Daha önce pastörize sütü tercih eden bir annenin paylaşımlarından sonra, bugün de çiğ süt tüketen bir annenin yanıtlarıyla devam ediyoruz.
Filiz Morkoç, 38 yaşında, çalışan bir anne. Aklımdakiler adında bir blog tutan Filiz’in 3,5 ve 1,5 yaşlarında iki oğlu var. Sorularımı şöyle yanıtladı:
Ne tür süt tüketiyorsun? Neden?
Ben kendim ve ailem için çiğ süt tüketmeyi seçen, bunu yaparken de internetten bol bol faydalanan biriyim. Ben de öncelikle farklı görüşler içeren uzman yazıları okudum. Bunları araştırırken endüstriyel olarak işlenen sütü ya da çiğ sütü savunan sayısız uzman, doktor ve hatta profesöre ait yazılar bulmanız da mümkün tabi ki.. Ancak biz vakti zamanında Çernobil kazasının hemen ardından bölgede kameralar önünde çay içen ve “bakın ben içiyorum, siz de için, güvenlidir” diyen bakanları da gördük bu ülkede.. Dolayısıyla ünvanı ne olursa olsun, duyduğumuz ve hatta gördüğümüz her şeye güvenemiyoruz artık.. Özellikle benim şahsi kanaatim odur ki, marketlerde satılan ürünlerin büyük bir çoğunluğu ne yazık ki üzerinde yazdığı kadar masum ve sağlıklı değiller… Malesef süt ve süt ürünleri de bu gruba girmektedirler..
Bebeğine ne zaman süt ve süt ürünleri vermeye başladın?
Her iki oğlum da ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslendiler. 6. aylarını doldurduktan sonra ise yavaş yavaş ek gıdalarla tanıştılar. (Toplamda iki oğlum birden 32 ay anne sütü almaya devam ettiler) Bu gıdaların içinde bence en önemlisi yoğurt idi. Doktorumuz “yoğurdu evde kendin mayala, dışarıdan alma” dediğinde ise beni başka bir soru bekliyordu. Hangi sütü alacaktım ?
İşte çiğ sütle tanışma maceram o zaman başladı. Evde yoğurt yapmak için iki seçeneğim olduğunu gördüm, ya şişe günlük süt alacaktım, ya da bir yerlerden çiğ süt bulacaktım. (Çünkü UHT sütlerle yoğurt yapmak mümkün değildi ve aslında bu bile çiğ süt kullanmak için yeterli sebepti benim için)
Biraz daha araştırınca, Silivri’de bir çiftlik çıktı karşıma. Sahibesi bu işe gönül vermiş, kendine The Sütçü diyen, ineklerinden “kızlarım” diye bahseden, idealist ve genç, eğitimli, modern bir kadındı. Hemen doktorumla temas kurdum, “ben çiğ süt alabilir miyim?” dedim. “Güvenilir bir üretici bulursan elbette” dedi. Doktoruma bu çiftlikten ve sahibesinden bahsettim. O da başka hastalarından duyduğunu ve memnun kaldıklarını söyledi. Böylece doktor vizesini de alıp gönül rahatlığı ile bu idealist modern sütçünün müşterisi oldum.
Çocuklarım 8-9 aylık olana kadar bu sütle yaptığım yoğurtları, muhallebileri yediler. Daha sonrasında ise yine doktorumun onayıyla bir yaşına kadar sulandırılmış olarak, 1 yaşından sonra ise sek olarak bu sütü içmeye başladılar. (Evet doktor onayıyla çocuklarıma 1 yaşından önce bu inek sütünü sulandırarak verdim)
Diğer süt ürünlerini nasıl temin ediyorsun? Örneğin, evde yoğurt yapıyor musun, hazır yoğurt mu tüketiyorsun?
Haftada ortalama 10 litre süt tüketiyorum. Gelen sütü hiç bekletmeden bir taşım kaynatıp, dolaba koyuyorum, Ertesi gün önce kaymağını alıp, bazen kaymak olarak bazen de ev yapımı tereyağı olarak küçük oğlumun kahvaltısına, büyük oğlumun tostuna ya da krebine ekliyorum.
Aldığım sütün 5 litresini zaten içiyoruz, kalanının 3 litresini de yoğurt yapıyorum her hafta. Böylece ailecek dışarıdan hazır yoğurt almamaya, zaten hazır yoğurtları da beğenmemeye başladık.. Olur da özellikle yaz aylarında içmek için ayırdığım süt bozulursa ya da yoğurt çok ekşirse bunları da biraz sirke yardımıyla kestirip peynir yapıyorum. Yeni süt gelene kadar evde süt ya da yoğurt kalmadıysa cam şişede satılan günlük sütlerden ve organik yoğurt satın alıyorum mecburen.
10 litre sütten yapılan ev yapımı tereyağı maalesef evimizin genel ihtiyacını karşılamadığı için evin diğer tereyağ ihtiyacını da Aydın’daki başka bir kadın girişimciden temin ediyorum. Yani ben marketten mecbur kalmadan hemen hiç süt, yoğurt ya da tereyağı almıyorum.
Bizim neslin büyük çoğunluğu çiğ sütle büyüdü. Sence o zamanki çiğ sütle, şimdiki çiğ süt farklı mı?
İlk sütüm evime geldiğinde hemen büyüklerime danıştım. Bir anne olarak ilk kez çiğ sütle tanışmıştım ve ne yoğurt yapmayı ve ne de nasıl kaynatılıp saklanacağını filan hiçbir şey bilmiyordum. Annem ve hayatı büyük bir bölümünde çiğ sütle haşır neşir olan kayınvalidemden sütle ilgili tüyolar elde ettim. Ayrıca ikisi de sütün kalitesine bayıldılar. Dediklerine göre yıllar önce kapıdan aldıkları çiğ sütten, kendi hayvanlarından sağladıkları çiğ sütten hiç farkı yokmuş bu sütün.
Son zamanlarda basında çıkan piyasadaki sütlerin güvenilir olmadığı, içinde kanser kalıntıları olduğu, vs. gibi haberler konusunda ne düşünüyorsun?
Son zamanlarda basında sıklıkla görülen hazır sütlerle ilgili haberleri ise her anne gibi çok üzülerek, korkarak ve şaşkınlıkla izliyorum. Para hırsı sebebiyle halk sağlığını hiçe sayan insanları yaşadığı bu memlekette dünyaya getirdiğim iki çocuğum için endişe duyuyorum. Kendi adıma hazır süt, yoğurt, tereyağı kullanmadan çocuklarımı besleyebildiğim için de kendimi şanslı sayıyorum. Ancak birazcık araştırma ve hafiyelikle yine de sağlıklı ve doğru gıdaya ulaşılabileceğini, bunun her ne kadar aile bütçesiyle de alakalı olsa da tahmin edildiği kadar masraflı bir süreç olmadığını düşünüyorum.
Bu konuda son olarak paylaşmak istediğin bir şey var mı?
Son olarak çevremdeki insanlar tarafından “pimpirikli, psikopat anne” yaftasının sürekli enseme yapıştırıldığını ve bazen şakayla bazen de ciddi olarak sordukları “Sen şimdi çocuklarını böyle sütlerle, yoğurtlarla besliyor, şekerden, çikolatadan, cipsten uzak tutuyorsun ama nereye kadar?” sorusuna buradan tekrar yanıt vermek istiyorum:
Evet biliyorum şu anda küçük olan çocuklarımın tüm gıdalarını kontrol edip, onları istediğim gibi yönlendirebilme şansım var ve büyüdüklerinde en basitinden okula başladıklarında okul kantininden alacakları şekerli içecekleri, meyvalı (!) yoğurtları, çikolataları, patates kızartmalarını yemelerini engelleyemeyebilirim.
Ama şimdi elimden geliyorken, bütçem yettiğince onları sağlıklı bir şekilde beslemek ve asıl önemlisi belki de sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmalarını sağlamak boynumun borcudur.
Bunun için sütü Silivri’den, tarhanayı Trakya’dan, tavuğu, yumurtayı organik pazarlardan, Zeytinyağı ve zeytini Küçükkuyu’dan, peyniri ve balı Kars’tan, tereyağını, meyvayı, sebzeyi Aydın’dan getirtmem, erişteyi babaanneye yaptırıp, ekmeği kendi mutfağımdaki ekmek makinasında yapmam gerekiyor ama çocuklarım söz konusu olduğunda “adam sende” ci olamıyorum.
Dedi Filiz. Ve konuyla ilgili, kendinin faydalandığı aşağıdaki linkleri de paylaşmamı istedi.
- http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1808:kutu&catid=42:suet&Itemid=401
- http://www.sutplatformu.com/Haberler/98-UHT-Kutu-Sut-Gerceklerini-Okumadan-Marketten-Kutu-Sut-Almayin.html
- http://www.bodytr.com/2009/04/kutu-sutu-savaslari.html
- http://www.sportmeniz.biz/archive.asp?kid=55
- http://www.sutplatformu.com/Makaleler/60-Kutu-Sut-Mu?-Acik-Sut-Mu?.html
Umarım Filiz ve Pelin’in paylaşımları biraz olsun fikir verebilmiştir. Her ikisine de görüşlerini paylaştıkları için teşekkür ederim. Sizlerin de düşüncelerini duymaya devam etmek isterim.









Merhaba, bu yaz gerçekten faydalı oldu, henüz çocuğum yok ama ileride çok dikkat etmem gereken hususlar görmüş oldum, ,
Ayrıca şunu hepimiz biliyoruz ki, kutu sütlerle yoğurt bile yapılamıyor, bunun nedeni, süte mayalanmasın diye katılan bir maddeymiş.. Daha neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum…
Ben de aynı çiftlikten 4 yıldır çiğ süt alıyorum. Oğluma neredeyse hiç kutu süt içirmedim, gönlüm rahat.
)
Filiz Hanım, birçok kişi üzerine vazife olmayan konularda yorum yapmaya bayılıyor nedense. Biz dediğiniz gibi çocuklarımıza sağlıklı beslenme konusunda azıcık bile olsa birşeyler veriyorsak kardır. Koruyabildiğimiz kadar koruyalım, nasıl olsa ilerde kendileri her türlüsünü alıp yiyecekler diye salacak halimiz tabiki yok…. Çiğ sütümüzü lıkır lıkır içelim, çocuklarımıza da içirelim…
sonuna kadar, noktasına virgülüne kadar katılıyorum…aynı yolda ilerliyorum…sütümü çiğ alıp kaynatıp hem içiyorum hem yogurt yapıyorum…oğlum da çok seviyor…eve gelen misafirlerinm oğluma getirdiği çikolata şeker vb. gibi şeyleri “kibarca” oğluma yedirmediğimi açıklıyorum (her nekadar inanamayan gözlerle baksalar)…bende bunu ne kadar kontrol edebilirim emin değilim gittiği yere kadar yapmakta kararlıyım…
Sevgiler
Kazakistan’ın Almaty şehrindeyim.Ne çiğ süt,Ne günlük süt bulabiliyorum.pekala uht sütten yoğurt yapıyorum ve gayet güzel tutuyor…şimdilik yapabileceğimin en iyisini yapıyorum…
Biz yurtdisinda bu konulara-tartismalara cok uzak kalmisiz. Ve sanirim “Fransiz” bilim adami Louis Pasteur’den beri de Cig/Uretim asamasinda pastorize edilmemis sut yok. Yani bizim bastan boyle bir alternatifimiz olmuyor. Biz saglik acisindan organik-ekolojik-yerel de uretilmis urunleri tercih ediyorsak da, burda ki diger bir onemli kaygi ise “insan sagligi kadar diger urunleri cevreye olan zararlarini azaltmak icin/bir hayat tarzi-politik secim olarak bircok kisinin organik/yerel urun kullanmasidir.” UHT-raf omru uzun sutler misal 2-3 taze kalabilen gunluk sutlerden cok daha ucuz. Toplu alisverislerinde evine kutu kutu alip depolayan arkadaslarim var. Biz cok buyuk alisveris yapmayi-depolamayi sevmedigimiz icin gunluk sut vs. aliyoruz.
-
Baska bir konu ise ekonomik olarak “herkesin organik-ekolojik” urunleri kullanmasina da imkan var mi? Bazen bu tartismalar en temelde cocugunun karnini doyurabilme ihtiyacinda olan aileleri cok mu zor durumda birakiyor. (ABD’de ki obesite vakalarinin alt gelir gruplarinda yayginlasmasi, sagliksiz yasam tercihlerinin zorunluluk olmasi vs. konular gercekte de cok aci). En guzel elbise, en cok oyuncak, en guzel tatil, en iyi okul yarisina birde en ekolojik-organik aile olma yarisi mi eklendi diye soruyorum. Saglikli yasami herkesin hakki oldugu, hele ki secme hakkini kullanamayan her cocugun en temel hakki oldugunu nasil basaracagiz. Bunu esitce nasil basaracagiz bilemiyorum…Eskiden okullara SEK, Taris ögrenciler icin yumurta-findik-kuruuzum vs. -gonderirdi. (en azindan ben ilkokuldayken tecrube etmistim.) Keske ufakta olsa oyle cabalar iyi beslenme aliskanliklari tekrar gundeme gelse.
2 sorum var: a) Etrafindan cocuklari icin en iyi secimi yapan aile, en saglikli aileyiz gibi bir baski hissedenleriniz oldu mu?
b) Acaba ebeveyinlik konusunda geri mi kaldim diye paniklediginiz anlar oldu mu?
Elif, belki bu da ayri bir konu olur yazmak icin….ama belki cvp verenler olur simdiden….
Sut konusuna donersek: Gungör Uras’in Milliyet’te bir yazisi denk geldi. Belki bu konuda ki tartismalara bir katkisi olur diye ekliyorum.
http://ekonomi.milliyet.com.tr/sutte-mikrop-vardir-ama-/ekonomi/ekonomiyazardetay/24.01.2012/1492968/default.htm
Slmlar…..
Devrim, enteresan bir konuya parmak basmissin, hissettigimiz cocuklarimiz icin herseyin en iyisini yapma baskisi (baskidan cok istegi) icsel bir motivasyonla, bilgilenme istegiyle, bilinc düzeyiyle orantili biraz bence. Egitim düzeyi, ekonomik durumu iyi olup, “ignorance is a bliss” mottosunu benimsemis arkadaslarim var, böyle kaygilari oldugunu görmüyorum, bilgilerimi paylasirsam, ya da fikrimi acik edersem, kendilerinin rahat ebebeynler olduklari, benim takik oldugumu ima eden geri dönüsler aliyorum. Bazen sosyo-ekonomik durumun ötesinde seyler de var sanki. “Saglikli yasami herkesin hakki oldugu, hele ki secme hakkini kullanamayan her cocugun en temel hakki oldugunu nasil basaracagiz. Bunu esitce nasil basaracagiz bilemiyorum…” demissin, kaygilarini paylasiyorum, bunlarin mümkün oldugu bir dünya hayal ediyorum cocuklarimiz icin.
Katılıyorum Çiğdem, bu bir iç motivasyon.. yoksa kimmsenin üzerimde böyle bir baskı kurmaya çalıştığına şahit olmadım henüz…
Ayrıca son paragrafta yazdığım oradan buradan alınan ürünlerin çoğu, istanbulda bir marketten alacağınız fiyattan daha uyguna geliyor.. Sadece organik tavuk ve aydından gelen sebze-meyve daha pahalı.. Onları da açıkçası biz değil, çocuklar tüketiyorlar genelde..
Ben de aynısını söyleyecektim: Fransa’da durum nasıl bilmiyorum ama Türkiye’de yerel beslenmek marketten alıp depolamaktan çok daha ucuz. Çiğ süt kutu sütten daha ucuz. Çiğ sütten yoğurt yapmak, hazır yoğurt almaktan daha ucuz. Organik pazardan alışveriş yapıyorum ve kesinlikle Mİgros’tan alışveriş yapan akrabalarımdan daha az para harcıyorum sebze meyveye.
Ayrıca ben çocuğum olmadan önce de sağlıklı besleniyordum. Fransa’daki kanser oranlarını bilmiyorum ama çevre baskısından daha çok kanserli yakınlarımın varlığının baskısı organik beslenmek konusund aitici motivasyon oldu bende şahsen.
Devrim, ikinci soruna yanıtım evet, ama birincisini tam anlayamadım desem? Biraz daha açabilir misin?
süpersiniz Filiz Hanim, hemen takibe aldim blogunuzu, kaydettim faydali linkleri, Elif’e de böyle kesifler yapmamizi sagladigi icin bir kez daha tesekkürler, ellerinize saglik.
Teşekkürler Çiğdem hanımcım… Her daim beklerim.
Meraklısına bir de radyoda “Yeşilin Aslı” programında konuk olarak bulunduğum ses kaydının linkini vereyim o zaman…
http://p1.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F17939183
merhabalar bu yazı gercekten cok ama cok yararlı oldu cok tesekkur ederım elif hanım .çig süt tüketen bir anneyım bende ama sadece yogurt yapımında artık ogluma içirmek de istiyorum.21 aylık şu anda gec bıle kaldıgımı düşünuyorum filiz hanımın söleydıklerını okuyunca. Şimdi bir konuda yardımınıza ihtıyacım var Filiz hanım’ın sütünü iç rahatlıgıyla aldıgı The sütçüyle nasıl ulasabılırım şimdiden tesekkur ederım
Ayşe hanım, teşekkür ederim. The sütçü ile temasa geçmek için thesutcu@gundonumu.biz.tr mail adresini kullanabilirsiniz..
Kendisinin bir dağıtım ağı var zaten. ancak yeni sütseverlere hizmet vermek için mevcut ağını bozmadan emin adımlarla büyümek istemekte haklı olarak.. Kapı teslimi hizmeti için de bir süre gerekli(yazışma,rota belirlenmesi,dağıtım sırası,keşif..vb). Bu bilgiler ışığında kendisiyle temasa geçerseniz, elinden geleni yapacağından eminim…
Filiz hanım süpersiniz ama bu insanların bize takık anne gözüyle bakması, sürekli şeker çikolata yedirme istekleri ne olacak?? kendi aileme bile anlatamazken başkalarına nasıl anlatacam??
İpek hanım, teşekkürler.. Bahsedilen insanlardan öyle çok varki ben savaşmaktan yoruldum onlarla, her böyle abuk fikir beyanlarında hı hı deyip geçiyorum açıkçası.. Size de aynısını tavsiye ederim…
Ben de “yalan” söylüyorum. Kızımda “diabet riski” olduğunu söyledim, rahat ettim. Çikolata vermek isteyen de sadece bitter çikolata verebiliyor. Çocuk da onu fazla tüketemiyor zaten.
Filiz hanım hani demişsiniz ya okulda yapabilecekmiyim diye çocuklara neyi nasıl veirseniz onu alıyorsunuz oğlum 3. sınıf tam zamanlı devlet okulunda halen harçlık istemiyor kantindne alışveriş yapmak için oluyorki gün oluyor o gün öğle yemeği için eve gelemeyecek anneanne evde karşılayamacak ayda yılda bir verdiğimiz harçlıklar sadece tostunu alıp üstü geri geliyor… Ama şu varki büyüdüklerinde anne ile çatışma yaşamaya başaldıklarında annein bu hassasiyetini bilince anneyi kızdırmak için “ben zararlı şeyler “yemek istiyorum dediğide oluyor:))Zararlı ne istersin dediğimde ne isteyeceğini bilemediğide:)))
Esra hanım, en büyük hayalimdir zaten çocuklarıma bu bilinci aşılamak…
http://www.ntvmsnbc.com/id/25305833/
NTV de dün gezinirken üstteki linkte bulunan yazıya rastladım. yazıda hiç süt içilmemesinden bahsediyor. bunun yerine ev yapımı yoğurdu ve kefiri öneriyor.
Yazıdan bir bölüm:
“Benim çevremde insanlar zorla süt içiriyorlar…
Kesinlikle yanlış. Bir kere sütü sıcak işlemden geçiriyorsunuz, içindeki vitaminler, enzimler kayboluyor. Sonra bizim ırkımız süt içmeye çok uygun değil. Sütün şekerini vücudumuz zor sindiriyor. Onun için birçok çocukta süt mide bulantısı yapabilir. Tabii bir de bağırsaklarda iyice parçalanmadığı için süt bir numaralı alerjik gıdadır. En fazla alerjik olan besinler evrimde insan diyetine en son giren gıdalardır. Bunların başında bebeğin annesinin sütünü değil başka hayvanların sütünü içmesi gelir, ikincisi ise buğday glutenidir. Üçüncüsü de baklagillerdir. Bu yüzden de baklagilleri, nohutu, kuru fasulyeyi iki gün suda bekletmek gerekir. 8 saatte bir suyunu değiştirerek… Mercimeği de mutlaka suda bekletmelisiniz ama o kadar fazla değil.”
Sevgilerimle…
Öncelikle şunu belirteyim, bende oğlum için çiğ süt kullanıyorum. Kendi kaplarımı veriyorum. Pazertesi ve perşembe haftada iki gün olmak üzere sabah sağdıkları sütü kaynatılmamış bir şekilde üçer kilodan haftada toplam altı kilo alıyorum. Beş kilosu yoğurt oluyor, hepsini oğlan hüpletiyor. Hala anne sütü aldığı için pek içmek istemiyor. Zaten iki günü geçtiyse bende pek içirmek istemiyorum, döküyorum. Yani pazertesi aldığınız sütü taze süt diye cuma içirmek pek doğru değil, kaynatsanızda hala üreyen m.o kalır ve 5 günün sonunda belli bir konsantrasyona ulaşırlar. Bozulma açısından yoğurt biraz daha masum bir hafta gidebilir. Uygun şartlarda çiğ süt gerçekten günlük, haftalık değil kullanabiliyorsanız tabiki güzel birşey ama pastörizasyon hala kaynatmaya göre daha güçlü ve etkili sterilizasyon yöntemidir. Günlük pastörize sütler kötü kanser yapıyor diye insanları ajite etmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Kapılarda satılan toplama sütlere göre kesinlikle pastörize günlük sütler tabiki daha iyi. Bu siteyide takip eden bir çok anne var, kapılarda satılan toplama sütlerden uzak duralım lütfen…. Birde belirtmek isterim, peynir yapıyorsanızda lütfen kaynattıkdan sonra yapın. Bazı bölgelerde, köylerde ılık sütle peynir yapılır ve bu yolla bulaşan, aldığınız köy peynirlerinde alıyorsanız eğer, hala ülkemizde salgın olan hastalıklar mevcut. Sevgilerle…
Selcan hanım kesinlikle katılıyorum yazdıklarınıza, eğer kaynağından emin değilsek, görerek denetleyerek elde edebileceğimiz bir yer değilse sütün kaynağı, kapıdan süt almak bence de çok risklidir.
Özellikle şunu belirtmek isterim ki benim bu konuda içim rahat çünkü ;
* İneklerin yediği yemlerin hazır alınmadığını, gerekli silajların/karışımların her gruptaki inekler
için (doğum yapmamış olanlar, gebe olanlar, doğum yapanlar vs..) ayrı ayrı formüle edildiğini,
ve ineklerin havaların müsait olduğu zamanlarda kendi otlaklarında zaman geçirdiklerine
şahit olduk.
* Sağımdan önce her ineğin memelerinin olması gerektiği gibi temizlendiğini, sağımın el
değmeden, günde iki kere, müzik eşliğinde, makinalar yardımıyla yapıldığını, sağılan sütün
direk olarak soğutma kazanına gittiğini ve depolandığını gördük.
* Herhangi bir sebeple antibiyotik tedavisi gören ineklerin sütlerinin ayrıca sağılarak imha
edildiğini öğrendik.
* Ayrıca bu çiftlikteki sürü, Türkiye’de ilk ve tek olarak 8 senedir “Hastalıklardan Arı”
sertifikasına sahip oluyor.
* Sağılan sütün yine el değmeden pet şişelere dolumunun yapıldığını ve kapaklarını ilk kez bizim
açacağımız şekilde kapatıldığını ise zaten biliyoruz her hafta gelen sütlerden..
Köy peynirlerinin ise 2 ay süre ile mevcut sularında bekletilmeden tüketilmeleri çok risklidir bildiğim kadarıyla. ama 2 ay beklett,ikten sonra yerseniz brusella riski ortadan kalkıyormuş..
Filiz hanım siz şanslısınız, söylediğiniz şeylerin sağlanıyor olması çok güzel, birde pastörize etseler tam olurmuş:))) Bunu vurgulamak lazım kaynağından emin değilsek pastörize günlük sütleri tüketmek lazım. Benim şu an yaşadığım yere günlük pastörize süt gelmiyor. Bende söylediğiniz şeyleri kendi imkanlarımla sağlayarak buranın bir köyünden getirtmeye çalışıyorum. Kendi denetimimi kendim yapıyorum:)) Çocuklarımıza doğal şeyler yedirmek çok güzel, çocuklarımızın hakkı olduğunu düşünüyorum. Biz bukadar kirli bir dünyada büyümedik daha doğal ve gerçek organiklerle büyüdük. Ama doğal diyede herşeye atlamamak köyden gelen herşey temizdir diye bakmamak lazım, kendi denetimimizi kendimiz yapmamız lazım.. Hala hayvanlarını aşılatmayan, hasta hayvanlarının ürünlerini satan insanlar var. Brucella iç anadolu, doğu anadolu ve güneydoğu andolu bölgesinde endemik ( kaldıki hayvanlarda aşıylada önlenebilecek bir hastalık) ve peyniride uygun şartlarda yapmaya biliyorlar. Dikkat etmek lazım..Brucella % 10 luk tuzlu salamura suyunda 1,5- 2 ay, %17 tuzlu salamura suyunda 1 ay yaşayabilir. Daha doğal güzel bir dünyada yaşamak ümidiyle…
bizim sütümüz anneannemin köyünden geliyor. annem bile bu sütü aldığımız teyzenin sütleriyle büyümüş. ben çoğunu yoğurt yapıyorum. içmek için de günlük süt alıyorum. bazen süt alamamışsam yoğurdumu buradaki yerel ürünler satan bi marketten alıyorum, hakiki manda yoğurdu ve çok da lezzetli oluyor. tereyağını bazen kendim yapıyorum, bazen de yine güvendiğim bir yerden Trabzon tereyağı alıyorum.
sanırım çok takıntılı değilim, çocuklarım günde 250 ml. süt içerler. sütü en çok ben tükettiğim için galiba buna çok takılmayışım. ama imkan dahilinde en doğalına yönelmeye çalışıyoruz.
bu arada kefiri ben de çocuklarıma içiriyorum, içine muz karıştırıyorum. kefiri de kendim yapıyorum ama ben içemiyorum maalesef tadına alışamadım.
küçük bir öneri: yoğurdun suyu çok faydalı, sabah aç karnına içip çocuklarınıza da içirebilirsiniz, hele ki çiğ sütten yapılan yoğurdun suyu mükemmel bir şifa kaynağıdır.
benim gordugum bu konudaki tartisma aslinda iki koldan gidiyor. birisi mandiranin temizligi, ikincisi de bizim sutu evimizde kaynattigimizda buyuk sirketlerinki kadar bakteri yok edip etmedigimiz.
benim verecegim ornek de mandiranin guvenilirligi ile ilgili. ustune ustluk cig sut iciyorum diyenlerin yanildiklarini da soyleyebilirim. neden mi? benim yasadigi yerde (abd) ciftlikten aldigi sutu cig olarak tuketenler var. kaynatmadan. oylece inekten sagildigi gibi, likir likir iciyorlar.
amerika’da pek cok eyalette cig sut satmak yasak. bazi eyaletlerde izin veriliyor. izin verilmeyen eyaletlerde de insanlar soyle bir cozum bulmuslar: mandira sahibiyle anlasma imzalayarak inek hissesi aliyorlar. sonra da o hisselerin getirisi olarak her hafta sut aliyorlar. tabii inegin bakim parasi olarak da her ay bir para odeniyor. boylece kanundaki bosluktan faydalanarak isteyen cig sut satin alabiliyor.
ben de bu sekilde 30 yildir sut satan (dogal yem veren, butun gun disarda tutan) bir mandira ile anlastim. mandirayi bulmama yardim eden kisi yaklasik 15 yildir oradan sut alan birisiydi. kendisi gibi 30-35 kisi daha vardi, sutten hastalanan, bakteri kapan oldugu duyulmamisti. tabii bunun disinda arastirma da yaptim, forumlari okudum, gittim mandirayi, dolum yerini, inekleri (hepsinin bir adi var) gordum, gida guvenligi ile ilgili ne bulduysam okudum vs.
benim dahil oldugum grup weston a.price vakfina bagli bir grup. kendi prensiplerine gore havyansal gida agirlikli beslenmeyi savunuyorlar. onlara gore sut de cig tuketilmeli. ben sadece sut grubuna dahil oldum; aldigim sutu kaynattigimi soyledigim zaman arkadasimin gozleri hayretle buyudu “kaynatinca icindeki yararli bakterileri olduruyorsun,” dedi.
gida guvenligi endiselelerini cok hakli buluyorum. mandiranin temizligi ve bakimi cok ama cok dikkat isteyen bir sey. sut sagilirken, dolum yapilirken ya da depolanirken bir anlik dikkatsizlik, omur boyu bakteri tasimamiza sebep olabilir, hayati tehlikesi de var. bence ciftlik sutu alanlarin bunu iyi dusunmesi lazim. turkiye’de elimizi neye atsak curukle karsilastigimiz icin karsilikli guven saglanmasi ne derece mumkun bilemiyorum. hem guvenmek zor, hem de o guveni devam ettirmek zor. allah sut alanlara da sut satanlara da kolaylik versin diyecegim.
isin bir de damak zevki kismi var. ciftlik sutunde sevdigim seyin ne oldugunu dusundugumde aklima ilk basta tadi geliyor. yagli olusu, homojenize olmamasi en cok hosuma giden seyler. yogurt, arada tereyagi da yapiyorum. kaymagi da cabasi. cocuklarimin da sutun bu tadini bilmesini istiyorum. taze sut ictikten sonra maalesef kutu sutu su gibi geliyor artik. sulandirilmis meyve suyu gibi.
Terken hanım,
Çiğ sütün kaynatılmadan çiğ olarak içilmesiyle ilgili olarak da çok laf ediliyor. Ben izninizle aynı sorunun The Sütçü hanım tarafından verilen cevabını paylaşmak istiyorum sizinle :
Diyor ki The Sütçü Hanım :
“…ne bir doktorum,ne bir gıda mühendisi. İnekleri olan,çiğ süte aşık bir kimseyim sadece. Dilim döndüğünce bilebildiklerimi yazayım . Sorduğunuz soru değil ülkeyi tüm dünyayı ikiye bölmüş bir sorudur.
Bilinmesi gereken önemli temel bilgi: Çiğ süt “yaşayan”bir hammaddedir. bulunduğu ortamı ve içerisindeki tüm canlıları mıknatıs misali içine çeker.
Çiğ süte dair benim bildiğim üç ana tehlike var :
1-inek sağlığı
2-sağım hijyeni ve sağım esnasında kontaminasyon
3-evde çiğ süt işlenirken ki kontaminasyon
1-Eğer ineklerde zoonoz hastalıklar varsa(verem,brusellosis..vb-zoonoz hastalıklar çiğ sütten insana bulaşan hastalıklardır.)çiğ süt tüketilmemeli. Benim ineklerim ülkemizde alınabilecek en prestijli sağlık sertifikasına sahipler. Ve bu sertifikayı(ekte günceli) 8 senedir her sene almaktalar.Yani her sene hepsine devlet eliyle tek tek kan testi yapılmakta,temiz çıktıkları için de “hastalıklardan ari sürü” sertifikasına hak kazanmaktayız.
Ancak bilinen bilinmeyen bir sürü zoonoz var;uygulama sadece en tehlikeli iki hastalığı taramakta.
2-Sağım hijyeni sütün iyi bir meme temizliği,kapalı bir sistemle sağımı ile ve sağımda kullanılan tüm araç gerecin doğru ısıdaki su ve kimyasallarla temizlenmesiyle sağlanır.Laboratuar da ölçümü çok basitdir.Leş bir sağımda 1ml de sayılacak mikrooraganizma adedi ile temiz bir sağımda elde edilmiş sütteki mikroorganizma adedi arasında dağlar bulunur.
—————Yönetmelik 1ml de 100bin adet ve altı canlı olmasını öngörür. Biz ise 15bin ve altını
hedeflemekteyiz.Geçen sene ortalamamız 8bin civarı idi……………
3-şişeyi açtınız;sütün nereye boşaldığı, neye değdiği ,ortamın dokusu.vb benim için koskoca bir bilinmez ama kesinlikle eminim ki oradaki ortam kültürü yaşayan çiğ sütü değiştirecektir.
Uzun yazdım;ben çiğ süt içmeye bayılıyorum. Ama düşünülmesin ki hiç kaynatmıyorum.Kaynatıp ta içtiğim de oluyor. Ben sağlıklı bir sürüden ve temiz bir sağımla süt ürettiğimi düşünüyorum.Bunun için çok çalışıyoruz
Ama KESİNLİKLE çiğ süt tüketilmesini önermiyorum. Çok tartışılan, bilinemezi olan bir konu. Kimsenin kılına benden ötürü zarar gelsin istemem. Kaldı ki yasalar çiğ sütün ısıl işleme tabi tutulmasını öngörmekteler.
Seçim sizin.”
filiz hanim ben de cig sutu denedim. denedigim sure icinde kaynatilmisla arasinda tad farkindan baska bir fark gormedim. [zaten siradan bir insan olarak baska ne fark gorebilirim ki?
] guzeldi tadi. belki bakteri kapmadigim icin sansli oldugumu soylemek de dogru olur, bilemiyorum. cocuklara cig sut icirmeye gelince, esimle beraber elimizden geldigi kadar sagliklarina yatirim yaparken bunun buyuk bir risk olduguna (gayet kolayca) karar verdik.
yaptiginiz alintidan anladigim turkiye’de devlet denetiminin kisitli oldugu (sadece 2 hastalik kaynagi taraniyor denmis?) turkiye’deki standartlardan haberim olmadigi icin sertifika konusunda bir sey soyleyemem. abd’de standartlarin varligi ve uygulanip uygulanmadigi bir problem olmaktan coktan cikmis. burada her konu gibi bu su konusu da artik kutuplasmanin oldugu siyasi bir mesele haline gelmis. annelerden baslayip supermarketlere, sut urunleri satan buyuk sirketlere, lobilere, hatta vatandas uzerindeki devlet denetiminin azaltilmasina kadar giden acayip bir tartisma var. ama zaten elif’in tartismaya actigi konu cig sut tuketimi degil de, tencerede kaynatilan sutun pastorize sayilip sayilmayacagi. pastorizasyonun tanimi sutun belli bir sure, sabit bir derecede isiya tutulmasi ise, buradaki soru bizim evde bu ortami saglayip saglayamadigimiz. kac kisi kucuk parmaginin yerine termometre kullaniyor?
evet annelerimiz bizi anneleri onlari “kapi sutu”yle buyuttu, biz bakteri kapmadik. ama sutten hastalik kapanlarin oranini bilmemize imkan yok, cunku boyle bir istatistik yok memlekette. ben onun icin guven meselesine degindim. kaynagina guvenen sutunu ya alip kaynatir, yahut kutudan/siseden bardaga bosaltir, hupletir. bakin mandiraya guvenmeyen var, sirketlere guvenmeyenler var, devlet denetimine guvenmeyenler var… ne olacak bu isin sonu?
… biraz “fenerbahce nasil kurtulur”a bagladim ama o da kume dusuyormus.
Filiz Hanım ve Elif Hanım yazı için teşekkür ederim
Yazilar ve yorumlar cok yararli ama okudunca biraz daha bilinmeze dogru yol aliyor ve anne olarak daha sorumlu tutuyorum kendimi. Belkide ne kadar az bilsek o kadar az kaygilanip tasalanacagiz…
Ben çiğ sütü hiç denemedim ama şu an günlük sütle yoğurdumu yapıyorum. Çiğ sütte olur da bir yanlış yaparım mikroplar kalır gibi bir korku var, belki de bu işi öğretebilecek bir büyük olmadığı için başımda ama teşekkür ederim bu yazı için de.