33 Yorum

Değişen dünyanın farklılaşan rolü: Baba olmak

Aşağıdaki yazı, konuk yazarımlardan İçimdeki Dört Mevsim tarafından kaleme alındı. İçimdeki Dört Mevsim’in diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

***

Değişen dünyanın farklılaşan ve fark yaratan rolü: Baba olmak

Etkileşim kelimesini severim. Bana tecrübenin, bilginin paylaşılmasını ve gelişimi çağrıştırır. Ne özne vardır içinde ne de nesne, zaten önemli de değildir. Akıştır önemli olan, süreçtir. İşte bugüne kadar yazmış olduğum yazılara gelen yorumlardan hareketle başka bir ifadeyle aramızdaki etkileşimin yönlendirmesiyle değişen anne baba rolleri hakkında biraz daha detay yazmak istedim ve aşağıdaki bu yazı ortaya çıktı. Umarım beğenirsiniz.

Her şey aslında Büyük Buhran ile başladı. 1929 yılında Amerika Birleşik Devletlerindeki borsanın çöküşü ile başlayan buhran, büyüklüğü ve etki alanıyla tüm dünyayı etkilemiştir. 50 milyon kişinin işsiz kaldığı tahmin edilmektedir ki o dönem için muazzam bir rakamdır bu. Tabii ki konumuz bu olmadığından çok üzerinde durmayacağım ama sonrasındaki toparlanma sürecinde Batı dünyasının geleneksel toplumsal yapısı temelden değişmeye başlamış ve milenyuma az bir zaman kala bu değişimden Türk toplumu da payını almıştır. Değişen ne midir? En basit ifadeyle büyükbaba, büyükanne, anne, baba ve hatta çocukların tipik, alışıla gelmiş rolleri.

Çalışma hayatına belki en başlarda yalnızca mecburiyetten belki de sonradan eğitimlerinin getirdiği vizyoner genişleme sayesinde büyük bir hız ve şevkle giren kadının annelik rolü tabii ki değişmemiş ama ataerkil toplumumuzda evimin kadını, çocuklarımın annesi olan kadın, bu rollerinin dışında yalnızca bir kadın olarak (ki benim kişisel görüşüm birey olduğudur ve böyle bir ayırımın bile yapılmasının hatalı olduğudur) algılanışı değişmiştir. Ev içindeki rollerine ek olarak ev dışında da roller kapmaya başlayan kadının erkek egemen toplumda yer edinmeye başlamasıyla, kadın statüsünün önemi de toplum içinde artmaya başlamıştır. Bu değişim kazanılan ekonomik özgürlükle beraber daha da büyümüş, beraberinde sosyal ve ekonomik tüm alanlarda eşitlik, iş paylaşımı, güç ve sosyal statü getirmiştir. Artık günümüz kadını yalnızca bir anne ya da yalnızca bir eş değildir; yaman bir siyasetçi, kurt bir politikacı, büyük bir bilim insanı, devletin güzide ve çok nadide bir sanatçısı, büyük büyük şirketlerin yöneticisidir artık ama her şeyden evvel bir kadındır artık.

Bu hızlı ama gerekli olan değişim, dönüşüm -belki de toplumsal evrimselleşme demek daha yerinde olur-, kadın erkek ilişkilerinin değişmesini de çok doğaldır ki beraberinde getirmiştir. Erkek kendine güvenen, kendine özgü bir tarzı, bir stili olan bir kadınla karşı karşıyadır artık. Görmeye alışık olduğu şefkatli, hep güler yüzlü ve anlayışlı anne ve eş profili (eski Yeşilçam klasiklerinde hala görmek mümkün. Belki de bu nedenle biz Türk erkekleri eski Yeşilçam filmlerini çok severiz. Genetik kodlarımızın bir özlemidir seyredilen bu tür naif filmler) yerini artık çocuk da yaparım kariyer de diyen, muhtemelen hala şefkatli, hala güler yüzlü ve hala anlayışlı olan ama bunlar yanında hırslı, özgüveni yüksek, disiplinli ve her rekabete hazır da olan bir profile bırakmıştır. Genelleme yapmaktan korkarım. Her kadın kendine özeldir. Bu söylediklerime uyan da vardır uymayan da. Benim burada söylemek istediğim toplumumuzda zaman içerisinde doğal sürecin bir sonucu olarak gerçekleşen sosyolojik değişimdir.

Erkek artık evde tek güç değildir. En azından asgari düzeyde bir anlaşma zemini bulmak zorundadır.  Kartlar tekrar dağıtılmıştır. Ortak bir yol bulunmalı ve denge yeniden kurulmalıdır. Peki, kurulabilmiş midir? Şanslı, anlayışlı, nazik ve birbirlerine karşı duyarlı olan çiftler için bunu söylemek tabii ki mümkün. Buna karşılık elmanın iki yarısı olmak varken iki farklı kutup olmayı tercih eden ve bu nedenle de güle oynaya yaşamak yerine güven sorunları olan çiftler de yok değildir. Son yıllardaki boşanmalardaki artış da tabii bunun doğal bir sonucu aslında. Çiftler arasında paylaşılan bir vizyon, paylaşılan ortak değerler kalmayınca beraberlikleri yalnızca bir alışkanlığa dönüşüyor ki ayrılmalar bir yerde kaçınılmaz oluyor.  İşte bu noktada bu kadar sosyalleşen bir dünyada asosyal birey ve çocuklar ortaya çıkarmamak için hem kadına ve hem de erkeğe çok büyük sorumluluklar düşmekte. Yine konumuz ve benim uzmanlığım bu olmadığından bu konu üzerinde daha fazla durmadan, yukarıda bahsetmeye çalıştığım değişen dünyanın yeniden tanımlanmış olan bir rolüne, babaların yeni rolüne yöneleceğim.

Kabul edelim ya da etmeyelim geçen yıllar hem dünyada ve hem de ülkemizde babalık rolünü büyük ölçüde değiştirmiştir. Babamı ve kendimi düşünüyorum, farkın çok büyük olduğunu görebiliyorum. Önceki nesil babalar ile günümüz babaları arasındaki en temel fark ise bir baba olarak konumlarımız. Babam kendini benim gelişimim ve büyümem konusunda anneme yardımcı bir kişi olarak görürdü. Sonuna kadar destek de olurdu. Ben ise kendimi eşime destek veren bir kişi olarak görmüyorum. Görevim, sorumluluğum ve tabii ki yetkim çok daha büyük. Ben eşimle oğlum konusunda aynı haklara sahibim. Görevim başka bir ifadeyle ikinci derece değil, birinci derece.  Tamam, ilk dönemlerde kabul ediyorum belki böyle değildi ama artık böyle. Gerek bakımında gerek gelişiminde ve gerekse bunlar için yapılan araştırmalarda ben hep eşimle aynı seviyede görev almaktayım. Ona yardımcı olmuyorum, sorumluluğunu paylaşıyorum.

Yapılan araştırmalar bunun bir tercihten ziyade zorunluluk olması gerektiğini de ortaya koyar nitelikte. Söz konusu araştırmalarla, bebeklik dönemlerinden itibaren babalarının ilgisi ile büyüyen çocukların yalnızca IQ bakımından değil,  espri anlayışı, dikkat süresi ve öğrenme hevesi bakımından da avantajlı duruma geçtikleri ortaya çıkarılmıştır. Özellikle espri anlayışının yüksek olması benim için oldukça önemli kriterlerden bir tanesidir.

Diğer önemli bir nokta ise bu rutin ve olağan ilgi sayesinde çocukların hissedeceği desteğin de süreklilik kazanmasıdır ki özgüven gelişiminde bu destek belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu yeni düzende rollerimiz kanıtlanmış olduğu üzere hiç olmadığı kadar önemli. Tek isteğimiz ise yeni görev ve sorumluluklarımızı öğrenmede bizlere fırsat verilmesi.

Oğlumun ultrason sayesinde ilk kalp atışlarını duyduğum zaman oldukça heyecanlanmış ve gözlerimin sulanmasının önüne geçememiştim (benim zaten gözyaşlarım çok şımarıktır. Kafalarına göre takılırlar, benden bağımsız hareket edebilirler. Bu nedenle erkekler ağlamaz şarkısını çok seviyor olsam da pek bana göre değildir). Doğuma eşime ile birlikte girmiş ve annesinden önce oğlumu kucağıma ilk ben almıştım. İçim büyük bir coşku ve mutlulukla dolmuştu o an. Öpmem uygun olmadığından yalnızca onu çok sevdiğimi söylemekle yetinmiş ve hoş geldin demiştim. Sünneti ise hastaneden ayrılmadan daha 3 günlük iken hastanede gerçekleşmişti. Sünnet sonrası sünnet sırasındaki stresin doğal bir sonucu olarak gözyaşlarıma yine söz geçirememiş ve gelen ziyaretçilerin gözü önünde hem de salya sümük ağlamıştım.

Bu üç münferit ve farklı zamanlarda gerçekleşmiş bağımsız olay ile oğluma olan sevgimle tanışmıştım ama onunla bağ kurmam içimdeki hızlı gelişen bu derin sevgiye rağmen zaman almıştı. Zaman almıştı çünkü bu bağ için gerekli olan fırsatlar hormonal saldırılar nedeniyle verilmemişti. Eskinin baba rolü benim için tasarlanmış gibiydi ama eşim eskinin kadınlarından değildi. Eşimle ve hatta oğlumla dansa yanlış ayakla başlamıştık ve üçümüz birlikte uyum sağlayamıyorduk. O dönemlerde işe gidiyorum diye hem suçluluk ve hem de büyük rahatlık hissediyordum.

Sonra belki doğal bir sürecin sonucu ya da eşimin uykuya olan tükenmek bilmez derin aşkı sayesinde, oğlumla zaman geçirmeye, onu izlemeye, davranışlarını, isteklerini, ihtiyaçlarını öğrenmeye başladım. Her defasında tüm bunlara biraz daha hızlı tepkiler vermeye başladım. O kadar ki evde bulunduğum süre içerisinde oğlumu hem de hiç ağlatmamayı kendime hedef olarak seçtim (doktoru bırak zaman zaman ağlasın, ciğerleri gelişir dese de, benim içim buna hiç elvermedi).  Zamanla aramızdaki bağ daha da kuvvetlendi. Hep empati ile yaklaştım. Altını bağladığımız bezin sıkarak onu rahatsız edebilme durumundan tutun da, zorla yemek yememesine kadar her şeyi onun adına ve onun için düşünmeye çalıştım. Onun mutlu ve rahat olabilmesi için özen gösterdim, zaman harcadım ve gerektiğinde eşime karşı bile mücadele ettim. Ben kendi adıma, “Erkekler bebeklere bakamazlar” önyargısını en azından bizim ev için yıktım. Sonrasında eşimin de yardım ve çabalarıyla oğlumun büyüme ve yetiştirilmesinde birinci derecede rol almaya başladım.

Erkeklerin ihtiyacı olan tek şey,  baba olarak yeni işlerini öğrenmelerine fırsat verilmesi. Bu fırsatları onlara verin, kırıcı olmadan onlara şans tanıyın. Çocuklarımız babalarına bu şansı fazlasıyla tanıyorlar: Daha iki haftalıkken babalarının seslerini öğrenmeye, dört haftalıktan itibaren anne ve babalarına karşı farklı davranışlar göstermeye başlıyorlarmış. Babaları yanlarına gelen çocukların kaşlarını kaldırdıkları, ağızlarını açtıkları, gözlerinin parladığı ve omuzlarını kabartmaya çalıştıkları gözlemlenmiş. Daha ne yapsın bu küçük bay ve bayanlar? Belki çok sübjektif gelebilir ama bebekliğinden itibaren oğlum beni ne zaman görse hemen kendince “Hey adamım, nerede kaldın yahu, hadi gel de beni hemen kucağına al” der. Bugünlerde de eve her gelişimde koşa koşa yanıma gelip kucağım atlar. İnanın günün en ama en güzeli anıdır o sarılma anı. Ne yorgunluk kalır, ne tasa, ne de üzüntü. Tüm dünyam varsa yoksa oğlum olur.

Ailenin huzur ve mutluluğu için baba ile anne bir elmanın iki yarısı olmalı. Rekabet değil ama işbirliği ve iş bölümü olmalı. Yardım etmek değil, sorumluluk paylaşılmalı. Yavrularınız hem annelerine ve hem de babalarına ait ve her ikisine de ihtiyaçları var. Artık ne annelerin babalara bebek bakımına ne zaman dahil olacaklarını söyleme ne de babaların bu sorumluluk paylaşımından kaçma hakları kalmıştır. Bu yeni dönemde karşımıza çıkan bu yeni rolde yapılan hataları yüzümüze vurmak için değil ama ders çıkarmak için saptamak gerekir. Unutulmamalıdır ki bu dönemde eşlerin birbirlerine gösterecekleri destek aslında çocuklarına gösterecekleri destektir. Birbirimize ve hatalarımıza karşı tolerans gösterebilmeli ve uyumu çabuk sağlamalıyız. Eşlerimizle her konuda anlaşmak zorunda değiliz ama evde huzur ortamını sağlamak zorundayız.

Eski Türk filmleri tadında hayatlarımız olsun ve yüzlerimiz hep gülsün! Bizler bunu hak ediyoruz.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

33 yorum

  1. vay canına
    çok beğendim

  2. Yazıyı çok beğendim. inşallah bende yazılanlar gibi biri olurum. şu anda hamile olan eşime yardımcı olmaya çabalasam da pek başarılı olduğumu söyleyemem.

    Bu yazı her zaman aklımın bir ucunda olacak.

    Ayrıca yazı için teşekkürler BlogcuANNE

    • Çok açık söyliyeyim ben oğlum olduktan çok sonra bu hislere sahip olabildim. Siz ne kadar güzel ki daha şimdiden bu konularda araştırmalar yapıyor, yazılanları takip ediyorsunuz. Bence siz çok daha iyi ve çok daha ilgili olacaksınızdır. Başarısız olma şansınız zaten yok, buna emin olun.

      Şimdiden kolaylıklar diler, bir an önce bu deneyimleri yaşamaya başlamanızı dilerim …

  3. 3 aylık hamileyim ve yazınızı eşime yolladım hemen, şimdilik onun da bebek konusunda sizin yaklaşımıza yakın bir tutumu var ama bebeğimiz gelince durum nasıl olur bilemem. o yüzden bizim için yazınız zihin açıcı, kafaları netleştiren bir yazı olmuş. elinize sağlık, deneyimlerizden bizi mahrum bırakmayın:)

    • Öncelikle tebrik edrim ve bir an önce yavrunuza kavuşmanızı dilerim.

      Yazımın işe yaramasına çok sevindim. Eşiniz daha şimdiden böyle düşünüyorsa bence hiçbir değişiklik olmaz. Yeterki ona bu imkanı ve şansı tanıyın 🙂

  4. “Unutulmamalıdır ki bu dönemde eşlerin birbirlerine gösterecekleri destek aslında çocuklarına gösterecekleri destektir. ”
    evet sanırım düğüm noktası burası. bazen yapmayı istemedğin şeyleri biri hatırına yapmak hem o işi unutturur hem de zorluğunu.. harika bir yazı olmuş. teşekkürler..

    • Çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim.

      Tamam tabii ki bizim hayatlarımız çok önemli ama olması gereken durumu bir kenara bırakıp içimizdeki duruma bakacak olursak yavrularımız her zaman bir kaç adım önde oluyorlar ve bu nedenle de evet onlar için her zorluğa çok daha kolay katlanılabilir 🙂

  5. tuğba yıldız

    Fakat eski baba rollerinden çıkmayan belkide çıkmak istemeyen babalar ne olacak? evde kimseye zorla bişey yaptıramıyorsun..Herkez canı ne isterse onu yapıyor.bu bir gerçek..

    • Yol ne kadar uzun olursa olsun atılan ilk adımla başlıyor ve bitmeye başlıyor …eskinin alışılmış ve rahat durumundan bu çok daha keyifli ama bir o kadar da emek isteyen durumuna geçiş tabii ki bazılarımız için çok cazip olmayabilir ama bu konuda annelerin zekasına ve çocukların tatlılıklarına yenilmeyecek bir baba düşünemiyorum 🙂 Yavaş yavaş ve sorumluluğu az olan şeyler başlayın. Gaz çıkarması, uyutulması, ya da yalnızca konuşulması gibi … Sonrası yavaş yavaş gelecektir siz isteseniz de istemeseniz de. Şimdidien bu eğlenceli ve keyifli yolculukta başarılar dilerim!

  6. her ne kadar babanın yardımcı ve hatta sorumluluk sahibi olması gerektiğini düşünsem de bence babanın işi 3 yaşından sonra filan başlıyor. ben kendi adıma oğlum gece uyandığında babasının biberonla süt vermesindense emzirmeyi tercih ederim, evet anneler için zor ve yorucu ve uykusuz bir süreç ama bence yine de temel bakımda anne esas rolü oynamalı, baba eğlemeli..

    • Her evin, her ailenin kendine göre bir düzeni ve bir dengeye gelişi tabii ki var. Güzel olan da her aileye en uyun olan çözümün bence zaten en uygun çözüm olmuş olması. Bu nedenle size hayır ben böyle düşünmüyorum demek yerine (zaten haddim de olmaz) biz de daha farklı oldu demek isterim. Tabii ki belirttiğiniz gibi şanslı anne ve çocukların o kutsal emzirme mutluluğuna hiçbir baba engel olmak istemez. Diğer taraftan gaz çıkarma, uyutma, uyandığında hemen yanına koşma, gibi yapılacak çok şey var. Kişisel fikrim esas rolün artık hem anneye ve hem de babaya ait olduğu yönünde tabii baba da en az anne kadar istekli olursa.Ama ilk dediğim hala bana göre geçerli, yeterki aile de mutluluk, huzur, denge daim olsun, varsın esas rol anne de eğleme baba da olsun. Ne fark eder ki 🙂

  7. Cok guzel bir yazi. Altina ben de esim de imza atariz. Cunku biz gercekten ilk haftalardan kizimizin bakimini paylastik. Ben emzirdim babasi gazini cikardi, aglarken sarki soyleyip sakinlestirdi. Her aksam banyosunu beraber yaptirdik. (Esimin tek yapamadigi kati gidalara gecince yemek hazirlamak olmustur ama zaten yumurta kirmak disinda yemek nasil pisirilir bilmez:-) Kizimiz gece uyandiginda anne ve baba diye agladi. Bazen ben gittim bazen babasi. Kizimiz 3 yasinda ve bence mutlu ve ozguvenli bir cocuk. Simdi ikinci kizimiza hamileyim onu da babasiyla birlikte ayni sekilde buyutebilmeyi umit ediyorum. Kutuplasmak yerine bir elmanin iki yarisi olmak cok guzel bir deyis. Tesekkurler

    • Öncelikle çok tebrik ederim. Dilerim en kısa zamanda 3’tük 4 olduk dersiniz 🙂

      Ben de sizin yorumunuza imzamı atarım üstelik yemek hazırlama bölümü dahil 🙂 Beğenmenize çok sevindim ve yorumunuz için çok teşekkürler.

      “Kizimiz 3 yasinda ve bence mutlu ve ozguvenli bir cocuk”.Ne kadar güzel,. İnanın tüm bu yazılanların, bu yorumların, tüm bu araştırmaların tek nedeni zaten böylesi bir duruma ulaşabilmek. Mutluluğunuzun devamı dileklerimle …

  8. Çok doğru yazdıklarınız, keyifle okudum…

  9. Tek kelimeyle harika! Anahtar kelime “fırsat tanımak” bence. Evet günümüzde beyler (en azından benim çevremde) eşlerine bu konuda çok yardımcı oluyorlar ve herşeyden öte istekliler. Bu konu bu kadar güzel yazıya dökülebilirdi, bir solukta okudum!

    • Çok teşekkürler. Beğenmiş olmanıza çok sevindim. Günümüzde roller artık gerçekten de değişti. Sizin de yorumunuzda belirtmiş olduğunuz üzere babalar artık eski babalar gibi değiller. Öncelikle çok istekliyiz ve artık sorumluluğu paylaşmak istiyoruz. Yeterki bizlere güvenebilinsin 🙂

      Yorumunuz için çok teşekkürler.

  10. bende oğlumun babasının böyle olması için çok uğraş veren ama ne eşim nede onun ailesi tarafından bir türlü anlaşılmayan biriyim. oysa bu “paylaşımcılık” sadece çocuğu değil ailedeki herkesi mutlu eden , geliştiren ve birbirlerine yakınlaştıran bir şeydir. çok imrendimmm çoook :)))

    • Ne kadar da güzel özetlemişsiniz: “bu “paylaşımcılık” sadece çocuğu değil ailedeki herkesi mutlu eden , geliştiren ve birbirlerine yakınlaştıran bir şey”. Gerçekten de öyle. Yukarıda bir yoruma cevaben yazdıklarımı sizin için de tekrarlamak isterim. Eskinin tercih edilen yolları çok daha alışılmış, rahat ve tanıdık. Emek isteyen yeni yol ise tamam alıştıktan sonra çok keyifli ama alışana kadar bazı babalara çok da cazip görünmeyebiliyor. Peki bu durumda vaz mı geçeceksiniz? Yavaş yavaş ve sorumluluğu az olan şeyler ile başlayın. Gaz çıkarması, uyutulması ya da yalnızca konuşulması gibi … Sonrası yavaş yavaş gelecektir. Yine kişisel fikrimdir ailesine değil eşinize odaklanın. Çekirdek ailenize odaklanın ve değişimi buradan başlatın. Dilerim sizi ve yavrunuzu mutlu edecek gelişmelere çok kısa sürede erişirsiniz. Paylaşımınız için ayrıca teşekkürlerimi sunarım.

  11. Birazcik cok abarti (siz yapmiyorsunuzdur diye degil) gibi geldi. Daha once de yazmistim Endustrilesmis kuzey/bati Avrupa’da butun babalar anne ile benzer sorumluluk ustleniyor. Bu yaziyi da Birazcik fazla detayli /abartili buldum. Ama siz yapmiyorsunuzdur diye degil, yanlis anlamasin kimse. Bu rolleri bu kadar iyi anlayabilen /kaniksamis birisinin bunlari yazmaya gerek duymayacagini zannetmeden olsa gerek:)

    • Öncelikle yorumunuz için çok teşekkürler. Genelde yazdığım yazıdan sonra gelen yorumlara düzenli olarak bakıyorum ve mümkün olduğumca hızlı cevaplamaya çalışıyorum ama bir şekilde sizinkini görememişim. Bu nedenle de cevabım gecikmeli olmuş oldu.

      Her evin, her ailenin kendine göre bir düzeni ve dengesi olduğunu yine belirterek başlamak isterim. Kişisel fikrim herkese uyan bir doğrunun olmadığı yönündedir. Her ailenin dinamiklerine, fertlerin kişiliklerine, maddi imkanlarına ve hayat görüşlerine hatta eğitimlerine göre oluşturdukları bir düzen vardır ve bence bu düzen eğer fertler bu ortamda mutlularsa doğrudur. Belirtmiş olduğunuz üzere endüstri devrimini bizden yüzlerce sene önce yaşamış toplumlarda yazmış olduğum düzen ister istemez hayat bulmuştur. Bizde de bu yola yöneliş biraz gecikmeli olarak DNA’larımıza işlenmiş genetik geçmişimize rağmen başlamıştır. Yıllar içerisinde ve muhtemelen bir sonraki nesilden itibaren daha yoğun olarak görülmeye başlanacaktır da.

      Benim durumum ise farklı. Blogcuannenin imkan tanıması sonucunda kendi tuttuğum blog dışında da düşüncelerimi paylaşıyorum. Yazım uzun olabilir kabul ediyorum (başlayınca bir şekilde sürekli yazasım geliyor) ama inanın bizim aile adına abartıdan uzak.

  12. ”Unutulmamalıdır ki bu dönemde eşlerin birbirlerine gösterecekleri destek aslında çocuklarına gösterecekleri destektir. ” ve ”Yardım etmek değil, sorumluluk paylaşılmalı” işte bu iki cümlenizi gerçekten bütün yazının anafikri olduğunu düşünüyorum.
    Hatta eşime bugünden sonra birdaha ‘bana yardım edebilir misin canım’ diye rica etmekten (aslında yalvarmaktan :((( ) vazgeçiyorum. Bence asıl hatayı burda yapıyoruz. Hem işteki kariyerimiz devam etsin diye o cephede uğraşıp ; hem de eve gelip süper anne ve ev hanımı olmaya çabalıyoruz. Sonra da eşimizle sorumluluk paylaşmak yerine, yardım ettirmeye çalışıyoruz.Gerçi yine de şanslıyım nispeten oğlumu büyütürken herzaman yanımdaydı kocam . Her ne kadar pek elmanın iki yarısı olamasakda oğlumuz için yapılması gereken işler konusunda . Onunla eğlenmek ve oynamak noktasında hala özveriyle uğraşmakta kocacım :))
    Yazınızda yine çok güzel anlatmışsınız tebrikler. (…..1929…. amerika ….buhran ….borsa ..diye başlayan yazınızı ne kadar da güzel bağlamışsınız böyle devam edeceğinii inanın başlarken düşünmemiştim.)

    • Mesajınızın özellikle son paragrafı beni çok güldürdü ve bir o kadar da mutlu etti. İçten mesajınız ve yorumunuz için özellikle teşekkürlerimi sunmak isterim.

      Sizin de zaten çıkarımda bulunduğunuz gibi artık yardım etmek olmamalı, sorumluluk paylaşılmalı. Eşit şartlar, eşit haklar, eşit sorumluluklar. Bir elmanın iki yarısı olmak. En azından olma yolunda çaba göstermek. Ama en önemlisi rekabet değil ama işbirliği ve iş bölümü olmalı. İdeal durum da zaten yok. Her ailenin kendi dengesi oluyor ve bu denge zaten o aile için ideal durum olmuş oluyor. Yeter ki evimizde mutluluk, huzur, anlayış, güler yüz ve sevgi hakim olsun.

  13. “Yardım etmek değil, sorumluluk paylaşılmalı” cümlesini tamamı ile içinize sindirdiğiniz o kadar belli ki. 🙂
    Sizin evde bu iş çözülmüş gibi geldi bana…

    • Aslını isterseniz bütün amacımız oğlumuzun mutlu, kendisiyle barışık ve özgüveni yüksek bir birey olması. Her zamanki düşüncemi tekralamak isterim: Her evin kendine özgü bir dinamiği ve düzeni vardır ve bu düzen en doğru olandır (bireyler mutlu olduktan sonra). Bizim evde uygulanan ve bizim doğru olduğunu düşündüğümüz düşünce sorumluluğun paylaşılması yönünde. Yalnız düşüncesi bile bir baba olarak benim mutlu ve huzurlu olmamı sağlayabiliyor. Mutluluğum ve huzurum da doğal akışı sağlıyor. Yani evet haklısınız yalnız bir söylem değil bir yaşam biçimine dönüştürmüş durumdayız 🙂

      Mesajınız için çok teşekkürler …

  14. Çağla Yüksel

    Yine çok yerinde tespitlerle dolu bir yazı. Bizim
    evde de bu uyumun yaşanması için herşeyi veririm. 🙁

    • Çok teşekkür ederim. Dilerim ve umarım en kısa sürede dengenizi ve uyumunuzu yakalarsınız. Bundan önce yapmış olduğum bir yorumu tekrarlamak isterim: Annelerin zekasına ve çocukların tatlılıklarına yenilmeyecek bir baba düşünemiyorum 🙂 Kolaylıklar dilerim.

  15. En çok kızdığım konuya değinmişsiniz, yardım ediyorum ya…Her şeyin özü, paylaşmak bence. Hayatı, sorumluluğu, sevgiyi, sıkıntıyı, acıyı kısacası her şeyi. Hayat paylaşınca güzel…Reklam gibi oldu ama, vardır herhalde onların da bir bildiği 🙂

    • Hayat da sevgi de paylaşılınca güzel. Kişisel fikrim yalnızca seviyorum demenin yeterli olmaması ama bunun aynı zamanda hareketlerle, davranışlarla, seçim ve tercihlerle gösterilmesi yönünde. Oğlumu çok seviyorum ve sorumluluğu almam benim için kaçınılmaz. Ben eşime yardım etmiyorum, zaten içimden gelen davranışı sergiliyorum çünkü oğlum da eşim de bunu hak ediyorlar …

      Mesajınız ve güzel yorumunuz için çok teşekkürler.

  16. Çok şanslıyım ki evdeki iki küçük adama karşın “hayatı paylaştığım” müthiş bir adamla evliyim ben…
    Elinize sağlık çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuış…

    • Ne mutlu ve ne şanslı size. Kişisel fikrim zaten tüm evlerde böyle olması yönünde ama sanırım bunun için biraz daha zamana ihtiyacımız var 🙂

      Yazıyı beğenmenize çok sevindim. Yorumunuz için ise ayrıca çok teşekkürler.