6 Yorum

İçimdeki Sese Uymayan Hiçbir Şeyi Yapmam

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in ikincisinde İstanbul’dan Özden’le sohbet ettik.

Aynı şehirde –ve nispeten yakın- yaşıyor olmamızın avantajını da kullanarak söyleşinin bir kısmını yüz yüze gerçekleştirdik. Geçtiğimiz Cumartesi sabah Kanyon’da buluşup birlikte bir kahve içtik. (Daha doğrusu o kahve içti, ben portakal suyu içtim)

Her ne kadar sohbetimiz dış mihraklar (biz söyleşirken çocuklara bakmakta olan babalar) tarafından bölündüyse de hızımızı alamadık. Le Pain’in kötü servisi bile tadımızı kaçıramadı ve biz konuştukça konuştuk.

15 yıllık bankacı olan Özden İstanbul’a İzmir’den kalkıp gelmiş. Gerek İzmirli, gerekse Yay burcu olmanın etkisiyle gezmeyi, tozmayı sevdiğini söyleyen Özden yine İstanbul’da yaşan bir İzmirli olan kocası Ali’yle tanışmış. “Ruh eşini” bulduktan sonra da anne olmaya karar vermiş. 14 Haziran’da iki yaşına girecek olan oğulları Tibet’le birlikte İstanbul’da mutlu mesut bir hayat yaşıyorlar.

***

Bize kendini anlatır mısın? Bir çocuğun olmadan önce, anneliğe doğmadan önce, kimdin sen?
İzmirliyim. ODTÜ’lüyüm.  Tüm İzmirliler gibi gezmeyi, sosyalleşmeyi, yemeyi içmeyi, yaşamayı severim. Arkadaşım eşim dostum olmadan, gelenim gidenim olmadan yaşayamam. Bu yüzden çocuklu bir hayata geçmeme rağmen şehir dışında yaşamayı göze alamadım hiç.

Çocuklu hayata geçmenin Milattan Önce (M.Ö) ve Milattan Sonra (M.S.) kadar farklı olduğunu biliyordum daha anne olmadan önce. Benim çocuktan önce hayatım da şimdiki hayatımdan baya farklıydı. Teraslı boğaz manzaralı bir çatı katında ‘bankacı’ olmama rağmen epey bohem diyebileceğim bir hayatım vardı.  Çok güzel yaşadım, gezdim, tozdum. Artık gece hayatından, film festivallerinden, konserlerden daha uzak bir hayatım var ama ben M.S.’ya geçmeyi bilerek ve isteyerek yaptım. Benim tercihim olmadı ama hayat beni geç yaşta anne yaptı. 37 yaşında anne oldum. Benim tercihim olmamasına rağmen bu durumdan şikayetçi olmadım hatta bu durumdan memnunum. Zihinsel ve manevi olarak çok hazırdım yeni hayatıma geçmeye.

Şimdi kimsin?
Şimdi bir anneyim. Hala bankacılık yapıyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi yaşamasam da hala gezmeyi, seyahat etmeyi, sosyalleşmeyi seviyorum. Biraz Tibet bize ayak uyduruyor, biraz biz ona.

Biz çok evcimen bir çift değiliz. Hafta sonları bisiklete atlayıp geziyoruz mesela, Tibet de bizimle takılıyor. Çocukların rutini sevdiğine ve ihtiyaçları olduğuna inanıyorum. Ama rutinlerin biraz da bozulmak için olduğunu düşünüyorum. Gün geliyor bugün de “Tibet pusetinde uyuyuversin” deyip kendimizi dışarı atıyoruz.

Anne ve babanın mutlu olması da çocukların mutlu olması kadar önemli değil mi?

Mutlu musun?
Mutluyum.

Çocuğuna olan sevgin nasıl başladı? İlk görüşte âşık oldun mu? Yoksa alışman mı gerekti?
İlk görüşte çok derinden başlayan (sanırım daha içgüdüsel) bir sevgi başladı. Tibet’le ilk karşılaşmamız çok enteresandı. Ben sezaryenle doğum yaptım. Doğum anına kadar çok sakindim, ancak ameliyathaneye girince çok heyecanlandım. Dolayısıyla bana biraz sakinleştirici vermek zorunda kaldılar, kollarımı sabitlediler. Eşim de benimle birlikte girdi doğuma. Tibet doğar doğmaz sesini duydum ancak hemşireler sarıp sarmalayana kadar göremedim. Yanıma getirdiklerinde benim kollarım hala bağlıydı, ama Tibet sesimi duyar duymaz dikkat kesildi, ağlamayı kesti. Benim kollarım hala sabit olduğundan ona uzanamadım, ama sanki o beni hissetmek istermiş gibi sarılı olduğu battaniyesinin arasından kollarını çıkarıp benim burnumu tuttu. Çok değişik bir andı.

Ama aşk kesinlikle çok sonra geldi. Sanırım 5 aydan sonra yavaş yavaş o iletişim kurmaya ben de daha rahat bir nefes alıp anne olduğumu anlamaya başladıktan sonra aşk da geldi. Ama öyle bir geldi ki hala her gün ama her gün büyüyor. Bazen ürkütüyor beni bu sürekli büyüyen aşk.

Çocuk olduktan sonra eşine bakışın değişti mi? Onun sana bakışı?
Ona bakışım değişmedi, sanırım onun bana bakışı da. Ama ilişkimiz tabii ki değişti. Daha once sevgiliydik şimdi daha karı kocayız sanki. Hala çok seviyoruz birbirimizi tabii ama ilişkimizi de eskisi gibi yaşamıyoruz.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?
Sürekli daha iyi olabilir miyim diye kendini sorgulamak, sürekli vicdan muhasebesi yapmak beni en zorlayan tarafı. Bir de ilk 3 ay çok çok zordu benim için.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?
İş çıkışı hiç bir şey düşünmeden hadi iki tek atalım demeyi, hafta sonu evde ayaklarımı uzatım rahatça gazetemi okumayı.

Çocuğunu sevmek Allah vergisi… Peki, anneliği seven annelerden misin?
Kesinlikle evet.

Bir anne olarak kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar neler? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?
Herhangi bir konuda gerçekten iyiyim diyemeyeceğim. Kendimce elimden gelin yapmaya çalışıyorum. Ama gerçekten iyi olmaya çalıştığım konu şu: her zaman onun gerçekten ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlamaya çalışmak. Senin şu lafını çok seviyorum: “Mükemmel anne yoktur, mükemmel olmaya çalışmaktan yorulan anne vardır.”

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Buna da çok özel bir cevabım yok ama kesinlikle çalışmamayı ve ona daha çok zaman ayırmayı isterdim. Ona yeteri kadar zaman ayıramamak en büyük uhdemdir.

Anneliğini icra ederken iç sesini mi dinliyorsun, yoksa dışarıdan gelen müdahalelere kulak asıyor musun? Akıl hocan var mı?
Kitaplar, internet, web siteleri sürekli bir okuma ve araştırma halindeyim. Arkadaşlarımdan çocuğu olanlarla da sürekli konuşuyoruz birbirimize akıl veriyoruz. Ancak kesinlikle kim ne derse desin ne okursam okuyayım içime sinmeyen içimdeki sese uymayan hiç bir şeyi yapmam.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Bilmem yok galiba, ya da şimdi aklıma gelmedi.

Çalışmıyor olmayı tercih eder miydin?
Evet kesinlikle. Ama çalışmıyor olsaydım belki de kesinlikle çalışıyor olmayı istiyorum derdim.

Bankacı olduğunu söyledin. Zor bir sektör. Doğumdan sonra, izinle ilgili sorun yaşadın mı?
Hayır, yaşamadım. Şanslıydım,  iş yerim süt iznimi bütün olarak kullanmama izin verdi. Bayramlar, ücretsiz izin falan derken denk gelince 5 buçuk ay kadar izin kullanabildim. İşe dönmeden birkaç ay önce bir bakıcı buldum ama çok anlaşamadık. Tam işe başlama sırasında şu andaki bakıcımız başladı. O dönem babaannemiz bizimle kaldı ve geçiş döneminde bize destek oldu. Şimdi Tibet bakıcımızı seviyor, ben de seviyorum, herkes birbirini seviyor. Tam bir sevgi çemberiyiz, maaşallah!

Bir günün nasıl geçiyor?
Sabah 7 civarı uyanıyorum. Tibet de genelde 7.15 -7.30 gibi kalkar. 8.30 gibi evden çıkıyorum bu saate kadar iş için hazırlanıyorum, Tibet’e ve bize kahvaltı hazırlıyorum. Genelde Tibet’in kahvaltısının yarısını ben yarısını bakıcımız yediriyor çünkü ancak yetişiyor. Akşam eve dönüşüm 7 ile 8 arası oluyor. Eve geldiğimde yemek falan hazır olduğu için 9.30’da Tibet yatana kadar ona zaman ayırmaya çalışıyorum. Bazen evde koşturmaca oynuyoruz, bazen puzzle yapıyoruz falan. Gündüz televizyon izlemesi yasak. Bizimle beraber yatmadan Miki’nin Kulüp evini ya da Pepe’yi izliyor 🙂

Ailenden destek alabiliyor musun?
Annem ve kızkardeşim İzmir’de yaşıyorlar. Annem gelip uzun süre kalabiliyor. Kızkardeşim de zaman zaman gelebiliyor. Babaannemiz de destek olabiliyordu, ancak şu aralar kayınpederim rahatsızlandığı için artık onu pek bırakamıyor.

En son ne zaman kuaföre gittin? Sinemaya? Kocanla baş başa yemeğe?
En son kuaföre 1 hafta önce gittim. Ama şu kadarını söyleyebilirim Tibet’ten önce 15 günde bir düzenli manikür pedikür yaptırırdım artık böyle bir düzenim kalmadı. Bazen 3 bazen 4 hafta olabiliyor. Sinemaya gerçekten çok oldu sanırım 5-6 ay önceydi, annem buradayken gitmiştik. Kocamla baş başa yemeğe en son Aralık ayında gittik.

İkinci çocuğu düşünüyor musun?
Evet.

Nasıl bir anne isterdin kendine? Ve nasıl bir anne oldun sence kendininkine?
Bence herkes kendisininki gibi bir anne ister kendine. Benim annem de mükemmel değil evet ama ben yine dünyaya gelsem yine onu seçerdim anne olarak (ben bebeklerin kendi anne ve babalarını seçtiklerine inanıyorum)

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Annelik bedeninin, kalbinin ve aklının bir parçasının daima onun için var olmasıdır.

Son bir şey: Aslında çevremdekiler beni biraz köşeli bir tip olarak tanımlar yani çok da öyle halim selim biri değilimdir. Dominant bir anne olmam beklenir belki ama sanırım Tibet’le benim geleceğimiz aşağıdaki gibi olacak:

***

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

6 yorum

  1. Üç kardeşe çok güldümmm. Kalemine sağlık Elif, anneliğine sağlık Özden…

  2. Çok güzel bir söyleşi olmuş.Tebrik ederim..

    http://www.zuhalvarol.com

  3. Yine çok güzel bir söyleşi olmuş ve yine çok güzel kalpli bir anne bulmuşsun Elif. İnşallah birgün bende gebelik günlüğümü yada çocuklarımla ilgili yazılarımı paylaşırım. Bir ay sonra artık bende anne olmaya hazırım :)))

  4. şuraya takıldım: “Hayır, yaşamadım. Şanslıydım, iş yerim süt iznimi bütün olarak kullanmama izin verdi. Bayramlar, ücretsiz izin falan derken denk gelince 5 buçuk ay kadar izin kullanabildim.”

    hala 5 buçuk ay izin kullanıp kendimizi şanslı sayıyoruz, buna çok üzülüyorum. hakkımız ücretsiz 6 ay+4 ay. bunların üstüne bayramlar yıllık izinler olsaydı işte o zaman çok şanslı görürdüm ben.

    bu arada Tibet ismini çok sevdim 🙂

  5. daha çok fotografla da renklendirseniz köşeyi olmaz mı??

  6. bencede daha çok fotoğraf olsa daha güzel olur sankii