74 Yorum

“Ba”dan “Baba”ya

Geçen haftaki Babalara Açık Mektup yazısı, şimdiye kadar en çok okunan yazılarımdan biri oldu. Anladığım kadarıyla anneler sadece birbirleriyle değil, en çok da eşleriyle paylaştılar bu sefer. Babaların bir kısmı pek beğenmediler bu serzenişi. “Kapattırcaz o blogu”, “Ver bakayım adresini, ben bir operasyon düzenleyeyim”, “Ben de karşı blog açıcam” gibi çıkışlarda bulunan babalar olduğuna dair rivayetler var!

Ben de bu çıkışlar üzerine dedim ki:

Hey, hoop! Şşşş, babalar! Racona sığıyor mu böyle demek? Yazdınız da yayınlamadık mı? Hadi bakayım, pamuk eller klavyeye!

Tahminen o yazı en az birkaç bin baba tarafından okundu. Gel gör ki bu “Hadi yazın” çağrıma sadece birkaç baba yanıt verdi, şimdilik. Aşağıda onlardan birinin yazısı var.

İşin ilginç tarafı, aşağıdaki yazı, benim babalara açık mektubumdan çok önce kaleme alınmış. Ve ne tesadüftür ki, yine bir başka yazıma –Annelik toz pembe mi?– cevaben yazılmış – benim haberim yoktu. Her ne kadar aradan bir sene geçmiş de olsa gayet yerinde bir yazı olduğunu düşünüyor, lafı daha fazla uzatmadan kendini İçimdeki Dört Mevsim olarak tanıtan, 3,5 yaşında bir oğlu olan bu babanın uzun ama sürükleyen yazısına bırakıyorum.

***

Ba’dan babaya, babadan babama geçen babişko olma yolundaki 2 macera dolu yıl …

Geçen gün eşim benimle bir blog paylaştı: Blogcu Anne Sürekli beğenerek takip ettiği birkaç blogdan bir tanesi olan bu blogda yayınlanan son yazı, diğer yazılar gibi çok hoşuna gitmiş ama bu sefer benimle de paylaşmak istemiş. Yazıyı okudum. İki çocuk sahibi bir annenin hazırlayıp paylaşıma açtığı ve annelik temelinde yazılar olan oldukça başarılı bir blog. Eşimin bana gönderdiği son blog yazısı da çok güzeldi. Her şeyden önce içten ve birçok izleyicinin hislerine tercüman olan bir yazıydı. Ben çok beğendim.

Yazısının başlangıcında bir önceki yazısına atıfta bulunaraktan çocukları sonrasında sürekli erken kalkmak zorunda kaldığını, dizi veya film seyretmesindeki zorlukları, velhasıl çocuklarını çok seviyor olmasına rağmen eski hayatını da çok özlüyor olmasından bahsetmiş. Yazıyı okurken kesin bu yazıyı eşim yazmıştır diyesim geldi. O kadar eşimin hislerini yansıtan bir yazı idi. Onun bu yazısını beğenip destekleyen yorumlar bir hayli olmasına rağmen, blogcuanne’ye göre acımasız olarak nitelendirilen yorumlar da vardı. Hatta bu yorumlardan bir tanesini de okuyucularla paylaşmış. Söz konusu yorumu ben de okudum ve hemen belirtmeliyim ki ben de çok acımasız, duygusal, sübjektif  ve esneklikten uzak buldum. O kadar ki yorum “…Erkekler haklı, kadınlar bir türlü mutlu olmuyorlar” diye bitirilmiş. İfade sert ve acımasızdı da bence belki de açıklanmak istenen bu değildi. Daha doğrusu açıklanmak istenen yarım kalmış gibiydi. İşte bu nedenle karşı yorumu acımasız bulmakla beraber eksik de buldum.

Blog yazmaya karar verdiğim ilk anda aklıma gelen ilk şey Vivaldi’nin muhteşem Dört Mevsim Konçertosu oldu. İnsan hayatının ve ruh halinin iniş ve çıkışlarla dolu olduğunu, birbiri ardına takip eden dönemlerin olduğundan bahsetmiştim daha ilk yazımda. Yıl içerisinde süreklilik ve çeşitlilik gösteren mevsimler gibi yine aynı Dört Mevsim Konçertosunda yer alan küçük bölmeler gibi, her bir olay, her bir dönem, birbirinden bağımsız birer konçerto gibi farklı olabilmekte. Zaten sırf bu nedenle de duygu ve düşüncelerimi paylaşacağım bu sayfalar için Dört Mevsim metaforunu kullanmıştım ve  kişiselleştirerek “İçimdeki Dört Mevsim” demiştim.

Eşimin de benim de anne-baba olmadan önce başka birer hayatlarımız vardı. Mesela bol bol sinemaya giderdik. Ne de çok severdik dev akranda yüksek desibelli karanlıkta filmler seyretmeyi. Yemeğe çıkardık mesela. Evde yemek yapmak istemediğimizden, dışarıdan eve siparişlerde bulunurduk. Akşamları oturur şarap içerdik. Hele ki benim günlük oluşturmuş olduğum kutsal bir ritüelim bile vardı. Ertesi sabah erken kalkma derdimiz olmadan sabahlara kadar film ya da dizi seyrederdik. Hele ki 24 dizisini. Ne akşamları ve ertesi günleri o dizi uğruna heba ettik, ne uykusuz olarak işe gittik.

Eşimin aralıksız 8 saat uyumayı nasıl özlediğini en iyi ben biliyorum. Kimin olduğunu bile bilmeden konserlere gitmeyi en az onun kadar ben de özledim. Alışveriş merkezlerinde acele etmeden, amaçsız, zamansız, düşünmeden mağazalarda dolaşmayı, Beyoğlu’nu eşime sevdirme çalışmalarımı, boğazda rakı-balık hadi onu da geçtim en azından hafta sonları kahvaltı olayını ben nasıl özledim ki eşimi düşünemiyorum bile. Eşim de ben de arkadaşlarımızla buluşmayı özledik. En çok da “ne zaman uyanacağımız belli değil hemen yatmalıyız” dememeyi özledik belki de… Anne olmak çok zor. Baba olmaktan çok daha zor. Bunu biliyorum ve onu anlıyorum. Sürekli oğlumuz odaklı bir hayat sürmek de. Onun mutluluğu, huzuru, alışkanlıkları için sürekli düşünüyor, çaba sarf ediyor. Yemeklerini düşünüyor, kitaplarını, oyuncaklarını, internete her girişi oğlumuzla ilgili. Soluk almak istediği anlar olduğunu biliyorum.

Bununla beraber evlenmeden önce ikimizin birer hayatı vardı. Kendi evlerimize taşınmadan, hala anne ve babamızın evinde yaşarken de birer hayatlarımız vardı. Mesela benim askerlikten önceki ve sonraki hayatlarım vardı. Bugünkü çocuklu hayatımla karşılaştırıldığında marjinal ya da hareketli denilebilecek bir evlilik öncesi hayatım vardı. Evlilik öncesi hayat evlilikle, çocuksuz evlilik hayatı ise oğlumuzla bir son buldu. Dönemler kapandı ve yeni dönemlere giriş yapıldı. Hepsi kendi isteklerimiz ve tercihlerimizdi. Dayatma olmadan hür iradelerimizle alınan kararlardı. İşte sorgulanması gereken de bu nokta aslında yoksa uykusuz ya da dizisiz geçirilen geceler değil.

Önceleri yalnızca kendimize karşı sorumluyduk. İstediğimiz hayatı olabildiğince yaşayabiliyorduk. Sonra sevdik, anlaştık, ve evlendik. Sevdiğim, anlaştığım, evlendiğim kadınla bir orta yol bulduk. Yeni dönem başlamıştı. Artık hem kendime ve hem de her bir anımı büyük bir keyifle geçirdiğim eşime karşı sorumluydum. O bir yetişkindi. Ona karşı ya da ondan sorumlu olmak zor değildi, hatta bilakis keyifliydi. Sonra oğlumuz oldu. Bir önceki dönem kapanmış ve yeni bir döneme başlamıştık. Eski dönem daha öncekiler gibi bitmeli ve bir orta yol bulunmalıydı. Üçümüzü barındıran bir orta yol. Oysa biz bulamadık ve bir önceki dönemde takılı kaldık.

Genel kabul  “anne” olunca her şeyden vazgeçmemiz gerektiği ve varsa yoksa çocuğumuz için yaşanması gerekliliği idi ve biz farkında bile olmadan oğlumuz odaklı bir hayata merhaba dedik. Mahalle baskısı belki dışarıda yoktu ama bizim içimizde vardı. Eşim bir anda kendini evladı için yaşayıp gerisine boş veren, bu nedenle işini ve hatta beni ikinci plana atan bir kişi oldu çıktı. Özel hayatı, hobileri, kişisel zamanı, giyinmesi, makyajı kalmadı, yok oldu. Sorumluluk bilinci yakıcı hale geldi bir anda. Mutlu olmayan, sürekli birşeyleri özleyen biri nasıl oğlumuza mutluluk verebilirdi ki?

Akşam eve gelip dinlenemeden, duş alamadan, eşimle salonun ortasında tepside yemek yemekten, sürekli baby tv ya da baby first tv ya da son zamanlarda Caillou izlemekten, orta sehpayı kaldırıp evin düzenini değiştirmekten, kapı aralıklarını ve köşe yerleri süngerle kapatarak maksimum koruyucu olarak hem kendi hayatlarımızı ve hem de oğlumuzun hayatını daraltmaktan, sabahın köründe kalkmaktan, yemek yedirmeye çalışmaktan, karnı acıkınca zaten yer merak etmeyin zihniyetine bir türlü alışamamaktan elbette biz de yorulduk.

“Kiminle tanışıp sohbet etmek isterdiniz?” yazımda da  belirtmiştim, ben elimdekilerin kıymetini bilmeye çalışan ve sürekli Tanrı’ya teşekkürlerimi sunan birisiyim. Eşim de en az benim kadar öyle. İnsanın bazı özgürlüklerini özlemesinin şikayet etmek olmayacağını da biliyoruz aslında. Eşimin “çocuğum için her şeyden vazgeçerim” diyen bir anne olmasını istemediğim gibi “bir gülümsemesi her şeye değer” kandırmacasına inanan birisi olmasını da istemiyordum. Bu düşünce yapısının devamında onun ne kadar mutsuz olacağını ve bunun da bizleri nasıl kötü etkileyeceğini en azından tahmin edebiliyordum.

Orta yol yoktu çünkü biz ne zamandır robot gibi yaşamaya kendimizi alıştırmıştık ve dışına çıkmaya ve sanki varmış gibi düzenimizi bozmaya korkuyorduk. Sabah aynı saatte kalkan (ya da kalkmak zorunda kalan) ve uykusunu almak için erken yatan, arada işine gidip yemek yiyen birisiydik ve yalnızca oğlumuz vardı bizim için. Ama hata yapıyorduk aslında, eşim de ben de.

Sonra bunu kırmaya ve orta yolu bulmaya karar verdik. Başka bir ifadeyle önceki dönemi kapatmaya ve yeni dönemi açmaya karar verdik. Her bir dönem kendine özgü olmalıydı ve başka dönemlerle kıyaslanmamalıydı. Her çocuk nasıl kendi özelinde ise, farklıysa, her anne ve baba da aslında sokulmak istenen kalıplara rağmen farklı olmalıydı. Bu işin bir standardı yoktu, olmamalıydı. Geleneksel anne-baba kalıplarından (kendini çocuğuna adayan, çocuğu için var olan) bıkmıştık zaten beceremiyorduk da. Bilgi ile yoğrulmuş, sorumlu anne-baba modeli ise bizi çok yoruyordu. Bir yandan da hayat hızla akıyor ve özlediklerimizi en sevdiğimiz varlık yüzünden yapamıyorduk. Onu üstü kapalı ve içimizden suçluyor olmak da en kötüsü oluyordu. Psikolog ile tanışacağımıza orta yol ile tanışmaya karar verdik ve vazgeçtik. Kıyaslama yapmaktan vazgeçtik, şüphe etmekten vazgeçtik. Yemek yedirmek için zorlamaktan, peşinde koşmaktan vazgeçtik. Evin içinde ya da parkta bir gölge gibi başına bir şey gelmesin diye sürekli yanında dolaşmaktan vazgeçtik. Sanki kutsal kitapta yazıyormuş gibi belli saatler arasında uyumasını zorlamaktan vazgeçtik.

Eşim artık güzel giyiniyor, makyajını da yapıyor, saç bakımı bile artık hayata yeniden geçti. Her gün oğlumuzla kaliteli zaman geçirmeye çalışıyoruz. Boğazda kahvaltılara başladık. Hala çok seviyor olmamıza rağmen Günaydın’da artık yemek yemiyoruz, onun yerine bir ablanın çocuklara bakmaya başladığı, harika oyuncakların olduğu Namlı’yı tercih ediyoruz. Oğlumuzun akşam uykuları nispeten daha bir düzenleşti, bu nedenle çok erken yatmak zorunda da değiliz, bazen akşamları film bile seyrediyoruz. Bazen benim ailem ve bazen de eşimin ailesi bizde iken akşamları baş başa bile dışarı çıkabiliyoruz. Geçen gün mesela bir Rum tavernasına gittik ve arada bir evi arayıp sormamız dışında çok da eğledik. Evde dedeler nineler olunca hafta sonları dokuzlara kadar uyuduğumuz bile olmaya başladı. Alışverişlerde oğlumun da fikrini alıyoruz ve yemeğini 5:30’da yemeli, 7:00’de banyosu var ve 8:30’da en geç yatar formülasyonunu da kaldırıp attık hayatımızdan. Bazen 9:30’ları bile buluyor yatması. Kötü anne ve baba mıyız belki evet ama artık eve gelenlerin ellerini özel bakteriyel sabunla yıkatmak zorunda bırakmayan (yıkamak isteyene ama karışmayan), oğullarının öpülmesine ses çıkarmayan mutlu birer anne ve babayız.

Tüm uyarılara inat koltuk takımımızı da değiştireceğiz ve benim ne zamandır beğendiğim o halıyı da alacağız. Geleneksel olsun modern olsun, tüm çocuklar büyüyorlar. Kimisi başarılı oluyor kimisi daha az başarılı oluyor. Ben oğlumun mutlu ve huzurlu olarak büyümesini istiyorum ve bunun için önce bizim mutlu ve huzurlu olmamız gerekiyor ve biz robotlaşmayı bırakarak bunu yapmaya çalışıyoruz.

Oğlumuz  benim için de eşim için de dünyadaki en önemli varlık. Onsuz bir hayat düşünemeyiz bile. Eşim de ben de önceki dönemleri tabi ki özlüyoruz, plansız programsız yaşadığımız o dönemleri ama anne olmak, baba olmak kesinlikle dünyanın en güzel duygusu. Her gün onlarca kez şükrediyorum varlığına. Onun uykudan “baba” ya da “anne” diye uyanıp seslenmesini ve bizleri görünce kocaman gülümsemesi sırasında hissettiklerimi başka bana ne hissettirebilir ki?

Peki biz bir orta yol bulabildik mi? Blogcu Anne yazısını ” … Her şey toz pembe mi?” diye sorarak bitiriyor. Cevaplar aslında aynı. Bu dönem de aynı hayatın diğer tüm dönemleri gibi biraz siyah biraz beyaz. Ne 1 ne de 0. Fuzzy mantığı burada da geçerliliğini sürdürmekte; hep grinin bir tonunu yaşıyoruz. Biz 3 kişilik dev bir aile olarak orta yolu hala arıyoruz ve eminim çok yakında bulabileceğiz ve hayır hayat bu dönemde tüm güzelliklerine rağmen hiç de toz pembe değil ama söyler misiniz hangi dönem toz pembe ki?

Eşim bana geçen gün bir kitap ve bir de ayıraç almış. Ayıraçta “Herkes baba olabilir ama babişko olmak herkesin harcı değildir” yazılıydı. Kitabın içinde bir de kendi el yazısı ile bir not vardı: “Ba*‘dan babaya, babadan babama geçen 2 macera dolu yıl … Mükemmel bir babişko olacağına eminim …“. Hayatı işte toz pembe kılan bu tür yazılar, bu tür jestler bu tür birliktelikler, yoksa gerisi hep laf-ı güzah…

* Oğlum bana ilk “Ba” olarak seslenmeye başlamıştı.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

74 yorum

  1. çok güzel bir yazı.. elinize sağlık..

    • blogcuanne’den gelen çağrıya kayıtsız kalamayıp, yazımı göndermem sonrasında, tek düşündüğüm yazıya nasıl tepkiler alacağımdı. Siz ilk yorumunu paylaşan okuyucuydunuz ve yorumunuz beni çok mutlu etti. Çok teşekkür ederim.

  2. super yazı tebrıkler

  3. Babayı tebrik ediyorum, böyle edebi dille duygularını ve hayatını dile getirebilen bir erkeğin varlığı bile benim yaşamımda yer alması mucize bir durum.
    Hepimizin yaşadığı şeyler tabii. Ben de kızım merkezli, kendime vakit ayırmayan, kendim için hiç bir şey yapmayan bir Anne oldum. Çoğu zaman bu kabuğu kırıp, kendimi de önemsemeye, onu anneme bırakıp gezmeye, sinemaya, eğlenceye gitmeye karar verip içimdeki vicdan azabından, o rahatsız edici sızlamadan bu planlarımı hayata geçiremiyorum.

    • Haddim olmayarak gitmeniz gerektiğini söylemeliyim. Önce siz ve eşiniz mutlu olmalı ki kızınıza bu mutluluğu yansıtabilesiniz. Mucizeyi yaratan bizleriz yeterki olabileceğine inanalım. Evinize yakın bir sinema ile başlayın derim 🙂

  4. Püren Ödemiş

    Nefis bir yazı!

    13 senelik evli bir kadın, 11 yıldır anne olan benim için de çok önemli.
    Hatalar yaparak buluyorsun orta yolları. Öncelikler şaşıyor bazen.
    Kimi zaman kendini unutuyorsun, kimi zaman eşini, bazen işini…
    Bazen çocuk buna sebep, bazen de hayat koşulları.
    Kendini toparlamaya çalıştığın zaman ölçüyü kaçırıyorsun arada. Dengeyi kurayım, adaletli dağılayım derken daha da dağılıyorsun bazen…

    Şu cümle çok önemli:
    “Mutlu olmayan, sürekli birşeyleri özleyen biri nasıl oğlumuza mutluluk verebilirdi ki?”.
    Bunu bir adım daha ileriye götürmek de mümkün: “Sürekli fedakarlık yaptığı hissi ile yaşayan bir kadının evde huzur vermesi de mümkün değil.”

    Elinize, kaleminize sağlık.
    Püren

    • Öncelikle güzel yorumunuz için çok teşekkürler. Beğenmenize çok sevindim.
      Hatalar tabii ki olmalı ve olacak da yeterki sürekli tekrarlamayalım. Hayatlarımızı yalnızca ve yalnızca seçimlerimiz oluşturuyor. Nasıl bir hayat istediğinize ve o hayattaki rolünüze yine siz karar veriyorsunuz. Her birimiz en iyiyi hakediyoruz, seçimlerimiz de bunu destekler nitelikte bence olmalı.

  5. PINAR AYVERDİ KILIÇASLAN

    Yüreğinize sağlık Harika olmus bu yazıyı eşimle paylaşmak istiyorum son zamanlarda biz de hayatımızı fazlasıyla sorgular olduk eski hayatuımızla yeni hayatımız arasındakı farkı mesela belki bu yazı bize yol gösterir birşeyleri değiştirir.

    • Çok teşekkürler. Çok mutlu oldum.
      Bence en önemli nokta artık yeni bir döneme girildiği saptamasının yapılmasında. Her dönem kendine özgü şartları beraberinde getiriyor. Farklı dönem olgusu kabul edildiğinde değişen hayatlar da daha kabul edilebilir görünmeye başlıyor. Bu kabul sonrasında da nasıl daha iyi olabilir arayışı başlıyor. Kısa bir süre sonrada herşey yoluna giriyor 🙂

  6. çok güzel, sımsıcak bir yazı.. paylaşım için teşekkürler…

  7. Bence erkekler kalemi ellerine daha fazla almalılar. Kadın kadına fikirler paylaşılıyor herkes “ah tıpkı ben” diyor ve bir nevi yalnız değilmişim hissi oluşuyor. Bu psikolojimizin bozulmaması adına rahatlatıcı bir terapi gibi oluyorsa da bence biz kadınların erkeklere biraz daha fazla konuşma hakkı vererek onlardan öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Erkekler biz kadınların aksine, keyifli, eğlenceli ve pratiktir 🙂 Kadınlar mükemmeliyetçilik ve titizlikten kurtulmadan bence mutluluk kapısını aralayamaz.

    • Mesajınız, güzel yorumunuz ve içten saptamanız için çok teşekkürler.
      Benim eşim Başak burcu kadını ve burcunun tüm özelliklerine sahip en azından sahipti 🙂 Size şöyle ifade edebilirim birbirimizin tersi idik. İlk dönemlerde ikimizde çok yıprandık. Sonra sonra sizin de ifade ettiğiniz gibi o biraz bana benzemeye çalıştı, ben biraz onun dediklerini dinlemeye başladım. Şimdilerde yine çok farklıyız ama en azından uyumluyuz 🙂

  8. Tebrik ederim yazan hemcinsimi 🙂 Anne ve baba olmak için mutasyon geçirmeye hazır hissetmek ve bunun uzun süreceğini bilmek gerekir. Kimse bu kadar zor olacağını söylememişti. Ama zorluklara göğüs gerilebilirse keyifli bir süreç 🙂

    • Çok teşekkürler ve çok haklısınız. Bize de bu kadar zor ve sorumluluk isteyen bir durum olacağı hakkında bilgi verilmemişti. Diğer yandan olayın keyif tarafı için anlatılanlar da yaşadığımız mutluluk karşısında az kalmakta … 🙂

  9. “Eşimin “çocuğum için her şeyden vazgeçerim” diyen bir anne olmasını istemediğim gibi “bir gülümsemesi her şeye değer” kandırmacasına inanan birisi olmasını da istemiyordum.” İşte bu nüans yetti bana…Teşekkürler Blogcu Anne ve İçimdeki Dört Mevsim Baba 🙂

  10. ne kadar guzel anlatmis ebeveynlerin yasadigi ikilemleri, herseyi en dogru en guzel yapma calismalari sirasinda esas amactan – saglikli, huzurlu, mutlu, kendi ayaklari ustunde durabilen cocuk yetistirme – uzaklasildigini.. tebrikler!!

    • Sayfalar dolusu yazmış olduğum yazıyı tek bir cümle ile o kadar güzel özetlemişsiniz ki asıl ben sizi tebrik ederim. Esas amaç her daim belirttiğiniz gibi sağlıklı, huzurlu, mutlu, kendi ayakları üstünde durabilen çocuk yetiştirebilmek olmalı.

  11. Çok güzel bir yazıydı birçok düşüncede eşimi buldum. Henüz hamileyim çocuklu yaşama geçmedik ama zaman zaman endişelerimi paylaştığımda o da hep bana aynı şeyi söylüyor. Yeni bir yaşama geçeceğiz, daha önce nasıl kendimize has bir yol bulduysak bunda da öyle olacak, endişelenmene gerek yok, birlikte hayatımıza yeni anılar katacağız, tamam eskiler güzeldi, özleyebiliriz ama yeni yaşayacaklarımızın daha güzel olmayacağını bilmiyoruz der. Ona hep inandım ve yine inanıyorum.

    • Yazdıklarınız o kadar hoş ki! Eşinize gönülden katılıyorum. Hani derler ya su yolunu bulur diye, gerçekten de bir yol illaki bulunuyor ve inanın çoğu kere bu yol çok daha keyifli çok daha mutluluk verici oluyor. Yeterli eşler arasında uyum olsun.

  12. Bir solukta okudum… Çok güzel bir yazı. Daha çok “erkek eli değmiş” yazılar görmek istiyoruz:)

  13. Bir babanin duygularini bu kadar iyi ifade etmesi cok etkileyici. Su an 8 aylik kizimla, henuz kapatamadigimiz eski donemi yasiyoruz. Babanin dedigi gibi benim guzelligim, bakimim ve makyajim kalmadi. Bir sorumluluk canavarina donustum. Bunu birakip mutlu bir 3 kisilik aile olmak icin elimden geleni yapicam her turlu oneriye acigim

    • Haddim olmayarak önce kendinize bakmaya başlayın. Eşimin aylarca aynı sabahlığı giydiğini sanıyordum (meğer aynısından bir kaç tane varmış). Sürekli üniforması üstünde, yorgun, bezgin ve mutsuzdu. Yardımları da kabul etmiyordu. Sorumluluk boyutu yakıcı bile değil yıkıcı idi. En mutlu olmamamız gereken zamanlar gerginlikle dolu geçiyordu.

      Kendinize bakın, makyajınızı yapın. Aile büyüklerinden yardım taleplerinde bulunun. Herşeyi siz yapmak, üstlenmek zorunda değilsiniz. Yapamazsınız da. Sorumluluk derecenizi en azından bir seviye geriye alın. Biricik yavrunuz siz mutlu oldukça çok daha mutlu olacaktır. Şu an kolay gözükmese de herşey tek bir adımla başlayabilir. Yeterki içinizde bir karar verin.

  14. Tüm babaların birer “babişko” olmaları dileğiyle 🙂

  15. Bu yazıyı yazan baba bence bir yazar olmalı.Duygularını ve yaşadıklarını çok güzel aktarmış.Eşi de çok şanslı bir bayanmış.Allah mutluluklarını daim etsin.

  16. Bu yazi cok guzel olmus. Blogcuanneyi takip eden annelerin yasamlarini, cocuklari icin yaptiklarini bu blogtan okuyup, ogrendikce, kendi kendime “ya ben /biz cok mu umursamaz-gamsiz daha dogrusu tembel anne/baba miyiz acaba diye sormadan edemiyordum.” Yazilanlari okuyup, esimede “bak millet ekmegini pisiriyor, evini sterilize ediyor, meyva-sebze buzdolabinda ozel saklama kaplarindakorunuyor- Dr. diyetisyen onayli menulerle cocuklarini besliyor, gelen-giden elini antibakteriyel sabunlarla yikiyormus, falan filan. Cocuklar ve aileler pedegoglar ve rehberlerin isigi altinda iletisim kuruyorlarmis vs. vs..esimin de kafasini utuluyormusum. Esim TR: deki anneler Annelik doktorasimi yapiyorlar diye soruyor…?Noldu annelerimiz babaannelerimiz nerde yanlis yapti da biz onlarin yolundan koptuk diye soruyoruz?

    Ama bakin bu yazida ki babanin da dedigi gibi ” orta yolu bulmak gerekiyor”. Cok bilimsel-cok sanatsal cok geleneksel cocuk yetistirmek mumkun degil. Beslenme konusunda yazmistim, kendimizle cevremizle yarismayi bir kenara atip -sorumluluk canavari, herseyin iyisini ben bilirim davranisindan uzaklasmaliyiz. “Öncelikle kendimize, esimize anlayisli ve sonra da yakin ailemize, anlayisli “anne-baba” olmanin yolunu bulmaliyiz ve boylece herkes birbirinin hatasini, yasam tarzini, secimini daha kolay anlayip beraber cocuk buyutmenin keyfine varir… Burda bilimsel yaklasimlarindan dolayi tavsiye edilen kitaplar oluyor ama ben hamile kalmadan once ve sonrasinda devaminida keyifle okudugumuz ve bircok ders cikardigimiz aman ÖYLE OLMAYALIM dedigimiz 2 kitabida size siddetle oneriyorum. (Ingilizce olumayi sevenlere, ama belki TR:de cevirileri de vardir. Ya da Belki Blogcuanne’nin de merakini ceker, Elif okuyup Turkce ozetler…:-)

    1) The Best A Man Can Get Some men are born fathers, while others have fatherhood thrust upon them. The protagonist of John O’Farrell’s The Best a Man Can Get belongs indisputably in the latter category. When his first daughter is born, Michael Adams imagines her as the warden of a prison that will permanently deprive him of his youth and freedom……..
    2) May Contain Nuts Yine John O’Farrell’den…Alice never imagined that she would end up like this. Is she the only mother who feels so permanently panic-stricken at the terrors of the modern world – or is it normal to sit up in bed all night popping bubble wrap? She worries that too much gluten and dairy may be hindering her children’s mental arithmetic. She frets that there are too many cars on the road to let them out of the 4×4.
    ——-
    Bazen burda yazilanlari okuyunca ekonomik buyume, kuresellesme, internetin hayatin bir parcasi olmasi birden bire annelerden “anam-babam usulu annelik degil de cok cok zorlama-yarismaci-mukemmeliyetci bilimsel anneler mi yaratti diye soruyorum kac zamandir” . Blogcuanne ortayolu bulan, kendine cevresine cocuguna anlayisli anneler-babalari cesaretlendirin onlar daha cok yazsin….sevgilerle…

    • Aslını isterseniz hepimizin istediği tek şey biricik yavrularımız için her şeyin en güzelini yapabilmek, onlara en güzel şeyleri sunabilmek. Seçilen yollar farklı olsa da amaçlarımız ve ulaşılmak istenen yer hep aynı: Zeynep’in dediği gibi “sağlıklı, huzurlu, mutlu, kendi ayakları üstünde durabilen çocuklar yetiştirebilemek”. Kanımca tek bir doğru yol bulunmamakta. Biz mesela kendi şartlarımıza, hayatlarımıza ve tercihlerimize göre her birinden biraz alıp kullanıyoruz. İşin en güzeli de doğru mu yapıyoruz yoksa hatalı mıyız diye geriye dönüp yolumuzdan alı koymuyoruz kendimizi.

      Ne kadar başarılı ya da başarısız olduğumuzun turnusol kağıtları zaten çocuklarımız. Seçtiğimiz yolların doğruluğunu ya da yanlışlığını zaten hemen onların gözlerinden, davranışlarından veya ilişkilerinden gözlemleyebiliyoruz. Bence dikkat edilmesi gereken tek nokta seçilen yollardan ziyade çocuklarımızın tepkileri olmalıdır. Yanlış yollara girilebilir ve bence girmeliyiz de, bu hem de hiç önemli olmamalıdır ama onların tepkilerini görmezden gelirsek ya da zaten hiç görmezsek, göremezsek, işte bu hiç sağlıklı olmaz. Bizlere düşen karşılıklı etkileşimin olduğu bir düzeni kurabilmektir. Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir. Dilerim ve umarım düşündüğüm gibi olur da 🙂

  17. süper..ve de keşke Kerem de bunları farkedebilse..

    • Çok teşekküler. Beğenmenize çok sevindim.
      Yine haddim olmayarak o farketmiyorsa bence siz farketmesini sağlamalısınız. Uzun bir süre eşimi hem de hiç dinlemediğimi sonradan farkettim. Aslını isterseniz eşim farketmemi sağladı. Umursamazlığımı umursayarak. Şimdi çok daha uyumlu ve çok daha huzurluyuz.

  18. Bu babayı yürekten tebrik ediyorum , eşi ve oğlu çok şanslıymış , Allah ” orta yolda buldukları” mutluluklarını daim etsin inşallah 🙂 Darısı benim

    • darısı benim kocacığıma diyecektim 🙂

      • Çok teşekkür ederim. Dilerim dediğiniz gibi şanslıdırlar ve hep de şanslı olmaya devam ederler. Kendimize bir yol tutturduğumuz kesin ve şimdilik tadını çıkararak ilerlemeye devam ediyoruz. Tek başarı kriterimiz ise her birimizin ayrı ayrı mutlu olabilmesi. Eşim de ben de biliyoruz ki birimizin mutluluğu kadar mutlu, mutsuzluğu kadar mutsuz oluruz ve bu iki durum karşısında direk etkilenen (olumlu ya da olumsuz) oğlumuzdur. Dilerim böyle de devam edebiliriz 🙂

  19. Alkışlıyorum, gerçekten güzeldi.

  20. Sarper Sarıdal

    Çok güzel bir yazı olmuş , elinize yüreğinize sağlık. Icinde bulunduğum durumu mükemmel özetlemişsiniz. Paylaşımınız için teşekkürler,

    • Öyle ya da böyle her birimiz bir şekilde bunları yaşıyoruz ve her defasında bir şekilde de her şey yoluna giriyor 🙂 Güzel olan da bu zaten. Mesajınız ve güzel yorumunuz için çok teşekkürler.

  21. Çok güzel yazmış baba, ayakta alkışlıyorum…. Hep anneneler ağlatacak değil ya yazıları, duyguları ile..

  22. Cok hosuma gitti hemen esime de link yolladim is yerinde bir gulumsemeyle okuyacagina eminim. Tesekkurler gelecegin babiskosu…

    • Eşim de beni sürekli gönderdiği linklerle öyle bir eğitti ki sonunda dolup hatta taşıp blog tutmaya başladım. Devam edin, eşiniz de her an blog tutmaya başlayabilir 🙂 Mesajınız ve güzel yorumunuz için çok teşekkürler.

  23. Çok güzel bir yazı olmuş, bir çok ailenin söylemek istediği ama söylemeyi beceremediğini harika anlatmış. Yazan babayı tebrik ediyorum ve alkışlıyorum!

  24. bir baba olarak, bir eş olarak en önemlisi de bir erkek olarak tebrik ediyorum sizi..

  25. Bence biz anneler hemcinslerimizin bloglarinin yani sira baba\erkek bakis acisini yansitan bloglari da takip etmeliyiz. Tabii her baba da bu yaziyi kalem alan babanin yapici ve olumlu bakis acisi var midir bilemiyorum.

    • Tek bir bakış açısı belki rahatlatıcı ve hatta terapi edici olabilir. En yüzeysel ifade ile en azından daha az yorucudur ama belirttiğiniz üzere olayları her yönüyle değerlendirebilmek için farklı bakış açılarına sahip olabilmeli en azından takip etmekten çekinmemeliyiz. Çoğu babanın benim gibi düşündüğüne de eminim bu arada …

  26. Cok guzel dile getirip paylasmissiniz, tesekkurler 🙂

  27. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim.

  28. Ben en çok “eşim artık daha güzel giyinmeye daha bakımlı olmaya başladı” kısmına odaklandım. Çok haklısınız. Bakımlı, güzel giyinmiş bir anne eşimiz, kendimiz ve çocuklarımız için mutluluk getirecektir. Bana durup kendimi düşünme imkanı vermiş oldunuz. Teşekkürler Babişko Bey

    • İnanın getiriyor da. Sürekli bezmiş, yorgun ve aynı giysilerle evde dolaşmanız çok da hoş olmuyor. En azından ben öyle düşünüyordum. Ne zaman ki kendine bakmaya başladı, her şey bir anda olumlu anlamda değişmeye, güzelleşmeye başladı. Yorumunuz için çok teşekkürler.

  29. Sn.İçimdeki Dört Mevsim,
    Güzel yazınız için Siz e ve okumamıza vesile olan Elif Hanıma teşekkür ederim.
    Yazınızı eşime şimdi ileti yapıyorum
    🙂

    • Eşim tarafından bana gönderilen iletilerin sayısına inanamazsınız 🙂
      Güzel yorumunuz için çok teşekkürler.
      Bu vesile ile ben de bir kez daha blogcuanne’ye teşekkürlerimi sunarım …

  30. Daha sık yazın lütfen burada, çok sevdim bu yazıyı… Eşiniz ve oğlunuz çok şanslılar, mutluluğunuz daim olsun:-)

  31. evet gerçekten erkekler daha doğru karar veriyorlar biçok konuda,çözüm odaklılar ve bizim gibi ayrıntılarda boğulmuyolar.eşim de aynı cümleleri kuruyordu oğlum küçükken ve ben o zamanlar onun mesulıyet almadığını düşünüyordum takii kendimden kendimde sıkılıncaya kadar.sonra ön yargısız ve itirazsız olarak dediklerini uygulamaya karar verdim gerçekten çok rahatladım.yeni annelere tavsiyem çocuk yetiştirirken babalara da insiyatif hakkı tanıyın.teşekkürler dört mevsim

    • Aslında sorumluluktan kaçmaktan ziyade sesimizi duyurmaya korkuyoruz. En azından ben eşimin ilk dönemlerinde bu düşünceleri ona sunmaya çekiniyordum. Bağırıp, kızacağından değil ama beni yanlış anlayıp kırılıp, üzüleceğinden. Belki de böylesi geçirilen ilk dönemler sürecin zaten bir parçası … 🙂

      Anne olmak çok zor. Sizler olayın hem de tam içindesiniz. Çocuklarımız sizin hayatınızın tamamı oluyorlar. Babalar sanki çok az da olsa çemberin biraz dışında olabiliyorlar (işe gitmek ve belli bir süre de olsa farklı şeyler düşünmek zorunda kaldıklarından) ve bu da bütünü görmelerine imkan veriyor.

      Şimdilerde iyi olmanıza çok sevindim 🙂

  32. yazınız çok güzel, okuyunca bizim gibi davranan anne-baba var mı ki düşünceme evet var diye cevap oldu. Biz de kendimize vakit ayırmak istiyoruz bazen ama bu her zaman mümkün olmuyor, olduğunda da onların yanımızda olmasını istediğimizi farkediyoruz. Allah’a şükürler ediyoruz ve bundan gocunmadan çocuklarımızın da eğlenebileceği mesela çocuk bakıcılı yerlerde yemek yemek bizimutlu ediyor. Tıpkı sizin yaptığınız gibi.

    • Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Olmaz olur mu hiç? Tabii ki bizler gibi hem de çok aile var ama inanın, zaten hoş, siz de biliyorsunuzdur, bu tarz bir hayata kolay gelinmiyor. Gelinse de bir süre sonra pişmanlık hissedilebiliyor. Bence amaç her bir bireyin mutluluğu olması gerek. İllaki bir orta yol bulunduğu da çok şükür ki kesin 🙂

  33. Ben su anda 6 aylik hamileyim. Esimle cok isteyerek ve heyecanla bekliyoruz kizimizi . Onunla birlikte hayatimizin cok guzellesecegine eminiz ancak cok zor gunlerin de gelecegine suphem yok. Anneler biraz daha hazirlikli olabiliyor. Blogcu Anne gibi bloglardan, arkadaslarimizin tecrubelerinden bizi nelerin bekledigini az cok tahmin edebiliyoruz ama Babalar cok hazirliksiz yakalaniyorlar gibi geliyor bana. Belki erkekler bu tarz konulari aralarinda daha az paylastiklarindan kaynaklaniyordur ama yazinizi cok begendim, cok icten buldum ve hemen esime gonderdim 🙂

    • Öncelikle Allah tamamına erdirsin. Dilerim ki bir an önce aileniz 3 kişi olur. İnanın mutluluğunuz katlanacak. Zor mu peki? Evet zor, kesinlikle zor. Peki değer mi? Hem de nasıl. Babalar baba olmanın gurur ve mutluluğuna o kadar kaptırıyorlar ki kendilerini ne bir hazırlık yapıyorlar ne de bir araştırma. Sonra da pattt diye gerçekle yüzleşiyorlar. Ama şanslıyız çünkü yükün (aslında yük demek beni rahatsız etti. Sorumluluğun ya da yapılacakların demek daha doğru olacak) büyük bir bölümü baba ne kadar fedakar ve gayretli olsa da anneye kalmakta. İlk dönemler hormonal saldırılardan dolayı zor geçebilir ama siz siz olun eşinizle birbirinize sonuna kadar destek olun. Tadını hep beraber çıkaracağınız günleri düşünün.

  34. yazının cevabını bugun okuyacağım yarın okuyacağım derken nihayet okudum. Muhteşem gercekten sizi kutluyorum ben de farklı bir babaya sahip değilim desem yalan olur. uzun zamandır yazacak vakit bulamıyor o kadarcık ilk yorumlardan birine cevabendi sanırım önce siz mutlu olmalısınız ki çocuğunuz mutlu olsun İşte bu bana bir gün sordular arkadaşım çocuğun mu eşin mi böyle soru da olmaz elbette ama oldu bir kere bende önce biz dedim eğer biz olmaz ise çocuğumuz da olmazdı. Üffffffff aldığımtepkilere inanamazsınız efendim ne biçim annesin sen cümlelerine kadar vardı. Bunu söyleyen arkadaşımı çok severim gücenmedim henüz anne değildi çünkü yada eşini ondan bir çocuk sahibi olacak kadar sevmemişti. Biz çok sevdik birbirimizi şimdilerde insanların inanmadığı cinsinden sonra çocuklar gibi evlendik ve çocuklar gibi bir üç yıl geçirdik sonra bir bebeğimiz olsun dedik ve şükür oldu da sonra sonra bizde o toz pembe sandığımız gökten gri bir yere düştük çok çabaladık hatta bunu ben değil tam tersine eşim yapıyordu. Daha çok küçük o bakamaz bu anlamaz çok kalmayalım makette sinema falan hayal di artık benim için sonra sonra yavaştan anladı. Biraz uzun sürdüyse de oldu. şimdilerde on aydır bir de kardeşimizi buyutuyoruz. Daha verimli daha anlayışlı daha benciliz kendimizi daha çok düşünür olduk çünkü mükemmel Anne,Baba yoktur. Fakat muhteşem mutlu huzurlu konuşabilen anlatabilen iki yetişkin ve henüz 6,5 yaşında kendini çok iyi hisseden ve sevgisini her an dile getiren mutlu bir çocuk daha on aylık bende varım diyen bir bebek ve biz varız. Her gün daha da çok şey öğreneceğiz biraz yaşlanacağız ama hayattan daha fazla keyif alacağız, çünküöğrenmekten hiç vazgeçmeyeceğiz.

    • Öncelikle güzel yorumunuz için çok teşekkürler. Bence vermiş olduğunuz cevap doğruydu, en azından ben öyle olması gerektiğine inanıyorum. Hayat bizlerin hayatı ve bizlerin seçimleri. Bence de mükemmel anne ve baba yok çünkü mükemmeliyet tanımları her bir aileye hatta her bir bireye göre değişmekte. Önemli olan size en uygun olan hayatı bulup uygulamanız. İkinci çocuk da olduğuna göre siz zaten bulmuşsunuz, tek çocuk babası olarak bana ancak susmak düşer 🙂 Özellikle mesajınızın son bölümü çok güzeldi. Ne mutlu size demekten kendimi alamıyorum ve mutluluğunuzun hep böyle sürmesini diliyorum.

  35. Ne güzel de kaleme almışsınız hislerinizi, yaşadıklarınızı… Okurken çok duygulandım her cümlesinde ayrı ayrı kendimi okudum. Sizin bir baba olarak bu kadar farkındalığınız beni çok şaşırttı, ne mutlu eşinize 🙂

    • Öncelikle çok teşekkür ederim. Yazdıklarım aslında zor hem de çok zor bir sürecin sonunda oluşmuş ve uygulanmış olan düşüncelerdir. Eşimle beraber sudan çıkmış balık gibi kalakaldığımız uzun bir dönemimiz oldu. Çok yıprandık ve hatta çok üzdük birbirimizi. Elimden geleni yaptığımı sandığım anlarımda bile hatalı davranışlarım oldu. Sonra bir şekilde yola girdik çok şükür

  36. Öncelikle çok teşekkür ederim. Yazdıklarım aslında zor hem de çok zor bir sürecin sonunda oluşmuş ve uygulanmış olan düşüncelerdir. Eşimle beraber sudan çıkmış balık gibi kalakaldığımız uzun bir dönemimiz oldu. Çok yıprandık ve hatta çok üzdük birbirimizi. Elimden geleni yaptığımı sandığım anlarımda bile hatalı davranışlarım oldu. Sonra bir şekilde yola girdik çok şükür 🙂

  37. gerçekten çok güzel bir yazı..benim de 7,5 aylık bir bebeğim var, anneliğe evlenmeden önce bile çok istekli biri olarak 5 ay doğum sonrası depresyonu yaşadım. geçenlerde ilk günlerdeki videolardan birini seyredince ağlama krizine tutuldum tekrar..ha bunlar sevgili eşimin sevgili ailesi sayesinde oldu o ayrı, ama eşim gerçekten babalığa zor bir geçiş yaptı. şimdi iyiye gidiyor, en azından yaşadıklarımın ciddiyetini kabullenip düzeltmek için somut adımlar atıyor..ben de soruyorum kendime, ailesini ve eşimi acaba bir gün bana o en güzl günlerde yaşattıklarından dolayı affedebilecek miyim diye…

    • Öncelikle yazıyı beğenmiş olmanıza çok sevindim. Çok teşekkürler. Benim eşim de doğum sonrası depresyona giren kadınlardandı ki bu oran (sonradan yaptığım araştırmalardan öğrendiğim kadarıyla) hiç de azımsanacak kadar az değilmiş.

      Annelik çok zor ama anne olmak belki de hamilelik nedeniyle o kadar da zor değil (benim kendi fikrimdir). Anne ile çocuk arasında doğal bir bağ zaten hemen oluşmakta. Baba olmak ise çok farklı. Her ne kadar kalp atışını ilk duyduğum zaman ağlamaya başlamış olsam da bizler için baba olmak doğum sonrasında ve zamanla olmakta. Çocuklarımızla bağımızı yaşadıklarımız, anı kesemize topladıklarımız belirliyor. Babalar için mükemmel ya da ideal baba olma ancak belli bir öğrenme ve deneyim sürecinden sonra olabilmekte. Eşinizin ve sizin artık aynı önceliklere sahip olmanız ise çok güzel. Haddim olmayarak affetmenizin en başta size ve çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik olacağını özellikle belirtmek isterim ama tercih tabii ki sizindir.

      En zorlu dönem geride kaldı, artık keyfini çıkaracağınız günlere sıra geldi …

  38. merhabalar. her şeyden önce duygularınızı ve tecrübülerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürler. Şu anda bizde aynen sizin gibiyiz ama bizim 2 tane biri 11 yaşında diğeri 18 aylık çok yorucu ama ben ve eşim severek yapıyoruz çünkü onla tatlı telaş iyiki varlar sizinde elinize yüreğinize sağlık.