27 Yorum

Farklı olun, fark yaratın

Konuk yazar İçimdeki Dört Mevsim‘in yazılarına devam ediyoruz.

İçimdeki Dört Mevsim’in tüm yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

***

Farklı olun, fark yaratın…

Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets Society) filmini hatırlar mısınız? Hani şu Robin Williams’ın efsanevi filmi. 1989 yılında Peter Weir tarafından çekilen film, benim için tüm zamanların en unutulmaz ve en güzel 10 filminden bir tanesi olmuştur. John Keating adında bir edebiyat öğretmeninin çok katı kuralları olan bir erkek okulunda öğretmenlik yapmaya başlamasıyla başlar film. Bu öğretmen diğer öğretmenlerden hem de çok farklı olarak baskı altındaki çocuklara şiiri öğretir. Özgürlüğü ve hayatı yeniden anlamayı öğretir. Dünyaya farklı açılardan bakabilmeyi öğretir. Bir de o dönem oldukça ses getiren Carpe diem (günü/anı/zamanı yakalamak) felsefesini öğretir. Tüm bu farklılıklar yönetim tarafından tabii ki hiç doğru bulunmaz. Öğrencilerden birinin intihar etmesi beklenen bahane olur ve öğretmen okuldan ayrılmaya zorlanır. Filmi unutulmaz kılan bir son sahne vardır ki insanın tüyleri diken diken olur. Farklı olan bu öğretmenin okulda yarattığı farkı anlatan bu sahne bence çok büyük bir hayat dersini de içinde barındırır: Farklı olun, fark yaratın.

Nasıl ki birçok insan kendi hayatımdan bölümler bulmak için kitap okuyorsa benzer durum filmler için de geçerli. Birçoğumuzun aslında asıl isteği kendi hayatlarımız okumak ve onları izlemek. Filmi izlediğim yıllarda yaşımdan olsa gerek kendimi öğrencilerden bir tanesiyle özdeşleştirmiştim. Ama şimdi durup bakıyorum da aslında farkında olmadan özdeşleştirme dışında film ile ilgili bir eylemim daha olmuş: John Keating’i kendime rol model almışım.

Gerek evlilik hayatımda ve gerekse iş hayatımda hep farklı olmak için çalıştım, durdum. Bazen tek bir dokunuşun tüm akışı değiştirebileceğine inandım. Önemsiz ve basit gibi duran bir eylem aynı kelebek etkisinde (Japonya’da kanat çırpan bir kelebeğin, Amerika’da kasırgaya neden olabilmesi gibi) olduğu gibi çok büyük etkiler yaratıp hiç beklenmeyen sonuçlar almanıza imkân tanıyabilirdi. İnanın kendimce beklediğim ama normal dağılıma göre beklenmeyen birçok sonuca da bu sayede ulaştım. Benzer yaklaşımı babalık hayatım için de yapmaya çalışıyorum. Ufak bir dokunuşla fark yaratmaya çalışıyorum. Babalık ile ilgili keşfetmiş olduğum fark yaratan ve onu farklı kılacağına inandığım ufak dokunuş nedir biliyor musunuz? Oğlumu her fırsatta övmek, sürekli gülümsemek ve mümkün olduğunca çok sarılmak.

Günümüzün hızlı ve stresli döngüsünde anne ve babalar övgüde bulunmak ve çocuklarını sosyal anlamda ödüllendirmek için büyük olayları bekleyebiliyorlar. Herkes tarafından takdir edilebilecek bir davranış sonrasında çocuklarını övmeye ve ödüllendirmeye başlıyorlar. Hani sanki ellerinde kısıtlı sayıda övgü var da en anlamlı ve değecek yerde harcamaları gerekliymiş gibi. En iyi performans sonrasında ancak verecekleri bir övgü ya da ödüllendirme pek bana göre değil. Benim elimde sınırsız bir kaynak var, ona olan sevgim ve bunu doyasıya onunla paylaşıyorum.

Benim oğlumu övmem için ya da ona sarılmam için onun öyle büyük bir şey yapmasına gerek yoktur. Üst üste koyduğu iki legoyu ben başarı kabul ederim. Birleştirmiş olduğu “puzzle“ar benim için zaferdir. Yeter ki boyama yapsın, varsın dışarı da taşırsın. Her daim kutlamalarıma devam ederim.  Kendi kendine masadan su bardağını alıp su içmiş; bence hemen kutlanmalı. Hamurlarla oynamadan yere örtü mü sermiş, bence alkışlanmalı. Yemeğini güzelce yemiş mi, hemencecik öpücükler sunulmalı.

Ben çocuklarımızı her bir adımda teşvik etmemiz gerektiğine inanıyorum. Önemli olan yola çıkmaktır yolu bitirmek değil. Onu motive etmek için ya da ödüllendirmek için yolu bitirmesini beklemiyorum. Attığı tek bir adım benim için yeterli olabiliyor. Bir davranışı herkesin takdir edeceği zamana kadar beklemek ve sonrasında övmek o davranıştan vazgeçebilme riskini beraberinde getiriyor. Oysaki ben her adımı överek bir yerde sağlama almış oluyorum. Onu överek, cesaretlendirerek, yeni ya da mevcut olumlu bir davranışını, ya da becerisini motive ediyorum.

Çocuklar ilgi ve övgü beklerler. Eğer görmezlerse bir şekilde görmek için davranış değiştirirler. Ben olumsuz davranışlarla dikkat çekmeye çalışmaması için küçüklü büyüklü her olumlu davranışını kendimce ödüllendiriyorum. Bunu yaparken şımarır, fazlasıyla alışır sonra önemli bulmaz gibisinden artık bana göre eskide kalmış, zamanı geçmiş düşünceleri de duymazlığa geliyorum. Överek, öperek, sarılarak aslında yaptığımız onlara sevgimizi vermek. Sevginin olumsuz hiçbir etkisinin olamayacağına inanıyorum.

Tüm bu söylediklerimi gerçekleştirmeye çalışırken kendimce uyguladığım bir yöntem ve kurallar da yok değil hani. Yalnızca sen süpersin demiyorum mesela. Neden süper dediğimi de açıklamaya çalışıyorum: Hamur ile oynamadan önce örtüyü sermen çok güzel bir hareketti. Sen süper bir adamsın.”

Laf olsun diye, yalnızca söylemiş olmak için bir şeyler söylemiyorum. Çoğu zaman gurur dolu bir ses tonum oluyor. Bu benim için zor da olmuyor çünkü gerçekten de onunla her daim gurur duyabiliyorum. Gözlerine bakıyorum, gülümsüyorum ve övgüm sonrasında mutlaka baba-oğul sarılmasını gerçekleştiriyoruz. Bu oğlumla geliştirdiğimiz bir sarılma ve yalnızca bize ait! Bir de eşimin de katılımıyla gerçekleştirdiğimiz Aile sarılmamız var. O da yalnızca bizim aileye ait. Yakında patentini de alacağım!

Çoğu kere bununla da yetinmiyor ve evdeki diğer bireylere yapmış olduğu olayı anlatıyorum. Onlardan da benzer övgüler duyulmasını sağlıyorum.

Gecikmeli de olsa övmek hiç övmemekten daha iyidir ama bizim ev için geçerli değildir. Ben oğlumun olumlu bir davranışını görür görmez övmeye başlarım. Bugünün işini yarına ya da bir kaç saat sonraya kesinlikle bırakmam.

Çocuk yetiştirmek zor bir zanaat olarak görülebilir. Hatta evet bir miktar yorucu ve kesinlikle dikkat isteyici. Araştırma yapmazsak da olmaz doğru. Atlamaya da gelmez ve mutlaka ilgilenilmeli. Tüm bunlar evet gerekiyor ama bence temel bazı ilkelere fark yaratıcı ufak dokunuşlar ekleyebildiğimiz ölçüde elimizdeki hazineler ışıldayabiliyorlar. Bir kelebeğin kanat çırpışı bu defa karışık ve çok zor bir dönemi sade ve yalın bir sürece dönüştürebiliyor. Ben övgüyle, sevgiyle, gülümsemeyle, öpmeyle, sarılmayla farklı olmaya çalışıp fark yaratmaya çalışıyorum.

Her çocuk kendi özgüdür. Birbirlerinden çok farklıdır. Olmalıdırlar da. Hayatı güzel kılan zaten bu farklılıklardır. Farklılıklardır yine hayatın zenginliği. Onları olduğu gibi kabul etmek belki de atmamız gereken ilk adımdır. Ama tüm çocuklar ilgi bekler, sevgi bekler. Bazen bir söz, bazen bir hareketle bunu onlara verebilmeliyiz, onları bekletmeden.

Hayat güzelliklerle dopdolu. Filmde söylendiği gibi yaşamın her bir anını değerlendirebilmek ve sevgimizi her an paylaşabilmek bence bizim çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük hayat dersi olacaktır. Gelin bizim için küçük onlar için bu büyük adımı hep beraber atalım…

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

27 yorum

  1. Herkese günaydın , bunu ben de uyguluyorum ve sonuçlarından çok memnunum..Oğluma doğru yaptığı küçük veya büyük herşey için ” annecim , ……. yaptığın için seninle gurur duyuyorum , sen harika bir çocuksun , iyi ki seni doğurmuşum ” diyorum ve inanın hiç şımarmadı 🙂 Sonuçta onlar daha küçücük ve onlarla gurur duyduğumuzu bilmeleri için büyüyüp büyük başarılar elde etmelerini neden bekleyelim ki ? Ben böyle yaparak özgüveni yüksek çocuklar yetiştireceğimize inanıyorum ve çevremdeki ” şımartacaksın ” diyen vıdı vıdıcılara kulaklarımı tıkıyorum 🙂

  2. Övgü ve sevgi dolu sözcüklerin çocuklarımızın mutluluğu için çok önemli olduğunu düşünüyorum ben de. “Aferin benim kızıma” dediğimde gözlerinin nasıl parladığını görebiliyorum çünkü. Çok haklısınız; hiçbir kaynak sınırsız değildir; sevgimiz hariç. Bu sonsuz kaynağımızı kullanmamamız, göstermememiz için hiçbir sebep yok. “Ölü Ozanlar Derneği” harika bir kitap ve filmdi. Uzun süre önce okuyup izlememe rağmen hala etkisi süren türden…

    • Güzel ve çok şey anlatan, veren bir filmdi.

      Sınırsız kaynağımızı özgürce ve hiç düşünmeden, kısıt koymadan kullanmalıyız. Sonuçta çocuklarımızdan daha çok bunu hak eden kim olabilir ki?

  3. Merhaba

    Öncelikle çok uzun zamandır unuttuğum bir filmi/kitabı hatırlattığınız için teşekkürler. “Ölü Ozanlar Derneği” 2 defa okuduğum ve ikisinin sonunda da yani bahsettiğiniz sahnede hüngür hüngür ağladığım bir kitap. Hatta 2.sinde daha oraya gelmeden ağlamaya başlamışlığım vardır 🙂 Yazınızı okurken bile tüylerim diken diken oldu. Bilmeyenler için kitabının okunması/filminin izlenmesi şiddetle tavsiye edilir.

    Övgü yöntemini eşimle beraber biz de kızımıza uyguluyoruz ve şunu gördük ki şımarmak bir yana süreçte onunla gurur duyduğunuzu belirttiğimiz zaman daha bir dört elle sarılıp, daha çabuk sonuca ulaşıyor.

    • Benim de çok etkilendiğim bir filmdir. Benim göz yaşlarım çok şımarıktır, başlarına buyruk hareket ederler. Filmde de öyle kendi kafalarına göre bıraktılar kendilerini 🙂 Ben de okunmasını, en azından izlenmesini kişisel olarak herkese tavsiye ederim.

      Çünkü bu davranışlarımızla öncelikle onları bir birey olarak konumlandırmış oluyoruz, değer verdiğimiz bir birey, dahası motive ediyoruz. Karşılığını da mutlaka ve her defasında alıyoruz.

  4. bizim hayatimizda da övgü var. hem evimizde hem de anaokulunda. öyleki 34 aylik kizim bazen beraber resim yaparken benim kagidimi alip “vaaaavv bunu sen mi yaptın, çok beğendim, harika olmuş” diye o beni övüyor. 🙂 cocuklarin kendine güvenini kazanmasinda cok önemli bir faktör oldugunu ve kücük insanlarimizda simdiden takdir duygusunu gelistirdigini dusunuyorum.

    • Ne kadar güzel ! Size tamamen katılıyorum. Anaokulunda olması olayı sürekli kılıyor ki bu çocukların en çok ihtiyaç duydukları şey: tahmin edilebilirlik ve süreklilik. Zaten hatırlarsanız disiplin konusunda bu konuya özellikle değinmiştim. Bizim için küçük ama onlar için çok büyük ve çok önemli bir adım.

  5. herseyde oldugu gibi ovgu de dozunda verilirse muhakkak faydali olur… tek cocuk da farkli olur, iki uc cocuk da daha farkli olur…bazen bir davranis dogal akisinda giderken ovmek de isin kalitesini bozabiliyor ileriye donuk… biz tuvalet egitiminde bunu yasadik… oglumuz bu isi sessiz sakin yapmak ve kendi basarmak isterken biz asiri ovguler ve aferinlerle onu korkuttuk. egitim 3 hafta sekteye ugradi… cocugun yapisi ve olaylara bakisi da iyice analiz edilmeli… ve evet ebeveynlik zor zanaat arkadasim….

  6. Katılmamak mümkün değil. Her ailenin, her evin, her çocuğun kendine özel bir durumu var ki zaten bence güzel ama zor olan da bu. Her durum tabii ki kendi içerisinde değerlendirilmeli ve dozaj ona göre ayarlanmalı. Benim bu konuda ki turnusol kağıdım oğlumun gözlerindeki parlama ve suratındaki gülümseme olmakta.

  7. Tebrik ediyorum sizi, hepimizin annelik ve babalık yolu açık olsun…

  8. Alkisliyorum. Erteleyemedim duydugum takdiri iletmeyi kosusturmaya kurban edemedim. Muhabbetiniz daim olsun.Kucuk icin mutlu oldum. Kendime kocaman bir pay aldim yazinizdan. Kelebek dokunusunuz icin cook ama pek cok tesekkurler…

  9. evet yazınızı herzamanki gibi keyifle bir solukta okudum diyebilirim.çocuklarımız bizim gözümüzün ışığı evlatlarımızı yetiştirirken onlarla gurur duymayı, övmeyi ,sevgimizi her fırsatta tabiki hissetirmeliyiz.yeri gelince özür dilemeyi ,teşekkür etmeyi onlardan nasılki bekliyorsak bizde aynı şeklde uygulamalıyız.ben gerektiğinde oğlumdan özür dileyerek öğrettim ona özür dilemeyi veya teşekkür etmeyi. biz uygulayınca onlardan karşılığını alıyoruz zaten bu her konuda böyle sarılınca ,bağırınca yada seni çok seviyorum oğlum diyince bana karşılığını veriyor.onları sevmek ,övmek ,çocuklarımızla gurur duymak kesinlikle şımartmıyor,bilakis motive ediyor ,yüreklendiriyor ve gözlerindeki harika ışığı görüyoruz.herkese bolca sevgi dolu bir hafta sonu diliyorum şimdiden:)

    • Yazdıklarınıza aynen katılıyorum . Bir reklam ya da sosyal içerikli çarpıcı bir paylaşım vardı; ebeveynler ne yaparsa yanlarında gezen çocukları da aynısını yapıyordu. Biz onların rol modelleriyiz ve yaptıklarımıza, hareket ve davranışlarımıza çok dikkat etmeliyiz.. Ben de yaptığım hata var ise mutlaka özür diliyorum, teşekkür ediyorum, rica da bulunuyorum. Tüm bunları her şeyden önce onu bir birey olarak görüp, bunları hak ettiği için yapıyorum. Dilekleriniz için de çok teşekkürler.

  10. yazıyı okurken içimi bir mutluluk sardı, sanki övgüyü ben almışım gibi
    çocuklar sevgiden şımarmaz, daha çok sevgi ile dolar, güvenle dolar
    kızımla bi keresinde atıştık (4 yaşında) teyzesi dedi ki sizi barıştırsam mı ?
    bizimki yok dedi, annemle kızsak ta annem beni yine de çoook seviyor ben de annemi çoook seviyorum…

    çocuklarımıza sevgimizi ve onlara güvendiğimizi göstermemiz için onların bi şey yapmalarını/başarmalarını beklememeli, çocuklarımıza onları her halleriyle sevdiğimizi kanıtlamalıyız…

    • Ne kadar da güzel yazmışsınız, çok teşekkürler. Sınırsız sahip olduğumuz şeyi onlar için doyasıya ve düşünmeden verebilmeliyiz. Onlar bunu yalnızca varlıklarıyla, gülüşleriyle, sarılmalarıyla, konuşmalarıyla fazlasıyla hak ediyorlar …

  11. Bu konu benim kafami cok kurcaliyordu. Umarim bir cevap alirim. Benim ailem övguden, sevgisini gostermekten -simartmak korkusundan ziyade- zaten yaptigimiz, basardigimiz herseyin zaten dogal olarak basarabilecegimie inanan, bunun ustune de “alkis tutmaya gerek olmadigini” kapali bir sekilde aile politikasi yapmisti. 3 kardesiz- hepimizde gayet standartlarin ustunde basarili cocuklardik, 80lerin kolej, daha sonra teknik universitelerden mezun olduk, univ. Dr. vs. ler. ama halen ailem bizlerle hele ki yuzumuze karsi övgusunu hic göstermemistir. /Tantana yapmamistir…Teyzem ve amcamlarda ise en ufak basari cocukluktan itibaren super odullendirilir, evin salonunda cocuklarin önce suluboya resimleri sonra siradan okul diplomalari asildi. Suan hangi tip cocuk mutlu huzurlu dersek, sanirim biz-3 kardes halen ne kendi basarimizla ne de yaptiklarimizla tam anlamiyla tatmin olup, “evet basardim bu iside deyip mutlu olup kutlayamiyoruz.” Kuzenler ise siradan islerle cok kolay tatmin olup, buyuk kutlamalar yapabiliyor ki benim ailem de hem onlarla hem de yaptiklari ile gayet de gurur duyabiliyorlar. Bir aferin alabiliyorlar. Hernekadar ben bunun sorun olmadigini -cunku suan basarililiyiz ya, cifter cifter diplamalarimiz, yabanci dilimiz vs. varya —dusunmus olsam da cocuk sahibi olup, cocugumun 3 ay, 6 ay, 18 ay vs. vs. den baslayip basardiklarini anlat(a)madigim, bunlari diger annelere nispet edercesine kiyaslamaktan deliler gibi sakinmisimdir. Dilbilgisini, sarki ogrenmesini, sosyallesmesini, kendine guveninde etrafimda ki pek cok cocuktan daha yetkin olmasina ragmen, bu konularda diger anne arkadaslarimla konusmaktan, cocugumu övmek riskine girerim diye surekli kaciniyorum. Dr. kontrollerinde bile herseyi “asiri mutevazi” bir sekilde anlatmaya calistigimi farkettim. Ve anladim ki benim annemin-babamin yolunda gidiyorum sanki. Simdi ne yapmak lazim…..sevgilerle

  12. Konunun uzmanı olmadığım için yazdıklarım doğrudur iddiasında olamam ama sizinle kişisel görüşlerimi paylaşmak isterim. Her ailenin, her bireyin kendine özgü bir dengesinin olduğunu her zaman söylemişimdir. Başka bir ifadeyle genellemelerde pek bulunmam, bizi yanlış yollara sürükleyebilir. Bir kişi için olumlu olabilecek bir davranış başka birinde aynı derecede işe yaramayabilir.

    Anlattıklarınız benim yetiştirme tarzım ve ailemle büyük paralellik göstermekte. Babam şımarmayalım diye annem ise nazar değmesin diye zafer naralarını ve gururlanmalarını hep kendi içlerinde yaşadılar. Benim ve kardeşlerimin oldukça parlak bir akademik geçmişimiz oldu. Bugünde fena sayılmayız ama bu durum ailemin davranışlarından mı kaynaklanıyordu? Bence hayır. Zaten belli bir IQ seviyesine sahiptik ve belirli seviyelere bu sayede ulaşabildik. Ben kendi oğlumda yukarıda yazdığım davranışları uygulamaya çalışıyorum zira bu davranış paterninin özgüveni arttıracağına ve özgüven artışının ise potansiyel kullanımını maksimum kılacağını düşünüyorum (hissediyorum, inanıyorum). Ben kişisel olarak potansiyelimi tam kullanmadığımı düşünüyorum ama artık bunun için kimseyi de suçlayacak değilim 🙂 Ben oğlumu bu davranış tarzımla sürekli cesaretlendirdiğimi düşünüyorum. Yolum doğru mudur bilemiyorum ama yukarıdaki bir yorumda cevap olarak da yazdığım gibi konu hakkındaki turnusol kağıdım oğlumun gözlerindeki ışık ve yüzündeki gülümsemedir.

    Paylaşımınız için ayrıca teşekkürlerimi sunarım.

    • Zaman ayirip cevap verdiginiz icin tesekkur ederim. Aslinda ben sizin de ailenizin “gosterise gerek yok” politikasiyla basarili -sizleri- yetistirip ama daha sonra sizin ben bugunku basarimi ailemin tutumuna borcluyum diye o yolda gitmemeniz bana bir olumlu isik oldu dersem, abartmamis olurum. Hatta haftasonu “euroka” seklinde yaptiklarimiz, ve cocugumun yaptiklari ile sevinmem ve onunla sevincimi paylasmak ne ona “ondan beklenilmeyen birseyin ustesinden gelebilmis” yanilgisina dusurur, ne de bunlari yapamamis- yanlis bir terim ama basaramamis- birinin ya da bir cocugu yermek “ANLAMINA HIC MI HIC GELMEZ” . Iste en azindan bir adim benim icin. Galiba ailem- kendi prensiplerine gore ( sosyal demokrat halkci, egitimci-akademik olduklari icin midir nedir tam kestiremiyorum ama) cocuklarinin basarisiyla ovunmeyi-gruru duymayi galiba baskalarini “yermek, eksiklerini vurgulamak” gibi anlasilir, korkusuyla kacinmislar bence…bunu haftasonu dusun tasin, ustune yapilan ustu kapali bir telefon gorusmesiyle anladim sanirim. Selamlarimizi gonderiyoruz.

      • İnanın çok sevindim. Umarım ve dilerim çocuklarımız bizlerden çok daha mutlu, çok daha huzurlu ve çok daha öz güvenli olurlar. Yine dilerim potansiyellerini en verimli şekilde kullanabilirler. Dilerim öyle de olur 🙂

  13. Yazinizin akiciligi, sicakligi ve kaliteli icerigi cok hosuma gitti. Olu Ozanlar Dernegi kitabini lisedeyken okumus, oldukca basarili bulmus, zaman zaman bilincli olarak kisisel hayatimda hatirlatmalarina ihtiyacini duymus ve faydasini gormus, ancak filmini izleyince kucuk capli da olsa bir hayal kirikligi yasamis biri oldugumu da belirterek asil yorumuma geciyorum.

    Yazinizin cocuklara ozguven asilama cabalarinin onemine ve daimi sevgi gosteriminden faydalandirma onerilerine katiliyorum. Ancak ovgu ile ilgili olumlu etkilerden sizin oldugunuz kadar emin oldugumu soyleyemeyecegim. Ovgu/takdir ile cesaret vermek/tesvik (praise and encouragement) arasinda zaman zaman farketmekte zorlanilabilecek bir cizgi oldugunu dusunuyorum. Bu konuda bir yazim var, birkac dakikaniz oldugunda bir goz atarsaniz sevinirim (yazi dili Ingilizce ama). Adresi su: http://homeofhomemadetreasures.blogspot.com.au/2012/01/praise-and-encouragement.html

    Ayrica, cocuklarimiza guzel davranislarindan oturu mutlulugumuzu belirtirken de, tipki sizin de belirttiginiz gibi Ifade dili kullanmanin buyuk onemi olduguna inaniyorum. Cocuga ‘aferin, cok guzel olmus’ demek yerine, nerede basarili oldugunu dusundugumuzu soylemeliyiz. Ornegin; ‘Cok buyuk bir sabirla yaptin bu boyamayi, seni tebrik ediyorum’, yahut ‘sectigin renkler cok hosuma gitti, cok gercekci olmus’ gibi daha belirgin ve aciklayici ifadeler kullanmak cok daha faydali olacaktir.

    Saygilarimla…

  14. Öncelikle mesajınız ve yorumunuz için çok teşekkür ederim.

    Kitap&Film uyarlaması fikrinize tamamen katılıyorum. Kolay kolay hiç bir film kitabın okuyucuya sunduğu derinliğini izleyicisine veremiyor, kolay da değil zaten. Benim bu konudaki tek istisnaya en yakın olan uyarlama The Godfather olmuştur. Bundaki sebepte aslında Mario Puzo’nun The Godfather’nın Francis Ford Coppola’nunkinden bence gerçekten de farklı olmasından sebep. Kitap çok güzeldi ama ben filmi tercih ederdim.

    Yazınızı büyük bir merakla okuyacağıma emin olabilirsiniz. Paylaşımınız için çok teşekkürler.

    Son paragrafınıza da aynen katıldığımı belirtmek isterim.

    Selam ve saygılarımla,

  15. merhabalar,
    Bu aralar 12 yasındaki oğlumla aramızda ergenlik problemleri var. tamda böylesine canımın sıkkın olduğu bir zamanda okudum yazınızı.(sanırım bu üçüncü okuyusum)İlk okuduğum günden beri bende hatalarımın farkındayım bir anne olarak.Bu günlerde oğlumu hiç övmediğimi hatırladım.sadece derslere,sınavlara odaklandığımızı hatırladım.bugün bu yüzden yeniden okudum yazınızı.biz eşimle hep görüş ,düşünce farklılıkları yasıyoruz ve bunu cocuklarımızada yansıtıyoruz.ben hatalarımın farkındayım düzeltmek için fırsatları değerlendiriyorum ama eşimde bu çabayı göremeyince üzülüyorum.umarım oda çok gec olmadan anlar.teşekürler böylesi güzel yazılarınız için

    • Merhabalar. Konunun uzmanı değilim ama kişisel olarak gerek bu yöndeki araştırmalarım ve gerekse iç güdülerim bu davranış tarzının iyi hatta çok iyi olacağı yönünde. Hiç bir zaman için geç kalınmış değil üstelik. Siz kendi adınıza hemen başlayın derim nacizane. Eminim eşiniz de başlayacaktır. Unutmayın lki yalnız sizin için değil oğlunuz için de zor bir geçiş dönemi. Bir anne olarak ona destek belki de en çok destek olmanız gereken zaman ve tek yapmanız gereken ona güvenmek ve bunu belli etmek. Özellikle bu zamanda ilginizi de eksik etmeyin. Umarım her şey hem sizin ve hem de aileniz için en iyisi olur.

  16. ellerinize kollarınıza beyninize yüreğinize sağlık.
    çok sürükleyici bi yazı olmuş.
    google’da çok büyük bir tesadüfle sitenize denk geldim…
    sıkı takipçinizim.:)