64 Yorum

Yorgun, Bezgin Ama Mutlu

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu haftaki konuğu İstanbul’dan Selen Çatılı.

Selen’le daha önce yüz yüze tanışmamıştık, ancak ben onu hem yorumlarından, hem de geçmişte bu blogda yazdığı bir yazıdan az çok tanıyordum. Kanyon’daki Le Pain Quotidien’de buluştuk. (Bu arada Le Pain’in sigara içmeyen müşterilerine dışarıda ayrı bir bölüm oluşturduğunu öğrenip mutlu oldum)

Selen’le onun öğle arasında hem yemek yedik, hem söyleştik. Beğenmeniz dileğiyle…

***

Ben seni az çok tanıyorum. Sanırım Derin’in doğumu civarı takip etmeye başlamıştın beni. Yazışmıştık ara ara, benzer süreçlerden geçmiş, kolikli bebeklerle uğraşmıştık. Bize anne olmadan önceki halini anlatır mısın? Kimdi Selen?

Ben 32 yaşıma kadar Selen’dim. Evin aykırı küçük kızı, endüstriyel tasarım mezunu reklamcı, Can’ın kendi ayakları üzerinde duran sevgilisi, kankalarımın en yakın arkadaşı. Oldukça hırslıydım iş konusunda, gece-gündüz demeden zevkle çalışırdım, kendimi geliştirmek için çabalardım.  İş dışında da çok sosyal bir hayatım vardı. 16 yaşımdan beri her cuma gecesi dışarı çıkardım. Ya canlı müzik dinlemeye ya da rakı içmeye! Sonra bir cuma akşamı iş çıkışı eve gittim, evde olmak çok keyif verdi bana. Zaten öyle karar verdim çocuk sahibi olabileceğime.

Şimdi kim Selen?

Şimdi çalışan anne Selenim. Anne olduktan sonraki bir yıl kendimi aramakla geçti.

Buldun mu?

Buldum. Ama zaman aldı. Kafama kazınmış bir anne klişesi vardı ve ben Türkiye standartlarında biri olmadığım için ben ve annelik bir araya gelemiyordu.

“Türkiye standartlarında anne” nasıl oluyor?

Toplumda tanımlanmış anne kimliği işte. Çocuğundan ayrılamayan, çocuğu için kendinden, hayatından vazgeçen anne. Genelde bu bekleniyor annelerden. Ben böyle yapamadığımı, benden beklendiği gibi bir anne olmam gerekmediğini fark ettim. İlk altı ay Cem’e kendim baktım. Sonra işe döndüm. Ve reklamcı anne oldum. Artık sosyal hayatım oldukça geri planda ama yok olmadı, hala ayda 1-2 kez gece çıkıyorum.

Le Pain Quotidien’in ıspanaklı keçi peynirli salatası tavsiye edilir

Mutlu mu peki Selen?

Yorgun, bazen bezgin ve fakat mutluyum. Çünkü kendimle barışığım.

Anneliğe Alışmak diye bir yazı yazmıştın sen bu blogda. Doğuma kolay hazırlandığından, kolay sayılabilecek bir doğum geçirdiğinden, ancak sonrasında çok zorlandığından bahsetmiştin. Şu an “kendimle barışığım” diyebildiğine göre, bunun için aldığın yardım işe yaradı, değil mi?

Evet. Ve benzer şeyleri yaşayanlar psikiyatra yönlendirmek gibi bir misyon edindim.  Lohusalık hüznü hormonal olarak birçok kadının yaşadığı ve zamanla atlattığı bir durum ancak bu durum zamanla geçmeyip depresyona dönerse çok yıpratıcı olabiliyor. Uzman kişilerin yardımıyla atlatmak çok zor değil.

Çocuk olduktan sonra eşine bakışın değişti mi? Ya da onun sana bakışı?

Eşime bakışım bir parça değişti. Daha doğrusu toleransım çok düştü. Uykusuzlukla paralel olarak daha çok çıkış yapar oldum. Ama son zamanlarda farkına vardım ki ben bu duruma sığınıyorum. Yani bu durumu deşarj olmak için kullanıyorum. Bunu fark ettiğimden beri eskisi gibi olmaya gayret ediyorum. Ama bunun dışında ona sevgim ve saygım azalmadı.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?

Çalıştığım için Cem bana çok tepki gösteriyor ve bu çok yıpratıcı oluyor.

Nasıl tepkiler?

Bana karşı negatif olabiliyor. Beni yanında istemiyor, en ufak konuda mızmızlayıp bakıcısına koşuyor. Kendisini benim değil bakıcısının uyutmasını istiyor. Yani aslında genel olarak bana kızıyor.

Bunun çalışmana bağlı olduğunu nasıl anladınız? Üstesinden gelmek için ne yapıyorsunuz?

Pedagoga danıştık. İlişkimizin temelinde bir sorun olmadığını öğrenip rahatladık. Ben bu konuda üzüldükçe bunun devam edeceğini söyledi. Ben de üstüne gitmeden boş vermeye çalışıyorum.  Ayrıca hafta sonu bir günü baş başa geçiriyoruz. Hafta içi de vakit buldukça sabahları ikimiz parka çıkıyoruz.  Pedagoğumuz bana daha düzenli çalışmamı önerdi ve fakat sektörümden dolayı bu mümkün olmuyor.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?

Uyumayı!

Elif ve Selen. Çocuktan sonra uyumayı özleyen iki anne.

Çocuğunu sevmeyen anne yok, ama anneliği sevmek başka mesele. Sen ne düşünüyorsun?

Anneliğe âşık olduğumu söyleyemeyeceğim. Ben hayatım boyunca çocuk sahibi olmak istedim ama maalesef itiraf etmeliyim ki ben “anne olmak için yaratılmış” bir insan değilim. Tabii ki oğlumu çok seviyorum, ama bir insanın sorumluluğunu almak zormuş. Bir de Cem çok hareketli ve ben onun sevdiği oyunları oynamaktan sıkılabiliyorum. Neyse ki bu noktada eşim devreye giriyor!

Bir anne olarak kendinle gurur duyduğun şeyler neler? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?

3 ay boyunca günde 12-16 saat ağlayan oğlumu her gece inatla 21:00’da yatırarak bir düzen oluşturmayı başardığım için kendimle gurur duyuyorum. O düzeni oturtunca rahatladı zavallı bebeğim. Bir de çoğu anne gibi ona empati gösterip ihtiyaçlarını anlamayı çok iyi başardığımı düşünüyorum. Kendisi şu aralar “terrible two” olduğu için bu anlamalarım sonuçsuz kalsa da!

Neyi daha iyi yapmak isterdin?

Dış etkenlere rağmen istediğim tarzda yetiştirebilmeyi. Ben kuralcı ve sakinimdir. Ama yakın ailem oğlumun her isteğini yapmak adına onu çok şımartıyor ve ben çalıştığım ve evde olmadığım için buna engel olamıyorum.

Sen evde yokken Cem’le kim ilgileniyor?

Eşim serbest ve yarı zamanlı evde çalıştığı için öğlene kadar ve hatta bazen tüm gün evde. Ayrıca tüm özbakımıyla ilgilenen, onunla oynayan yatılı bir bakıcımız var.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?

Ooooo-hoooo! TV izletmek, TV ile yemek yedirmek en başta geleni.

Geriye dönüp baktığında “şimdiki aklım olsaydı farklı yapardım” dediğin şeyler?

Emzirme konusunda daha ısrarcı olurdum. Kolay vazgeçtiğimi düşünüyorum. Şimdiki bildiklerimi bilseydim daha çok uğraşırdım.

Çalışmıyor olmayı tercih eder miydin diye soracağım ama sanırım bu sorunun yanıtını bilebiliyorum.

Asla! Cem’in bana verdiği bunca tepkiye rağmen. Çalışmazsam mutlu olabileceğimi sanmıyorum.

Bir günün nasıl geçiyor?

Sabah 6.30 civarı Cemin uyanma mızırtısıyla kalkıyorum, 2 saat onunlayım. Bu aralar hava güzel olduğu için 7 gibi dışarı çıkıyoruz. Böylece hem baş başa vakit geçiriyoruz, hem bakıcımız ve babası 1-2 saat daha uyuyor (yoksa ablayı mutlaka kaldırıyor) hem de TV açtırmamış oluyor. Boğaza iniyoruz, kuş kovalıyoruz, kaydıraktan kayıyor , araba sürüyor. Boğazdaki tekne ve ördekleri (aslında karabatak) izliyoruz. 1-1,5 saate eve dönüyoruz. Bakıcımız ve eşim kalkıyor, ben hazırlanıyorum. Cem 9’da kahvaltıya otururken eşim beni metroya bırakıyor. Sonra ajansa gidiyorum. Yoğun bir iş temposuyla çalışıyorum, sadece öğle tatillerimi sosyalleşmek için kullanmaya çalışıyorum. Gün içinde eğer evdeyse eşim yoksa bakıcımızla konuşup mesajlaşarak Cem ile ilgili bilgi alıyorum. Uyudu, uyandı, parktan geldik gibi. Ortalama olarak 19:30 gibi çıkıyor ve 20:00’da evde oluyorum. Yemek saatimiz oluyor bu, yarım saat yemek yiyoruz Cem’le. Sonra yarım saat anne-baba-Cem oyun oynuyoruz. Bazı akşamlar babaanne, hala ve dedesi de geliyor. Hep beraber oluyoruz. Saat 21:00 gibi bizdelerse misafirlerimizi yolcu ediyoruz. Cem’in çizgi film eşliğinde üstü değişiyor. Sütünü verip yatırıyoruz. Bakıcısı veya ben uyutuyoruz. En geç 21:45’te uyumuş oluyor. Bu ara bakıcısıyla yatmak istediği için ben 21:00’da paydos etmiş oluyorum. Ayaklarımı uzatıp oturuyorum, biraz eşimle muhabbet, bazen bir dizi izlemece. Bunun yanında genelde internette Nurturia’da kızlarla muhabbet ediyorum. 23:00 gibi yatıp gece yarısına doğru uyuyorum. Ama maalesef gece böyle bitmiyor. Cem geceleri hala 5-6 kez kalkıyor, ağlamazsa bakıcımız kalkıyor ama ağlarsa ben de kalkıyorum gecede 1-2 kez. Sonra sabah yeniden gün başlıyor 🙂

En son ne zaman kuaföre gittin? Sinemaya? Kocanla baş başa yemeğe?

Kuaföre 1 ay önce arkadaşımın düğününden önce gittim ama zaten hiç sevmem kuaföre gitmeyi. Sinemaya ne zaman gittiğimi de hatırlamıyorum ama onu da çok sevmem. En son sosyal aktivitem 2 hafta önce iş çıkışı arkadaşıma gitmek oldu. Bazen işten geç çıkıyorum, Cem’in uyku saatine kadar evde olamıyorsam o akşam bir arkadaşımla buluşuyorum. Eşimle baş başa yemeğe değil ama birer içki içmeye 3 hafta önce yıldönümümüzde gittik. Maalesef bunu çok az yapıyoruz.

İkinci çocuğu düşünüyor musun?

Kesinlikle hayır! Hangi “high need” bebek annesin sorarsanız bu cevabı alırsınız 🙂

“High need” bebeği tarif eder misin? “Hassas” bebek olarak çevirebiliriz, değil mi?

Çok hassas, genellikle uykusuz, özellikle ilk aylarda çok ağlayan zor bebekler.  İlgi ve temasa diğer bebeklerden daha çok ihtiyaç duyuyorlar. Sanırım algıları çok açık oluyor.

Derin de biraz öyleydi, en azından ilk aylarda… Peki, senin gibi “high need” bebek annesi olanlara, ya da “annelikle barışma” ihtiyacı içinde olanlara ne tavsiye edersin?

Durumu kabul etmeliler, her şeye tek başlarına yetişemeyecekler. Günde 12 saat kucakta ama etrafı görecek şekilde dışa dönük durarak yürümenizi talep eden bir bebeğe tek başınıza bakamazsınız. Bakarsanız aç kalırsınız. Yardım talep etmeliler. “Biz de bu yollardan geçtik” diyenlere kulaklarını tıkamalı ve kendileri gibi insanlara ulaşarak yalnız olmadıklarını hissetmeliler.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?

Oğlunun en ufak tepkisinde kalbi bin parçaya bölünen insana ANNE denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

64 yorum

  1. bayıldım…

  2. Açık vermemek adına klişe yanıtlar verenlerin aksine çok samimi bir söyleşi olmuş. Selen Hanım doğru bildiğinden şaşmayan sıkı bir kadın belli ki. Başarılar diliyorum hem işin de hem anneliğinde…

  3. Selen hanım’ın söyleşisini çok samimi buldum..

    sevgiler,

  4. Her şey iyi güzel de ben High Need Baby kısmına takıldım. Günün toplasan maximum 4-5 saati bebegiyle birlikte olan bir anne, bebeginin bu ihtiyaçlarından nasıl bu kadar bunalabilir, ikinciyi falan kesinlikle düşünemeyecek kadar? O zaman bütün günü bebegiyle geçiren bakıcısının bir daha hiç bebek bakmaması gerekir bu High Need bebege baktıktan sonra!

    • Ilk 6 ay evdeydim İpek Hanım, zaten o döneme denk geliyor “high need baby” dönemi.

    • Kesinlikle size katılıyorum İpek hanım, çok doğru söylemişsiniz.

    • Selen’in yukarıda da linkini verdigim Anneliğe Alışmak yazısını okursanız ilk dönemlerde ne kadar zorlandığını anlayabilirsiniz. High-need bebekler özellikle de ilk aylarda cok zorlayabiliyorlar zaten. Ki, Selen’in zorlanmasının en büyük sebebi oğluna -yukarıda söylediği gibi- yalnız baktığı 6 ay boyunca yaşadıkları. Şimdilerde kabuğundan çıktığını cok açık bir sekilde söylüyor zaten.

  5. Nihat'ın Annesi

    Öncelikle çok uzun oldu yazarken bu kadar uzun olduğu fark etmedim kusura bakmayın. 
    Selen Hn. Çok sıcak ve içten bir yazı olmuş. anneliği ve anne olmayı anlatan bütün kadınlar benim için çok özel. Ben de bir anneyim ve aynen sizin oğlunuz gibi zor bir bebeklik dönemi geçirdiğim şu anda 30 aylık olan nihat’ım var. 10 yıldır iş hayatındayım. Çok şükür anlayışlı bir işyerim var ve Nihat 5,5 aylıkken işe başladım. Benim en büyük yardımcım annemdi. Tam 3 ay oğlumu evin içinde kanguru ile taşıdım. (kalça çıkığı doğdu için dr.umuz kanguruyu onaylamıştı.)
    Yazınızda içimi burkan bi taraf var bi anne olarak beni çok acıtan bir nokta! Oğlunuz sizin yanınızda bakıcısını tercih ediyor. Bence iyi bir iş insanısınız. oğlunuza görev olarak değil istediğiniz için vakit ayırmalısınız. Asla sizi acıtmak ve incitmek istemem. bende tam bu noktadayken bulduğun bir çözümü paylaşmak istiyorum. ben bu çözümü tamamen içgüdüsel olarak buldum ve bizde işe yaradı. Sizinle de paylaşmak istedim.
    Rutinler… o kadar önemliler ki hayatımızda ama bizim gibi çalışan anneler rutinlerin bazılarını hayatımızdan çıkarmalıyız. mesela ben rutinlere bayılıyorum hele akşam uyku rutini hayatım boyunca imrendiğim ve hep hayalini kurduğum bir çocuk yetiştirme ve terbiye etme şekliydi ve başarmıştım da oğlumun odasını 6 aylıkken ayırdım. Yaklaşık 8-9 aylıkken kendi odasında yalnız uyumaya başladı. Taa ki 20. aylarda ben eve gelince yüzüme kapıları çarpıncaya, bana sen git anneannemi istiyorum deyinceye ve ben ona kızınca annemin kucağına çıkıp sana ne dercesine bana bakıncaya kadar(bu arada oğluma anneannesi ve babaannesi bakıyor.).
    İşte tam burada uyku rutinimiz değişti. artık işten eve gelince uyku vaktine çok takılmıyorum. uyku vaktini olabildiğince uzatıyorum ve oğlumu kucağımda uyutuyorum. 12-14 ve bazen 16 saat annesini görmemiş bir evlat ve ona hasret bir anne olarak kendimden örnek veriyorum size. bu o kadar işe yarıyor ki. kendini güvende hisseden bir çocuk ve onun kokusunu içine doya doya çeken bir anne…
    ve mükafat olarak da eve anne gelince gözü kimseyi görmeyen annesinin yanından ayrılmayan, annesi her ne kadar anneannesi ve babaannesi kadar her dediğine evet demesede onu tercih eden bir çocuk. Bence deneyin bizşey kaybetmeyeceksiniz.

    • Merhaba;

      Siz de çok samimi yazmışsınız işe yaradığını söylüyorsunuz sanırım daha kolay uyuyor böylece ancak çok uykusu geldiği için olabilir mi bu?

      • Nihat'ın Annesi

        doğru uykusu da gelmiş olabilir ama şöyle yapıyoruz. gece 10 gibi bizim yatak odamıza gidiyoruz. büyük yatakta kitap okuyoruz, şarkı söylüyoruz, günlük muhabbetlerimizi yapıyoruz. en sonunda da artık uyumalıyız annecim diyorum. ve benim yastığımda kimiz yatıyoruz. kimi zaman sırtı benim göğsümde kimi zaman burun buruna.

    • Nihatin annesi, cok tesekkur ederim oneri icin. Hepimiz kendimizce yollar buluyoruz. Biz de sabahlari cok ozel vakit geciriyoruz. Onumuzdeki hafta oglumla basbasa tatile gidecegiz, beraber uyuyacagiz. Belki 1-2 gun tepki gosterecek ama sonrasinda bence o da mutlu olacak. Gelismleri yazarim 🙂

      • Nihat'ın Annesi

        işte anne ve oğlu arasındaki o minik muhteşem anlar. gelişmeleri dört gözle bekliyorum… 🙂 🙂 🙂

  6. Bakıcıyla kocayı her sabah evde 2 saat yanlız bırakmak fikri bana pek hoş gelmedi:)
    Çok fesatım ya 🙂

    • ilahi 🙂

    • ben de düşünmedim değil 🙂
      kocayla çok vakit geçirmediğini de yazmış 🙂

      şaka bir yana, oğlu bakıcıyla uyurken ayaklarını uzatıp oturabilmek bana da ters geldi.
      bu durumun kendisine daha sonra yol, su, elektrik olarak geri döneceğini ve bunu şimdi değiştirmezse gelecekte değiştirmenin çok çok zor olacağını düşünüyorum.

      bir arkadaşıma söylediğim bir sözdür: bugün istediği sevgiyi vermezsen, yarın o senden versen de istemeyecek.

      • sevgili ozden, benim bu yazimdan cocuguma istedigi sevgiyi vermedigimi anlamaniz tamamen sizinle alakadar bir durum…

        • selen özürdilerim, tamamen yanlış anlama olmuş.
          amacım o değildi.
          benim arkadaşıma söylediğim sözdü o çünkü sevgisini göstermeyi bilmiyordu.
          senin için ilgiyi kastetmiştim sevgi yerine.
          amacım dediğim gibi kırmak değil, yardımcı olabilmekti geç olmadan.

    • bende öyle düşündüm okurken aynen :)…hatta empati yaptım bir an sanki bakıcıyla koca evin sultanlarıda ben hizmetçiymişim gibi hissettim herkesin görüşü farklı işte..

    • e pes yani!!!

    • Kendime de eşime de güvenim tam neyse ki 🙂

  7. Elif Hanım’ın hem sloganı hem bir yazısı var ‘Annelik Her zaman Toz Pembe Değil’diye,
    Gerçekten tam anlamıyla bunu yansıtan çok samimi çok yerinde bir söyleşi. Anneyiz diye yorgun, bıkkın, umutsuz, geçmişe özlem duyan bir ruh halinde olamaz mıyız? Biraz çocuktan şikayet etsem, aman yat kalk dua et, bak olmayanlar var söylemlerinden, eşimle beraber yemeğe gittiğimde nasıl bırakıyorsun, çocuk zaten seni tüm gün görmüyor cümlelerinden, işime 6 ay sonra geri döndüğümde sen daha rahat, vurdumduymaz biraz da duygusuzsun diye iş arkadaşlarımdan çok sıkıldım…Çünkü ben onların gözünde, en azından her anne kadar çocuğunu seven bir insan değilim herhalde, Benim kalbim çocuğum için atmıyor çünkü onlara göre…
    Ben kızıma canımı veririm ama kendimi unutamamam. Benim de bir hikayem amaçlarım, hayallerim var. Şu an çalışmak bana daha çok düzen, daha çok sosyallik katıyor.Bana enerji veriyor. Bence anne mutluysa çocuk, eş,ev,herkes mutlu. Çocuktan önce anne gelmeli hayatta.
    Selen Hanım tebrik ederim sizi. İş ve hayatı dengede tutmayı başarmak çok zor biliyorum.
    Sevgiler.

  8. Selen’in durust ve samimi hislerini paylasmasina cok mutlu oldum. Cok sayida anne, cok zorlansa da “anneligi cok sevdim” diyor..Ben de acimasizca yorum yapanlarin durustluklerinden suphe duyuyorum, onlar da zorlanir, soylenir ama disarida, “annelik muthis” derler..
    Ayrica da cok aglayan bir cocugu olan, uyksuzuluktan bitap dusmusken, sinir bozucu aglama seslerine saatlerce maruz kalan calisan bir anne oldunuz mu siz hic, yorgunluk, vicdan azabi, cocuguna zaman ayiramamanin kasveti, is ve ev yuku.
    İpek Hn,in yaptigi vicdansizlik bence..

  9. Her çocuk, her anne ve her yaşam özeldir, farklıdır. Kimse kimseye benzemek zorunda değildir. Selen Hanım, anlattığınız her şeye sonuna kadar saygı duyuyorum.

    Ben 7,5 aylık bir kız annesiyim. Benim bebeğim de uyumayan ve HEP kucakta gezen bir bebek. Hala! Fakat yine de başkasına vermek ya da başkasından yardım almak istemiyorum. Bende de aşırı bir düşkünlük sorunu var. Kıskançlık var. Duygularım çok uç noktalarda. Kısacası benimkisi bence tedavi edilmesi gereken bir şey. Eylül başı işe başlamalıyım ancak şimdiden her gün ağlıyorum. Ne şanslıyım ki kızıma babaannesi ara sıra da anneannesi bakacak ancak ben bir zamanlar kendi annem gibi sevdiğim kayınvalideme şimdi aynı gözle bakamıyorum. Feci bir kıskançlık var. Kızımı ona bırakıp işe gitmek istemiyorum çünkü o kadar aşırı seviyor ki kendisini kızımın annesi sanıyor bence. Buna tahammül edemiyorum.

    Babaannesine kollarını açıp gitmek istediğinde bile boğulacak gibi oluyorum! Yani bırakın dadısını, babaannesini bana tercih etse kendimi köprüden atarım herhalde.

    • Zeynep hanım aynı duyguları inanın bende yaşıyorum kızım 4 aylıkkenden beri çalışıyorum ve babaanne bakıyor.Şuan babaannesine anne diyo,Allahtan beni görünce çok heycanlanıp hemen kucağıma atlıyor yoksa bende çıldırırdım iyice bu beni bir nebze rahatlatıyor. Çok denedim bu düşüncelerden kurtulmayı ama beceremiyorum çocuğuma hergeçen gün dahada annesi gibi davranması, o öyle yemez, o öyle uyumaz diye sürekli yönlendirmesi sinirimi bozuyor 🙁

    • Simdilerde boyle hissedersiniz ama zamanla, iletisim kurdukca sizin yerinizin ozel oldugunu hissedeceksiniz. Bunca zorlanmaya karsin, oglumun bana aşık bakislariyla baska kimseye bakmadigini da cok iyi biliyorum. Bugun 7de eve geldim, evin onundeyken anne diye bir ses duydum, arkami dondum, oglum bakicinin kucaginda parktan donuyorlar. Oyle bir inip bana kosmaya basladi ki ve tabi ben de ona turk filmleri gibiydik. Gozlerimiz parliyor mutluluktan, oglumla olan sevgimiz tartisilamaz. Sizin de eminim kizinizla boyle olacak 🙂

      • İnşallah dediğiniz gibi olur, bu durumum NORMALE döner, yoksa kızıma olan aşırı düşkünlüğüm nedeniyle kendime de, eşime de, annesine de zarar veriyorum. Aslında mantıklı düşünebiliyorum ancak kalbim, yüreğim dinlemiyor. Bu düşkünlüğün kızıma da zarar vereceğini tahmin ediyorum, bunu düşündükçe duygularıma hakim olmaya çalışıyorum. Kızımın da bir benliğinin, kişiliğinin olduğunun ve bunun gelişeceğinin, sosyalleşmesi için insanlarla iletişim kurması gerektiğinin farkındayım. Tamamen bana, anneye bağımlı bir çocuk sağlıklı bir çocuk olamaz bunun da bilincindeyim. Ama işte babaannesi de öyle anne gibi sevip davranmasa ya:)

        Vakti geldiği zaman memeden bile nasıl keseceğim diye düşünüyorum. Bu sanki onunla aramdaki bir bağı koparacakmış gibi geliyor, bunu kabul etmekte zorlanıyorum. Ancak dediğiniz gibi iletişimimiz geliştikçe bana sevgisini gösterdikçe inşallah kendimi daha rahat hissedeceğim ve içimde bu hastalıklı duygular kalmayacak…

        Hem özgür ve bağımsız bir birey olmalı diye düşünüyorum hem de…. Neyse çok uzattım özür dilerim.

        Aslında taa doğumda kestiler göbek bağını değil mi? 🙁

        • Zeynep merhaba, yazını okurken kendime çok benzettim ben bu duyguyla ege yeni doğduğunda karşılaştım sezeryandan dolayı çok rahat hareket edemediğim için annem ve kayınvalidem ege’yi her kucaklarına aldıklarında kıskanıyordum ve birkere azarlama gafletinde bulundum benden çok kucağınıza alıyorsunuz diye 🙂 Şuanda da her İLK’ini ilk gören olmak isteme, kimseye güvenememe, babasını, ananesini kıskanma huylarım devam etmekte…(Ege 2 gün sonra 10 aylık olacak)
          Sevgiler

  10. Ipek hanımı ve ona destek verenleri hayretle okudum.

  11. Sevgili Selen’e, bu içten, samimi ve zenginleştirici anlatımı için, Blogcuanne’ye de bu röportaj için çok teşekkürler.
    Benim bebeğim de high need bir bebekti ve seni çok iyi anlıyorum Selen.
    Hoş, öyle olmasaydı da yargılamazdım, empati kurardım. Çünkü her bebek ve her anne, her ne kadar çok ortak noktamız da olsa, “unique”tir ve (en çok da bu konuda) tek bir doğru yoktur.
    Bunu senin bildiğini bildiğimden, yargılamalara kulak asmayacağını düşünmek istiyorum.

    Bir not: Bir bakıcının/bakıcıların ise yukarıda yazılan bakıcı-koca kısımlarını okumadığını/okumayacağını diliyorum!

  12. Merhaba
    Selencim,röportajı okurken çok çok keyif aldım.senin ve blogcuannenin ellerine sağlık.aslında kendimi buldum.high need bir bebeğin ihtiyacı,normal bir bebeğin ihtiyacından bilmem kaç kat daha fazla.ona göre bir fiziksel yapı ve en önemlisi psikoloji gerekir.o yüzden burada bazı kadınların bebeğin İHTİYAÇLARI kısmını anlamaması çok düşündürücü!!!!!!bizler anormal anneler değiliz.mükemmeli arayan,her zaman kendini sorgulayan,bencil olmayan anneleriz.vicdan yaptıramaz kimse.bu tür yargılamaları kimse yapamaz bize.baba ve bakıcı ilişkisi ayrıca düşündürücü hakikaten.ne kadar güvensiz insanlar olduk.çok yazık…

  13. Ağzına sağlık Selen, bir çok annenin yaşayıp, kadına biçilen ‘anne’ rolüne uymadığı için kendine bile itiraf edemediği sıkıntıları ne de güzel anlatmışsın. İyi anne olmak hem kendine hem de başkalarına karşı dürüst olmayı ve empati gerektirir. Yorumların bir kısmı bu melekelerden yoksun ve başkasını ‘kötü anne’ olarak yaftalayarak kendini ‘iyi’ yapmaya çalışan insanlara ait, o yüzden olumsuz, empatiden yoksun ve önyargılı yorumlara kulak asmamanı umuyorum. Sevgiler..

  14. Esma Mısırlıoğlu

    Butun yorumları okuyamadım ama çalışan anneler anne degil mı yani? Ne demek yani, çocuğunu günde 2 saat Goren anneler cocuğun ihtiyaclarını anlayamaz gibi bir yorum yapılabilir mı? Bu kastı olarak kalp kırmak İcin yapılmış birşey gibi geldi bana yoksa ben mı yanlış anladım. Bu arada cok güzel bir röportaj olmuş. Zaten Selen Hanımın çocuğuyla ne kadar ilgili olduğu da apaçık ortada

  15. cemle yaşadıklarını, yaptıklarını ve çabalarını bilmesem de bir anneyi asla yargılamam bu şekilde. istediği sevgiyi vermemek, başkası uyuturken ayaklarını uzatmak falan hem tuhaf hem de incitici yorumlar. neyse ki selen kendisini bilen ve bunları takmayacak kadar kendi içinde birçok şeyi halletmiş bir insan.
    bakıcı-koca olayı ise basbayağı komik ve maksadını aşan bir yorum olmuş. Koca yazıdan bunu çıkarmak??
    Anneliğe alışmak yazısını da okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.
    Selenciğim kocaman öpüyorum

  16. Uzun zamandir ne blog okuyor, ne de yorum yaziyordum ki bu yaziyi gordum 🙂
    Bu postun roportaj kismi bana gore cok samimi ve bildik itiraflar iceriyor. Ayrica Selen bu aciksozlu durusuyla hayranligimi kazandi ve kendimden cok sey buldum.
    Yorumlar kismina gelince, cikardigim sonuc net: Kadin kadinin kurdudur !!

  17. Sohbet icin tesekkurler! Daha cocuk sahibi olmamis ama ileride planlayan ve calisacak bir anne olarak cok enteresan buluyorum. Selen Hanim’a aciksozlulugu ve durustlugu icin de tesekkurler. Size ve ailenize mutluluklar.

    Yorumlar cok ilgincti. Bakici ve baba yorumlari bayanlarin hem eslerine hem de kendilerine olan guven eksikligini cok iyi yansitmis. Cok uzun suredir Kanada’dayim, Turkiye’de aldatmanin cok yuksek oldugunu duydum, bilmem dogru mu? Oyleyse neden? Bu yorumlar ve fesatlik bunun mu sonucu?

    Calisan bir annenin kizi olarak biliyorum ki calisan anne olmak cok zor. Benim de annem eminim ki elinde olsa bakici bulur ve arada ayaklarini uzatirdi. Aklima takilan bir konu da yatili yardimcinin Turkiye’de anladigim kadariyla yayginlasmaya baslamasi. Yanlis anlamayin, oturun cocugunuza aksam siz bakin anlaminda soylemiyorum ama beni meraklandiran bir konu. Kanada’da yatili bakici maddi durumu cok cok yuksek ailelerde calisir. Normal orta, ust-orta sinif, profesyonel isleri olan calisan ailelerde yatili bakici olmaz. Bu fark neden? (Birkac teorim var)? Hatirlar misiniz bilmem bir Alman anne Turk annelerini nasil gordugunu yazmisti.

  18. Kusura bakmayin yanlislikla publishe bastim yorumum bitmeden. Bahsettigim Alman anne de yatili bakicilari biraz yadirgadigindan bahsetmisti. Bence Turkiye’deki annelerin bakiciya ihtiyac duymalarinin buyuk bir nedeni Turkiye’deki calisan anneleri destekleyen altyapinin olmamasi. Recep Tayyip Bey her anneye uc cocuk buyurmus. Peki yapsin o zaman Kanada’daki gibi bir sene ucretLI dogum iznini, isyeri anneyi geri almakla yukumlu. Ha bir de alti ay da ucretsiz onun ustune isterseniz. Kanada’daki, en azindan Quebec’teki kres sistemi de son derece duzenli ve ekonomik acidan erisilebilirdir. Tabii uzun da bir bekleme listesi vardir, hicbir sey maalesef mukemmel degildir. En son olarak da kanimca babalarin cocugun bakimiyla yiyecektir, giyecektir, banyodur vs. daha cok ilgilenmesi annelerin uzerinden yuk kaldirir.

    Neyse konudan baya saptim. Selen Hanim son paragrafim sizin sahsi durumunuza hitaben degil, sohbetinizden karakterinizden anladigim kadariyla da gayet esit bir evliliginiz olduguna eminim.Bunlar aklima takilan dusundugum konular, biraz firsat oldu ve yazdim.

    Sevgiler,

    Deniz

    • Deniz, Elifle söyleşimizin sizi bir çok konuda düşünmeye yönlendirmesi çok hoş, açıkçası onore oldum. Genelleme yapmam doğru olmayabilir, kendimi anlatayım bakıcı meselesi ile ilgili. Biz önceleri gündüzlü bakıcı denedik. Ben evimde bizimle yaşayan bir yabancı fikrine sıcak bakmıyordum. Ancak cemin çok sık uyanması beni pes ettirdi. Bir de fark ettim ki, çocuğunuza bakan kişi zaten bir süre sonra yabancı biri olmuyor, oldukça yakın hissetiğiniz biri haline geliyor. Tabi bir de işin maddi tarafı var. Yatılı ve gündüzlü bakıcı arasında fiyat farkı çok az olunca ve yatılı bakıcı daha rahat olunca ben böyle bir tercihte bulundum. Bir de benim işim gereği eve geç geldiğim de oluyor, o zaman da yatılı biri iyi olur. Ama yine de hayalim cem’in gece uykuları düzeldikten sonra, okula da gideceği için bir kaç sene içerisinde gündüzlü ve hatta yarım gün çalışan birini bulabilmek. İlla ki birine ihtiyacım olacak. Çünkü cem ilerde okuldan 4-5 gibi gelse de akşam 8-9a kadar, ben eve gelene dek birinin onunla ilgilenmesi gerek. Eşim de işi gereği bazı akşamlar evde olmayabiliyor, bu sebeple destek şart! Yani bence Kanada ile en büyük fark çalışma saatleri. Sanıyorum orada çalışma saatleri buraya göre daha uygun ve net.

      • Çalışma saatleri ve doğum sonrası haklar konusunda avrupanın çok gerisindeyiz hatta aynı ülkede işçi ve memurlar arasında bile ucurum var, ben özel sektörde çalıştıgım ıcın sut ıznım 1.5 saat iken memurların 3 saat, dogum ıznı konusunda da benzer farklılıklar var, ayrıca dogum sonrası ızın hakkımız daha uzun olsa belkide birçok çalısan kadın ısınden ayrılmayacak verdikleri 16 hafta doğum ıznının 8 haftasını dogum oncesı 8 haftasını dogum sonrası kullanırsan bebek daha 2 aylıkken yatagında bırakıp calısman gerek aksı durumda da bırcok calısan annenın yaptıgı gıbı son yasal gune kadar karnın burnunda calısırsın ve ınsanlar artık ofıste – ıste dogurma rıskın ıle dalga gecmeye baslar.

  19. merhaba selen hanım,
    anne olmak için yaratılmamış olmak, bu cümleyi belki ne kadar çok kurdum kendim için. oğlumu sevmiyor muyum belki herşeyden herkesten çok. onun için fedekar değil miyim kimse bunu iddia edemez. insanlar 3 aylık bebeklerinin uykusuzluğundan şikayet ederken 40 evet 40 aydır gece deliksiz uyumamış bir anneyim. fazla ilgi gereken, fazla hassas çocuklara sahibiz. o kadar ki benim oğlum -Allah sağlık sıhhat versin- herhalde geçirmediği sendrom kalmayacak büyüyene kadar, terrible twosu, horrible treesi gece terörü, geçici kekemelik, uyutma zorluğu, uykuya dalma zorluğu, aşırı haraketlilik, duygusallık… tüm bunlarla uğraşırken bırakın da 2 saat ayaklarımızı uzatabilelim. çünkü bu derece hassas bebek ve çocuklar için hamurla oyanayan, suluboya yapan bir anneden daha çok onu duygusal olarak yukarıda tutacak enerjisini akıtmasını sağlayacak bir anneye ihtiyaç var. böyle bir anne olmak için de annenin mutlu olmasından da önemlisi kendisini kaybetmemesidir.

  20. Biricik oğlum Yunus bizi 2 sene uyutmadı, yemez, içmez ve durmazdı. Terrible two’nun kralını yaşadık. İki çocuk çok istememe rağmen ASLA dedim. 3. sene sonunda ‘belki’lere geldim. 4’e yaklaşırken tamam dedim. Çünkü dediler ki her çocuk aynı olmaz. Ben de inandım ve o feci yorucu günleri unuttum. İyi ki de inandım ve unuttum. Şimdi bir de Yosyos’um var. İki çocuk da çok yorucu ama çok güzel. Kardeş çok güzel. Dört kişilik aile çok güzel. Zorla olacak iş değil ama isteyip de ümidini yitirmiş, vazgeçmiş olanlar varsa, belki bir umut olur dye yazdım.
    sevgiler,
    mamanuuba

  21. Bazi yorumları okurken hayrete düştüm.Yok bakıcıya koca evde yanlışmış,anne cocuğa sevgisini göstermiyormuş,anne cocuğu uyutmak yerine ayaklarını uzatıp yatıyormuş.Acaba bu denli futursuzca kelimeler dudaktan değilde klavyeden çıkıyor diye mı böylesine kırıcı,zehirli.Calisan annelerin değil ama hoşgörüsüzlük,empatiden yoksun annelerin cocuklarına gercekten acıyorum…Selen hanım sizin gibi samimi,dürüst bir annesi olduğu için Cem çok şanslı.Bu güzel söyleşi için size ve Elif Hanım’a çok teşekkür ederim.Sevgiler.

  22. aslında gereksiz yere çok üzerine gidilmiş bakıcı-koca mevzusunun.
    diğer arkadaşlar da eminim benim gibi gayr-i ihtiyari böyle düşündü.
    kahve sohbetlerinde yapılan arkadaş samimiyetinde bir şakaydı sadece.

    kırıcı olmuş mu ?
    evet olmuş olabilir, özellikle Selen için.
    ama kendi adıma gerçekten ciddiye alınacak bir laf etmedim.

    sonuçta akşam öyle ya da böyle hepimiz dizi izliyoruz ve dizi konuşarı malum.
    aklımızın ucuna böyle şeyler gelmesi maalesef normal diye düşünüyorum.

    ama kızkıza muhabbet düşüncesindeydim, gülüp geçelim mümkünse…

  23. Ayrıca devamlı yabancı annelere mukayese edilmemizi son derece yadirgiyorum.Kendimize ozguvenimiz madigi icinmi boyle oluyor…Hani anne babalarimiz bizi motive etmek icin esin dostun barili cocuklarini ornek gosterirlerdi ya.Ne kadar sinir bozucuydu.O gunlerime donuyorum sanki.Yasamadigimiz icin hangisi daha iyi bilemiyoruz bence..Bende yatılı bir bakıcı tuttum.Cunku gece nöbetlerine mesleğim gereği zaman zaman kalmak zorundayım.Yurt dısında ise birçok tanıdığım devlet ve işyeri destekli açılan kreşlerin kalabalık ve ilgisiz olduklarından yakınmış,yatılı bakıcı bulamadıkları için hayiflanmislardi.Bence annelerin yatılı bakıcı bulabilmesi çok çok çok iyi bir fırsat bizim için.Bunu garipsememek,aksine desteklemek lazım.İlk 3-4 yıl gercekten yatılı bakıcı çok iyi oluyor.Tavsiye ederim.

  24. Buket Hanim, Kanadali ve Turk anneleri karsilastirmadim. “Kanadali anneler soyle davranir, Turklerden soyle ustunlerdir” diye bir cumle kurmadim. Basbakanin uc dogur dedigi ama nedense (kadini is yerinden uzaklastirmak olabilir mi?) duzeltmege calismadigi altyapidan bahsettim. Bayanlar bu blogda “cok sansliydim, 6 ay ucretsiz izin alabildim” dedigi zaman icim burkularak okuyorum. Yeni anne olmus cok iyi sirketlerde calisan annelerin oda oda kosturup sut sagma mucadelelerini ise AGLAYARAK okudum. Ayrica musaade edin, insan psikolojisi, bulundugu eski ve yeni ortamlari karsilastirmak. “Sen nasil ayagini uzatirsin cocugun bakiciyla uyumak istiyooo” tartismasi bostur, anne babayi ucuncu kisiye muhtac eden bir sistem tartisilir.

  25. Selen, yanitin icin ve yatili bakici konusunda olan dusuncelerimi okudugun icin tesekkurler. Ben de Kanada saatleri Turkiye’den duzenlidir diye dusunuyorum ama sirketten sirkete ve endustriden endustriye ve tabii ki de sehirden sehire degisiyor. Mesela finansal merkez olan Toronto’da farkli ve daha sosyalist bir dusuncenin hakim oldugu Quebec eyaletinde farkli. Ama cok uzun calismayi gerektiren endustrilerde sirketler genelde evden calisma ozgurlugunu veriyor. Kresler de erken aciliyor ve gec kapaniyor. Bircok arkadasimin isyerinde zaten kres var. Annelerin yukunu azaltan alt yapi genelde var. En azindan ileride cocuk sahibi olmak isteyen biri olarak oyle umuyorn 🙂

  26. ‘yorgun’ ve ‘bezgin’ kelimelerinin gerçekten ne anlama geldiğini ben de biliyorum artık. olduğu gibi, içten anlatmış herşeyi selen. yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi:))

  27. Ben anne olmadan önce annelerin bıkıp usanmadan çocuklarıyla 7/24 ilgilenebileceklerini ne olursa olsun yorulmadıklarını falan zannederdim.Hatta bu yüzden çok kutsal olduklarını sanki kafalarının üstünde gizli bir hareyle(!) dolaştıklarını düşünürdüm:))Hangi gezegende yaşıyormuşum acaba??
    İşte şimdi ben de 5 aydır yorgun,bezgin ama mutlu bir anneyim. Selen hanımı anlamamak mümkün değil,aslında ne kadar zor bir duyguyla başa çıkabilmiş.(Cem’in zaman zaman dadısını tercih etmesinden söz ediyorum.)Bu durumu kendiyle barışıklığı sayesinde kaosa dönüştürmeden yönetebilmesi ve dadı-oğul-anne üçgenini dağıtmadan bir bütün oluşturması beni çok etkiledi.Bunu kafamın bir köşesine yazdım,sevgiler:))

  28. Özlem Cetinder

    Yorumların hepsini okumadım ama bende çalışan bir anneyim ve canım ne kadar çıkarsa çıksın , yorgunluktan olsemde kızımı ben uyutmalıyım, cocuğumu bakıcının kollarına bırakıp ayaklarımı uzatmak hiç bana göre değil. Suan ikinci cocuğumu bekliyorum ve ikisine de zaman ayirabilegim müddetçe çalısmayı düşünüyorum , eğer baktım yetemiyorum o zaman bırakacağım isi, her ne kadar yasam standartlarımız degissede. Ben anlamıyorum bu iş aşkı ile yanıp tutuşan anneleri.

  29. Sıradaki söyleşinin annesi “yardımcısız” ve hatta yakınlarından uzakta yaşayan 2 çocuklu bir anne olsun…Bana komik geliyor kusura bakmayın,sabah 9 da çıkıp akşam 8 de eve gelen bir annenin yorgunum demesi.

  30. neden komik geliyor Deren? çalışan insanlar yorulmaz mı? sadece evde çocuğuna bakanlar mı hak eder “yorgunum” demeyi… ?

    Selen gayet samimi ve hoş bir sohbet olmuş. Tatlı bir annesin..

  31. Deren hanım, çalışan annenin yorgun olmaya hakkı yok mu??

  32. Merak ediyorum acaba yüzyüze de bu kadar kırıcı olabiliyor mu bu insanlar?Sanal dünyaya sığınıp ölçüp biçmeden yorum yapmayalım lütfen.

  33. tüm yorumları okuyamadım, samimi bir paylaşım, annelik herkes için çok farklı, bazısına kolay bazısına zor, tek bir doğrusu yok, sürekli bebekle de hayat geçmez.
    tatile de bırakılıp gidilir
    tabiki kadın çalışır da, çalışan kadın daha da yorgun olur elbette
    baba ile anne farksızdır, baba da çalışınca yorgun olabilir, kimse kimseyi yargılama hakkına sahip değildir 🙂
    ben de eşimle yalnız kalmak için kızımı bırakıyorum, istediğim gibi iş bulursam da çalışırım, sadece gezmek ve eğlenmek için de bırakıyorum, bakıcı da olur anneanneye de bırakılır, onlara güvendikten sonra nedir yani 🙂 çocuklara tek kişi bakmak daha kötü sosyalleşsinler, bireyselleşsinler, anneye bağımlı kalmasınlar, nasılsa büyüyorlar, anne ve babanın mutluluğu da çok önemli en az çocuk kadar

  34. hepimiz anneyiz,daha kolay empati yapabileceğimizi düşünüyordum ama öyle olmuyor görüyorum ki.çalışan anne de yorulur,iş yerinde bir sürü stres,koşturma sonra eve gel.seni özleyen çocuğun,yapılacak işler vs.sadece yarım saat can bahçede oynarken ayaklarımı uzatıyorum evet.kısa bir pause.buna ne gibi bir anlam yüklenir ki?

  35. 1. Soru: evde kalan baba cocugun ozbakimi ile neden ilgilenmiyor ki? Babalar hadi pamuk eller bebek bezlerine dokunsun biraz daha!!!!

    2. Yogun Calisan annenin yorgunum demesini kimse komik bulmuyor. O Anne kendi secimi dogrultusunda cok yogun calistigi icin yorgun:)…7/24 saat cocuk baktigim icin yorgunum derse komik abes bir durum olur? degil mi?) ( bende 6 gun calisan 2 cocuklu bir anneyim). Disarda calismak ve ev yorgunlugu tamamiyla farkli. Hatta baskasinin cocuguna bakmak bile bence daha az yipratici olur diye dusunuyorum… Siz ne dersiniz???

  36. 1. Baba oğluyla oldukça ilgili ama bir yandan çalışıyor, o yüzden bakıcı olmak zorunda.
    2. Ben anlamadım, çalışmayı seçtiğim için yorgunum diyemem mi?

  37. Sizden bagimsiz yorumlamak ta istemistim aslinda. 1. Genel olarak babalar cocuklarin ozbakiminda Tr. de pek Gorev almiyorlar…

    2. Yorgunlugun siddeti, stresi ve sebepleri hatta cozumleri de farklidir bence: “Calisan Anne +cocuguna kres yolu ile bakan Anne; calisan AMA fulltime yardimcili annenin yorgunlugu benzer siddette olmuyor….calismayan yardimcili Annenin yorgunluk siddetide calismayan ama tekbasina bakan anneden farklidir. Ve yorgunlugun sebebi belki bazi evlerde 100% bebek bakimindan kaynakli degildir. Bazi bayanlarin yorgunum demenizi buyuzden komik buldugunu dusunmustum….

  38. Tüm sorulara yanıt olsun.cümlemi eksik yazmışım,Çalışan+yardımcılı (üstelik yatılı) olan annelerin yorgunum demesi komik geliyor.Sabah 7 de uyanan biri bebeklik biri çocukluk döneminde iki farklı çocuğa yetişmek, full time konuşan,soran,atlayan,zıplayan,evi dağıtan,hergün parka çıkarılması gereken çocuklarla ilgilenmek,ev işleri,market işleri,alışveriş,sosyal hayattaki işlerle kıyaslanınca ofiste çalışan bayanların işleri devede kulak bence.Çok değil yıllık izninizde tatile gitmek yerine ev hanımı gibi 5 gün kendiniz bakın çocuklarınıza, o zaman yorgunluk nasılmış anlarsınız:))

    Ayrıca yorumumun kırıcı olduğunu düşünmüyorum.Benim fikrim bu.Katılıp katılmamak size kalmış.

  39. Bana da bir insanın “Çalışan+yardımcılı (üstelik yatılı) olan annelerin yorgunum demesi komik geliyor.” gibi bir cümleyi kurma hakkını kendinde görmesi arkasındanda “Ayrıca yorumumun kırıcı olduğunu düşünmüyorum.” diyebilmesi çok komik geliyor.
    Halbuki size göre bir insanın yorgunum deme hakkının olması için sizin gibi mükemmel bir eş ve iki çocuklu çalışan bir anne olmalı değil mi? Neyin yarışı bu ben anlamadım?
    Çocuğu olmayan bir insan yoğun çalıştığı dönemlerde yorulabilir, tek çocuğu olan çalışan-yardımcılı bir anne de yorulabilir ve yorulma hakkına sahiptir. Siz de çok yorgun olabilirsiniz ama başkalarının yorgunluğuna komik deme hakkını kendinizde nasıl buluyorsunuz ben onu anlayabilmiş değilim.
    “Yorulma hakkı sizin ve sizin gibilerindir, yogunum diyenlerin gerisi komiktir” bu mudur yani?
    Ayrıca Deren Hanım, yorumumun kırıcı olduğunu düşünmüyorum.Benim fikrim bu.Katılıp katılmamak size kalmış.
    Ben daha önce başka bir söyleşide de dayanamayıp söylemiştim:
    Böyle güzel pozitif söyleşilerin ardından negatif yorumları yapan insanları gerçekten anlayamıyorum. Artık kendi mutsuzluklarına bağlıyorum.
    Neyseki sağduyulu, kendiyle ve işiyle barışık insanlar da varmış. Yorumlarda görünce mutlu oldum.
    Ben söyleşileri keyifle okuyorum. Selen Hanım sizi çok iyi anlıyorum. Anne adayıyım ve çalışan bir anne olacağım, eşimin iş saatleri daha esnek, sizin eşiniz gibi evden de çalışabiliyor. En büyük korkum hormonların etkisiyle herşeye yetişmeye çalışıp kendimi mutsuz etmek. Kendimi tanıyorum, çalışmadan, çalışınca işini layıkıyla yapamadan mutlu olabilecek bir insan değilim. Umarım sizin gibi dengeyi sağlayamayı başarabilirim.

  40. Günde toplam birkaç saat çocugunu gören bir annenin yorgun olması bence de garip,. Bu olsa olsa iş yorgunluğu olur ki o çocuksuzken de olan bir durum.Eve geç gelen annelerin en büyük sorunu çocuğunu biraz daha görebilmek için yatma saatini geciktimesi ve bunun suçluluğu iken annenin evde olduğu zaman diliminde dahi çocuğu bakıcının uyutması hiç ban göre değil. Bu arada benim de 5 aylık bir oğlum var ve beş dakika bile kendini oyalayabilen bir bebek olmadı hiç.Kendi işim , işimi ve çalışmayı seviyorum, ev hayatını seven bir insan hiçbir zaman olmadım ve şu an işime geri döndüm. Çalışan annenin hayatı her zaman çelişkiler yumağı bence