60 Yorum

Çocuğum büyüyünce MUTLU olsun

Deniz yeni doğmuştu. Doğan’la farazi konuşuyorduk, geleceğe dair. Doğan’a sordum: “Deniz’in büyüyünce ne olmasını isterdin?”

Yanıtı çok güzeldi: “Mutlu olmasını” dedi.

Öyle hoşuma gitti ki… Hakikaten, ne olduğunun ne önemi vardı, mutlu olduktan sonra?

***

Üniversite sınavına hazırlanırken, ne yazayım, hangi bölümü seçeyim gibi streslerden geçerken hani… Babam dedi “Kızım, işletme yaz. Bu devirde işletme okuyan her şeyi yapıyor. Üzerine bir de işletme master’ı yaptın mıydı çok rahat iş bulursun.”

Doğruydu dediği. Öyle yaptım ben de… İki sene boyunca kurslara, dershanelere gittim. Sınava girerken işletme yazdım. Kazandım. Sonrasında İşletme Master’ı da yaptım. İş de buldum. Yetmedi, doktoraya başvurdum. İşte o sıralarda işletmeyi sevmediğimi fark ettim. Neyse ki kapısından dönmüştüm.

Sonrasında Deniz oldu, ve işe ara verdim, ve aslında ara vermekten ziyade son vermek istediğimi fark ettim. Onca sene okuduğum şey aslında yapmak istediğim şey değildi.

Kızkardeşim üniversiteye hazırlanırken, yine kurslara, dershanelere gitti, ve yine aynı “açıkta kalmama” endişesiyle aslında çok da gönlü olmayan bir bölümü yazdı, ve kazandı. Ve fakat o benim gibi neyi istemediğini bilmenin de ötesinde, neyi istediğini de biliyordu ki aynı sene Güzel Sanatlar fakültesinin sınavlarına girdi ve onu da kazandı. Sevdiği alanda okudu, sevdiği işi yapıyor. MUTLU.

Ben? Onca sene işletme okuduktan, ve fakat aslında başka bir şeyler yapmak istediğimi fark ettikten, hele de çocuk olduktan sonra geleneksel anlamda çalışmaya devam etmek istemediğimi anladıktan sonra şu anda çok keyif aldığım bir işle uğraşıyorum. MUTLUYUM.

Böyle olmasaydı? Farklı bir yönde ilerleseydim? Kariyer basamaklarını tırmansaydım, uluslararası bir şirketin -mesela- pazarlama bölümünün başına geçseydim? Belki farklı şekilde tatmin olurdum. Belki daha fazla para kazanırdım. Yine MUTLU olurdum.

Günün sonunda önemli olan da o değil mi? Mutlu olmak?

***

Son bir aydır farklı sebeplerle farklı ülkelere gittim. Ve eş-dost-aile yanlarında kalınca turistik gezi yapmaktan çok buralardaki hayatları yakından inceleme fırsatı buldum.

Ve sonunda şuna geldim: İş mutlulukta bitiyor. Çocuğum mutluysa daha ne isterim?

Biz Amerika’ya gittiğimiz ve benim “Vay bea! Şu devlet okulları da ne güzel işliyor burada” diye ağzımın sularını akıttığım günlerde Türkiye’de bir 4+4+4 tartışması başladı. Ve eğitim sistemi son bilmem kaç yıl içinde üç-bin-sekiz-yüz-altmış-yedinci kere değiştiriliyor. İlkokula başlama yaşı 5’e çekilecekmiş de, meslek okulları bilmemne olacakmış da, yemin ederim, anlamadım bile. Ancak endişelenmedim değil. Bundan önceki değişiklikler uzaktan kulağa hoş, boş, her neyse, “uzaktan” geliyordu. Ve fakat artık beni doğrudan ilgilendiriyor bu konu. Çocuğum yapılan her türlü sistem (!) değişikliğinden direkt olarak etkilenecek.

Mi? İşte orası biraz da bana bağlı.

Bu ülkede eğitim sistemi gömlek değiştirir gibi değişiyor, bu bir gerçek. Ve birçok veli gibi bundan ben de rahatsızım. Bu rahatsızlık imkanı olan -ya da imkanlarını zorlayabilecek olan- birçok kişiyi de özel okullara itiyor. Devletin sistemine güvensizlik arttıkça, parayla satın alınabilen eğitime nispeten biraz daha güvenebileceklerini düşünüyor ebeveynler, haklı olarak.

Bunu son 4+4+4 konusundan bağımsız olarak söylüyorum: Ben farklı bir yol tercih edeceğim. Önceliği çocuğumun ileride başarılı/kariyer sahibi/donanımlı olması ve bu sayede mutlu olmasına değil de, direkt ve sadece mutlu olmasına vermeye çalışacağım. Yapabilecek miyim bilmiyorum, ama çalışacağım.

Portekizli damadımız Filipe’nin aynı yaşlarda iki tane yeğeni var burada. Biri küçük bir şehirde yaşıyor. Okulda çok başarılı değil. Daha doğrusu başarısız değil, ancak sürekli 5 pekiyi getiren bir çocuk hiç değil. Fakat mutlu, neşeli, oyun oynayan bir çocuk olduğunu söylüyor Filipe.

Diğer yeğeni ise büyük bir şehirde yaşıyor. Annesi babası ayrılmış. Annesi oğluna birçok dersler aldırıyor, aktivitelere götürüyor. Liseyi okumak için İspanya’ya gönderecekmiş yanlış anlamadıysam. Ve Filipe, okulda “başarılı” olan bu yeğeninin diğeri kadar mutlu olmadığını, çünkü potansiyelinin çok fazla zorlandığını, oyun oynamaya vakti kalmadığını söylüyor. (Bunlar Filipe’nin gözlem ve aktarımları. Ben bu çocukları da, ailelerini de tanımıyorum)

İşte ben de birinci tercihi yapmak istiyorum. Her ne kadar günümüz Türkiye’sinde, özellikle de “eğitimli” kesim arasında bunu yapmak giderek zorlaşsa da, çocuklarım boş zamanları olan, sokaklarda top oynayan çocuklar olsun istiyorum. Bir kurstan diğerine koşmasınlar, daha doğrusu ben onları koşturmayayım istiyorum. Gelecek sene olup olmayacağı belli bile olmayan bir sınava hazırlanmak adına dershaneye gitmesinler, dahası, dershanenin kapısından bile geçmesinler istiyorum. “Çocuğuma ne kadar ders aldırırsam, onu ne kadar sosyal faaliyete götürürsem ona o kadar donanım kazandırmış olurum; o da ileride bunlardan o kadar faydalanır, başarılı olur, mutlu olur” sanrısına kapılmamak istiyorum. Çocuğum mutluluğu toplumun “Ne kadar akademik/profesyonel başarı, o kadar mutluluk” tanımıyla değil, “Ne kadar kişisel tatmin, o kadar mutluluk” denklemiyle tanımlasın istiyorum.

Umarım bunu yapabilirim.

60 yorum

  1. Günaydın!

    Yine duygu ve düşüncelerime tercüman olmuşsunuz. Okul yaşları yaklaştıkça anne babalardaki endişe de artıyor. Hele bir de bu “üç-bin-sekiz-yüz-altmış-yedinci” değişiklikle eğitimde neler oluyor, neler olacak diye düşünüp duruyorum. Bir yandan içimde bir sıkıntı var, kızım nasıl bir sistemde okuyacak vs diye, ama bir yandan da içimde bir boşvermişlik var, ne olacağı çok da önemli değil diye.. Konuyu daha iyi öğrenmek için yazıları bile okumak gelmiyor içimden, ne olacaksa olacak zaten diyorum.

    Yazınızı okuyunca anladım, neden böyle hissettiğimi.. “işte orası anne-babaya bağlı” dediğiniz cümle! Yani her şey bizim önceliklerimize bağlı aslında . Yani onun oyun oynarken mutlu olması mı öncelikli, yoksa ileride mutlu olacağını düşünerek tüm çocukluğunu hiç oyunsuz, sürekli ders başında, okuldan, okumaktan sıkılarak geçirmesi mi? Daha 1.sınıfta oyunsuz günler geceler geçiren, diğer yandan özel dersler alan, okula gitmek istemeyen çocuklara çok üzülüyorum.

    Hep dualarımda kızımın önce sağlıklı, sonra iç huzuru yerinde ve mutlu bir çocuk olmasını diliyorum. Umarım başarabiliriz.

    Sevgilerimle.

  2. EVET BU YAZDIKLARINIZA KESİNLİKLE KATILIYORUM.HAYAT OKADAR KISA Kİ HER ANIN TADINI ÇIKARA ÇIKARA YAŞASIN ÇOCUKLARIMIZ.SON GÜNLERDE YAŞANAN ŞU EĞİTİM KRİZİ, HEPİMİZİN CANINI ÇOK SIKTI GERÇEKTEN. BEN ÖNCE KENDİ ÇOCUĞUM VE DİĞER ÇOCUKLAR ADINA BEDEN VE BEYİN SAĞLIĞI YERİNDE ÇOK MUTLU ÇOCUKLAR DİLİYORUM BU DÜNYAYA.

  3. Tebrikler çok güzel bir yazı olmuş

  4. benim düşündüklerimi dinlendirmişsiniz ve yazıya dökmüşsünüz…tebrik ediyorum, çok güzel bir yazı… Ama şunu da eklemek istiyorum; anne ve babalar çocuklarının bir aktivite yapması bir etkinliğe katılması yönünde istekliler belki ama paylaşım yönünden çok zayıflar .Örneğin ,çocuğunu baleye götüren ve bale eğitimi almasını isteyen bir anne ya da baba hayatında bale seyretmeye bile gitmemişse ya da aynı şekilde basketbol ,futbol gibi spor faaliyetlerine her hafta sonu katılan çocuk babasıyla bir kere maça gitmemişse aileler ‘uğraşıyoruz ,istekliyiz’ demesinler. Çünkü asıl olan kendi yapamadıklarımızı çocukta gerçekleştirip görevimizi yerine getirdik değil ,çocukla beraber aynı yolda yürümeye çalışmaktır.

    • bu bir twitt olsa rt yapardım. FF de sizin isminizi verirdim. ne güzel laf öyle.

      “çocuğunu baleye götüren ve bale eğitimi almasını isteyen bir anne ya da baba hayatında bale seyretmeye bile gitmemişse ya da aynı şekilde basketbol ,futbol gibi spor faaliyetlerine her hafta sonu katılan çocuk babasıyla bir kere maça gitmemişse aileler ‘uğraşıyoruz ,istekliyiz’ demesinler.”

    • Tamamen katılıyorum.

      Anne-babalar olarak bazen kendi eksikliklerimizi çocuklarımızda tamamlamaya çalışıyoruz, bunu hepimiz yapıyoruz. Ancak çocuklara bir alışkanlığı kazandırmanın en doğru yolu herhalde örnek olmaktan geçiyor. Çocuk görmediği bir şeyi yapmıyor haliyle…

  5. sabah mahmurluğuyla bazı yanlışlıklar yapmışım :/ ‘dillendirmişsiniz ‘ olacaktı

  6. Simge ve kuzuşum BARTU

    mutlu aile,mutlu çocuk,mutlu toplum….sağlık başta olmak üzere güzellikleriyle yaşanan her gün için binlerce şükürler olsun…gül -gülümset çünkü hayat çok kısa..

  7. Bence dengeyi tutturmak önemli olan. Ne sokaklarda dilediğince oynayan çocuğun ne de bütün gün ders başından kalkmayan çocuğun mutlu olacağına inanıyorum. En zoru her zaman oluğu gibi bu dengeyi tutturmak.

    • kesinlikle. sabahtan akşama kadar sışarda vakit geçiren top koşturan çocuk da bence çok mutlu olmayabilir. mutluluk denklemi daha farklı kurulabilir bence. herşeyden dengeli ölçüde, kararında. sınırları çizilerek dilediğince sevdiği şeylerle uğraşan çocuk ve önceliklerini bilen çocuk. günümüzde mutlu olmak belki de o kadar zor ki… umarım çocuklarımız bizden daha çok mutlu olurlar. onların mutluluğuyla biizm mutlu olacağımız tek gerçek olan…

  8. Banu (Arel'in Annesi)

    Elif Hanım;
    Merhabalar. Aylardır kafamı kurcalayan bir konuyu öyle güzel dile getirmişsiniz ki.. Birkaç zamandır iş yerindeki bir arkadaşım ile birlikte eve gidip gelmeye başladık. 15 senedir birlikte çalışıyoruz ama bu son bir iki aydır hergün akşam ekstradan bir yarım saat iş harici özel hayattan konuşma fırsatımız oldu. Bu yolculuklarda onun büyük kızının üniversiteye hazırlanması, gittiği kurslar, aldığı özel dersler, ilkokul 3’e giden oğlunun her gün 20 şer taneden 3 mü 5 tane mi test çözeceğini problem etmesini ve ders çalışmıyor diye ona yaptığı ZORRO pelerini ve kılıçını tam sömestre tatilinden önce kaldırdığını ve hala daha da vermediğini çünkü yeterli test çözmediğini dinlerken gözlerim yuvalarından oynuyordu. Her iki çocuğunun da hafta sonu nasıl o dersten, öbür kursa gidişini ballandıra ballandıra anlatıyordu ki bu konuşmalarda çocukların neredeyse hiç oyun oynamadıkları, özel vakit geçirip birlikte olmadıklarını farkedince Arel’de okula başlayınca böyle olursa ya diye endişeleniyordum.

    Bu endişelerimin üstüne bir de 4+4+4 diye bir saçmalık çıkardılar ki çocuklar 5 yaşında ilkokula başlayacaklar imiş. 5 yaş.. Daha ağızlarındaki süt kokusunun yeni geçtiği, oyun oynamak için çıldıran, dünyadaki herşey gözlerine büyük gelen 5 yaşındaki çocuklar okula gideceklermiş.. Daha parmakları kalem tutmaya bile müsait değil iken sınıfta ders yapacaklarmış..

    İşte tam bu noktada birkaç gün önce beynimde bir şimşek çaktı. Hiç kimse kusura bakmasın, ben 5 yaşındaki oğlumu sırf siyasi amaçlar uğruna 5 yaşında okula gönderemeyeceğim. 5 yaşında onunla oyunlar oynayıp, sokakta top peşinde koşacağım ya da hayvanat bahçesine gidip hayvanları seyredeceğim, yada tiyatroya gidip birlikte bir oyun seyredeceğim. Önce onu hayata hazırlayacağım.. Kimse kusura bakmasın. Varsın alfabeyi 1 sene sonra öğrensin. Varsın yaşıtları okurken o okumasın. Üstelik okula da başlayınca derste ne anlıyorsa benim için yeterli olacak, elimden geldiğince arkasında ve destekçisi olup ona anlatmaya çalışacağım, ama olmuyorsa zorlamayacağım. Ben arkeoloji okumak istiyordum, okursan aç kalırsın deli misin dedikleri için işletmeci oldum.. Varsın istediğini okusun ama aç kalsın.. Anneannemin dediği gibi “Aç mezarı yok” elbet bir yolunu buluruz. Yeterki MUTLU OLSUN.. Test çözmek yerine oyun oynasın, kursa gitmek yerine basket oynasın.. Varsın vasat olsun, yeterki mutlu olsun..

    Sevglier
    Banu

    • Sizin bu yorumunuzdan sonra -biliyorsunuzdur- 5 yaş teklifi geriye çekildi. Şimdilik okula başlama yaşı eskisi gibi kalacak.

      Son paragrafınızda benim hislerimi dile getirmişsiniz.

  9. şu beş yaş olayına kafayı taktım bende.. anaokul çağınadaki oyun çağındaki bir çocuğu ilkokula başlatmak heleki böyle bir eğitim sistemi içerisinde ne kadar doğru bilemiyorum..

    • yaş 6 mı 5 mi? ya neden bu kadar düşürüldü bu okula başlama yaşı? anlayan bilen var mı?

  10. mutluluk nedir elif? boyle saf ve surekli bir mutluluk var mıdır? bireysel mutluluk çevresel faktorlerden etkişlenmeden surebilir mi? ben de yaptıgım işten dolayı “çok mutlu” bir insanım ama memleketin hali, etrafımdaki pek çok insanın ruh hali o kadar kotu ki hiçbir mutlulugum uzun surmuyor.
    mutlulugun aslında surekliliğinin olmadıgına inandıgım için “çocugum mutlu olsun yeter” diyemiyorum hiç. aslında “mutlulugun” reklamcıların urun satmak için uydurdugu, kapitailst sistemin vaadi olduguna inanıyorum. o yuzden hiç inanarak soylediğim bir cumle değil: çocugum mutlu olsun yeter. yok ki oyle bir mutlluluk

    • Hülya, elbette saf ve sürekli mutluluk yoktur. Sen istediğin kadar plan yap (ya da yapma), başına öyle bir olay gelir ki hayatın değişir. Benim beklentim de zaten çocuğumun sürekli tozpembe bir hayat sürmesi değil. Ama şu bir gerçek ki öğrenciliği sırasında hırsla kursan kursa giden de, gitmeyen de bir şekilde “adam” oluyor. Ve bir hayat kuruyor. Ve genelde de o hayatından memnun oluyor. O kadar çekişme, kurs, kıyamet yanına kar kalıyor.

      • Bu konuda kesinlikle sana katılıyorum Elif. Hayat, biz planlar yaparken gelip geçiyor. Örneğin ben şu anda 3. üniversitemi okuyorum. Değişen sisten mağduru biri olarak 3. üniversiteyi okurken hala daha hayattan istediğimi alabilmiş değilim. Şuanda benim için mutluluk: Dışarıda kavga ve mücadele vermeden evinde huzurlu bir şekilde bebeğiyle vakit geçiren bir anne olmak. Çünkü artık değişen sistemin peşinde koşmaktan çok yoruldum. 3 diplomalı olacağım yakında. Çerçeveletip duvara asıp ziyan olan yıllarımı yad edeceğim 🙂

  11. Elif Hanım merhaba,
    Birçok şeye katılıyorum yazınızda,ama donanım kadar kötü bir şey değil zorlanmadıkça ,siz donanımlı bir kadınsınız ltf bunu unutmayın :))

    • Haklısınız, tabii ki. Ama işte o donanımı nasıl kazandırdığımız önemli. Toplumun “olmazsa olmaz” diye düşündürttüğü şeyleri vermek mi? Yoksa çocuğumuzu istediği alana yöneltmek mi? Bunları iyi ayırt etmek lazım. Ve kolay değil. Beni düşündüren de bu…

      • Bu sefer yoruma giremedim, bunun altına cevaben yazıyorum.
        Hayatta bir adım öne çıkabilmek gitgide daha çok önem kazandı. İnsan Kaynakları Uzmanı olarak bu konuda yazıp çizmişliğim var. Ben de kaç yılımı işletme okumaya ve insan kaynaklarında mektepli olabilmek için yüksek lisans okudum. Ama gidişat açısından artık bundan mutlu muyum bilmiyorum
        Blogger olabilmek, sosyal medayı takip etmek bile bizleri bir çok kişiye bir adım öne koymuyor mu? Bu da bir donanım, merak ve farkındalık gerektiriyor.
        Çocuklarımızı bir adım öne çıkmalarını sağlayabilmek adına biz anne ve babalara çok iş düşüyor. Çocuklarımızı hem mutlu hem de donanımlı olmalarını nasıl sağlayabiliriz?
        Ama sorun şu ki, bizler de kendi ebeveynlerimizden daha farklı bir sistem görmedik. Dolayısıyla farklı davranmayı biliyor muyuz?
        Filancanın çocuğu yabancı dil biliyorsa ve benimki bilmiyorsa daha bu yaşında diğer oğlan benimkine göre bir adım önde olmuyor mu? Donanım kazandırmak eninde sonunda çocuklarımızla ilgili doğru gözlem yeteneğimize ayrıca bizlerin bütçesine gelip dayanıyor mirim…Belli bir eğitim düzeyinde olanlar ya da bazı hırslı olan ebeveynler açısından kabul gören o koşturmalar olabiliyor, öyle bir durumda istemesen bile sadece çocuğun kafanda hedef belirlediğin o kümenin dışında kalmasın endişesiyle hareket edebiliyorsun. Çelişkiler içindeyiz :)))

  12. o kadar kötü bir şey değil yazmak istemiştim yukarıda ,”o ” kaybolunca anlamsızlaşmış .sevgıler,

  13. Düşüncelerime tercüman bir yazı olmuş…

  14. Umarım yapabilirsin Elif çünkü fazlasıyla benzer düşünsem de ben de seninle, emin değilim yine de düzenin karşısında ne kadar süre durabileceğime! Söz konusu çocuk olduğunda, endişe duymamak, diğerlerinden etkilenmemek mümkün olmuyor bence.
    Ben de sevmediğim bir işi yapıyorum, bu sebeple insanın sevdiği işi yapmasının ne denli mühim olduğunu iyi biliyorum ama çocuğumun ileride sevdiği işi yapması için ona destek olmak adına yani para kazanmak uğruna sevmediğim işi yapmaya devam ediyorum zira biliyorum ki manevi değerler kadar maddi imkanlar da önemli hayallerini gerçekleştirme mevzusunda. Elbette var mahrumiyet içinden gelip mucize gerçekleştiren yetenekli ve azimli insanlar ama çok daha fazlası nice sıradan işlerde harcanmaktalar.
    Sosyal, iletişimi iyi, uzlaşmacı, kültürlü ve çok lisanlı bir çocuk yetiştirmek benim ilk hayalim ama ne yanında sevdiği bir bölümde iyi eğitim almış olmasını da isterim. Çünkü bunu yapmadığı için diğer kıymetli özelliklerinin gözardı edilmemesi asıl hedefim.
    Ama elbet çok haklısın her söylediğinde, ben de kurslarda dersanelerde perişan olması yerine önce mutlu olmasını, çok mutlu olmasını isterim.

  15. Geçenlerde eşimin gönderdiği mail bu konu üzerine idi. Başarılı bir iş adamının kısa ama özlü bir anısı idi. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş. Eline sağlık…

  16. bence de mutlu olsunlar, ama sokağa bırakamıyoruz ki, bu devirde kimseye güvenilmiyor. yeteneklerini keşfedebilmek ve belki o yönde onları cesaretlendirip sevdikleri uğraşlarda gelişebilmelerini sağlayıp sevdikleri iş alanlarında çalışabilmeleri amacıyla müzik veya spor kurslarına (istekleri olursa) gönderiyoruz. bunun yanında dersleri de iyi olursa tadından yenmiyor. 1.den 5.sınıfa kadar hafta sonu sabah temel ders kursları vardı oğlumun okulunda, daha küçük ve şimdiden sabah erken kalkmak zorunda kalmasın diye göndermedim. bu yıl 6. sınıf ve aldığı başarı bursuyla bir özel okula gidiyor. 1. dönem hafta sonu okulda olan TMF ders kurslarına gitti,2.dönem istemedi ve ben evde kendim test çözerim dedi. bazı kurallara uyulması karşılığında göndermedik. ben de, önemli olan onun bir şeyi isteyerek yapmasıdır, o zaman hem mutlu hem başarılı olur diye düşünüyorum. ama bunu kullandığını hissedersem o zaman farklı bir bakış açısı geliştirebilirim. çünkü büyüdüğünde “anne-baba neden siz de beni kurslara göndermediniz, beni iteklemediniz, ben daha iyi yerlere gelebilirdim ” de diyebilir. bu çok ince noktaları olan ve çocukla konuşarak bazı şeyleri açıklayarak karşılıklı özverilerde bulunarak yapılması gereken bir iş. çocuk önündeki hayatın zorluklarını bilmez, ” mutluyum ama karnımı nasıl doyuracağım” diyebilir büyüdüğünde (paracı bir kişi kesinlikle değilim), çünkü gerçek hayat bambaşka birşey. Neyse yine de inşallah hem mutlu hem sağlıklı olr çocuklarımız. Ayrıca ben de 5 yaşında ilkokula karşıyım. çocuk daha poposunu silmeyi beceremezken , kalem tutamazken okula mı gidecek. 6 yaşında gidenler yapamıyor. Evlerde ufacık çocuklara dersleri yapıp bitirmesi için baskı uygulanyor, bilmezler ki elleri yoruluyor, oyun oynamak istiyor. bilseler de birşey yapamıyorlar o ödevin yapılması gerekiyor. Allah sonumuzu hayır etsin. çocuklarımızı korusun.

  17. Elif yazını çok beğendim bende senin ve banu hanımın yazdıklarıyla aynı şekilde düşünüyorum….ama şu 4+4+4 benim canımı fena halde sıkıyor oğlum 5 yaşında kanun kabul edilirse öğretmenlerin bile daha ne olduğunu anlamadığı bir müfredatın ağırlığı altında 1. sınıfa yollamayı hiiiiçççç düşünmüyorum daha çok küçük kreşte yapılan boyama etkinliğinden yorulan çocuğumu okumaya erken başlasın diye yarış atı gibi koşturmayacağım….anneyim mantığımdan önce yüreğimle düşünüyorum doğal olarak; ama bunu mantığım bile almıyor…

  18. benimde 1.5 yaşında kızım var ve 5 yasında okula gondermek istemiyorum,
    ‘ 5 yasındaki cocugumu okula gondermiyorum’ hareketi baslatsak bu tasarının yeniden gozden gecirilmesinde etkili olurmu sizce.

  19. Uzun vadede başarı bu siyaset anlayışının özüne ters. Benim bildiğim bir sistem kurulur. Önce pilot çalışması yapılır, eksileri artıları yaşanarak gözlenir. Sorunlara çözümler aranır, karar verilebilecek aşamaya gelince genele yaygınlaştırılır.
    Ancak tabi tüm bunlar ciddi bir süreci gerektirir. Seçim kaygılarının bu süreci zedelemesine izin verilmemesi çok ütopik kalıyor malesef. Kendi amaçlarına götüren her yolu mübah sanıyor bu zihniyet. Büyük yanılgı içerisindeler oysa. Bu okların dönüp dolaşıp kendilerine saplanabileceğini düşünemiyorlar. Ya da daha acısı çok cesurlar. Üzücü ve sinir bozucu gelişmeler; takipte olmanın yanı sıra yapılabilecekler sınırlı.

    Ancak gözetilmesi gereken tam da vurguladığınız husus: Mutluluk. Ben “ferahlık” tabirini de çok seviyorum bu gibi konular üzerinde düşünürken aslında. “Gönlünü ferah tut” der Anadolumuz.. Öyle yapalım, gönlü ferah nesiller için olsun çabamız, gerisinin peşinden gelmesini umalım.

  20. Bu yazıyı çıkartıp buzdolabıma falan asıp önümdeki bir 10 yıl okumak istiyorum.

  21. ——
    SanalbebekM.: Maalesef, bana da oyle geliyor “mutluluk” aman aman cok ta kolay ha dedin mi yasanabilcek, yasatilabilcek surekliligi olabilen bir duygu hali, ruh hali olamaz ki zaten.” Keske hep dileklerimizde ki gibi olsa mutlu olsak, hayat bayram olsa. Bir iki sinava girmemek, onlara hazirlanmamak, kursa gitmemek cocugumuza o an icin, o cocukluk yillari icin bir mutluluk verse de bu biraz da sorumluluktan kacma, ya da gerekenleri yapmamasini beklememek gibi birsey. Derten, sikintidan kacma, yuzlesmemek gibi birsey.

    Ama bence burda sanirim asil verilmesi -alinmasi gereken mesaj (Blogcu annenin ve dun ku icimdeki 4 Mevsimin yazisini da beraberce dusununce) : “cocuklarimiza gereginden fazla, zamanindan once “sorumluluk, yuk, ödev, görev” yukleyip onlardan cok fazla yuksek performans beklentilerinde olmamizin hem cocugun fiziksel ve ruhsal sagligi, hem de sosyal sagligi acilarindan yanlis oldugudur. Bunu yapmayan aileler hem kendilerini, “baska aileler boyle yapiyor diye, biz geri kaldik bu yarisi kaybettik diye MUTSUZLUGA dusuruyor. Baskalarinin cocuklarina bakip komsunun oglu “Anadolu Lisesini kazandi, Univ. en yuksek fakulteye girdi” gelecegi garanti diye aile icindeki mutsuzlugunu birkez daha arttiriyor. Cocuguna da sen yapamadin baskisi, ya da yap baskisi -dayatmasi/tehdidinde bulunuyor.” Bu ortamda cocukta mutsuz oluyor.

    Oyuzden ders 1: Gereksiz yere yuksek beklentilere giri, baska ailerle yarisicam diye “sorumluluk, kurs, odev, test, en iyi okul, en iyi kurs yarisina sokup cocuklarinizi mutsuzluga itmeyin.” Bu tip Yarismaci-rekabetci ailelerden de uzak durun derim. Distan harikayiz ama icten ice yanan mutsuzluklari size de bulasir.

    Ders-2: Ote yandan da “aman sen de okumazsan okuma, babanin/dedenin sirketinde is bulunur, Kibris’ta parasini verir okutur, ustune de master bile yaparsin” diyebilen “Tuzu kuru ailelerden de uzak durun.” 1980lerde o kadar cok boyle cocuk vardi ki, gercekten de bir eller yagda bir eller balda, her gun degisen elbiseler, show amacli kutlanan dogumgunleri, karnesinde ki bir iyi karsiliginda alinan bisikletler vs. vs…” Bu cocuklar ve aileler distan da icsel de mutluydular. Kibris’ta, vs. vakif universitelerinde “paralarini verip” okudular, sonra da ne devlete ne millete yuk olmadan babalarinin, dayilarinin sirketlerinde is bulup, Teknik univ. mezunlarina isveren-patron olurlar (soz meclisten disari, egri oturalim dogru yazalim). Bunlar hep mutlu olan kesimdir. (bu da Turkiye’nin bir aci gercegi.). Iste bu ailelerden ve cocuklardan da uzak durun. Paranin mutluluk getirmeyebilecegini ama rahatlik sagladigini bilsin cocuklarimiz. (Bu da hayatin gercegi yalan mi…). Birde bu aileler aman biz cocugumuz mutlu olsun istedik, oyle univ., kurs falan pesinde kosmadik (cunku kosmaya niyeti, kapasitesi ne de ihtiyaci olan bir cocugunu vardi.) Iste bunlar “ele verir talkimi kendi yutar salkimi takimindandir” aman ha uzak durun. Butun bu yarismacilikta aslinda ” bu tip ornekler yuzunden yasanmiyor mu”. Dunyadan bihaber yasasak belki mutluluk daha kolaydi ama 2012+ yillarinda cok zor.

    Ders-3: Bu durumda Para, rahatlik, mutluluk ucgeni nasil kirilir, gelecege nasil guvenle bakilir. (ozellikle de Turkiye kosullarinda). Cevap a) Yuksek egitim aldirirsiniz, bebeklikten itibaren (bak google’in kuruculari Montessoriye gitmis, bizim cocuk ta zengin olsun diye dusuncesiyle baslar, 3 dil bilsin, Bilkent, ODTU, vs. ye gitsin, ustune ABD’de Master falan ile devam eder., olmadi Dr. olsun dersiniz icten ice….) Iste sececeginiz yol bu ise, cocugunuzda da ozel olarak “allah vergisi” bir yetenek, bilimsel ilgi, kapasite yoksa, mutsuzluk oynuna yani Ders-1 e tekrar yuvarlanip tepe taklak dusersiniz ailecek. (Allah esirgesin.)

    Sonucta allah kimseye gelecek kaygisi yasattirmasin, cocuklar cocukluklarini doya doya yasasinlar. Turkiye’de Ananin-babanin yarin kaygisi var ise, cocugum sadece mutlu olsun demek biraz utopik. Bunu nasil saglayacak, ya da basaracak bilemiyoruz. Hayat herkes icin Becel, Ariel reklamlarinda ki gibi saci fonlu, sarisin annelerden dublex villalardan bir kesit degil maalesef. Okumamis, egitim almamis (hos bugunlerde Turkiye’de okadar cok egitimli issiz var ki) parasini kazanamayan, ailesinin de ona birakabilcegi birsey yoksa o cocuk “anavatani cocuklugunu hep bilyalariyla, topaciyla, horoz sekeri ile hatirlasana ne fayda” memleketinde bir gun olsun extradan biraz parasi artiripta cocugunu tatile goturup denize giremiyorsa, cocugunu alip bir hayvanat bahcesine, lunaparka gidemiyorsa ve etrafina, televizyonlara gozunu kulagini kapatamiyorsa, nasil MUTLU olunacak bilemiyorum.

    Allah hepimize saglik, huzur ve mutluluk versin, karsiliginda da birsey yapmak gerekiyorsa Allah ona gore “karini da yagdirsin” o kari eritebilcek gucu, kuvveti, yetenegi de versin diyorum. Ben de hamileyken allahim cocugum hep huzurlu olsun, diye diledim, dua ettim. Insallah ta oyle olur ve bu huzurun, sagligin, mutlulugun saglanmasi icin bizler de o da biraz caba sarfetmesi gerekiyorsa, sarf edelim. Emeksiz, zahmetsiz rahmet olmaz olsa da fayda etmezmis derim. Ama dilemek istemek gonlumuzden gecirmek serbest hepimiz icin iyi dileyelim, iyi olsun. Sevgilerle, Mutlu yarinlar…
    Deniz-E

  22. neslihankocak

    Sizlere Amy Chua’nin Kaplan Annenin Zafer Marsı kitabını okumanızı öneriyorum. Belki basından takip etmissinizdir, tüm dünyada best seller oldu. Asyalı anneler cocukları nasil yetistiriyor ve Batılı annelerin cocukları serbest bırakmasını, mutlu olmasını istemelerini, cocukları bir seye zorlamamalarını nasil hayalperestlikle değerlendiriyor onu anlıyorsunuz. Ben haklı oldugu için değil, farklı bir perspektif verdiği için kitabı begendim, bizim dogu batı arasındaki arada kalmıslıgımızı da güzel özetliyor bence.

    • Bu kitabı uzun zamandır merak ediyorum ama, okumaya değer mi emin değildim. O kadar çok yazılıp çizildi ki üzerinde, sadece sansasyon yaratmak için yazılmış olduğunu düşünmeye başladım. Muhtemelen kitaba haksızlık ediyorum bu düşünceyle.

  23. ne kadar da güzel anlatmışsınız, elinize dilinize sağlık (:

    ben de şu sistemde çocukların yarış atı gibi koşturulup durmasına ve bunu yapan ebeveynlere sonuna kadar karşıyım. etrafımda bu kötü gidişata ayak uyduran öyle çok örnek var ki korkuyorum ister istemez ya ben de onlar gibi olursam diye… misal işyerimde orta yaşlarını yaşamakta olan bir hanım var. oğlu geçen sene sbs’ye girdi ve oldukça iyi bir okulu kazandı. ama nasıl? çocuk sabahları erkenden kalkıp şehrimizin bilindik özel okullarından birine gidiyordu. öğrencileri müşteri gibi gördüğü herkesce kabul edilmiş bir özel okul… akşamüstü 4’e kadar okuldaydı bu çocuk. sonra eve gelip 1 saat sonra dersaneye gidiyordu ve dersler artı etütle birlikte çocuğun eve gelmesi gece 10’u buluyordu. ve bu hanım çocuğunun ne kadar yoğun olduğundan, uyuyacak vakti bile bulamamasından yakınıyordu. e sorumlusu kim? diyemiyordum pek tabii… sonuçta ne oldu? çocuk bulunduğumuz şehirdeki en yüksek puanlı okula girdi. eminim ki o çocuk bu kadar uğraşmasa bile zaten girerdi bu okula. değdi mi yani??? ve malesef ki bu çocuk bu sene liseye balşladığı halde hala evde yalnız kalamıyor, hatta karşı caddeye annesi tarafından geçiriliyor servise binmek için. sonuçta belki başarılı ama özgüveni ve sosyalitesi sıfır olan bir genç var elimizde.

    işte benim oğlum böyle olsun istemiyorum. iyi olduğunu düşündüğüm bir okulda eğitim gördükten sonra gece saatlerine kadar dersanelerde sürünsün, sürekli ders çalışsın istemiyorum. arkadaşları olsun, sokakta oynasın, karşıdan karşıya kendi geçebilsin istiyorum. umarım… umarım ben de çarkın dişlilerine kapılıp giden anneler gibi olmam. umarım kendine güveni tam, özgür, mutlu bir çocuk olması için üstüme düşenleri yapabilirim (:

  24. umalım mebellam bende bu sele kapılmaktan korkuyorum… sistem ve çevremizdeki insanlar genellikle böyle…bir hırs bir hırs herkeste.. öğretmeler ayrı bir alem velier ayrı bir alem..Allah bizide bu girdaptan korusun… ve nilin dediği gibi beş yaşında çocuğumu okula göndermek istemiyorum kampanyası başlatsak…

    • evet malesef çevremizde bizim gibi düşünen insanlar oldukça az hatta yok denebilecek kadar az 🙁 bazen düşüncelerimi söyleyecek oluyorum da “oğlun büyüsün okul çağına gelsin de seni de göreceğiz” diyorlar. benim de onlar gibi olacağımdan nasıl bu kadar emin olabiliyorlar aklım almıyor. umarım düşündüğümüz doğrultuda olur hareketlerimiz de… ne diyelim, allah yardımcımız olsun hırs küpü ebeveynler karşısında…

  25. 4-4-4 ile ilgili dayanamayacağım linkimi yapıştıracağım Elif’çim:
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2012/03/4-4-4-anlayan-beri-gelsin.html

    mutluluk konusunda ise, kişisel mutluluğu için çabalasın, amaç bence de mutlu olmak olmalı, kısacık hayatımız mutsuzlukla geçirilmeyecek kadar önemli bence ama duyarsız da olmasın, sadece kendi mutluluğu için değil toplumun, ve hatta tüm dünyanın gereksinimlerine duyarlı olsun.

    sevgiler…

  26. Evet bütün dediklerine katılıyorum çok sık boğaz etmemeli çocuğu onda 20 30 yaşındaki insanların davranışlarını beklememe hele yarış atına hiç çevirmemeli ama tüm bu dediklerni Türkiye’de harfiyen yapabilmek mümkün mü? Ben senin kadar olumlu bakamıyorum burada bir kere eğitim sistemi sosyal hayat iş hayatı hepsi sizi bazen mecburiyetlere sürüklüyor aza bir azınlık sizin anlattığınız gibi kendi hayallerinin peşinden gidebiliyor. Yurtdışındaki gibi bir sistem yokki çocuk orada belirli bir seviyeden sonra isteklerine yeteneklerine göre yönlendirilip eğitim okullar tarafından dört dörtlük veriliyor. Burada bırakın bunu siz çocuğunuzu onun arzu ettiği bir okula dahi gönderemiyorsunuz. Çünkü bir yığın sınavlar çıkarıyorlar önünüze 10 12 yaşında çocuklar belki o anda potansiyellerinin farkında olmadıklarından böyle sınavlara tabi tutuluyorlar ve başarısız olabiliyorlar ama kimse şunu sormuyor belki çocuk 1 2 yıl sonra bir patlama yaşayacak ve mükemmel istediğini bilen çalışan bir birey olacak. Siz bu dediklerinizi belki kendinizce geçekleştirebilirsiniz bilemiyorum bunu genel için konuşmak şu sistemde Türkiye’nin bu gelişmemişlik seviyesinde çok zor. Ha dediklerine katılmıyormuyum sonuna kadar belki daha fazlaca katılıyorum ama bazende işte bulunduğun çerçeve ülke şartlar v.s seni bazı zorluklara sürükleyebiliyor. Ha bide unutmamak lazım bu ülkede paran kar idellerini gerçekleştirebiliyorsun. Buna hayır diyende varsa bence yalan söylüyor. Şuanda en vasat okula bile gittiğinde çocuğunun kaydı için para isteniyor bu ülkede verirsin vermezsin bu senin bakış açına bağlı ama bu sonuçta isteniyor. Düşünki çocuğun bu okulda en vasat eğitimi alıyor. Ama paran varsa imkanları geniş sosyal ve sportif aktiviteleri bol eğlence etkinlik gibi şeyleri çok sınıf mevcudu az rehberlik hijyen hizmetleri en iyi olan okullarda öğretmenlerin teke tek ilgilendiği ve çocukları aileleri yönlendirdikleri okullarda çocuğunu okutabilirsin. Onları yarış atına çevirmeden.Bu yazdıklarımın eminim herkes doğru olduğunu biliyordur bu devir malesef böyle bir devir. İşte bu yüzden de ilk etapta eğitim sisteminin bu çifte standarttan temizlenip modern çağa uygun hale gelmesi gerekiyor. Yoksa paranızda yoksa tabi çarkın içine girmek zorunda kalabiliyorsunuz.

  27. Ha tabiki tüm bunları yazarken yanlış anlaşılmakta istemem bende şu hayatta kendimi eğitebildiğim kadar eğitmeye çabalıyorum o yüzden tabiki anne ve babamın bana baktığı bakış açısıyla oğlumu yetiştirmeyi düşünmüyorum çünkü onlar 1980’li yıllarda hayat koşullarına göre bizi bazen mecburiyetlere itebildiler ama 2000 yıllarda yaşayan bizler daha açık göz olmak daha bilinçli olmak zorundayız. Evet ben üniversiteye girdiğimde babam bu tek sınav hakkındır demişti düşününki devrin lise mezunu oldukça eğitimli aileden gelen biri bana bunları söylemişti ve ben ilk yılımda kazandım ve okudum mesela asla böyle bir yanlışı oğluma yapmıycam asla. İşte bizleri onlardan bir tık öne çıkaranda bizim yaşadıklarımız onlara yaşatmak istememek olgusu belki bizde kendimizce başardığımızı zannedeceğiz ama çocuklarımıza göre bizimde yanlışlarımız olacak ve onlarda çocuklarına anne ve babamın yaptığı bu yanlışı çocuğuma yapmayacağım diyecek bilinmez. Sadece umarım herşey dediğin gibi istediğin gibi istediğimiz gibi olur yukarıdaki yazım biraz yanlış anlaşılmasın ama Türkiye gerçeklerini göz ardı etmemek lazım. Bu ülkede salt mutluluk biraz zor oluyor malesef.

  28. Çok güzel yazı sizinle tamamen aynı fikirdeyim. Her insanın yetenekleri farklı ve okul skalası bunu ölçmek için yeterli olamaz! Bunun dünyada en önemli örneklerinden biri Ford, adamın 3-5 senelik eğitimi var, ama içinden gelen sesi ile dünya markası yaratmış.
    Doğan Cüceloğlunun dediği gibi her akşam oğluma “Bugün doya doya oynayabildin mi?” sorusunu yöneltmek istiyorum. Ama, aynı zamanda çocuğun mutluluğu özgüveni ile alakalı olduğunu, özgüvenin de bir şeyler yapabilmeden geldiğini unutmamak istiyorum.

  29. Bu konuda kesinlikle sana katılıyorum Elif. Hayat, biz planlar yaparken gelip geçiyor. Örneğin ben şu anda 3. üniversitemi okuyorum. Değişen sisten mağduru biri olarak 3. üniversiteyi okurken hala daha hayattan istediğimi alabilmiş değilim. Şuanda benim için mutluluk: Dışarıda kavga ve mücadele vermeden evinde huzurlu bir şekilde bebeğiyle vakit geçiren bir anne olmak. Çünkü artık değişen sistemin peşinde koşmaktan çok yoruldum. 3 diplomalı olacağım yakında. Çerçeveletip duvara asıp ziyan olan yıllarımı yad edeceğim 🙂

  30. biz de eşimle buna benzer konusmaları yaptıgımız zaman esım bana soyle demıstı: benım ona vemek ıstedıgım en onemlı sey mutlu bır cocukluk. ben ona ılk once bunu vermek ıstıyorum, eger mutlu bır cocuk olursa gerısı kendılıgınden gelır.

    bız de sımdı her konuda oncelıgımızı buna verdık; mutlu bır cocukluk yasamasına…

  31. ben de kesinlikle katılıyorum. sınav ve karne sistemi zaten itici geliyor bir de dersaneler, sbs ler falan hiç girmek istemiyorum o yola…. ne yapsak ne etsek de çocukları bu işlerden uzak tutsak. keşke alternatif eğitim kurumları olsa bir yerden mevcut sisteme entegre olsa da en azından liseye kadar öteleyebilsek o süreci…

  32. Her kelimesine katılıyorum 🙂

  33. Okul önemli evet ama yazdığın gibi: o kadar da değil! Ben kızımın o okulu sonra bu okulu sonra da şu okulu oku oku oku okumasındansa bir yeteneği olmasını ve ona yoğunlaşarak geçimini o şekilde sağlamasını tercih ederim. İnsanı en mutlu eden şeylerden biri sevdiği işten para kazanmasıdır. Öyle değil mi? Gerçekten de üniversite bile okumasının çok bir önemi yok benim için. Dışarı çıkıp şöyle bir elimizi sallasak en az 10 adet üniversiteli “öküz” e çarparız. Öyle bir zamandayız ki diplomayla ne okumuş ne kültürlü ne de adam olunabiliyor. Maalesef…O yüzden umarım kızım müzisyen olur, sporcu olur, resim yapar ya da takla atar. Ha bunları yapmayıp “yok ben illa doktor olacağım” derse artık boynumuzu büker kararına saygı duyarız ne yapalım:)

    Eren
    http://fertiliterehberi.blogspot.com/

  34. sevgili blogcu anne okurları ben elifin halasıyım yeğenimin yazılarını hem çok beğenerek hem de gururlanarak takip ediyorum ve bu konuya hem bir eğitimci hem de çocuklarını kendince iyi yetiştirmeye çalışmış bir anne olarak yorum katmak istiyorum elifin bu konuyla ilgili fikirlerine yürekten katılıyorum ancak sizlerin de belirttiği gibi Türkiye de çocuk yetiştirmek hele de böyle bir eğitim sistemiyle hiç kolay değil yani tatlı sert ya da herşeyi dozunda bırakarak bu işi kotarmak gerekiyor benim sizlere naçizane şöyle bir önerim olacak çocuk kesinlikle mutlu, iç huzuru olan bir birey olarak yetişmeli, yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmeli ve en önemlisi özgüveni mutkaka olmalı eğer onu sağlayamazsak ne kadar başarılı olursa olsun bi yerlere gelebilmesi zor

    • Halam canım, bu yorumunu yeni gördüm, burada olmadığım hafta yazmışsın 🙂 Çok sevindim.

      Çocuklarımı, senin çocuklarını yetiştirdiğin gibi yetiştirebilirsem daha da bir şey istemem.

  35. Bu yaziya istinaden daha evvel izleyip cok begendigim bir konusmayi herkesle paylasmak isterim:
    http://www.ted.com/talks/ken_robinson_says_schools_kill_creativity.html

    • Bu arada alt yazisini Turkce secerseniz İngilizce bilmeyenler de izleyebilir.
      Subtitles available in diye videonun altinda bir secenek var.

  36. endişelerinizi haklı bulmakla birlikte biryandan da cokta destekleyemiyorum nedenmi..kimi zaman mutluluk statüyle kimi zaman donanımlarınız dolayısıyla elde ettiğiniz parayla da ilgilide olabiliyor.Yarın birgün çocuklarımız mutsuz olur diye düşünüyoruz ama belki de neden onlara etraflarındaki donanımı vermediğimiz için kendileri yerine seçilen başka birinin durumundan rahatsızlık duyup mutsuz olabilceklerini düşünmüyoruz.Bence elimizden gelen donanımı yükleyelim ama mutlu olup cocukluklarını yaşamalarına da izin verelim.

    • Sanırım iş “elimizden gelen donanımı yüklerken mutlu olup çocukluklarını yaşamalarına da izin vermek”ten geçiyor.

  37. Batu'nun annesi

    slm yazınız duygularıma anacak bu kadar tercüman olabilirdi.Benimde son günlerde kanayan yaram bu eğitim sistemi.umarım çocuklarınıza mutlu olabilecekleri bir gelecek yaratabilirsiniz,yaratabiliriz.(bu ülke şartlarında pek mümkün olabileceğini düşünmüyorum.karamsar bir cümle oldu ama maalesef öyle….)umarım dershanesiz kurssuz sınavsız bol oyun dolu bir çocukluk dönemi olur.

    Hayata bakış açısı olarak karamsar biri değilim ama ülkemizdeki eğitim camiasından biri olarak;gerek öğrencilik dönemim gerekse şu dönemdeki değişiklikleri değerlendirecek olursak sayamayacağım kadar çok sistem değişti.Ve hiç bir sistemin alt yapısı oluşturulmadan getirileri götürüleri hesaplanmadan(birey önemsenmeden) yapıldı.(Siyasilerimizin egoları yön verdi)

    Biz hiçbir zaman eğitimde kaliteye önem vermediğimiz gibi sadece kendi ideolojilerimize uygun nesiller yetişmeyi eğitim zannettik..Bahsettiğiniz gibi bireylerin mutluluğu değildi esas alınan.Maalesef bu ülkede daha çocuklar düyaya gelmeden ailede bir gelecek kaygısı başlıyor.Çocuk daha oyun oynamayı öğrenmeden bu kaygıyla tanışıyor.Mutluluğu; okulda başarılı olmakta,sınavlarda yüksek not alamakta,hepsi pekiyi dolu karneler olarak öğreniyor.Daha oyuna oyuncağa doymadan çocuk olmadan bir yarışın içinde buluyor kendini.Günümüzün mutluluk anlayışı ne kadar kariyer ve para= o kadar mutluluk…
    Şimdi bu 4+4+4 sistemi uygulamaya konulacak.Bu sistemi uygulayacak bir eğitimci olarak hiçbir bilgi sahibi değilim; nasıl ne şekilde uygulanacak bilmiyorum.Bu sistemin getirilmesi için ne görüş alındı ne de bilgi verildi.Bırakın bizlerden görüş almayı ,uzmanlara akademisyenlere bile sorulmadan ortaya konulmuş bir sistem.Ne kadar doğru bilmiyorum 60 aylık bir çocuğu örgün eğitim sistemine dahil etmek?(aldıklarımız yetmiyormuş gibi çocukluklarından bir yıl daha çalıyoruz.)
    Ve ve ve aslında yazılacak eleştirilecek sorulacak binlerce soru var ama…Çocuklarımız için faydalı olması dileğiyle…

  38. umarım herkes şstediğince yaşar hayatı…iş okul para bunlar amaç değil araç olabilir ancak, tüm etiketlerden sıyrılabilsek keşke.
    ilerisini hiç düşünmüyorum, okula sadece mecburiyetten gitsin kızım, önemi yok, ben sanat okudum, sevdiğim şeyi okudum, testler çözmedim, dersanelere gitmedim hep resim yaptım, ailem hep destekledi, hep ayrı kaldım koşturmadan, yarışlardan, düşüncem şudur, her insan sanata yönlendirilmeli, ama edebiyat, ama müzik ama tiyatro ama resim…dans, fotoğraf, sinema…neyse…yaratıcı olmalı
    tükettiği kadar üretmeli de…
    harika başlamış yazı, çocukuğum mutlu olsun, huzurlu olsun…
    hangi ülkede hangi okulda hangi dilde okuduğu hiç önemli değil, eğitim bizle başlar önce evde. gerisi teferruat bence.

  39. Anaokulu secimi- (bizim icin kres baslama donemide) vs. ile ilgili bir yazi ve devaminda ki benzeri yazilari ve yorumlari okuyup, sonra önemli olan “ders. stimulasyon, el becerisi, zihinsel gelisimi vs.” degil benim cocugum mutlu olsun sadece diyorsaniz bu bana sadece temelsiz, asilsiz bir soylem gibi geliyor. (Ya da anaokulu -kres seciminde ki titizlenmeler acaba nezaman nerde nasil baslatsak telasina niye giriyoruz ki. Aman bebecikken baby einstein seyrettsin, yaninda ingilizce konusalim (konussak keske vs.) demiyor musunuz?Amac salt mutluluk mu? Yoksa bebekte krese baslamadan, ilkokula gitmeden birseyleri akranlarindan birazcik da olsa önde yapsa degil mi? (Misal iki dille buyuyen cocuklar simdiden yasitlarina Ingilizce derslerinden fark atacaklar. Onlar Ingilizce odevlerine gunde 10 dakka ayirip, geri kalaninda kendilerini mutlu edecek seyler yapmanin ya da yapmamanin luksunu ve özgurlugunu yasayabilcekler.)

    Yine benzeri secimler ilkokul ogretmeni ve okulunu bulmakta da yasanmiyor mu? (En iyi 1. sinif ogretmeni sizin cocugunuz baslarken kim olacak diye arastirmiyor musunuz? Ögretmenin de tek amaci aman sen de 2+2 yi de ogrenme biraz gec okumayi sök, yeter ki sen ben mutlu olalim demiyecektir. Hangi ögrencisi SBS yi gececek vs. ona odaklanacaktir.) Amac salt mutluluksa “bugun okula gitmesen de olur, diyebilcek misiniz cocugunuza? Sen de matematik yerine “el isleri dersini sec, ya da yemek yapmayi ögren belki Jamie Oliver olursun” falan mi diyecegiz. (Diyebilme imkani olanlara-maddi manevi -sozum yok. )

    Yine benzer acidan bakarsak cocuklarin beslenme ve yeme aliskanliklari (catal bicak kullanabilmeleri, sebze yemeleri vs.) ve uyku duzenleri uzerine de gecenlerde bir sohbet oldu. Orda da kurallarinizi koyun, yoksa cocugunuz uyumaz, sebze yemez dendi. Önemli olan salt mutluluksa “bence TV karsinda Nutellali ekmek, ustunede dondurma” kadar hicbir sey cocugunuza mutluluk veremez. Serbest uyku duzeni, sinirsiz tv, sinirsiz nutella nasil ki cocugunuzu kisa vadede mutlu yaparsa uzun vadede ise “sagliksiz, obese, TVci yapar”.

    Yani uzun vadede mi yoksa kisa vadede mi mutluluktan bahsediyorsunuz. Blogcuanne, eger ki kolejde, universitede okumasaydiniz, ABD’ye gidip yasamasaydiniz, esinizin evi tekbasina gecindircek imkani olmasaydi, cocuklariniza en azindan “dil ögretiminde, sosyal cevrede önecikabilcek bir özguven kazandirma konusunda imkanlariniz olmasaydi, velev ki Anadolu’da bir memur /isci/ciftci ailesi olsaydiniz, yine de esiniz size hamile iken ” önemli olan mutluluk, ” birak okulu diplamayi vs. diyebilcek biriyse ne mutlu size.”

    Deniz -E ve diger yorumcularda yazmis Turkiye’de ki sosyal dengesizlik okadar aci ki cocuklarina devletce verilecek egitimden baska birseyi olmayan aileler icin -ki biz oyleyiz- egitim ve ogretim en önemli mutluluk kaynagi olsun. Cocuklar matematikten korkmasinlar, sevsinler, bilimin dunyasindan zevk alsinlar, bir problemi cozmek onlara mutluluk versin (ki ben gercekten de biyoloji ve tum fen derslerini yapilan deneyleri cok sevmisimdir. Klasik romanlari okumak onlar icin odev ve zorunluluk olmasin. Bu isi yarisma haline sokan, zevk almaktan cikaran, belki de velilerdir. Niye muzik dersi, takla atmak zevkli olsun da bir matematik denklemini cozmek dert olsun. Bir oturup dusunun ama Turkiye gerceklerini de unutmadan.

    • Sevgili Yasemince – Anlatmaya çalıştığım şeyi “salt mutluluk” olarak daraltınca elbette mantıksız bir tablo ortaya çıkıyor. Çocuğumun okulda başarısız olması halinde Nutella yiyip mutlu olmasını sağlamaya çalışacak değilim 🙂 Elbette ben de kendi imkanlarım doğrultusunda günümüz koşullarına uygun yetiştirmeye çalışacağım çocuğumu, donanımlar kazandırmaya çalışacağım ona. Ancak demeye çalıştığım bu donanımları kazanmaya çalışırken gösterilen çaba -bence- nihai hedefin önüne geçmemeli: ileride “mutlu” bir insan olmak, ki dershaneye giden de, gitmeyen de sonunda bence bir şekilde “mutlu” oluyor.

      Benim bu yazıyı yazmamdaki amaç Türkiye’nin sosyoekonomik sorunlarını çözmek değildi. Yukarıdakiler kendi imkan ve şartlarım dahilinde geliştirdiğim tamamen kişisel, subjektif düşüncelerim.

  40. Blogunuzu ara ara vaktim olduğunca okuyorum henüz 19 yaşında olsam bile..
    Yazmışsınız ya çocuğum mutlu olsun diye,geçmiş hayatıma baktım şöyle bi , kendime ayırabildiiğim haftasonlarımı 5.sınıfta yaşamışım.6 +7 +8…12+13 yani 8 yıldır dersaneye gidiyorum neden ileride mutlu olabilmek için,mutsuzmuyum bu durumdan hayır yada evet diyemiyorum.Gitmeseydim şuanki eğitim sistemi durumunda bu başarıda olurmuyudum bilmiyorum ailemin mutlu olmam için tek yolunun ders oldugunu içime işlemiş olmasından mı oda olabilir.15 gün sonra ikinci kez üniversite sınavına gireceğim.Neden ikinci kez , çünkü ailem mutlu olsun,beni görmek istedikleri gibi görsünler diye.Ama yılların stresini sadece ben biliyorum ben yaşadım,hiç birşey tozpembe değil.Eğer yıllar sonra çocuklarım olursa benimde tek düşüncem ” Onlar mutlu olsunlar ”
    Sevgiler.

    • Çok teşekkür ederim sevgili Öğrenci.

      Mutluluk EŞİT DEĞİLDİR okuldaki başarı. Aynen.

  41. Hatice Ciyanci

    Ata’ya hamile oldugumu ogrendigim anlardan itibaren ettigim bir cumledir bu: “Ne olursa olsun mutlu olsun” Ama cocuga bakis acim degistikce bu soylemim biraz daha derinlesti. Konu acildiginda “Nereye giderse gitsin adaptasyon yetenegi yuksek olsun” Ozguven olusunca ardindan mutluluk geliyor zaten.