15 Yorum

Öğretmen sistemi iyileştirebilir

Cumartesi günü, Eğitim Reformu Girişimi’nin düzenlediği İyi Örnekler Konferansı’na davetliydim.

Eğitim Reformu Girişimi’nden, bundan kısa bir süre önce, 4+4+4 tartışmalarının yaşandığı dönemde Açık Radyo’daki bir program sayesinde haberdar oldum. 2003 yılında kurulan, eğitim gibi önemli ve tüm toplumu ilgilendiren böyle bir oluşumdan bugüne kadar haberdar olmuş olmamak benim ayıbım. Eğer siz de haberdar değilseniz sizin de ayıbınız. Hemen takibe alın: Eğitim Reformu Girişimi.

Cumartesi günü Sabancı Üniversitesi’nin Tuzla’daki kampüsünde düzenlenen (ilk kez gittim, çok güzel) İyi Örnekler Konferansı’nın dokuzuncusuydu bu. Sabahın erken saatlerinde, yine benim gibi davetli olan, İstanbul’daki ilk Montessori anaokulu Küçük Kara Balık Çocuk Evi’nin kurucularından Seda Aydın’la birlikte Kadıköy’den servise bindik. Kampüse vardığımızda saat 8 olmamıştı. Herkes toplanmış, sabahın serin saatlerinde dışarıda sunulan kahvaltıyla birlikte kahvesini içerek kendine gelmeye çalışıyordu.

Aslında eğitimcilere yönelik olarak düzenlenen bu konferansın asıl amacı, Türkiye’nin dört bir yanındaki okullardan gelen öğretmenlerin, eğitim sırasında başarıyla uyguladıkları teknikleri meslektaşlarıyla paylaşmasıydı. Gün içinde düzenlenen değişik sunum ve atölyeler tam olarak bunun için düzenlenmişti. Her ne kadar Seda’yla ben biraz “dış kapının mandalı” olsak da yine de öğrenmek, dinlemek istediğim çok şey vardı, ve programdan seçim yapmak çok zordu.

Programın açılış paneli, tam da bir gün önce meclisten geçen 4+4+4 eğitim sistemi üzerineydi. Oldukça tartışmalı ve sıcak bir konu olunca oturum planlanandan daha uzun sürdü. Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin’in moderatör olduğu panelin katılımcıları Koç Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi ve AÇEV Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Güzver Yıldıran, İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Kenan Çayır, Hamitler Adnan Türkay İlköğretim Okulu öğretmelerinden Erhan Ağbaba ve Eğitim Reformu Girişimi Başkanı Prof. Dr. Üstün Ergüder’di.

Her bir katılımcı çok can alıcı noktalara parmak bastılar. Özetlemek gerekirse:

  • 4+4+4 sisteminin belli başlı dört sakıncası var:
    1. Okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamı dışında bırakılması – Oysa okul öncesi eğitim dönemine yapılan yatırımlar, yetişkinlikte önemli kazanımlar olarak geri dönüyor.
    2. Okula başlama yaşının bir yaş erkene alınması ihtimali – Okulların fiziki yapısı 5 yaşındaki bir çocuğu kabul etmek için uygun değil. Kaldı ki, 5 yaşındaki bir çocuktan sıraya oturup okuma yazma öğrenmesini beklemek de doğru değil.
    3. İlk dört yılın sonunda çocukların ortaokula başlaması – 5 yaşında ilkokula başlayan çocuk 9 yaşında orta okula geçecek. Oysa çocuklar orta öğretime 11 yaşından önce hazır olmuyorlar.
    4. Seçmeli dersler kavramı – Ortaokulda sunulması planlanan seçmeli derslerle çocukları erken yaşta mesleğe yönlendirme bilimsel temellere aykırı. Mesleki ayrışma mümkün olduğu kadar geç yapılmalı.
  • Değişiklik aceleye getirildi. Eğitim konusu, partiler arası itişmenin üzerine çıkarılması gereken, tüm topluma mal olan bir konu. Anayasa kadar önemli. Anayasa kadar tartışılmalı, toplumun her kesiminin, akademisyenlerin, eğitimcilerin, velilerin görüşleri alınmalıydı.
  • 8 yıllık kesintisiz eğitimin 4+4’e dönüştürülmesi, çocuk işçiliğini, çocuk evliliklerini tetikleyecek.
  • Ortaokulda mesleki yönelim, dünyada bir tek Almanya’da (İkinci Dünya Savaşı sonrasında ihtiyaç duyulan iş gücünü sağlamak adına uygulanmaya başlanan) ve Almanya’nın terk etmeye çalıştığı bir sistem. O yaştaki çocukların mesleki ayrışıma tabi tutulmaları çok sakıncalı. Aile çocuğu yönlendirebilir ama çocuğun sahibi değildir. Çocuk, toplumun bir parçasıdır ve onun eğitimi, yetişmesi toplumun sorumluluğundadır.
  • Herhangi bir müfredat uyarlaması yapılmadan getirilen bu sistemle birlikte 65 bin derslik ihtiyacı çıktı. MEB bunun altından nasıl kalkacak?
  • Yeni sistemle birlikte birinci sınıfta öğrenci yığılması yaşanacak. Yeterince çocuk okul öncesi eğitime dâhil olamayacak.
  • Yeni geçilen bu eğitim sistemiyle, okul öncesi eğitim sisteminin zorunlu olmadığı, okula başlama yaşının 1 yıl erkene çekildiği, birinci kademenin 4 yıla indirgendiği tek ülke Türkiye.
  • Erken çocukluk eğitiminin yararları dikkate alındığında baştaki bir yıl birinci sınıf değil, okulöncesi eğitim olmalı. Eğitim, okulöncesi eğitimle başlamalı. Okulöncesi eğitim bütün çocuklara zorunlu olmalı. Ancak bu şekilde toplumda halen var olan eşitsizlikler biraz olsun giderilebilir.

Yukarıdakiler açılış paneli sırasında benim aldığım notlardan derlediklerim. Daha fazlası için katılımcıların Twitter üzerinden paylaştıkları #iok2012 başlığındaki tweet’leri okuyabilirsiniz.

Ancak tabii ki bu konferansın ana teması eğitim sistemindeki değişiklik değil, hâlihazırdaki sistemde uygulanan iyi örneklerdi. Her ne kadar sunumlar öğretmenlere yönelik hazırlanmış olsa da ben de kendime pay çıkardım katıldığım etkinliklerden. Ve bir kez daha pişman oldum şu hayatta öğretmen olmadığım için.

Gün içinde okulöncesi öğretmenlerin “Öğrenelim, okuyalım, üretelim” uygulamalarından tutun da, ilköğretim seviyesindeki öğretmenlerin, benim de çok severek okuduğum Çıtır Çıtır Felsefe serisi kitaplarını kullanarak çocuklara Eleştirel Düşünmeyi öğreten tekniklerine kadar değişik sunumlar izledik.

Sunumlardan bazılarını -eğitimci olmasam da- yetersiz buldum, bazıları ise -eğitimci OLMADIĞIM için- fazla teknik geldi. Ama en çok keyif aldığım sunum, Bir Metni Okumanın Binbir Hali başlıklı atölyeydi. Sabancı Üniversitesi öğretim üyelerinden N. Banu Gümüştüs’ün moderatörlüğünü yaptığı, Mavi Bulut Yayıncılık’ın sahibi ve çocuk edebiyatı yazarı Fatih Erdoğan, daha önce burada paylaştığım Lili ve 7 Çocuğu‘nun yazarı Tülin Kozikoğlu’nun da katıldığı sunum çok göz açıcıydı. İstanbul içerisindeki birkaç okuldan öğretmenler, Yazar Ne Der, Okur Ne Anlar teması kapsamında, yaratıcı okuma teknikleriyle, öğrencilerini sadece kitap okumaya değil, okuduklarını anlamaya, yorumlamaya ve eleştirmeye nasıl teşvik ettiklerini paylaştılar katılımcılarla. Öğretmenlerin bu etkinliklerde okudukları kitapların yazarları da sunum yapınca etkinlik iyice zevkli hale geldi.

Bu atölye bitmeden hemen önce İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü ARGE birimince geliştirilen Yazarlar Okullarda projesini tanıtıldı. Proje Koordinatörü Yusuf Çopur, İstanbul genelinde uyguladıkları, her ilçeye biri ilköğretim, diğeri lise seviyesindeki öğrencilere ulaşmak üzere iki yazar tayin ettiklerini anlattı. Bu yazarlardan orada bulunan Fatih Erdoğan ve Nilay Yılmaz projeyle ilgili kendi düşüncelerini paylaştı. Yazarlar Okullarda projesiyle ilgili daha fazla bilgiyi şu haberde bulabilirsiniz.

Sunumun hemen ardından İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız da katılımcıların sorularını yanıtladı. O noktada çok fazla zaman kalmamıştı, ancak ben kendisinden katılımcıların önünde “Çocuğunu devlet okuluna göndermek isteyen ve bu konuda kafası oldukça karışmış olan bir veli” olarak ne zaman istersem ona ulaşabileceğime dair orada söz aldım. İşte buraya da yazıyorum 🙂

Eğitim Reformu Girişimi’ne beni bu konferansa davet ettikleri için çok teşekkür ederim. Şahsi görüşüm, bu sürece velilerin de daha çok katılması yönünde. Belki önümüzdeki sene 10. Eğitimde İyi Örnekler Konferansı’nda, velilerin, çocukların eğitimlerine dâhil olmaları, ne bileyim, öğretmen-veli işbirliği, Okul Aile Birliği faaliyetleri konusunda iyi örneklere de yer verir, bu konuda bir şeyler yapmak isteyen ama nereden başlayacaklarını bilemeyen velilere ilham kaynağı olurlar.

Bu konferansı en iyi özetleyecek söz, ERG başkanı Üstün Ergüder’in şu sözüydü:

Sistem ne olursa olsun, müfredat ne olursa olsun, kitap ne olursa olsun, ÖĞRETMEN çok önemli. Öğretmen, sistemi iyileştirebilir.

Cumartesi gününde, tatil demeden, uzak demeden, sabahın körü demeden Sabancı Üniversitesi’ne gelen 1200’den fazla eğitimci, Ergüder’in bu sözünü doğrular gibiydi.

15 yorum

  1. Paylaşımlar için çok çok çok tşk ederim kendi adıma..4+4+4 kaygısı zati çok çok başka bir şey hele bu sene çocuğu 1. sınıf olacaklar için:((

    Ben yaratıcı okumanın detaylarını çok merak ettim Elif, Fatih Eroğan çok sevdiğim bir yazar çok sayıda okulumuzada geldi sağolsun kitap şenliğimizde geldi iletişimimiz oldu, Tülin Kozikoğlu’nu ben daha çok “bir tanceik oğlum” kitabı ile okudum sevdim.. Yaratıcı okumada Tülin hanım mı çalışmalar yaptırdı nasıl yapıldı? Sence nasıldı?Bu uygulama çocuklarla şu şekide yapılabilir şeklinde mi idi? Tülin hanımın enerjisi nasıldı, çocuklarla nasıl olur?

  2. evet çok doğru herşey öğretmende bitiyor…bu nedenle bu sistemde öğretmen seçimi çok önemli diyorum…ancak yine de öğretmenlerin de uygulama konusunda bundan sonra daha çok baskı altında kalacakları yönünde olumsuz bir his var içimde.. bir öğretmen olarak eleştirme hakkım bile olmadan tepeden gelen uygulamaları mecburen yapmak zorunda kalıyorum beğenmediğim halde..bu konferansa katılanların hepsi zaten yeni sisteme karşı olanların katıldığı bir konferanstı ancak şu var ki böyle etkinliklerin olması ya da sisteme yapılan tepkiler ne yazık ki havada kalıyor değişen hiçbir şey olmuyor..dışarıda yaşayan vatandaş hala bihaber olan bitenden 3-5 kişi havanda su mu dövüyoruz diyorum bazen…korku sarmış herkesi aman bişey demeyelim ucu bize dokunur durumu da var.. ben İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersini işlerken konu Atatürk’ün eğitim alanında yaptığı İnkılaplardı ve tam da 4 lü sistemin meclisten geçtiği zamana denk gelmişti..ben günümüzle ilişkilendirerek ve öğrencilerimi konuşturarak,soru sorup cevap alarak işlerim daha çok dersi fakat ne oldu biliyor musunuz ?Öğrencimin birtanesi siyaset yapmakla suçladı beni…oysa ki amacım farkında olan,düşünen,sorgulayan,hemen kabul etmeyen,neden? nasıl ? niçin? sorularını soran bir nesil yetiştirmek..anlayacağınız işimiz zor, ancak yine de denizyıldızı hikayesi gibi ;milyonlarca deniz yıldızı var ve ben her gün elimden geleni denize atıyorum ve onlar için farkediyor 😉

    • Benzerini bizim çocukların okulunda bir öğretmenede yaptılar:(Haberlerde günlerce gösterilen Bir polisin hamile bir kadını dövmesi konuşulunca polisi kötülüyor diye soruşturma başlatıldı!!!
      Yada din dersini 4. sınıf için din kültürü olarak işlediği için dua ezberletmediği için:(

  3. 4+4+4 ile ilgili çok endişelerimiz var, oğlum 1 1/2 ama şimdiden çok endişeliyim. Maddeler halinde sıraladığınız bütün noktalara katılıyorum. Bu dayatmacı yapıyı anlayamıyorum, en azından kafamıza takılan bu maddelere bir acılık getirmeleri lazım, böyle bir siteme birden geçilmesi mümkün değil, önce temel atılması gerekir, oğlumu 5 yaşında okula göndermek istemiyorum, yararlı paylaşımınız için teşekkürler, umarım MEB de bu etkinliklerden faydalanır.

  4. Kesinlikle, öğretmen, çocuğun eğitiminde, dolayısıyla geleceğin inşasında en en önemli faktör. 5 yaşında kız çocuğu sahibi bir anne olarak, kafası yeni eğitim sistemi ile, hangi okul meselesi ile karışmış bir anne olarak, öğretmenin ne kadar önemli olduğunu gün be gün görüyorum. Umarım öğretmenlerimiz sürekli yenilikleri takip ederek kendilerini geliştirirler. Öğretmenlik meslek değil bence. Bir yaşam felsefesi. Sevilmeden sadece iş diye yapılamaz. Bu konferansı da takip ediyordum. Haberim vardı.:) Özetini sizden duymak iyi oldu.
    Son olarak
    Bir çocuk değişir, dünya değişir.

    http://miniklerveanneleri.wordpress.com/

  5. Oğlum 5 yaşında okula başlarsa işimiz var yani.:(((((

  6. Sistem iyi ogretmen yetistirebiliyor mu? O da var tabi. Ogretmenlerin ise girme ve yasam kosullarini zorlastirir, maaslarini duduk gibi yapar, ogretmenlik fakultelerinin puanlarini dusurur, KPSS’ye falan sifre katarsan sistemden cikacak ogretmenlere de ne kadar guvenilir bilmiyorum. Bir toplumda doktorlarin, ogretmenlerin ve guvenlik birimlerinin ozenle secilmesi, egitilmesi ve yeterli maas verilmesi lazim. Ancak tam tersine, ozellikle doktor ve ogretmenler, son donemlerde en ezilen, en sartlari vahimlestirilen, can guvencesi azalan ve de resmen dovulen insanlar. Canini ve cocugunu emanet ettiklerine boyle davranip sonra karsiliginda ne bekleyebilirsin ki? Ancak cok idealist olacak ki onlar da artik giderek sayica azaliyor.

  7. zerrin taşdemir

    Çok yeni bir anne olarak bütün annelerin çocuklarının eğitimi için duyduğu endişeleri anlıyorum ve bir öğretmen olarak nacizane şunları dile getirmek isterim ki,çocukların eğitiminin en önemli basamağı kesinlikle aile.Sistem ne olursa olsun,öğretmen nasıl olursa olsun,ister devlet okulu,ister özel okul hiç farketmez ailesi tarafından desteklenmeyen,ailesi tarafından temel eğitim (burada kastettiğim bilgi,görgü) almamış çocuklar en iyi okullarda bile istenilen başarıyı gösteremiyorlar.Bu nedenle en önemli görev aslında annelere düşüyor.Öğretmenlerin sisteme katkısına gelince, (elbette istisnalar yok değil)Birçok öğretmen hangi sistem olursa olsun elindeki imkanları zorlayarak en iyisini yapmak için çaba sarfediyor ve buna rağmen lumsuzlukların bütün faturası hep öğretmenlere çıkarılıyor. Öğretmenlik tatili bol,yarım gün oooh rahat iş görülmekten (ilgili bakanı tarafından bile) çıkamadığı sürece bu fatura öğretmenlere çıkmaya da devam edecek.
    Gelelim yeni sisteme;4,4,4 müş,5,3 müş bu gibi rakamlara ben pek fazla takılmıyorum açıkçası.Çünkü sistemin içine dahil olunmadan yeterlilikleri yada eksikleri görülemez (içinde olan bilir).Bu yüzden yeterli bilgiye sahip olmadan insanların sırf siyasi amaçlar güderek kıyametler koparmasını yada körü körüne desteklemesini doğru bulmuyorum.Zamanında 8 yıllık eğitime hiç sorgusuz sualsiz tepeden inme geçiş yapılırken de keşke böyle kıyametler koparılmış olsaydı,içeriği irdelenseydi,sorgulansaydı,işte o zaman eğitim sistemi yap boz tahtasına dönüşmezdi.Yeni sisteme karşı çıkarken 8 yıllık eğitimin yıllardır süregelen sakıncalarının insanlar farkında değillermi acaba? 6 yıl ilköğretimde görev yapmış halen de lisede görev yapan bir öğretmen olarak her iki basamağı kıyaslama imkanım oluyor ve ilköğretim öğrencilerinin içler acısı durumunu daha net görebiliyorum.8 yıllık eğitimde mini mini 1 ler ve ergen 7-8ler bir arada,aynı binada,aynı bahçede,aynı kantinde hemen hemen bütün günlerini geçiriyorlar ve en sinkaflı küfürleri,kızlara nasıl laf atılacağını,kızlar erkeklere nasıl kur yapılacağını,eteklerini nasıl kıvıracaklarını,nasıl makyaj yapılacağını…vs.vs…hepsini bir bir güzelce örnekleriyle öğrenebiliyorlar.Küçük sınıfları birbirlerine mektup taşıtmak için kullanıyorlar.Flört etmeye 4.sınıfta başlıyorlar,üstelik kendi yaşıtlarını çocuksu buluyor bacak kadar hanımefendiler,7-8lerdeki popüler çocuklarla çıkmak istiyorlar.Sigara kullanma yaşı 10-11lere düşmüş durumda.Sınıfta kalmanın olmadığı bir sistemde okuma yazma dahi bilmeden 8.sınıftan mezun edilen öğrenciler gördüm ben…bunlar ilk aklıma gelenler…Yeni sistemin içeriği tam olarak açıklanmadı,en azından biz öğretmenlere bununla ilgili herhangi bir bilgilendirme yapılmadı halen siyasi çıkarlar doğrultusunda kavga malzemesi ediliyor.Keşke gerçekten çocuklarımızın iyiliği düşünülüp,en iyisinin olması için oturulup,elimizdeki imkanlara uygun şekilde (Avrupadan Amerikadan ithal etmeden),incelenerek,uzmanların,öğretmenlerin,hatta öğrenci ve velilerin de görüşleri alınarak değişiklikler yapılabilse…İster 4,4,4 ister 5,3 ister başka bir sayı olsun evet öğretmenler sistemi iyileştirebilir ama kötü olursa herhalükarda sorumlusu bu işi oldu bittiye getirip yürürlüğe koyanlar değil,malesef yine öğretmenler olacaktır.

    • noktasına,virgülüne kadar katılıyorum zerrin hanım.ne güzel yazmışşsınız,elinize sağlık.

      • bende bir öğretmen olarak sizin yazdığınız her satıra katılırak diyorum ki : bize (öğretmenlere )neden kimse birşey sormuyor? bence öğretmenler hem fikir hepimiz eksikleri biliyoruz. ama yazdığımız zümreler bile dikkate alınmıyor. herşey öğretmenlik yapmamış, sınıf nasıl idare edilir, öğrenci ile irtibatı olmayan birileri tarafından onaylanıyor ve biz uygulamak zorunda kalıyoruz.

  8. Elif ben mı yanlış anlıyorum ama benim de oğlum Kasım doğumlu takıldım bende bu 444’e. Bizim cocuklarımız bnm anladığım kendilerinden 1 yas küçüklerde okula gidecekler çünkü Eylül ayında 60 ayı tamamlamış olmayacaklar bir sonraki sene 70 aylikken okula gidecekler. Dogrumu anladım

  9. bende bi öğretmenim ve çok mutsuzum derdim eğitim sisteminden cok bebeğim şuan 4 ay doğum izni mi olur ya bebeğimi bırakıp nasıl ders anlatcam üstelik eşim Ankarada ben kızımla Kars’a daha 3 aylık ya

  10. “Bir Metni Okumanın Binbir Hali “başlıklı atölyeyi biraz daha detayli anlatir/yazar misin Elif? Simdiden tesekkurler