89 Yorum

Çocuklarını sevmeyen anne

Amerika’da yaşadığımız senelerde sabahları işe gitmek için hazırlanırken hep NBC seyrederdim. Matt Lauer ve (o zamanlar) Katie Couric’in sunduğu Today Show favorimdi. Geçtiğimiz Mart’ta da Derin’le birlikte New York’a gidip jet lag olduğumuzda yine sabah ilk yaptığım şey Today Show’u açmak oluyordu.

Bir sabah karşılaştığım bir haber ilgimi çok çekmişti. İki çocuk doğurduktan sonra artık annelik yapmak istemediğine karar veren bir kadının hikayesini anlatıyordu: Rahna Reiko Rizzuto adındaki kadın, çocuklarından küçük olanı 6 aylık olduğunda akademik bir araştırma yapmak için Japonya’ya gitmiş. Orada, ailesinden ve çocuklarından geçirdiği süre boyunca bu işi (anneliği) daha fazla devam ettiremeyeceğine karar vermiş. Dönüşte 20 yıllık evliliğini noktalamış, 5 ve 3 yaşındaki çocuklarını babalarıyla bırakmış ve Japonya’ya yerleşmişti. “Önceliği kendime vermek istedim. Anne olmak istemediğimi, çocuk sahibi olmak istemediğimi fark ettim” diyen Rizzuto çevresinden “bencil olduğuna” dair tepkiler alırken bir kısım insan tarafından da destek görmüş. Hiroshima in the Morning adlı kitabında bütün hikayesini anlatan Rizzutto’nun haberini (İngilizce olarak) bu linkten de izleyebilirsiniz.

***

Aşağıdaki yazı BlogcuAnne.com okurlarından AslınurYalınkılıç tarafından kaleme alındı. Daha önce “Çocuk sahibi olmak için doğru zaman“ı sorgulayan yazısıyla konuğum olan Aslınur, Ankara’da fen bilimleri alanında yüksek lisans yapan 23 yaşında bir öğrenci. “Henüz evli değilim fakat gelecek planları yaptığım bir erkek arkadaşım var. Anne-çocuk hatta bebek bloglarını takip etmeyi çok seviyorum, belki de gelecekte beni neler bekliyor diye merakımdan!” diyor. Buyurun, Aslınur’un içten yazısı:

***

Çocuklarını Sevmeyen Anne

Çocuk sevgisi ne zaman başlar? Anne karnında mı, bebek kucağa gelince mi, yoksa konuşmaya başlayıp kişilik kazanınca mı? Bebek sahibi olan kadınların masal gibi doğum hikâyelerini okuduğumda, çocuk sevgisinin bebek daha doğmadan başladığını ve kucağa alındığı anda şimşek gibi kadının tepesine indiğini düşünmeden edemiyorum. Peki ya o şimşek hiç çakmazsa?

Shelley Price’ın Daily Mail’e verdiği röportajı okuduğumda kanımın donduğunu hissettiğimi hatırlıyorum. 33 yaşında iki çocuk sahibi bu kadın, 11 yaşındaki büyük kızından kesinlikle hoşlanmadığını, ama 2 yaşındaki küçük kızını ise çok sevdiğini itiraf ediyordu. Ve büyük kızından hoşlanmadığı için büyük bir suçluluk duyduğunu söylüyordu. Röportajda, büyük kızı Catherine’in ona hep başkasının çocuğu gibi geldiğini, kendi kanından ve canından gibi hissetmediğini, hatta ondan uzaklaştıkça rahatladığını anlatıyordu. Ve bu hislerin Catherine doğduğundan beri asla onu terk etmediğini.

Shelley hep o “annelik duygusu”nun şimşek gibi tepesine inmesini beklemiş, ama bu asla olmamış. O, büyük kızına sevgiyle sarılamayan bir anne ve bunu itiraf ettiği için nefret edilen bir kadın. Bu durumu o kadar merak ettim ki biraz internette araştırmaya karar verdim. Arama motoruna “I don’t love my child (çocuğumu sevmiyorum)” yazınca gördüm ki, forumlar ve bloglar böyle hisseden annelerin itiraflarıyla dolu! İtiraflar genelde şu şekilde;

“Çocuklarımı sevmiyorum, onlar tüm zamanımı alıyor ve çok sıkıcılar!”

“Çocuklarımın yokluğu bana bir lütufmuş gibi geliyor, uzun tatillere çıkıp uzak kalmak istiyorum.”

“İki çocuğum var ve onları babalarına bıraktığımda çok rahatlıyor ve mutlu oluyorum. Onlar bensiz daha iyi bir hayata sahip olabilirler.”

“Oğlumu sevmiyorum, eve gelir gelmez ondan uzak durmak için elimden geleni yapıyorum. Onun davranışlarından nefret ediyorum!”

Bu duruma bakılacak olursa, bazı şanssız annelere hiç sevgi şimşeği çakmamış. Peki neden? Annelik duygusu ve çocuk sevgisi nasıl ve nereden geliyor öyleyse? Çocuk sahibi olunca onu seveceğinizin garantisi var mı? Belki de çocuğundan hoşlanmayan bir sürü anne var, ama toplumun tepkisini çekecekleri için bunu itiraf edemiyorlar. Çünkü annelik kutsal bir kategoride, anne olan kadın direkt tüm insani yönlerinden arınıp meleksi bir varlığa dönüşüyor. Çocuğunu canından çok hatta her şeyden çok sevmek de bu varlığın en çok yapması gereken şey. Acaba öyle mi? Bu soru beni korkutuyor. Çünkü görüyorum ki çocuk sahibi olmak onu seveceğinin garantisi olmamış bazı anneler için. Peki, bana da şimşek çakmazsa?

Aslınur YALINKILIÇ

Kaynaklar:
http://www.sitcomsonline.com/boards/showthread.php?t=239764
http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20080731174219AAzgMc0
http://answers.yahoo.com/question/index?qid=20111010211935AAIaMNp
http://www.minti.com/questions-and-answers/discussion/316964/do-i-love-my-kids/#
http://www.medhelp.org/posts/Child-Behavior/DONT-LIKE-MY-SON/show/306055

89 yorum

  1. Merhabalar, Cocugunu sevmemek nasıl bir duygu bilmiyorum, ancak ilk verdiginiz Shelley Prince’e ait ornek de, ilk cocugunu sevip ama 2. cocugu sevmemenin, ilk cocugun annenin icindeki ve onu cok üzen kucuk cocuga denk geldigini dusunduruyor bana. Anne içindeki cocukla yüzleşmemek adına cocugundan uzak duruyor sanki.

    • Bir kızım var ve hamileyken gercekten annelik duygusu filan anlamadım, hamileliği cok sevdim, icimde benden bir parca tasımak bana gurur verdi. Dogum yaparken anneligimi de dogurdum resmen, nerden geldi nasıl geldi gercekten zaman zaman düşünmüşümdür. Bana sevgiyi tarif et deseler, benim ilk aklıma gelen tarif kızıma olan sevgim…

      • Aynen demet hnm duygularıma tercüman olmuşsunuz kızımla beraber anneliği doğurdum ben bunu hissedememek şanssızlık belkide bilmiyorum belkide doğum sonrası kalıcı bir depresyon.Ben çocuğumdan nefret etmeyi geçtim hayatta ölesine nefret ettğim bir insan bile sayamam bu başka bir ruh hali başka bir travma öyküsü belki ama şuan içim hüzünle doldu o çocuklar adına o annelerede çok üzüldüm bu duygulardan mahrum olmakda en az o kadar acı….

  2. Sümeyye Güngörmüş Bayram

    çok ılgınc geldı bana tamam bazen cocuklarımız bızı bunaltıyor azıcık uzak kalsamda basımı dnlesem dedıgımız oluyor ama sevgı konusunda bır sey hıssetmemek kadının dogasına aykırı bence neyse elestırel bakmayalım olaya ne yasadıklarını bılmıyoruz cunku

  3. Garip.. etrafımda örnek Yok 🙁

  4. Sümeyye Güngörmüş Bayram

    annenıın bılıncaltına ınmek lazım yanı

  5. Gözde Evyapan

    Burada şanssız olan anne değil bence, çocuk… Çok üzüldüm okuyunca…

  6. Sevmeyi bilen ve kendini seven kişiler çocuğunu da sever bence. Bunun için bir şimşek beklemek hata olur. Fiziksel özelliklerini senden almasının dışında senin ve sevdiğinin mimiklerini ve davranışlarını taklit ederek büyüyen (tabii ki çok ayrı bir karakter olarak gelişen) bu yumurcakları sevmemenin annenin kendinden ya da eşinden ( eşinin ailesi) memnun olmadığının göstergesi olduğunu düşünüyorum.Elif hanımın örneğindeki annede aslında kendi hayatından memnun olmadığını itiraf etmiş alt yapıda bence kendini değiştirmek istediğini yani çocuğunu değil kendini sevmediğini belirtmiştir.

    • “Çocukları olduktan sonra kendini sevmemiş” diyebilir miyiz buna? Anne halini sevmemiş yani…

      • BEnce örnekler birbirinden farklı. İlk örnekte çocuklarını sevmemek gibi bir ibare geçmiyor. Çocuklu olmayı sevmiyor kadın. Ki ben de böyle bir anneyim. Kızıma bayılsam da şu anki çalışan halimi evdeki halime on kez tercih ederim. Annelik mesleğinin icrası bana göre değil.
        Çocuğunu sevmemek ise başka bir şey ikisini denk tutmamak lazım bence.

  7. Sümeyye Güngörmüş Bayram

    o cocukta kendı cocugu olunca aynı duyguları yasayacak belkıde

  8. Çok ilginç geldi. Tamam bazen çocukların yükü ağır gelebilir insana, kısa bir tatil isteyebilir çocuklardan ayrı.Bir gününü sadece kendi başına çocuklardan uzak geçirmek isteyebilir.Ama uzun süre çocuklarımdan ayrı kalmak çok üzer, eksik hissettirir bana kendimi. İnsan çocuk sahibi olunca herşeyi çocuklarıyla yapmak istiyor ve onlarla olunca zevk alıyor tatilden de gezmeden de .

    İnsanın kendi çocuğunu sevmemesi de çok garip geldi bana, hiç böyle birşey olabileceğini bile düşünemezdim.

  9. Ben epidural sezeryanla dogum yaptım yani kızımın ilk doğduğu ana şahit oldum. Karnımdan çıkarılışını hissettim ve ilk bana gösterdiklerinde ne hissettim biliyormusunuz hic bir sey.. Evet ilk karnımdan çıkarıldığında aa gülüyor dediklerinde hani bende bakayım dedim gösterdiler aa sacları var dedim:) sonra kısa bir uykuya daldım. Oda da gözlerimi açtığımda hayal metal hatırlıyorum biraz ağrım vardı kızımı emzirmem icin getirdiler ben istemiyorum dediğimi hatırlıyorum( su an değil demek istemiştim aslında 🙂 ) hatta annem hep söyler bebeğimi kabullenmeyecegimi sanmış 🙂 sonra tam olarak kendime geldigimde annemin dokunmasına bile tahammül edememeye başlamıştım o benimdi.. Sonra günden güne katlandı sevgim büyüdü büyüdü kocaman oldu. Kızım şimdi 33 aylık yani 3 yasına yaklaşıyor ve ben tam 23 ay emzirdim. Bence de annede bebeği ilk gördüğü anda şimşekler cakmayabilir sevgi zamanla artan oturan birsey diye düşünüyorum. Ama evlat en uysal anneyi bile koruma ve evladı soz konusu oldugunda pante bile cevirebilen birsey.. Zaman zaman anneliği cok sevmediğimi kendime itiraf ettigim zor zamanlarım oldu çünkü 7/24 kizimla tek basıma ilgilenmek zor ve yıpratıcı. Esim cok yogun çalışıyor ve ben onun bile destegi olmadan büyütüyorum kızımı. Ama herseye deger her gülümsemesi her annem deyişi icin dunyayı yıkıp tekrar insa edebilirim..

  10. Çocuğunu sevmeyen anneler acaba çocukluklarında annelerinden yeterince sevgi almamış olabilirler mi acaba? Bu çocuk için de anne için de çok kötü bir durum.
    Böyle annelerin benim annemden feyz almalarını salık veririm. Çünkü benim annem bizleri öyle çok sever ki onu görenler imrenirdi.
    Hatta annem bir gün kardeşimi severken gene coşmuş ” YAVRUM YAVRUM SENİ VEREN ALLAHA BASTIĞIN TOPRAKLARA KURBAN OLURUM” diye bağırıyormuş. Tam bu sırada kapının önünden geçmekte olan 7 çocuklu komşumuz hemen karısına çıkışmış ” hanım hanım 7 tane çocuğun var hiç birini şu komşu kadar sevmedin”
    🙂

  11. İlginç tespitler, tuhafıma gitti ya da daha önce bir internet kurdu olarak hiç rastlamadığım yorumlar. Tamam belki akşama kadar hayıflanıyoruz, ağlıyoruz, yok uyku yok banyo hatta tuvalete giremiyorum diyoruz ama uğurlarına işimi bırakma fikri ile bile yaşamaya alışan ben mesela hayatı onlarsız da düşünemiyoruz. Ama şimdi okuduklarım harbi ilginç geldi. Bence bu anneler ya da bu kadınlar üzerinde detaylı araştırma yapmak lazım. Sorun evliliğin kadın üzerine getirdiği daha fazla sorumuluk bir de üstüne anneliğin getirdiği tarifi imkansız yoğunlukla birleşince geçmesi yılları bulan lohusa depresyonu bu kadınları bu hale getirmiş olabilir mi diye düşündüm açıkcası. Tuhaf olan bu annelik olayına bana göre değilmiş dlyen hatunlar niye 1 değil de minimum 2 çocuk yapmışlar. Tuhaf geldi ama başıma gelmez diyemem tabi, Allah korusun o ayrı. Bir anlık depresyon gelir konur uykusuz yorgun çocukla çocuk tepeciğime bi daha da gitmezmiş amanın mazallah kariyer hesabı ile soluğu yurt dışında alırmışım bende haha hahah :)) Ne güldüm ağlanılacak halimize. Allah bol sabır versin analara……..

  12. Aysim Demiroz Göral

    burada bambaska seyler,kişisel sorunlar var bence….çocugunu sevmek kendini sevmektir…ona dokunduğun her anda aslında kendine ve cocukluğuna ve biraz da annene dokunmuş olursun…bunları yaşamayan,kendini sevmeyen,anne sevgisini bilemeyen bir kişide böyle durumlar gelişebilir..ama tedavilik bir durum gibi geldi bana..Lack Of Identity(Kimlik eksikliği)(eğitim bilimlerinden hatırladığım kadarıyla..

  13. Bu konuda şöyle bir fikrim var, toplum tarafından sürekli empoze edilen ve kodlanmış kültürel bilgilerimiz bize her zaman anneliğin ne kadar ulvi bir şey olduğunu, her annenin bir “melek” olduğunu, anneliğin harikulade inanılmaz harika müthiş süpersonik ve bir dolu güzel sıfat olduğunu bize sürekli ama sürekli işliyor. Etrafımız anne olduktan sonra deliren insanlarla dolu. Her yerde ama her yerde anneliği övüyor övüyor övüyoruz. Kesinlikle anneliğin harika bir şey olmadığını söylemiyorum ama her şey o kadarda toz pembe değil. Şimdi yukarıdaki yazıyı yazan gencecik 23 yaşındaki kardeşimiz “ulan herkes anneliğe bayılıyor, deliriyor ya ben böyle hissetmezsem” diye korkmakta haksız mı ? Yukarıda yazdığı olumsuz duyguları kaç kişi dile getiriyor ? Evet bazen bende oğlumdan uzaklaşmak koşar adım kaçmak istiyorum ama sevmediğimden değil bazen bu sorumluluk ağır geldiğinden bazen yorulduğumdan bazen sadece kendime ait bir kaç saat zaman istediğimden. BAzen hastasonu anneme bırakmak ve eşimle başbaşa bir haftasonu geçirmek istiyorum ama bunu dile getiremiyorum insanların tepkisinden bana bakarken gözlerinden çıkan şimşeklerden korkumdan. Oğlumu çok seviyorum allaha şükrediyorum ona sahip olduğum için ama bu demek değil ki hayatımın tek odağı oğlum.
    Yanlışı beklentiyi arttırmakla yapiyoruz. Henüz anne olmamış anne adayı ya da daha gencecik kız kardeşlerimize öyle anlatıyor öyle anlatıyoruz ki ne kadarr harika bir şey olduğunu asla zor yanlarından sıkıntılı süreçlerinden bahsetmiyoruz onlarda annelik bir gül bahçesi zannediyorlar. Evet gül bahçesi ama kanatan dikenleri bol. Ha evlat sevgisi o kadar güzel ve büyülü bir şey ki dikenlerin deldiği ruhunuzun sızısını hissetmiyoruz ama bu deliklerin varlığını yok etmiyor.
    Aman allahım çok dolmuşum galiba kusura bakmayın uzuuuun yorum için. Sevgiler Evrim

    • Evrim, blogun mottosu olan “Annelik her zaman tozpembe değil” tam da bu bakış açısıyla ortaya çıktı işte. Bunca zamandır yazıyorum, iki tane çocuğumu ne kadar sevdiğim ortada, hala da ne zaman anneliğin zor, yorucu bir şey olduğunu söylesem şikayetleniyormuşum gibi değerlendiriliyorum. En çok eleştiri aldığım konulardan biri bu oldu hep. Ancak durmak yok, yazmaya devam 🙂

      • Şikayetlenmeyince de insanlar tatmin olmuyor ki 🙂 Mesela benim bebek 6 aylık olacak ve ben 32 yaşında anne olduğum için gençliğin ilk yıllarında anne olan birine göre daha daha tahammülü ve daha bebeğimi anlamaya çalışan bir anneyim. Bu durumda gelen giden “Bunlar iyi günlerin. Hele bi ayaklansın. Hele bi şöyle olsun…” diyerek göz korkutmaya çabalıyorlar 🙂 Bir de şu versiyon var “Ah kızım bu çocuk ellerini emiyo doymadı galiba?” “O doğduğundan beri böyle bir türlü alışamadın huyuna.” “Ne varmış çocuğun huyunda benim oğlum çok da akıllı” 🙂 Nasıl yani???? Bence şikayetlenin insanlar bundan zevk alıyo hani biz de kolay çocuk büyütmedik o işler kolay değil gibisinden :)))

        • katılıyorum pervin, durumlarımız tıpatıp 🙂

        • Ayni seylerden muzdaribim Pervin.. Tecrubeli (!) anneler ( yada bana denk gelenler 🙂 ) surekli ayni yorumlarla karsima geliyorlar. Soyleki; ” aaaaa sen dur hele bi ayaklansin sen o zaman gor” ya da ” bunlar iyi gunlerin ben seni 3 ay sobra gorucem, simdi yattigin yerde kaliyo” v.b…. Hatta bu durumdan o denli sikildim ki, bende karsima gelip felaket tellalligi yapan ve tatmin olmak isteyen ilk anneyi kacirmayacagim dedim.. Veeee o gun geldi… 2 yasinda bir kizi olan arkadas ortaminda tanistigim bir anne baba kuzumla kucagimda otururken bana istedigimi tepside sundu ve dedi ki; ” ooohhh iyi gunlerin valla …. Bak ayaklanip dillenince o guzel gunler mazide kaliyo …. Bu arada bir dogumgunu partisindeyiz mevzu bahis anne elinde cayi oturuyo ve yatili kalan dadi kizinin pesinde , onu yedirmeye calisiyo 🙂 bende ” evet gercekten sizin cok yorucu oldugunu gorebiliyorum , ama durun 1- bir cocuk hic cocuk derler, hele bi ikincisini ben o zaman gorucem sizi… İkisini birden toparlamak cok cok daha zor “dedim. ” 2- hemde daha durun sizin kiziniz daha kucuk hele bi ilkokula baslasin, performans odevleri vaaaaar, faaliyerleri vaaar, toplantilari vaaaaar, arkadaslariyla dersleriyle uyumu vaaaar… Dha yolun basindasiniz …” dedim. Veee icimden kocaman bir
          oooooh cektim. Sonra ben degil o hayiflanmaya basladi 🙂

          • hahahah :))) çok iyi.bana da hep “daha dur bunlar iyi günlerin “diyo birsürü insan.ya sanki böyle bir cümle kalıbı var.herkes de aynen bu şekilde söylüyor.yani şunu anlayamıyor insanlar.iyi günler kötü günler herkese göre değişir.belki ben de sürekli kucağımda taşımak istemiyorum,kendi yürüsün koşsun istiyorum.belki o zaman oynannan oyunlar daha zevkli geliyor düşündükçe.tamam zor tabii de yani bu ne “ben bilirim” tavırları.niye göz korkutmaya çalışıyorlar?birisi de demiyor ki,dert etme,vs diye bir iki iyi cümle kurmuyor ki.ve bir de anneliği aşırı kutsallaştırmaya çalışıyorlar genelde.sanki annenin hiç delirmemesi,uykusuz dolaşmaması,o uykusuzluğa ve yorgunluğa rağmen hep mutlu,enerjik,sinirleri alınmış,endişesiz olması hiç kafası karışık olmaması gerekiyormuş gibi,sanki anneliğin kitabını yazmış olması gerekiyormuş gibi.benim çoğu zaman kafam karışık,bazen kendimi çaresiz hissediyorum.o kadar kitap okuyorum sanki en cahil insandan daha cahil gibiyim.oh içimi döktüm 🙂

    • Aynen duygularıma tercüman olmuşsunuz. Çok güzel yazmışsınız.
      Ben de oğlumu çok seviyorum. Onun o masumluğunu , bana koşarak kucak kucak yapmasını,minik topuklarını,parmaklarını ısırmayı. Çok çok seviyorum. Ama işe gitmek için koştur koştur hazırlanırken bir yandan da oğlumu hazırlamaya çalışırken ve zamanla yarışırken , oğlum mızmızlık yapıp giyinmemek için benimle mücadele ettiğinde, işe giderken resmen yataktan kalkmış halimle yola koyulduğumda, o zaman da çığlık atmak istiyorum . “Şİmdi kendimi pencereden atacağım, allahııııııııııııımmmmmmm” diye. Bu arada 11. katta oturuyorum. 12 sene yalnız yaşadım. Hemen hemen her hafta sonu trekkinge, günübirlik turlara katılırdım. Akşamlar işten her geldiğimde yürüyüşe giderdim. Canım istedi mi sinemaya,alışverişe giderdim. Oğluşum doğduğundan beri ev ve iş arasına sıkıştım. Şansıma bir de öyle bir yerde oturuyorum ki en yakın market 5 km ötede. İş yerim cezaevinin içinde. (bankacıyım) Sabah oğlumu servisine veriyorum ben servise biniyorum akşam servisten iniyorum oğlumu servisinden alıyorum eve çıkıyorum ,çoğu zaman üstümü değiştirmeden ellerimi yıkayıp sofra hazırlamaya başlıyorum, yemek faslı bitiyor sofrayı toplayıp odaya geliyorum oğlumun yatma saati geliyor zaten. onu hazırlayıp yatırıyorum ve tekrar mutfak ertesi günün yemeği,çamaşırları as topla yerleştir.Sürüne sürüne yatıyorum ve ertesi gün tekrar aynı şeyler. LAfı çok uzattım da demek istediğim evet ben de çok gel gitler yaşadım, bazen korktum hatta , “yoksa ben çocuğumu sevmiyor muyum allahım” diye panik yaşadım. Neden; çünkü bu durumdan mutlu değildim ben de kendime bakabildiğim ,kuaföre gidip manikür yaptırabildiğim,keyfine kitapçılarda yaya yaya gezdiğim zamanlarımı çok özlüyordum. U durumdan hoşnut değildim. Ve bunu kimseye anlatamıyordum. Sonra da korku duyuyordum “benim şu an yaşasın yaşasın ben anneyim mutluluktan uçuyorum modunda olmam gerekmiyor mu” diye soruyordum kendime. Sonunda bu ikisinin çk farklı şeyler olduğunu nihayet anladım. ÇÜnkü etrafa,dayatılan tablolalara, milletin sırtındaki kamburları birbirinden saklayıp reklam ,fragman hallerini birbirine yutturmaya çalışmalarına kulaklarımı tıkadım,gözlerimi kapadım. Kendimi suçlamayı bıraktım. Hatta gurur duydum kendimle. Durumu tüm şartlarıyla kabul ettim. Evet ben çalışan bir bayanım evet evim ve işim merkezden, medeniyetten! uzak bir alanda. Ve evet ben de bunalabilirim, ben de sadece kendime ait zamanımı özleyebilir ve ihtiyaç duyabilirim. BU ne benim kötü bir insan ne de kötü bir anne olduğumu gösterir. Bu ancak ve ancak benim insan olduğumu gösterir. Evet anneyim ama herşeyden önce bir insanım.İnsani gereksinimlerimi tamamlayabilirsem anne olarak da yapmam gerelenleri ve yapmak istediklerimi daha iyi bir şekilde yapabilirim.
      İŞte böyle düşünedüşüne rahatladım sonunda. Ama şu da var ikinci çocuğu asla düşünemiyorum çünkü bu gerçekten beni çok zorlar. Oğlumu da etkiler bu sefer ona destek olamam ihtiyacı olduğunda yaında olamam. Asıl sinir olduğum da milleitn kenardan ahkam kesmesi “aa bir kardeş lazım ama , aaa tek çocuk olmaz” Sana ne be kardeşim allah allah. Bir sana soran oldu mu iki ben hamileyken midem bulandığından mutfağa bile yaklaşamazken oğlumun yemesi için yemekleri sen mi gelip yapacaksın,ben öbürünü emzirirken oğlum gece korkuyla uyanıp beni aradığında sen mi gideceksin yanına ,öbürünü mü emzireceksin.
      Velhasıl millete takılmayalım arkadaşlar. Herkesin yaşadığı kendine. TAbi ki şikayetleneceğiz ,tabiki oy oy eski halim nerdesiniz o günler diyeceğiz. VAlla bıktım bi çekip gitsem de kurtulsam diyeceğiz . Ve bunların hiç biri bizi kötü anne kötü insan, yapmayacak.

  14. ben de iliç hanıma katılıyorum yani öyle bir şimşek yok. hayatını doya doya yaşamış insan evliliğini ve çocuklarını sever.Ama bişeyleri zaanında yaşayamamış insanlar, kadın erkek fark etmez, hiçbir zaman yaşadığı andan mutlu olamaz bence. Çocuklarını sevmemek de böyle bişeyin sonucu olmalı diye düşünüyorum.

    • Ben de İliç’e ve İpek’e katılıyorum..Bu dünyaya gelmek bir bebeğin seçimi olamayacağına göre bizim tercihimizdir ve ortaya çıkan eser de bir tablo değil, bir heykel değil.. Sevgiye, korunmaya muhtaç bir bebek miniik, küçücük.. Sonrasında bir ergen, bir insan.. Ona karşı sorumluluklarımız var, onun ihtiyaç duyduğu her anda yanında olamasak da hayatının ileriki aşamalarında, onu sevgiye, ilgiye ve şevkate doyurarak büyütmek bizim annelikten ziyade insanlık bprcumuzdur diye düşünüyorum..

      Yani çocuğumu sevmiyorum diyen kadının karşısına geçip doğurmasaydın o zaman demek istiyorum.. Evet hepimiz bir hafta sonunda evden kaçalım, 3-5 saat kendimize vakit ayıralım istiyoruz ama herşeyin bir sınırı var bence..

      Bu dünyadaki hiçbir kadının doğurduğu evladını annesiz bıraka lüksü yoktur… Annelik her zaman toz pembe olasa da…

  15. Aysim Demiroz Göral

    Şmşek çakması durumuna gelince ya da doğumhanede böyle bir ilahi güç inmiyor üstüne,her anne bunu farklı yaşıyor..Kimisi doğum anında(ki normal doğum yapanlarda bence öncelikle)kimisi ameliyathanede,kimisi aylar sonra emzirirken,kimisi ilk kokladığında,kimisi ilk anne denildiğini duyduğunda..bu liste uzar..Ama şu var ”annelik”her bireyi bir yerde yakalar,,sessizce…sarar..sarmalar…

    • Bu şimşek çakma olayı babalara da haksızlık bence, hormonlar bizi anneliğe hazırlıyor elbette ama sevgi apayrı bir şey, eger hormon veya annelik işi olsaydı babalar da sevmezdi çocuklarını… Ben hamileyken kocama sormuştum “karnımdakini neden seviyorsun” diye o da zavallım bir türlü anlatamamıştı… Öte yandan ilk çocugunu sevmeyen annenin muhtemelen ilk doğumuyla ilgili ağır bir depresyon geçmişi var, ama her çocugun da aynı sevilmediği bir gerçek. Birini daha çok ya da az değil de her çocugunu o çocugun karakterine göre farklı seviyor insan.

  16. Hamile olduğumu hissettiğim an ve bugün, -oğlum 17 aylık- benim dünyam, herseyim oğlum. Dilerim hep böyle devam eder. İlk bebeğimi kaybettikten sonra çok istedim yeniden bebek sahibi olabilmeyi. Allah da bu dileğimi geri çevirmedi. Oğlumu çok seviyorum, sevmeme, istememe gibi duygular bana çok uzak ve yabancı. İkinci bir bebeğim olursa dilerim onda da yaşamam..

  17. ben de başta ikizlerimden birini sevememiştim.hatta ona karşı anlamsız bir kızgınlık vardı içimde. ayrımcılık yapmamaya çalışıyordum ama becerdiğimden çok emin değildim. biraz biraz anneme diyordum, şaşırıyordu. çok üzülüyordum, niye sevemediğimi bir türlü anlayamıyordum. sonuçta elimde olmayan bir duygu ve değiştiremiyordum. altı ayı buldu ısınmam. belki de sekiz. ve şimşek falan çakmadı, yavaş yavaş sevdim. anlamsız kızgınlığım da gitti. artık farkları kalmadı şükür. hislerimi zamansız bitmiş bir hamileliğe, zor geçen lohusalığa ve yaşadığım günlük fiziksel yorgunluğa verdim.ama ya o duygu içimde kalsaydı diye hala gerildiğim olur. ya da tekrar gelirse diye korktuğum.

    • Secce hanım içinizdeki, size o kendinizi kotu hissettiren duygu her ne ise, kızgınlıkda olabilir, sanırım yuzlestiniz ve atlattınız, tekrar gelecegini sanmıyorum. Ne mutlu size ki böyle zor bir şeyi basarmıssınız, ilk anlatılan hikayedekiler kendileri ile yuzlesmeye cesaret edemedikleri icin cocuklarından kacmıslar…

    • Psikoloji eğitimim yok, ama bahsettiğin kadarıyla ben o hissin geri geleceğini düşünmüyorum. Hormonal dengesizlikler ve yukarıda anlattığın diğer faktörlerin bir araya gelmesiyle yaşadığın bir dönemmiş gibi geldi bana, şimdi geride kalan…

  18. Yalnız ve ozgur olmaya, sadece kendi kararlarımızı verip sadece kendimizle uğraşmaya, kendi ayaklarımız üzerinde durup, hatta bencillesmeye basladikca bunların yaşandığını düşünüyorum. Evlenmek istememek de cocuk istememek de hep hayatına girecek yeni degisikligin senin özgürlüğünü kisitlayacaginin bilincinde olmaktan kaynaklanıyor. Bir bebek cok büyük sorumluluk yüklüyor insana ve eskiden yaptığın onca eğlenceli seyin yerine o sorumlulukları yerine getirmek zorundasin. Bencilce baktığında bebek senden sadece alıyor, hicbirsey vermeden.

    Halbuki anne olmak, sağlıklı bir bebek sahibi olmak dünyadaki hiçbir özgürlüğe degisilmeyecek birsey. Eskisi gibi film izleyemiyor, tv karşısında uyuyamiyor ya da gezemiyorum belki ama benim özgürlüğüm kızımı kimse karisamadan doya doya öpmek, saatlerce parkta onunla oynamak, ona istediğim şeyi istediğim sekilde ogretebilmek…

  19. O şimşek bende de Allah’a binlerce şükür olsunki, hamileliğimin başlangıcından beri var. Ama tam anlamıyla şimşeğin çaktığı gün, bebeğimin ultrasonda yakın çekim ile yüzünü gördüğüm gündür. O gün bugündür delisiyim kendisinin. ( Yalnız, Dün akşam gece 1,30 da uyudu, kudurukluğun doruklarındaydı, tükenmiş bir halde uyutmak için biraz yüksek sesle konuştum,bağırdım 🙁 onun vizdan azabıyla yaşıyorum dün geceden beri de 🙁
    Yavrumu bu kadar çok sevdiğim ve ona taptığım halde, neden ona karşı tahammülüm sonsuz değil ve ona bile sinirlenebiliyorum, ona nasıl bağırabildim bilmiyorum 🙁

    http://www.ceylinolmez.com

    • Ceylin hanım üzülmeyin lütfen. Sonuçta insanız ve duygularımız var. Biz sürekli melek gibi olursak çocuklar kızgınlık,sinirlilik,gerginlik gibi ruh durumlarını nasıl öğrenecekler? Kızgınlıktan sonra arayı hemen düzeltip küs kalmamak yeterli minikler için.

  20. Ayşe Ülker Saygan Solmaz

    We Need to Talk About Kevin
    kitabını okuyanların ya da filmini izleyenlerin görüşleirni merak ediyorum.. bunun dışında seneler öncesinde sezen aksu nun bir lafı beynime kazındı: anneannesi dermiş ki: sırf doğurdum diye sevmek zorunda değilim kendini sevdirmesi lazım bana benimle bağ kurması lazım..

    • Ayşe Hanım, kitabı aldım ama henüz okumaya fırsat bulamadım. Filmde Tilda S.’nin çok başarılı bir oyunculuk sergilediğini söylüyor herkes.

  21. Hamileyken bu çocuğu istemeyen birkaç anne ile karşılaştım. Ama hayatımda bana en ilginç gelen bir anne adayı vardı ki!! Birşey diyemiyorum. Kısaca hikayesini paylaşayım ;Benim eski çalıştığım hastanede eşine Tese ( canlı sperm olmadığı için operasyonla testis dokusu alınıp, canlı sperm var mı diye yapılan bir operasyon) yapıldı. Çok heyecanla canlı hücre varmı diye beklediler. Sonunda canlı hücre bulununca kadına tüp bebek yapıldı. Şans o ki ilk denmelerinde hamile kaldı. Bu arada en önemlisi eşinde çıkan tüm doku kullanıldı , dondurulmuş sperm dokusuda kalmadı.Bir daha çocuk isterlerse eşi tekrar tese operasyonu yaptırması gerekecek. Ve bu operasyon sonsuz kere olamıyor, malesef..
    Hamile olduğunda klinikçe hep beraber sevindik. Fakat hamileliğin 7-8 haftasında ciddi mide bulantı şikayetiyle hastaneye yatırıldı. Mide bulantı ve kusmaları o kadar şiddetli ki, kadın bir deri bir kemik kalmış durumda. Bunun üstüne tüp bebek yapan doktruyla görüşerek bu bebeği istemediğini ve aldırmak istediklerini söyledi. O an ki dıygumu size tarif edemem. Eşi de sessizce bekliyordu. O an onlarla konuşmam gerekiyordu. Yanlış , hatalı bir karar olmamalıydı. Çok zor bir durumdaydım, anlatamama hissettiklerimi.. Çok kızdım, gerçekten klinikçe çok kızdık. Bilemiyorum hata mı???
    Birkaç seans psikoloğumuzla görüştü. Vesonunda o çocuğu aldırdı..Bebeği aldırdıktan sonra da konuştuk, hayata yeniden geldim dedi, kadın..
    O an bu kadına saygı duyamadım, doğrusu. Çok zor aşamalar sonunda istemediğini anlamış olması …
    Bilemiyorum. Eşine yazık::((Yukarıdaki yazıyı okuyunca aklıma geliverdi bu hikaye..
    Nasıl bir psikolojidir gerçekten anlamıyorum, hata mı bu onu da bilemiyorum açıkçası.
    ama çalıştığım yılların tecrübesine dayanarak şunu söyleyebilirim; gerçekten bebeğe hazır hissetmek, artı ve eksileri iyice düşünmek ve özellikle de evliliklerde sorun varsa sorunu halletmedene çocuk yapmamak gerek diye düşünüyorum. Genel de bu bebeği istemeyen veya çocuğunu svemeyen kişiler anne – babaları veya eşleriyle sorumnları olan kadınlar.. buduyguyu yaşamak da zordur mutlaka..
    Çok zor bir konu!!

    • aynı şekilde hamile kalan bir hanım arkadaşım var benim. eşi bu sorununu kendisinden gizlemişti. güç bela hamile kaldı aynı bahsettiğiniz operasyonla. adamın başka çocuk şansı yoktu. hikayenizden farklı olarak arkadaşım bebeğini doğurdu ama bebek küçücükken adam karısını aldattı ve boşandı üstelik çocuğunu da görmek istemiyor. demek ki babalar da hayattaki tek çocuk şansı olsa bile çocuklarını sevmeyebiliyorlar diye düşündüm şu an…

  22. Ayşe Ülker Saygan Solmaz

    bence her insan anne olmamalı.. ama noluyor toplum dayatması gidişat felan insanı anne olmak zorundaymış gibi hissettiriyor.. nasıl ki araba kullanmadan önce kursa gitmeliyiz anne ve hatta baba olmadan önce de kurslar olmalı.. insan neyi isteyip istemediğini anlamalı bilmeli çeşitli terapiler olmalı.. ama dünya tüketim çılgınlığındayken ve devletler sürekli doğruun doğurun diye propoganda yaparken oldukça ütopik sözler söylediğiminin de farkındayım..

  23. Bence sebep bu kişinin hayallerini çocukları için bırakmış yada ertelemiş olmasından kaynaklanıyor.Bunu kaldıramamış olabilir. Ayrıca Allah herkesin içine annelik sevgisini aynı düzeyde yerleştirmiyor.Benim çevremde bazı örnekler var mesela ilgi ve sevgi düzeyleri farklı olan anneler olarak. İçi sevgi dolan olan, kendini paylaşabilen, hayallerini içinde bulunduğu ortama göre güncelleyebilen ve çocuk sahibi oldu diye hayatın durduğunu zannetmeyen kişiler çocuğundan nefret edemez bence. Tüm psikologların söylediği gibi çocuğuna sinirli ve öfkeli olan ebeveyn aslında kendine öfkelidir. Belki bu kadın da yanlış tercih yaptığının farkına geç vardı.Anne olmanın onu mutlu edecek bir tercih olmadığını ancak 2.çocukta itiraf edebildi kendine.Ve hayalleri daha ağır bastı.V.s v.s v.s Keşke bir psikoloğa yada aile terapistine gitseymiş…

  24. Ben gecesi gündüzü hayatı çocuğu olanlardanım, oğlum henüz 19 aylık olduğundan ve çalıştığımdan her saniye aklımda onunla yaşamaktayım ama her kadının çocuğuna karşı aynı duygular içinde olmadığının uzun süredir farkındayım. Şimşek olayının varlığına inanmıyorum, görünce bir anda sevmek ya da sevmemek gibi birşey bence söz konusu değil, bu olsa olsa öncesindeki duyguların bebeğin görüntüsüyle beraber bir anda ortaya çıkıp tanımanlanması olabilir. Bu sebeple çocuğumu sevecek miyim, sevmeyecek miyimden ziyade hamile kalmadan evvel çocuk istiyor muyum diye sormalı insan kendine. Ben soran herkese güzellikleriyle birlikte zorluklarını da anlatıyorum her seferinde zira hiçbir bebeğin ilgisiz bir annenin çocuğu olmasına katkım olsun istemem.

    İliç’in söylediği gibi her annenin soluklanacak zaman istemesi (misal bu benim için banyo, tuvalet gibi zaruri ihtiyaç zamanından öteye geçmiyor dahi) son derece olağan lakin Rizzutto’nun haberi ya da diğer itiraflar özünde ciddi karakter bozukluklarına işaret ediyor bence. Yanlış anlaşılmasın herkes anne olmak ya da anneyse saçını süpürge etmek zorunda değil, annelik kişinin karakteri, imkanları ve bebeğiyle birlikte şekillenen bir duygu, dolayısıyla kadından kadına değişmesi çok normal fakat çocuğunu gerçekten sevmemek, bırakıp gitmek anormal insan davranışları. Korunma nedir bilmeyen yörelerde sayısız ve istemeden çocuk sahibi olan annelerin duygularının biz şehirli kadınlarınki kadar duygu yüklü olmamasını anlarım(elbet tapar kimi on çocuğunun hepsine aynı derece), hiç çocuk sahibi olmak istemeyen insanları da anlarım, dahası onları takdir ederim, kendilerini tanıyıp da böyle bir karar verdikleri için fakat çocuk yapıp -hatta ikincisini de yapıp- sonra annelikten istifa edenleri anlamam. Annelik meslek değildir, bırakıp gittiğinizde biten birşey değildir, bıraktığınız kedi yavruları da değildir, işte bu sebepten bunu yapan insanlar bence insan değildir.

  25. Bende Fatma Hanım gibi çocuğumu ilk gördüğümde hiç bir şey hissetmemiştim. Hatta saatlerce aç kalmanın etkisiyle ilk istediğim bebeğim değil yiyecek bir şeyler olmuştu. Lohusalık döneminde de millet çocuğu için deli oluyor ben niye olmuyorum diye düşündüğüm çok oldu.Ama kızımla birlikte zaman geçirdikçe ona aşırı bağlandığımı,sevgimin her gün git gide katlandığını biliyorum. Arada delirip keşke bir kaç saatliğine yanımdan gitse de rahat etsem dediğim ok oluyor ama yanımdan ayrılınca da sürekli onu düşünmekten kendimi alamıyorum. Japonya’ya giden anne de bence araya zaman girince çocuklarından soğumuş. Çocuk sevgisi zamanla oluşan bir olgu o yüzden yaşadığı gayet doğal diyorum. Yani en azından bende öyle gelişti.

    • ilginç bir yorum gerçekten. araya yollar girse, zaman girse, mesafeler aylar, yıllar girse!?!?!! nasıl olur da bir insan çocuğundan uzaklaşır? Allah herkesin yüreğine sevgi aşılasın. hele de çocuk sevgisi nasıl ilahi bir duygu… Bu çok psikiyatrik bir durum bence. tedavi olunması gerekiyor. Normal bir insan anlamıyorum nasıl sevmez çocuğunu, hani lohusalık neyse de, sonraki zamanlar, şu an çocuklar adına acaip üzüldüm. şok durumdayım…

  26. Yaşasın prolaktin!

  27. Aslinda bence bu konuda buyuk konusmamak lazim. Bi tanidigimiz yillarca cocuk istemisti. En sonunda tedavi ile cok da tatli ve uslu bi oglu oldu AMA dogumdan sonra depresyona girdi ve kendi cocugunu kucagina bile almadi. Suan ne yapiyor bilmiyorum AMA cocugu iki yasina kadar ananesi ve komsulari bakti. Oyle ki cocuk komsuyu annesi gibi gormeye baslamisti. Ben hamileyken alla alla bi insan nasil kendi yavrusunu sevemez, daha dogmadan nasil seviyoruz demistim. Cok zor bi hamilelikten sonra cok zor bi dogum gecirdim. Ikinmalara baslamisken bebegin kalp atislari yavasladigi icin beni apar topar sezeryana aldilar ve epidural almadigim icin genel anestezi uyguladilar. Yani bebegimin dogdugunu goremedim. Kendime gelmem bi kac gunu buldugu icin kizimla tam ilgilenememistim. Iyilesme surecimde cok uzun surdu. Ustune bir de hem colic hemde reflusu olan bi bebekle ugrasmak bana cok agir gelmisti. Herhalde Ben anneligi tasiyamayacagimi dusunmeye baslamistim ve sanki kizim benim bebegim degildi. Annem o tanidigimiz gibi olacagimdan cok korkuyordu. Sonra cok sukur hepsini atlattik. Zamanla baglandim ona 4aylij olmak uzere ve hala cok agliyo bazen babasi eve gelince ona birakip kendimi disari atiyorum ama ancak bi saat durabiliyorum cunku hemen ozluyorum. bence bu insanlar lohusa depresyonu yasiyo olabilirller. Birde annelid cok fedakarlik isteyen bi sey. Eger bi insan bencilse bunu kaldiramayabilir. Insanin hayati cok degisiyor, tamamen baskasina bagimli hale geliyorsun ve kendini unutman gerekiyo bi yonuyle. Bence bunu herkes kaldiramayabilir.

  28. bence kavramları karıştırmamak lazım. bir kadının çocuklarını sevmesiyle “anne olmayı” sevmesi farklı şeyler. insanın çocuklarını sevmemesi nasıl bir şey ben algılayamıyorum, canımdan kopan, içimde büyüttüğüm, Allah’ın yaradılıştan bir pay vermesiyle dünyaya getirdiğim çocuklarımı sevmemem imkansız. Kendimden, anne-babamdan bile çok seviyorum, tarif edemem.

    AMA (ki bu büyük bir ama) anneliği çok sevmiyorum. Anne olmanın bana göre olmadığını düşündüm lohusalık depresyonum boyunca. Hele ki oğlum evindeki ilk gününde uyurken ona bakıp “ben hayatıma ne yaptım!” diye müthiş bir pişmanlık hissettiğimi anımsıyorum. Tabii bunu hormonlarıma, karışık duygularıma, genç yaşta anne olmama bağlıyorum. Çevremde bebek sahibi olamayan çok arkadaşım var, bu düşünce beni kendime getiren şeydi. Hayatta ne kadar şanslı olduğumu düşünerek o pişmanlığı savdım ama hala annelik kısmını çok sevmiyorum.

    Çocukları için geberen kadınlar var mesela, her şeylerini kendi yapan, çocuğu gak dediğinde öpen, guk dediğinde sarılan… Hiç öyle bir anne olmadım, olamam. Belki de böyle büyümediğim için bilmiyorum. Annem beni çok severdi ama asla pervane olmadı etrafımda. Bana kalırsa yaklaşımım gayet doğru, anneliğin abartılmasını çocuğun ilerideki ruh sağlığı açısından sakıncalı buluyorum. Hayatının merkezine çocuğunu yerleştiren anneler ya da hayatının merkezine annesini yerleştiren çocuklardan olmak istemedim.

    Ve çocuk sevgisi şimşek gibi gelmedi, çakmadı. Bebeklerimi ilk gördüğümde filmlerdeki gibi duygusal anlar yaşamadım. Birinin parmaklarını saydım, diğerinde ise tamamen canıma odaklanmıştım. Ama yazımın başında belirttiğim gibi, insanın kendi çocuğunu sevmemesini algılayamıyorum, hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım.

    Bir yandan da düşününce, çocuğu olmayan insanların evlatlık aldıkları çocukları nasıl delice sevebildiklerini düşünüyorum, bir de doğurur doğurmaz çöpe atan, sokağa bırakanları…

    Demek ki bu içgüdüye sahip olmak da bir şans. Şükür!

    • ÇOK GÜZEL İFADE ETMİŞİNİZ. Evet annelik sevilmese de çocuk nasıl sevilmez ki. Kanından canından senden bir parça. Düşünsene senin miniğin… Hele de savunmasız bir yavru. sana muhtaç… Düşündükçe tüylerim ürperiyor. Ne şimşek çakması Allah aşkına, ne kadar yanlış bir tanımdır o. Şimşek çakması falan yok. onu beklerseniz zaten içinizde sevgiden eser yoktur. İnsanın kendi çocuğunu sevmesi için şimşek çakmasını beklemesi ne kadar vahim bir durum. Allah yardımcıları olsun…

    • “bence kavramları karıştırmamak lazım. bir kadının çocuklarını sevmesiyle “anne olmayı” sevmesi farklı şeyler. ” — KATILIYORUM.

  29. bu şimşek çakmama olayının altında kesinlikle başka bir psikolojik neden yatıyordur. kadınların yardımcısının olmaması bunun üzerine eşinden gördüğü baskı ya da çocuktan sonra eşin sevgisinin azalması vs. nedenler olabilir belki..

  30. ben bebeğimi kucağıma aldığımda ilk görüşte aşk, büyük bir sevgi falan yaşamadım ve bunu yaşamanın da bir mit olduğunu bir kitapta daha sonra okudum..neden yaşamadım derseniz bana göre, 9 ay boyunca hayal ettiğimden farklıydı (aslında hayalimden daha güzeldi) , ama bana tanıdık değil bambaşkaydı..benim olduğuna tam inanamamıştım..kısa zamanda sevdim , zamanla daha çok seviyorum..

  31. Şimşek mi? Vallahi öyle bir şey yok bence! Varsa da herkes için geçerli değil.

    Oğlum 7 ayını bitirdi, benim için durum tam tersi, bir şimşekle değil yavaş yavaş gelişti herşey. Çok severek evlendik, evlendikten sonra 4 yıl bekledik, isteyerek çocuk sahibi olduk. Ancak hamileyken içimde öyle sevgi patlamaları filan olmadı! Doğunca birden sevgisi de doğar dediler. Evet doğdu ama “yavrummm” diyip bağrıma basacak kıvamda değildi pek?

    Şimdi? Canımın taaa içi, can parçası!
    Ama bunun kanından canından olmasıyla hiç ilgisi yok, evlat sevgisinin de emek üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum ben.

    Bazı kadınlar doğuştan anne, evet. Me mutlu… Bazıları benim gibi, sonradan olma 🙂 her iki tip ićin de mutlaka zorlukları vardır ama sevgisi esastır herhalde. Gerçekten kaçmak istenen durumlar olsa da seve seve dönülüyor, hastetle sarılınıyor.

    Çocuğu hiç sevmemek? Öyle masum, öylesine art niyetsiz be öylesine sevgiye açlar ki, başka psikolojik nedenler olsa gerek, önceki yorumlara katılıyorum. Önce kendini sevmeli, hayatından memnun olmalı. Bu sorumluluğa az çok hazır olmalı. Sonrasında birini karşılık beklemeden bu kadar sevebilmek insanı şaşırtıyor!

    • Aynen katılıyorum bu sözünüze ve yıllar öncesi bir kenara karalamıştım aynı ifadeyi.

      Ama bunun kanından canından olmasıyla hiç ilgisi yok, evlat sevgisinin de emek üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum ben.

      İnsan emek verdiğine bağlanıyor, onu kıymetli biliyor… Toprak, yazmak, insan, evlat… neye emek vermişsek o kıymetli oluyor bizim için.

  32. Kesinlikle kadinin cocukluguna inmek lazim,sevilmeyi ve sevmeyi bilmiyor demek ki ,bu da bencilligi getiriyor; gercekten cocuklara yazik,onlar da bu sekilde problemli olarak hayatlarina devam edecekler ve belki de onlarda cocuklarinda ayni seyleri hissedecekler ya da tam tersi olacak, cok sevecekler … Tabi ki anneligin cok guzel yanlari kadar zor taraflari var ama bu hicbir zaman cocuklarimizdan vazgecmek olamaz, olmamali.

  33. bende rahat bi hamilelik geçirdim kolay olmasa da normal doğum yaptım.fakat herşeyi bi anda kabul edemedim.hem yaşım hemde hayatta hiç sorumluluk almamış olmam dolayısıyla bende ilk 2 ay bebekle evde yalnız kalmak istemedim.annem ve k.validem çok yardımcı oldular sağolsunlar.ama defalarca daha erken miydi,hazır değil miydim diye düşündüm,düşünüyorum.canından çok sevme konusu ayrı,bu anne ve bebeklere acımakla birlikte annelere kızmıyorum.bence kilit nokta baba.benim eşim benden önce lohusalık depresyonuna girdi.sabah 6.30-akşam 11 çalışıyordu(yada öyle söylüyordu) şuan 15 aylık oğlum fakat ya 2 ya 3dür,sen uyu ben bakayım dediği.yani bende annenin ciddi bir travma yaşadığını düşünüyorum,değilse kimse özbeöz çocuğunu bırakmak istemez…

  34. Benim bir tane oglum var;ilk haftalardan itibaren 9 ay heyecanla bekledim ve gorur gormez asik oldum ona! Cocugunu sevmeme duygusu bana uzak bir kavram ancak etrafimda 1-2 cok cocuklu anneden evlatlari arasinda ayirim yaptiklarini bir cocuklarina daha duskun olup digerine o kadar da duskun olmadiklarini duydum. Bir cocugum daha olursa ayirim yapabilecegimi dusunmuyorum ama 2 cocuklu Anne olmadigim icin de durumu tam kavrayamiyorum…

    • ben en çok bundan korkuyordum. nasıl severim acaba aynı mı diye düşünüyordum. sonra 2. çocuğum da olduğunda fark ettim ki yüzdeye vurursak ikisini de aynı yüzdede seviyorum ama ikisini de başka başka seviyorum. iki çocuğumun da doğal olarak farklı karakterleri var, ikisinin de sevgisi doz olarak aynı olsa da nitelik olarka çok başka 🙂 endişe etmeyin normal bir insansanız 2 çocuğunuzu da aynı ölçüde seveceksiniz.

  35. Hamile olduğumu öğrendiğimde çok mutlu oldum, iki aydır uğraşıyorduk ve çok şükür ki artık bi bebeğimiz olacaktı.Sanırım haberi aldığımda şimşekler çaktı bende. Sonra ilk kalp atışlarını duyduğumda daha da sevdim canım kızımı. Test sonuçlarını alıp daha etrafa söylemeden önce bir gece eşime “istemiyorum, çıkarsınlar içimden” dedim malesef 🙁 Eşimde “sen bilirsin hazır değilsen aldıralım kimseye söylemeden” dedi. O saçma düşünce geldiği gibi gitti, bir daha hiç aklıma gelmedi.
    Kızım zaman zaman beni bunaltıyor, yalnız kalmak istiyorum ama bu fazla uzun sürmüyor. Uyanınca onu öpücüklere boğuyorum, “çok özledim seni” diyorum 🙂
    Annem kızım daha 10-15 günlükken kız çocukları için ” annem, babam 40 gün beni kapıya koymasın, ben sonra nasılsa kendimi sevdiririm” dermiş derdi. Ne derece doğru bilmiyorum tabi 🙂

  36. Ben de hep merak ederdim, “annelik” duygusu ne zaman gelir diye. Hatta benden 3 ay once dogum yapmis bir arkadasima hastanede sormustum, annelik duygusu geldi mi diye 🙂 ve cok enterasan ben oyle simsek gibi geldigine inanmiyorum. Kopegim Balky’nin de geldigi gun benzer seyler hissetmistim. 50 gunluk savunmasiz ufacik bir bebekti, oglumda ilk dogdugunda bende o duygulari uyandirdi. Sonraki gunler evimizdeki yeni bireyle yapilmasi gerekenleri yapiyor diger zamanlarda da esimle oylece seyrediyorduk.
    Boyle ufacik, bisey gercekten benim mi? Benim icimden mi cikti? 🙂 ilerleyen aylarda katlanarak buyuyor bu sevgi tabii, ama en bastaki duygu sadece koruma duygusu.. Simdikiyle kiyaslanamaz, oglum 28 aylik ve bu sevgi daha ne kadar buyur bilemiyorum. Ask bu belki de 🙂

  37. sinem şamlı

    Bu sorunun cevabını merak edenler Pedagog Adem Güneşin Annelik Sanatı isimli kitabında bulabilirler.Aslında bir annenin çocuğunu sevmemesi ya da sevememesi tamamen onun sırtındaki yüklerle doğru orantılı bir şey.Mutsuz anne mutsuz çocuk tanımlamasına her zaman katılmışımdır.Sezeryan ile yapılan doğumların da bu duruma oldukça etkisi olduğu söyleniyor.Bilimsel açıdan kanıtlanmış bu durum.Ayrıca 4 yaşına kadar annesinden kısmen de olsa kopuk büyümüş çocuklar ileride anne olduklarında evlatlarına karşı soğuk ve ilgilisiz olabiliyorlarmış.Yani kısacası ne gördüysek ne kadar sevgi aldıysak çocuğumuza ancak o kadarını veriyoruz..

  38. Selam Elif,
    gercekten ben de internet canavari oldugumu dusunurdum ne boyle bir konuya tesadufen de olsa rastladim ne de aklima geldi arastirmak.
    Henuz anne degilim ve cocuk sahibi olmayi istemek gibi bir arzum dahasi siddetli bir ic gudum yok ama evladin ne kadar kiymetli olabilecegini hayatimdaki 3 ornekle anladim.
    1. Benim agbim 16 yasindayken (ben 11 yasimdaydim) trafik kazasinda oldu ve ben onunla birlikte bir annenin de resmen oldugunu gordum. Hatta annem bana bir gun intihar edecektim ( babam da ben cok kucukken olmustu, yalniz bir kadindi annem) ama sen uykunda birden sayiklamaya basladin, yanina geldim ve seni gorunce bunu yapamayacagimi,senin icin yasamam gerektigini anladim dedi.
    2. Esimin de agbisi ayni donemlerde olmus maalesef.Esim Italyan, ailesi Turkiye’ye dugun donemimizde gelince, bir gun eve dondugumuzde annemi,babasi ve annesini bir birlerine sarilmis hungur hungur aglarken gorduk. Her iki tarafta ne ingilizce ne de birbirlerinin dillerini biliyorlar. Evlat sevgisi kadar evlat acisi da butun duvarlari,on yargilari yikan o kadar korkunc ve ortak , Allah’in dusmanima bile vermesini istemeyecegim bir aci.
    3. 2,5 yildir bir kedim var.Yillarca,hayvanlari cok sevmeme ragmen sorumlulugundan korktugum icin almamistim ,simdi oglum tesadufen hayatimiza girdi. Evlat provasiymis diyorum.Ben bu kediyi canim kadar cok seviyorsam,ustune titriyorsam laftaymis dedim ben cocuk mocuk yapmak istemiyorum demelerim.

    Bir defa canlinin dogasina aykiri yavrusunu istememesi.Dogada da var yavrusunu ret eden ama arastirildiginda ya turun saglikli devami icin yavruda sakatlik vardir (kedilerde,farelerde sakat yavruyu beslememek gibi) ya da bir insanin kokusu degmistir anne ret eder vs. Yani bir insanin yavrusunu sevmemesinin altinda illa ki psikolojik problemler yatiyordur. Ben kendi adima soyleyeyim,cocuk sahibi olmak istemiyorum demelerimin en buyuk sebebi ya onu kaybedersem? korkusu.
    Yalniz boylesi itiraflari duymak kanimi dondurdu.Annelik kutsal mutsal edebiyatina girmiyorum ama evlat ayrimi yapmak ya da hic sevmemek,terk etmek bilmiyorum.Korkunc.
    Sevgiler

    • Deniz, yorumun tüylerimi diken diken etti. Kaybınız için çok üzgünüm, böyle uzaktan söylemenin ne faydası olacaksa…

      Olayın psikolojik boyutuyla ilgili söylediklerine de tamamen katılıyorum. İşin doğadaki boyutunu çok güzel anlatmışsın. Çocuğunu reddeden, sevemeyen annelerin bence de kimyasında bozukluklar var. Çok daha derinlere inilirse mutlaka ciddi bir sebebi bulunur.

  39. Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış!

  40. Cocuk sahibi degilim henuz ama benden kucuk kuzenlerimi bile bu kadar seviyorsam kendi cocugumu ne kadar severim tahmin bile edemiyorum…

    Bence de kisinin cocugunu sevmemesi genel anlamda mutsuz olmasi ile ilgilidir..Esini, isini ya da genel anlamda hayatini sevmeyen insan zaten bir bebegin yukunu kaldiramaz…Cocuk da yapmamali bence zaten..

  41. “Çocuklarımı sevmiyorum, onlar tüm zamanımı alıyor ve çok sıkıcılar!” BENCİL BİR İNSAN ÇOCUKLARI DEĞİL SEDECE KİMSEYİ SEVEMEZ. BU TİP GEZSİN TOZSUN KİMSE ONA AYAK BAĞI OLMASIN.

    “Çocuklarımın yokluğu bana bir lütufmuş gibi geliyor, uzun tatillere çıkıp uzak kalmak istiyorum.” YUKARIDA BAHSETTİĞİM TİPİN AYNISI.

    “İki çocuğum var ve onları babalarına bıraktığımda çok rahatlıyor ve mutlu oluyorum. Onlar bensiz daha iyi bir hayata sahip olabilirler.” ZÜĞÜRT TESELLİSİ

    “Oğlumu sevmiyorum, eve gelir gelmez ondan uzak durmak için elimden geleni yapıyorum. Onun davranışlarından nefret ediyorum!” BENCE KENDİNDEN NEFRET EDİYOR DA İTİRAF EDEMİYOR. MUHTEMELEN KENDİSİ DE SEVİLMEMİŞ BİR İNSAN.

    şeklinde bir yorumun ardından, Aslıhan hanım siz endişelenmeyin bence, şayet çocukluğunuzda sevilmişseniz, duygusal psikolojiniz yerindeyse kanınızdan canınızdan bir bebeği sevmemeniz diye birşey söz konusu olamaz diye düşünüyorum.

  42. nihat'ın annesi

    dehşetle okuyorum… etrafımda ne mutluki bunu yaşayan bir çocuk yok… elife sonuna kadar katılıyorum olan çocuğa oluyor.. gerçekten çok acı verici…

  43. Bir kaç sene önce nasıl olur ya nasıl sevmez insan çocuğunu derdim…. Hala anlamasamda şunu öğrendim çevremden herkes anne olmak için gelmemiş hayata…. Bencil bir insana göre değil demiş annelik yorumculardan bir arkadaş kesinlikle bu söze katılıyorum……

  44. Bu annelerin çocuklarını sezaryenle mi normal doğumla mı dünyaya getirdikleri sorusu geldi aklıma.
    Hani Michel Odent’in SEZARYEN kitabında bir araştırma vardı. Sanırım inekler üzerinde yapılan araştırmada sezaryen yapan inekler yavrularını emzirmiyorlar, kabullenmiyorlardı. Biz insanoğlu sosyal varlıklar olduğumuz için sezaryen de yapsak bu durum olmuyor. Herkes bebeğini sevgiyle bağrına basıyor, fakat doğal doğumdaki hormonların sağladığı bağ da anne bebek arasında ‘doğal olarak’ kurulamıyor.
    Batı kültüründe ise ferdilik ön planda olduğu için ineklerdeki yaşanan sonucun bir benzeri onlarda da yaşanıyor olabilir.
    (Burada sezaryen yapmış olan anneleri üzmek değil kastım, sadece böyle bir çalışma vardı ve böyle bir sonucu vardı demek istedim.)
    Normal doğum yaşamış olsalar da psikopat anneler tabi ki vardır.
    Onların zavallı bebekleri inşallah kendileri gibi olmazlar…

  45. Benim çocuğum henüz olmadığı halde , çocukları çok seven birisiyim. Onlarla çok çabuk iletişim kurar , onlarla konuşur , oyunlar oynar ve onları anlamaya çalışırım. Kendi çocuğum olsa sevemeyeceğimi düşünemiyorum bile. Bence çocuk sevgisinin büyük bir kısmı ilk doğduğunuz andan itibaren ailede öğrenilen bir duygu . Merhamet duygusu , insan sevgisi , hayvan ve doğa sevgisi çocuk bunları ailede görerek öğreniyor. Çevremde gördüğüm kadarıyla anne ve baba sevgisinden yoksun büyüyen insanlar sevgisini göstermekte zorluk çekiyorlar. Bu duyguyu öğrenmedikleri için bilmiyorlar da. Kendi kendini geliştirenler ve eksiklerini bilerek üzerine gidenler hariç.
    Benim asıl korkum çocuğum büyüdüğünde beni sevecek mi ? Ona yeterli olabilecek miyim ? Onu dünyaya , kötülüklere karşı koruyabilecek miyim ? Onu her alanda mükemmele yakın düzeyde iyi bir insan olarak yetiştirebilecek miyim ? Demek istediğim her istediğini anında yapmak yada hatalar yapmasına izin vermemek değil ya da kendi hayatımı çocuğum için heba etmek değil. Tabii ki kendi yaşam alanım da olmalı kendime de vakit ayırabilmeliyim. Benim söylemek istediğim hem manevi hem maddi hem de ruhsal açıdan çocuğumun gereksinimlerini doğru karşılayabilmek . Bunu da konu ile ilgili kitaplar okuyarak ve pedagoglardan yardım alarak ayrıca böyle güzel blogları takip ederek yapmaya çalışacağımı umuyorum.

    • Bu tür korkuları -iki çocuk annesi olan- ben de yaşıyorum. Sonra diyorum ki kendime: Ben çocuğa ihtiyacı olan sevgiyi veriyor muyum? Evet. Birey olarak saygı gösteriyor muyum? Evet. Duygusal ve fiziksel temel ihtiyaçlarını karşılıyor muyum? Elimden geldiğince evet. O halde beni sevmemek için bir sebebi olmamalı diyorum. Bir çocuğun ebeveynini sevmemesi için, aynen ebeveynin çocuğunu sevmemesinde olduğu gibi çok ciddi, çok derin bir sebep olmalı.

  46. Merhabalar,

    Yorumlari okumadan hemen aklimdan gecenleri paylasmak istedim Aslinur’un yazisini okuyunca. Anne-bebek arasindaki bag bebeginizin icinizde oldugunu bildiginiz andan itibaren baslayan bir surec benim fikrimce. Herseyinize dikkat etmeye basliyorsunuz bebeginize zarar gelmemesi icin. Karninizdaki ilk hareketlerini hissetmeye basladiginiz anda o bag daha degisik daha ust bir seviyeye cikiyor. Bag kelimesini kullaniyorum cunku tam kelimeyi bulamiyorum o hissi tarif edebilmek icin. Dogumundan sonra ise daha farkli bir boyuta geciyor. Dogum ve bebeginizle temaslariniz, dokunuslariniz, onunla ilgilenmeniz, beraber gecirdiginiz vakitler vb. aranizdaki o karninizda baslayan bagi ve ufak ufak pitirciklanan sevgiyi arttiriyor. O kadar artiyor ki ”sevgi” kelimesi bence tam olarak tanimlayamiyor o duyguyu. Onsuz bir hayati dusunemiyorsunu cocugunuz olduktan sonra. Haa zorluklari yok mu? Tabii ki var. Yorulmuyor musun, coookkk hem de. Zaman zaman kendine zaman ayirmak, soluklanmak, tek basina biraz vakit gecirmek vb. istiyorsun. Elif burada cok guzel yazilar yaziyor ”Anne Hissiyatlari” ile ilgili (Ellerine saglik Elif).
    Herkes bilir ve kullanir ”Sevgi emek ister” diye. Tum insan iliskilerinde gecerli bu….

    Not: Bu arada paylasmadan gecemeyecegim. Gecen gun 2,5 yasindaki oglumun yine bir ”tantrum” krizi tuttu gun sonunda miy miy agliyor sacma sapan birsey istiyor ama ben de bitmis vaziyetteyim, bas edecek halim kalmamis. Kapidan da cikmak uzereyiz. Bir anda yere oturdum ve basladim aglamaya, oglumda tam karsimda. Birden baktim ”anne anne” diye geldi, miy miy aglamayi kesmis, yanagimi oksadi sonra da optu. Annesini teselli etmeye calisiyor. Icim nasil eridi kelimeyle anlatamam. Anne-cocuk arasindaki sevgi diye tanimlamaya calisilan sey iste boyle birsey sanirim. Hicbir sey ile karsilastirilip tanimlanamayan birsey ama emek istiyor 🙂

    Sevgiler herkese…

  47. Çocuğunu sevmek ya da sevmemek bir annenin kendisiyle yüzleşmesi aslında…Kaan’ı (3,5 yaş) doğurduğumda denizden çıkmış balığa dönmüştüm. Ben bu çocuğa bakamayacağım bu sorumluluğu almayacağım gibi geldi. Yapmak istediğim çoğu şeyi yapamadım…Lohusalık bunalımıyla “Sanırım ben bu çocuğu sevmiyorum o da bunu hissediyor ve o da beni sevmiyor” dedim durdum…

    Ozan’ı (6 aylık) doğurduğumda daha kabullenici, daha olgundum…O kadar büyük bir sevgi oldu ki içimde…Niye Kaan’da böyle hissetmedim diye çok kızdım kendime..Aslında sonradan anladım..İkisi de benim oğlum, ikisini de sevgim sonsuz…Aradaki tek fark benim farklı zamanlarda kendime, yaşadıklarıma bakış açımdı…

    • sinem şamlı

      Tebrik ederim çok doğru bir tespit.Ben de buna benzer duygular yaşadım ve yaptığım çözümleme de sizinkiyle aynı idi.

  48. sezaryen genel anestezi ile doğum yaptım.oğlumu birkaç saat sonra ancak algılamaya başladım evet şimşek falan çakmadı ,sevgi olarak mesela yeğenlerimi ilk gördüğümdeki hisler oluştu amaa şevkat,şiddetli merhamet ve buna en iyi ben bakarı hissi o anda oluştu .kimseye hissetmediğim sahiplenme duygusu beni şaşırttı.bence annelikte sevgi zamanla gelmesi çok normal ama kabullenme ,merhamet,sahiplenme yüzünü görür görmez olması lazım.çocuğumu sevmiyorum örneği bence yorumlancak bi durum değil .çünki anormallik adı ütünde normal olmama halı.bunun bence başka bi açıklaması yok .nasıl sebepsiz yere bi masumu öldüren birisini oturupta acaba nasıl hisseti,kendine göre haklımıydı falan diye kafa yormayız içimiz ürperir katil işte deriz..buda öyle bişey .Allah o çocuklara yardım etsin.

  49. Çok enteresan bir durum yani belki de doğru kelimeyi bile seçememiş olabilirim “enteresan” derken… Tabii ki kimsenin düşüncesini yargılamak istemem.. Kisilerin düşüncelerine yon vermek bana / bize düşmez… Kimbilir kendi içlerinde ne yasıyorlar, nelerle mücadele edip bu sekilde düşünebiliyorlar… Ama bu durumda herseye ragmen en zor durumda olan sevgiye ve annesine muhtaç olan mınıcik bebekler. Her ne durumda olunursa olsun bu halde bebeklerini yalnız bırakmak ( en azından emzirme döneminde olan bı bebek ise) tamamen bencillikmis gibi geliyor 🙁 tamam illa doğurduk bundan sonra her anımız beraber geçecek diye bir zorunluluk yok ama annenin bu derece uzaklaşma isteginin oluyor olması … Yazık cok yazık gercekten… Hem anne icin hem de cocuk icin …. Cunku bir cocuğu ne kadar donatabilirseniz cocuk o kadar donanımlı olur … Ne kadar yanınızda olmazsanız o kadar yalnız o kadar basına buyruk olur…. Yazık gercekten … O sevgi şimşeğinin her annede bı sekilde erken de olsa gec de olsa çakması dileğiyle diyorum 🙂

  50. o muhteşem şimşek bizde ameliyathanede ( epidural sezaryen olmuştum) çakmıştı. o günden beri ben de, eşim de kızımıza aşığız. dünyadaki tüm kadınların bu aşkı tatmasını dilerim…

  51. Bu çok derin ve korkarım bu bloga sığmayacak derecede psiko-sosyal değerlendirmeler içeren bir konu. Öncelikle Aslınur Hanım: Anneliğin kutsallığı sadece olmasa da çoğunlukla doğu toplumlarının benimsediği, öğrendiği ve öğrettiği bir kavram. Yukarıda örneğini verdiğiniz itirafların benzerlerini türkiye’de ya da doğu komşularımızdan birinde bulmanız zordur. Bunun bir nedeni annelik hissini doğamızla getirmesek bile bunu bir şekilde öğrenip aksini tahayyül ve tahakkuk edememizdir. Cennet anaların ayakları altındadır, ana gibi yar olmaz, anaların hakkı ödenmez, ağlarsa anam ağlar, ana hakkı Hakk hakıdır, vs. Biz bu şekilde yetiştiriliyoruz. Hal böyle olunca çocuğumuzu sevmemekten bahsedebilir miyiz hiç? Haşa! Halbuki çocuğunu sevmediğini itiraf edebilen bir kadının geçmişinde ailevi problemler, baskıcı ana-baba, gelişim sorunları, sevgisizlik, akıl sağlıksızlığı, duygusal problemler olabileceği gibi çocuğunun her ne kadar kendinin devamı, benzeri bir yaratık olsa da apayrı bir insan, bir nevi yabancı olduğunun bilincindelik ve yüksek özgüven de olabilir. Hal böyle olunca çocuğuna sevgi hissetmeyen kadınları ne suçlayabilirim ne de eleştirebilirim.

    Benim asla anlayabileceğim bir şey değil bu. Çünkü kendi çocuğuna sevginin başka çocuklara sevginin bir devamı olduğunu düşünüyorum. Hatta başka insanlara… Ne zaman kendi çocuğunun üzerine titreyip başka çocuklara kötü davranan anneler görsem üzüntüden ağlamak isterim. Nasıl olabilir ki bu? Nasıl? Ama çocuğuna katlanamayan anneleri de yukarıda anlatmaya çalıştığım nedenlerden ötürü anlıyorum. Nihayetinde insanız hepimiz: İyiyiz, kötüyüz, bilgiliyiz, cahiliz, severiz, sevemeyiz, bugün varız yarın yokuz. Varken başka varlıkları bize benzemedikleri için yok sayamayız. En kötü ihtimalle anlamaya gayret göstermeliyiz.

    http://fertiliterehberi.blogspot.com/

  52. selin tecimer

    29 yaşımın bitiminde anne oldum. 3-4 sene öncesine kadar bebeklere yaklaşmazdım, oyun çocuklarıyla ise 20dkdan fazla zaman geçiremezdim. sonra yakınlarımın çocuklarıyla oynamaya başladım. bebeklere dokunmaya başladım. zamanla yoldan geçen çocuklara sulanmaya başladım. Baktım başkaların çocuklarını sevmeye başlamışım eh artık kendi çocuğumu seveyim artık diye karar verdim. Daha hamile olmadan bebeğimi seviyordum
    Anne olmaya hazır olmak lazım. Türkiyede birçok kadın anne olmaya çok daha genç hazır hissediyor ancak bir kısım ise mecburiyetten bebek sahibi oluyor. Bu gerçekleri görmüyoruz. Tıp fakültesinde Çocuk stajı yaparken acile gelen yenidoğan bebekler gördüm. İstenmeyen bebekler. Anne bebeğine bakmaz, beslemez , baba istemez , umursamaz, yada yoktur, yada bebek tecavuz sonucudur…. bebek tükenmiş halde acile getirilir, tedaviler anlatılır , hastaneye yatırılmak istenir, aile istemez, kim uğraşıcak ki… aile yasal olarak bebeğini alır gider. bebeğin üzerinde kirden rengi gitmiş bir paçavra kıyafet aklınızda kalır. Buna tanıklık ettiğiniz için bir tokat yemiş gibi olursunuz.
    çocuklarını istemedikleri için bu anneleri yargılayabilirmiyim bilmiyorum ama istemediği bir çocuk ile yaşamak zorunda kaldıklarında canavarlaşabileceklerini de biliyorum.

  53. Ne yazikki benim ablamda da bu sikinti var sanirim. Cok tahammulsuz, sevgisiz ve asabi. Onu sarilirken, iki tatli laf ederken ne zaman gordum bilemiyorum 🙁 ama o bunu kabul etmiyor. hatta kendisinin yardim almasi gerektigini soyledigim gunu hatirlamak istemiyorum. Cok uzucu 🙁

  54. ben biraz geriden geliyorum yazılarda aslında facebook ta görmüş olmama rağmen bir türlü okuyamamıştım, yazını ama şu günlerde benimde nacizane bloğuma koymayı planladığım bir köşe ile çok ilintili geldi okuyunca sonra bir baktım bende içindeyim. yakınlarda bende bir kısa yardım alıyordum psikoloğum 3. görüşmeden sonra ben kendisine bambaşaka sebeplerle gitmiş olduğum halde bana şunu söyledi annen dedi nasıl dedim annen anne kelimesini kullandığında yanına hep boşluk kelimesini kullanıyorsun dedi. :O :O nasıl dememe kalmadı sizin yazı düştü önüme şimdi çok daha ii anlıyorum belkide sevmemek değilde benimseyememek de diyebilirmiyiz. Ben çocukken hatırlıyorumda annanem bize geldiğinde hep uzak dururduk üç kardeş pek yakın bir kadın değildi zaten ama uzunca bir süre bunun hep uzaklarda yaşamış olmasına ve bizimle fazla vakit gecirmemesine bağlıyordum , sonra anneme olan ilgisi ile teyzelerime elbette 2. dedemizden olan teyzelerimize daha yakın hatta onun çocuklarına tamda annane gibi davrandığını farkettim… ondan sonrada çok üzerinde durmadım üstelemedim çünkü bunu üstelemenin annemi üzeceğinin farkında idim. her neyse nihayetinde Annem dokuz aylıkken babasını kaybediyor ve ogünden itibaren annanesi ile yaşıyor annanem ile annem arasında neredeyse hiç dialog yok gibi sonra annem çok genç yaşta babamla tanışıp evleniyor ve ben dünyaya geliyorum. Elbette kalabalık bir ailede dünyaya gelmenin nimetlerini yaşamış bir çocukta olsam büyüdükçe insan hep o boşluğu doldurmak istiyor. yani bizde bir lanet gibiydi Annanem Annemi çok sevememişti Annemde bir türlü bizi beni deyip acıtasyon yapmıyayım 🙂 sanki yaşadığı her olumsuzluğun sebebi bizmişiz gibi davranırdı bize hala çok üzülürüm onu bir türlü memnun edemedik mutlu edemedik mutlaka böyle olmasının kendince sebepleri vardı, Ama bu sebeplerin suçlusu da biz değildik… Rabbim kimseye yokluğunu yaşatmasın ama varken yok yaşamak çok güç elbette Annemi çok seviyorum ama henüz evlat sahibi değilken bende çok sordum bu soruyu kendime ama Yusuf Efe benim dünyam oldu… Bu sevginin tarifi imkansız sonra Eymen Ege geldi 6 yıl sonra ve acaba insan evlatları arasındamı yani o evladın davranışına uyumuna sakinliğine çektirmesine yada çektirmemesine göremi yakınlık hissediyor diye düşünmedim diyemem, çok geceler çok kez su dua dilimden düşmedi Allahım bana Adelet duygusunu bolca ver ben adil olayım ki evlatlarım birbirini dahada çok sevsin… mümkünmüdür dopdoğru adil davranabilmek ve bir k ez bile dile getirmeden sen büyüksün sen bekle demeden çocuklarını sevebilmek herşey Eymeni kucağıma aldığımda bitti. Mükemmel bir şeymiş bu bu büyük sevgi öyle güzel paylaşılabiliyormuş ki gözlerinin içi gülüyormuş insanın, şimdi bu yazıyı okuduğumda yıllarca kortuğum o sevgisizlik lanetinin bana uğramamış olması kapımı çalmamış olması bir şans değildi. Ben seviyorum çünkü yaşamayı o yaşamıma giren iyi kötü herşeyle kendimi süslemyi seviyorum. her şeye rağmen Annanemi,Annemi ve belki de ondan öncekileri de esir almış bu sevgisizlik beni sarmadı bunu gün gün yaşamış bir çocuk olarak eminim burada ki her anne mükemmel değil muhteşem bir sevgiye sahip ama birde çocukluğa dönmek gerek kendi çocukluğumuza 🙂 neyse derinlere inip üzülüp süzülmeyelim en nihayetinde Anneyim Oğullarım benim en büyük aşkım onların hihihihi diye gülüşleri benim için servet değerinde Annem seni seviyorum hala birbirimzi anlayamamış ve sonsuza değin anlayamayacağımıza rağmen 🙂

  55. Bence çocuk sahibi olmak çok kolay ancak onu kabullenip sevmek,ilgilenmek,kendinden çok onu düşünecek kadar çok sevmek ise zor hemde çok zor bunedenle çocuk sahibi olmaya emin olmadan karar verilmemeli en küçük tereddüt durumunda bile durup düşünülmeli.2. Olaydaki durum belki bu nedenle olmuştur.Hazır olmadan kendini psikolojik olarak hazır hissetmeden hamile kalmış olabilr o bayan ancak ilk örnekteki kadının durumu bence bencillikten başka birşey değil çünküçocuklarimizi biz dünyaya getiriyoruz onlara sormuyoruz ve sonra ben sıkıldım benden bu kadar deyip kenara çekilmek onları yüzüstü bırakmaktan başka birşey değil.

  56. Çok şaşırdım bu yazıyı okuyunca.Benim 14 aylık bir kız çocuğum var.İsteyerek hamile kaldım ve çok zor bir hamilelik geçirdim hamileyken bile çocuğuma brişey olucak korkusu yaşadım 9 ay boyunca ama çok şükür sağlıklı bir şekilde kucağıma aldım inan bana onu ilk gördüğümde kendi ağrılarımı unutup saatlerce yüzüne bakıp ağladım.Şuan çalışıyorum ve onsun bir yerlerdeyken vicdan azabı çekiyorum onun zamanından çaldığım için.Allah gerçekten isteyenlere annelik duygusunu yaşatsın diyorum.

  57. Cocuklarini sevmeyen ve sevemeyen anne gercegi her ulke ve kulturde var maalesef. Bu durum hem psikolojik hem de biyolojik olabilir. Herkesin annelik icgudusuyle dogduguna inanmiyorum. Birkac yil once bir Amerikan psikoloji dergisinde okumustum, normal bile istiye hamile kalan, kendini mutlu olarak tanimlayan ama bir sekilde bebekleriyle bag kuramayan bayanlarla roportajlar vardi. Hepsi kendini suclu ve caresiz hissediyordu. Hicbiri cocugunu sevmeyecegini de dusunmemis. Hem bebeklere hem de bu annelere cok uzulmustum. Allah hicbir anne bebege boyle bir dert vermesin.

    Bunun disinda bu annelerin kendini sevmedigi ya da hayatlarinda istedikleri yere gelmeden anne olduklarina iliskin yorumlar okudum. Bu yorumlara yuzde yuz katilmiyorum. Modern populer kultur “kendini sevmeyen baskasini sevemez” diye bir kural cikardi. Bu dogru degil, herkes sevebilir kendisini sevmese de. Hatta baskasini kendinden once sevmeyen kendisini sevemez diye dusunuyorum. (Konudan sapiyorum ama Jean Twenge adinda bir psikologun Generation Me adli kitabini tavsiye ederim. Kendisini sevmeyen baskasini sevemez kuralin sorgulayan ve bu kurali duyarak narsist yetisen genc nesilden bahsediyor). Dunya’da bayanlar ne kosullar altinda parasiz pulsuz genc yasta dogum yapiyor ve yavrusunu seviyor. Bence cocugunu sevmemek cok karisik ve cok arastirilmasi gereken bir konu.

  58. Hayatımda hep düzgün normal işler yaptım işinde gücünde birisiyim ne alkol ne uyuşturucu sigaradan başak hiçbir kötü alışkanlığım omadığı gibi bitane böcek görsem kendim dahi öldüremem.. Buna rağmen annem ve babam beni hiç sevmedi sebebinide bilmiyorum. ve hayatımda annemden nefret ettiğim kadar başka hiçbir şeyden nefret etmedim. Bilmiyorum uzmanlar ne kadar araştırdı bunu ama gerçekten çok garip bir annenin veya bir babanın çocuğunu sevmemesi

  59. İki kızım var 8 ve 3 yaşlarında. Büyük kızım bana çok bağımlı duygusal kendine güvensiz,memnuniyetsiz ve beceriksiz. Küçük işe tam tersi. İkisinide çok seviyorum. Ama büyük kızıa yaklaşmak onunla zaman geçirmek onu sevgimi dile getirmek istemiyorum ve bu nedenle de ona karşı çok sabırsız, yanlış olduğunu bildiğim halde suçlayıcıyım. İnanınki elimde değil içimden gelmiyor. Küçük kızama ise sürekli olarak seni seviyorum demek geliyor. Kendimi çok suçlu hissediyoru. Eşit davranamıyorum. neden olabilir.

  60. Eliazujzuzuhu

    Ben bir kiz cocugu olarak bir insanin cocuklarini sevemeyecegine inaniyorum. Ben 9 aylikken annem Beni ve ablami Amnesine birakti. 17 sene Sonra ise bizi yanina aldi. Ama bizi her sey için sucladilar. Hatta bizi birakip Sonra bag kuramamizin suclusu da bizdik. Bizden 13 yas kücük olan oglan kardesimizi yanindan ayirmadi. Evde siddet ve huzursuzluk yasadik senelerce. Simdi ise bizi görmek bile istemiyor. Benden uzak durun diYor. Erkek kardesime tüm sevgisini ve destegini verirken bize sadece nefretle yaklasti. Erkek kardesimizle görüsmemizi engelledi. Ablam ve ben Artik iliskimizimkestik. Ikimizde hr zaman onlarin destegini olmadan yardimi olmadan hayatimizi kurmaya Calistim. Bazi anlar ac kaldik susuz kaldik. Ama yardim istemedik. Çünkü istedigimizde anlamadik. Ya da harcimizi Ödeyemedigimiz anlarda bize destek olamdilar. Hem okuduk hem Calistik. Ogglan kardesim özel üniversite de okudu. 18 yasinda 40 000 euroluk araba ve simdide ev aldilar. Kardesimin bir kizi Oldu. Cok sevincliyim. Birakamadim kucagimdan bal geldi bana. Bir anne cocuklarini nasil birakir diye düsündüm. Ama var böyle anneler. Bize bakan kisiler bize sevgilerini ellerinden geldikce verdiler. Huzurlu bir evde büyük. Ilk huzursuzlugu ve siddeti gercek ailemizde yasadik. Tüm annelere tapsigem ne olursa olursa cocuklarinizi yaninizdan ayirmayin. Ayirirsanizda Annelik Baginin Neden istediginiz gibi olmadiginin kaynagini cocugunuza yüklemeyin. 9 aylik bir bebek bagi Ona bakan kisi ile kurar.