45 Yorum

“Fönsüz Gezebilirim Ama Ojesiz Asla!”

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu haftaki konuğu İstanbul’dan Deniz Taylan.

Deniz’le tanışıklığımız -daha önce bu söyleşilere konuk olan diğer anneler gibi- bu blogun okuru olmasının ötesine gitmiyordu. Ancak ne yalan söyleyeyim, iki çocuk annesi olduğunu duyduğumda bu kadar fit ve fıstık bir anne beklemiyordum karşımda (önyargıya gel.) “Uzun zamandır 55 kiloya olmamıştım” diyen bu boylu poslu, zarif, insanların aklındaki “iki çocuk annesi” önyargısını yerle bir eden Deniz anne, birçok İzmirli gibi yazın Çeşme’ye göç etmeden önce buluşup hem yemek yedik, hem söyleştik.

Deniz’e bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederim. Diğer Beş Yıldızlı Söyleşiler’i buradan okuyabilirsiniz.

Bize kendini anlatır mısın? Anne olmadan önce kimdin sen?

Sadece Deniz’im ben diyerek, kişisel özelliklerimden bahsederek, kendimi anlatmam pek mümkün değil çünkü sevdikleri ile varolan, hayatını onlara göre şekillendirmekten mutluluk duyan bir kişiyim. Anne olmadan önce Gülgün ile Alim’in küçük kızı, canım kadar sevdiğim ablamın kardeşi ve en yakın arkadaşı… Eşim Erdem’in sevgilisi ve iş arkadaşı, Yeğenim Orhan’ın ikinci annesi ve teyzesiydim… Öte yandan gezen, çalışan, yemek yapmayı seven, seyahat etmekten çok keyif alan biriydim.

Şimdi kimsin peki?

Şimdi tüm bunların yanı sıra Deren ve Cem’in ANNESİYİM ve bu kesinlikle hayatımı daha anlamlı kılıyor. Hayatı daha çok sorgulatıyor, kişiyi daha çok yoruyor, daha çok yıpratıyor, bazen sıkıyor ama artık her şey daha anlamlı olduğu için tüm bunlara değiyor.

Mutlu musun?

Evet, hem de çok. Akşam kızım ve oğlumla aynı yatağa yattığım anda o gün ne olmuş olursa olsun, şükrediyorum. Erdem’le çocuklarımızla geçirdiğimiz her dakika kendimi çok şanslı hissediyorum. Arada sırada yorgunluktan, uykusuzluktan, mesleğimi yapamamaktan, eskisi gibi seyahat edememekten, her aklıma eseni yapamamaktan inişler çıkışlar yaşıyorum ama geçiyor.

Çocuklarının isimleri çok güzel. Bir daha çocuğum olsa, ve kız olsa, ve Derya koymasam Deren’i çok ciddi düşünürdüm 🙂

Her ikisi de “derlemek”ten geliyor.

Eşinle nasıl tanıştınız? Kaç senedir birliktesiniz?

Onun yanında çalışıyordum, o şekilde tanıştık. 2008’den beri de birlikteyiz.

Çocuklar olduktan sonra eşine bakışın değişti mi? Ya da onun sana bakışı?

Ben bu konuda şanslılardanım sanırım çünkü eşimle çok âşık olup evlendik, birlikte bir hayat kurmak için çok çabaladık, evimizi, işimizi birlikte sıfırdan, hani derler ya tırnaklarımızla yarattık.

Çok kolay değildi ama bizi birbirimize çok bağladı ve çok kuvvetlendirdi. Çocuklarsa bu birlikteliğin kaymağı oldular. Şimdi eşime bakınca sevdiğim adamın yanı sıra çocuklarımın babasını da görüyorum ve gurur duyuyorum. Tabii işlerin bu kadar tozpembe gitmediği günler de oluyor, o zaman ona herkesten daha fazla kızıyor, yakıyor, yıkıyorum ama dedim ya hala çok sevdiğim için kızgınlığım yaptığı ufak bir jestle geçiyor.

Onun bana bakışı değişti mi? Bilmem, ona sormak lazım.

Bir gün ayrılmak üzere olan evli ve çocuklu bir arkadaşımın dertlerini dinledikten sonra Erdem’e gidip ‘birbirimize zorunlu olduğumuzu’ söyleyip tepkisini ölçtüm, hayatından memnun olduğunu söyleyip güldü. Aslına bakarsanız kesin birbirimize bakışımız değişmiştir çünkü çocuklar olduktan sonra gerçek bir aile olduk. Sonuçta evlenip ayrılabiliyorsun ve ortak çocuk yoksa aynı yastığa senelerce baş koyduğun adam ya da kadın mahkemeden 5 dakika sonra ‘Dış kapının dış mandalı oluyor.’ Ancak ortak çocuk varsa, karşındaki kişi hayatın boyunca iyiliğini gözettiğin çocuklarının en değerli varlıklarından biri olmaya devam ediyor.

O halde senin de kocan çocuklarıyla ilgilenen yeni nesil babalardan?

Erdem alt değiştirmez. Çocukları uyutmaz, yıkamaz. Zaten çok yoğun çalıştığı için bunu beklemek pek mantıklı da değil. 11’den önce eve gelmediği oluyor. Ancak hafta sonları elbette üzerimden yük alıyor. Çocuklarla güzel oynar, pek güzel azdırır.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?

Çocukların bile olsa bence başkasının adına kararları senin veriyor olman çok büyük bir sorumluluk. Her gün düşünüyorum onlar için seçtiğim okulda ya mutlu olmazlarsa, ya bana doğru gelen onlar için doğru değilse. Daha çok küçükler ve şu an verdiğimiz kararlar onların geleceğini şekillendirecek. Bu büyük sorumluluk bana bazen çok ağır geliyor ve zorluyor.

Kesinlikle beni de öyle. Özellikle şu son zamanlarda, okulla ilgili seçimler ve almam gereken kararlar bu sorumluluğun ağırlığını bir kez daha hatırlattı bana. Çocuğun bile olsa bir başkasının eğitim hayatını yönlendirecek kişi olmak çok büyük bir sorumluluk. Bunu yapmak zorunda olmamak çocuksuz hayatın en özlenesi şeylerinden biri benim için. Sence? Sen çocuksuz hayata dair en çok neyi özlüyorsun?

Neyi mi yoksa neleri mi?

Ben mütevazı davrandım ama bana kalsa uzun bir liste yapabilirim!

Ben de şöyle listeleyeyim:

  • İstediğim saate kalkmayı
  • İstediğim saatte yatmayı (Sabah ezanı ile uyanan çocuklar olunca uykun gelmese de ertesi gün perişan olmamak için yatıyorsun)
  • İstediğim şeyi giymeyi (malum yanında çocuklar varken topuklu giyemezsin, çünkü koşarlarsa yakalayamazsın- büyük küpe takamazsın çünkü bebekler küpe çekmeye bayılır- dekolteli bir bluz, düşük belli bir pantolon giyemezsin, ya da giyersen komik bir halde gezersin)
  • Dilediğin yere seyahat etmeyi (Çocuklarında keyif alacağı bir yer her zaman öncelikli olduğu için artık senin görmeyi istediğin yerler beklemek zorunda)
  • Boş boş oturmayı ve hiç birşey yapmamayı
  • Deliler gibi çalışmayı
  • Vicdan azabı çekmemeyi… (Çocuklar yanımda olmadan yaptığım her sosyal faliyette keşke yanımda olsalardı dememeyi)

Offf, aynen! Hele de o ortamda başka çocuklar varsa! Ancak katılmadığım bir nokta var, o da gezme kısmı. Çocuk olduktan sonra da eskisi gibi gezebilen insanlar var. Sanırım bu biraz çocuktan önce de nasıl yaşadığına bağlı. Bir arkadaşlarımız, mesela, 2 aylık bebekleriyle, arabayla Yunanistan gezisi düzenlediler. 1 ay falan gezdiler. Oysa ben kendimi bu yaz tatil köyü ararken buluyorum yine. Ne kadar kalıplaşmış hâlbuki…

Öte yandan anne olarak kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar da vardır elbet? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?

Anne olduktan sonra farkına vardığım ve beni gerçekten çok üzen bir gerçek var ki o da maalesef ‘Her çocuğun ailesi için değerli olmadığı’. Ben çocuklarıma benim için çok değerli olduklarını, sevildiklerini, korunduklarını her fırsatta hissettirmeye çalışıyorum ve galiba bunu iyi yapıyorum.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?

Daha uzun zaman sıkılmadan onlarla oyun oynayabilmeyi gerçekten isterdim ancak sıkılıyorum işte.

Aynen, ben de öyle. Oyun oynamayı seven annelerden değilim. Kitap okumayı, puzzle yapmayı, ama en çok da gezmeyi tercih ediyorum. Ama bıdır bıdır oynamak bana göre değil. Siz neler oynuyorsunuz en çok?

Deren Mickey ve Minnie figürleri hastası. Onları konuşturuyoruz.

Hah, en yapamadığım şeylerden biri. Neyse, merak etme, Cem biraz büyüsün seni rahat bırakırlar.

Güzel!

Peki, anneliğini icra ederken iç sesini mi dinliyorsun, yoksa dışarıdan gelen müdahalelere kulak asıyor musun? Akıl hocan var mı?

Benimki gibi bir ailede akıl hocalarından daha bol bir şey yok! Şaka bir yana birbirimize çok bağlı bir aile olduğumuzdan dolayı çocuklarımla ilgili önemli bir karar aşamasında anneme, babama, kız kardeşime ve teyzelerime kesin danışırım. Hepsinin tecrübeleri benim için ayrı ayrı çok değerlidir ancak çocuklar Erdem ve benim olduğu için genelde uzun uzun konuştuktan sonra karar alırız. Biraz garip gelebilir ancak genelde olayların doğada nasıl çözümlendiğine bakarız. Örneğin ben iki çocuğumu da normal doğurdum, ikisi de istedikleri kadar emdiler, ikisi de hala bizimle aynı yatağı paylaşıyorlar…

Ve bundan memnunsun?

Evet, çocuklar çok çabuk büyüyorlar ve ben şikayetçi değilim, değiliz.

İşinden biraz bahseder misin?

Benim asıl mesleğim yapımcılık. Son 2 senedir Organikos adlı çocuklara sebze ve meyveyi sevdirmeyi amaçlayan bir çizgi film üzerinde çalışıyoruz ancak şu an 12 ay süreli doğum iznimi kullanıyorum. (Eşim ile birlikte çalıştığım için torpilli bir izin!)

Öte yandan son bir aydır ‘Curious Hat’ adlı uluslararası bir şirketin Türkiye temsilciliğini yapmaya başladım. Bu şirket, çocukların mobil cihazlar aracılığı ile oynayabileceği oyunlar geliştirmekte. Ancak bu oyunlar öyle sıradan bilgisayar oyunları değil. Çocukları mobil cihazlarla yerlerinden kaldırmayı başaran doğaya, çevrelerine bakmalarını sağlayan, sanata renkleri tanımaya özendirici, sanatla matematiğin arasındaki bağı çocuğa gösteren, çocukları zaman sınırlaması olmadan, kendi kurallarını koyarak yaratıcı olmaya teşvik eden oyunlar.

Home-office çalışmak nasıl bir şey? Ve disiplini, düzeni nasıl sağlıyorsun?

Maalesef ben ve çocuklar bu Home-Office olayına çok alışamadık çünkü onlar ağladıklarında ben kendimi tutamadan üst kattan aşağı iniyorum, onlar “Annemiz evde, bu iş olayı da nerden çıktı?” dermişçesine bana bakıyorlar. İşte bu sebeple şöyle bir karar aldım: Eylül’e kadar bu işi çocuklarımın müsaade ettiği kadar yapacağim, Eylül’den sonra da Deren full-time anaokuluna başlayacağı için onun okul saatleri arasında ofisten çalışacağım.

Bu durumda çalışmıyor olmayı tercih etmezdin herhalde?

Ben öyle çalışmadan durabilen bir kişi değilim aslında. Hiçbir şey bulamazsam mutfakta yemek yaparım. Maalesef devamlı takdir edilmek, aferin denilmesini beklerim. Yaşım oldu 30 ancak hala böyleyim, yani kısaca hayır.

Çalışan kesimin ağzından düşürmediği “Pazartesi sendromu” anneler tarafından genellikle Cuma günü hissediliyor. Katılıyor musun? Pazartesi günlerini iple çekiyor musun?

Cuma hangi gündü ki?

Bence bu çocukları okula giden anneler için geçerli olmalı. Kızım Deren daha 2 yaş 8 aylık ve sadece kendi talep ettiği için haftada üç gün üçer saat oyun grubuna gidiyor. Oğlum Cem ise daha 8 aylık ve 7/24 beraberiz. Dolayısı ile benim için Pazartesi çocuklar okula gitsin, ben de nefes alayım durumu pek yok.

O halde seninle iki sene sonra konuşalım. Bak o zaman Pazartesileri nasıl seveceksin. Yaz tatili dışında tabii…

Bir günün nasıl geçiyor peki?

Bütün gün çocuklarla evde oturup yan gelip yattığımı zannedenler için geçenlerde kısa aralıklarla günümün nasıl geçtiğini yazmıştım.

Saat saat şöyle:

05:00 Uykusunda mızmızlanmaya başlayan Cemo’ya uyurken 1 biberon süt verdim.

06:00 Deren uyandı ve Cem’i de uyandırdı.

07:00 Deren ve ben kahvaltı ettik.

08:00 Cemo kahvaltı etti.

08:30 Çocuklarla odalarında oyun oynadık

09:00 Yardımcımız Sevgi geldi, Cemo’yu ona satıp Deren’i Ana Okuluna götürdüm.

09:30 Deren’in Jimnastik dersini camın arkasından bir süre seyrettim. ( Takla atmayı öğrendi)

10:00 Eve gelip eksiklerin siparişini verdim. Cemo sabah uykusunu uyuyordu.

10:30 Türk Kahvemi alıp gazetelerimi okudum.

11:00 Fransa’daki Ofis’teki Erwan’la Skype’tan toplantı yaptım.

12:00 Deren’i Oyun Grubundan almaya gittim.

13:00 Cemo’ya öğlen yemeğini yedirdim.

14:00 Üst kata saklanıp Curious Hat’in işlerini yaptım.

16:00 Yemekleri pişirmek için mutfağa indim. Menümüzde Mercimek Çorbası, Barbunya, Pilav, Salata ve Köfte var.

16:30 Çocukların meyve saati.

17:00 Hala mutfaktayım. Deren’e Cup Cake yapmayı öğretirken diyer yandan Cemo’nun tuzsuz yemeklerini pişiriyorum.

18:00 Deren’e yemek yedirdim ve bir şeyler atıştırdım. İnsan kendi pişirince nedense yiyemiyor.

19:00 Yardımcılarımız gitti ve çocukların uyumasına daha 1-2 saat var.

19:30 Cem’e yemek yedirdim.

20:00 Deren’e sakinleşmesi için biraz çizgi film açtım.

20:30 Deren sızdı.

20:45 Cemo’yu uyuttum.

21:00 Cem’in akşamki muhallebisini hazırladım.

22:00 Eskiden Cuma akşamları bu saatte dışarı çıkan ben Erdem’in de işte olmasını fırsat bilerek yatağa uzandım. Ne de olsa yarın gene uzun bir gün olacak! Biz 7/24 hizmet veriyoruz.

Böyle bir tempoda kendine vakit ayırabiliyor musun? En son ne zaman kuaföre gittin? Sinemaya? Kocanla baş başa yemeğe?

Kuaför işlerim benim hiç taviz vermediğim yegâne şeylerdir. Doğurduktan 3 gün sonra bile ojesizliğe dayanamayıp maniküre gittiğimi hatırlıyorum. Saçlarımı genelde topuz yaptığım için çok önemsemem ancak el ve ayaklarımın bakımsızlığı beni çok demoralize edebilir. Bu sebeple haftada bir kez iki elim kanda olsa uğrarım.

Deniz’in “ojesiz gezmem” dediği manikürlü, bakımlı eli ve benim gayet ojesiz elim

Öte yandan 3 yıl aradan sonra ilk kez 2 ay önce Erdem’le sinemaya gittik.

Akşamları çocukları bırakmayı tercih etmediğimiz için Erdem’le baş başa yemeğe Salı öğlenleri çocuklar öğle uykularını uyurlarken çıkıyoruz. Bunu rutin haline getirdik, o bana iş ile ilgili hafta boyunca yaşadıklarını anlatıyor, ben ona klasik söylenmelerimi yapıp rahatlıyorum.

İki çocuk düşünen ama cesaret edemeyen annelerin merak ettiği bir soru: İkincisine nasıl karar verdin? Hep mi iki çocuk istedin, yoksa karar vermekte bocaladın mı?

Ben de, eşim de 4 kişilik ailelerde büyüdük. Bu sebeple ikimiz içinde 3 kişilik aile biraz eksik olacaktı. Deren doğduktan hemen sonra ikinci çocuğu da istediğimizi konuştuk ve ikimizin de kardeşleri ile arası 2 yaştan az olduğu için beklemedik. Karar vermekte pek bocalamadım aslında zaten zamanımın çoğunu evde Deren ile geçiriyordum, aynı zamanda Cem’e de bakacaktım. İleride ikisi birlikte oynayacağı için ben olaydan yırtacaktım. Aynen öyle de oldu.

İki erkek çocuk annesi olarak ben bilemiyorum: Kız çocukla erkek çocuk farklı mı sence?

Deren ile Cem birbirinden farklılar ama bence bu biri kız diğeri erkek olduğu için değil farklı bireyler olmalarından kaynaklanıyor. Ama Freud haklı galiba akşamları yatmadan önce kulağına eğilip ‘Kızım seni çok seviyorum’ dediğimde ‘Anne ben babamı çok seviyorum’ diye cevap veriyor. Bakalım bekleyip Cem’in cevabını göreceğiz.

Nasıl bir anne olmayı hayal ederdin? Sence olabiliyor musun? Ya da olmalı mısın?

Ben çocuklarımın arkadaşı olmayı hiç hayal etmedim. Onların güvenebilecekleri, mutluluklarını da üzüntülerini de paylaşabilecekleri, her ihtiyaçları olduğunda arkalarında olan, sevgi dolu, anneleri olmayı diledim ve şimdilik oldum galiba.

Ben de öyle düşünüyorum. ANNE kelimesi ARKADAŞtan çok GÜVENi çağrıştırıyor bana. Yol göstermek ve disiplin de bunun çok önemli bir parçası bence.

Ben anneliğin gerçekten ne demek olduğunu Anne olduktan sonra anladım ve her geçen gün ne kadar zor olduğunu yaşayarak öğreniyorum. Öte yandan bir evlat olarak da anneme duyduğum ihtiyaç hiç azalmıyor. Onunla artık aynı evde yaşamasak da onun varlığı beni tamamlıyor.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?

Doğursun doğurmasın, kendinden önceye, evladım dediği bireyi alan kişiye ANNE denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

45 yorum

  1. Çok duygulandım sonuna doğru. Deniz Hanımın cevaplarını çok beğendim. Çok samimi ve mantıklılar yada bana öyle geldiler. Fikirlerini destekliyorum, aynını düşünüyorum. Özellikle çocuklarına sevgi göstermeye çalışması, ve arkadaşı değil onların güvenebileceği anneleri olması fikri tam benlik. Kendime çok yakın buldum, tebrikler Deniz ömür boyu mutluluklar ailen ve çocuklarınla.

    • Sevgili Ayten,

      İyi dileklerin icin cok tesekkurler. Ben de sana ailen ve sevdiklerin ile mutlu bir yasam dilerim.

      Deniz

  2. çok güzeldi, keyifle okudum…

  3. en çok haftada bir Kuaföre gidebilmesini beğendim (hatta azıcık da kıskandım) Deniz hanımın…

    çok güzel bir söyleşi olmuş sevgiler,,,

    • Sevgili Dilek,

      Ellerin ojeli gezmek icin kuafore gitmek sart degil 🙂 inan bana cok iyi geliyor. Hadi sen de dene 🙂

      Deniz

      • sevgili Deniz,

        aslında ikinci çocuktan sonra 30 yıldır sürmediğim ojeyi sürmeye başladım:) ama asıl demek istediğim kendine vakit ayırabilmeni beğendim…

        sevgiler

  4. Keyifli bir sohbet olmuş! Ben de bir kaç gün önce yeni kurallar aldım kendimle ilgili bunlardan biri ayda en az bir kere kuaförüme uğramak:) Eskiden keyifle yaptığım şeyleri şimdi kendime kural koyarak yapmam da acınası bir durum tabii..

  5. Nereye çok güldüm biliyormusunuz ?

    Kızım seni çok seviyorum a karşılık gelen cevaba

  6. Ne kadar içten bir yazı olmuş,kafamdan geçen fakat kelimelere dökemediğim pek çok duygu ve düşüncemi paylaşmış Deniz Hn.sana da Deniz hn.da teşekkürler.

  7. Yine çok güzel bir hikaye olmuş ama birşey söylemek istiyorum Elif doğum hikayelerini okuduğum annelerde beş yıldızlı söyleşilerdeki annelerde genelde maddi olarak rahat yaşayan çocukları olduğunda istediği kadar evinde oturabilen onlara birçok imkanı sağlayabilen anneler. Sanki onların işi biraz daha kolay gibi. Mesela birkezde çocuğu olduğunda 2 ay bakıp sonra çalışmak zorunda olduğu için işe gitmek zorunda olan bakıcıya yada anane babanneye bırakıp minnacık çocuğunu ağlayarak işe giden 6 ay bile kendi bakamayan, veya kreş anaokulu yaşı geldiğinde özele gönderemeyip devletin okullarına gönderen ve yaşadığı sorunları anlatan annelerlede konuşsan onların hikayesinide dinlesek nasıl olur???

    • Çok güzel bir noktaya değinmişsiniz aynı fikirdeyim…

    • Bu yorumlara katiliyorum. Zaten blogunuzu okuyan arkadaslarimla sohbet ederken de bahsi gectigi icin, bana uymayan oykuler oldugu icin blogunuzu okumaya ara vermistim. Daha once mutluluk konusunda da konusu gecmisti ama herkes “buzdaginin gorunen kismina bakip: EVET MUTLULUK EN BUYUK AMACIMIZ. Ama buzdaginin altinda bu mutlulugun saglanmasini saglayan binlerce faktöru herkes gözardi ediyor. Bu faktorlerin en basinda Maddiyat yani Babanin calisip tekbasina evi gecindirebilcek kadar maasi kazanmasi gerekiyor.

      a) Ki anne bebekleri olunca “Amerikan ruyasi seklinde -bebekler todller-cocuk olana kadar evde anne (SAHM) olabilcekler ama sosyal yasamdan, cocuksuz onceki rahatliklardan, hobilerden de geri kalmayacaklar.” Cok bunalirlarsa cevreleride varsa sosyal sorumluluk projelerine katilimlari olacak. vs. vs…

      b) Istanbul’un nezih adlandirilan, suburban sitelerinde havuzlu -dubleks evlerinden bizlere konuk olup yukarda ki projelerinden bahsedebilcekler….c) Organik magazalardan cocuklarina cam sisede su alip, ekolojik ayakkabilar, bambu ic camasirlari giydirebilcekler…d) Cocuklari icin illa ki de bir butik anaokulu, montessori egitimi secilecek, iki-uc yurt disi gezisi yapmis olacaklar ve bizlere bavulumuza ne koysak diye akil vercekler……..Bu liste daha cok uzar…

      Ve amacim kimsenin kalbini kirmak degil, yasam tarzini, imkanlarini elestirmek degil….Sadece Göze görunen imajin secilen -konuk annelerin ve oykulerin benzerligi- Turkiye’nin gerceginden cok uzak. Sosyal sorumluluk adina bence biraz daha olayi genisletelim. Surekli olarak evde calisMAYAN, isini birakan ama bir sekilde homeoffice vs. ile “HOBI karisimi meslek secme luksunde” olan anneler bence kadinlara ve yeni annelere yanlis ornek oluyor”. Herkes Beverly Hilss modunda yasasin der gibi oluyor. Kadinlar biran önce evi tekbasina gecindirebilcek bir es bulsun. Es kendi yapmadigi aksattigi babalik gorevleri icinde evin “yardimcisinin, bakicisinin parasini ödeyebilsin der gibi indirekt bir mesaj aliniyor” (Ki SIZIN AMACINIZ BU DEGIL YANLIS ANLAMAYIN LUTFEN BENI. Ben aliniyor dedim, veriyorsunuz demiyorum)…Bu verilen yanlis rol model anlaysina bence biraz farkli gozluklerle bakmak gerekiyor….

      Altini da cizeyim ki ben kendimde Dublex bahceli bir evde oturuyorum, cocugum da duzgun bir anaokulana gidebilcek. Imkanlarimiz olcusunde de yurt ici ve yurt disi tatili yapabiliyoruz. Yapamadigim icin kimseyi elestirmiyorum. Tam zamanli calisan bir anneyim, calismayan anneler ayaklarinin uzerinde durmuyor demiyorum.
      Ama bir ornek vermek istiyorum. Istanbul’da Dublex Villasinda gayet konforlu yasam suren, keyfine göre ögretmenlik meslegini yapan, isterse ucretsiz izin alan, 2 Gurcu yardimcisiyla “annesine yazliga gelen komsumuzun kizi, DR: esinin kendisini hemsiresiyle aldatmasindan sonra “bosanmakta tereddut etmesinin en buyuk kaygisisi aslinda “bosanmis hayatinda ayni konforu bulamayacak olmasiydi. Cocuklarin okulu vs. nasil olcakti…(Kendi kadinlik grurundan bahsetmiyoruz bile …) Annenin o kadar kaygilarina ragmen Dr. bey -hafif gebe hemsire sevgilisini tercih etti. Cocuklarin nafakalarini ödeyen, ama artik bakiciya ihtiyac yok diye Gurcu yardimcilari kapi disari eden Dr. bey, yeni esinden olan oglununda artan masraflarini öne surup, nafaka da ki “enflasyon oraninda ki artisa nispet artirmayip”, mahkemede de kazandi… ve anne kisi tam zamanli ögretmenlige ustune de özel dersler vermeye basladi…Simdi annenane de yapilan tatiller en buyuk luks oldu…ve pasha pasha cocuklarinin banyosunu yaptiriyor, arkalarini topluyor, ve gelen komsulara anne-kisi kahve de yapiyor, su da getiriyor…Eskisi gibi Verdaaaa cocuklari uyut bize de getir kahveleri kizim demiyor” ….Ve insan rahata cok cabuk alisiyor, cok cok salakmisim demeyi de unutmuyor!!!! Bu olayi niye anlattigima gerek yok sanirim. Ama hayat “Ariel, prima, Nutella reklamlarinda ki gibi ailelerden, TV. deki ici bos amerikan adaptasyonun sitcomlardan olusmuyor.” Kadinlar kendinize gelin ve gercek anlamda “ekonomik uretimden, yaraticiliktan, isinizden vazgecmeyin.!”

      • Gercekten buna nasıl bir yanıt vereceğimi bilemedim. Benim “Beverly Hills modunda yaşayın” gibi bir mesaj vermediğimiz farkında oldugunuza mı sevineyim, yoksa her cocuklarına bakan ve calismayan annenin Beverly Hills hayatı yaşadığını sandığınıza mı üzüleyim, şaşırdım.

        Anlattığınız hikayeden ise nasıl bir mesaj çıkarmalıyım, inanın bilmiyorum. Hadi kendimi geçtim, burada konuk ettigim bir takipçimin de “ici boş Amerikan adaptasyonu sitcom” hayatı yaşadığı yaftası yemiş olmasından ayrıca rahatsızım.

        • Hayir kimseye, ne sizi ne de konuklariniza “herhangi bir yafta yapistirmiyorum” yanlsi anlasilmasin…Bu anlattigim bosanan anne hikayesinin de HICKIMSENIN basina gelmesini dusunemiyorum, kesinliklede istemem, ya da gelir diye bos bir tehdit etmiyorum. Allah kimsenin basina vermesin. Bu aciyi yasayan bayanin dedigi gibi insan rahata cok cabuk guveniyor. Onemli olan hayatini kendinde surdurebilmek. (Ben ne konuga ne de BA yapmiyorsunuz dedim..)

          Hele ki “calisan anne. calismayan anne tartismalari cok yapildi” o tartismalari da tekrar acmiyorum. Turkiye genelde Amerika’yi uzaktan takip ettigi icin bu evde oturan varlikli anne ve calismak zorunda olan anneler tartismasini zaten Cumhuriyetciler ve Demokratlar cokca yapiyor. Orda ki tartismalar dogrultusunda da bizim ulkemizde de “annelere bol bol dogurun, isgucunden de cekilin, evde kalin gibi bir msj veriliyor. 80lerde papatyalarla baslayan trende bakacak olursak gunumuzun sozde muhafazakarlarinin eslerinden hangisi ucretli isgucune katiliyor.

          Benim dilegim “annelerin dogum sonrasi 6 aydan fazla, belki ideal olan 1 yila yakin izne sahip olabilmesi, sorunsuz, geri islerine donebilmeleri, cocuklar icin devletin esitce saglayacagi kresler (80lerden önce Sumerbank, Seker Fabrikalari özellestirilmeden once vb. isyerlerinde zorunlu kresler vardi. Bizim zamanimizda anneninde calisiyor (ögretmen, bankaci, memur, hemsire…) olmasi modernlikti. Ama devletler sosyal devlet gorevini yapmayip, Amerikan Cumhuriyetcilerinin felsefesini benimseyince isgucunden en önce kopan -ayrilan da –anneler oluyor. Yine anneler yari zamanli, getirisi daha az islerde calisiyor. Herkes kariyer yapsin-calissin demiyorum. Ama sosyal refah devlet görevini yerine getirmeyen devletin de (ki bu sadece Turkiye icin konusmuyorum) EVDE oturmayi cazip kilarak tembel devletin ekmegine yag surmeyelim diyorum. Devlet görevini yapsin, her anneye baba ile esit kullanabilcegi bebek izni verilsin. (Yine annenin tum izni alip isgucunden kopmasini yanlis buluyorum.)

          Gecenlerde katildigim bir konferansta “Turkiye’de kadinlarin akademisyen-universite calisani olma oraninin Avrupa’da ki bircok ulkeden daha yuksek oldugunu -hayretle ogrendim ki–arastirmacinin teorisi ” Turkiye, Ispanya, Italya gibi ulkelerde egitimli kadinlar endustride kariyer yapmak yerine rekabetin daha az, isin daha stabil oldugu icin — ilkokul ogretmeni gibi ornegini verdi–ve genelde ailede ikinci maas getirenin kadin oldugu icin kadin akademisyenlerin daha fazla -yuzdesel /mutlak sayi degil- oldugunu anlatti. (bu istatistiki bilgi OECD den 2005 yilina kadar alinmis)…Yani kadinlar kariyer bile yapsa ikinci maas -temel görev yine babada-.

          Ben ve esim elimzden geldigince cocuk bakimini ve evimizin duzenini, ekonomisini ortaklasa yapiyoruz. Birimiz calissin digeri evi yonetsin gibi bir isbolumu yapmadik. Isimizin hayatimizin onune gecmesini istemedigimiz icin benzer kosullarda calisiyoruz. Birimiz 24/7 gun kariyer yapmiyor. Herikimizde ucretsiz-ucretli izin alip, Bebegimiz cok kucukken kendimiz baktik. Sonra da krese. Ayni sekilde ablam ve esi de iki cocuk buyuttu. Ama esim cok zaman alan yipratici bol gezentili, santiyeli ama maasi daha yuksek olan insaat islerindense kucuk yerel bir firmada kucuk isler yapmayi kucuk kazanclarimiz ama dengeli bir hayatimiz olsun istedik. Yapamadigi isler icin yardimci tutmak istemedik..AMA bu bizim yasama bakis acimiz, belki de bizim oykumuz baskalari icin cok utopik, cok Amerikanvari -sitcom- gibi gelcek.

          Epeydir bu konu aklimizdaydi- baska bir okuyucu arkadasim ile konusurken – Turkiye nereye gidiyor. kucuk cumhuriyetci -muhafazakar annelerin evde oturdugu ama babalarin cok kazandigi bir ulke mi olacak diye kaygilandigimiz icindi. Ama buyuk ihtimale yanlis yaziya yanlis konuya denk geldi. selamlar!

          • O dediğiniz iş yeri kreşleri yine olsa keşke. Özelleşmeden dolayı, bir iş yerinin kreş bulundurma zorunluluğu belli bir sayıda çalışanı olunca oluyormuş sanırım, o sayıya ulaşamadık. Şu an da bakıcı ablası var ama sabah 7,30 da işe başlıyorum, kreşe başlayınca hem kreş hem bakıcı ablası olacak, Olacak da nasıl?

    • Bu noktaya parmak bastığınız iyi olmuş. Aynı durum, doğum hikayelerini okurken dikkatimi çekmişti. Türkiye’de yaşayan, devlet hastanesinde doğum yapacak olan orta halli bir hanımın hikayesini okumayı isteriz gerçekten de. Bu haliyle ortalama hayattan uzak duruyor hikayeler maalesef.

    • Tuğba, ne bu hikayeleri yayınlarken, ne de Pozitif Doğum Hikayelerine yer verirken herhangi bir klasifikasyona gitmiyorum. Beş Yıldızlı Söyleşilere katılmak isteyen çokça insan oldu ve çekiliş yaparak ilerliyorum. Bu, bu kategoride yayınladığım dördüncü hikayeydi ve bundan önceki üç anne de çalışan annelerdi. Başka ne diyebilirim, bilmiyorum.

  8. Deniz Hanım’ın söyleşisini büyük bir zevkle okudum. Cok içten, çok sıcak.. Tanımadan sevdim kendisini.
    Tugba Hanım’ın önerisine de katılıyorum bu arada.

  9. ben de katılıyorum Tugba Hanım ın fikrine.. yardımcı varken gerçekten çok daha kolay.. 2. çocuk kararı almakta maddi imkanlar yeterli olmayınca, yardımcı olmadan bu kadar kolay değil.. eminim tüm kadınlar ister haftada 1 kez ya da 2 haftada 1 kez kuaföre gitmek..
    ama sohbetr çok keyifliydi, çok güzel noktalara değinilmiş…bi de bir yerde “yardımcılar” yazıyor? birden fazla mı yardımcı var acaba?

  10. Süpermiş

  11. Yazıyı , duygu ve düşünceleri çok ama çok beğendim. Ama en çok kime ANNE denir kısmını beğendim
    Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
    Doğursun doğurmasın, kendinden önceye, evladım dediği bireyi alan kişiye ANNE denir.

    Kızımızı 2010 Kasım’da evlat edindik ve gerçekten hep bizimle gibi kendimizden önce düşündüğümüz sevgili varlığımız. Tek dileğimiz ayaklarının üzerinde duran kendine ve çevresine faydalı sevgi dolu bir insan yetiştirmek…

  12. Cok guzel, keyifli bir soylesi olmus cok tesekkurler.
    Elestirenler icin:
    Ben bazi insanlari gercekten anlayamiyorum, Deniz hanimin maddi sikintisinin olmamasi nicin bu kadar caninizi sikiyor? Tamam yardimcisi varmis, kuafore gidiyormus ama bos duran bir insan degil, ikinci cocugu sadece 8 aylik oldugu halde evden calisiyor.
    Ayrica Elif’ in hep belli hayat standardi olan insanlarla roportaj yaptigini soylemissiniz. Bunu soyleyen Tugba hanim siz, bir onceki soylesiyi okudunuz mu mesela? Ordaki Tugba anne calisan bir anneydi. Ilk soylesideki Ozden hanim da oyle.
    Samimi olarak soyluyorum, ben gercekten anlayamiyorum sizleri.
    Yasemince hanim siz bir hikaye anlatmissiniz, sizce Deniz hanim veya Elif hanim bu hikayedeki kadina mi benziyor? Baslarina boyle birsey mi gelebilir? Bunu mu demek istiyorsunuz? Bahceli dublexte oturan bir insan olarak size hangi oykuler uyuyor acaba?
    Ece hanim kimse kimsenin hayatinin ne kadar zor ne kadar kolay oldugu konusu da uzaktan ahkam kesmemeli bence. Maddi imakaniniz yeterli degilse ikinci cocuk dusunmek neden, onu da anlayamadim?
    Herkes ayni sartlara sahip olmayabilir, herkes sansli olamayabilir ama birisini sirf imkani var diye elestirmek bence cok acimasiz.
    Ben Elif hanimin kendisine gelen basvurulari siniflandirdigini sanmiyorum, bence zamanla her kesimden anneyle tanisacagiz. Elestireleri kotu niyerli buluyorum, lutfen caninizi sikmasin Elif Hanim.

    • Dogru sanıyorsunuz, siniflandirmiyorum. Çekiliş yaparak ilerliyorum.

      Teşekkür ederim.

    • Sevgili Dilek,

      Guzel yorumlarin icin cok tesekkurler. 🙂

      Deniz

    • Dilek Hanım ben uzaktan ahkam kesmiyorum sadece gördüklerimi dile getirmek istedim, tabiki her şartın bir zorluğu vardır ama yardımcısız hayat ve yardımcılı hayat çok farklı, iki türlüsünü de yaşıyor olduğum için çok rahat söyleyebilirim bunu…evet 2. çocukta planlıyorum kardeşin şart olduğunu düşünüyorum.onu kendi durumum için söylememiştim zaten..ayrıca söyleşiyi çok beğendim, tüm hepsini de keyifle okuyorum..

    • Dilek hanım ben Elifi yeni takip etmeye başlamadım bütün hikayelerini okuyorum hergün düzenli. bütün annelerin hikayelerinide okudum.Vede deniz hanımın maddi durumu iyi diye kimse eleştirmiyor ki burda konu deniz hanım değil zaten Deniz hanımın hikayesinide severek okudum ve çok güzel bir anne olduğunu düşünüyorum. Ben sadece bunu okuyunca aklıma gelen şeyi Elife bildirmek istedim tartışma çıksın diye değil sadece diğer annelerin durumunuda bilmek istedikki zorlukları önceden bilelim diye.

      • Sevgili Tuğba, birkaç farklı yerde söyledim ama herkes gördü mü bilmiyorum: Elbette herkes kendi gibi hikayeler duymak istiyor, onlar çok daha yol gösterici oluyor kişi için.

        Daha önce de belirttiğim gibi, herkese eşit fırsat verebilmek için çekiliş yaparak ilerlemeyi uygun buluyorum. Yaptığım tek sınıflandırma bir sefer İstanbul’dan, bir sonraki sefer İstanbul dışından annelere yer vermek.

        Bunun dışında söyleşiye konuk olmak isteyen öğretmenler de var, çalışmayan anneler de. Ordu’dan da birileri var, Paris’ten de… Ben herkese tek tek yer vermeye çalışacağım, çünkü bence hepsinden öğreneceğimiz bir şeyler var, her birini (kendim yaptığım için demiyorum 🙂 ) keyifle okuyorum!

        Kısacası, sanırım biraz zaman vermek gerekecek. Bir söyleşiyi yapmak, yayınlamak, uzaktaysa soru-cevapları karşılıklı göndermek vakit alıyor, o yüzden iki haftada bir yayınlıyorum. Uzun vadede herkese yer vermeyi, farklı kesimlerden, farklı şehirlerden (hatta ülkelerden), bambaşka tecrübeler yaşayan insanları öne çıkarmayı umuyorum.

        Endişeni dile getirdiğin için çok teşekkür ederim. Anladığım kadarıyla kimse burada benim özellikle belirli bir sınıfı ön plana çıkardığımı düşünmüyor, ya da kimse başkasıyla “ben senden daha fazla zorlanıyorum” yarışına girmeye çalışmıyor. Farklı hikayeler duymak istiyor herkes, benim de amacım bunu yapmak olacak. Sadece biraz sabır, tamam? 😉

        • Teşekkür ederim sen ne demek istediğimi anladın ve verdiğin cevapta beni zaten tatmin etti ben henüz hamile bile değilim olmayı isteyen ve zorluklarını merak eden biri olarak düşüncemi yazdım ama sanırım birkaç kişi sana yada Deniz hanıma sitem ediyorum sandı ki asla böyle bişey yok. Ben siteni severek takip ediyorum ve çok şey öğrendim şimdiden burdan tekrar teşekkürler 🙂

  13. Tuğba ve Yasemince’ye katılıyorum. Deniz Hn ile olan söyleşiyi keyifle okudum ve saygı duydum. Ama tam bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak lazım derken Tuğba’nın yazısını okudum. Benim yerime dile getirmiş sağolsun. Gördüğüm kadarı ile iki çocuk ancak yardımcısı olana veya maddi durumu iyi olanlara kolay. Ancak o zaman kendinize zaman ayırabiliyorsunuz. Aksi takdirde tek çocukla bile tuvalete gitmek lüks olabiliyor.
    Deniz hanımın günlük planında oğlunu bırakıp üst kata çıkabilmesi bile olağanüstü bir durum.
    Bakım oje konusuna gelince her hafta kuaföre gidemesem de ben de süslü kokoş grubuna giriyorum. Ne de olsa İzmirliyim. Hatta o yüzden blogumun adı önce kadın sonra anne, o yüzden kırmızı oje üstüne bir post yazdım (http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/06/krmz-ojeli-kokos-anne-ve-kolayca-silmek.html), o yüzden doğuma kırmızı oje ile girdim; ameliyatlardan sonra oje sürdürdüm. Ben de rimelsiz çıplak hissedenlerden olduğum için takma kirpikle ameliyata girdim:))) sırf makyajlı gibi uyanayım diye…
    Bu arada okurken anladım ki benim eşim alt değiştirmek, uyutmak, yıkamak gibi pek çok konuda yardımcı oluyor. Üstelik pilot olduğu için evdeki zamanı çok değerli olmasına rağmen o zamanı oğluna ayırabiliyor.
    Anne ne demek sorusunun cevabını çok beğendim. Deniz hanımın yeni çocuk projelerini de takip edeceğim.
    Anneler arkadaş olabilmeli ama disiplin, güven konusunda arkadaştan öte olmalı. Bu konuda da hemfikiriz.

  14. Tuba hanima ve yaseminceye ictenlikle katılıyorum.Turkiye gerceklerinin cokca ustunde yasamlar sunuluyor.Bence bu yorumlarda cekememezlik yok aksine tavsiye var.Sevgili Elifin bu kaygıları giderecegini umuyorum.

  15. Ben tüm anneleri seviyorum, saygı duyuyorum. Biliyorumki her anne zamanı gelince fedakarlık yapmaya hazır. Fedakarlık için fırsat bulan var bulamayan var ama hepsinin içinde bu var. İster yoga yapsın, ister tarlada çalışsın hepsi kutsal!

  16. elifcim, keyifli bir sohbet olduğu belli, sen de ne güzel yazmışsın ellerine sağlık…

    Ammmmmaaaa, 3. çocuk fikrine iyice alışmış ve yakınsamış bir Elif gördüm ben bu yazıda, haberin ola…

  17. ben de yapılan eleştirilerin kesinlikle çekememezlikten olduğunu düşünmüyorum..sadece öneriler var.. ama gerçekten çocuk yetiştirirken maddiyatın önemi büyük…yardımcılar varken çok daha kolay…ben de maddi imkanlar nedenli olmasa da çalışmayı seçen ve evde kızımı bakıcımıza emanet eden bir anneyim..yardımcımız evdeyken alışverişe gidiyorum, kuaföre gidiyorum ama onun olmadığı zamanlarda kızımın peşinde koşturuyorum ve hiç bir şeye vakit ayıramıyorum.. bakımlı olmayı çok sevmeme rağmen zamanım olmuyor…
    söylemek istediğim kuaföre gitmek, alışverişe çıkmak, kendine özel zaman ayırmak tek çocukla ya da fazlasıyla yardımcısız çok zor..elif hanıma da söyleyeceğim bir şey yok, gayet güzel söyleşiler yapıyor ama genele baktığımızda maddi durumu iyi olan ailelerde anne kendine çok daha fazla zaman ayırabiliyor…işler daha kolay yürüyor, çocuklar daha rahat büyüyor sanki…

  18. Elif Hanım merhaba,
    Ben yeni anne adayıyım(öylemi derler tam bilemiyorum):) Henüz 15 haftalık hamileyim. Şimdilerde çok heyecanlı, çok umutlu, kocaman ve gülümseyen gözlerle bakıyorum hayata…Anne olacağımı öğrendiğimde yıllardır takip ettiğim moda, gezi, yemek vs. bloglarının önüne bir anne blogu eklemem gerektiğini düşündüm arama motoruna blog ve anne yazdım ve sizi buldum. İyiki buldum:) İlk yazılarınızdan başlayarak hergün bayağı bir bölümü okuyorum. Birde son yazılarınız okuyorum geriye doğru giderek bir yerlerde buluşacak bu durum sanırım:)
    Tuba Hanım ve Yasemince Hanım’ a aslında bayağı katılıyorum. Çünkü benim şimdiden uykularım kaçıyor, bebeğimi belki 2 aylıkken henüz kim olacağı, bulup bulamayacağım dahi belli olmayan bir bakıcıya bırakmak zorunda kalacağım ve bu beni çok korkutuyor. Ben çok yoğun çalışan biriyim mesai kavramım bile yok gibi:(Sizin söyleşi yazılarınızı böyle acaip bir imrenme duygusu içinde okuyorum. Bu bazı kişilerin yazdığı gibi çekememezlik vs. gibi bir şey değil. Ben tüm annelerin Dünyanın en güzel ve temiz varlıkları olduğunu düşünüyorum ve hiçkimse için öyle kötü şeyler düşünmezler, biliyorum. Benim hissettiğim sadece şu: sadece benmiyim bunu yaşayacak olan, bebeğini küçücükken bırakacak olan, sütünü eve bırakıp işe gidecek olan, çalışmak zorunda olan gibi…Yani kısaca tesadüf olduğunu biliyorum ama bebeğini çok daha rahat büyütme şansı olan annelerle söyleşi yapmanız bende biraz umutsuzluklara yol açtı. Sizi kırdıysam beni affedin lütfen, sadece paylaşmak istedim. Hoşçakalın..

    • Öncelikle tebrik ederim. Allah tamamına erdirsin, zamanı geldiğinde bizimle de paylaşın güzel haberlerinizi.

      Diğer arkadaşlara da söylediğim gibi, söyleşilere katılacak anneleri belirlerken çekilişle ilerliyorum. Tek yaptığım sınıflandırma, bir hafta İstanbul’dan, bir hafta İstanbul dışından birine yer vermek. Onun dışında hiçbir kriteri kontrol etmiyorum. Ancak dikkat ederseniz bundan önce yer verdiğim annelerin tümü çalışan annelerdi ve her birinin koşulları da farklıydı.

      Sizlerin beklentilerini de anlıyorum; elbette herkes kendi hikayesine benzer şeyler duymak, örnek almak istiyor. Dolayısıyla serzenişinizin çıkışını anladığımı sanıyorum.

  19. Ben de bu onerileri cekememezlik olarak yargilayanlari anlayamiyorum. Oneriyi su gozle degerlendirmek lazim: “Biraz daha alt gelir gruplardan annelerin soylesilerine de yer verir misiniz?” Elif Hanim’in da her zamanki gibi elestiriyi gogsunde yumusatip, gole ceviren uslubuyla bu sesi degerlendirecegini dusunuyorum.

  20. Beş yıldızlı şöyleşiler daha çok yeni. Tesadüf denilen kelimeye inanmak lazım, ki uzun zamandır Elif’i yazdıklarından az çok tanıyoruz. Bu 4. röportaj, sayı fazla olsa ve aynı benzerlikler devam etse düşündüklerinize bir kaç kelime de bizler ekleyebiliriz ama biraz daha bekleyin ve keyifle okuyun. Unutmadan ben de yazayım sana Elif, asgari ücretle çalışan anne-baba, bakıcıya emanet bir paşa vazgeçilmeyen örgü merakı. : )

  21. Elif Hanım söyleşi yaptığı insanları çekilişle seçtiğini söylemiş zaten. Buna rağmen neden hala öneriler/eleştiriliyor geliyor anlayamıyorum.
    Yanlış anlaşılmasın eleştiriye kesinlikle karşı değilim, tabii ki yanlış birşey varsa eleştirin.
    Ama bu 4. söyleşi ve diğer üçü çalışan anneler. Hepsi birbirinden farklı hikayeler bence. Burda yapılan eleştiri/öneri nedir tam olarak? Deniz Hanım gibi yardımcısı olan insanlarla hiç söyleşi yapılmasın mı? 4 söyleşi içerisinde sadece bir tane bu şekilde söyleşi var ve herkes gelip onun altına eleştiri yazıyor. Blogcu anneyi sürekli takip eden bir okur olarak bu haksız eleştiri beni rahatsız ediyor. Diğer 3 söyleşi belki okunmadan yok sayılarak, sürekli belli gelir sınıfına ait söyleşiler yapılıyormuş gibi, Elif Hanım sanki belli kesime öncelik veriyormuş gibi dile getirilen “öneriler” bana yapıcı gelmiyor. Bu benim fikrim tabii. Katılmıyor olabilirsiniz.
    Ayrıca Deniz Hanım’ın yerinde ben olsam çok kırılırdım açıkçası, o tüm samimiyetiyle bize hayatından bahsediyor, siz gelip böyle söyleşi okumak istemiyoruz diyorsunuz. Deniz Hanımı hem yaşam tarzına göre sınıflandırıyorsunuz hem de hayatının sizin hayat tarzınızdan farklı olduğunu ve kendinize benzer hikayeler okumak istediğinizi söyleyerek yabancılaştırıyorsunuz. Benim gösterdiğim tepki bu sebeptendi.
    Benim görüşüm şu şekilde, insanlara negatif şeyler söylemek, insanları kırmak kolay. Zor olan daha sonra bunu düzeltebilmek. O yüzden bir eleştiri/öneri yapmadan önce lütfen düşünerek, araştırarak yapalım.
    Mesela tüm bunları söylerken Deniz Hanımın kırılabileceğini hiç dünüdünüz mü? Diğer 3 yazıyı okuyup tüm söyleşileri bir bütün olarak göz önüne aldığınızda Elif Hanım’ın gerçekten söyleşi yaptığı insanları özellikle alt gelir grubundan seçmediği düşüncesine mi kapıldınız? Kura çekilmesi sizce adil bir yöntem değil mi? Özellikle alt gelir grubundan insanlar bulup onlarla mı söyleşi yapmalı? Çözüm öneriniz nedir yani?
    Son olarak, hiç orta halli, devlet hastanesinde doğum yapanların hikayelerini okumadık diyerek eleştiren Limon ve Tuğba Hanım sizler bu eleştiriyi yapmadan önce tüm doğum hikayelerini okudunuz mu? Sizce Elif Hanım kendisine gönderilen doğum hikayeleri arasından seçerek mi yayınlıyor hikayeleri, yani isteyerek mi yer vermiyor bahsettiğiniz tarzda hikayelere? Çözüm öneriniz nedir, devlet hastanelerine gidip normal doğum yapan anneleri bulup hikayelerini mi yazsın?
    Şu alttaki üç doğum hikayesi burda daha önce yer alan ve benim aklımda kalanlar, eğer hepsini zaman ayırıp okursanız eminim size benzer olanları siz de bulacaksınız:

    http://blogcuanne.com/2010/03/04/esra-ve-ceylin-nazin-hikayesi/
    http://blogcuanne.com/2010/12/26/derya-ve-aze-cinarin-hikayesi/
    http://blogcuanne.com/2012/03/16/sevgi-ve-osmanin-hikayesi/

    Belki kötü niyetle yapılmıyor eleştiriler/öneriler ama biraz daha hassas olalım lütfen.

  22. merhaba bu siteye daha çok yeni göz atmaya başladım ve dikkatimi ilk çeken şey annelerin sosyo-ekonomik durum farklılığının paylaşımlarına sekte vurmamış olması idi.yani öncelikle okuduğum çoğu yorumda saygı hep ön planda,elif hanımın yaklaşımı ise gayet demokratik.tabii ki hepimiz çocuklarımızı en iyi şartlarda yetiştirmek isteriz,kendimize gereken hatta sırf kendimizi şımartmak için zaman zaman gerekmeyen vakti bile ayırmak isteriz.ama bazen çalışan bir anneden alacağımız esinlenebileceğimiz bir öykü çıkabilir bazen de çalışmayan anneden..deniz hanım okuduğumdan anladığım kadarıyla ezan vaktinden(ki 4 aylık oğlum var hep uykusuzum hala alışamadım ama umudum var kendisini takdir ettim:))yatma saatlerine kadar ilgili bir anne.daha rahat olabilmek hepimizi isteriz ama asıl önemli olan bakıcılı ya da yalnız günün sonunda içimizin rahat olması zira bakıcılı hizmetçili olup cocuklarını avmlerde sanki bir statü göstergesi gibi dolaştıran yığınla anneler var.emek olmadan sevgiden ne kadar bahsedebiliriz tartışılır.neticede anne anne gibi olmalıdır.yetiştirmenin niteliğinden ziyade niceliği önemli.çalışan annelerde babaya çok iş düşüyor,bakıcılı bir evde belki baba daha esnek olabilir yardım konusunda ama çalışan bir annenin eşinin böyle bir lüksü olmamalı bence.bu yazılarda eşlerin rolüne çok değinilmemiş lütfen tek bir kişiye yüklenilmesin artık hatta ‘haydi babalar kolları sıvayın öğrenme vakti’diye bir çağrıda bulunulmalı.çünkü biz kadınlar hassas olduğumuz için en çok eşimizin desteğini göremediğimizde gözümüzü bizden daha rahat annelerin yaşamına dikiyoruz,özeniyoruz ya da belki kıskanıyoruz.(elimizde olmadan)en çok biz hemcinslerimiz olarak birleşeceğimize birden karşı karşıya kalıyoruz.

  23. Keyifle okudum.Yorumlardan gördüğüm kadarıyla toplum olarak empati kurmayı bir türlü başaramıyoruz.Bizde olmayan yanları başkasında görünce karşımızda dünyanın en mutlusunu görüyoruz.Aslında bu bizim hayata bakışımızla ilgili.Görmek istediklerimizi görmeye çalışıyoruz.Sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun bütün kadınların ortak paydası annelik içgüdüsüdür.Size soruyorum eşi geç saatlere kadar çalışan üniversite mezunu Deniz evde hizmetçileriyle birlikte 2 bebeğe yetişmeye çalışarak çok mu mutlu halinden en zoru bence.Benim eşim yutdışında çok iyi paralar kazanıyor 3 ayda bir görüyoruz babamızı.Benim de 2 buçuk yaşında Cem im ve 4 aylık Deren im var.Evde bana destek olan 2 kişi olmasına rağmen yıpranan benim çocuğun gözü baba da olsa bakıcı da olsa yine annede.Çalışan bir anneyim istesem ben de çalışmayabilirim ama buna cesaretim yok.Devlet kürtajla uğraşacağına önce yeni doğum yapmış anneye verdiği izin süresini 8 haftadan 3 yıla çıkarmalı.Bizim Deniz gibi patron eşimiz olsa inanın biz de can atarız Deniz gibi çalışmamaya yaşamaya 3 yıl çocuklarımıza bakmaya.Varsın gitsin kuaförüne baksın kendine annelik paspal paspal gezmek mi sizce.Çocukların için bakacaksın kendine giyinip süsleneceksin yeri gelince tatile gidip kafa dinleyeceksin.Yeterki içinde yapma isteği olsun.Evde kendin de yaparsın saçını başını sürersin ojeni.Çocuklarımız ilerde okuyup evlenseler de hep sağlıklı anneye ihtiyaçları olacak.Anne annedir içindeki çocuk sevgisini zengini de hisseder fakiri de.Doğurmak emzirmek bakmak uyutmak sabaha kadar çocuğunun başında beklemek hepimize özgüdür.Yeri gelir kızar yeri gelir sever evledını.Şimdi niye sınıflandırıyoruz anneliği anlıyamıyorum.

  24. Bir yorum yazdım sorun oldu neden anlamıyorum bazı arkadaşlar yazdığımı nasıl okudu nasıl anlamı bilemiyorum. Ben bebek sahibi olmayı planlayan artık zamanı geldi diyen biriyim ama bebeğim olunca beni gerçekten neler bekliyor. Kime bırakıcam maddi olarak çalışmak zorundayım oturup kendim bakamam çok para isteyen bir bakıcı tutamam. Bu durumda olan diğer anneler ne yaşıyor nasıl çözüm yolları buluyor merak ettim ve elife böyle bir teklif sundum ne var bunda bu kadar büyütecek anlamıyorum. Bazı insanlar okuduklarını anlamadan yargılamaya geçmiş. Burda ne Elif yargılanıyor nede Deniz hanım lütfen bidaha okuyun yazdıklarımı ve düşünün azcık.

  25. çok beğendim çok beğendim 🙂 imkanlarımız farklı olabilir kıyaslama yapmıcam ben alabileceklerime bakıyorum blogu takip ederken kendim gibi olanı değil anneliği çocuklarımıza hayatı nasıl anlattığımızı anlamaya çalışıyorum yoksa kimse ne aynı gelire sahip ne aynı şartlara teşekkür ederim herkes ister gönlündeki gibi yaşamayı kimi bakıcılarla ybüyütsem rahat ederim diyo kimi ben baksam bu durumdan ziyade denizin annelik kendinden önce evlat demesi yetti benim için ….