23 Yorum

Mutlu evliliğin yolu: İletişim, uyum ve saygı

Deniz bu sene Küçük Şeyler Anaokulu’na gidiyor. Küçük Şeyler, Prof. Dr. Üstün Dökmen’in kurduğu, Üstün Dökmen Yaşam Boyu Gelişim ve Eğitim Akademisi’nin bir parçası.

Aşağıdaki yazı da okulun aylık olarak gönderdiği bültenden. Okulun kurucusu ve İcra Kurulu Başkanı Uzm. Psk. Süleyman Hecebil’le gerçekleştirilen bu röportajı ben çok faydalı buldum. Burada paylaşmama fırsat verdiği için okul müdürü Şebnem Görker’e çok teşekkür ederim.

***

Sizce evlilik nedir?

Evlilik insanların anlaşılmak ve önemsenmek için bir araya geldikleri, birbirlerini var edebildikleri sürece ve o ilişkide, kendi varoluşlarını yaşatabildikleri sürece keyifli ve mutlu olarak sürdürülebilen bir kurum. Aynı zamanda insanın yarına kalmak için de ortaya koyduğu bir kurum. Dolayısıyla evliliğin en temelinde anlaşılmak, önemsenmek, birine ait olmak, sevgi ihtiyacı, kabul görme ihtiyacı, başkası tarafında merak edilme, sevilme, önemsenme gibi ihtiyaçların karşılanması var.

Eşler, en çok hangi problemlerle size geliyorlar?

En çok birbirlerine eskisi kadar ilgi göstermediklerine dair şikâyetler var bunun akabinde cinsel olarak da birbirlerine ilgi göstermemeleri, yavaş yavaş çatışmaların başlaması, herkesin kendi doğrularını kabul ettirmeye başlaması ve birbirlerinin öz değerlerine zarar vermeye başlanılmasıyla problemler başlıyor. Tabii ki birbirlerinin öz değerlerine zarar vermeye başladığında, o kişi ben artık bu ilişkide yokum demeye başlıyor. Yani ritim bozulmaya başladığında, evlilik dansında insanlar birbirlerinin ayaklarına basmaya başlıyorlar. Ve canları yanmaya başlıyor. Ve evliliği kurtaracak tek bir şey var, o da gerçekten kişinin o iki kişilik ilişkide kendini var edebilmesi, var olduğunu hissedebilmesi.

Hangi evlilikler kurtarılmalı?

Bazı evlilikler var kırgınlıklar ve kırıklıklar var. Özellikle ailelerin işe karışmasıyla çıkan problemler var. Evliliğin ilk yıllarında, ertelenmiş çocukluk ve ertelenmiş ergenlik özlemleri nedeniyle problem yaşanan evlilikler var. Bunlar çabuk yoluna girebiliyor. Çünkü duygusal ve düşünsel olarak boşanmışlıklar yok. Birbirinden hoşlanma devam ediyor. Henüz yataklar ayrılmamış, birbirleriyle her ne kadar itişseler de bir taraftan da bir eş olarak kafalarında birbirlerini tutuyorlar. O zaman da bu evliliklerin devam etmesi gerektiğini görüyoruz.

Çiftlerin anlaşamamasında, çevrenin etkisini nasıl yorumluyorsunuz?

Ailenin sınırları olması gerekiyor. Bu sınırların, ailenin dışarıdan gelebilecek olumlu ya da olumsuz etkilere karşı zırh oluşturması gerekiyor. Bizim ülkemizde anne babalar çocukları evlenirken “güle güle” demekte zorlanıyorlar. Onlar da “hoşçakal anne baba” demekte zorlanıyorlar.

Keşke çocuklarımızı evlendirirken onlarla gerçekten vedalaşabilsek. Bir yetişkin olarak, başka bir ev kuran bir kişi olarak çocuklarımızı konumlandırabilsek. Aksi halde çocuklarımız o evlilikte birinin kızı birinin oğlu olarak kalmaya başlıyorlar. Eşinizle yaşadığınız bir problemi, bir başkasıyla paylaşınca davetiye çıkartıyorsunuz, gelin benim aileme müdahale edin diye. Sorunun çözümüne bir katkısı olmayacaksa başkalarını sorunlara çok dâhil etmemek gerekiyor. Aksi halde karizması, kişiliği, her türlü şeyi ihlal ediliyor. Eşler, problemlerini kendi içlerinde halledebilmeliler.

Günümüzde evlilik daha mı zor bir iş olmaya başladı?

Çünkü günümüzde evli kalmak çok kolay değil. Bunun en önemli nedeni hem kadın çalışıyor hem erkek çalışıyor. Çok fazla kaygılıyız. Çok fazla yarına endeksliyiz, bugünü çok fazla göremiyoruz.Ve çok fazla düşünce düzeyinde ilişki kuruyoruz. Oysa biz evlilerde duygulaşmayı görmek istiyoruz. Selamlaşmak başka duygulaşmak başka. “Bugün nasıl geçti, işler nasıl” hep düşünsel sorular, biz “kendini nasıl hissediyorsun” sorusunu istiyoruz ilişkilerde. Çünkü insanlar duyguların fark edildiği ve onaylandığı ortamlarda mutlu olabilirler. Biz evliliğimizin duygu yönünü ne kadar fazla ön plana çıkarırsak o kadar başarılı bir evliliğimiz olur.

Duygulara refakat etmeye başladığımızda eşlerimizin, o zaman ritim tutturmamız çok daha kolay. Çünkü gönülden bir ritmi tutturmamız gerekiyor. Kafa kafaya değil, candan cana ilişki kurmamız gerekiyor.

Eşler arasındaki ciddi kişilik mücadeleleri var. Görev dağılımları, haklı çıkma çabası, anlama bozuklukları vs. Hangi düzeydeki bir ilişkide evliliğe karar vermeli?

Günümüzde insanların kafası çabuk karışabiliyor. Kimi yaştan, kimi çocuk sahibi olmak için evleniyor. Biz evlenmeden önceki süreçte birbirimizi tanımaya çalışmıyoruz. Biz, birbirimize kendimizi tanıtmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla biz bu çaba içinde kendimizi istediğimiz gibi tanıtıyoruz. O da aynı şekilde. Böylece ortaya çıkan veriler, karar vermek için yeterli, sağlıklı değil. Ama aslında bir “aşk” olması gerekiyor. Gerçekten, tam kabulle, kayıtsız şartsız bir kabulle evlilik yoluna çıkmak gerekiyor.

Eşler birbirlerinden gurur duyuyorlarsa bu iyi bir ilişkidir. Bu yeterli değildir ama gerekli olan şeylerden biridir. Ta doğduğu andan itibaren çocuklarımızın kumbaralarına öz değer koyuyoruz. O kumbara ne kadar çok doluysa o kadar çok insanı ayakta tutuyor. Evlendikten sonra, o kumbaranın içindekiler yavaş yavaş boşaltılmaya başlanıyor. İşte, evin biricik prensesi olan kız, orada beceriksiz bir kadına dönüşüyor, evin aslan oğlu öbür tarafta iş bilmez bir adam konumuna geliyor. O nedenle tam koşulsuz bir kabul varsa evliliğe gitmek ama soru işaretleri varsa, daha son-ra değiştiririm gibi düşüncelerle evliliğe gitmemek gerekiyor.

Anlayış bir kişiyi kayıtsız kabul etmektir. Eşimizin tercihlerine, biricikliğine saygı duyabilmektir. Onu değiştirmeye çalışmamaktır. Evlilikte, birbirimizin biricikliğini kabul ettiğimiz zaman mutluluğu bulabiliriz. Sadece kendi biricikliğimizi kabul etmeye çalışırsak olmuyor. Biricikliğe zarar verilmemeli. Ne ailemiz bunu yapmalı ne de biz. Çocuklarımızı kabul ederken nasıl “bizim çocuğumuz” olduğu için kabul ediyorsak eşimizi de öyle kabul edeceğiz.

Evlilikte rolleri nasıl yorumlarsınız?

Çocuk faktörü var bir de evlilikte. Çocuk önemlidir ama yeterli değildir sağlıklı bir eş ilişkisi için. Hatta bazen o kadar ileri gidiyoruz ki anne babalık rolümüze çok önem veriyoruz ve eş olma rolü ikinci plana düşüyor. En büyük stratejik hata burada yapılıyor. Oysa gerçekten iyi anne baba olabilmenin en iyi yolu, iyi eş olmaktan geçiyor. İyi eş olanlar iyi anne babalık yapabiliyorlar.. Evliliğin genç, taze kalması, bayatlamaması gerekiyor. Bunun için de ilgiye, iki kişilik ilişkiye ihtiyacı var. Arkadaşlarla yemek, arkadaşlarla tatil, arkadaşlarla sinema, çocuk olunca haydi her şeyi çocukla yapalım. Peki eş ne zaman olacağız? Birinci sırada anne baba olmak, ikinci kariyer, üçüncü anı yaşamak, özgürlük, sosyalleşme keyfi geliyor. Eş olmak tüm bunlardan sonra geliyor. Eş olmak sıralamada sona düşecek bir rol değil. Eş olmayı ikinci plana attığınızda, eş olma rolünü unutmak ve yerine başka roller almak başlıyor. Evlilik rolü her zaman birinci sırada olmalı, beş çocuğunuz bile olsa, önce eş olacaksınız.

www.psikolojidunyasi.com.tr

23 yorum

  1. Günaydın.. Yine çok önemli bir konuya değinmişsin…Paylaşım için teşekkürler :)

  2. benim oğlum da küçük şeylere gidiyor.
    Siz süleyman beyi bir de canlı seminerlerinde dinleyin.
    Gerçekten bilgi donandığınızı ve binlerce tecrübeyi içeren birinin konuştuğunu hissediyorsunuz..
    tavsiye ederim.

  3. Harika bir yazı..Çok güzel noktalara değinilmiş..

  4. Paylaşımının için teşekkürler:)

    2,5 yaşındaki kızım için şimdiden okul araştırırken küçük şeyler anaokullarıyla karşılaştım. Etrafımda okul hakkında bilgi alabileceğim bir veli olmadığı için beklemeye almıştım. Bilgilerinizi paylaşırsanız çok sevinirim.

  5. Belki de en çok bu sabah böyle bir yazıya ihtiyacım vardı. Ekim 2010’da Ayşe’m dünyaya geldi. Çalıştığım içinde kim çocuğa bakacak derdide sonrasında geldi. Annem sırf konu olmasın diye, Avrupa Yakası’nın bir ucundan ama gerçek anlamda bir ucu olan Başakşehir’den Anadolu Yakası Libadiye’ye bir sene boyunca üç araç değiştirip hergün gitti geldi.Bir yılın sonunda artık pes ettiğinde eşimi ikna ettim ve biz annemin yakınına taşındık. Ama artık işler öyle bir içinden çıkılamaz hale geldi ki evliliğimizde, tadımız tuzumuz kalmadı. Dün malum kar yağışından eşim uzak olan işinden eve 3,5 saat sonra geldiğinde esti, gürledi. O saate kadar kendi evinde ama annem, babam tarafından bakılan bebeğim bizim kavga gürültümüz yüzünden bakıp kendini yerlere atıp ağlayıp, neden eve geldiniz dedi neredeyse.
    Eşim hergün sorun ediyor, bana bedel ödetiyor. Oysa ben onun için evliliğimizin ilk yılında Sakarya’dan İstanbul’a işe gidip geldim hergün. Biliyorum ve anlıyorum şimdi ben senin için zamanında şunu yaptım gibi şeyler söyleyemem ama ben de istiyorum ki çocuğum ve kendim biraz rahat edeyim. Hastaladığımda, keyfim olmadığında, eşimle başbaşa bir yerlere gitmek istediğimizde Ayşe’me, bana yakın biri olsun istiyorum. Uzakta yaşadığım bir sene Ayşe’yle o kadar zor günler geçirdik ki. Hastalandım, Ayşe 2 aylık mesela benimle üç doktor gezdi. Ne gerek vardı?Huzur aradığım için eşim bana huzursuzluk çıkarıyor. Ne yapsam bilmiyorum. Evin keyfi yok.
    Eşim ilk planda olmalı yazıdaki gibi ama benim buna enerjim ve istediğim de yok.Bunaldım, ne yapsam artık sanırım bizim mutlu bir evliliği yakalamamız çok zor.

    • Uf yani can sikici ama bilmeni isterim ki erkek bunyesi acayip benmerkezci bunu bir oglum oldugu icin biraz da uzulerek soyluyorum ama oyleler bu yuzden basta fedakarlik ama bolca yapip sonra niye kadir kiymet bilmiyolar diye uzulmemek lazim cunku sorsan ben senden bisey mi istedim ki diyorlar tabii bu demek degil ki bencil tipler olalim ne biliyim bi ayari var heralde bu isin hani bilsem hemen soyliycem de bilen varsa benim de ogrenmem lazim:(

    • “esler ilk planda olmali” sadece kadinlar icin soylenmis birsey degil, erkekler icinde oyle olmali. Tek tarafli yurumez hicbir sey. Anladigim kadariyla siz esiniz icin on planda degilsiniz, yoksa sizin huzurlu olmaniza onem verirdi. Genelleme yapmak istemiyorum ama anneleri tarafindan el bebek gul bebek yetistirilen erkekler fedakarlik yapmayi bilmiyor. Cunku onlar hep alici olmus, vermeyi bilmiyorlar bu yuzden.
      Umarim cozbilirsiniz sorunlarinizi.

  6. kocama link verdim,sonuçları görecez:)

  7. hatice yıldız

    7 aylık bir kızım var. Evlendiğimizde çok küçüktük acemiydik. Çok uzun süre çocuk yapmadık. (6 yıl) Biz büyüdük ama birbirimize olan aşkımız azaldı tam bitti derken de kızım geldi.Minik kızım bizi yeniden aile yaptı.Önce anne baba olduk Sonra yeniden eş. Bundan sonra nasıl olur bilemiyorum ama kızıma bu açıdan teşekkür etmeliyim. Yazınızı keyifle okudum Teşekkür ederim.

  8. Üstün Dökmen’ i çok severim..
    BU yazı da çok faydalı ..
    iyi haftalar…

  9. büyük şehırlerde yaşam koşulları o kadar zorlaştı kı artık evlı ya da bekar herkesın ılışkılerı sağlıksızlaştı. ınsanlar kendılerıne zaman ayıramıyorlar kı. hele evlıysenız ve çocuk da varsa çok zor bır denge bulmak. anne çalışsa çocuğa kım bakacak, hadı bakıcı buldunuz anne bütün gün ofıste, eve qelınce sıfır enerjı!! ev ışıydı, çocuktu derken gece oluyor. anne çalışmasa hele de çocuk çok küçükse ışe gıtmekten beter oluyor. akşam olunca gene sıfır enerjı. 3 kelıme konuşamadan günü bıtırıyor karı koca. eşlerın sağlıklı ıletışımde bulunabılmesı ıçın kendılerıne özel zamanlar yaratabılmelerı ve bırbırlerını zaman zaman çocuğun önüne koyabılmelerı ve önemsemelerı gerek. bunun ıçın cıddı çaba harcanmalı…

  10. sinem şamlı

    Evlilik ancak bu kadar güzel tanımlanabilirdi.Tebrikler…

  11. Bu arada niye tum bu cabayi kadin gosterir

  12. çok iyi geldi :))

  13. Elifcigim, Deniz ne kadar oldu? Benim kizim daha kucuk ama krese baslama konusunda inanilmaz kafam karisik :( ne zaman ve gunde kac saatle baslanmali? Hergun benim icin kafamdaki soru isaretlerinden birine isik tutuyorsun. Cooook tesekkurler.

  14. Bence kadınların en büyük hatası iş hayatı… Evet radikal bir cümle kabul ediyorum ama hem iş hem çocuk kadınlara ağır geliyor. Duygusal yaratıklarsınız, bütün gün iş hayatının taşlı yollarında geziniyorsunuz, eve gelince de çocuk, ev işi bir yandan… Olmuyor, maalesef olmuyor. Tabi maddiyat önemli, “çalışmasak nasıl geçiniriz” diye yakınacak birçoğunuz. Ayağını yorganına göre uzatmayı unutmuşuz çoğumuz, her sene bir cep telefonu, 2 senede bir LCD TV, araba yenilemeler, her sene tatillere çıkmalar… Pahalı evlerin mortgage taksitleri… Peşin peşin ipotek koyuyoruz önümüzdeki 50 seneye.

    Evet erkekler de pek matah değil ama maalesef ki, üzerine basa basa söylüyorum, ataerkil toplumdayız. Ya bunu kabul edeceğiz ya da oyunun kuralını değiştirmek için elimizi taşın altına koyacağız. Sen, Ayşe(tamamen salladım ismi) ablacım :) “elin John’u ne güzel baba, bak puseti de taşıyor, çocuğu da uyutuyor, vs vs” diye hayıflanırken kendi evinde 5 yaşındaki oğlunla 3 yaşındaki kızına aynı muamaleyi yapıyor musun? Kızına “hadi çayları getir bakalım” derken oğluna “aman da oğluşum ne güzel, yakışıklı, maşaallah” yerine “hadi bakalım sen de tabakları getir” diyebiliyor musun? Sen, Ahmet abicim, kızın ergenlik çağına geldiğinde herşey yasak, oğluna herşey serbest olacak mı? Bizim aşmamız gereken çok şey var.

    Sonuç olarak ya eski tip “ev hanımı – çalışan adam” ikilisini ya da “modern kadın – modern erkek” ikilisini yaşamamız lazım. Hibrid bir çözüm şu anda günümüzde yaşananlar, bu da amiyane tabirle yemez arkadaşlar. Elif’in bir yazısını hatırlıyorum; mealen diyordu ki “Ev hanımlığı yapıyor olmam evde işlerin hepsini benim yapacağım anlamına gelmez, işbölümü olmalı”. Düşünsenize bu durumda bile erkekten yardım isteniyor -haksız demedim, tartışma konusu- kadın çalıştığı durum daha da beter. Hem modern kadın olayım, para kazanayım, sosyal çevrem olsun, kocama bağımlı olmayayım hem de kocam evin ağası modunda davransın, olmaz. Ya o olacak ya bu… Sonra hayat sorumluluğu omuzlara yüklenince “bitanem şuna da yardım et, bitanem buna da yardım et”, erkek ne yaparsa yapsın sizin hayal ettiğiniz kadar yardımcı olamaz size. Çünkü baştan erkektir, sırf bu bile yeterlidir, yukarıda açıkladığım sebeplerden ötürü. İkincisi, kafanızda hep bir önyargı vardır, “bende sorumluluk çok, o ise rahat”. Erkek ne yaparsa yapsın bunu değiştiremez…

    Bu arada ne içkim var ne sigaram, kahveye gitmem, arkadaşım hemen hiç yoktur. Karımdan güzel yemek yaparım, elektrik-su tüm tesisat işlerini hallederim. Markete, çarşıya, pazara çıkarım. Buzdolabını, kileri yerleştiririm. Şimdi aç sor dolapta ne var diye bilmez. Geçen gün sordum, ben bildiğim halde bakayım O ne diyecek diye “bilmiyorum” dedi :) “Neden bilmiyorsun, sen bu evin bireyi(aslında kadını demek istedim tabi ama anlamadı) değil misin” dedim “Sen de bireyisin, sen de bilmiyorsun” dedi. “Evet” dedim kapattım konuyu. Çünkü önceki senelerde hep uzatıyordum konuyu, tartışma büyüyordu, faydasız. Ayrıca tüm boş vaktimi evimde geçiririm, karımı işine bırakır, işinden alırım. Sırf o rahat etsin diye işine yakın yere taşındık. Ha birtek çocuk işinden anlamam o da -bence- kadın işidir, annelik işidir. Yine de sorsanız, “aah ah” deiye başlar, “tüüh tüh” diye bitirir. Valla haftasonu kulüp buluşmamız var yarım gün (altı ayda bir oluyor) nasıl diyeceğimi bilmiyorum. “Gitme” diyecek… Sebep mi, yukarıdaki satırlara bakın pliiis :)

  15. Sevgili Chuck, yazının ilk paragrafına yüzde yüz katılıyorum. Çocukta yaparım, kariyer de … cümlesi kadar bana saçma gelen birşey yoktur. Olmuyor gerçekten. Ben de çalışıyorum ve 21 aylık bir kızım var. Neler yaşıyorum, kendi içimde nelerle savaşıyorum, nasıl herşeye yetişmeye çalışıyorum, nasıl yetişemeyince demoralize oluyorum, ben biliyorum. Tabi aynı şeyleri yaşayan herkes. Bir şekilde istemesekte bazı şeyleri kabullenmek zorunda kalıyoruz. Eşle yeterli vakit geçirememek, bebeklerimize başkalarının bakması vs. Hele de mükemmelliyetçi bir yapı varsa kadın da, kabullenmekte çok zor. Eşler ilk planda olmalı evet bence de çok doğru ama bunu başarabilmek öyle zor ki..

  16. Sayın chuck;
    hem haklısınız hem de haklı değilsiniz bence. Bende çalışmış bir anne çocuğuyum ve 8 yaşında babasmı trafik kazasında kaybettim. Annem yıllarca babamın işi bırak baskısına dayanmış ve çalışmaya devam etmiş. Babam vefat edince ben ve ağabeyim o da 10 yaşındaydı annem çalışıyor olduğu için kimseye muhtaç olmadık. Babam serbest meslek yaptığı için sadece bağkur maaşı kaldı o da tam anlamyla 3 kuruş denebilir. Şimdi ben ve ağabeyim üniversite mezunuyuz ve çalışıyoruz. Annem çalışmıyor olsaydı nasıl bir hayat bekleyecekti bizi? Böyle bir gerçekle büyüdüğüm için çalışıyorum.2,5 yaşında kızım var hem iş hem ev çok yoruluyorum. Benden gidiyor her geçen gün gece yastığa başımı koyduğumda bu vücut benden hesap soracak diyorum. 5 saatlik uykuyla yaşıyorum. Herşeyi düşünmek lazım. Keşke devlet çalışan kadına 3 yıl yani kreş yaşına kadar yarım ücretli izin verse bizde o kıymetli 3 seneyi çocuğumuzla doya doya geçirsek.Küçük yaşlarda bakıcı ve kreşle tanışmasalar.

  17. Elif Hanım merhaba,
    bekarım, çocuğum yok.. Ama sitenizi keyifle okuyorum.. Kalbimi ısıtıyorsunuz.. Teşekkür ederim.. Hoşçakalın.. Ve lütfen bu blogdan hiç vazgeçmeyin..

  18. Evet yazı çok güzel..Ama birde yaşadıklarımız var…Herkeste kendi yaşadığı sorunlar üzerinden bakar çözümlere.Ben 15 yıllık evliyim..Çok sakin ve sabırlı bir insanımdır.. Sesimi yükseltmekten hiç hoşlanmam.Karşımda da aynı ses tonuyla konuşan kişi isterim.. Çocuklarımda var.. Tabi ki çocukları büyütme esnasında eşler birbirlerini oldukça ihmal edebiliyor..Bence burada yapılması gereken ihmal edildiğini hisseten tarafın bir adım atması gerekir.Çünkü diğer taraf belli bir uğraş yetiştirme gayretinde olduğu için bazı şeyleri atlayabilir.. Evlilikte eşlerin birbirlerine düşüncelerine ve ilgi alanlarına karşılıklı saygı göstermesi gerekir.. Birbirlerine birazda olsa nefes alabilecekleri alanlar bırakmalıdırlar..Biz evliyiz artık senin bir hayatın olamaz biz ne yaparsak birlikte yaparızın dışına çıkmalılar. Gerektiğinde kadında koca da kendisini mutlu eden sosyal faaliyetlerde bulunabilmeli..Kendini huzurlu hissettiği arkadaşlarıyla birlikte olabilmeli. Eşler tek tek mutlu ve huzurlu olabilmeli ki birbirlerine ve çocuklarına de o mutluluğu enerjiyi yansıtsın..Dedim ya 15 yıllık evliyim ve benim ne enerjim ne de mutluluğum kalmadı..İyi niyetim sabrım 15 yıl sonunda patladı artık…Evlilik çok güzel bir kurum ama bunun kıymetini bilerek ve karşılıklı saygı göstererek sürdürülmesi gerekir.. Belki ilerde sorunlarımı da anlatırım..

  19. aile konusunda haklısınız ama ben size kendimden örnek vermek istiyorum.Ben daha 2 buçuk senedir evliyim fakat evlendiğim ilk günden beri ağlıyorum , bunun sebebi eşim tabiki.ben hiç cicim ayı yaşayamadım.eşim evliliğin ne olduğunu idrak etmeden evlenen daha doğrusu bunu oyun gören biri çıktı.ve kendi içinde tedaviye ihtiyacı olan hareketleri var. ilk zamanlar bunu gördüğümde ona uygun bir dille hareketlerini düzeltmesi konusunda tavsiyelerde bulunmam onu biraz değiştirmişti ama bu çok uzun sürmedi tabi evlendikten sonra herşey bitti. neden mi boşanmadım istedim ama o boşanmak istemedi. şuan artık o syagı sevgi ve benim ona güvenim hiç kalmadı. çünkü verdiği sözleri tutmaz anı kurtarmak için söz verir ve bana yalanda söyler. açıkçası ben onunla insan içine çıkmaya bile utanıyorum çünkü sürekli saçmalıyo 26 yaşında bir adam gibi davranamıyo malesef. ben aileme sorunlarını açan biri değilim aslında ben kimseye kendimi anlatamam genelde herşeyi içimde yaşarım ama artık çok doldum.neyse ben aileme anlatamam fakat onlar benim karakterimi bilidikleri ve beni tanıdıkları için mutsuzluğumun farkındalar çünkü bazı patlama noktalarımda durum onlara da yansıdı.tabi yaşadıklarımın belki yarısı bile değil. işin ilginç tarafı onun ailesi de beni haklı buluyor. madem bu kadar sorunların var boşan da derseniz ne yapacağımı bilmez haldeyim çünkü evliliğin tek güzel yanı bir yaşında bir kızım var. ama ona rağmen boşanmayı hala düşünmüyo değilim.ileride eşimin onada yalnış örnek olmasından korkuyorum, psikolojisini etkilemesini hiç istemem….