25 Yorum

Masum değiliz, hiçbirimiz

Konuk Yazar İçimdeki Dört Mevsim bu hafta bize bir hikaye anlatıyor.

Yazarın tüm yazılarını İçimdeki Dört Mevsim etiketinden takip edebilirsiniz.

***

Masum değiliz hiçbirimiz

Bu sizlerle paylaştığım ve bu platformda yazma mutluluğunu yakaladığım dördüncü yazım. Bugüne kadar gelen yorumlar o kadar güzel ve bir o kadar insanı mutlu eder nitelikte ki sizlere ne kadar teşekkür etsem inanın yeterli gelmeyecek. Almış olduğum birçok yorumda eşim çok şanslı bulunurken, benim farkındalığım ve anlayış seviyem oldukça yüksek bulunup övüldü. Birçok vermiş olduğum cevaplarda ise tüm bunların bir öğrenme süreci olduğu ve kimsenin bir anda mükemmel bir baba ya da mükemmel bir anne olamayacağı üzerinde duruldu. Aslını isterseniz mükemmel anne ya da baba durumunun aileden aileye değişeceğini özellikle belirtmeye çalıştım.

Sizlere bugün eğitim sürecinin ilk dönemlerindeki sıradan ve ailesini çok seven bir babanın hayatından ufak bir kesit sunacağım. Bu arada eğitimin hiçbir zaman bitmemesi gereken hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası olması gerekliliğini özellikle belirtmek isterim.

İsterseniz daha fazla zaman kaybetmeden hikâyemize başlayalım ve bu sıradan babanın düşüncelerini okumaya başlayalım.

Fırtına öncesi sessizlik anı nasıl olur bilir misiniz? Hava kurşun gibi ağırlaşmış olur. Ortamdaki gerilim ile üzerinizdeki gerginlik adeta ete kemiğe bürünmüş gibi görülmeye başlar. Her an kavga tüm şiddeti ile başlayacaktır ve bunu erteleme şansınızın olmadığını bilirsiniz. Böylesi anlarda en önemli şey korkuyu belli etmemek ve sakin kalmayı başarabilmektir. Korkmuyor ama cesaretle titriyordum. Acil bir şekilde stratejimi belirlemeliydim. Ne cevap vermeliydim? Nasıl davranmalıydım? En iyi savunma saldırıdır derler ama bu durumda gece geç saatlere kadar tartışma sürebilirdi. Hayır, bunu göze alamazdım. Sinmiş gibi davranıp, sessizliğimi sonuna kadar koruyabilirdim. Gücenmiş hatta kırılmış gibi tavır sergilemede uzman sayılırdım ve bu tavır genelde hep işlerdi de.

Sağanak sandığımdan da çabuk başladı. Önce girizgâh bölümü vardı: Tüm kararların onun tarafından alındığı, kendisine hiç destek olmadığım, sorumluluklardan kaçtığım gibisinden bir sürü şey sıralandı durdu birbiri peşi sıra. Mazlum ve kırılmış rolüme hemen girmiştim bile. Haksız mıydı? Tabii ki haklıydı. Programlara ilişmediğim doğruydu çünkü benim için bir nevi mayınlı sahaydı. Beğenilmezse oldukça yapıcı!! eleştirilerine üstelik gün boyu maruz kalabilirdim. Program yapmadığım gibi tecrübe ile sabit zorunlu olmadıkça fikrimi söylemez, onu her daim can kulağı ile dinler ve dinlemiyorsam da belli etmezdim.

Diğer taraftan giriş bölümü hiçbir zaman önemli olmamıştır. Önemli olan sonrasında gelecek olandır. Bunca yıllık beraberliğimizde hiçbir şey öğrenmediysem bunu öğrenmiştim.

Eşim genelde tüm söylediklerinde haklıdır da. Eşim akıllıdır, zekidir, titizdir. Konu çocuk olduğunda gerisi onun için ayrıntıdır, doktoralı bir mühendis gibi hareket eder. Hataya yer yoktur. Atlamaya yer yoktur. Alman disiplininin Türkiye temsilcisi gibidir. Ben biraz daha içgüdüsel davranabilirim. Bu nedenle tek yapabileceğim şeyi yaptım ve sabırla ve baştan yapmış, yaptığım ve yapacak olacağım hataları kabul etmiş bir şekilde beklemeye başladım. Konuşacağı konu olabilecek en hassa konu idi ve ağır bir itham da vardı: Oğlumuz konusunda benim yapmış olduğum hareket ve davranışlar yanlış bulunmuştu. İlk düşündüğüm kendi içimde vermiş olduğum yanlış alarmdı. Boşa panik yapmışım dedim. Öyle ya bu söylediği son zamanlarda sürekli duymaya başladığım bir konuydu. Büyütülecek bir konu değildi, olamazdı diye düşünüyordum ki birden bu sefer hazırlıklı gelmiş olduğunu ellerinde taşıdığı kitaplardan anladım. Hareketlerinden, konuşmasından ve bakışlarından bir öğretmen edası kolay ve bir o kadar belirgin bir şekilde anlaşılıyordu. Okuma saati yapılmaya çalışılıyor gibiydi ki gecenin bu saatinde buna dayanmam imkânsızdı. Bir şekilde kavga çıkarmam ve yatmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. Ben nasıl sıvışırım diye düşünüp dururken o oturup kitaplardan örnekler vermeye ve yanlışlarımı yüzüme vurmaya başlamıştı bile. Ben yine tabii ki dinlemiyordum. Ama bu böyle gidemezdi. Sonrasında söz konusu konunun çok önemli bir konu olduğunu ve o anda dikkatimi veremeyeceğimi söyledim. Şaşılacak bir mucize gerçekleşti ve bana inandı. O inanmasına inandı da benim kendime olan inancım büyük bir darbe aldı o akşam. Biricik paşama yanlış davranıyor olabilir miydim?

Ertesi gün oğlumun uykuya dalması sonrasında eşim ve ben aktif dinlenmeye çekildik. Genelde ben aktif dinlenme olarak ya uyur, ya televizyon seyreder, ya internette gezinir, ya da hiçbir şey yapmadan boş gözlerle duvara bakardım. Bu kez hiçbirini yapmadım, yapamadım. Dinlenmekten uzak bir ruh hali içerisindeydim.

Oturduğum yerden kütüphanemize bakmaya başladım. Ne zamandır benim ve eşimin kitaplarına ayrılmış kütüphanemizde yeni bir bölüm daha oluşmaya başlamıştı: Oğlumla ilgili kitaplar. Ben kitap okumayı çok severim ve okumak için fırsat bulmayı beklemez, o fırsatı yaratırım da ama konu çocuk eğitimi olduğu zamanlarda elim kitaba gitmez, gitse de sayfalar çevrilmek için çok ağır gelirdi her defasında. Buna karşılık eşim, doğum öncesinden başladığı okumaya ara vermeden devam etmekteydi. Okumakla da kalmayıp benim de okumam konusunda bıkıp usanmadan telkinlerde bulunuyor, başaramazsa kitabı özetlemeye çalışıyordu. Açıkçası böylesi benim için çok daha keyifli ve kesinlikle daha az yorucu olmaktaydı, ama asıl sorun özet bilgiyi dahi içselleştirmek istemiyor olmamdı.

Belki de böyle davranmama sebep güvendiğim şeyin kitaplardan daha çok içgüdülerimin olmasıydı. Ayrıca her konuyu sevgi ile çözebileceğime inanıyordum. Eşim ise oğlumuzun her bir gelişim evresinin beraberinde başka bir keşfi getirdiğini ve bunun için kesinlikle harici desteklere ihtiyaç duyabileceğimizi ve yalnızca sevginin yeterli olamayacağını söylüyordu. Mesela o dönemlerdeki konumuz korku idi. Oğlum her şeyden korkmaya başlamıştı. Koltuktan, perdeden, yastıktan, karanlıktan ve bunun gibi mantıklı ve mantıksız her şeyden korktuğunu söyler olmuştu. Ben de her defasında sarılıp, öpüp ben buradayım canım diyordum. Meğer hatalıymışım.

Çocuk eğitimi hakkında verilen kitapları okumaya başladım. Yanlışlarım her insan gibi benim de varmış. Bunu kabul etmek kolay olmasa da size itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum. Yapılmaması gerekli her şeyi yapıyor olmak beni açıkçası şaşırttı. İlk önce yazarına çamur atayım dedim ama her defasında eşim tarafından farklı yazarların kitapları ile burun buruna getirildim. Yazarlarının mesleki bilgi ve başarıları da gösterildi ki itiraz tekrar edemeyeyim. Tabii sonrasında çok daha dikkatli okumaya başladım.

Oğlumu çok seviyorum ve işte zaten sırf bu nedenle çok daha dikkatli olmam ve bana ilk başta ters gibi gelen şeyleri eğer doğru bulunmuşsa uygulamaya çalışmam gerekmekte. İçgüdülerim tabii ki her zaman benimle ve her bir kararımı bu iç süzgecimden de geçiriyorum ama artık içgüdülerim tek karar mercii değil, daha çok, saygı duyduğum ve çok güvendiğim bir danışmanım gibi. Eşimi de seviyorum ve ona hak veriyorum. Bugüne kadar karar almaktan kaçan ve sorumluluğu daha çok ona atan bir tavır çizdim. Artık bunu yapmıyorum. Bu bir takım oyunu ve her bir oyuncuya ayrı ayrı görevler düşüyor. Kaçmamak ve taşın altına elimizi koymamız gerekiyor. Bununla beraber görevden bilerek ya da bilmeyerek kaçmaya çalışanı da dışlamayıp, yorulup usanmadan ve hormonal saldırılara rağmen kırıcı olmadan onu takıma ve oyuna davet etmek de gerekiyor.

Çocuk eğitimi konusunda kitap hala çok okumuyorum ama artık eşimin özetlerini can kulağı ile dinliyorum ve kendimce içselleştirmeye de çalışıyorum. Bu sayede birçok yeni evreyi başkalarının bilgi ve tecrübeleri sayesinde çok daha kolay bir şekilde atlatabiliyoruz. Biz kendi evimizde kendi dengemizi bu şekilde kurduk. Bence tüm bu süreçte tek bir çözüm de yok. Her evin, her ailenin kendine göre bir dengesi ve kendine göre bir çözümü olacaktır. Önemli olan zaman kaybetmeden söz konusu bu çözümü bulmak ve dengeyi yakalayabilmektir.

Dilerim uyumlu bir takım olmayı başarabilir, hem iç ve hem de evdeki dengemizi kolayca kurabiliriz. Nice güzel ve mutluluk verici oyunlara…

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

25 yorum

  1. ben sizi okudukça hayretler içinde kalıyorum,eşimde olması gereken herşeyi siz yapıyorsunuz;kafanızın çalışma şekline bayıldım,kendinizi sorgulamanıza.eminim siz de yoğun çalışıyorsunuzdur ama çocuğunuzun gelişimine kafa yorabiliyorsunuz.biliyor musunuz içgüdüler bence daha önemli..hele içgüdülerini dinleyebilen bir erkek,bir baba..ne olursa olsun siz iyi bir babasınız.sevgiler

    • Yoğun hem de çok yoğun çalışıyorum :) Mesajınız ve yorumunuz için içten teşekkürlerimi sunarım. İnanın yorumunuzu gülümseyerek okudum :) İçgüdülerimden tabii ki vazgeçmedim ama artık tek söz sahibi onlar da değiller. Kabullenmeleri zor oldu ama şimdilerde kendimizce bir uyum yakaladık :)

  2. gittiğimiz psikiyatriste derdimi anlatırken “eşimle çocuk yetiştirme konusunda uyumsuzluğumuz var, benim doğru dediğime o yanlış diyor, doğrusunu öğrenmek için çaba sarfetmiyor, bu da beni bunalıma sokuyor” demiştim.

    bir sonraki görüşmede doktor eşimle de görüşmek istediğini söyledi. önce yarım saat başbaşa konuştular, sonra da beni içeri çağırdılar. eşim doktoru ikna etmişe benziyordu ve benim tek haklı olduğum konu sadece “haklı olduğum” kısmıydı!

    evet, haklıydım, benim fikirlerim, tarzım, okuduğum kitaplar ve davranış biçimim doğruydu ama tüm bunları eşime aktarış biçimim yanlıştı. fark etmeden onu hep aptal yerine koyuyor, bilgisizlikle suçluyor, yanlışlarını yüzüne çarpıyordum. sonuçta o yine içgüdüleriyle davranıp her şeyi baba sıcaklığı ile çözümlüyordu ben de depresyona iyice sürüklenip kitaplardan öğrendiklerimi birbirine karıştırıyor ve her şeyi yanlış yaptığım için “despot anne, hiçbir şeye izin vermeyen, hep bağıran anne” oluyordum.

    doktor ikimizin de ikna olması gerektiği sonucuna vardı. ben esnek olmaya ikna olmalıydım, eşim de her yaptığının doğru olmadığına. olduk da. ben onu kitaplardan öğrendiklerimle boğmamaya karar verdim, istemiyorsa okumasındı. sonra doğru da davransak, yanlış da davransak çocukların yanında birbirimize müdahale etmeme kararı aldık. şimdi sorunlar çözüldü gibi. yanlış da yapsa dişlerimi sıkıp sessiz kalıyor ve çocuklara “babanız haklı” diyorum. evde sessizlik sağlanınca da sakince konuşuyoruz.

    çocuklardan önce bizim kendimizle ilgili kitapları okumamıza ihtiyaç var galiba :) zira “istikrar” her çocuğu yola getiriyor.

    • Blogcuanne’nin Ne söylendiği değil nasıl söylendği ile ilgili bir yazısı vardı. Size de bize de uygun düşmüş demek ki o yazı :) Yorumunuzun tamamı bizim ev için de geçerliydi. Hani adeta demokrasi ile faşist bir düzenin mücadelesi yaşanmaktaydı. Yıprandık, yorulduk ama çözdük. O dönemler o kadar yoruluyorduk ki çözümü göremiyorduk bile. Meğerse çözüm yalnızca birbirimize doğru tek bir adım atmakmış. Attık ve çözdük :)

      Keşke okuyabilsek. Dediğiniz gibi aslında kesinlikle okumalıyız ama bir şekilde dinlenmek için okumayı çok kereler tercih ettiğimizden bu tür kitaplara hiç sıra gelemiyor. Son sözünüze ise aynen katılıyorum: Çocuklarımızın olmazsa olmazlarından birisi belki de en önemlilerinden birisi günlük rutininin belirli ve genelde aynı olması ki bu da bizi istikrara götürüyor.

  3. ” Eşimi de seviyorum ve ona hak veriyorum. Bugüne kadar karar almaktan kaçan ve sorumluluğu daha çok ona atan bir tavır çizdim. Artık bunu yapmıyorum. Bu bir takım oyunu ve her bir oyuncuya ayrı ayrı görevler düşüyor. Kaçmamak ve taşın altına elimizi koymamız gerekiyor. Bununla beraber görevden bilerek ya da bilmeyerek kaçmaya çalışanı da dışlamayıp, yorulup usanmadan ve hormonal saldırılara rağmen kırıcı olmadan onu takıma ve oyuna davet etmek de gerekiyor.”

    Özellikle yukarıdaki kısım beni benden aldı.. Gerçekten size helal olsun diyorum ve eşimden buna benzer birşeyler duyarsam (hani biraz andırsa bile yeter) değil kırıcı olmak dünyanın en sevgi dolu ve güleryüzlü eşi olacağıma and içiyorum :)))

    • :) Çok teşekkürler. Beğenmenize çok sevindim. Eminim eşinize karşı zaten sevgi dolu ve güleryüzlüsünüzdür, devam da edin. Bu bir süreç, bir dönem ve eminim güzel gelişmelere çok da az kalmıştır :)

  4. Yazınızı keyifle okudum yine. Dediğiniz gibi dengeyi kurmak en önemlisi, ama ne yazık ki en zoru da. Kitapları okuduktan sonra denilenleri uygulaması zor, bile bile yapmaması da. O yüzden ben çözümü, yapabileceğim kadarına odaklanmada ve eşimle tutarlı olmada buldum. Elinize sağlık…

    • Öncelikle mesajınız ve yorumunuz için çok teşekkürler :)

      Öyle ya da böyle bir denge kuruluyor. Bazen zor bazen sandığımızdan da kolay olabiliyor. Aslını isterseniz genellemelerden korkan ve güvenmeyen biri olarak bunun tek bir formülünün olduğunu sanmıyorum, aileden aileye göre değişebileceğini düşünüyorum. Kitaplar da zaten türlü türlü. Ben eşimin bana verdiklerini okumayı tercih ediyorum, daha kolay ve çok daha az riskli :) Tutarlı olma, istikrar, yalnızca çocuklarımızın değil hepimizin güvenli limanları gibi :)

      • Yorumunuz için teşekkürler. Kitap paylaşımında da bulunursanız çok sevinirim. Herkes okurken aslında farklı yorumluyor. Paylaşım faydalı olabilir.

  5. Çağla Yüksel

    Paylaşımınız için çok teşekkürler. Kitaplara bakışımı değiştirdiniz. Ben bu tarz kitapları çok itici buluyorum. Uygulanabildiğini görmek çok güzel. Sizden ricam kitap özetletini de paylaşır mısınız? Blogcuanne de yapıyor bazen, bence çok faydalı oluyor. Aksi takdirde benim elim hiç gitmiyor. Teşekkürler…

    • Öncelikle yorumunuz için çok teşekkürler.

      Bir de bana sorun :) Ben de hem itici ve hem de ticari buluyordum ama zamanla kararım değişti. Ben bizzat bir kaç yazanı uyguladım ve sonuç da aldım. Belki de almayı o kadar istiyordum ki öyle olduğuna inandım :)

      Benzer yorumlar geldi. Tabii ki de büyük bir mutlulukla paylaşırım. Sonrasında da karşılıklı olarak hep beraber inceleriz de hem kitapta yazılmış olanları ve hem de özet düşüncelerimi …

  6. Benim eşim de aldığım çocuk eğitimiyle ilgili kitaplara hayretle bakardı.Nasıl bu kadar çabuk okuyup bitiriyorsun nefes biraz derdi.Ben de ona kitap özetlerini ya da çok önemli olan bazı kısımlarını okur neler yapmamız ya da yapmamız gerektiğini aktarırdım ve bu konular hakkında fikir biriliğine vardıktan sonra uygulamaya koyardık.Bu tarza hala devam ediyoruz.Eşim akşamları eve yorgunluktan bitap şekilde geliyor.Oğlumuzla(2 yaşında)oynadıktan sonra-oynamak derken tabi babasının kalan son enerjisini tüketiyor-eşim koltuğa yığılıp kalıyor;şimdi ben ona nasıl derim al bunları oku:)))))Eşiniz de haklı tabi sonuçta çocuğu birlikte büyütüyorsunuz ve eşlerin davranışlarının birbiriyle tutarlı olması çok önemli ama sizin açınızdan bakmalı biraz diye düşünüyorum.Çünkü yorulmuşsunuz bütün gün eve gelip belki de hiçbir şey yapmadan kafanızı dinlemek istiyorsunuz.Ben eşime okuduğum ya da internette öğrendiğim konuları paylaşacağım zaman onun algı durumuna bakarım.:Gözlerinde ışıltı varsa tam zamanıdı” yükle bilgiyi derim”:) Keyfile bir sohbet başlar ama gözleri yorgunluktan kapanıyorsa o zaman hiçbir şey dinlemek istemez.Nabza göre şerbet durumu yani:)))
    Bu tarz eğitim kitapları beni gerçekten çok eğitti.Çünkü bende çocuk bir şekilde nasılsa büyür zihniyeti vardı ve çocuğu serbest bırakmalı düşüncesi hakimdi.Bunun yanlış olduğunu ve çok ince sınırlarla davranışların ayarlanması gerektiğini öğrendim.Kendimi eğitmeye başladığımdan beri çocuğumda olağanüstü değişimler oldu ve biz de rahatladık.Artık eskisi kadar asabi değil örneğin çünkü farkında olmadan çocuğu ben asabi yapmışım meğer:(((
    Sizi samimiyetinizden ve fedakarlığınızdan ötürü kutluyorum.Şimdi belki sıkıntı çekiyoruz çocuklarla uğraşıyoruz ama inşallah ilerde onlar büyüdüğünde kendine güvenli, ayakları yere sağlam basan,
    karakterli insanlar olduklarında bütün bunlara değdiğini göreceğiz.Ailenizle size bir ömür mutluluklar dilerim.

    • Sizden biraz kitap örneği veya tavsiyesi rica etsem çok şey istemiş olur muyum? anlattıklarınız çok ilgimi çekti. Ben de hamileliğimden beri çocuk gelişimi kitapları okudum ancak ne zamanki tekrar çalışmaya başladım bu okumalara ara verdim…aslında kendime çok kızıyorum…oğlum şimdi 16 aylık oldu…sanırım acil bir şekilde tekrar okumaya başlamam gerekiyor…artık nasıl davranmam gerektiği konusunda çok zorlanıyorum.

      • Yorumunuz için öncelikle çok teşekkür ederim.

        İsteğinize gelince, tabii ki de evet. Hatta çok da mutlu olurum. Kendimce özetler ve yorumlarım. Sonrasında karşılıklı olarak hep beraber tartışırz …

        Eşinizi de mutlaka oyuna dahil edin. Tek başınıza aksi durumda çok zorlanırsınız. En kötü ihtimalle siz okuyun ve özetlerini paylaşın derim. Ve son olarak genelde 2 yaş dönemi zor bir dönemdir. Sınırlarını öğrenmeye ve hatta ne kadar genişletebilirim diye zorlamaya başladığı bir dönemdir ve yine her dönem gibi merak etmeyin geçicidir. Selamlar.

    • Yorumunuz ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Eşim de öyleydi. Her bir noktada ayrı ayrı kitaplarımız vardı. Her kitapta ayıraçlar, işaretli bölümler … Her seferinde paylaşmak için can atan bir ruh hali. O kadar ki yorgun bile olsam hevesini kırmamak için kendimi zorlayarak dinlemeye hatta anlamaya çalışıyordum ama pek de işe yaramıyordu. Neyse ki sonradan daha bir uyumlu hale geldik. Bence en güzel çözümü bulmuşsunuz. Gözlerde ki ışıltı :) Çok güzel inanın …

      Son paragrafınıza ise gönülden katılıyorum. Tüm bu çabalarımız onlar ve belirttiğiniz özelliklere sahip olmaları için. Umarım başarılı da oıluruz :)

    • Yorumunuz ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Eşim de öyleydi. Her bir noktada ayrı ayrı kitaplarımız vardı. Her kitapta ayıraçlar, işaretli bölümler … Her seferinde paylaşmak için can atan bir ruh hali. O kadar ki yorgun bile olsam hevesini kırmamak için kendimi zorlayarak dinlemeye hatta anlamaya çalışıyordum ama pek de işe yaramıyordu. Neyse ki sonradan daha bir uyumlu hale geldik. Bence en güzel çözümü bulmuşsunuz. Gözlerde ki ışıltı Çok güzel inanın …

      Son paragrafınıza ise gönülden katılıyorum. Tüm bu çabalarımız onlar ve belirttiğiniz özelliklere sahip olmaları için. Umarım başarılı da oıluruz

      P.S. Yanlış cevapla’ya basınca size atmış olduğum yorum aşağıda kaldı. Ben de tekrar yorumu burada paylaşmak istedim :)

  7. Yazılarınızı ilk günden beri keyifle okuyorum…merakla da bekliyorum…
    Bazen yazdığınız bir cümle bile aklımda birçok şeyi sorgulamama veya cevap bulmama neden olabiliyor…teşekkürler

  8. Yazılarınızı keyifle okumaya devam ediyorum ve bir sonraki konunuzu merakla bekliyorum :)

  9. Merhaba,
    Yazınızı okudukça, acaba bu yazıyı benim eşim mi yazmış diye düşünmeden edemedim:) Eşimle oğlum dünyaya geldikten sonra tartışma konularımız ve şekli tamamen sizin dile getirdiğiniz şekilde.Tek fark ;o, hala kitap okumuyor.Bana uymaya çalışıyor ;ama oğlumuzla ilgili tüm kararları bana bırakması beni çok yoruyor.Gerçekten BİTKİNİM..

    • Yoktur aslında babaların birbirlerinden çok farklılıkları :) Yavrunuz kaç aylık bilemiyorum ama bu bir süreç. Eşiniz de inanın karar almaya başlayacaktır ve bence çok da yakında. Siz de teşvik edin. Okuduğunuz kitapları özetleyin, paylaşın ve ona yalnız onun sorumluluğunda olacak şekilde yavrunuzla ilgili işler verin. Başka bir ifadeyle onu oyuna sürekli davet edin. Bir kere oyuna dahil oldu mu zaten yeni sürece de merhaba demiş oluyorsunuz.

  10. cok keyifle okudum yazinizi hatta bian esime donup yoksa blogcuannede icimdeki dort mevsim isimli yazar sensinde kendini benden gizliyormusun diye sordum nekadarda bizim yasadiklarimiza benziyo yorumlarida okudum kendimden biseyler buldum demekki sadece ben degilmisim surekli esimden kitaplari okumasini isteyen vayyy be yada ohh be yanliz degilim

    • Bir önceki yoruma cevaben yazmıştım: Yoktur aslında babaların birbirlerinden çok farklılıkları :) Genel gidişat ve süreçler hep aynı aslında. Bize zaman tanınsa, güvenilse ve sorumluluk verilse ne kadar aslında oyuna girmeye hevesli olduğumuz da görülecek :)

      Mesajınız ve yorumunuz için çok teşekkürler.