19 Yorum

Esra ve Esma’nın Hikayesi

Esra ve Esma’nın bu hikayesi, daha önceki Pozitif Doğum Hikayeleri’nden oldukça farklı. Farklı, çünkü Esra “high-risk” denilen, “yüksek riskli” bir gebelik geçirmiş. Ve doğumu da 35. haftada suni sancıyla gerçekleştirilmiş.

Genellikle bu tür “yüksek riskli” hamilelikler sezaryenle sonuçlanıyor. Ancak Esra’nın hikayesi, bu tür doğumların bile MUTLAKA sezaryenle gerçekleşmek zorunda olmadığına, vajinal doğuma bir şans verilebileceğine dair örnek teşkil ediyor.

Bu hikayeyi paylaşırken, her doğumun farklı olduğunun, her doğuma ait doğrunun o andaki koşullara göre, doktorun/ebenin ve annenin ortak kararıyla belirlenmesi gerektiğinin altını çizmek isterim.

Hikayeyi okurken, önce Esra’nın verdiği linkteki “hamilelik süreci”ni okumanızı öneririm.

***

Esra ve Esma’nın Hikayesi
25 Şubat 2012
Londra

Çeşitli komplikasyonlarla geçen bir hamilelik yaşadım. Vakti olanlar için, hamilelik sürecinin hikâyesi burada.

28. haftada ortaya çıkan rahim içi gelişim geriliği ve ona bağlı olarak azalan amniyo sıvısı sonucunda, 35. hafta içinde doktor, bebeği artık dışarı alma zamanının geldiğini söyledi. Bebek, ultrason ölçümlerine göre tahmini 1800 gramdı. Daha önce normal doğum yaptığım için, sezaryene dönme ihtimali büyük olsa da; normal doğuma bir şans verebileceğimizi söyledi ve 36. hafta başında, suni sancı ile doğumu başlatma kararı aldık.

25 Şubat 2012, Cumartesi sabahı 9.20’de hastaneye vardık. Doğum öncesi hamilelerin gözlem altına alındığı bölüme gittik. Hastaneye girişimi yaptırdık. Suni sancı için doğum odasına ne zaman alınacağım belli değildi. Dinlenmesi için eşimi eve geri gönderdim. Yanımda, yeni başladığım; Aşk Yolunda Adım Adım, İstanbul’dan Hz. Mevlana’ya 49 Günde Yürüyerek Yolculuğun Öyküsü kitabı, yatağa yatıp okumaya başladım.

Doğuma gittiğimi bilen arkadaşlarıma arada gelişmeleri online olarak haber veriyordum.

Ebeler sık sık gelip tansiyonumu ölçüyorlardı. Normalden yüksek çıkıyordu.

Saat 11 gibi, doğum odasına aldılar. Eşime hemen haber vermedim, hazırlıkların sürmesi, suni sancının verilmesi ve sancıların başlaması zaman alacaktı.

11.40 gibi suni sancının ilk dozu verildi. Gerek görülürse ikinci doz da verilecekti ama gerek kalmadı.

Bebeğin çok küçük olması, suyun az olması, tansiyonumun yüksek olması (doğum sırasında 19’a çıkmıştı) sebebiyle bebeğin kalp atışları için sürekli makineye bağlıydım. Kalp atışları doğum sırasında o kadar çok kez, o kadar dramatik şekilde düştü ki; bir ara ebenin yanındaki kişiye; “bugüne kadar takibini yaptığı en kâbus CTG (Türkiye’de NTS deniyor sanırım, bebeğin kalp atışlarının takibi) öldüğünü” söylediğini duydum.

Saat 14 gibi eşim geldi. Sancılar henüz başlamamıştı. Acil sezaryen ihtimalim yüksek olduğu için elime katater bağladılar.

Televizyon izleyip, internete girerek vakit geçirmeye çalışıyorduk. 16.20 gibi ilk sancılar gelmeye başladı. Ayakta durmak ve hareket etmek sancılara iyi geliyordu ama bebeğin kalp atışlarının dinlenmesi için makineden çok uzun süre ayrı kalmamam gerekiyordu. Sancıların ilk başladığı anlarda bebeğin kalp atışları yavaşlamaya ve düzensizleşmeye başladı. Henüz daha doğumun başında ve en hafif sancılarda bebeğin böyle bir tepki vermesi herkesi endişelendirdi. İlerleyen saatlerde, daha ağır sancılarda bebeğin doğumu tolere edememesinden korkuyorlardı.

Vücuttaki susuzluk da doğum sürecini bebek açısından zorlaştırdığı için, çok hızlı bir şekilde serum bağladılar. İlk serumu o kadar hızlı verdiler ki; damarlarımdan resmen buz gibi su aktığını hissettim.

Saat 7 gibi eşimi eve gönderdim. Bizimle kalan arkadaşımız, MK’yı iş çıkışı alıp eve getirecekti. Eşime, oğlanla biraz vakit geçirmesini, sakinleştirmesini, onu uyutmasını, ondan sonra geri dönmesini söyledim.

Eşimi gönderdikten sonra televizyon izlemeye devam ettim. Televizyonu, ağrı kesici niyetine kullanıyordum. Sürekli soruyorlardı ama henüz ağrı kesici istemiyordum, televizyon ile dikkatimi başka yöne çekmeye çalışıyor ve sancıları tolere etmeye çalışıyordum. Gidip gelen ebeler halime bakarak gülüyorlardı. Televizyon izlerken doğururmuşum, epey komik olur sanırım diye kendimle dalga geçiyordum.

“Yemekteyiz” programının İngiliz versiyonu olan “Come Dine With Me” bitmişti ancak sıklaşan sancılar sebebiyle kimin kazandığını görememiş, kaçırmıştım.

Bir ara sancı sırasında, dikkatimi dağıtmak için, ekranda akan jeneriği ve isimleri sesli okuduğumu hatırlıyorum.

“Night at the Museum 2” başlamıştı. Saat 8 falan olmalı. Filmin başını hatırlıyorum sadece… Çünkü o noktadan sonra dayanamamış ve gaz istemiştim. Gaz dediğim şey; aslen Nitrous Oxide olup, Laughing Gas/Kahkaha gazı da denilen; kafa yapmak suretiyle insanı sarhoş ederek, sancılar sırasında uçmanızı ve sancıları hatırlamamanızı sağlayan bir tür uyuşturucu. Bağımlılık yapıyor, her doğumda; eve de alalım bundan bir tane diye sayıklıyorum.

Sancılar sıklaştığı için arka arkaya çekmeye ve kafayı bulmaya başlamıştım. O noktadan sonra hatırladıklarım parça parça. İnanılmaz komik konuşmalarım oldu. Bir yandan konuşuyor, bir yandan da beynimin içinde; nasıl konuşuyorum ben? Ne diyorum? Nasıl böyle konuşabiliyorum? Böyle söylememem lazım!! diyordum! Ağzım, beynimden bağımsız hareket ediyordu.

Sanırım 9 gibi eşim geldi. Geldiğini görmedim ancak sancılar sırasında başımı okşayınca geldiğini anladım ve birden bire hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. O ana kadar, hamilelik süresince birikmiş bütün stresim çıkmaya başladı. Kendimi durduramıyordum. Tansiyonum düşmüyordu, eşim; ağlama artık, kendini strese sokuyorsun diye yalvarıyordu.. “Bilmiyorsun sen, ben bu hastaneye hep tek başıma geldim” diye ağladım.. Bütün o stresi yalnız başıma, sesimi çıkarmadan kaldırmaya çalışmıştım ama artık patlama zamanım gelmişti.

Bebeğin kalp atışları, herkesin ana dikkat ve endişe noktasıydı. Bütün gece, onca uçmuş olmama rağmen farkına varmadan benim de bir kulağım hep o makinenin sesindeydi.. Bunu özellikle en sonda çok iyi anlayacaktım.

Bir süre sonra, kalp atışlarını daha iyi dinlemek için içeriye kablo çekmişler. Ben farkında değildim. Bebeğin başına kablo yapıştırmışlar, artık kalp atışlarını o şekilde dinliyorduk. Bütün geceye eşlik eden en önemli ses; ritmik dit.. dit.. dit.. dit.. sesiydi. Ya da minicik bir bebeğin, kısacık görünen ama aslında çook uzun olan yolculuğu.

Bazen kafam yerine geldiğinde, yanımda oturan eşime bakıyordum, yorgunluktan basını ellerinin arasına aldığını gördüğümde; bana söylemedikleri kötü bir şey olduğunu sanıp; bebeğime bir şey mi oldu? diye ortalığı birbirine katıyordum. Adamcağız; hayır hiç bir şey yok; gayet sağlıklı dedikçe; yalan söylüyorsunuz bana diye bağırıyordum..

Benim bebeğim daha çok küçük. Çok küçük benim bebeğim diye ağlamaya başladım. Eşim; “1 kiloluk bebekler bile yaşıyor, bizim kızımız çok daha büyük, hiç korkma, ona iyi bakacaklar” diyordu.

Bir ara ebe ve doktorların konuşmaları sırasında “echogenic” kelimesini duydum ya da duyduğumu sandım. “Yeter artık, bir daha duymak istemiyorum bu kelimeyi, nefret ediyorum o kelimeden” diye bağırmaya başladım.

Kızıma bakıp bakıp hep kötü şeyler söylediler, kimse bir şey söylemesin artık, istemiyorum, benim kızım o, benim küçük kızım o…

Ya bir şey olduysa bebeğimize? diye panikle eşime sorduğum anların birisinde; olmadı, gayet iyi diye cevap verince eşim; şimdi değil. Ya önceden, hamileliğim sırasında bir şey olduysa? Ya özürlüyse? Yine de o bizim yavrumuz di mi? Olsun, yine de onu çok seveceğiz di mi? diye ağlamaya devam.

Aylardır içimde biriken her şey çıkıyordu.. Bir ara eşim; yapma böyle aşkım, deyince; n’apim aşkım, bütün bilinçaltım ortaya çıkıyor işte, elimde değil demiştim.

Saatler ilerliyor, vardiyalar değişiyordu. Ebenin birisi geliyor, birisi gidiyor.. Her vardiyada ebeler, ebelerin başı olan büyük ebeler, doktorlar… değişiyordu. Tam 3 vardiya değişti doğum sırasında. Her bir ebe, bir sonraki ebeye detaylı bir şekilde doğumun ve sürecin raporunu veriyor, devir teslim yapıyordu.

Ah, bir de bu süreçte, daha fazla dayanamayarak epidural istedim. MK’da da epidural kullanmıştım ve çok rahatlamıştım. Ancak bu sefer aynısı olmadı. Bilmiyorum bebek açısından iyi olmayacağını mı düşündüler, sonrasında sezaryen gerekirse diye mi düşündüler.. ancak inanılmaz düşük doz verdiler ya da hatta belki de hiç vermediler. Çünkü doğum boyunca gaz elimden düşmedi, “kandırıyorsunuz siz bizi, zevk alıyorsunuz di mi bizi kandırmaktan, basıyorum basıyorum anca didit didit.. (düğmeye basınca sözde ağrı kesici dozu artıyor, didit da onun düğme sesi. Başka bir şey yok..” diye etraftakileri azarladım.

Zaman zaman da; “ben aslında böyle bir insan değilim, çok kibar ve sakin bir insanımdır, beni bu gaz böyle yaptı” diye özür diliyordum.

3. kez vardiya değiştirdiklerinde, lacivert örgü saçlı, orta yaşlı ve gayet de otoriter bir zenci ebe geldi. Gözümü yarı açıp da kadının örgülü lacivert saçlarını görünce; “You have such a lovely hair!” “Harika saçların var” diye iltifatta bulundum. Devir teslimi yapan ebe; uçuyor şu an, iltifatını çok da ciddiye alma diye takıldı nöbeti devralana.

Zenci ebeyi gördüğümde içimden; bu beni kesin doğurtur dedim.

Otoriter ebe hemen ipleri eline aldı.. Benden yapmamı istediği bir şey için, eşimden yardım istediğimde eşime müdahale ederek; “o ve ben, birlikte ortak hareket ederek hallederiz, sen bekle” dedi. Ben de eşime dönüp; “Yes, I trust her because she has such a lovely hair” dedim. (Evet, ona güveniyorum çünkü çok güzel saçları var)

Allah’ım, tam bir komedi. Doğumdan sonra eşime, bir daha doğum yaparsam videoya çek, sonradan izler izler güleriz diyordum.

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum çünkü zaman kavramımı yitirmiştim.. Bebeğin kalp atışları, ritmik dit dit dit.. ler eşliğinde, açıdan kendimden geçmiştim ki.. çook derinlerden, okyanusun dibinden birdenbire yüze çıktım. Makinenin sesi kesilmişti. Ebe yanımda, yüzü bana dönük olacak şekilde oturmuş, sanırım doğum defterini dolduruyordu. (Zaten bu ülkede ebelerin birincil görevi, doğum sırasında temize defter çekmek) Eşim, ebenin diğer yanında, koltukta dinlenmeye çalışıyordu. Ve bebeğin kalp atışları durmuştu! Makineden hiç ses gelmiyordu.

Beynimin bir köşesinde sürekli kalp atışlarını dinliyormuşum demek ki; sesler kesilince birden bağırdım. Bebeğim! Bebeğimin kalp atışları! Neden atmıyor? Bebeğim nerde?!

Ebe panikle yerinden kalktı ve; işte bebeğin burda diye kızımı kucağıma bırakıverdi. Meğersem kendi kendime doğurmuşum.

1700 gramlık bebecik, uzun, zorlu ve yorucu yoldan kendi kendisine çıkmış. Başı ve omuzları ve göğsünün üst kısmı çıkmış, neredeyse yarı beline kadar. Makinenin sesinin kesilmesinin sebebi buymuş.

Normalde 1800 gramın altında doğanları bebek yoğun bakım bölümüne alıyorlarmış ancak 1700 gr. doğmasına rağmen, doktor gerek görmedi. Çok şükür yanımızdan hiç ayrılması gerekmedi. Küçük ama güçlüydü maşallah.

Sonrasında şekeri düştü, sarılık oldu, benim tansiyonum bir süre düşmek bilmedi falan ancak çok şükür hepsini atlatıp, 1 Mart 2012 perşembe günü, evimize döndük.

Doğum hikayemizin; gerçekten hassas ve tehlikeli durumlarda bile; tecrübe, çaba, çok titiz kontrol ve takım çalışması ile vajinal doğumun imkansız olmadığına dair bir örnek teşkil edeceğini umuyorum.

http://annevebebisi.blogspot.com/

19 yorum

  1. Gercekten gozlerim dolu dolu okudum… Cok duygulandim. Allah anali babali buyutsun insallah…

  2. Riskli gebeliklerde normal doğum olması çok normal. Gbelik dönemi riskli, doğum anı değil. Doğum sıarsında bebeğin kalp atışı iyice düşer, anne yüksek tansiyona bağlı ciddi bir sorun, ciddi bir kanama gibi hayati bir durum yoksa normal doğum yapmak şaşılacak bir durum değil. Ben tüp bebek de çalışıyorum. Herkes gebe kalınca ekstra sorunları olacağını ve sezeryan ile illaki doğum yapmaları gerektiğini düşünüyor. Ama öyle değil..İlk işe başladığımda bu durum bana tuhaf gelmişti. annedeki sorun gebe kalamamak.. Doğumla ilgili sorun yok. O zaman …
    Eğer annenin veya bebeğin hayati bir sorunu yoksa her anne bebeğinini normal yolla rahat rahat doğurabilir.

    • Ben de 2. hamileliğimde gebelik kolestazı teşhisi (karaciğer enzimlerim 20 katına çıkmıştı) ile riskli gebelik grubunda takip edilen bir hamileydim. Doktorum 37. haftaya kadar yakın takip edilip 37. haftada sezaryenle bebeğin alınmasını gerektiğini söyledi. İlk doğumumu normal olarak yapan birisi olarak yine normal doğum yapmak istediğimden çok araştırdım. Gebelik Kolestazı yaşayan birinin sezaryen yapmasının şart olmadığını ama 37. hafta civarında mutlaka doğumun gerçekleşmesi gerektiğini öğrendim. 37. haftanın bitmesiyle birlikte suni sancı alarak 2 saat içinde epizyotomi bile gerektirmeyen çok kolay bir normal doğumla bebeğimi aldım kucağıma… Dediğinize kesinlikle katılıyorum gebelik dönemi riskli, doğum anı değil !

  3. annevebebişi. seviyorum seni….

  4. avbiii sen haaaaaa:) esmayı operss

  5. Merhaba ve herkese tesekkurler arkadaslar 🙂

    Buralarda normal dogumun, en azindan bizim hikayemizdeki sInIrI; 1.5 kg ile. Bebegin, 1.5 kg’nin altinda oldugu haftalardaki kontrollerde doktor, sezaryenden bahsediyordu ancak 1.5 kg’yi gectikten sonraki haftalarda, artik normal dogumu deneyebiliriz diyordu. Ustelik butun bunlara ek olarak, 33. haftada hala tersti bebek. Ama bunun bir sorun olmadigini, yine de normal dogumu deneyecegimizi soylemisti doktor. Tek fark, basi yerine ayaklari once gelecek, o kadar demisti..

    Ne kucuk olmasi, ne ters olmasi, ne baska bir cok sey, normal dogumu denemeye engel degil. Esra’nin bahsettigi tup bebekler de burada normal bebek muamelesi goruyor. Tup bebekler de ayni sekilde normal doguma aliniyor. Turkiye’de degerli bebek diyorlar diye biliyorum, tup bebeklere. Cok zorlu bir surecten sonra anne karnina dustukleri icin, anne ve babalarinin nasil bir stres ve endise yasayadiklarini tahmin edebiliyorum, tabi dogumda da bebeklere “bir sey olmasindan” korkuyorlar. Iste maalesef sorun burda, dogurmak riskli, tehlikeli goruluyor. O yuzden insanlar dogumdan kaciniyorlar. Oysa kadin vucudu; kendi kendine dogurmaya programli. Vucut kendisi atiyor bebegi disari. Ebe’nin asil isi; disari cikan bebegi, dusmesin diye tutmak :)))

    Kadini dogurtmuyorlar, kadin kendisi doguruyor 🙂 Doguma katilanlarin asil isleri gozlem yapmak, tehlike aninda mudahele etmek icin beklemek vs.

    Bir de, genel olarak kadinlar; dogumda benim ya da bebegimin basina kotu bir sey gelirse diye korkuyorlar. Kaderde ne varsa basa o gelir, Kaf daginin arkasina kacmak bile kaderden kurtaramaz insani diye inaniyorum. Boyle rahatlatmaya calisiyorum kendimi.. Hayatta her riskten kacarak nereye kadar yasayabiliriz ki?

    • allah bebeğinizle sağlıklı sıhhatli günler versin… ben sizin gibi düşünmüyorum evet alnımıza ne yazıldıysa o, benim annem 1986’da doğum masasında ölmüş üstelik kardeşimi doğuramadan bebekle beraber, tabuta sığmamış o haliyle, ben henüz 3,5 yaşında… ve ben iyi ki ultrason var iyi ki NST var iyi ki sezaryen ve gelişen teknoloji var diye düşünmeden edemiyorum ve sizin yerinizde olsaydım alınyazımı, kaderimi artık ne derseniz ASLA bu kadar zorlamazdım…

    • iki bebeğimi de sezaryen ile dünyaya getirdim. ilki cahillikti. bebek risk altındaymış falan filan. pöf.
      ikincisi de tersti ve beni doğurtacak doktor bulamadım yaşadığım şehir de. inanabiliyor musunuz.

      doğum hastanesinin hemşirelerine(yenidoğan hemşiresi de vardı, ebe hemşire de yoğun bakım hemşiresi de) tefsir dersi veriyordum ikinci hamileliğimde. aman dedim biriniz beni doğurtun.

      olmaz dedi hepsi ağız birliği etmişçesine. risk var dediler. iç kanamanız olur dediler.

      eşim gülüyor bana hala ama. cennete gidersem normal dğumu yaşamak istiyorum diyorum. o kadar içimde kaldı 🙁

  6. Deniz_Anne adayı

    Çok heyecanlıyım. 4.5 aylığız yolun yarısına geldik sayılır. Normal doğum düşündüğüm için sürekli bu bölümdeki yazıları pür dikkat okuyorum, arkadaşlara bir blog var orada böyle bir bölüm var diye hikayelerden örnek veriyorum.
    Hikayenizi okurken ve tüm diğer hikayeleri okurken sürekli gözlerim doluyor bazen abartıyorum iş ortamında neden ağlıyorsun diyolar 🙂 Allah’ım bana ve tüm annelere hayırlı, kolay doğumlar versin.

    • Deniz, ben de 4 sene once ayni senin gibiydim… Blogcuanne’de ve internette bulabildigim Ingilizce ve Turkce sitelerde (Dr. Hakan Coker gibi) bir suru pozitif dogum hikayesi okur isyerinde aglardim 🙂 Inanmasi ne zor, 4 oglum nerdeyse 4 yasini bitirecek yakinda!
      Sen ve bebek bekleyen annelerin hepsine hayirli dogumlar diliyorum ben de.

    • Insallah hayirli ve saglikli bir sekilde alirsin bebisini kucagina 🙂 Sonra da biz senin hikayeni okuruz 🙂

  7. Kendi blogunda birden fazla kere okumuştum bu doğum hikayesini ama yine okudum ve yine çok çok mutlu oldum.
    Her okuduğumda Esma için dua ediyorum.

  8. asla çekmezdim böyle bir stresi şu durumda bile sezaryene” tü-kaka” denmesini anlamıyorum anlayamıyorum !

    • Aysun hanım,
      Eğer yukarıdaki mesajı yazan da sizseniz, annenizin yaşadıkları yüzünden böyle düşünmenizi anlıyorum. Yaşadıklarınız çok üzücü, dışarıdan bakan bizler ancak tahmin edebiliriz belki sizin göğüslemek zorunda kaldığınız zorlukları.
      Siz elbette kendi yaşam öykünüze dayanarak sezaryen tercihi yapabilirsiniz. Kimse sizi suçlayamaz ya da yadırgayamaz. Ama başka kişilerin niye sezaryene “tu-kaka” diyebileceği o kadar da anlaşılmaz bir durum değil.
      Farkındaysanız anlatılan hikayede doktorlar (ve ebeler) karar vermiş normal doğuma. Demek ki mümkün olduğunu düşünmüşler. Bunu da deyim yerindeyse “artistlik olsun”, yani “hadi bir risk alalım ama feci sonuç olumlu olursa feci hava atarız” diye de yapmamışlar. Gayet normal bir şekilde, bu durumda normal doğumun mümkün ve uygun olduğuna kanaat getirmişler.
      Zaten eğer tıbbi bir engel yoksa, anne için de, bebek için de, en iyi olan normal doğumdur. Sezaryen daha kolay, daha acısız, daha risksiz değildir. Neticede bir ameliyattır. Normal doğum sırasında annenizin karşılaştığı gibi komplikasyon yaşayanlar günümüzde gebeliklerin yakından takibi ile çok azalmıştır. Tanıdığım bir anne, kısa süre önce sezaryen sırasında doktorun bağırsağını delmesi (bunu nasıl başardığı bir muamma !) ve bu duruma hemen müdahele etmemesi sonucunda çok ciddi bir hayati tehlike atlattı. Bu açıdan bakarsanız insanın bıçak altına yatması da çok risklidir.

  9. BEHİCE ERTUĞRUL

    Avbi gözlerim yaşlı okudum inan!
    Benim de hamileliğim çok sorunlu geçti aslında 36 yaşında olmam 4 yıldır çocuk istememize rağmen çocuğumuzun olmaması ve sonunda aşılamalar ve tüp bebek denemesinin ardından ve benim bunun son şansım olduğunu ve yumurta rezervimin bittiğini tek yumurtalığımın ürettiği son yumurtam olduğunu öğrendiğim zamanları unutamıyorum. ve artık umudumuzun bittiği anda hamile olduğumu rüyamda görmem ve ısrarla (4 gün önce regl olmama rağmen) ”rüyamda gördüm ben hamileyim” deyip hamilelik testi yapıp ve gerçekten hamile olduğumu öğrenen ben!
    benim için bir mucize gerçekleşmişti sonunda allahım dualarımı kabul etmişti. Ama yaşımın 36 olması ve yıllardır tansiyon hastası olmam 3 tane myomum olması,bel fıtığımın olması, rahim ağzında polip olması ve hamilelik sürecinde kanamalara neden olması gibi risklerimin ardından doktorumun ısrarla bana normal doğum yaptrıtmak istemesi neticesinde çok çok ama çok zor bir doğum oldu suni sancı ile.
    belimden taktıkları katateri yanlış takmaları ve ağrısız geçecek dedikleri doğumumu resmen tarlada doğuran kadın gibi bağıra bağıra doğurup ve açtıkları epizyodan tüm dikişlere kadar hepsinin acısını hissederek doğum yaptım.Bebeğimin kalp atışlarının artık nerdeyse durma noktasına gelmesi ama ben ıkınmaktan bitap düşmüş olamama rağmen yukardan doktorun bastırması sonunda doğmadı resmen fırladı çocuğum.
    göremedim bile çocuğumu öyle bir kanamam oldu öyle bir kanamam oldu ki sonunda bayılmışım doğum salonunu temizleyen görevli kadın yıllardır orda çalışıyormuş günler sonra bana hayatında böyle kanama görmediğini temizlerken artık hortumlarla yıkamak zorunda kaldığını söyledi doğumdan sonra odayı. tabi 4 ünite kan 2 ünitede trombosit takıldı 10 gün hastanede yattım ;
    kanamayı artırması nedeni ile tansiyon ilacımı da kestiler ve bunu yapan bir prof. ve tansiyonum 24 e kadar çıktı beynim uçuyor gibiydi pıhtı atması ihtimali nedeni ile Mr çekildi bir sürü sıkıntı kalp ekosu çekildi yeniden tansiyon ilacı ayarlaması yapılmaya çalışıldı konsültasyonlarla günde 6 adet tansiyon ilacı almaya başladım ama bir türlü düzene girmedi yani doğumdan sonra hiç bir şeyle uğraşamadım oğlumu emziremedim bile doğal olarak sarılık oldu 3 gün hastanede yoğun bakımda fototerapi aldı ama ben onun varlığını hissedemedim çünkü kendime bile gelemedim ki. ve doğum travmasını öyle ağır geçirdim ki hala cinsel anlamda sorunlar yaşıyorum ve tedavi oluyorum çok korkuyorum çok. bana böyle kokrkunç bir doğum yaşattığı için o doktordan ve ekipten öyle nefret ediyorum ki benim herşeyimi etkilediler ve hala onun sorunlarını yaşıyorum

    • Çok geçmiş olsun… Umarım şimdi herşey yolundadır. Hikayenizi okuyunca yazmadan edemedim. okuduğum başka deneyimlerden anladığım kadarıyla suni sancı katlanması çok zor ağrılara yol açıyor. Doğal sancılar gibi değil, aşırı zorluyor sanırım anneyi. Size doktorun normal doğum önermesi değil ama suni sancıya karar vermesi sanırım yanlış olmuş.
      Benim doğumum apar topar olduğu için epiduralsiz normal doğum oldu. İyi ki de öyle oldu diyorum, çünkü isteğim bu yöndeydi. Sancılar suni değil, doğaldı. Ve son anlar hariç katlanılmaz değillerdi. Son anların zor olmasının sebebi de doğuma çok az kalmış olması ve her sancıyla bebeğin çıkmaya biraz daha yaklaşması. Siz de çektiğiniz sancıları bebeğinizin size kavuşmak için yaptığı çabalar olarak hatırlarsanız belki doğumunuz zihninizde daha güzel kalabilir.
      Epizyoya gelince maalesef Türkiye’de rutin olarak uygulanıyor. Ben de payımı aldım bu saçma uygulamadan. İnanın çektiğiniz sıkıntının epiduralin yanlış yapılmasıyla ilgisi yok. Bana da bir sürü uyuşturucu iğne yapıldı ama süreç yine de çok sıkıntılı oldu. Sonrası da apayrı bir problem. Bir kaç gün oturmak, kalkmak zor oluyor. Doğumhanede bile söyledim, doğumun kendisi değil, dikişler zor oldu diye. Epizyonun kendisi çok problemli bir uygulama. Başka ülkelerde rutin olarak uygulanmıyor, keşke Türkiye’de de yapmayan doktorların sayısı çoğalsa.

  10. çok can alıcı bir doğum hikayesi Allah analı babalı büyütmek nasip etsin .Genede şanslı olduğunuzu düşünmüyor değilim özellikle sizin gibi yurt dışında doğum yapanlar malesef Türkiyede böyle şartlar olduğunu düşünmüyorum hele ki istanbul hariç herhangi bir ilde oturuyorsanız .13 günlük bir oğlum var ve 40+5 te suni sancıyla doğumu başlatıp ertesi gün acil sezeryanla doğdu 10 cm acıklıkla tam 2 saat doğum hanede kaldım şekilden şekle girdim sonunda bide kesi acısı yaşadım belki bizim buralardada böyle bazı imkanlar olsa gaz gibi ağrı kesici gibi epidurallı normal doğum gibi coğu kadın normal doğumu başarıyla tamamlamış olacaktır.Ben her iki doğumuda yaşadığımı düşünüyorum ve genede normal doğum diyorum herne olursa olsun hem bebek için hem anne için en güzeli.DOĞURDUM demenin hazzı bir başka…

    • Sevgili Gulnur, buralarda olsa gayet guzel dogurabilecek insanlarin elinden bu eylemi ve duyguyu alan sisteme ve doktorlara cok kiziyorum bazen.. Esma’da sezaryen riski cok yuksekti ve “onemli olan saglikli olmasi, saglikla gelmes”, “ilkini dogurmustum, bu da boyle olur, kismet nasilsa” diye kendimi telkin etsem de, sezaryen olma ihtimali icimi burkuyordu, normal olmasi icin cok dua etmistim. Cok sacma ya da kimilerine gore saplanti gibi de gelebilir. Bu duyguyu anlatmak cok zor, belki de dogumda ya da sonrasinda salgilanan hormonlar bagimlilik yapiyordur 🙂 O duygulari tadmak cok farkli ve bir daha ve bir daha yasamak istiyor insan. 2. dogumu da olsa, 3. dogumu da olsa.. Iste o duygularin, baskalarinin elinden bazen zorla ve zorbaca aliniyor olusu cok aci. Etik degil.. Ne diyelim, bir gun duzelir insallah..