16 Yorum

“Sakin, Dingin Bir Anne Oldum”

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu haftaki konuğu Kocaeli’nden Derya.

9 aylık bebeği Ömer Faruk’u ailesinden uzakta, tek başına büyüten Derya’yla bu söyleşimizi aslında daha önce yapacaktık. Gel gör ki ben ona ulaşmaya çalıştığımda o tatildeydi, ondan geri dönüş alamayınca başkasına sıra geldi derken kısmet bugüne dedik ve sanal da olsa güzeeelce söyleştik.

Keyifle okumanız dileğiyle…

***

Geç oldu ama güç olmadı Derya. Hoş geldin Beş Yıldızlı Söyleşiler’e… Bize anne olmadan önceki seni anlatır mısın?

Anne olmadan önce, okumaya yazmaya, akademik açıdan kendini geliştirmeye, dil öğrenmeye, gezmeye meraklı, hayatının bir döneminde ebru sanatıyla ilgilenmiş ve bunu daha da geliştirmek için fırsat kollayan biriydim. Ankara Üniversitesi mezunuyum, daha sonra aynı üniversitede yüksek lisansımı da yaptım. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim.  İlk görev yerim Eskişehir’in zorunlu hizmet bölgesi bir köyüydü, daha sonraki durağım Konya oldu, şimdi ise eş durumundan Kocaeli’deyim.

Anne olduktan sonraki sen?

28 yaşında anne oldum ben, yani geçen sene.  Yukarıda bahsettiğim her şeyi hala çok seviyorum ancak şu an ilgilendiğim her şey askıda duruyor sanki. Artık enerjisinin çoğunu biberon, emzik, bebek bezi, oyuncak reyonu önünde harcayan ve bundan da ciddi keyif alan bir anneyim.

Mutlu musun?

Mutluyum, evet. Sevdiğim bir eşim, bir bebeğim ve işim var çok şükür. Şükretmek insanı daha da mutlu ediyor.

Allah mutluluğunuzu bozmasın. Peki, çocuğuna olan sevgin nasıl başladı? İlk görüşte vuruldun mu? Yoksa anneliğe alışman mı gerekti?

Benimki biraz ilk görüşte aşk… Bebeğimi ilk gördüğüm ve küçücük bedeniyle ilk tanıştığım an ona âşık olduğum andı. Ama zamanla, büyüdükçe, bana tepkiler vermeye, gülücüklenmeye başladıkça daha da çok seviyor, bağlanıyorum sanki…

Kesinlikle öyle oluyor. Çocuk büyüdükçe ona olan sevgin de gittikçe artıyor. En azından ben böyle yaşıyorum.

Öte yandan, aynı şey insanın eşi için geçerli olmayabiliyor! Çocuk olduktan sonra eşine bakışın değişti mi sence? Ya da onun sana bakışı?

Çocuk olduktan sonra benim eşimden beklentilerim arttı, bu anlamda bir değişim oldu. Dolayısıyla, eşimden yeteri kadar yardım alamadığımda ona kırılıyorum ve beni yalnız bıraktığını düşünüyorum ama onu hala çok seviyorum. Onun bana bakışında bir değişiklik olduysa bile ben hissetmedim.

Nasıl bir anne olmak isterdin? Ve sence nasıl bir annesin?

Sorunlara karşı pratik çözümler üretebilen, eğlenceli ve becerikli bir anne olmak istedim her zaman. Nasıl bir anne olduğumu tam olarak tanımlayamayacağım. Genel olarak sakin, dingin bir anne oldum sanki.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı nedir peki?

Her şeyi ayrıntılı düşünmek zorunda kalmak. Örneğin, sahilde yürümeye giderken bile yanımıza Ömer Faruk için gerekli olan ve gerekli olabileceğini düşündüğüm her şeyi almak ve sonuçta kocaman bir sırt çantasıyla dolaşmak! Bir de onunla ilgili yaptığım şeylerde ve aldığım kararlarda doğru hareket edip etmediğimi düşünmek çok yoruyor.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?

Canımın isteği zaman elime kahvemi ya da çayımı alıp doyasıya kadar kitap okumak, hele ki roman okumak nasıl burnumda tütüyor anlatamam sana.

Yoksa sen de çocuktan sonra kendini çocuk bakımı ve gelişimi kitaplarına veren annelerden misin? (Hangimiz değiliz?!)

Aslında evet, benim de eğilimim o yönde oldu. Elime çok fazla kitap geçti ama bunları okumak için zaman bulmam çok zor oldu, bazılarının sadece ilgilendiğim bölümlerini okudum.

En çok hangi kitaplardan/yazarlardan faydalanıyorsun?

İlk aklıma gelenler şunlar: Çocuklarda Uyku Sorunları ve Çözümleri/ Dr. Richard Ferber, Anne İş’te- Çalışan Anne ve Çocuğu/ Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin, Bebek Bakım Sorunlarına Mucize Çözümler/ Tracy Hogg-Melinda Blau. Bunun dışında internetten de çok faydalandım.

Çocuğunu sevmeyen anne yok, ama anneliği her anne sevmeyebiliyor. Sen? Anneliği seven annelerden misin?

Bu soruyu ben de kendi kendime çok soruyorum. Anneliğe çok kolay alıştığım ve annelik hallerimle çok barışık olduğumu söyleyemem. Oğlumu çok seviyorum ama annelik zor iş!

Kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar neler? Anne olarak sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?

Emzirme konusunda ısrarlı davrandığım ve bunu başarabildiğim için çok mutluyum. İlk zamanlar süt konusunda sıkıntılar yaşadık, sütüm azdı, yetmiyordu, o dönem kendimi bırakabilecek bir durumdayken kendi kendime çok telkinde bulundum ve başardık çok şükür. Emzirme konusunda iyi iş çıkardım denebilir.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?

Kesinlikle uyku eğitimi! Emzirme konusunda ne kadar kendimi iyi hissediyorsam, uyku eğitiminde tam tersi olduğunu söyleyebilirim. Bir türlü istikrarlı davranamadım, tam düzeni tutturdum derken ya biz bir yerlere gitmek durumunda kaldık ya da evde yatılı misafirlerimiz oldu ve düzeni oturtamadım maalesef. Kısacası uyku eğitiminde daha başarılı olmak isterdim.

Bunu biraz daha açar mısın? Uyku konusu annelerin en büyük problemlerinden. Eminim bu söylediklerine “ben de!” diyecek olan birçok anne var.

Aslında birçok anne aynı sıkıntıları yaşıyor ama ben çok hazırlıksız yakalandım sanırım. Doğumdan sonrasıyla ilgili pek çok şeye kendimi hazırlamıştım ama uykusu çok az bir bebeğim olacağını hiç hesaba katmamıştım! Doğduğu günden itibaren çok uyuyan bir bebek olmadı zaten Ömer Faruk. Geceleri çok sık uyanan bir bebek. Tracy Hogg’un kitabında önerdiği yatır/kaldır yöntemini çok denedim mesela ama ağlamalarına dayanamadım, sürdüremedim. Uyku düzenini oturtmak biraz da ekip işi galiba, babanın ya da anneye yardımcı olabilecek bir yakınının da desteği lazım ve ben o desteği bulamadım. Hala zorlanıyorum uyku konusunda çaresizim.

Ben uykunun bu kadar önemli olduğunu, uykuyu bu kadar çok sevdiğimi çocuğum olduktan sonra anladım. Hiç unutmuyorum, Deniz’in doğumu sırasında o kadar yorulmuştum ki “Bebek bir doğsun da, ben güzeeeel bir uyku uyuyayım” demiştim, o uykuyu daha çoooook uzun zaman yakalayamayacağımı bilmeyerek…

Bu durumda anneliğin en çok uykusuzluk kısmı sana zor geliyor diyebiliriz?

Evet. Üst üste geçen uykusuz geceler, sorumlulukların yerine getirilmesini de zorlaştırıyor, enerjiyi düşürüyor.

Anneliğini icra ederken iç sesini mi dinliyorsun, yoksa dışarıdan gelen müdahalelere kulak asıyor musun? Akıl hocan var mı?

Bugüne kadar her şeyin en doğrusunu kitaplardan öğrenmeye alıştığım(ız) için, yine ilk olarak kitaplar, okumalarım, araştırmalarım ışık tuttu bana. Daha sonrasında özellikle aynı dönemde doğum yaptığım birkaç arkadaşımla sürekli irtibat halindeydim ama tüm bunlara rağmen içime sinmeyen hiçbir şeyi yapmadım. Dışarıdan gelen müdahaleler lohusalık dönemimde çok canımı sıkıyordu ama artık önemsemiyorum.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı? “Şimdiki aklım olsa farklı yapardım” dediğin şeyler?

Evet, olmaz mı?! Çocuğun reklamları izlemesine izin veren ve hatta daha da ötesi çocuk reklamları izlerken bir şeyler yedirmeye çalışan anneleri çok eleştirirdim ve şimdi ben aynı durumdayım! Büyük konuşmamak lazımmış şu hayatta…

Kesinlikle. “Asla ‘asla’ deme” anneler için söylenmiş bir söz olmalı!

Doğum izninde olduğunu söyledin. Ne zaman döneceksin? Sen dönünce Ömer Faruk’a kim bakacak?

Evet, 2012-2013 eğitim-öğretim dönemi haziran ayına kadar (hatta ayın son haftasına kadar) izinli olacağım. Araya yaz dönemi gireceğinden aktif olarak okula 2013 Eylül ayında başlayacağım yani. O zamana kadar oğlum 22 aylık olmuş olacak. Sonrası ise beni hala düşündürüyor, iyi bir bakıcı bulamadığım takdirde kreşe göndermeyi düşünüyorum.

Bulunduğunuz şehirde ailen yok, değil mi? Yalnız bakıyorsun bebeğine?

Evet, yalnızım. Benim de, eşimin de aileleri Ankara’da yaşıyor. Ailelerimiz olmadığı gibi destek alabileceğim akraba, eş-dost kimse yok. Sanırım beni en çok yoran şeylerden biri de bu yalnızlık.

Öğretmenlik annelikle çok uyumlu bir meslek derler, sen ne düşünüyorsun? Ben çok pişmanım öğretmen olmadığıma…

Ben de memnunum, her şeyden önce severek yaptığım bir işim var ve her ne kadar kendi isteğimle ücretsiz izne ayrılsam da itiraf etmeliyim ki okulumu ve öğrencilerimi çok özlüyorum. Kendimize ve ailemize daha çok vakit ayırabildiğimiz için şanslı bir meslek grubu olduğumuzu düşünüyorum.

Bir günün nasıl geçiyor?

Güne en geç sabah 07.00’da oğlumun uyanmasıyla başlıyorum. Sonra birlikte kahvaltımızı yapıyoruz, dışarıya çıkıyoruz, eşim gelene kadar genellikle oğlumla ilgileniyorum, daha sonra eşim devreye giriyor. Ben o arada akşam yemeği hazırlığında oluyorum. Sonrasında özellikle bu aralar birlikte dışarı çıkıyoruz.

En son kendine ne zaman vakit ayırdın? Hani derler ya… “Bugün kendin için ne yaptın? gibi…

Yaklaşık bir ay önce Ankara’ya annemlerin yanına gittiğimde üniversiteden birkaç arkadaşımla görüşmüştüm.

Ufukta ikinci çocuk var mı?

Biz iki kardeşiz. Ve ben belki de bundan dolayı hep iki çocuk istedim. Her ne kadar çok uykusuz ve yalnız, desteksiz kalıp bunaldığım dönemlerde “artık ikinci çocuk düşünmüyorum” desem de, aslında düşünüyorum.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?

Tek cümleyle diye sordun ama ben iki tanım yapmak istiyorum.

“Herkesin çocuğunun aslında ne kadar değerli olduğunu fark edip, bütün çocukları çok çok çok seven ve onlara merhametle yaklaşan kişiye anne denir.”

“Çocuğunun bir gülümsemesiyle bütün sıkıntılarını unutan kişiye anne denir.”

Her iki tanıma da katılıyorum.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

16 yorum

  1. Herkesin çocuğunun aslında ne kadar değerli olduğunu fark edip, bütün çocukları çok çok çok seven ve onlara merhametle yaklaşan kişiye anne denir.”
    dün yakınımızın çocuğunun hastanede yoğun bakımda olduğunu öğrendiğimde dualar edip kendi oğluma sarılıp sarılıp öptüm. hiç bir çocuk hasta olmasın değil mi? anne olmak sahidende böyle birşeymiş.
    bir güzel söyleşi daha olmuş Elif Hanım.
    Derya Anneye derim ki 3 iyidir 4 candır 🙂 4 kişi olmak lazım :)))

  2. Her çocuğun ne kadar değerli olduğunu anne olunca anladım bu aynen benim annelik tanımım.Birde o dudağını büzünce direkt gözlerimin ıslanması…Off off nolcak bu annelik duygusallığı geçer mi birgün?

  3. Annelik tanımını çok beğendim.. Ve gene gözlerim doldu…

  4. Şu ana kadar bence en iyi verilmiş annelik tanımını Derya Hanım vermiş. Çok teşekkürler.

  5. birinci annelik tanımını ben de çok beğendim, anne olduktan sonra kızdığım kötü olduğunu düşündüğüm kocaman insanların bile bir annesi olduğunu ve her zaman onların iyiliğini istediğini düşünürüm…

  6. Gitgide seçim yapmak zorunda kaldıklarımız ve haliyle sorumluluklarmz artıyor…

  7. Çok keyifli bir şöyleşi olmuş, anneliğin tanımını çok beğendim. Çok şirin bir anne Derya Hanım. Allah kolaylık versin, ceksin kurtarsın onu hissettigi yalnızlıktan. Eminim oda biliyordur, Allah yardım ediyor bu durumda olanlara da. Bende çok yaşıyorum ama hiç üzülmüyorum artık.

  8. Ayakları oldukça yere basan bir söyleşi olmuş..”Annelik” tanımı bu kadar iyi anlatılamazdı herhalde…

  9. Sancilarim basladiginda aklimdan ilk gecen sey “ahhh su hayatta daha cok uyusaydim tuhhh” olmustu!

  10. Hepimiz annelik yolculuğunda benzer sınavlardan geçtiğimiz için belki de birbirimizi daha iyi anlıyoruz, annelik tüm bu duygusal halleri ve kucaklayıcılığıyla güzel sanırım.

  11. Gerçekten keyifli bir söyleşi olmuş. Ben de bebeğine yalnız bakan bir anne olarak Derya hanımı çok iyi anlıyorum. Ailesiyle birlikte hayırlı bir ömür dilerim…

  12. Güzel bir yazı olmuş yine.
    Ben kitaplardan çok diğer annelerin blog paylaşımlarından daha çok şey öğreniyorum. Çünkü ahkam kesmek değil, paylaşmak…
    Hele de Paktuna’dan uzak durulması kanaatindeyim.
    Nedenine gelince: Google’da dava ve adını bir arada yazınca neler çıkıyor bir bakın:
    (https://www.google.com.tr/webhp?sourceid=chrome-instant&ie=UTF-8&ion=1#hl=tr&gs_nf=1&tok=CJZPjNlVRj5rC-2JcMuvzA&cp=3&gs_id=i&xhr=t&q=sabiha+paktuna+keskin+dava+2012&pf=p&safe=off&sclient=psy-ab&oq=sab&gs_l=&pbx=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_cp.r_qf.&fp=310198f0d4d10985&ion=1&biw=1517&bih=714)

    Özetle:
    Ünlü çocuk nörolojisi uzmanı Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin’e, TTB (Türk Tabipleri Birliği) Yüksek Onur Kurulu tarafından 1 ay meslekten men (alıkoyma) cezası verildi.

    Kurul, Prof. Dr. Keskin’e bu cezayı, çocuk nörolojisi uzmanı olduğu halde, çoğul kişilik bozukluğu hastası olan Nermin Akyıldız’ı (55) tedavi ve takip ederek uzmanlık dışı tıbbi faaliyette bulunduğu gerekçesiyle uygun gördü. Hürriyet’in haberine göre, Yüksek Onur Kurulu’ndan Prof. Dr. Keskin’e bir de uyarı cezası çıktı. Prof. Dr. Keskin, hekim kimliğiyle hastadan (Nermin Akyıldız) öğrendiği öykü-bilgileri hastanın kimliği belli olacak biçimde kaleme alınan bir yazıda kullandığı için ceza aldı. Nermin Akyıldız’ın Prof. Dr. Keskin’e karşı açtığı 3 dava da mahkemelerde sürüyor.

    buraya da göz atın derim:
    http://www.nurturia.com.tr/groups/thread/c4a1af7f-87bf-45b8-8c46-9ec20150db5c/1/nerede-kaldi-guven-prof-dr-sabiha-paktuna-keskin-

    Bir hastasının hayatını 8 sene boyunca kaydedip kitap yaptığı için hapis ile yargılanıyor.
    1 ay da uzaklaştırma almış ama bu o kadar az ki…

    Hatta kendisi psikolog veya psikiyatrist olmamasına rağmen bu konularda ahkam kesiyor. Nörolog çocuk eğitiminde uzman değildir. Tıbbi/fiziksel boyutuna bakabilir gelişimin o kadar.
    Zaten nörologlar bile kongrelere gelmediğini söylüyor.
    Kendi işini yapacağına başka dallara burnunu sokuyor.
    Meslekten men edilmesi gereken bu kişiye medya prim yaptırıyor. Seansları aylar sonrasına fahiş fiyatlarla satılıyor.

    Hatta işi çocukla da bırakmayıp ilişkilere dil uzatıyor. Eşlerin aldatmasını doğal olarak savunuyor: Kendi sitesindeki makalede diyor ki:
    Kocası çok sayıda hanımla birlikte olan kadın ne yapsın?

    a. Kendisi de başka erkeklerle birlikte olsun
    b. Kocasının evine dönüşünü beklesin
    c. Boşansın
    d. Canı ne isterse onu yapsın

    Doğru yanıt (d) şıkkıdır. Kimse kimseye ne yapacağını dikte etmeye kalkmamalıdır. Birey kendi empati yeteneği doğrultusunda hareket edecektir. Empatisi yüksek kadın erkeğin çok eşli olduğunun farkındadır. Kocasının parkta tahteravalli, salıncak, kaydıraklara binip biraz eğlenmesine fırsat tanır. ”
    Yuh artıkkkkkkk

    Tüyap fuarında boyut yayınları standında kazara kitabını elime almışım. Adını görünce elektrik çarpmış veya zehirli gibi tezgaha atıverdim kitabı refleks olarak. Karşımdaki kız şaşırdı kaldı. Sonra açıkladım. Bu zarar verme hissi o kadar içime işlemiş ki refleks olmuş resmen.

    Televizyonda vs gördükçe uyarıyorum yetkilileri, ona değer veren arkadaşlarımı

    Lütfen biz de prim yapmasına alet olmayalım.
    Çevrenizdeki anneleri de uyarın, paylaşın…

    Annemizin yanımızda olması büyük nimet. Bugün annemlerin desteği hakkında yazdığım yazımı güncellemiştim. Çünkü ne desem az onlar için:
    http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/06/en-buyuk-manevi-yardmclarm.html

  13. Sabiha Paktuna Keskin: harika bir uzman mı, yoksa uzak durulması gereken biri mi?
    http://oncekadinsonraanne.blogspot.com/2012/09/sabiha-paktuna-keskin-harika-bir-uzman.html