41 Yorum

Yandı gülüm keten sezaryen

Son 10 günden beri ülkenin gündemi sürekli bir sezaryen-kürtaj -ve ne yazık ki- tecavüz sözcükleriyle işgal altında.

İşgal altında, çünkü bu konuda herkes ama herkes -ve maalesef ki en çok da devletin ileri gelenleri- bir şeyler söylüyor.

Söyledikleri “bir şey”le kısıtlı kalsa yine iyi. Herhalde uzun zamandır, çok uzun zamandır bu ülkede kadınlık onuru bu kadar ayaklar altına alınmamış, mahrem konular bu kadar ayyuka çıkarılmamış, kadını ve sadece kadını ilgilendiren meseleler bu kadar uluorta didiklenmemişti.

Neler oldu, bir bakalım:

Her şey Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “Sezeryane karşıyım. Kürtaj cinayettir” demesiyle başladı.

Eğer başbakanın “Sezaryene karşıyım” cümlesinin ardından “Kürtaj cinayettir” gelmeseydi, bu cümlenin alkışlanacak çok yönü vardı. (Elbette ki Erdoğan’ın tıbbi bir gereksinim olmadan yapılan planlı/keyfi sezaryenlerden bahsettiğini düşünüyoruz. Yoksa aklı başında hiçbir insan, hele de bir devlet adamı kalkıp da “Bütün kadınlar zorla normal doğum yapacak” diyecek değil.)

Şurası kesin ki Başbakan sezaryen ve kürtaj konularını aynı kefeye koyarak sezaryene büyük haksızlık yaptı. Sezaryen gibi uzun zamandır gözardı edilen, Türkiye’nin “dünya şampiyonu” olduğu, birçok insanın gelişmişlik emaresi olarak gördüğü ancak aslında bunun tam tersi olduğu bir alana bir numaralı devlet adamının el atması sevindirici bir şey olacaktı. Ancak maalesef Erdoğan bunu kürtaj meselesiyle bağdaştırarak sezaryenin ikinci plana atılmasına sebep oldu.

Gönül isterdi ki Başbakan sezaryenle kürtajı ilintilendirmeseydi. Sezaryene karşı olmasının sebebi “sezaryenle en fazla iki çocuk OLMASI” değil de, “sezaryenin bir doğum şekli değil, bir operasyon olması” olsaydı. Keşke Başbakan Erdoğan

Türkiye’nin sezaryende dünya şampiyonu olması bu ülkenin ayıbıdır. Gelişmiş ülkelerde sezaryenle doğum ancak ve ancak tıbbi bir gereksinim olduğunda yapılmaktadır. Biz de ülkemizde bu yönde çalışmalar başlatacağız. Ebelik sistemini destekleyecek, ebeliğin yıkılan itibarını yeniden yükselteceğiz. Devlet hastanelerindeki koşulları iyileştirecek, doktorlarımızın üzerindeki yükü alarak doğumu asıl muhatabına, ebeye geri vereceğiz. Kadınlarımızın doğumdan korkmamalarını sağlayacak, ücretsiz doğuma hazırlık derslerine erişebilmelerine imkan tanıyacağız. Normal doğumlardaki müdahaleleri de azaltacak, kadınların hastaneye gelir gelmez epirudal, suni sancı ve doğumun ilerleyen safhalarında rutin epizyotomi gibi müdahalelere -tıbbi zorunluluk olmadıkça- maruz kalmalarına izin vermeyeceğiz.

deseydi.

Ama demedi.

Ne dedi?

Sezaryen bu milletin nüfusunu engelleme operasyonundan başka bir şey değil. Niye iki çocuktan fazla olmasın. Sezaryenle olursa ikiden fazla olmaz.

dedi. Sanki KADIN bir kuluçka makinesiymiş gibi.

Ardından “Kürtaj bir cinayettir” dedi.

Başbakan’ın “Kürtaj bir cinayettir” açıklamasından sonra Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Annenin başına kötü bir şey gelirse gerekirse o çocuğa devlet bakar” dedi.

Hemen ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün “Bosna’da kadınlar tecavüze uğradılar ama doğurdular” diyerek tecavüzü daha da normalleştirdi.

Bundan birkaç gün sonra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor? Anası kendini öldürsün” buyurdu.

Son olarak bu sabah, 1983’teki kürtaj yasasının düzenleyicilerinden bir Emekli General “Kürtaj yasaklanırsa fuhuş artar, bekaretin azizliği eksilir” dedi.

Bu arada, dün düzenlenen ve benim de annem, halam, kuzenim, bir sürü arkadaşımla birlikte 3 bin kadına katılıp “Benim kararım!” diye haykırdığımız Kadıköy’deki eylem öncesinde, düne kadar kim olduğunu bilmediğim Reşat Çalışlar adında bir zat, Kadıköy’e gidecek kadınlar için “Türkiye’deki kaşarların %10’u buzdolabında, %90’ı ise Kadıköy’de” gibi bir ifade kullandı.

Bu satırları okurken sizler ne hissettiniz bilmem ama, yazarken benim midem bulandı. Tıpkı son 10 gündür olduğu gibi.

Kürtajın tartışılmasına bir şey demiyorum. Kürtaj her memlekette oldukça tartışılan, siyasete de sürekli malzeme edilen bir konu. Ancak kürtaja karşı olmak başka şey, kürtajı yasaklamak başka şey.

Çok yazıldı, çok çizildi. Kürtaj yasaklanacak olursa, ya da “4 haftaya indirilecek” olursa bu işin merdiven altına kaçacağı, birçok kadının istenmeyen gebelikleri sonlandırmak için başının çaresine bakmaya kalkacağı, kadın ölümlerinin artacağı yazıldı. Benim bunlara ekleyecek bir şeyim yok.

Kürtaj, hiç kolay bir olay değil. Bu kararı vermek de, bu süreçten geçmek de, sonrasında verdiğin kararla yaşamak da kolay değil. Aklı başında hiçbir kadının kürtajı bir doğum kontrol yöntemi olarak görmesi de mümkün değil. Kürtaja bir doğum kontrol yöntemi olarak yaklaşmanın çözümü ise yasaklamak değil: Eğitim. Doğum kontrol yöntemlerinin anlatılması, uygulanması, daha erişilebilir kılınması. Ben çocukları sağlık ocağına götürdüğümde çıkarken aile hekimimiz elime prezervatif tutuşturdu mesela, bu bir çözüm.

Kürtaja karşı olmak ve kürtajı yasaklamaya çalışmak farklı şeyler. Kürtaja karşı olmak bir inanış, bir düşünce biçimi. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. “Kürtaja karşıyım” diyen bir insana “karşı olma” diyemezsin, ona katılırsın ya da katılmazsın.

Ancak “kürtajı yasaklamak” bir dayatma. Ve ben bu dayatmaya karşıyım.

Dünkü yürüyüşün ana teması “Benim bedenim, benim kararım”dı. Kürtaja karşı olanlar “Senin bedenin tamam, peki ya senin içindeki canlının bedeni?” diye soranlar var. Bu düşünceye saygı duyuyorum. Burada bunu tartışmaya açmıyorum, çünkü sonu gelmez.

Bunların hepsi konuşulabilir, konuşulmalı. Kürtaj oranları arttıysa bunları düşürmek için neler yapılması gerektiği tartışılmalı. Sezaryen oranlarının yüksekliği dikkat çekici boyuta geldiyse (ki Başbakan da, Sağlık Bakanı da öyle olduğunu görüyor, söylüyor, ne güzel) bunu düşürmek için çalışmalar yapılmalı.

Bir devletin başbakanı, Sağlık Bakanı, diğer devlet yetkilileri, inanışları gereği kürtaja karşı olabilirler. Kürtajın cinayet olduğunu da düşünebilirler. Ancak olayı çığrından çıkarıp belden aşağı konuşmalar yapmak, “tecavüz” kavramını adeta normalleştirmeye çalışırcasına ağzından düşürmemek, ülkenin gündemini kadının bacak arasıyla işgal etmek bırak devlet adamını, hiçbir erkeğe, hiçbir insana yakışmıyor.

Utanç içindeyim. Kendi adıma değil, kadınlık onurunu ayaklar altına alanlar adına. Böyle seviyesiz konuşmalar, böyle belden aşağı hitaplar, böyle vicdansız düşünceler beni utanması gerekenler adına utandırıyor.

Ve bunca tartışmada olan sezaryene oldu. Tam “Başbakan planlı sezaryene karşı durdu” diyecekken ardından gelen bu laflar, tartışılması gereken çok önemli bir konuyu da kenara itti.

Yazık oldu.

41 yorum

  1. Bu olanlar gerçekten üzücü, kadın her zaman ikinci planda, küfürlerinde bile ana kelimesinin geçtiği bir toplumda bu olanlara hala şaşırabiliyoruz çünkü insanız kadınız. Bu tür ayıplar çehre değiştirerek hep geçiyor hayatımızdan; cinsiyet ayrımcılığı, kadını bir meta görmek.. hep şekil değiştiriyor ve devam ediyor, bu nasıl durdurulur ne yapılır gerçekten artık umutsuzluğa düşünüyorum bu ülkede, ve her geçen gün bu ülkde yaşamayı daha çok isteMİYORUM.

  2. Ve bir de bunca tepkiyi sırf “başbakanı ve hükümeti sevmediğiniz için ne yapsalar yuhalıyorsunuz” diye yorumlayan hemcinslerimiz var ki, yukarıdaki lafları eden erkeklerden çok onlardan utanıyorum ben. Face deki annelik /kadın gruplarında paylaştığımızda ise sanki kadınsal bir konudan değil de uzaydan filan bahsediyormuşuz gibi, siyaset propagandası yapmakla suçlanıyoruz. Hiç mi empati yapmıyorsunuz? Kadınlık gururunuz hiç mi rencide olmuyo? Bu, siyasetler ve politika üstü bir konudur göremiyor musunuz diyorum sadece… Asıl siz önceliklerini saptırıyorsunuz diye düşünmekteyim. ÖNCE VATANDAŞ/SEÇMEN DEĞİLSİNİZ, ÖNCE KADIN/İNSANSINIZ…

  3. Keske yazilarini puanlayabilseydik, ben bu yazina 5 ustunden 10 veriridim. Kalemine saglik. Fiziksel olarak dun Kadiköy’de olamasam da kalben ve fikren oradaydim. Ne yazik ki sunu da biliyorum ki 3,000 kisi degil 30,000 kisi de olsaydi hukmedenlerin ben yaptim oldu mantigi degismeyecek, bana oy verenler boyle istiyor diyerek yasayi istedikleri sekilde gecirecekler. Egitim sistemini ters yüz ederken de böyle yaptilar. Bundan sonraki adimda zina yine suc olacak, hatta is imam nikahini mesru kilmaya kadar ileri gidebilir, yasalari dinle uyumlu hale getirmeye calisacaklar. Yavas yavas ama emin adimlarla bizi tekrar karanlik bir doneme sokacaklar. Cogulcu demokrasiyi oylesine yanlis anliyorlar, oyle yanlis uyguluyorlar ki! Ya da islerine oyle geliyor. Tum bu karamsar tabloya ragmen simdi susma degil, eylem yapma zamani, cagdas, modern Turk kadini olarak sahip oldugumuz haklari sonuna kadar müdafa etme zamani.

  4. Ben de utanç içindeyim ve ben de Şebnem gibi bu ülkede, kendi özvatınımda, doğup büyüdüğ topraklarda her gün daha mutsuz yaşıyorum. Geceleri uyku uyuyamıyorum bu yüzden. Birileri bize şunu diyor : BENİM GİBİ DÜŞÜNMÜYORMUSUN? ELLER YUKARI KANUN YOLU İLE BENİM GİBİ DÜŞÜNMEK ZORUNDASIN. SÖZ KONUSU SENİN BEDENİN OLSA BİLE…

    • Evet Özden maalsef bu konuda hemfikiriz, her geçen gün kendimi daha da güvensiz hissediyorum bu ülkede, giderek kadınlığımız köreltiliyor sanki, bilmem fark ettiniz mi artık çok daha az dişi giyiniyor kadınlar, dikkat ettiniz mi özellikle yeni nesilde ne kadar az etek giyinen genç kızlar var eskiden böyle değildi, yavaş yavaş “fark ettirmeden” birşeylerin içine giriyoruz gibi.

      • başbakanın söylem tarzını kesinlikle kınıyorum… hiçbir dayatma ve zorlama çözüm değildir… blogcu annenin dediği gibi farklı çözümler sunsalar mesala ebelik sistemi gibi… ama yorumlarda görüyorum ki başbakananın yaptıklarını bir intikam gibi görenlerde içlerinde aynı intikamı ve hırsı taşıyorlar… bende çok üzülüyorum her gelen iktidar kendi görüşü için milleti baskı altına alıyor…. bu durum yıllardır hiç değişmedi sanırım değişmiyecekte… ve kusura bakmayın şebnem hanım ama dışarda bir okadar kapalı varsa bir okadarda açık insan ve mini etek şort giyen insan var….

  5. Çok güzel yazmışsın… Toplumun refahı ve iyiliği için icraatlar yapmak yerine kendi ideolojilerimizi herkese elimizdeki gücü kullanarak, zorla kabul ettirmek peşine düştüğümüzde maalesef ki genel anlamda desteklenecek konular bile gümbürtüye gidiyor… Dedim olacak, yaptım oldu, ben en iyisini bilirim, kimsenin ne düşündüğü umrumuzda değil… Yazık gerçekten çok yazık… Olan elinde gücü olmayana oluyor…

  6. her şey bir yana gğndemi fıstık gibi değiştirdiler. bu hileye her seferinde kanıyoruz.

  7. Ulkemizde sosyolojik olarak cok kotu degisimler yasaniyor. Ulke bir gecede Iran ya da Suudi Arabistan olmayacak, belki Dubai gibi kadinlar suslenip, makyaj yapip, araba kullanabilcekler ama secme, secilme hakki (ki burda meclise mebus olmaktan bahsetmiyorum.) kendi secimine, inancina, dogrusuna, ahlakina, “kafasina gore yasama hakki elinden aliniyor”.

    Dini kurallarin ve inanislarin siyasi cikarlarin dogrultusunda bu kadar sömuruldugu, cignendigi bir dönem olmamistir. Yaziklar olsun! Bu arada yuksek politika gundeminde neler oldu dersek, ASELSAN -3 ay once kanli bicakli oldugumuz, Israil’e, gencecik cocuklarin olmesine sebep olunan Mavi Marmara baskinini yapan ulkeye satildi. ODTU Elektronik, Bilgisayar mezunlari ya Amerika’ya giderlerdi ya da ASELSAN’a. bu kadar kalifiye bir askeri ve sivil sanayimiz satildi. Yani nasil bir beyin kaybi yasaniyor anlasilmis degil.

    4+4+4 ile Dindar genc nesil yetistireceklerdi, galiba bu yeni sistemle dindar kadin yetistirecekler.

    Sanki kadinlar daha once “inanciz, dini inanislari olmayan, merhametsiz, cocuk sevgisinden, icindeki canindan öte cani sevmekten mahrum yaratiklarmis gibi” inancli dindar kadin mi yetistirme modeli oluyor bu acaba….Ve ne basbakanin esi, ne first lady bu konuda bir yorum, aciklama dahi yapmiyorlar. Devlet once tinerci cocuklarina, sokak cocuklarina, okula gonderilmeyen kizlara, cocuk gelinlere sahip ciksin…

    Ve bu yapilanlar kendi secimimize gore yasama hakkinin elimizden alinmasinin daha bir baslangici…Daha neler olcak…

    • İçinizi rahatlatmak adına yazmak istedim. ASELSAN çalışanıyım (konu olarak da birebir benim bölümümü ilgilendiriyor, olsa haberim olur kesinlikle) ve ASELSAN hiçbiryere satılmadı. Hala TSK Güçlendirme Vakfı şirketi. Sosyal medyada dolaşan her habere itibar etmemek lazım. Sevgiler.

      • Notunuz icin tesekkurler. Galiba bazen sosyal medyanin doldusuna gelip, bos atip dolu tutuyoruz. Haberleri bir ertesi gun gazetelerden duzeltimis-yalanlanmis versiyonlarini okumak gerekiyor sanirim. Ama yine de gundem de bir suru tartisma devam ederken, ekonomi ve politika sahnelerinde koklu baska degisiklikler yapiliveriyor sanki.

  8. Acaba bizim cok elestirdigimiz randevulu, (secilen gune-saate-burc-tatil ayarlarina gore) calisan “sezeryanci Dr. lar mi acaba” hukumete oy falan vermedi de boyle bir ceza kesildi “jinekologlara bilemiyorum” da oyleyse Guven Hastanesinden baslayabbilirler. 35 yas ustu herkadina fiziki -ruhsal durumuna bakmadan henuz 6 haftalik hamilelik kontrolunde, yas durumundan/IVF tup bebek durumundan vs. size sezeryan oneriyoruz, 38. haftaniz da su tarihler arasinda isterseniz cuma, isterseniz pazara, ama uyumlu olsun derseniz 05.05.2012 ye gun verelim diyen Dr.lardan baslasinlar. Sonra kanun hukmunde kararname versinler.

  9. Reşat Çalışlar Oral ve İpek Çalışlar’ın oğluymuş… Keşke zamanında annesi kürtaj yaptırsaymış…

  10. Kızım için korkuyorum. ileride bu ülkede başına gelebileceklerden 🙁

  11. Aynen katılıyor ve başbakanı kınyorum. Ben de sezaryen ile doğum yaptım. Söyleyecek hem çok şey var hem de hiç bir şey yok…
    Günümüzde sezaryeni tercih edip doğuranlar dışında bir de sezaryene mecbur olanlar var. Eski kuşakların daha cok doğal doğum yapması normaldi,çünkü olar daha çok beden gücünü kullanıyorlardı,tarlalarda bağlarda bahçelerde.. Haliyle daha güçlülerdi ve kasları da daha gelişmişti,ve sağlıklılardı.. Ben kendim de dahil yeni nesli öyle görmüyorum.. Ancak evinde pilates ve spor salonlarında spor yapan bayanlarız. Onlar kadar güçlü değiliz.. . Her şey bir kenara.. Benim bebeğim son güne kadar ters pozisyondaydı,ve bende taşikardi vardı.Yani kalbim normalden daha hızlı çarpıyordu ve tansiyonum yüksekti hep.. Mecburen sezaryen oldum,şimdi başbakana soruyorum ”Neremden doğuraydım ” ?
    Çok büyük konuşuyor. Onunda var oğlu kızı,mazaallah sezaryene mecbur kalrlarsa o zaman da biz konuşuruz..
    Normal doğumu da yaygınlaştırıp sempati sağlamak için ücretsiz kurslar, verilsin herşeyi anne ve anne adaylarından beklemesinler..bu kadar aşağılanmak yeter.. Merak ediyoum başbakanın bundan sonraki hedefi korunmayla ilgili olabilir mi daha ne kadar kararlarımıza müdahale edilecek?

  12. Keşke yazdığınız gibi söyleseydi başbakanımız..ne yazık sezeryanı nüfusu azaltan unsur olarak görüyor.gerekli hallerde sezeryan olmalı.bebek ters dönmüşse,anne rahatrsızsa ameliyata karşı çıkılmamalı.geçmişte çok anne kaybedildi.normal doğum yaparken..kürtaj konusunda ise fikrim annelerin doğum kontrolünü bilmesi.ama ulu orta böyle normalmiş gibi kürtaj sezeryan konularının bir ülke yöneticisinin ağzına düşmesi kadınlık onurunu kırıcı bir hareket..bende ilerde ne olucaz diyorum çocuklarımızı nasıl bir türkiye bekliyor.belki gelişmiş olucak ama zihniyet ne olacak???????????

  13. Ah keşke dün gelebilseydim:( Aklım, kalbim oradaydı demek beni utandırıyor, keşke yanyana yürüyebilseydik… Böyle bir başbakanımız olduğu için, memleketimizi bu hale getirdikleri için utanıyorum, bir o kadar da mutsuzum. Son birkaç haftada yaşananlar beni ülkemden soğuttu. Mücadele mi etsek, yoksa tası tarağı toplayıp gitsek mi bilemiyorum. Rüyalarıma giriyor, Güneş’in bile Türkiye’yi aydınlatmadığını gördüm bu gece. Bunları okumak, bunları konuşmak bile istemiyorum. Anlamsız ve akılsızca hareket ediyorlar. İyi yönüyle bakmak istiyorum, ama öyle söylemlerde bulunuyorlarki şaşıp kalıyorum. Umarım bu sadece benim gördüğüm bir kabustur.

  14. Her yasağın bir gerekçesi, dayandığı rasyonel bir sebebi olmaklığı gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde kürtaj yasağının sebebi ne olacak? Dini gerekçelere dayandıramazlar zira dini kurallarla yönetilmiyoruz. Peki neye dayanacak o zaman? Şahsi görüşlere mi? O zaman her gelen idarecinin şahsi görüşlerine göre mi şekillenecek bu ülkede kurallar? Ben şahsen kürtaja karşıyım. Kendi üzerimde uygularım bu görüşümü. Ama genel için yasaklanmasını doğru bulmuyorum.

  15. Kürtaj konusu kişilerin dini inancı/ekonomik durumu/kendini hazır hissetme vb… durumlarına göre gerçekleşiyor.

    Aynı ortak noktada buluşmadan fikirleri özgürce savunma elbette demokrasi ancak %50 bir oy oranı ile gelmiş bir partinin (kadın seçmenin de içinde bulunduğu) kitlesinin bu konuda sessiz kalması çoğunluğun bu kararı istediği eğilimini gösteriyor. Sokağa dökülen kitlelerin azlığı, kürtaj eyleminin az destek bulması yine ”kürtajın yasaklanması” fikrine olumlu bakıldığını yansıtıyor.

    Demokrasi ve özgürlük isterken, savunulan konuya destek vermeyip tam aksi görüşü savunan bayanlara ”eğitimsiz/cahil/bilinçsiz” mesneti yakıştırmak, sayılarının fazlalığını gözardı etmek, demokratik bir tavır olmuyor malesef.

    Mevcut hükemete destek vermeyen bir birey olarak, çoğunluğun sesinin dinlenmesinden yanayım… Özellikle bayanları ilgilendiren bu durumda ben de erkeklerin konuşmasından rahatsızım ancak yasanın çıkmasından memnun olan bayanların kitlesinin de küçümsenmesinden, fazlalığının gözardı edilmesinden hoşnut değilim.

    • Kesinlikle sizinle aynı fikirdeyim..İnsanları küçümseyerek yabancılaştırarak bir yere varmak imkansız. BlogcuAnne’ye çok teşekkür ediyorum gerçekten güzel bir yazı olmuş, böyle bir yazı bekliyordum.
      Başından beri söylediğim, bebeğin bedeninin başladığı yer bizim özgürlüğümüzün bittiği yerdir, bizim özgürlüğümüz yaptıklarımızdır, yaparken korunmaktır, döllenme olduğu anda bir başka BİREYin özgürlüğü başlamıştır..Daha cenin gözüyle bakamayız çünkü büyüdüğünde bir BİREY olacaktır, tıpkı bir yaşındaki çocuğumuz gibi büyümeye devam etmeye hakkı vardır. Bu konunun çözümü elbette yasak değil, bu yasağın çıkacağına inanmıyorum zaten..İnsanlar bunu merdiven altında yapmaya kalkarlarsa bu sefer anne ölümleri de gerçekleşecek..Bu konunun çözümü bilinçlendirmek, eğitim..Bu arada şuan ASM’lerde(sağlık ocağı) 15-49 yaş arası her genç bayana prezervatif, oral kontraseptif ücretsiz verilmekte, yine isteyen bayana ria uygulaması da yapılmakta..

    • Pazar günkü yürüyüşle ilgili çok şey söylendi. Ancak benim en çok dikkatimi çeken “Kadıköy’de başörtülü kadın var mıydı?” sorusu oldu.

      Bunu sorguladığımız zaman, kadınlarımızı başörtülü/başı açık olarak ikiye ayıranların ve bunun üzerinden siyaset yapanların tuzağına düşmüş olduğumuzu düşünüyorum. Ve evet, Kadıköy’de başörtülü kadın da vardı, şapkalı da, eşarplı da.

      Söylediğinizde katılmadığım tek bir nokta var: “Çoğunluğun sesinin dinlenmesi.” Demokrasi demek, çoğunluğun dediğini yapmaktan mı ibaret? Bundan iki hafta öncesine kadar kürtaj tartışması diye bir şey yoktu, ortaya atıldı ve destekleyenler/yasaklayanlar olarak ikiye ayrıldı.

      Ayrıca birçok insanın (kadının) ses çıkarmamasının yasağı destekledikleri için değil, ses çıkaranların belirli bir zümreye aitmiş gibi algılanmasından/gösterilmesinden olduğunu düşünüyorum (yukarıda bahsettiğim tuzak durumu)

      • ”Ayrıca birçok insanın (kadının) ses çıkarmamasının yasağı destekledikleri için değil, ses çıkaranların belirli bir zümreye aitmiş gibi algılanmasından/gösterilmesinden olduğunu düşünüyorum (yukarıda bahsettiğim tuzak durumu)” düşündüğünüz gibi olduğunu zannetmiyorum zira aynı kitle kendi hakları ihlal edildiğinde sokaklara dökülen (başörtüsü eylemi) bir kitle. Ve bahsedilen bu çoğunluk kitle zaten dini inancından dolayı kürtaja olumlu bakmıyor.

        Evet kadınlar özgür olmalı ancak Elif Hanımın da dediği gibi ”bebeğin bedeninin başladığı yer bizim özgürlüğümüzün bittiği yerdir”. Özgürlük kavramına bir de buradan bakılırsa, bedenimizin hükümeti bizsek o hükümetteki azınlığın (ceninin) yaşama hakkını elinden almak ne derece adalet ya da özgürlüktür.

        Ne ironik değilmi ; Hükümet bize biz de bedenimizdeki küçük azınlığa 🙂

        • Çok güzel bir yorum bu sanem hanım…
          “bedenimizin hükümeti bizsek o hükümetteki azınlığın (ceninin) yaşama hakkını elinden almak ne derece adalet ya da özgürlüktür.”

          Harika, tebrikler..

          • Kürtaj yasağı kesinlikle kürtaj yapmayan bir hastahanenin tuvaletine atılmış yenidoğan elidir. Sevişmeyi de korunmayı da bilmeyen insanlara kürtajı yasaklamak sadece bu sonucu doğurur…

  16. Konu hakkında söylenenleri okudukça bir milletin selametinin ancak özgür olan ve başkasının özgürlüğü için çalışan kadınlar sayesine gerçekleşebileceğine ve ne yazık ki bunun bizim milletimiz için söz konusu olmadığını bir kez daha anladım.

    AKP iktidara geldiği zaman hiçbir politikasını ve politikacısını zerre kadar desteklememe rağmen bir zamanlar kemalizmin baskısı altında ezilen, aşağılanan, yok sayılan vatandaşlarım adına mutlu olmuştum ama zaman geçtikçe yaşadıkları baskının bin beterini diğerlerine nefretle, sinirle, intikamla uygulama politikaları beni her seferinde dehşete sürüklüyor. Kendim ve ailem adına hiç umudum yok. Çünkü görüyorum ki kişilerin inançlarının ve pratiklerinin sadece kendilerini bağladığı anlayışı yok ve asla olmayacak. Ben (ben derken o olmayan biri) ne sizin inandıklarınıza inanıyorum ne de inanmadıklarınıza ama siz bana inandıklarınızı dayatıyorsunuz. İstemediği halde doğuran kadının katil olmasının, intihar etmesinin ya da istenmeyen o çocuğun toplum düşmanı olmasının hesabını kim vercek? sorusunun cevabı gelmiyor bir türlü… neden olaylara kişilerin ve bu sayede toplumun sağlığı açısından değil de dinin sınırları açısından bakabiliyorsunuz sadece? azıcı bakış açısını genişletip etrafımıza dikkatle bakmanın ne sakıncası olabilir?

    Eren

  17. BA.nin sayfasini isgal edip boyle tartismalar yaratmak istemiyorum ama bence Kemalizm’i baskici bir zihniyetmis gibi suclamak cok yanlis. Dogrulariyla yanlislariyla Turkiye Cumhuriyetinin kurulmasini, seriat ve saltanat duzeninden “kendine gore eksikleride olsa kadin haklarinin vb. bircok devrimin yapildigibir sistem olan Kemalism’i suclamak ya da 80lerde yasananlarla özdeslestirmek bana cok aci veriyor. Hicte dogru bulmuyorum.

    Kemalism adi altinda, bazi belki de bircok yanlis yapildi ama bunlarin hepside kendi diktalarini, sozde Ataturkculuk -kemalism adi- altinda yurutmekti. Yoksa bir ilkokulda ANDIMIZIN icilmesi, ve sonunda ne mutlu Turkum demeyi- Ataturk hicbir zaman bir askeri ihtilal olsunda -Turk kökenli olmadigini dusunenlere zorla da olsa Ne mutlu Turkum dedirtelim diye soylenmis biz soz degildir. Nasil bugun Din somurusu yapiliyorsa, zamanin da belki bugunde Kemalism sömurusu yapildigini dusunuyorum. Yoksa Kemalism bir baski, iskence, azimsama, amaciyla 80lerde ortaya cikmamistir. Turkiye Cumhuriyetinin temeli olan ilke ve devrimlerin tumudur.

  18. yine harika bir yazı, ellerine sağlık

  19. merhaba elif hanım,
    ben bilecik in bozüyük ilçesinde görev yapan bir öğretmenim uzun süredir sizi takip ediyorum 4 +4+4 konusunda düşüncelerinize katılıyorum. bugün yayınlanan yönetmeliğe göre 66 ay ila 72 aylık bir çocuk için devlet hastahanesinden gelişimi yetersiz raporu alınca kaydı anasınıfına alınabilecekmiş.veliler için zorlanabilecek tek kapı bu .15. madde gereği.diğer annelere de bu müjdeyi verirseniz sevinirim 🙂 benim oğlum 71 ayllık 1 e kaydını yaptırdım. umarım tüm anneler doğru kararlar veriyoruzdur. çok düşündüm ,çok üzüldüm….derin ve denizi öpüyorum
    mert in annesi
    hamiş : bu duyumu mem den bi arkadaş müjdeledi! :)))

  20. Merhaba Ben Melbourne’de yasiyorum. Yakin zamanda arkadasim 5 haftalik hamileligini sonlandirma istegiyle hastaneye gitti.tr den yeni geldigi icin buradaki yasalarida bilmiyordu doktorla ilk randevusunu yaptiktan sonra verilen ikinci muayene icin gittiginde once en alt seviyedeki Rahibe ve daha sonra ust derecedeki rahibeye kadar 5 Rahibe tum dinlerde oldugu gibi kurtajin yasagini ikna icin arkadasimla saatlerce konusma yaptilar. Arkadasim eger bakamazsa yeterki sen dogur belli bir yasa kadar biz yardimci oluruz dediler. Cunku savunduklari suydu; senin dogurma hakkin bulunuyorda cocugun yasama hakki yokmu? Kurtaj tum dinlerde gunah. Inanin Australia turkiyeden daha kati bu konuda..
    Sevgiler

    • Pınar Hanım, arkadaşınız hıristyan sanırım. Peki Avustralya’da hıristyan olmayanlara rahibeler görüşme baskısı yapıyorlar mı? Sanıyorum hayır. Avustralya’da din adamlarının kürtaj yaptırmak isteyeni vazgeçirmeye çalışması katı olduğu anlamına filan gelmiyor. Katılık dayatmadır yasaktır. İkna etme çabası değildir. Türkiye’de de kürtaj için ¨dinimizde mahzuru var¨ gizli engeli getirileceğine kürtaj yaptırmak isteyen (inananla) din adamı görüşüp fikrinden vazgeçirmeye çalışabilir ama o kadar. Hiçbir inanmayan bu konuda bir din adamıyla görüşmeye mecbur kılınamaz. Bu tip bir uygulama tıpkı Avustralya’daki gibi medeni olur.

      Eren

  21. Esma Mısırlıoğlu

    Aynen benim de midem bulandı!!! Diyecek hic birşey yok

  22. Keşke Başbakan Erdoğan bu yazıyı okusa…Eline sağlık…

  23. Annenin başına birşey gelirse geride kalan çocuğa devlet bakar.
    Afedersiniz ama …ook bakar bu güne kadar mecburiyetten size emanet edilenlere annesiz babasız kimsesiz kalanlara çok iyi baktınız tabi kızlı erkekli o çocuklar tacize tecavüze uğramadı tabi bakıcı olarak çalıştırdığınız kadınlar o çocukları araba yıkar gibi fırçayla tazyikli suyla yıkamadı tabi.Akraba evliliğinden olmuş engelli çocuklarımıza çok iyi baktınız ya ensest ilişkiden sapık abilerin-babaların çocuklarını doğurmak zorunda bıraktığınız kızlarımızın çocuklarına geni bozuk bebeklerine çok iyi bakacaksınız yani.
    yuhhhhh diyorum sizlere başka bişey demiyorum keşke analarınız bacılarınız kızlarınız bu muamelelere maruz kalsa diyeceğim dilim varmıyor onların günahı ne sizin kızlarınız olmaktan başka.
    Kendinize başka malzeme bulun bizi bize bırakın emin olun kendi hakkımızda en doğrusunu sizden iyi biliriz .

  24. İnsanlar ya bıktılar aynı konuları günlerdir konusmaktan ya da konumları gereği konuşamıyorlar. Devlet kurumunda sözleşmeli olarak çalışıyorum, blogumda ve face de paylastıklarımdan dolayı uyarı aldım, hükümet karşıtı olarak düşünmüşler benim için. : )) komik, gercekten komik.
    Allah korusun, tecavüz vs dolayısıyla istenmeyen bir hamilelik sonucu kimse o bebeği dogurmak istemeyecektir, bu sebeplerden kürtajın yasaklanmasına karsıyım. bunu anlamak-anlatmak bu kadar mı zor. her seye evet, tamam budur, dogrudur demek zorunda değilim(z) ki.

    • “İnanılır gibi değil” diyemiyorum çünkü artık maalesef çok inanılır ve hatta normal oldu bunlar. Yazıklar olsun.

  25. Yine o kadar ılımlı ve bir o kadar mantıklı yazmışsın ki yazıyı hayran kaldım. Yorumları okurken de ağzım açık kaldı çoğu kez.