55 Yorum

Patron kim?

Belki daha önce bahsetmişimdir: Bundan birkaç sene önce, Deniz yaklaşık 3 yaşındayken, bir arkadaşım ve o zamanlar 5 yaşında olan kızı bize gelmişlerdi. Akşam vaktiydi, Deniz yemek yiyecekti. Menüde makarna ve brokoli vardı. Deniz’in tabağına koyduğumun aynısından arkadaşının tabağına da koyarken annesi “O brokoli yemez” dedi. “Maalesef, sebzenin s’sini ağzına koymaz. Brokolinin tadını bile bilmiyor.”

Bu arkadaşım kızının yeme sorunundan yakınırdı. Çok seçici olduğundan, sadece makarna ve köfteyle beslenmek istediğinden, başkasının evinde doğru dürüst bir şey yemediğinden… Eh, ben de boş değildim. Deniz 3 yaşındaydı, ama benim baştaki bazı stratejik hatalarım yüzünden hala kendi kendine yemek yiyen bir çocuk değildi. (Hala da “hadi” demeden yediği nadirdir, o ayrı…)

***

Uyku sorunu annelerin en büyük problemi. Günlük hayatımızda en çok yakındığımız sorunların başında çocuklarımızın uyumaması, az uyuması, geç uyuması, sık uyanması, ve “uyku” meselesi etrafında oluşan türlü türlü sorunlar geliyor.

Bundan birkaç hafta önce bir başka arkadaşım 7 aylık bebeğinin gündüz uyumadığını anlattı. Gündüz uyumayı sevmediğini, bir türlü uyutamadığını, sonra da bebeğin orada burada -mesela mama sandalyesinde- uyuyakaldığını söyledi. Ona 7 aylık bir bebeğin gündüz uyumamasının normal olmadığını söylemeye çalıştım. Ancak o “gece iyi uyuyan bir bebek olduğu için gündüz uyumaya ihtiyacı olmadığına” inanıyordu.

***

Ebeveyn olmanın en zor yönlerinden biri bir başkası adına karar vermek. Çocuklarımıza nasıl bir eğitim verelim? İkinci bir çocuk yaparsak birincinin hem duygusal, hem maddi haklarından esirgemiş olur muyuz? gibi gibi ciddi meseleler…

Ancak ebeveyn olmanın temelinde çocuğumuzun adına karar vermek yatıyor. Hangimiz çocuğumuzu dünyaya getirirken “Acaba doğmak ister misin?” diye soruyoruz?

5 yaşındaki bir çocuğun brokolinin tadını bilmemesi, kusura bakmayın ama, çocuğun sorunu değil. O çocuk anasının karnından “ben brokoli yemeyeceğim” diye doğmadı herhalde. Ve günün birinde, durup dururken “Anne, hadi manava gidelim de brokoli alalım, sen de pişir” diyecek hali yok. O çocuğun brokolinin tadını bilmemesinin sorumlusu ebeveynidir, kendisi değil.

Bebeklerin çoğu -fiziksel bir sağlık problemi olmadığı sürece- 6. aydan itibaren gece beslenmesine ihtiyaç duymuyorlar. Bu da geceleri kesintisiz 6-8 saat uyuyabilecekleri anlamına geliyor. Ancak bir ortalama alalım, acaba bunu yapan bebek sayısı, yapmayan bebeklerin toplamının kaçta kaçı? Uyku sorunu başlarında müdahale edilmezse içinden çıkılmayan, katlanarak büyüyen bir sorun haline geliyor. Bir yaşını geçmiş, ve hatta 2, 3, 4 yaşına gelmiş ve anne/baba istemediği halde onların yanında yatan, gece defalarca uyanan çocuklar da -tekrar ediyorum, fiziksel bir sorunları olmadığı sürece- bu durumdan kendileri mesul değiller. Sorun yine anne-babada. Ve tabii ki çözüm de… (Burada anne-babanın hoşnut olmadığı durumlardan bahsediyorum. Co-sleeping yapmayı (aynı yatakta uyumayı) tercih eden, ya da çocuğunun gece 3-4 kere uyanmasından memnun olan ailelere bir lafım yok)

Dr. Richard Ferber, Gün Yayıncılık’tan çıkan Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri kitabında ebeveynlerin “limit koyma problemi”nden bahsediyor. (Keşke daha Türkçe bir çeviri yapıp SINIR KOYMA deselermiş) Her ne kadar kitabın adı uykuyla ilişkilendirilse de, Ferber bu bölümde genel anlamda sınır koymaktan şöyle bahsediyor:

Kendinize sorun: “Patron kim?” Ebeveynler, bana gece evde olanları anlatınca, birçok kez patronun onlar olmadıklarını anlıyorum. Gece vaktinde çocuğa ikinci biberon sütü vermemeleri gerektiğini anlatıyorlar ama “İkinci biberonu istiyor” diye ekliyorlar. Çocuğun saat 21.00’de televizyon başından kalkıp yatağa gitmesi gerektiğini açıklıyorlar ama “Hala televizyon seyretmek için ısrar ediyor” diyorlar. Babanın gece rutinini yerine getirmesi gereken bir evde, çocuğun babayı istemediğini anlatıyorlar.

Ebeveynler uygun limitleri koymak zorundadır. Tüm ebeveynler limit koyar. Bu limitlerin hepsinin nedeni ve tutarlılığı aynı değildir. Hiçbir anne (çocuk ne kadar ısrar ederse etsin) iki yaşındaki çocuğunun kibritle oynamasına veya caddede koşmasına izin vermez. Ancak, bazen çocuğun ağlamasına dayanamayabilir veya suçluluk hissederek kontrolü çocuğa verir.

Limit koymak, çocuk yetiştirmenin bir parçasıdır. Çocuğunuzu bu yolla korursunuz ve yetiştirirsiniz. Doğru koyulan limitlerin kendi yararına olduğunu çocuk anlayacak ve bunları ona karşı olan ilgi ve sevginizin bir işareti olarak kabul edecektir. Okuldaki en iyi öğretmenlerinizi düşünün. Bu öğretmenler disiplinli olanlardır. Aynı zamanda öğrencilere karşı duydukları sevgiyi de hissettirmişlerdir. Öğretmen kontrolü öğrencilere verirse, karmaşa doğar, ilgi ve öğrenme olmaz.

diyor Dr. Ferber. Ve bence çok doğru söylüyor.

Çocuklar, davranışları sınırlarla tanımlandığı sürece daha mutlular aslında. Aksi gibi görünse de, itiraz etseler de, anne-babalarının kontrolü elinde tutmaları çocukları daha güvende hissettiriyor. Kendilerini güvende hissedince sevgiyi hissediyorlar; daha kolay kabul ediyorlar ve öğreniyorlar her şeyi.

5 yaşındaki bir çocuğa zorla, bağırıp çağırarak brokoli yediremezsiniz belki. Olayın o noktaya gelmesi hatadır zaten. Bıraksam benim de çocuklarım köfteyle makarnayı tercih ederler (ne de olsa Yeşil iğrençtir!). Heyhat, ben bile sadece pilav yiyerek yaşayabilirim! Ama yapmıyorum. Çocuklarıma da yaptırmıyorum. Onların istediklerini yaparmış gibi yapıyor, ama gerekeni de -minimumda da olsa- almasına çalışıyorum. Örneğin, benim tercihim dört sap brokoli yemesiyse, ama o iki tanesini yemeyi tercih ediyorsa eyvallah diyorum.

Çocuğa kontrolü teslim etmekle onu karar sürecine dahil etmek arasında çok ince bir çizgi var. Ama çok önemli.

Ha, n’oluyor? Küçükken sebze yemeyen de, 2-3 yaşında olup hala gece sürekli uyanan çocuk da, bunu yapmayan çocuklar gibi büyüyüp adam oluyor. Ve bu süreci hatırlamıyor. Ama bunu bir de anne-babaya sormak lazım. Çocuklara sınırlar koymak, onları büyütürken anne-babanın işini kolaylaştırıyor, bir. Anne mutlu = baba mutlu = herkes mutlu oluyor, iki.

Kısacası, çocuklarımızın belirli şeyleri “çok istediğinden”, “bir türlü” uyumadığından, gece “ne yaparsam yapayım” 11’den önce yatmadığından şikayet ediyorsak eğer, kabahati önce kendimizde aramalıyız. Bu “kötü” alışkanlıkların hiçbiri gökten vahiyle inmiyor. Hepsi ya öğretiliyor, ya kazandırılıyor.

Onlar belli bir yaşa gelip kendi kararlarını kendileri verebilecek ehliyete erene kadar son söz bizim, çocuklarımızın değil.

55 yorum

  1. Yazdıkların doğru Elifcim ama bazen benim o kararlılığı sağlayacak gücüm olmuyor. Bir kere taviz verince de geri dönülmüyor.

  2. Elif tam da Iraz Toros Suman’ın “Çocuk olmak ve pozitif disiplin” seminerine katılmış ve notlarımı da bloğumda yayınlamışken ilaç gibi geldi bu yazın. 3 gündür aklımda hep sınırlari kurallar, disiplin, ödül ve ceza var….

    İzninle paylaşmak isterim eğitim notlarımı :

    http://filizmorkoc.blogspot.com/

    Not : Sanılmasın ki bunları harfiyen uygulayabiliyorum ya da uygulayabileceğim.. Yazmak yapmaktan daha kolay…

    • “Kuralsız bir hayat, rotasız bir gemiye benzer…”
      Bu cümle herşeyi anlatıyor
      Paylaşımıız için teşekkürler..

  3. evet yine altına imza atacağım bir yazı. “oyle de buyuyorlar boyle de” dogru. ama işte oyle buyuyunce anne baba çok yoruluyor ve illlallah diyor. boyle buyutunce herkes daha az yıpranıyor. çocuk da çocuklugunu daha huzurla anımsıyor.

  4. Beslenme konusunda sonuna kadar katılıyorum. Özellikle bilinçsiz yemek yedirme durumu annelerimizde çok yaygın. Hani yesin de nasıl yerse yesin… Ancakkk uyku konusunda ben hiç kasmıyorum. Zaten ilk 3 ay kolik saatleri akşam 20.00-24.00 arasına denk geliyordu. 4. ayına kadar böyle gitti. Sonrasında da o saatlerde kolik olmasa da huzursuzlukları vardı. Ne kadar uğraşsam da gece 11-12 den önce uyumuyor uyusa da yarım saat sonra kalkıyordu. Şimdilerde 7 aylık ve 2 haftadır diş çıkarttığı için geceleri sürekli uyanıyor :) 1 yaşından önce bir düzen oturtamayacağım ortada. Bence şuanda bir düzen oturtmaya çalışmak daha çok yorup yıpratacak bizi. Ama genel olarak katılıyorum. Artık patron çocuklar olmuş. Düzen onların ellerinde.

    • ben de Pervin e katılıyorum bizim kızımız da şu an 9 aylık ve 5,5 ay sürdü o şiddetli kolik ağlamaları sonrasında bitse de geceleri uyanıp ağlardı..şimdi ise uykuya zor dalıyor ve sık uyanıyor ama en azından ağlamadan tekrar uyutabilmek bile bir aşama bizim için..uyku eğitimi vermeyi çok istiyoruz ama hazır hissetmiyorum o sinir bozucu ağlamaları kulağımdan hala gitmedi hazır susmuşken tekrar ağlamasına dayanamayız sanırım .. o yüzden ne istiyorsa onu yapıyorum uyku konusunda patron o evet..sallayarak uyutuyoruz uyanınca sallıyoruz emmek istediğinde emziriyorum gece 4-5 defa uyanıyoruz..çok yorgunuz ama cesaretim yok maalesef:(

      • Ben artik benim cocuklarim uyku ozurlu diye dusunmeye basladim. 2 ay sonra 3 yasinda olacak olan kizim aksam 10 dan once uyursa gece uyanip televizyon izlemek istiyor. Ama daha sonra uyursa, sabaha kadar uyanmiyor. 5.5 aylik oglum 11 de uyursa 7 ye kadar 1 kez uyaniyor, 8 de yatirmaya kalktigimda yarim veya bir saat sonra uyaniyor ve uyumuyor. Bunun cozumu okuduguma gore, her 3 gunde bir 15 dakika daha once yatirmak. Ama cocuklarin kendi internal clock lari var sanirim anliyorlar hemen. Onceden cok okudum, cabaladim ama artik vazgectim. Cok uyuyan cocuklarin daha iyi gelisip, daha cok buyuduklerine inaniyorum ama artik herseyi oluruna biraktim.

  5. Kesinlikle katılıyorum…

  6. Anne ve babanın sınırları birlikte koyması gerekiyor.Mesela benim çocuğuma koyduğum sınırları babası çiğnetiyor ya da ben işteyken çocuğuma bakan babanesi çok taviz veriyor.Kurduğum düzen altüst oluyor ve çocuğun kafası karışıyor doğal olarak psikolojisi bozuluyor,ikilemde kalıyor.
    Sonuç: Kötü olan ben oluyorum,çocuğu ağlatan gaddar anne pozisyonuna düşüyorum.Çocuğum yapmaması gereken birşey yapınca babasının kollarına atıyor kendini ve beni istemiyor.Neden? Çünkü ben,o ağlamasın diye her istediğini yapan bir anne değilim.Biliyorum istediği yapılsın diye ağlama eylemini koz olarak kullanıyor..Bir anne çocuğunun sahte ve gerçekçi ağlamasını çok iyi ayırt eder;)

  7. Elif Hanım söylediklerinizde çok haklısınız ve yine çok önemli bir konuya değinmişsiniz.Eklemek istediğim tek bir şey var: yaşadığımız bu süreçleri ve yaş dönemlerini hatırlamasak da bu dönemler büyüyüp koca koca insanlar olduğumuzda bizim nasıl insanlar olacağımızı belirliyor. Ve tam da bu nedenle ebeveyn olmak büyük sorumluluk getiriyor.

  8. Bence buyuyup adam oluyorlar ve hatirlamiyorlar belki ama yetiskin olduklarinda da ya bir guven eksikligi, ya kendini bir seye verememe gibi sorunlari da oluyor. Anne babanin yanlislari cocuklarin ileride sagliklarini yani ruh ve beden sagligini etkiliyor.
    Bazen de anne baba kendi rahati icin cocuga goz yumuyor, sabah erken uyanmasin diye cocugu da 11 de yatiran bir arkadasim var. Cocuk icin bunun zararli oldugunu, o saatlerde buyume hormonu vs. icin cocugun uyuyor olmasi gerektigini anlatamiyorum. Bencillikten baska nedir ki bu? Ya da anne babanin sevmedigi seyler evde pismeyince pisse de yenmeyince cocuk da haliyle etkileniyor. Unutmayin ki onlar surekli bizi gozlemleyerek dogruyu ogreniyorlar. Cocuk yetistirmek ciddiye alinmasi gereken bir is bence..

  9. Oğlum doığduğundan beri uyguladığım bir beslenme şekli vardır. “tadına bakmalısın”. Bir şeyin tadına bakmadan iyi mi kötü mü aca mı tatlı mı bilemezsin. Bu bilinçle yetiştirdim. Çoğu kez yemek istemediği yiyeceğin ilk kaşıktan sonra bitirdiği çok olmuştur. Kreşte arkadaşına bile diyormuş. Önce tadına bakmalısın. Beğenmezsen yeme. :)

    Bir de mutlaka yememiz gerektiğini düşündüğümüz yiyecekler vardır. Örneğin ciğer sevmiyor biliyorum. Ama dün yine sofrada ciğer vardı ve mutlaka kan yapması için en azından 4-5 lokma yemesi gerektiğini biliyor ve çok şükür ki yiyor.

    Fakat uyku konusunda ben olaya hiiiç yorum yapamayacağım. Çok çaresizim o konuda.

    • Arslananne ben de aynı taktiği uyguluyorum daha ek gıdaya geçtiğimiz 6.aydan itibaren şuan 15 aylık ve çok işe yarıyor. Eğer yemek istemezse “oğlum bir tat lütfen” diyorum kafasını geriye çekip bir kaşıktakine bakıyor ve yiyor ve çok çok şükür ki henüz oğlumun yemediği bir sebze yok evet o da köfte makarnayı bayıla bayıla yiyor ama mesela pırasaya da hatta bamyaya bile bayılıyor:)))
      ve evet ben de uyku konusunda çok muzdaribim:(((
      sevgiler…..

  10. COK GUZEL BIR YAZI OLMUS…YAZININ HER BIR CUMLESINE KATILIYORUM..COCUGA SINIR KOYMAK AILENIN GOREVI..BUNLARA UYMAKSA COCUGUN GOREVI….

  11. “bebekler annelerin duygusal bedenlerini kopyalarlar” diye okumuştum bir kitapta, demek istediği bebekler annenin duygu durumlarından etkilenirler annenin üzüntüsü, mutluluğu, stresli hali, huzuru bebeğe yansır dolayısıyla anne mutlu=bebek/çocuk mutlu denklemi doğru. Ancak “patron kim?” sorusu bile anne-çocuk ilişkisinin doğallığına aykırı bir soru maalesef. Anne-baba konforunu sağlamayı amaçlayan bebek endüstrisinin baş rol oyuncularından Ferber yine kendisini göstermiş. Attachment parenting yaklaşımında da sınır koymak var ancak William Sears o kadar güzel anlatıyor ki ben Ferber’e katılamayacağım. Bu yaklaşım annenin kendi sezgilerini, annelik hislerini kullanarak bebeğini tanıma ve bebeğiyle uyumlu bir yaşam sürme mutluluğunu engelliyor. Brokoli yemeyen çocuğa annesi bu fırsatı vermemiştir kesinlikle katılıyorum ancak patron kim diyen zaten annelik hisleri değil annenin egosu, dolayısıyla egosu yüksek anne=egosu yüksek inatçı çocuklar. Yine de bu annelik konusu tamamen kişiye özel, her ailenin kendisine göre bir düzeni var. Çocuklarımıza doğmak istiyor musun diye sormuyoruz çünkü onlar bizi seçiyorlar. Hepimiz ailemizi seçiyoruz ve anne karnından itibaren (öncesi de var tabii) yaşadığımız herşey bizim hayatımızı kişiliğimizi ve davranışlarımızı etkiliyor. (ve daha birçok etken) ama 0-7 yaş aralığında özellikle anne-babanın çocukla ilişkisinin çocuğun hayatı üzerinde nasıl etkileri olduğunu gerçekten bllseydik neleri yapardık veya neleri yapmazdık.
    Geçenlerde okuduğum şu cümleyi çok beğendim: How we treat them is what we teach them.
    sevgiler.

    • “Çocuklar doğmak için anne babalarını seçiyorlar” ifadesi bana çok romantik geliyor. Fazla hissiz bir kadınımdır zaten, mantığıma da yatmadı mı kabullenmem zor olur :) Düşünüyorum mesela “Ensest kurbanı olan çocuklar da mı kendi tercih ettikleri ailelere doğuyorlar?”

      • evet öyle, onlar da kendi tercih ettikleri ailelere doğuyorlar ve bu bilginin kaynağı romantizmden gelmiyor. Tabii ki yaşadığımız hiçbirşey tek bir neden sonuç ilişkisi ile açıklanamayacak kadar karmaşık, ve elbette bu konu burada birkaç cümle ile açıklanacak ve tartışılabilecek bir konu değil. Ben yorumumu desteklemek için bir bilgiyi paylaşmak istedim. İlham verir veya vermez, seçim yine bizim :)) sevgiler.

  12. benim henüz bir çocuğum yok ama yolda..2 ay sonra aaramızda olacak. ama senin düşündüklerine ve uyguladıklarına aynen katılıyorum.ve bende çocuğumu böyle yetiştirmek istiyorum.
    biz kaçta yatarsak dda o saatte yatar diyen ailelere sini roluyorum.o onu yemez bunu yemez süt içmez sevmiyor diyenleree aynı şekilde..gerekirse brokilide kerevizde yemeli.ona bunların kötü birşey değil aksine tadı çok güzel ve faydalı yiyecekler olduğunu aşımalıyız..boşuna dememişler ağaç yaşken ağilirr.:))).

  13. aslında anne orada hiç müdahele etmese belki çocuk brokolinin tadını öğrenebilirdi :) benim kızım ilk pırasa tecrübesini bize yemeğe gelen arkadaşının sayesinde yaşamıştı, masaya oturup karşılıklı yediler, yemem demeye de utandı sanırım yüzünü buruştura buruştura sırf arkadaşı severek yediği için yemişti…ah şu ön yargılarımız yok mu :))

  14. Yaziyi yazan ellerine saglik!

  15. Elif, link vermişsin ya, yeniden okudum Deniz’in yeme konusunda yazdıklarını. Aradan bayağı zaman geçmiş, yol katettiniz mi? Yorumlarda Derin’den etkileniyor olabilir yazmışlar, sen de büyük ihtimal demişsin. Zaman geçtikçe kardeşe alıştı ve bu durum yemeğe de yansıdı mı? Yada başka taktiklerle aştınız mı bu konuyu? Arda sanırım tam geçen sene yazdığın Deniz gibi oldu da..Merak ettim şimdiki durumunuz ne? Hayır önümü göreyim diye!! :)

    • Ben de cok merak ediyordum durumun ne oldugunu; bizde de 3.5 yasinda bir Deniz var ayni durumda olan; 6 aylik kardesini mi kiskaniyor, bu yasin getirdigi bir sey mi ve ne zaman duzelir acep sorularina cevap ariyorum:) Cocugum yemek yemiyor kitabini aldim ama daha okuyamadim:)

    • Sanırım karakterle de çok alakası var Itır. Derin “lokmacı” bir tip. Hayatta aç kalmaz, sabah gözünü açar açmaz “Derin’in maması nerde?” diye soruyor.

      Deniz yemeğe düşkün hiç olmadı. Ona göre yemek yemek görev icabı yapılan bir iş.

      Kısacası, tabii ki yol kat ettik, ne de olsa 5 yaşında. Ama hala sofradan en son o kalkıyor, “hadi” demeden bitirdiği nadir. Ve fakat kendi kendine yeme sorunu -çok şükür ki- yok. Benim için en önemlisi buydu, onu da aştık şükür

  16. Bu uyarıları konuştuğunuz kişi sizin en yakın canınız kardeşiniz bile olsa olmuyor sanırım insanlar işlerine nasıl geliyorsa öyle davranmayı tercih ediyorlar benim oğlumda brokoli ile çok farklı tanıştı ama o günden sonra bu sebze onun vazgecilmezi oldu elbette yemek istemediği zamanlar oluyor ama oda bizi üzmüyor şimdiler de peynirle aramız bozuk ama biz onu da krep içinde yok ederek atlatıyoruz yani krizler her evde ama çözüm de yine aynı yerde malesef bu cümleyi kuran çok anne ve baba var benim çocuğumun oluşu bu erken yatmaz yemek konusu babannesi yada annanesi yüzünden böyle v.s. bence önce aynaya bakmalı ama kendi aynamıza yani her çocuk kendi anne ve babasının aynasıdır bir bakın mutlu disiplinli ve olumlu bir bakış açısına sahip iseniz çocuklarınız da ardınız sıra geliyor. Çok anne baba çocukların hep üzüntü ve sorunlardan uzak tutulması gerektiğini düşünür. Ben sizinle birlikte paylaştıkların da sorunlarla daha kolay başa çıktıklarını düşünüyorum.
    Efe ile Çok yakınlar da aramızda geçen bir konuşma
    – Anne dans gösterisi olacak okul da
    +evet oğlum
    -acaba katılabilirmiyim?
    +katılabilirsin tabi neden sordun?
    -kostumler paralıymış anne belki alabilirmiyiz diye sordum?
    uzun ve kocaman bir kucaklaşma öpüşme itişme kakışma bu konuşmayı bitirir.
    bu benim küçücük çocuğumun olumlu yada olumsuz onu çok incitmeyeceğini düşündüğümüz her konuya ortak edip fikrini aldığımız için gelişmiş olan mantığıdır.
    ayrıca ilkokul bire başladığı günden bu yana yanına harçlık almayı ve onu yönetmeyi öğreniyor. sanırım onlara ne verip ne vermeyeceğimiz kesinlikle bizle ilgili ben de şu ata sözünü çok severim. Ve en iyi değil doğru anne baba olmayı onun sonuçlarını en iyi bu cümle anlatıyor. Bütün ektiğimiz mucize tohumlarımız en güzel çiçek olarak bize dönüyor. Onları yaşatmak ama yumuşacık bir gelincik gibi büyütmek bizim ellerimiz de unutmamak lazım. :)

    Rüzgar eken fırtına biçer.

  17. Sınır koyabilmek benim için de en zor konulardan biri. Sınır koyaraken bağırmamak yada sinirlenmemek en zoru. Benim çocuklar 9 aydan beri kaşık tutamyı öğreniyor ve yavaş yavaş kaşık ile yemeyi öğreniyorlar. Ama gece uykuya yatma konusunda sınır koymada başarısızım. Oğlum saat 22:00 giriyor yatağa. Bugünden itibaren bu konuda daha disiplinli olmaya çalışacağım. Bu yazının yardımı ile…

  18. herşey dört dörtlük olmuyor maalesef biz herseyın bi düzende gitmesini istiyoruz ama olmuyor bazımız uykudan yakınıyor bazımız yemek yememesınden benim oğlum da 3 yaşında uyku problemımız kesınlıkle yok ama aşırı yemek seçiyor hep istiyo pilaw makarna köfte vs birde aşırı inatçı bende kendime kızıyorum belkıde 1.5 2 yasında yeterınce ısrar etmedım diyorum zaten süreklı ınternetten araştırıyorum çocukların yaşa göre gelişim aşamalarını:))

  19. Yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum. Toplumda bir de ”Kural koyan, rutin oluşturan” anneleri acımasız, rahatına düşkün vb… tabirlerle yükleniliyor ki en çok buna içerliyorum.

    Çevremizde yenilikci annelere, gelenekci annelerden öyle ağır ithamlar geliyor ki bu üzüyor insanı. Anneliğimiz her anlamda sorgulanıyor ve ”rahatına düşkün, bebeğin isteklerine cevap vermiyen, vicdansız, egoist” yaftası yapıştırılıveriyor hemen. Oysa işin tam tersi olduğunu düşünüyorum ben.

    * Kolayına geldiği için bebeğini memede – kucakta – sallayarak uyutanlar, bebeğin büyümesi, artan kilosu, memeden ayrılması gerektiği zamanları düşünmeden bebeğim böyle mutlu diyerek diğer annelere ”anne kokusundan esirgeyen bencil anne” muamelesi yapıyor. Tabi bebeğin büyümesiyle, süre gelen alışkanlıkların anneye yük olmasıyla daha mutsuz bebekler olacağı hiç düşünülmüyor.

    *Pütürsüz yedirmenin kolay, pütürlü yedirmenin vakit aldığından dolayı blendır kullanarak bebeğine hızlıca yemek yedirenler; Pütürlü yediren annelere ”küçücük bebeğe eziyet ediyorsun, bak kaç saat oldu, yazık yoruldu, dişimi var ezebilsin” beyanlarıyla anneyi yıpratıyorlar. Pütürsüz yemeğe alışmış, iki yaşında pütürlü yemeyen çocukları olduğunda ise yine olan çocuğa oluyor, yine alışkanlıklar yıkılıyor, çocuk mutsuz oluyor.

    * Uyku rutini oluşturanlara, ”benim bebeğim ne zaman isterse o zaman uyur” edasıyla özgürlükcü anne, rutin oluşturan anneler ise despot anne oluyor.

    * Yemeği beğenmediğinde çikolatalı ekmek teklif eden anneler ”çocuğunun karnını doyurmaya çalışan anne”, menünün bu olduğunu belirten ve teklif sunmayan anne ise ”çocuğunu aç bırakan anne ” oluyor.

    * Bebeğiyle birlikte uyuyan anne ” beraber yatarak çocuğuna özgüven aşılayan anne”, bebeğini ayrı odada yatıran anne ise ” anne kokusundan mahrum büyümüş, özgüvensiz çocuk yetiştiren anne” oluyor.

    Sanırım bu liste bebeklikten çocukluğa, çocukluktan ergenliğe kadar rekabet halinde sürüp gidecek.

    • Belirttiğiniz tavır takınılmışsa aksi yönde de gayet iyi işlediğini vurgulamak isterim. Öyle ki, (sizin tabirinizle) yenilikçi (ki gayet olumlu bi sıfat) annelerden de gelenekçi (hafif ezici bir sıfat) annelere çok çok ağır ithamlar edildiği gözlenebiliyor. “Eski kafalı” başta olmak üzere, o da bencil ve tembel olarak yaftalanabiliyor. Diikat edilirse sizin yazınızda da bu sıfatları çağrıştıran ifadeleriniz bulunabilir.

      Mesele “doğru” veya “yanlış” demek için bakmak ve o yönde ilişkileri değerlendirmek bana kalırsa.

    • Olay “itham” etmekse, yenilikçi mi gelenekçi mi demeden herkes edebiliyor. Mesela ben kızımın odasını 2 aylıkken ayırdım. Gelenekçi (?) anneler “Aman anne kokusundan mahrum kalacak, ergenlikte burnundan fitil fitil getirecek” dediler. Kızım 23 aylıkken bizim yatağımızda yatmaya karar verdi. Bu sefer de yenilikçi (?) anneler “Özgüvensiz, bağımlı karakterli bir çocuk yetiştireceksin” dediler. Ohooo, dinlemeye kalksan, her kafadan bir ses çıkar. Torba değil ki büzesin :)

  20. ne uyku ne de beslenme konusunda kesin kural ve yargılarla konuşmaya sıcak bakmıyorum açıkçası. bir durum hakkında büyük konuştuğumda aynen başıma gelmesinden de feci korkarım. kaldı ki insan başına gelmeyince, yaşamayınca anlamıyor bazı şeyleri.
    henüz çocuğum yokken, bana en yakın çocuk olan yiğenimin iştahsızlığı hakkında bilmiş bilmiş yorumlar yaptığım çok olmuştur. ablamı suçlu bulduğum zamanlar, fazla kafasına taktığını düşündüğüm anlar, ve niceleri… ama kazın ayağı öyle değilmiş işte.
    doğduğu günden beri beslenme konusunda problemleri olan bir oğlum var. şu an 26 aylık. “küçücük bebeği beslemede ne varmış” diyenleri duyar gibiyim. ama vardı işte. daha gözleri açılmamış minicik bir bebekken bile memeyi almamak için direndi. tam memeyi vermeyi başardık bu sefer de yeterli randıman alamadık. sevmedi çocuk memeden beslenmeyi. yanımdaki tecrübeli insanların ve kendi alanında tam bir uzman olan doktorumuzun çabaları bile yetmedi. 4 ay verebildim anne sütü. sonrasında ağzına koymadı. denediklerimi ve yaşadıklarımı anlatsam inanın ağlarsınız pek çoğunuz.
    zaman aktı tabii, büyüdü bizim paşa hazretleri. beslenme sorunumuz da hep büyüdü bizimle birlikte. ek gıdaya geçişimiz duyduğum pek çok örneğe oranla kolay oldu. çiğneme, yutma sorunları yaşamadık. çok seçici bir çocuk da olmadı aslında. karnıbahar yediği günler de oldu, makarna yediği günler de… pek çok çocuğun burun kıvırdığı pırasayı bayıla bayıla yediği öğünlerimiz oldu. ama iştahsızlık canavarı hiç can vermedi. tam her şey yoluna girdi diye düşünürken hep çıktı saklandığı yerden, hep canla başla yaptığımız kuleyi yıkıverdi tek bir vuruşuyla. hep en büyük düşmanımız oldu.
    zaman içinde olaya yanlış yaklaşımlarım da oldu pek tabii… ama hep düzeltmeye çalıştık bir şeyleri. şu an yaklaşık 1 aydır doğru düzgün beslenmeyen bir adet dünya tatlısı iştahsız sıpa var elimde. yazılanlar kadar kolay değil malesef onları uygulayabilmek. ki 2 yaşını geçmiş bir çocuğun davranışlarını, içinde bulunduğu sendromu da getirin aklınıza… artık dinlenme evresine geçmiş durumdayım. kesinlikle ısrar yok. denediğimiz politikaların hepsi bir bir ters dönüyor. topladık attık hepsini çöpe. biraz da bu şekilde takılacağız. makarna isterse makarna yiyor. yumurta isterse yumurta… süt içirebildiğim günlerde kendi çapımda kutlamalar düzenliyorum. daha dün pilavın yanında iki tane -evet sadece iki tane- minicik top halinde sulu köfte yediği için aşağı inip tüm zillere basıp sevincimi haykırasım geldi de tuttum kendimi. kaldı ki iki porsiyon sulu köfteyi hüplettiği günler olurdu. varın gerisini siz düşünün.
    uyku ise başlı başına bir makale konusu. neyseki atlattık uykusuz geçen gece efkarlarını. 2 saatlik uykuyla işe geldiğim günlerdeki halimi hatırlarım, susarım sadece uykusuz bebeğinden yakınan anneleri duyunca. çünkü bazen… ne yaparsan yap olmuyor bazen… suçlamayalım anneleri etraflıca konuşmadan onlarla…

  21. Ayşegül Bulkan

    kendimi okudum yazında .. malesef ben ipleri onun eline vermişim istemesem de, o beni yönlendiriyor. biraz fazla müsamaha gösteriyorum ona ama bu aileme de gereğinden fazla karışma hakkı tanımamdan da kaynaklanıyor. aileme (anneme ve ablama) çok uzak mesafede yaşıyorum ve eşim işi gereği sık sık kısa veya uzun süren seyahatlere çıkıyor (geçen yaz 1,5 ay sürmüştü).ben de evde tek başıma kalmaktansa annemde ve ablamda kalmayı tercih ettim bu seyahatler süresince. hem onlar efe’yi doya doya seviyorlar hem ben yalnız kalmamış,destek de almış oluyorum. Yanlış burda başladı. ben evdeyken çocuğuma düzen oluşturuyordum ama annem ya da ablamda olunca tüm düzen bozuluyordu. ev farklı,yatak farklı, ses desibelleri farklı (benim evimin çevresinde başlayıp biten inşaatlar da olmasa neredeyse hiç ses yok, ablam cadde kenarında oturuyor, annem mahallede) ve bu bile onu çok etkiliyordu. ki uyutma, biraz daha sevelimler, birazdan uyur/birazdan yer’ler ve benim de olaya çok özlüyorlar hadi bu kez de böyle olsun tavrımla (ki böyle yaparak oğluma en büyük kötülüğü ben yaptım) çocuğum tam bir karmaşanın arasında kaldı. Anne başka bir şey yapmaya çalışıyor, teyze başka bir şey söylüyor,anneanne başka bir şey söylüyor ve çocuk da onları kıramadığımın farkına varınca (ah kafam ah!) durumu gayet de güzel kendi lehine çevirdi. ben de buna izin verdim. şimdi artık isterse eşim 2 aylığına gitsin, isterse bizimkiler kırılsınlar,üzülsünler en fazla 2 gün gidiyorum kalmaya.onda da ki zaten düzen yok ama artık benim söylediğimin üstüne söz söyletmiyorum ve benim dediğimi yapmasını sağlıyorum.herkes kendi hayatını ve kendi yaşadıklarını biliyor.biliyorum bunları okuyunca bana çok kızacak, söylenecek anneler var ve haksız da değiller.ama keşke o günlerdeki bana gidebilsem de o depresyonların, yalnızlık korkularının,uykusuzluk streslerinin evden uzaklaşınca geçmeyeceğini, kendi evimde olup çocuğumla kendi düzenimi kurmam gerektiğini,herşeyden herkesten çok oğlumun buna ihtiyacı olduğunu kulağıma fısıldayabilsem.ben insanları kırmak istemeyen ki ailemi hiç kıramayan bir yapıya sahibim malesef ve tüm bunların farkına varana kadar da bunu aşamadım.ve buraya bu kadar açık yazabildiğim için bile şaşırıyorum şu an kendime. oğlum 21 aylık olacak 9 gün sonra neredeyse 2 yaşında bu zamana bir de sünnet sığdırdık ve ben bu 21 ay’ı ona böyle karmaşayla,stresle,düzensizlikle yaşattığım için çok ama çok üzgünüm ve kendime tahmin edemeyeceğiniz kadar da çok kızıyorum.şimdi artık kendime ve ona bir düzen oluşturmaya başlıyorum yavaş yavaş, bu ara diş çıkartıyo ve ben şimdilik daha toleranslı davranıyorum. ama biliyorum bu hataların telafisi var.ve bir gün benim çocuğum da gayet güzel uyuyacak,gayet güzel yemek yiyecek ve dediklerimi umursamaz tavırla geri çevirmeyecek.lütfen yargılamayın ben hatalarının geç de olsa farkına varmış ve düzeltmeye karar vermiş aklı karışık ama toparlayacak bir anneyim.biraz desteğe ihtiyacım var sadece.

  22. Benim kızımda ilk ek mamaya geçiş sürecinde çok sıkıntılı bir dönemden geçti.Çoğu annenin yaşadığı sıkıntılar gibi yani ama hiç yılmadan devam ettim, kaşık saydım günlerce 2 kaşık 3 kaşık yedi diye ama sonra maşallah diyeyim şuanda en sevdiği yemekler ıspanak brokoli karnıbahar gibi sebze yemekleri üstelik kendi başınada yiyebiliyor tam aksine hazır gıdaları çok yiyemiyor.Çünkü 8 aylık olduğundan beri ona özel hazırlanan sebze yemeklerini yedi başka birşey görmedi ve damak tadı buna göre oluştu ve alıştı.Şimdi 4 yaşında ve yemediği yemek yok denecek kadar az.Alışkanlık çok önemli diyorum yani çok küçük yaşta tanışması ve alışması anneler yemiyo bari sevdiği bişi olsun onu yesin diyip damak tadının gelişmesine çok izin vermiyo maalesef

  23. yazıya kısmen katılıp kısmen katılmıyorum. Beslenme konusunda çocukların da bir damak tadı olduğunu unutuyoruz galiba. Siz ne kadar çabalasanız da bazı şeyleri sevmeyip tercih etmeyebilir. Ben 6 ay sadece anne sütünden sonra ek gıdalara geçtiğimde hiç özel bir şey yapmadm. bizim yediğimiz tarzda ve her şeyden yedirdim. bir yaşından sonra yoğurt ve peyniri asla yememeye başladı mesela. Birşeylerle kamufle edip aralara sokuşturup vermeye çalışıyorum. Meyvelerin çoğundan uzak durdu.
    Ama bazı aileler de var ki hem çocuğa alternatif sunarak aç kalmasını önlüyor ve kendi istedikleri besinleri yemesine engel olmuş oluyor farkında olmadan, hem de yememesinden şikayet ediyor. bir kitapta yazar şöyle diyordu: “Ailenin biri çocuğu çok abur cubur düşkünü ve yemek yemiyor diye şikayete gelmiş. Kimse bana o çocuğun cüzdandan para alıp, bakkala gidip abur cubur aldığını söylemesin” bu kısım senin tezini destekliyor :)

    • Damak tadına saygım sonsuz. Senin de dediğin gibi “siz ne kadar çabalasanız da bazı seyleri sevip tercih etmeyebilir.” Ama burada anahtar kelime “sevmek”. Bir insan tadını bilmediği bir yemeği sevip sevmediğini bilebilir mi? Tattırmak da bizlere düşüyor. 😉

  24. aynı fikirdeyim Elif, eline sağlık
    Brokolinin tadını bilip ancak sevmeyen bir oğlum var. Ara ara farklı tariflerle önüne koysamda brokoli ile aramız olmadı. Ancak bende ısrar etmiyorum, herşeyi sevmek zorunda değil.
    Ispanağıda ara ara severken ara ara kokusuna dayanamıyor.
    Denemek için verdiğim ısırgan kavurmasınıda iştahla yiyebiliyor. marketten aldığım karnıbaharı asla yemezken çiftlikten aldığım karnıbaharı tabakta bırakmıyor.
    Bence denemeli ama ısrarcı olmamalıyız, bugün sevdiğini yarın sevmezken tam terside olabilir. Tıpkı bizim gibi onlarında bir damak tadı olmalı, olmaması yanlış.
    Ancak hastayken verdiğim ve çok sevdiği kıymalı makarnayıda küçümseyen ve makarnayı yemek yerine saymıyorum diyip yerine düzgün yemek verelim tarzında bir davranışla karşılaşıncada şaşırıyorum.
    Bence insanlar birbirine öneride bulunmalı ama onları, anneliklerini küçümsememeli.

  25. insanlar annelerin annleriklerini küçümsememli çok haklısınız….herkes herşey hakkında ahkam kesmeye bayılıyor, her çocuk, her anne her evin şartları birbirinden farkldır. benim oğlumda sebze yemeği yemiyor… bende aç kalmaması içi alternetif sunuyorum malesef…. ama inanın çocukların damak tadı zamanla değişiyor… severek yediği şeyleri yemiyorlar. mesela ben oğluma 8 aylıktan 2 yaşına kadar her hafta balık çorbası yaptım gayet severek yadi … ama şimdi kesinlikle yemiyor ama Allahtan artık balık yiyor…. ama kabak yemeği yerdi, kereviz yerdi şimdi ağzına sürmüyor… peynir yemez süt içmez….. bilmiyorum nasıl alıştırcaz….

  26. Bir suredir yayinladiginiz her yaziyi okuyorum, ustelik keyifle okuyorum. Paylastiginiz tum fotolara daha buyuk bir keyifle bakiyorum. Bu yazinizi okuyunca rahatsiz oldum neden rahatsiz oldugumu da hemen anladim. Daha onceki yazilarinizda hep kendi tecrubelerinizi anlatiyordunuz. Biz sizin hayatinizi okuyorduk ve okuduklarimiz dogrultusunda ‘evet ya boyle olabilir, ben de deneyeyim! Bizim cocukta da ayni sey olur mu?’ gibi dusuncelere kapiliyordum. Bu son yazi yine sizin alistigimiz tarzinizda baslamis ancak sonra cok degismis. Kendi yasantinizdan sonuc cikarmayip diger anne babalarin yaptiklarina elestiriye donusmus. Bence blogcu anneyi bu kadar okunur kilan sizin yasadiklarinizi anlatis tarziniz. Blogunuzda ne yazacagiziniza karisamam tabi ama bu yazinizi okurken digerlerini okurken ki kadar keyif almadigimi soylemek istedim.

    • Çok teşekkür ederim. Bunu paylaştığınız için çok sevindim.

      Amacım başka anne-babaları eleştirmek değildi. Her anne-baba çocuğu için en doğrusunu bilir; bazen de bilmez ve fakat iyi niyetle hareket eder, kesin (buna ben de dahilim). Ancak bazen hepimiz, çocuklarımızın doğru bulmadığımız davranışlarını onlara mal ediyoruz. Ve fakat bu davranışların ortaya çıkışındaki sorumluluğumuzu unutuyoruz. Vermek istediğim mesaj buydu.

  27. bende tam olarak katılmıyorum bu yazıya evet bazı annelerin yanlış yaptığı keyfi davrandığı doğru olabilir ama çocuklarında doğumdan itibaren bi karakteri olduğunu unutmmak lazım.Ben hiç yemek seçmeyen önüme ne koysalar yiyen bi insanım ama benim ailem beni böyle yetiştirmedi evimizde ben çocukken brokoli pişmedi pırasa ,kereviz,enginar bunların tadını üniversiteden sonra öğrendim yemiyomuyum yiyorum.bazı çocuklara bakıyosun neyaparsan yap yemiyo benim kızım 1 yaşına kadar sadece anne sütüyle beslendi bütün hazırladığım herşeyi çöpe atıyodum1 yaşından sonra biraz daha düzene girdi ama sevmediği şeyide zorla yedirmem doydum dediği anda 2 kere daha sorarım ve kaldırırım .annenin brokoli hazırlamamış olması bence bi sorundur ama çocuğun brkoliyi yemek istememesi beğenmemesi bence doğal karşılanmalıdır.uyku konusundada 2 yaşındaki kızımda kendi kendine uyumasını öğettiğim halde hala uyanma problemleri var ve benim en büyük sorunum ne yaparsam yapım kesinlikle düzelemedim götürdüğüm doktor en sonunda şunu söyledi bazı şeyler genetikdir uykuda buna dahil buna ne demeli peki..

    • Siz de diyorsunuz “annenin brokoli hazırlamamış olması bence bi sorundur ama çocuğun brkoliyi yemek istememesi beğenmemesi bence doğal karşılanmalıdır.” Benim de söylemek istediğim bu.

  28. nası yani….şimdi benim çocuğum yemek seçiyor, düzensiz uyuyor diye suçlusu benmi oldum? 3 yıldır yaşadıklarımı ve verdiğim mücadeleyi hiçe sayan sözler bunlar…çok üzücü… kızım rengine ve kokusuna göre yemek seçiyor…kimse ona bunu öğretmedi, biz bile şaşırıp kaldık… genede tadına bir şekilde baktırıyorum…ama nafile…ama yılmıyorum… ara ara denemeye devam ediyorum….önceleri yemediği barbunyayı az da olsa artık yiyor mesela…ben yemediği birçok şeyi zaman ilerledikçe yiyeceğine inanıyorum…doğduğundan beri var olan uyku sorunumuza ise doktorlar bile şaşırıp kalıyorlar… 18 aydan itibaren gündüz uykusu hiç yok…gece geç yatıyor…ve eğer kabul etse gündüz uyuması için ayağımda sallamaya da razıyım… benim annelikten öğrendiğim şey “herşey kitaplardaki gibi olmuyor”.

    • Yemek seçmeyen çocuk var mı? Bu yaşıma geldim, hala yemek seçerim ben. Sorumlusu kısmen annem ve babamsa (bizim evde babam yemediği için kereviz, enginar, pırasa, vs. pişmezdi) kısmen de benim tabii ki.

      Siz uğraşıyorsunuzdur ve fakat sonunda çocuğunuzun izin verdiği yere kadar müdahale edebilirsiniz bazı şeylere. Ama bu demek değil ki siz onun için doğru olanı yapmaya çalışmaktan vazgeçmelisiniz. Her zaman bizim istediğimiz gibi olmuyor belki, ancak doğru olanı BİZ biliyoruz, söylemeye çalıştığım şey buydu.

  29. Sanem Hnm: Kural koyan, rutin oluşturan…anneler mi “modern ve yenilikci ” ve dolayisiyla da Patron oluyor sizce? O kurallar o kadar kati konuldugunda; misal uyku rutini icin oneriler cocuk: 7.00 da banyo yapar, sutunu icer, masal kitabini okuruz, ve gum….Tatli ruyalar…” ben kuralimi koydum cignettirmem. Yemek icin benzeri kati rutinler, sabah iki dilim ekmek, bir kibrit kutusu organik peynir, 3 salatalik, 2 biber…oglen protein+karb, vs. vs…” pazara gittik, misafirlige gittik bizim belli kurallarimiz vardir, cocugumuz buna uyar.
    Siz maalesef rutin kurmayi , kuralciligi modernlik yenilik gibi gorseniz de bunlar eski bilgiler ama bize ithalati yeni oldu (import mal) . Kuzey ve Bati Avrupa’nin hizla endustrilesmesi sonucunda annelerin isgucune katilmasi sonucunda anneler-pedegoglar cocuklari biran once “calisan annenin ve babanin” gunluk 7-18 arasi mesaisine uydurmak icin cikan methodlardir. Cocuklar biran once kurallari, rutinleri bilsinler ki ana-baba da ertesi gun isine devam edebilsin. Cocuklar erken yasta “krese” verilir rutini bilen cocuk kreste “bakicilara pedagoglara extra yuk olmaz.” Alir teddybearini-vs. (simdi Turkiye’de de moda olan uyku arkadasini) gider uyur. Masada oturup, diger 20 cocukla birlikte yemegini bekler, daha 12 Aylikken kasik-catal-bicak kullanmasi beklenir. (ana kucagi, mama sandelyesi Turkiye’ye kac yilinda geldi? Siz mama sandelyesinde mi buyudunuz? Avrupa’li aileler zaten bastan beri bir rutin, kural koyma beklentisinde cocuk doguruyordu, bunun anlayisi geleneksel olarak toplumda yaygin kabul gormus. (Buda burda “gelenekci-eski kafali olmak aslinda.) Uyku, yemek, kucakta uyumamak, tuvaler terbiyesi. pazarda-misafirlikte nasil davranilir, vs. rutinleri kurmak icin o kadar cok alet-edevat da icat edilmis ki ana-babalar biran once is basi yapsin diye. 1960lardan itibaren Almanya’ya gelen ailelere sorun bakalim, arada ki farklari anlatirlar. Nasil cocuklarini alman disiplini cercevesinde yetistirmisler. Bizimkiler nasil cocuklarina bakmislar. Onlar az sevmis biz cok sevmisiz, ya da onlarin yetistirdikleri bizdekilerden iyi veya kotu tartismasi yapmiyorum. Sadece kurallar ve rutinler “anne-baba-cocuk” yasantisina Kuzey ve Bati Avrupa’da girdiginde amac calisan ebeyenlerin ve kres bakicilarinin hayatini kolaylastirmaktir. Ama bugun Avrupa’li bir cok “alternativ aileler” bu tip basma kalip kuralciliklari bir kenara atip ” her cocuk farklidir, farkli bir bireydir” a) bir cocukta uygulanan method diger bir cocukta hic te fayda etmez, aksine geri bile tepebilir”. (Kardesler arasinda bile fark vardir. ) cocuklar makine degildir. Cok moda olan Montessori okullarinda bireyselcilik ön planda degil midir? b) Cocuk bu ayni method bir gun calisir, bir gun calismaz. Kimin hergunu her dakkasi ayni ki. Hele ki hergun buyumesinden kilometreler kateden bir cocuk icin, her gun her saniye yenilik. Ona gore adapte olmali insan.

    Bugun modernlik diye aldigimiz hersey yarin basinizi agritabilir. Nasil mi? a) Cocugunuz “kuralci, pimpirikli, bilmis, benim bir uyku rutinim var onun disinda uyuyamam, yemek icin masam lazim, pembe kalemim nerde, SAPKASIZ CIKMAM ABI” diye tepinen bir OCD, cocugunuz da olabilir (Allah esirgesin bunlari kimse kimse icin dilemiyor ama baska annelere itham ederken dikkat edin. b) Sonra dolayisiyla da kendi koydugunuz kurallarin kölesi olursunuz. O kurallar, beklentiler saglanmadiginda sasirip kalan, napacagini bilemeyen, iste ” uyku ayisi, yastigi olmadan uyuyamaz” diye olayi kurtarmaya calisir. Kimin patron oldugunu anlarsiniz. O yuzden anneannelerimizin geleneksel methodlarini bu kadar da dislamayalim. Eskiden Turkiye’de dugun salonlarinda masalarin ustunde uyuyan cocuklar olurdu. Almanya’da kiler bizim oyle resimleri gorunce ne kadar da garipserdi. Simdi bakiyorum da onlarin bu neslin cocuklari bizim moderen annelerin cocuklarindan ziyade anneannelerimizin yetistirdigi cocuklara mi benziyor ne. Sokakta, parkta, camurun icin, elmasi dusse ufler agzina atar, anneleri emziklerini yalayip agizlarina koyar, elinde ki sandvicten, etten. vs. alip agzina tikar, vs.

    Ozetle modernlik adina, patronluk adina kurallarimizin kolesi olmayalim. Cocuk yetistirmek bir ipin ucunda iki cambazlik degil ki, bu isin bir rutini var hadi dusmeden yuruyelim. Yok oyle bir sey. Cocuk bu hergun degisiyor, beyni, bilgisi, kabiliyeti -allahin izniyle insallah gelisiyor- amacimiz her an yeni seyler karsisinda Adapte olabilen,-uyum saglayabilen cocuklar yetistirmek onemli. Esnek olmayi ogrenmeleri hem bizim hem de onlar acisindan cok daha iyi saglikli olur. (Ve kendim bebegim cok kucukken hep gunumuzu hep 1-2 bazen 2-3 saat esnek planladim. Ogleyemegi, uykusu, ara-ogunu vs. vs. hergun degisti. Benim de sonucta yapmam gereken yine onunla ilgili bir suru is vardi. Dr. kontrolu, discisi, oyun grubu, benim dr. kontrollerim, vs. vs…) oyle yat dedin mi yatip uyuyan, ye dedin mi aman yiyip, kalkan bir cocuk degil ama inan ki herseye gayet uyumlu bir yapisi var. Mizirdandigi cok az olmustur, her durumda bir orta yolu bulup hem ona hem de bize SIKINTI yasatmamistir. Sevgilerle….

    • Tebrik ederim,gerçekten süper bir yazı..ellerinize sağlık…

    • Daha iyi anlatılamazdı.

      • Sevgili Fatma A. ve Burcak Hanimlar!
        Yorumun begendiginiz icin tesekkurler. Bir noktanin altini cizeyim ki yanlis anlasilmasin. Ben bir tur kurallar, rutin vs. olusturmaya tamamen karsi degilim. Tabi ki cocugun bir tur sinirlari, neyi nasil yapacak kurallari, ailesinin ve cevresinin ondan beklentileri olacagini bilmesi gerekiyor. Yoksa anarsik bir aile yapisi kuralim demiyorum. Ama o kadar kati kurallar yerine, esnek, anlayisli, uyumlu cocuklar yetistirmek olmali. Yoksa Pavlov’un kopekleri gibi sartli ogrenme ile herkese hersey ogretilir. 2 yasinda ki cocuk mamakoltuguna gidip mamasini bekliyorsa bu cokta “vauuv super anneyim demek diger cocuk ise ortalarda mizmiz dolanip yemek yiyorsa o anne sinifta kaldi demek olmamali.”
        Neyi nasil ne amacla ogrettigimiz cok önemli. Zorluklar ve degisiklikler karsisinda adapte olmak onemli.Misal Eger ki misafirlikte Bamya ikram edilmisse (ki ben kucuk yaslardan beri evde bamya veya kiymali yemek pisitiginde yemem, halen de yemem.) ama baskasindayken oturup yemisimdir. Annem de birakin o bamya/karniyarik yemez demeyim, benden hemen elinize saglik tesekkurler dememi bekler. Yumurta yiycem deyip yemedigimde ayni -kokusmus yumurta- 1 hafta boyunca onume geldi. Ta ki dersimi alana kadar. Yani bu tip hassas ayrimlari iyi yapmakta, gerekiyor.

  30. Bu kadar yazdiktan sonra bir satir daha isgal etmemeliyim ama bir sorum olcakti. Lakin eski bir yaziniz denk geldi de calisan-calismayan anne? Sorum: “Calisma hayatini birakip tam zamanli anne olmayi secen anneler (misal Blogcu anne) aslinda yeni patronunuzun cocugunuz oldugunu kabul etmis olmuyor musunuz? (Ben bunu gayri ihtiyari FB’ta dogumdan sonra statumu guncellerken yazmistim da: Yeni patronum 7 gun 24 saat buyuk bir titizlikle calismami istiyor. Ama ben gonulluyum sana bastan diye yazmisim…hormonlar tavan yapmisken.)
    Sorum soyle olsun:
    a) Calismayi birakan annelerin yeni patronu bebekleri mi?
    b) Yoksa kendi koyduklari kurallar mi?
    c)Yoksa yarismak -yetismek zorunda kaldiklari “aslan terbiyecisi-organic-hijyenik-meryemmontessorici” teyzeler mi?
    d)kendi kendileri mi?

  31. “patron kim” metaforu çok sık kullanılan ve aslında durumu iyi bir şekilde özetleyen bir ifadedir. Yorumları okuyunca gördüm ki yenilikçi gelenekçi diye sınıflandırıken anneleri aslında sizde -patronun kim olduğuna- göre bir ayrım yapıyorsunuz. Bazı ailelerde sadece çocuğun dediği olur “arabadaki sürücü koltuğuna çocuk oturmuştur”. Bazı ailelerde ise çocuk olmasına rağmen arabada bile değildir, aile çocuğu unutmuştur. Önemli olan çocuk arkada, arabada beraber seyehat etmektir.

  32. Hayretler içinde okudum yazınızı,bir çok yorumda olduğu gibi herşey kitaplarda yazdığı gibi olmuyor demek istiyorum bende. bunu en iyi siz bilirsiniz heralde Elif hn.iki çocuk annesi olarak.Çocuğu gerçekten yemek sorunu yaşamamış bir anne yemekle sorunu olan bir çocuğu olan anneyi asla yeterince anlayamaz diye düşünüyorum.Ve bu iştahsızlık sorununun kesinlikle doğuştan gelen bir karakter özelliği olduğuna inanıyorum.Tabiki ebeyven olarak her konuda yaptığımız gibi beslenme ve uyku konusunda hatalar yapıyor olabiliriz.fakat 6 aylık olduğundan itibaren özenle çocuğuna yemekler hazırlayıp,herşey doğal olsun , aman çocuğum eksik beslenmesin diye her öğününe ayrı özen gösterip hazırlayan ve bunları yedirmek için her türlü çaba ve oyunu sergileyen hemen hemen her anneden biriyim ben.ve yemediği zaman nerde yanlış yapıyorum diye kendini kahreden de benim.
    sakın ama sakın çocuk yemediği zaman en kolayını yani ebevyni suçlamasın kimse!!!!!!!
    ,yoksa şu hep eleştirdiğimiz yok çocuğu üşüteceksin az giydiriyosun diyen yok sütün yetmiyor bu çocuk doymuyor diyen büyükteyzelerden bi farkı kalmaz kimsenin.

    • Kesinlikle katılıyorum. Yemek ve uyku sorunu yaşamayan bu süreci anlayamaz. Uyku konusunda okunacak herşeyi okudum, her yöntemi denedim, sonunda çocuğumun farklı bir kişilik olduğunu, tercihleri olabileceğini kabul ettim. “Patron” diye de bir anlayışı kabul edemiyorum. Ne zaman çocuğumla eşit iki insan gibi konuşursam ve yapmaması gerekeleri bu şekilde anlatırsam o zaman pozitif tepki alıyorum kendisinden. Evet, 23.00’te yatıyor, bazı akşamlar çok çok az yiyor. Ama mutlu bir çocuk. Benim için de önemli olan bu.

    • Sanırım bir şeyi net anlatamadım. Ebeveynin çalışıp, çabalayıp, sebze yedirmek için uğraşıp, ne bileyim, çocuğun uykusunu düzene sokmak için bir şeyler deneyip istediği sonucu alamaması başka şey… Hiç sebze yedirmeyip “sebze yemiyor” diye yakınması başka şey. Benim dikkat çekmek istediğim ikinci durumdu. Ki öyle yaptığımı sanıyorum.