerçekten anne babalar ve hatta henüz anne,baba olmamışlarda anlasalar twetti sanırımçok hoşuma gitmşti kendime daha çok evli ve çocuklu arkadaş bulmalıyım çünkü olmuyor çocuklarıolmayanlar yada buyumuş olanlarda (sanki bu evrelerden gecmemişgibi) tahammül edemiyorlar.. o zamanda bende siz gibi park bahçe ve bir dolu buna benzer mekanlarda zaman geçiriyorum oğlum 7 yaşında ondan önce aileye kuzenin oğması ilk oluşunun vereceği şımarılığı alıp onda inanılmaz bir buyuk adamolgunluğu katmıştır ama ikisinin hemcins olmaması ve aynı oyunlardan keyif almamaları oğlumu surekli bir sıkıldım sıkıldım benimle kimse oynamıyor oysa herkes onla oynasada bir doyumsuzluk hali bitmek bilmedi şimdi kardeşle ve okulla dikkat farklı yönlere dağılmış olsa da hala babam benimle yeterlidercedde oynamıyorsen benimle az oynadın gibi veryansınları dinliyoruz. birde bu arada kişisel bir şey yaptığımızda o benden onemlimi demeyide biliyoruz ben hayranım kendi başına oyun kurabilen cocuklara tabi nedeni gercekten kendi başına oyun oynayabilmek ise biz kırmayalım üzmeyelim derken gercekten biz kırılmış dokulmuşuz o bize canım sıkılıyor yalnızım diye şikayet edip herbirimize dizegetirip oyununa dahil eden masum çocuk k şimdi okulda önde bayrakla geziyor neredeyse sınıfının en sosyal küçük adamı şimdiden küçük öğretmen seçildi çocukta ya yönetici bir karakter var ne yapsın 🙂

  13. Geçenlerde üniversiteden (çocuksuz) bir arkadaşım geldi bize. Aynen senin anlattığın tarzda bir ortam var tabii evde: Kahvemden bir yudum alıyorum, oğlandan gelen talep üzerine yarış pistinin mekanizmasını çalıştırıyorum. İki kelam ediyoruz daha cümlemi tamamlamadan, bilmemnesinin nerede olduğunu soruyor Rüzgar. Ben kesinlikle ne kadar acınası bir durumda olduğumun farkında değilim bu arada, hatta gayet mutluyum oğlum arıza çıkarmadığı için. Sonunda arkadaşım şöyle söyledi (Kendisi plastik sanatlar alanında üreten, tanınan bir isim): “Çocuğun yaratıcılığına ket vurduğunun farkında mısın?” Öyle bozuldum ki o an. O da yukarıda Sıla’nın bahsettiği tarzda, evde çalışan bir anneyle geçirmiş çocukluğunu. “Sıkıntıdan evde öyle oyunlar kurardım ki inanamazsın” dedi. Oyuncak falan hak getire tabii. Ben çocuğumu yoksunluklarla eğitmekten yana bir anne değilim fakat gerçekten çocukların arada “sıkılması” gerektiği konusunda haklısın.

  14. oğlum 18 aylıkken kızıma hamile olduğumu öğrendim.

    ve dedim ki kendime bu iş böyle gitmez merve. bu çocuğa kendi kendine oyalanabilmeyi öğretmen gerek. daha çok küçüktü evet. ama öğrendi.

    – yemek yapacağım zaman mama sandalyesine oturttum. kalem ve defterlerini önüne koydum. olayı abarttım da abarttım. “aman aman benim oğlum ödev mi yapacakmış. afferim ona. ayyy ne içsek acaba. süt mü ayran mı en iyisi pekmez içelim” diyerek ona çok önemli bir iş yapıyormuş gibi bir hava verdim. kalkmak istedi ağladı. indirdim. yeni bir oyuncak alıp tekrar koydum. yine sıkıldı ağladı. meyve soydunm verdi. yine sıkıldı içeriki odaya götürüp önüne legoları yığdım. yine sıkıldı tekrar mama sandalyesi. bir iki üç derken şunu anladı ki
    anne iş yaparken benim kendim oynamam gerekiyor.

    bir ip ucu daha. süpürge yaptım bitirdim diyelim biraz da onunla süpürdüm. onun da eline bir toz bezi verdim. kuru bir vileda sopası verdim eline. o da sildi durdu yerleri.
    yani şunu anladı : evde temizlik yapılıyor. ya ayak altında dolaşmayayımi ya da yardım edeyim. şimdi kızım 4 aylık olmak üzere oğlum ise 2,5 yaşına yaklaşıyor. hala temizliği beraber yapıyoruz oğlumla. ben yemek yaparken kardeşinin salıncağını o sallıyor veya.

    ben buna erken-kalkan-yol-alır kuralı diyorum.
    kısa aralıklarla ikinci çocuğu herkeşlere tevsiye ediyorum 🙂

    • ek:
      ben çocuğum için yaşıyorum lafından nefret ediyorum.
      kimse kimse için yaşamamalı. ne anne çocuk için, ne çocuk anne için.

      ama hepimiz ideal toplum için yaşamalıyız. o yüzden benimle derneğe de geldi oğlum, konferansa seminere de. herkes rahat rahat yerinde oturup not alırken ben çocuk peşinde koştum. göğsümde uyuyakaldı. hiç vicdan yapmadım. pazartesi tekrar işe başlıyorum. ikisi de benimle aynı binada bakılacaklar. ordan çıkışta oğlan oyun grubuna ben ve kızım yine sosyal sorumluluk projelerine.

      yorgunum,ama mutluyum….

  15. Bence kendi kendine oynama meselesi tamamen cocuga bagli bi sey ve Annenin bundaki rolu cok az. Bazi cocuklar sanki oturamiyorlar, yerlerinde duramiyorlar. O cocukla nasil cafe ye gideceksin ki. Ya da cocuga oturmayi nasil ogreteceksin. Sonuc olarak Anne cocuga uyum saglamaya basliyor. Bana gore cocuga kendi kendine oynamayi ogretemezsin cunku cocuk kendi karakteriyle doguyor.

  16. Benim kızım henüz 3,5 aylık yani daha oyun, kendini oyalama işleri için çok erken bir dönemde..ama yavaş yavaş kendini oyalaması için çalışmalara başladım.
    Ben psikologum ve 8 yıldır engelli/farklı çocuklarla çalışıyorum, aynı zamanda bir nevi eğitimciyim. Tecrübelerime dayanarak diyebileceğim tek bir şey var “tutarlı olmak” .
    Anne olma konusunda henüz çok az tecrübeye sahibim, ama bu üç ayda bilgiler, kitaplar her zaman işe yaramıyor bunu gördüm ve yaşadım.
    Eğitim için erken olmasına rağmen 3. ay bitiminde kızım ile belli bir rutin oluşturduk. Emzirme sonrasında gaz çıkarma, alt değiştirme ve biraz anne ile (konuşma, biraz oyuncaları konuşturma ve renkli minik kitaplar okuma) yada tek başına (yatağına yatıp dönence izleme, müzik dinleme, sallanan oyuncakları tutup çekiştirme) oyun ve bunlar bitince ufak bir mızmızlanma (uyku belirtisi) ve bazen uyuma bazen ise uyumamak için direnme sonrasında yine uyanma ve emzirme şeklinde devam eden bir rutinimiz var.
    Şu an her şey için çok erken biliyorum ama…umarım ileride de kendini oyalayabilen bir çocuk olur, çünkü bu şekilde olması gerekir diye düşünüyorum. Evet anne-baba ile oyun önemli fakat bunun yanı sıra kendi başına oyun oynamak da bir gelişim basamağı olarak değerlendirilmektedir.

  17. tek çocukluyum,28 yaşındayım,yurt dışında yalnızım.gidecek tek bir arkadaşım dolayısıyla kızımın da arkadaşı felan yok.Türkiyede iken benim bir dolu sosyal çevrem,kızımında dünya kadar oyuncağı,aktivitesi ve arkadaşı vardı.
    durum böyleyken karşılaştırma yapabilirim.
    Almaty’e geldiğimizde üzülmüştüm kızım için çok zor olacak,az sayıda oyuncak getirmiştik ve hiç arkadaşı yoktu.ama inanırmısınız önceleri türkiyede yarım saat boş dursa sıkıldım diyen çocuk bu kadar imkansızlığın arasında sıkıldım demeyi unuttu.kendi kendine koltuk tepesinden kaydırakta kaydı,hayali arkadaşlarıyla oyun da oynadı.Ben hiçbir zaman bütün işlerini bırakıp çocuğuyla vakit geçiren annelerden olmadım,ama zaman ayırmayı da oyun oynamayı da hiç ihmal etmedim.herşeyin bir “orta” yolu olduğuna inanıyorum.çocukları da bu hale getiren bizleriz maalesef…

  18. ben bu konunun çok hassas bir çizgi olduğuna inanıyorum.henüz çocuğum yok bu yüzden bu konudaki ffikirlerim kendi çocukluğuma dayanıyor. o yüzden belki biraz kısıtlı kalabilirler. ben ilk çocuğum ancak yukarıda anlatılanlar gibi ilk çocuk olma şımarıklığını(!) pek yaşamamış hep kendi kendini oyalamasını bilmiş bir çocuktum. 22 yaşında doğum yapan annem de Nesrin hanım gibi düşünüp dünyanın sadece benim etrafımda dönmediğini anlamam için bu yolu seçmişti. ama sanırım şimdiler de düşünüyorum da ipin ucunu kaçırmış biraz. çünkü çocukluğumla ilgili hatırladığım güzel anlarda, babamla oynadığımız evcilik bakkalcılık gibi oyunlarla, anneanne ve dedemle geçirdiğim anlar var. annemse hep kuralcı, disipline eden, yöneten konumunda. bu durum da onunla olan ilişkimi sınırlamış. ancak ben de durum böyle iken benden 5 yaş küçük kardeşimde ise durum çok farklı. o daha bebekliğinden itibaren annemin hatta herkesin ilgisini ısrarla talep etmiş bir çocuktu (tamamen kişilik meselesi). böylelikle herkesle daha sağlıklı ilişkiler kurdu zaman içinde. kısacası ben de aynı noktaya geleceğim; evet işin özü sevgi, ancak sevginizi cocuğun hissettiğinden emin olmak gerekir (tabii olunabiliyorsa) gibi geliyor. tabii ki yetişkin olunca, olayları düşününce anlıyorsunuz ki herşey sizin iyiliğiniz için iyi niyetle yapılmış, anneniz sizi tabiki seviyor ama o zamana kadar oluşan ilişkileri, kişiliği düzeltmek yeniden kurmak pek mümkün olmuyor.

  19. dilek deniz coşkun

    Çocuğunu sevmeyen anne baba olabilir mi? “Sevgi herşeyin başı, sonu demek” bence durumu açıklamakta yetersiz kalıyor. Ben de çocuğumu çok seviyorum, onunla çocuk olup her türlü oyunu oynuyorum, her an her dakika sarılıp, öpmek, koklamak istiyorum ve bunu çok sıkça da yapıyorum ama benim oğlum da o kadar kısa bir süre kendi kendine oyalanıyor ki bırakın yemek ya da ev işi yapmayı, sabahları kahvaltısını hazırlarken bile çok zorlanıyorum. Ben işteyken zaman zaman anneannesine de yapsa da normal olarak bunu tabii ki en çok bana yapıyor.
    Pek çok anne uyku, beslenme ve benzeri konularda payeyi kendine çıkartıyor, sanki bu çocukların hepsi bir tornadan çıkmış da sadece biz ebeveynlerin onlara karşı olan tutum ve davranışları onların uyku, beslenme düzeni gibi alışkanlıklarını şekillendiriyor. Tabii ki biz ebeveynlerin bilinçli, sevgi dolu, sabırlı, doğru… davranmamız onların alışkanlıklarını, sosyallliklerini, karakterlerini, tutum va davranışlarını etkiliyor, şekillendiriyor ama bence doğan bütün canlılar doğarken karakterleriyle doğuyorlar ve işte bu noktada tüm bu uyaranlar bir noktaya kadar onlar üzerinde etkili olabiliyor. Onun için ben kesinlikle öncelikle çocuğun kendi karakterinin, sahip olduğu kişisel özelliklerin, sonrasında biz ebeveynlerin tutum ve davranışlarının bu olayda etkili olduğuna inanıyorum.
    sevgiler…

  20. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19416673.asp bu yaziyi okudun mu? Benim yasi buyuk cocuklari olan arkadaslarimda gozlemledigim bir sey var ; +4 yas cocuklar neyle oynuyor? Kizlari bebek oynarken gormuyorum biz evcilik oynardik mesela; erkek kuzenim de askercilik veya izcilik falan oynardi, simdi bakiyorum da ya TV ya da bilgisayar, benim cevremdekiler mi boyle acaba?????

  21. Tugba %100 katiliyorum sana. Bu biraz da mizacla ilgili. Ama cok ugrasilirsa (mervasafa gibi) cocuga tabi ki kendi kendine oynamasi ogretilebilir. Ayrica bakan kisinin tavri da cok onemli,. Gene de once karakter derim.