44 Yorum

Bir insanın anavatanı çocukluğudur

Konuk Yazar İçimdeki Dört Mevsim‘in diğer yazılarını İçimdeki Dört Mevsim etiketinden takip edebilirsiniz.

***

Bir İnsanın Anavatanı Çocukluğudur

Bugün sizleri elimden geldiğince disiplin üzerine bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Yalnız hemen belirtmeliyim ki bu yolculuk, ne pedagojik ekolleri, ne psikiyatrik yaklaşımları, ne de bilimsel öğeleri içermekte. Yazının temelini hissettiklerim ve içgüdülerim, okuduklarımdan ve bana özetlenenlerden aklımda kalanlar, oğlumdan aldığım geri dönüşümler ve yüzündeki gülümsemenin hep devam etmesi için vermiş olduğumuz çaba oluşturmaktadır. Ne kimseyi kırmak, ne de yargılamak isterim. Zaten haddim de olmaz. Bilimsel nitelik taşımayan bir yazı ile bize ait olanı samimi bir şekilde paylaşmak istedim o kadar.

Söz konusu bu paylaşımı yapmam vesilesi ile belki konuyu enine boyuna tartışabilir ve genellemeler yapmadan herkesin kendine özel çözümü bulmasına hep beraber yardımcı da olabiliriz diye de düşünüyorum.

Günümüzden dile kolay yaklaşık 2000 sene önce söylenmiş başlıktaki bu cümle. Söyleyen Epictetus adında bir filozof. Kendisiyle -tabii ki gıyabında- Doğan Cüceloğlu sayesinde tanışmıştım. Görür görmez de bu söze bayılmış ve hemen hafızama not etmiştim. Bu sözün söylenmesinden çok daha öncelerinde ise, yaklaşık 2500 sene evvel, bir başka filozof, Herakleitos ise “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” demişti. Aynı zaman, mekân ve şartlarda fırsatın bir kere yakalanabileceğini ve kaçırılması durumunda başka bir fırsat için bu üçünden birini maalesef feda etmemiz gerektiğini söylemek istemişti özet olarak.

Yapılan birçok araştırma göstermiştir ki bir insanın mutlu olması için çocukluğunu doya doya yaşaması gerekmekte. Bu nedenle anavatandır çocukluk dönemi. Anne-baba olarak bizlere düşen görevlerden belki de en önemlilerinden bir tanesi çocuklarımızın çocukluklarını doya doya yaşamalarını sağlamak olmalı. Biliyorum bunları söylemek çok erken ve fazlasıyla iddialı ama “Oğlum bugün derslerine çalıştın mı? Ödevlerini yaptın mı?” diye sormayı düşünmüyorum eve geldiğim zamanlarda. Onun yerine bahçeye inip top oynayalım mı diye sormak istiyorum. Varsın geri kalsın bir sene yaşıtlarından hatta istiyorsa iki-üç sene ama mutlu bir çocukluk geçirsin.

Bununla beraber ev içerisindeki sürekli huzursuzluk ve tartışmalar, kardeşine ağabeylik yapma gibi çeşitli nedenlerle hızla büyümesini ve zamanında önce olgunlaşmasını da istemiyorum. Evrende her şey akar ve sürekli yeni dönemler gelir durur yaşamımızda. Tek taraflı akıntısı olan nehir gibi sürekli yol alır. Geri dönülemeyecek olan her dönemin ailem adına mutluluk dolu olmasını istiyor ve kesinlikle pişmanlıklar barındırmasını istemiyorum en azından kendi adıma.

Oğlumun nasıl ki potansiyelini sonuna kadar kullanmasını ve vizyon sahibi olmasını istiyorsam, kendisiyle barışık, kendisine güvenen ve mutlu biri olmasını da istiyorum. Bu nedenle de çocukluğunun alabildiğince mutlu ve alabildiğince özgür geçmesini istiyorum. İşte tam bu noktada karşımıza disiplin kavramı çıkıyor.

Pek çoğumuz disiplinin gerçek anlamını bile bilmiyoruz. Bazılarımız ana babaların çocuklarına, öğretmenlerin öğrencilerine terbiye vermek için yaptıkları bir baskı olarak görürken bazıları için cezalandırma ile eşanlamlı. Peki, hata bizlerde mi? İnanın ki cevap koca bir hayır olmalı. İnternette yer alan sözlükleri karıştırdım ve orada geçen anlamlar bir önceki cümlede örneklediklerimle neredeyse aynı. Oysa ki disiplin davranışları yönlendirmeyi amaçlayan bir eğitim, uygulanması gereken kurallar bütünüdür. Sanılanın tersine çocuğunuza yaramazlık yaptığı zaman uygulayacağımız kurallar dizisi hem de hiç değildir. Kişisel fikrimdir en basit anlamı ile tutarlı olmaktır disiplin.

Eşimle en çok tartıştığımız konuların belki de başında bu konu gelmekte. Ortak fikirlerimiz çok şükür ki var ama buna karşılık ayrıştığımız bölümler de az değil hani. O beni fazlasıyla özgürlükçü buluyor. Bu kadar demokrasi bu yaştaki çocuk için fazla diyor. Benim empati yeteneğim eşime göre çok daha gelişmiştir. Hem oğlumu ve hem de eşimi anlayabiliyorum ama eşim beni ve oğlumu anlamaktan bir miktar uzak kalıyor. Benim sabrım çok fazla iken eşimin daha bir sınırda gibi kalıyor. Bu iki çok önemli kişisel özellik de ister istemez fikirlerimizdeki farklılıkları oluşturuyor.

Oğlum ile daha annesinin karnında konuşmaya başladım, hala da susmuş değilim, açıkçası susmaya pek niyetim de yok. Onun için özel bir dil uygulamam. Konuşmalarımı basitleştirmem de. Yetişkin birisiyle ne konuşuyorsam, onunla da aynı şekilde konuşurum.

Tüm bebek sahiplerinin bileceği (henüz bebek bekleyenlerin ise muhtemelen araştırmış oldukları için bilebilecekleri) üzere bebeklerimize henüz yalnızca birer aylık iken doktorlardan gelen talep üzerine, organlardaki genel durum ve gelişimine bakılabilmesi için Tüm Batın Ultrasonografisi yaptırılır. Düşünün ki ben söz konusu işlem yapılırken bir yandan oğlumu gösterildiği gibi sabitlemeye çalışırken bir taraftan da açıklamalarda bulunurdum:

“Bak şimdi bu doktor amca senin vücudunun içinde neler olup bittiğini anlamak için sana ses dalgaları gönderecek. Vücudunda değişik yoğunlukta dokular olduğu için de ses dalgaları farklı hızlarda ilerleyip farklı yansımaları olacak ve tüm bunlar görüntülenecek. Böylelikle senin gelişiminin ne kadar iyi olduğu tespit edilecek …”.

Görevlilerin bakışları görülmeye değer nitelikteydi. Belki de gün boyu yeterince yoğun çalışıyor olduklarından bana deli miymişim gibi bakıyorlardı.

Bir çocuk için ne şekilde olursa olsun ilgi görmek en önemli şeydir. Eşim de ben de bunu biliyoruz ve mutlaka oğlumuza hemen tepki veriyoruz buna hiç şüphe yok. Buna karşılık anlatmak istediğim eşimle aramızdaki temel fark, ben her şeyin konuşarak, açıklanarak öğretilebileceğini savunuyorum. Bunun için de sabrımın sonu genelde olmuyor. Ses tonumu dahi çok değiştirmiyorum. Bunu çok rahat yapabiliyorum çünkü onu anlamaya çalışıyorum. Eşim ise bir miktar bunu yapıp sonuç almazsa faşist rejime dönelim diye tutturuyor. Hatta ses tonunu bile yükseltebiliyor. Daha katı olalım derken ben demokratik ortamın devamından yana oy kullanıyorum ve bu da çoğu kere tartışmaya neden oluyor. Ben ise oğluma zoraki hiçbir şey yaptırmak istemiyorum. Hatam var mı tabii ki var oğlumuzun önünde tek bir düşünce yapısı olarak görünmüyoruz ve bu çoğu kere benden kaynaklanıyor. Hatalarımın dahası da var. Ben kararlarımı oğlum üzülmesin diye esnetebilirken eşim gram taviz vermiyor ki biliyorum doğrusu yaptığı.

Bununla beraber ikimiz de sağlıklı ve etkili bir disiplin anlayışının anahtarının bizlerin davranışları olduğunu kabul etmekteyiz. Oğlumuzun en önce mutluluğu ve sonrasında belirli bir disiplini sağlayabilme adına yapmaya özen gösterdiğimiz en önemli konu öngörülebilen, tahmin edilebilen, beklenen bir günlük rutin yaratmak. Bunu aslında eşim yarattı ama ben de destek olup bunu gerçekleşmesi için uğraş veriyorum. Koşulsuz sevgi ve “güvenlik her şeyden önce gelir” bizim ikimizin de olmazsa olmazı. Elektrik prizini ellemesi ya da camdan eşyalarla ya da kalem elinde koşması zinhar yasaktır. Kendimize göre bir dengemiz var. Yemek yemediği zaman zorlamıyoruz ama dişlerini mutlaka istemese de fırçalıyoruz.

Tehdit, küçümseme, korkutma, sevgimizi esirgeme ve dayak bırakın olmalarını düşünülemez bile. İkimiz de çok iyi biliyoruz ki bu eylemler çocuğun olumsuz davranışlarını düzeltmez, sadece bizim egolarımızı parlatıp, içimizin boşaltmasını sağlar.

Çocuklar duygularından dolayı sorumlu tutulamazlar. Duygular adeta davetsiz misafir gibidirler. Burada önemli olan davranışlardır. Davranışlar bizim tarafımızdan izlenmeli ve gerekirse kontrol altına alınmalıdır. Önemli olan oğlumun öfkelenmesi değil ama öfkesi sonrası arkadaşına vurmasıdır. Bu nedenle biz eşimle genelde davranışlarına odaklanmaktayız.

İşte burada davranışı değiştirirken ödüllendirmeyi kullanmaya çalışıyoruz. İstediğimiz davranışı sergilediğinde zaten yapması gereken bu demiyoruz, mutlaka önemsiyoruz ve oğlumuza hemen sarılmaya başlıyoruz. Hatta ben fırsat bu fırsat deyip dakikalarca öpüyorum da. Kötü bir davranışı ise önce görmemezliğe geliyoruz ama baktık devam ediyor ciddi bir ifade ile yanlışlığını anlatmaya başlıyoruz.

Disiplin konusunda zaman zaman eşimle farklı düşünüyor olabiliyoruz ama oğlumun mutlu bir çocukluk geçirmesi, içten sürekli gülmesi ve akşam yatarken baba/anne seni çok seviyorum demesi bizim için her şeyden daha önemli. Her şey zaten onun için değil mi?

44 yorum

  1. çok güzel bir yazı yine, elinize sağlık.. bizim bebe henüz 9.5aylık ama zaman hızla geciyor ve o her geçen gun buyuyor. cocuk sahibi olmak ilk gununden itibaren muheteşem ve kolay, ve herşey tam da olması gerektiği gibi ama bi yandan da korkutuyor,zaman geçtikçe, o büyüdükçe ona olan yaklasımımız daha da etkileyici olmaya baslayacak ve bu durum panikletiyor bazen beni, ama ben de biraz sizin gibi sabırlıyım, ve herşeyi konusmaktan yanayım, o yuzden umarım hersey cok guzel olacak..

    • Yine ilk yorum sizden 🙂 Öncelikle çok teşekkürler.

      Bence de konuşun, hep konuşun. Onunla herşeyi paylaşın ve ona her şeyi anlatın. Bence her şey konuşurak çözülebilir yeter ki sabırlı olup, sakin kalmayı başarabilelim. O tabii ki sınırlarını öğrenmek isteyecek ve tabii ki sonuna kadar zorlayacak ama biz yerimizde kalmayı başarabilirsek o da yanımıza geşecektir.

      Hiç panik olmayın çünkü öyle ya da böyle bir uyum sağlanıp denge kuruluyor….

  2. Elinize sağlık çok güzel bir yazı….Zaman o kadar hızlı geçiyor ki şu an kucağımızdaki bu minikler yarın sizden öğrendikleri şeylerle bambaşka bir yerde bambaşka bir hayat yaşıyor olacaklar….

    • Yorumunuz için çok teşekkür ederim.Haksız değilsiniz ama daha düne kadar bizler de o minikler gibiydik 🙂 Ama doğru ama yanlış bir şekilde yetiştirildik. Anne ve babalarımızın şanslı ve şansız olduğu noktalar vardı. Mesela daha kalabalık aileler içinde çocuklar daha kolay büyütülebiliyordu ama bilgi paylaşımı bugünkü kadar kolay ve sınırsız değildi. Bence önemli olan araştırıp kendi ailemiz için en doğru ve uygun yolu, onların mutluluk ve huzurları için tespit edip ona göre davranabilme. Böylelikle bizden sonrası bizlerden çok daha şanslı, mutlu ve huzurlu olacaktır. Zaten önemli olan da bu değil mi?

  3. Merhaba içimdeki dört mevsim. Tüm yazılarınızı ilgiyle ve açıkçası bazen de şaşkınlıkla okudum. Bir insanın -özellikle de bir babanın- çocuğunun eğitimi üzerine bu derece yoğun düşünmesi, öz eleştiri ve empati yapması, üstüne bir de tüm bu hislerini paylaşması gerçekten etkileyici. Bu paylaşımlarınızın devamı gelecek umarım. Düşüncelerinize neredeyse tamamına katılıyorum, sizinle aynı şeyleri düşünüyorum ve uygulamaya çalışıyorum. Sadece bu yazınızdaki “Onun için özel bir dil uygulamam. Konuşmalarımı basitleştirmem de. Yetişkin birisiyle ne konuşuyorsam, onunla da aynı şekilde konuşurum.” ifadesi kafamı karıştıran bir ifade. Bunu hep düşünmüşümdür. Acaba yetişkin biri ile konuşur gibi mi oğlumla konuşmalıyım? Genelde eşim de ben de öyle yapıyoruz. Yoksa çocuğu çocuk gibi yani olduğu gibi görüp ifadelerimizi buna göre mi seçmeliyiz? Konuşmak elbette elzem. Ama nasıl bir yöntem izlemek gerekir açıkçası kararsızım. Sevgiler..

    • Selamlar. Mesajınız ve yorumunuz için çok teşekkürler.

      Ben mümkün olduğunca işim ile özel hayatımı ayırmaya özen gösteririm. Çok şükür çalıştığım yer de buna imkan veren bir şirket. Durum böyle olunca hem oğluma hem eşime ve hem de kendime zaman ayırabiliyorum. Diğer taraftan eşim için özel hayatı ve özellikle de oğlu hep ağırlıklı taraf olmuştur. Araştırır, okur ve bana özetler. Bir şekilde beni hep oyunun içinde tutar. Ben de zaten dünden razı bir tip olarak hiç ses etmem. Hem inanın bu sayede kendimi çok geliştirdiğime de inanıyorum. Yazmayı çok seviyorum. Hatta o kadar çok seviyorum ki bu uğurda en çok ihitiyaç duyduğum uykudan bile vaz geçebiliyorum. Anlayacağınız ben daha uzun bir süre bu konuda kafa patlatmaya ve yazmaya devam ederim gibime geliyor 🙂

      Diğer nokta için tabii ben uzman değilim. Yaptığım doğrusu mudur bilemiyorum. Bana doğru gelen oğlum ile samimi konuşabilmek. Kendimi zorlamadan, olduğu gibi. Anlamadığı anda zaten bakışından anlayabiliyorum ya da zaten o anlamadım diyor. Ben de farklı kelimeler seçerek tekrar anlatıyorum. Aslını isterseniz hep aynı şeyi söylüyorum belki ama bir şekilde belirli bir süre sonra bir uyum ve ona bağlı denge sağlanıyor. İzleyeceğiniz yol ise size ait olacak. Nasıl olduğu çok da önemli değil, önemli olan yavrunuzun hep gülmesi, hep mutlu ve huzurlu olması…

      • bu konuda birşey ilave etmek istiyorum, eşim de aynı sizin gibi çocukla yetişkin gibi konuşulmasından yana ve bazen ayrıma düşüyoruz (gerçi daha doğmadığından uygulama yapmadık ama). Okuduğum ve inandığım bir görüşe göre, özellikle ufak çocuklar sözlerin içeriğinden çok ifadelere takılıyorlar ve mimikler bu aşamada önemli rol oynuyor. Genelde yetişkin gibi konuşulduğunda ise mimiklerimiz daha zayıf, duygularımızı daha az gösteriyoruz vs. Bu yüzden ben de acaba nasıl bir orta yol bulunmalı diye düşünüyorum.

        • Çok güzel yazmışsınız ve çok haklısınız. Kafamı karıştırdınız 🙂 Belki de yapılması gerekli olan normal konuşma tarzımızı mimik ve duyguyla süslemek. Şimdi düşünüyorum da bazen kullandığım ünlem kelimelerine (vayyy, oleyyy gibisinden) oğlum çok takılıyor ve hemen de kullanmaya başlıyor 🙂

          Mesajınız için çok teşekkür ederim.

          • evt bu yüzden bazı uzmanlar çocuklarla bebek gibi konusmak dediğimiz şekilde konusulmasını tavsiye ediyor, çünkü bir grup çocuğa bakarsanız kendi aralarında heyecanlı, bol refleksli şekilde konusurlar ve eğer anne -babaları da onlar gibi konusursa daha iyi iletişim kuracaklarını savunuyorlar, bir de özellikle kadınlar güdüsel olarak bir çocuk gördüğünde seslerini inceltip bebekçe konuşmaya başlarlar ya, bu planlı bir seçim değildir ve doğanın yönlendirmesinin bu şekilde olduğu da savunuluyor fakat tabi hangisi doğru, hangisi yanlış bilmiyorum belki de farklı dönemlerde farklı ifade edişler olmalı, belki de çocuğun gözlerindeki parıltıdan anne baba nasıl davranacaklarını anlamalı

            • Aslında çözümü siz son cümlenizde gayet güzel ifade ettiniz. Çocuklarımızın gözlerindeki parıltıya göre hareket etmek bence de en güzeli olacak 🙂 Katılımınız ve yorumlarınız için tekrar çok teşekkür ederim. Selamlarımla.

              • çocukla ilgili her konuda olduğu gibi bu konuda da yine tek bir doğru yok gibi görünüyor çocuğa göre iş değişiyo anladığım kadarıyla teşekkürler her ikinize de

      • Bence ikisinin karisimi olmali ozellikle ilk iki yilda. Benim etrafimda bazi gec konusan cocuklar var. Bunlar icin ozel egitimler soz konusu. Orada bu cocuklara konusmayi ogretmek amacli anne babalara verilen tavsiyeler arasinda, onlarin seviyesine inip, basit cumlelerle, vurgulamalarla, mimiklerle, heyecanla konusmayi tavsiye ediyorlar. Bu onlarin konusmaya baslamasinda onemli goruluyor. Ben kizima bu sekilde konustugum cok olmustur. Ama ayni zamanda daha konusmaya baslamadigi zamanda bile, o an ari mi gordum, arinin bal yaptigindan, nasil yaptigindan sanki buyuk cocuga bahsedermis gibi bahsettim. Hic cekinmedim yuzlerce kelimeyi kullanmaya. Her seyi anlattim. Nabza gore serbet derler ya aynen oyle.

        • Güzel olan da zaten bu konularda herhangi bir genelleme yapılamaması. Her ailenin, her çocuğun kendine özgü olmaları ve öyle ya da böyle bir dengeye gelmeleri. Bence zaten bu işin tek bir doğrusu da yok. Örnek ve yorumlarda gördüğümüz üzere doğru olan kabul bile zaman zaman işlemeyebilmekte 🙂 Belki de bu yüzden içgüdülerimden vazgeçmiş değilim, hala benim en büyük yardımcılarım ve danışmanımlar ama yalnızca onlara göre de hareket etmiyorum artık.

          Yorumunuz ve paylaşımınız için çok teşekkürler.

  4. disiplin deyince benim aklıma Alman dadılar geliyor 🙂

    şaka bir yana, anne babaların öfke kontrolü konusunda uzman olması gerekiyor. sabrınıza hayran kaldım ve ben de eşiniz gibi sizi fazla özgürlükçü buldum doğru söylemek gerekirse. biz de anne baba olarak hep konuşarak, önce anlatarak çözebileceğimizi düşünüyoruz ama çocukta çok erken dönemlerde bu özgür tavrın çok da doğru olmadığını düşünüyorum. ben çocuğumu eğitirken, onunla zaman geçirirken hep içgüdülerime güveniyorum. onun yaşındaki halimle ne düşünürdüm diye hatırlamaya çalışıyorum, bu çoğu zaman çok işe yarıyor.

    şimdilik iyi gidiyor gibiyiz ama açıkçası ben çok endişeleniyorum, şımarık, her istediği hemen olsun isteyen o züppe çocuklar gibi olmaması için o özgürlüğün sınırı nerede çizilmeli?

    • Şaka yaptınız ama inanın bir çoğumuzun aklına ilk gelen de bu oluyor zaten … Oysaki olmamalı.

      Önemli olan zaten iyi gidiyor olmanız. Her sorun ve ona bağlı her çözüm bağımsızdır aslında. “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz” felsefesindeki gibi. Benim oğlum daha 3,5 yaşında ve ben 3,5 yaşındaki halimi hatırlayamıyorum. Onun yerine neden öyle davrandığını, neden sınırlarını zorladığını düşünüp bulmaya çalışıyorum. Anlatacağım olayları ise tüm boyutuyla, ona ve bize olan etkileriyle anlatıyorum. Çoğu kere işe yarıyor ama tabii işe yaramadığı anlarımız da oluyor. Böylesi anlarda ben pes etmeden konuşmaktan yanayım. Eşim ise biraz daha sizin gibi. Ben sınırları onun fark edip belirlemesi için konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Yine kişisel fikrimdir hatalı da olabilirim ama ben kendini iyi ifade edebilmesi için ona özgürlük alanı tanımamız gerektiğine inanıyorum.

    • Bu arada şunu da eklemeliyim ki özgürlüklerin bittiği tam anlamıyla totaliter bir rejimin yaşandığı kırmızı sınırlarımızda var. Elektrik prizini ellemesi ya da camdan eşyalarla ya da kalem elinde koşması zinhar yasak. Yazımda da belirttiğim üzere ama doğru ama yanlış kendimize göre bir dengemiz var. Yemek yemediği zaman zorlamıyoruz ama dişlerini mutlaka istemese de fırçalıyoruz gibi 🙂

      Mesaj ve yorumunuz için teşekkürlerimi sunarım.

  5. Sabır konusunda erkekler kesinlikle daha başarılı ya da anneler daha uzun süre ve zorlu işlerde (yemek, uyku gibi) çocukla vakit geçirdikleri için belki de sabırlar daha kolay tükeniyor.
    Duygu-davranış ayrımı için yaptığınız tespit çok güzel ve kesinlikle çok haklı buldum söylediklerinizi.
    Burada, mail kutuma gelen,Doğan Cüceloğlu’nun bir semineri sonrasında yaşadığı anıyı anlattığı bir yazı paylaşmıştım; mutlu çocuklukla ilgili…http://sadeanne.blogspot.com/2012/02/doyasya-cocuk-olmak.html
    Çocuklarımızın ileride hatırladığında içini ısıtacak kadar güzel, keyifli ve mutlu bir çocukluk yaşamaları dileğiyle..

    • Yorumunuz ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Son paragrafta yazmış olduğunuz dileğinize gönülden katılıyorum. Tüm amacımız da zaten bunun gerçekleşmesi için…

      Annelerin evet işleri çok zor ve sabırları daha çabuk tükenebilmekte. Belki de tam bu noktada babalara çok iş düşmekte. Takım çalışması da zaten bu değil mi? Birisinin yorulduğu noktada diğerinin devr alması ve dengenin korunabilmesi …

  6. Elinize sağlık yazınız bana olumlu anlamda çok şey kattı:)

  7. Ha sizin ev, ha bizim ev.. Roller bile aynı diyebilirim… :))

    Bu arada oğlunuzun yaşınızı kaçırdım ama şunu eklemek istiyorum; bizim kızımız 4 yaşını Şubatta doldurdu ve bizde ilk günden beri onunla konuşuyoruz (hatta ilk zamanlar eşim konuşacak konu bulamaz ise dünya tarihi falan anlatırdı). Şu anda, dil gelişimi çocuk doktorumuzun söyledigine göre yaşının çok çok üstünde ki bunu okuluda söylüyor ve biz ciddi ciddi muhabbetler yapıyoruz, o da ciddi şekilde düşünüp yorumşayıp soru soruyor. Eğer oğlunuz 4 yaştan küçük ise, gelecekte cok eglenceli, bol muhabbetli ve sizi yeni şeyler öğretmeye itecek sorular bekliyor. :))

    Selamlar,

    Begüm.

    • Mesajınıza nasıl sevindim nasıl mutlu oldum anlatamam 🙂 Hani gözlerimin içinin güldüğünü hissettim. Henüz 3,5 yaşında yani az kaldı diyebilirim. Hoş bizimkisinin de kendine göre yorumlar yapıp konuşmalarda yer almaya başladığını söyleyebilirim 🙂

      Bu arada o yeter ki sorsun ben öğrenmeye de öğretmeye de hazırım 🙂

      Selamlar

  8. Henüz bir çocuğum yokken kendime ya da belki okuduğum kitaplara, edindiğim bilgilere, gittiğim okullara dayanarak hep çok ‘iyi bir anne’ olacakmışım gibi gelirdi bana . Sınır koyma konusuna hakim, gerektiğinde disiplinli, duyarlı, tutarlı v.s. Ama şimdi görüyorum ki malesef olamadım daha doğrusu olduduğum zamanlarda da hep anlık başarılar elde ettim devamlı ve tutarlı olamadı davranışlarım. Çünkü itiraf etmeliyim ki sabrım ve enerjim kalmıyor 18 aylık kızıma çoğu zaman. Sesimi yükseltiğimde aslında ona sadece bir tedirginlik veriyorum biliyorum, bana kaşlarını çatarak bakmasını ben öğrettim aslında bilmeden,istemeden. Şimdi düşünüyorum bilgiler,istekler,idealler kafamda ama uygulamak bilmek demek değil işte.

    • Öncelikle içten paylaşımınız için çok teşekkürler. Bazen yüzleşmek ve uyum sağlamak, dengeyi bulmak zaman alabiliyor. İlk 18 ay gerçekten de bir anne için oldukça zor dönemler ama artık geride kaldı. Bugünden itibaren her gününüz bir öncekinden daha rahat geçecek. Okuduklarınızı, hayallerinizi tam anlamıyla uygulama zamanı. Geç kalmış hem de hiç değilsiniz. Bir yerden başlayın. Eminim çok yakında kaşlarını çattığı zamanları hatırlamayacaksınız bile. Dilerim öyle de olur!

  9. Elif ellerine sağlık be harika olmuş. Harfi harfine senin gibi düşünüyorum. Dilerim hayat şartları müsade ederde istediğimiz gibi yetiştirebiliriz evlatlarımızı. Sevgiler..

  10. Yazıyı okumaya başladığımda saat 11:00 di dal’dan dal’a geçerek bir sürü yazınızı okudum:)) tabi arada bir sürüde iş yaptım. Beyninize ve ellerinize sağlık çok güzel ifadeleriniz. Ben annelik olayını o kadar çok abarttım ki amann şöle aman böylee çok kasmışım kendimi şimdi fark ediyorum . Acemilik iyi ki varsınız sayenizde güzel şeyler öğreniyorum. sevgiler..

    • 🙂 İçten mesajınız için çok teşekkür ederim. Belirttiğiniz gibi bir şekilde her şey dengeleniyor yeterki çocuklarımız hep mutlu olsunlar ve yüzlerinden gülümseme hiç eksik olmasın. Selamlarımla …

  11. gerçekten ne kadar bilinçli bir annesiniz. ne güzel. ben bazen sabrımı kaybettiğim anlar olabiliyor. kendimi bir anda bakıyorum sesimi gayrı ihtiyari yükseltmişim, ama heyecandan, ama panikten. asla çocuğuma kızmak gibi bir gayem yok. kendime hakim olamıyorum bazen ay ay ay diye çığlık çıkıveriyor içimden, hatta bazen çağlaaaa diye bağırıveriyorum. sonra çok pişman oluyorum. kızım da hiç durmuyor, gündüz işyerinde de acaip negatif elektrik yükleniyorum, insanlarla uğraş uğraş, dert dinle.. sıkılıyorum çok. eve gelince posam çıkmış oluyor gene de kızımla ilgilenmek için çabalıyorum hatta hep onunla ilgileniyorum. gene de bazen sinirlerime hakim olamıyorum. napmalıyım hiç bilmiyorum. tatlı kızım 2 yaşında 🙂

    • Öncelikle ben bir babayım 🙂 Mesajınız ve paylaşımınız için çok teşekkürler. Aynen belirtmiş olduğunuz üzere günlük iş hayatı o kadar acımasız olabiliyor ki biz de ne enerji bırakabiliyor ne de sabır. Negatif elektrik yüklenme: Ne güzel de ifade etmişsiniz. Bunun bir çzöümü var mı bilemiyorum, uzman değilim ama ben eve geldikten sonra bir daha iş düşünmemeye çalışıyorum. İşi geride kapının ardında bırakmaya özen gösteriyorum. Üstümü değiştirip, duşumu alıp oğlumla öyle ilgilenmeye başlıyorum. Böylelikle de gün içeriisnde üzerime yapışan tüm negatiflikten de kurtulmuş oluyorum. Tabii bu benim çözümüm. Herkes kendine göre bir çözüm bulmalı zira onlar her şeylerin en güzellerini hakkediyorlar 🙂

      • Ben biryerde okumustum. Isiniz stresli ise eve gitmeden once yolunuzun uzerine bir park, bir alan, bir bank varsa sadece bir kac dakikaligina oturun beyninizi bosaltin diyordu. Belki 1-2 dakika hicbirsey dunmeyip, 1-2 dakika evinizi cocugunuzu dusunup hayal kurmak gibi birsey gecisi kolaylastirabilir. Negatif nerjiyi parkta birakip, pozitif enerjiyi eve tasiyabilirsiniz. Sadece bir fikir, umarim yardimci olur 🙂

        • Kesinlikle çok güzel fikir ama ben mesela İstanbul’da yaşıyorum ve iş çıkışı o trafikte, tek düşündüğüm bir an önce eve ulaşabilmek. Tabii diğer yandan bu “bir an önce eve ulaşabilmek” tercihim bile çoğu kere stres olarak bana geri dönüyor 🙂 Ben kendi adıma önerinizi deneyeceğimi söyleyebilirim. Gelişmelerden sizleri de haberdar ederim 🙂

  12. Bir babadan bunları duymak çok güzel. Yazınız ve yaklaşımlarınızı bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler. Ben de diğer arkadaşlarım gibi annelerin daha az sabırlı olduğuna katılıyorum. Belki de bütün gün çocuk peşinde koşturduğumuz içindir 🙂

    • Çok teşekkürler. Aslında tüm bunları paylaşmakla kendime iyilik yapıyorum 🙂 Hem zihnimi bu konularla ilgili düzene sokuyorum ve hem de yazdığım için bir yerde yine zihnimi rahatlatıyorum. Diğer anneleri bilemem (ben genelleme yapmayı hiç sevmem) ama benim annem de sabırsızdı, eşim de sabırsız 🙂 Anneyi ya da babayı dengeleyecek baba ya da anne var ise sorun yok aslında. Takım oyunu olduğuna göre önemli olan kolektif sabır düzeyi 🙂

  13. Her fırsat bulduğum ortamda paylaştığım bir anım var: Üniversitein burs komisyonundayım. Türkiye’nin doğusundaki bir ilden 6 çocuklu bir ailenin tesettürlü kızı geliyor. O ücra ilde, 6 çocuk arasında Türkiye’nin en yüksek puanlı bölümlerinden birini kazanmış. Soru sordukça görüyourm ki abileri ve ablaları da üniversitede okuyorlar ve hepsi de çok yüksek puanlı bölümlerde. İzin isteyerek bir soru sordum: “Bursla ilgisi yok ama özel bir soru sormak istiyorum: Annen size nasıl davrandı, neler yaptı da siz hepiniz böyle başarılı oldunuz?” dedim. Kızcağız bir süre düşündü, bayağı ciddi ciddi düşündü, sonra kafasını yerden kaldırdı ve “Annem bizim için canını verir” dedi.

    Hep o kız geliyor gözümün önüne… Benim kızım da ileride öyle söyleisn istiyorum. Kızımın içgüdülerine çok güveniyorum. Eğer biz yanlış hareket etmez, işi akışına bırakırsak her çocuk doğru yolu kendiliğindne bulur. Buna eminim…

    Benim eşim de beni çok özgürlükçü buluyor “Kızı şımartacak tepene çıkacaraksın sonunda” diyor ama 2,5 yaşındaki kızım o kadar uyumlu ki… Umarım yanlımıyorumdur, çünkü bu tavrımı değiştirmeye hiç niyetim yok 🙂

    • Mesajınız sonrasında inanın tüylerim diken diken oldu. Öncelikle paylaştığınız anınız için ben çok teşekkür ederim. Oldukça etkileyici ve bir o kadar da yalın bir hikayeydi. Ben de sonuna kadar – kırmızı sınırlarımız hariç- serbest bırakılmasından yanayım. Daha biraz önce yine eşim ile konu hakkında inanın bir olaydan tartıştık. Umarım ben de yanılmıyorumdur çünkü eşime karşı bu mücadeleyi vermek çok da kolay değil 🙂

    • Mesajınızı okurken gözlerim sulandı ve ağlamama çok az kalmıştı. Mükemmeldi. Paylaşmak istedim.

  14. Batu'nun annesi

    ellerinize yüreğinize kaleminize sağlık harika bir yazı.duygularıma ve benim disiplin anlayışıma tercüman olmuşsunuz.izniniz olursa çevremdekilerle yazınızı paylaşmak isterim.

  15. Sizin evdeki durumunuz bana biraz bizim evimizi hatirlatti. Benim esim de cok rahat, sakin, herseyi konusarak halletmeye calisan birisi. Ben ise cocuk herseyi bilmez gerektigi yerde onun fikrini sorarim ama sorulmayacak yerler de var seklinde yanasan, daha cok dogrulari yaptirmaya calisan bir tipim. Kizimla eglenmeyi de cok severim ve her gun envai cesit seyler yapar egleniriz ama is yemek yemeye, dis fircalamaya, uyumaya gelince daha bir ciddiyimdir. Benim kizim 22 aylik su anda. Bizim evde biz birbirimiz oldugumuz gibi kabul ettik, karismadik birbirimize pek. Babasi ilgilendiginde istedigi gibi, ben ilgilendigimde istedigim gibi davrandik. Ben cooookkk sey ogrendim esimden, esim de benden. Orta yolu bulmak lazim gibi geliyor bana. Bazi durumlarda ben cok sasirdim konusarak, empati kurarak neler neler yapilabilecegi konusunda, bazi konularda esim anladi bu yastaki cocugun ne derece kendi istedigini yapmakta inatci olabilecegine. Ben cok cok mutluyum esimin bu kadar farkli olmasina. Su anki annelegimi cok seviyorum ve bir kismini esime borcluyum, onun babaliginda ogrendiklerime.

    Su an genel olarak cok mutlu ve gayet edepli bir kizimiz var. Kizimiz kendi goruslerinin onemli oldugunu biliyor ama ayni zamanda yapilmasi gereken birsey oldugunda yardimci oluyor. Ben cok yorgunum kizim hadi yardim et seni yatagina koyayim guzelce uyu dedigimde, cidden anlayip yardim ediyor, bazen benim agzim acik kaliyor. Bunda her iki tutumunda payi olduguna inaniyorum. Gerektigi yerde “Simdi olacak bir kac dalma goz yasi ileride olacak sular seller gibi goz yaslarini onleyecek” dedik, gerektigi yerde onun fikrini sorup anlamaya calistik. Bu dengedeki en buyuk etkinin farkliligimiz oldugunu dusunuyorum ve farkliliklar sorun degil, zenginlik olarak algilanmali diye bitiriyorum yorumumu 🙂

    • Öncelikle yorumunuz ve paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Ellerinize sağlık.

      Yazımdan da anlayacağınız üzere bizdeki durumda çok farklı değil ve inanın sizin, bizim gibi olanların sayısı da oldukça fazla. Farklılıklarımızdır çoğu kere zaten beni eşime,eşimi de bana çekici kılan. Bu şekilde birbirimizi tamamlayabiliyoruz. Hep aynı olsaydık ne gelişme ne de öğrenme olabilirdi. Bence önemli olan aynı olabilme değil ama aynı yöne bakabilme olmalı. İkimizde oğlumuzun mutlu, kendisiyle barışık ve özgüveni yüksek bir birey olmasını istiyoruz. Yani başka bir ifadeyle yönümüzü belirlemişiz. İşin güzel tarafı bu yön uğruna kendi fikirlerimizi törpüleyebilmemiz. Oğlumuzun tavır ve davranışlarına göre bazen ben ona yaklaşıyorum bazen o bana.

      Selamlarımla,