16 Yorum

Beş Yıldızlı Söyleşiler başlasın!

Bundan bir süre önce bir fikir atmıştım ortaya. Demiştim ki:

… yeni bir köşe başlatalım bu blogda. … Her seferinde bir anne konuğum olsun, karşılıklı kahve içer gibi. Onu tanıyalım hep birlikte. Sorular soralım ona. Öğrenelim ondan. Ne yapıyor? Nasıl yapıyor? Çocuğunu nasıl yetiştiriyor? Anneliği nasıl yürütüyor?

Bugün bu söyleşiler serisini başlatıyoruz.

Köşe, Prima’nın “Beş Yıldızlı Koruma”sıyla bilinen Premium Care serisinden yola çıkarak Beş Yıldızlı Söyleşiler adını aldı. Söyleşilere katılan annelere hediye verecek olan Prima’ya bu projeye katkısından dolayı teşekkür ederim.

Beş Yıldızlı Söyleşiler’de her ay iki Blogcu Anne takipçisi anneye yer vereceğiz. Her anneye daha önceden sizlerin önerdiği sorulardan derlediğim soruları soracak, onu tanımaya, ondan bir şeyler öğrenmeye çalışacağız.

Aşağıdaki söyleşide yönelttiğim soruların sonuncusu hariç hepsi size ait. Bu köşeyi duyurduğum yazıya gelen yorumlardaki soru önerilerinizi derledim, benzer soruları bir araya getirdim ve en çok ilgi çekeceğini düşündüklerimi yönelttim. Bundan sonraki söyleşiler de benzer şekilde olacak, ancak konuğun çalışıp çalışmama hali, yaşadığı şehir, ve gerek hamileliği, gerekse anneliği sırasında yaşadığı sıra dışı olaylara göre ufak tefek farklılıklar gösterebilecek.

Siz de bu köşeye konuk olmak isteyecek olursanız, aşağıdaki bilgilerle iletisim@blogcuanne.com adresine mail gönderin. Katılımcıları çekilişle belirleyeceğim.

  • Kaç yaşındasınız?
  • Kaç senelik evlisiniz?
  • Kaç yaşında anne oldunuz?
  • Kaç çocuğunuz var?
  • Nerede yaşıyorsunuz?
  • Çalışıyor musunuz? Evetse, çalışmaya hiç ara verdiniz mi?
  • Yaşadığınız şehirde aileniz var mı? Çocuğunuzu yetiştirirken kimden, nasıl destek alıyorsunuz; alıyor musunuz?

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in ilkine İzmir’de yaşayan iki çocuk annesi Pelin’le başlıyoruz.

Pelin, bize kendini anlatır mısın? Bir çocuğun olmadan önce, anneliğe doğmadan önce, kimdin sen?

35 yaşındayım. İzmir’de doğup, büyüdüm. Eşimle lise ikinci sınıftan beri beraberiz. Aynı liseyi ve aynı üniversitenin farklı bölümlerini bitirdik. İnşaat mühendisiyim. Okulu bitirdikten sonra özel bir şirkette çalışmaya başladım. 2003 yılında evlendim.

Evlendiğimiz sene iş hayatımda mutlu olmadığıma karar verdim ve yüksek lisansa başladım. 1,5 yıl kadar iş hayatı ve yüksek lisans bir arada yürüdü. Daha sonra okulda sınav yapıldı, kazandım ve araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım.

Ondan sonraki 4 yıl benim için oldukça sıkıntılı geçti. Yeni bir alanda çalışmaya başlamanın ve adaptasyon sürecinin sıkıntılarını sağlık sorunları takip etti. İki tane operasyon geçirdim. Doktor bir an önce bebek sahibi olmam gerektiğini, eğer ertelersem bebeğimin olmasının çok zor olduğunu söyledi. İlaçlar, iğneler kontroller ve “Artık bu son. Gücüm kalmadı, bir daha denemem” derken 3. tüp bebek tedavisinin sonunda büyük oğlum Ali Yağız doğdu. Ondan 21 ay sonra da küçük oğlum Efe. Şu anda büyük oğlum 3 yaşında küçük oğlum 15 aylık.

Şimdi kimsin?

 

Şimdi iki tane oğlu olan, işiyle ilgili yazı-çizi-hesap-kitap çalışmalarını ilerletmeye çalışan, eşini ve oğullarını çok ama çok seven bir anneyim.

Mutlu musun?

Evet mutluyum diyebilirim. Yani sorunlar yok mu ? Çoook.

Ama yine de sağlığımız yerinde olduktan ve bir arada olduktan sonra her şey bir şekilde yoluna girer diye düşünmeye çalışıyorum.

Çocuğuna olan sevgin nasıl başladı? İlk görüşte âşık oldun mu? Yoksa alışman mı gerekti?

Benimkisi ilk görüşte aşk gibi bir şey değildi. Tabii ki büyük bir sevgi duyuyorsun görür görmez. Çok minik ve çok masumlar. Ancak ne zamanki sana tepki vermeye başlıyor ilk ciddi elektriklenme de o sıralarda başlıyor. Az buçuk emeklemeye başladığında önünden arkandan gelip, seni takip etmeye başladığında da ateş iyice bacayı sarmış oluyor. Amaaa birde o minik ağzıyla anne benzeri kelimeler söyledi mi artık her şey için çok geç. 🙂

Çocuk olduktan sonra eşine bakışın değişti mi? Onun sana bakışı?

Özellikle ilk oğlum doğduktan sonra eşime karşı kızgınlık hissettiğimi hatırlıyorum. Çünkü benim hayatım inanılmaz büyük bir değişime uğramış ve bebekle birlikte çok zorlaşmıştı. Buna karşın, onun hayatında hiçbir değişikliğin olmadığını ve zorlukları paylaşmadığını düşünüyordum. Aslında bu hormonlar etkisiyle varılmış bir yargı olsa da kısmen doğru, yani ilk 3-4 ay annenin yoğunluğunu azaltmak oldukça zor. Kimse sizin yerinize bebişi emziremez ki. Tabii ki de yardımcı olunabilir ancak yükün % 80’i annede. İşte bu süreci iyi yönetebilmek ve sakin olabilmek birçok şeyi kolaylaştırıyor. Biz pek yönetemedik. Evliliğimizin 6. yılında bebek sahibi olmuş ve bu süre zarfında toplasan ciddi anlamda 5-6 kere tartışmış, genelde iyi anlaşan bir çifttik. Bebişlerle birlikte tartışmaların sayısı epey arttı, artık ses tonları daha fazla yükseliyor maalesef ki. İşin ilginci tartışma konularının çocuklarla hemen hemen hiç ilgisinin olmaması. Çocuklarla ilgili konularda eşim her önerimi/kararımı destekler. Aslında oldukça ilgili ve çocuk bakımında çok yardımcı bir eşim var. Tartışmalar daha çok rutin hayata dair. Sanırım iş yükümün artması beni tahammülsüz bir insan yaptı. Bir de bebekler benim hayatımla beraber karakterimi de biraz değiştirdi. Ancak eşimde böyle bir değişim yok, biraz da buna bozuluyorum sanırım. Ben de zaman zaman “eski ben” olmak istiyorum.

Çocuk olduktan sonra eşimin bana bakışının değişip değişmediğini tam olarak bilemiyorum ama; kilo fazlası olan, uykusuzluğa bağlı yorgun ifadeli, solgun suratlı bir kadın. Sanırım biraz çekiciliğimi kaybettim. Yakın aralıklı iki doğum ve sonrasındaki süreç beni biraz yıprattı. Bir de yaş faktörü var, artık çıtır değilim en nihayetinde. Ama kart da sayılmam. Kıtır diyelim en iyisi 🙂 Yalnız çok hoşuma giden bir durum var, o da zaman zaman özellikle çocuklarla sevgi yumağı olduğumuzda eşimin hayranlık dolu bakışları. İşte o zaman ekstra mutlu oluyorum.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?

 

Sürekli bir düzen kurma telaşım var. Uyku düzeni, yemek düzeni, dışarıda aktivite saati gibi. Tam bir düzen kurdum derken diş, iş seyahati, hastalık, hafta sonu tatili vs. vs. gibi sebeplerden düzenimiz bozuluveriyor. Rahat bir anne olabilmek isterdim, zaman zaman oğullarım olduğu yerde uyuyuversin, vakit uygun olduğunda yesin gibi ya da bu tarz gecikmeler olduğu zaman daha sakin ve rahat davranabilmeyi isterdim. Ama maalesef olamıyorum. Bu gibi durumlarda elim ayağım birbirine dolanıyor ve eşimle gerilebiliyoruz.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?

En çok cumartesilerimi özlüyorum. Rahat rahat gezip dolaşmayı, bir penye bluz için 5 tane mağaza gezebilmeyi, gece dışarı çıkabilmeyi. Bir de ben gece uykusuzluğuna antrenmanlıyımdır.  Yani gece uzun saatler uyanık kalabilirim. Ancak sabah uykusu yok mu! İşte onu çok özlüyorum, özelikle Pazar sabahlarını.

Bu aralar bir de evde yanlız geçirdiğim saatleri özlüyorum. Hiç kimse olmadan. Herkes iyi olsun, ama bir yerlerde olsun bende 1-2 saat evde tek başıma olayım istiyorum.

Çocuğunu sevmek Allah vergisi… Peki, anneliği seven annelerden misin?

Aslında ben pek bu tür konularda düşünmüyorum. Yani senin bu başlıkla yazdığın yazıları okuyorum ve birçok tespitini çok yerinde buluyorum (düzen oluşturma, belli alışkanlıklar kazandırma kaygısı gibi.) Ancak genel olarak galiba seviyorum ben anneliği.

Bir anne olarak kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar neler? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?

Bence en iyi yaptığım şey onların her şeyini anlamak. Yani sürekli onları gözlemlediğim, gün içinde yanlarında yokken bile saat saat ne yaptıklarını bildiğim için mi yoksa içgüdüsel birşey mi bilmiyorum. Şimdilik yani şu içinde bulunduğumuz zaman dilimi için dertlerini, sıkıntılarını, sevinçlerini bütün duygularını hissedebildiğimi düşünüyorum.  (Umarım bu durum uzun seneler devam eder.)

Neyi daha iyi yapmak isterdin?

Zamanımı daha iyi kullanabiliyor olmayı ve daha uzun sürede yorulmayı isterdim. Yani daha güçlü olabilmeyi. Bir de biraz daha rahat bir insan olmayı isterdim. Fazla gerginmişim gibi geliyor bazen.

Anneliğini icra ederken iç sesini mi dinliyorsun, yoksa dışarıdan gelen müdahalelere kulak asıyor musun? Akıl hocan var mı?

Çocuklarımı yetiştirirken internet, kitap, doktor tavsiyesi ve tecrübeli anneler hepsinden yararlanıyorum. Ancak son kararı verirken iç sesimi dinleyerek karar verdiğimi söyleyebilirim.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?

Pek yok aslında. Ben çocuğum olmadan önce çocuklarla ilgili pek “Asla”lı cümle kurmadım. Sıkıntılı zamanlar geçirdiğim için “Bebeğim bana gelsin, nasıl gelirse gelsin, yeter ki gelsin” düşünceleri ile bebeğimi bekledim. Çocuğum olduktan sonra bu iş böyle olmaz bir düzen kurmak, kural koymak gerekli gibi düşünceler oluştu bende.

Çalışmıyor olmayı tercih eder miydin?

Çalışmıyor olmayı tercih etmezdim. Bence çocuklu ya da çocuksuz ev hanımlığı inanılmaz zor. Hele hele çocukla birlikte ev hanımı olmak daha da zor. Eskiden pazartesilerden hiç haz etmezdim. Şimdi bayılıyorum. İşte dinleniyorum resmen.

Sen işteyken çocuklarına annenin baktığını söyledin. Peki onun, senin prensiplerini uygulamasını sağlayabiliyor musun? Aranızdaki ilişki olumlu ya da olumsuz etkileniyor mu?

 

Annemle çocukların düzeni ile ilgili olarak sürekli tartışıyoruz. İşin kötü tarafı benim keskin olduğum konularda o biraz daha tolaranslı olabiliyor. Ya da tam tersi. Örneğin ben oğullarıma yemek konusunda aşırı ısrarlı bir anne değilim. Hazırlar, yediririm. (Yavaş yavaş büyük oğluma kendi başına yemek yemeği öğretiyoruz.) Doyduklarını söylediklerinde ısrar etmem. Annem tam tersi. Bunun dışında annem uyku düzeni konusunda benden çok daha katı. Ne beni, ne de kardeşimi bir kere bile yatağına almamış. Ben hala büyük oğlumla birlikte yatıyorum!

Ancak yine de bana hiçbir zaman “Bütün gün onlara ben bakıyorum. Şu da şöyle olacak” demedi. Tartışıyoruz ancak ortak bir noktada buluşabiliyoruz çok şükür ki.  Yani annemin çocuklarıma bakmasından çok ama çok mutluyum.

Bir günün nasıl geçiyor?

 

Sabahları oğlanlar genelde 8 civarında kalkıyorlar. Alt açma, çiş yaptırma, üst değiştirme işlemleri ve kahvaltı hazırlıkları ile saat 8:30 oluyor ve yardımcımız geliyor. Yardımcımız küçük oğlanı yedirirken ben hazırlanıp kahvaltı ediyorum. Saat 9:15’te annem geliyor ve ben evden çıkıyorum. (Büyük oğlum biraz bana çekmiş sabah kalkar kalkmaz pek güzel yemiyor. O yüzden kahvaltısını 9:30 gibi anneannesinin yardımıyla yapıyor.) Ev ile iş yeri arası çok yakın değil ancak ulaşım şekli rahat 20 dakika içinde işyerinde olabiliyorum.  Normalde mesaimiz 5’te bitiyor ancak ikinci öğretim öğrencileri ve kendi araştırmalarım için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğum için 18:00-18:30 civarında işten çıkabiliyorum. Çalışma programına bağlı olarak daha da geç olabiliyor.

Eve gelince oğlanlarla oynayıp, annemle oğlanların günlük kritiğini yapıyoruz. Sonra annemin yardımcımızla ilgili şikayetlerini dinliyorum. (Bu konuda çok dertliyiz. Seneye büyük oğlumu anaokuluna başlatmayı düşünüyorum. Belki o zaman bir düzen değişikliği olabilir. Ancak şu aralar başka bir alternatif yok. Annemin ikisine birden yetişmesi mümkün değil.) Sonra sırayla babam ve eşim geliyor. 19:00-19:30 gibi oğlanlardan birisini ben, birisini annem ya da eşim yediriyor. Biz de yemek yedikten sonra 21:00 civarında annem gidiyor.  22:00’ye kadar tekrar oğlanlarla oyun biraz televizyon derken çocuklar 22:30 civarında uyuyor. Aslında küçüğü daha erken uyutmak istiyorum ama evimiz çok küçük ve büyük oğlan küçüğü uyandırıyor. Bu yüzden ikisini aynı anda uykuya geçirmek zorunda kalıyoruz. Büyük oğlum gece uykusu için eğer ben varsam, anneanesi de dahil olmak üzere kimseyi kabul etmiyor. O yüzden ben büyüğü uyuturken eşim küçük oğlanı uyutuyor.  Onlar uyuduktan sonra kıyafetlerini topla, süt biberonlarını kaldır falan derken 23:00 civarında oturabiliyorum. Biraz televizyon seyrediyorum ya da bazen bilgisayarda yapmam gereken birşeyler oluyor, onlarla uğraşıyorum ve 24:00-24:30 gibi yatıyorum.

En son ne zaman kuaföre gittin? Sinemaya? Kocanla baş başa yemeğe?

En son kuaföre 24 Ocak’ta gittim. Küçük oğluşumun 1. yaş günü için küçük bir kutlama yapmıştık, o vesileyle gittim. (Yuh bana, ne kadar çok zaman geçmiş!)

Kocamla baş başa en son 1 Mayıs’ta bir şeyler yaptık. Resmi tatil olduğu için ikimiz de evdeydik. Yardımcı da geldi. Öğlen annem geldi, sağ olsun yardımcımızla birlikte kuzulara baktı. Sinemaya gidecektik ancak güzel film bulamayınca biz de çok sevdiğimiz arkadaşlarımıza bebek tebriği ziyaretine gittik.

İkinci çocuğa nasıl karar verdin?

İkinci çocuk benim için tamamen sürpriz ve büyük bir şok oldu. Doktorumun bana ilk doğumumdan sonra söylediklerini aynen yazıyorum. “Pelin Hanım biz tıpta imkansız lafını sevmeyiz, ancak sizin doğal yollarla hamile kalmanız çok çok zor. Rahat olun!” Ben de rahat oldum. Sonuçta en son büyük oğlumun birinci yaş gününde adet gördüm ve büyük oğlumu doğurduktan 21 ay sonra küçük oğlumu dünyaya getirdim.

Herkes ikinci çocuk daha kolay diyor. Senin zorlandığın şeyler oldu mu?

İkinci çocuk daha kolay oluyor sözü benim durumum için doğru. Ancak annenin tecrübesi ile birlikte bebeğin yapısı da çok önemli. Benim ikinci oğlum (maşallah diyeyim) sakin bir bebek, uykusu yemesi ilk oğluma göre çok daha kolay. Bu yüzden ben ikinci oğlumun ilk zamanlarında büyük oğlum kadar zorlanmadım. Ama küçük oğlum büyüdükçe hayat daha zor bir hal almaya başladı; kıskançlıklar, oyuncak kavgaları başladı. Bir de yardımcı konusunda zorlandım. İki çocuk ve bir anneanneli eve tecrübeli hiçbir yardımcı, iş yükünü tahmin ettiği için gelmek istemiyor. Gelenle de ehhh, idare etmeye çalışıyoruz.

Nasıl bir anne isterdin kendine? Ve nasıl bir anne oldun sence kendininkilere?

 

Sanırım kendime “kendi annem gibi bir anne” isterdim. Anlaşamadığımız bir sürü şey var. Birçok konuda çok farklı düşünüyor ve davranıyoruz. Ancak fark ettim ki zaman geçtikçe annemi daha iyi anlıyor ve daha çok benziyorum. (Maalesef çok eleştirdiğim durumlarda bile!)

Ben annem yanımda olmasa iki oğluma bu kadar iyi bakamazdım (Bu kadar iyi demekle yanlış anlaşılmak istemem, rahat ya da planladığım şekilde demek belki daha doğru olur.) Ve itiraf etmem gerekirse ben herhalde iki oğlumun çocuklarına, onun benim çocuklarıma baktığı fedakarlıkla bakamam. Üç yıldır bütün hayatını bize göre programlıyor. Bütün özel işlerini ve ev işlerini bizden fırsat bulduğu Cumartesi ya da Pazar günleri hallediyor. Her gün ben çıkmadan gelip, çocuklar akşam yemeklerini yedikten sonra gidiyor. Ne diyebilirim, nasıl teşekkür edebilirim bilemiyorum. Bu konuda inanılmaz güzel bir yazın vardı sevgili Elif, başlığı sanırım, “Annelere teşekkür edilebilir mi?” gibi bir şeydi. Her ne kadar zaman zaman sünger olamasalar da 🙂

Nasıl bir anne oldum benimkilere? Çok zor soru. Anlayışlı bir anne olabilmeyi umuyorum. Yanımda olduklarında huzur ve mutluluk duyuyor olmalarını diliyorum.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?

Bu soruya şöyle cevap vermek istiyorum; Çocuklar ile ilgili paylaşımlarda bulunmaktan çok mutlu olan, ona kendisini ve çocuklarını anlatma fırsatı veren sayın Elif Doğan’a müteşekkir olan kişiye Pelin ANNE denir.

***

Sorulara yanıtlarını “Herkese Sevgiler” diyerek bitirmiş Pelin. Ben de buradan kendisine teşekkür ediyor, bu köşeye konuk olmak isteyenlerin maillerini bekliyorum.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

16 yorum

  1. Nihat'ın Annesi

    ne güze bi bölüm bu böyle elif…. yaklaşık 30 aydır senin takipçin ve bence izmirdeki arkadaşınım. bu muhteşem bir köşe oldu… senin arkadaşın olan bizlerin nasıl insanlar olduklarına neler yaptıklarına dair fikirler veriyor… herkezin ellerine sağlık…

  2. Çok güzel bir bölüm.. :))
    Seve seve okudum.. Birimiz hepimiz, hepimiz biriz… 🙂

  3. Gerçekten de kahve yarenliği tadında bir sohbet olmuş…Samimi,doğal,bizden cümleler…Okurken çok zevk aldım.tebessüm ettim.Yüreğinize sağlık…

  4. Elifcim her zamanki gibi süper bir fikir olmuş..
    İşyerimde 10 kahveme eşlik edeceksiniz.
    sevgiler

  5. Ben de cok keyifle okudum Pelin Hanim’in samimi soylesisini..
    Devamini merakla bekliyorum..

  6. Merhaba,ben Müjde. bu bölüm gerçekten çok güzel olmuş! sanırım Pelin’i 20 senedir tanıyorum. ve evet olduğu gibi, tüm samimiyetiyle anlatmış herşeyi. arkadaş toplantılarımızda bizlere bahsettiği endişelerini buradan da paylaşmış. özellikle Ali Yağız’ın 2 yaş krizlerini çok iyi yönetebildiğini ve onu çabucak sakinleştirebildiğini düşünüyorum. Pelin’in 2.hamileliği (sürpriz hamileliği desek daha doğru-)birçok anne adayı için örnek olacaktır bence. Ve evet Pelincim sen iyi bir annesin 🙂
    Ali Yağız’ı,Efe’yi ve canım arkadaşım Pelin’i çok öpüyorum ve blog arkadaşım Yemek Atlası-Gökçe’nin maceralarını okumak üzere buradan ayrılıyorum 😉
    herkese sevgiler
    Müjde

  7. Keyifli bir sohbet olmuş.

  8. Çok güzel bir bölüm olmuş Elif. Hatta ben sütlü neskafemi yudumlayarak okudum bu uzun ve hiç sıkıcı olmayan söyleşiyi.

  9. merhaba Elif,
    hemen mailimi attım sana, ben de bu keyifli sohbete katılmak isterim. Bir şey sormak istiyorum, Pelin anne’nin bir blogu yok mu ben mi göremedim yazının içinde?

    sevgiler,

    • Benim bildiğim kadarıyla yok. Daha doğrusu kendisi öyle bir şeyden bahsetmedi.

      Mailini aldım. 😉

  10. Batu'nun annesi

    Güzel bir sohbet olmuş emeği geçenlere teşekkürler…

  11. Merhaba, bu bölüm harika bir fikir. Çok güzel olmuş. Biraz daha görsel ile daha da çekici olabilir. Teşekkürler, sevgiler.

  12. çok harika bir fikir yaratmışsınız elif hanım pelin hanım da çok güzel anlatmış kendini sıkılmadan keyifle okudum ve mailimi attım teşekkürler sevgiyle kalın

  13. Cok guzel bir bolum olmus. Pelin anne de cok tatliymis, sevgiler 🙂

  14. Bence de çok güzel olmuş bu bölüm, zevkle okunuyor Elif.
    Bizden de Pelin Anneye ve sana sevgiler 🙂

  15. Ellerine yüreğine sağlık