19 Yorum

Ödev – ne zaman, nasıl, ne kadar?

Deniz’in okula başlamasıyla birlikte hayatımızda yeni bir stres konusu belirdi. Aslında birçok yeni stres konusu belirdi de, onların en belirginlerinden bir tanesi ödev.

Evet, bunlar 5,5 yaşında; evet, küçük sınıflar; evet, ödevleri boyamadan ibaret oluyo, vesaire. Ama bu ev ödevi gerçeğini değiştirmiyor.

Geçen hafta bir iki kez bu konuda sürtüşünce çok stres oldum. Benim de konuyu iyi idare ettiğim söylenemez. Zaten sinir bir konu, ne yapacağımı bilemedim, en sonuda Deniz homurdanarak boyama yaparken “Ufff, ödev çok sıkıcı” deyince “Ne yapıyor olmak isterdin?” diye sorup “Oyun oynamak!” yanıtını alıp totomun üzerine oturdum.

Twitter’da verdim veriştirdim. Ödev olur mu da, çocukla ben karşı karşıya geliyorum da, şöyle de böyle de… Bana katılanlar da oldu, “Ödev, okulu tamamlaması açısından gereklidir” diyenler de… İşin teorik boyutunu bir kenara bırakarak gerçek boyutuyla yüzleşmeye karar verdim: Ödev yapmamız gerekiyor. Her ne kadar geçtiğimiz haftaki veli toplantısında öğretmenimiz “Ödevlerini yapmıyorlarsa zorlamayın” diyerek bizleri rahatlattıysa da bu işi nasıl yapmamız gerektiğini Klinik Psikolog Pınar Mermer‘e sordum.

Dedim ki:

  • Ödev konusunda ne düşünüyorsun? Örneğin geçenlerde bir öğretmen, ödev, çocukla veliyi karşı karşıya getiren bir kavram dedi, inan şu iki günde ne demek istediğini anladım.
  • Ödevi sevsek de, sevmesek de, gerekliliğine inansak da, inanmasak da, ödev bir gerçek. Nasıl yapmalıyız, çocuğumuza ödevi nasıl yaptırmalıyız?
  • Benim durumum biraz daha özel, malum çocuğum 6 yaşını bitirmeden ilkokula başladı. Hala “oyun çocuğu” denilen ekipten yani. Böyle bir çocuğa ödevi nasıl yaptırmalıyım, ödevi boyama olsa bile… Resim yapmaktan genel olarak soğuyacak diye düşünüyorum.
  • Ödevi ne zaman yaptırmalı? Okuldan gelip biraz dinlendikten sonra? Akşam yemeğinden sonra? Belli bir düzen var mı?

İşte Pınar Mermer’in yanıtları:

***

Ödev konusunda yapılan araştırmalar sonucu farklı görüşler ortaya atılmış. Ödevin okulda öğrenilenleri pekiştirdiği de söyleniyor; hiçbir işe yaramadığı, tam aksi ebeveyn-çocuk ilişkisini bozan bir etkinlik olduğunu iddia eden de var.

Önce ödevin tanımına bakalım.

Ödev, genel olarak, “öğretmenlerin öğrencilere okul dışı saatlerde yapması için verilen görevlere denir.”(Cooper, 1989, p.7)

Ödev deyip geçme bunun dört çeşidi var:

1.Hazırlık– Bir konuyla ilgili önceden bilgi edinme ödevleri (bu haftaki konumuz dinozorlar, araştırın gelin)

2.Pratik– Öğrenilen bir konuyu pekiştirmek, o konuda hızlanmak, beceri geliştirmek için verilen ödevler (toplama çıkarma ödevleri)

3.Anlamak-Bir konu hakkındaki bilgiyi arttırmak- konu hakkında daha çok okumak, farklı fikirler geliştirmek, “derinlemesine anlamak” için verilen ödevler (bu hafta ateşböceklerinin hayatını inceledik, siz de bu konu hakkında okuyun ilginç şeyler bulun, bir ateşböceği olsaydınız dünya gözünüzden nasıl görünürdü yazın)

4. Basit formülleri ezberlemek için verilen ödevler (örneğin çarpım tablosu)

Yapılan bazı araştırmalarda ödevin okul başarısına olumlu etkisi bulunmuş. Örneğin bir araştırmada, çok uzun olmayan ve sık verilen matematik ödevlerinin matematik becerisini arttırdığı bulunmuş. Bu ödevin pratik yapma kısma hitap ediyor.

Bazı çalışmalarda ise uzun uzun ödev yapmak değil, ödevi yaparken çaba harcamanın başarıya olumlu katkıda bulunduğu söyleniyor.

Bazı çalışmalar ise ödevin hiçbir faydası olmadığını, ders başarısını etkileyen birçok faktör olduğunu, ödevin bunda az bir payı olduğunu söylüyor.

Peki öğretmenler neden ödev verir?

Bu nedenleri de üç altbaşlıkta inceleyebiliriz.

İlk neden başarıyı arttırmak, ikincisi kendini düzenleyebilme (örneğin saatleri ayarlamak, sorumluluk almak, planlı bir iş yapmak) ve kendini motive etme becerisi geliştirmeye yardımcı olmak, üçüncüsü ise okul ve ev arasında pozitif bir bağlantı oluşturmak.

Bazı çalışmalar, okulda zorlanan çocukların zorlanmayanlara göre daha çok ödev yapmasının okul başarısını arttırdığını belirtir. Bazı çalışmalarsa bunun sınıf içi başarı uçurumunu azalttığı ancak genel olarak başarıya pek de bir katkıda bulunmadığını bulmuş.

Öğrencilerin zaman kullanımı ve kendilerini motive etme becerilerinin gelişmesi için ödev vermenin faydalı olduğu düşünülse de, çoğu öğrencinin bu amacı anlayamamasının olumsuz sonuçlara yol açtığı düşünülüyor.

Okul  ev arası pozitif bağlantıyı oluşturmak, velilerin okulda neler yapıldığından daha çok haberdar olması, okulda olan bitenle ilgili konuşmayı sağlaması, standartlar ve beklentilerin belirlenmesinin sağlanması demek. Bu, ödevin yararlı tarafı.

Ödev veriliyor. Peki veliler ne kadar dahil olmalı?

Bununla da ilgili tartışmalı veriler var. Hatta öğretmenler velinin ödeve karışmasını istiyor mu sorusunun cevabı bile henüz belirsiz.

Ama açık olan bir şey var ki o da velilerin çocukların okul ve ödevle ilgili tutum ve davranışlarını etkilediği, hatta öğrenmeyle ilgili her konuda olumlu ya da olumsuz etkide bulunduğu.

Yani şöyle düşün, sen olumlu tutumlara sahip olan, sakin, başarı takıntısı olmayan, çocuğunu aşağılamayan, onun yazdıklarını silip kendin yazan bir anne değilsen, çocuğunun ödevine yardımcı olman çok sorun olmayacaktır. Özellikle okulun ilk yılları, ödev konusunda yardıma en çok ihtiyaç duydukları yıllardır.

Ancak  olumsuz tutumlu, yukarıdakinin tam tersi bir veliysen, ödeve hiç bulaşmamak daha iyi.

Ödev böyle zamanlarda gerçekten de ebeveyn-çocuk ilişkisini baltalıyor. Anne babanın öğretmen rolüne bürünmesi, ilişkileri bozuyor. 

Ödeve nasıl yardımcı olunur?

Çocuğun kendi kendine birşeyler yapabilmesi teşvik edilmesi, ödev yapabilmek için dikkatini verebilme, hatta yalnız kalabilme becerisinin gelişmesi gerekir. Bazı çocuklar çok kaygılı olduğu için odalarında yalnız kalamaz, bu nedenle ödev yapamazlar ancak bu veliler tarafından tembellik olarak algılanabilir. Bu nedenle ödev, çocuğun yalnız kalabilme, kendini sakinleştirebilme, kendi kendine zaman geçirebilme, zamanlama, planlama becerilerini geliştirmek için iyi bir fırsat gibi düşünülebilir.

Ödev olarak düşünme, sen Deniz’e sorumluluk bilinci gelişsin diye ufak ufak sorumluluklar veriyor, onun becerilerini geliştiriyorsun gibi düşün.

Olabildiğince “Sen nasıl düşünüyorsun? Sence nasıl olmalı?” gibi teşviklerle ödevi onun tamamlamasını sağlamak iyi bir yöntem. Kısa ipuçları verilebilir. Cevabı söylemememeli.

Ödev, ebeveyn çocuk arasındaki iletişimi sınar. Birbirinize ne kadar birşeyleri anlatabiliyor, ne kadar kurallara uyma konusunda uyum içerisindesiniz , biraz bunları gösterir.

Zaten çatışan ebeveyn çocuk ikilileri ödevde çok çok zorlanır.

Hangi yaş ne kadar ödev?

Bazı kaynaklar, çocuğun sınıf çarpı 10 formülasyonunu verir. Birinci sınıf öğrencisi 10 dakika, beşinci sınıf öğrencisi 50 dakika . Her ders için değil, o gün toplam ödev yapma süresi bu.

Bir de ödev genelde tek konuda verilirse iyi olur. Birçok farklı beceri gerektiren ödevler değil de, bir karmaşık beceriyi parçalara bölerek öğreten, örneğin her hafta bir parçasını öğreten ve ödev veren sistem işe yarar.

Oyun çocukları için sorumluluk almak, yaptıklarının, yapamadıklarının sonuçlarıyla karşı karşıya kalmak farklı bir deneyim olabilir.

Bence burada önemli olan çocuğun yasına, hislerine odaklanmak. Ödev yapmak istemiyor, kurallara uymakta zorlanıyor, huzursuzlanıyorsa “Evet sen oyun oynamak isterdin. Senin için bu ödevleri yapmak kolay değil” diyerek mutlaka onu anladığımızı ve duygularına hak verdiğimizi belirtelim.

Ama ödevi yapmaktan da geri adım atmayalım. “Sana yardımcı olmamı ister misin?” cümlesi bence işe yarar. Yeni ödev yapmaya başlamış bir çocuğun yanında eğer çocuk isterse bir süre oturmak işe yarayabilir. Bu oturmalar çocuk istemediği sürece müdahalesiz olmalı. Yaptığı şeyi izlemek çocuğa iyi gelmiyorsa, yanında veli de örneğin kitap okuyabilir. Ortamın olabildiğince sessiz olması, çocuğun bir ders çalışma, ödev yapma köşesinin olması önemli.

Zamanla yanında oturduğu zamanı azaltmalı ebeveyn. Beceri geliştirmek yavaş yavaş adım adım olmalı.

Bazı çocuklar zaten tek başlarına oturup birşeylere konsantre olabilirler. Her çocuk farklı, ihtiyaca göre esnemek gerekir.

Resim ödevine gelince. Sana bir araştırmadan bahsedeyim. Çocuklardan resim yapmaları istenmiş. Bazılarına yaptığı resim karşılığında şeker verilmiş, bazılarınaysa hiçbirşey. Şeker verilen çocukların tekrar şeker alabilmek için tek düze resimler yapmaya başladıkları yaratıcılıklarının azalmaya başladığı görülmüş.

Bence resim ödevi iyi bir fikir değil.

Ancak boyama yapmak  örneğin taşırmadan boyamaya çalışmak bir beceri geliştirmek (küçük kasları çalıştırmak, el göz koordinasyonunu sağlamak) için gerekli. Bu nedenle resim yapmakla boyama yapmak farklı.

Sen de Deniz’in bol bol serbest resim yapmasını teşvik edebilirsin. Serbest resim içindekileri akıtmasını sağlar, iyi gelir.

Boyama ödevini nasıl yaptırmalı?

Ona ödevin ne olduğunu anlat. Bu ödevin ne işe yaradığından çok kısa bahset. (Artık taşırmadan boyayabiliyorsun, kalemi tutman nasıl da gelişti!) Bu işe yarar. Sonra sorumluluklarımız olduğunu ona anlatabilirsin. Okulla birlikte gelen sorumluluklar nelerdir konuşulabilir.

Ne zaman ödev yapmalı konusuna gelince.

Deniz ve onun gibi bızdıklar okulda sınıf mevcudu, sınıfların okulun onlara göre düzenlenmemesi gibi sebeplerden ve yaşları küçük olduğu için ekstra yük alabilirler. Ki zaten zamanında okula başlasaydı da yeni bir şeye başlamanın stresi olacaktı. Bu nedenle okulda zorlandıklarını varsayıyorum. Okulda zorlanan çocukların ailelerine ilk önerim, “Eve gelir gelmez sevdiği bir şeyi yapsın” olur. Resim olur, basketbol olur… Neyde kendini iyi hissediyorsa onu yapsın.

İç dünyası biraz toparlasın, dengeyi bulsun, fiziksel ihtiyaçlar da giderilsin, örneğin karın doyurulsun, biraz dinlenilsin öyle ödev yapılsın.

Çocuk ödev yapmak istemediği zaman, okulda öğretmeniyle bir sorun yaşayıp yaşamadığı kontrol edilmeli. Bazı öğretmenler hırslı olabiliyor ve farkında olmadan çocuğu ödev konusunda zorluyor, takdirden çok eleştiriyor. Hele ki bunu sınıfın ortasında yapıyorsa, çocuk ödev saati yaklaşınca bile huzursuzluk çıkarabilir.

Bazen de tam tersi verilen ödevler kontrol edilmiyor. Bu da çocuğun ödev yapmaması için bir neden.

Sorumluluk veriyorsak, kontrolünü yapmalıyız.

dedi Pınar Mermer.

Pınar’ın “Mükemmel değil, yeterince iyi anne-babalık” sloganı beni çok iyi hissettiriyor. Bu yol gösterici paylaşımı için kendisine teşekkür ederim.

 

19 yorum

  1. okuldan gelir gelmez ellerimi bile yıkamadan ödev yapmaya otururdum. Annem bir yemek ye derdi, dur anne ödevim bitsin de rahat oturayım derdim:) Benimkiler umarım bana çeker de ben de uğraşmak zorunda kalmam

    • Benim kızım da umarım sizin gibi bir öğrenci olur.Bana çekmesini istemem de.))Okula ablam başladığında bende gidiicem diye tutturup gitmişim.(Tam 5.5 yaşında Ahh kıskançlık)Demişler ki yapamazsa alırız gitsin bari..İlkokul 4′ e kadar da çok iyiymişim anneme göre…Ödevlerimi ablamdan önce bitiricem diye hemen yaparmışım.Sonradan çok zorlanmışım ne ödev yapmak ne de okula gitmek istememişim.Hatırlıyorum da çok ağlardım..Rahmetli annem sonradan hep söylerdi keşke evde ağlasaydı da okula gitmeseydi diye..

  2. Öncelikle çok faydalı bir paylaşım olmuş Elif,çok teşekkürler..Çocuğu 1. sınıfa yeni başlamış birçok anne için eminim sancılı günler başlamıştır ya da başlamak üzeredir..Sancısı yoksa da oğlu değil sorumluluk sahibi bir kızı vardır bence 🙂

    Benim oğlum da 31.Ağustos.2006 doğumlu,tam 72 aylık olarak başladı 1. sınıfa,Denizle arasında 3 ay var sanırım..Can’ın gittiği özel okulda ana sınıfında okuma-yazma öğrettiler ve bu yıl sanki 2. sınıf gibi başladılar..Hafta içi her gün 1 sayfa Türkçe-1 sayfa Matematik ödevi oluyor,aslında dikkatini verse 10 dk.’da bitireceği ödevler ama bilmiyorum neden,bütün gün okulda yoruluyor ondan mı,henüz bu disipline alışmadığından mı hiç yapmak istemiyor…Başına oturuyor,2 satır yazı yazıyor sonra koltukta zıplayor,1 kelime yazıyor,tuvalete koşuyor..Onu dışarıdan izleyen biri çocuğa hem üzülür hem de fenalık gelir oyalanmasından 🙂 Bir yerde biri yazmıştı ”Asıl hayat,çocuklar okula başlayınca başlıyormuş” diye..
    Çok doğru..Sanırım ”2 yaş sendromu” gibi, ”Kardeş kıskançlığı ” gibi zor bir dönemden geçiyoruz..Allah çocuklarımızın ve bizlerin yardımcısı olsun,hepimize akıl,fikir,sağduyu versin..Sevgiler..

  3. Esre Yılmaz Karayılan

    Benim oğlum Kaan'da the aynı problemi yaşıyoruz. Ödev yapmak istemiyor, özellikle de boyama… Zaten anasınıfında bıkmıştı boyamadan şimdi ısrar edemiyorum ama o ödev yapılana kadar the aklım orda kalıyor.

  4. ”Ödev olmalı mı olmamalı mı ” ise gerçekten zor bir konu…Anne-baba ile çocuğun ilişkisine zarar verebilir gerçekten,ben mesela hissettirmemeye çalışsam da geriliyorum ödev zamanı..Herkes alışacaktır dese de çocuklar bazı şeylere alışıyor mu,yoksa başka çareleri olmadığı için kabulleniyor mu bilmiyorum 🙁
    Keşke daha doğayla içiçe,daha rahat bir eğitim sistemimiz olsa,güle-oynaya öğrense çocuklar,çocuklukları-oyunları ellerinden alınmasa,mutlu hatırlasalar okul yıllarını..

  5. Hatice Hanımı’ın yeni-zor dönem kavramına katılıyorum. Defne seneye ilkokullu olabilir (64 ay). Geçtiğimiz yıllarda anaokulu tecrübemiz olduğundan bu yıl sıkılmaması için okula vermedik biz. Değişik düşünmüşüz 🙂 Bale ve Kinder Müzik derslerine gidiyor. Kinder Müzik İngilizce ödevi veriliyor. Cd’den şarkıları tekrar etmesi, enstrumantal kısmını onun söylemesi gerekiyor. O ödevi ben yaptıramıyorum.. Kesinlikle kabul etmiyor. Babası ile çook uyumlu. Sanırım ödev kurbanı babası olacak.. Zaman kısmı göreceli tabi. Pınar Hanım’ın tavsiyelerini alıp bizimle paylaşman (ız demiyorum samimi bulduğum için-umarım rahatsız etmem) harika olmuş. Kendimi kontrol edeyim bakayım, nerede yanlış tutum sergiliyorum. Teşekkürler ve sevgiler..

  6. Ödevler yıl içinde öğretmenle veliyi de karşı karşıya getirebiliyor. Pınar Hanım birinci sınıflar için 10 dk ödev verilmeli formülünden bahsetmiş. Bazı öğretmenler çocuğun saatlerini harcasa bitiremeyeceği ödevler verebiliyor. Böyle durumlarda ben çocuğun yapabildiği kadarını yapmasını savunuyorum. Ancak veli öğretmene karşı çıkamadığı zamanlarda ödevini bitirmesi için çocuğunu zorluyor. Sanırım veli kendisini başarısız hissediyor. Öğretmenin gözünde “çocuğuna ödevini yaptıramamış veli” oluyor. Bu durumun kimseye bir faydası yok.

  7. Tam zamanında yetiştiniz. Ödev zamanları benim sabrımın sınandığı anlar ve bu anlar okuldan geldiği ikibuçuktan akşam yatana kadar sürüyor.Bu kadar uzun sürmesi sık sık ara vererek çalışmaktan kaynaklanıyor.Paylaşımınız için teşekkür ederim .

  8. benim kizim, bu sene hazirlik sinifina basladi. bu hafta sonu 3 sayfa odevi vardi. sayi-sekil gruplama, duz cizgi cizme ve okuldaki ilk hafta ile ilgili resim yapma… yasi her ne kadar kucuk de olsa sorumluluklar bir yerden baslmali.. biz de ogrenciydik, bizim de odevlerimiz olurdu (ilkokul 1. sinif dahil). rehberlik ogretmenimizin de dedigi gibi odev bilinci baslmali, sorumluluklari oldugunu bilmeli. sonucta bu da ogrenmenin parcasi.. henuz hazirlikta, adi ustunde; ilkokula hazirlaniyor.. motor gelisim, duygusal gelisim, kisilik ve dil gelisimine bizlerin de evde katkisi olmali.. Herseyi de okuldan beklememek gerekli..

  9. bu güzel paylaşım için teşekkür ederiz. Benim kızım da 67 aylık okula başlayanlardan ve ne yazık ki sınıfın en küçüğü..Sizinkisi yine iyi resim falan yapıyor, bizimkisi bu haftasonu çizgi çalışmalarıyla geldi. Tam 3 sayfa..Ben ödev verilmesinden yanayım. Tabii zorlayıcı ve çok uzun süreli olmadan. Sorumluluk bilincinin gelişmesi için önemli diye düşünüyorum.

  10. Ben de ödev yapmayi cok severdim. Saatlerce odamdan cikmaz, ödevlerim bittikten sonra bir de gelecek konulara bakar, onlari ögrenmeye calisirdim. Bu hep böyle oldu. Okuldu, dersti, ödevdi hep sevdim. Saniyorum bu yüzden 10 sene, 2 üniversite gibi bir maceram oldu 🙂
    Ailenin etkisi oldugu kadar, ögretmenin de etkisi vardir muhakkak. Bu ilk yillarda oluyor ne oluyorsa. Bir dersi, sadece ögretmen yüzünden sevmemissen, sonrasinda da sevemiyorsun sanki (ya da tam tersi). Ailelerin bu gibi durumlari olabildigince gözlemlemeleri ve cocuklarini bir sekilde (artik oyun mu olur, cazip hikayeler mi olur; ne ikna ediyorsa) bir sekilde “okula gitme ve ona ait” ne varsa alistirmalari, ilgi cekici hale getirmeleri gerekli. Cocuk bunu bir kez kapinca gerisi gelir. Genis bir konu. Üzerinde yazacak, konusacak cok sey var.
    Ama sorumluluk vermek, cocugu asagilamamak, birseyi basaramiyorsa hor görmemek, moralini bozmamak, diger cocuklarla karsilastirmamak, onu kücük bile olsa hep bir birey olarak görmek cok önemli. Motive edici, destekleyisi olmali ailelerin tavri.
    Diye düsünüyorum ben.

  11. Benim ikiz kızlarım Amerika’da bir devlet okulunda 1. sınıfa başladılar (tam 74 aylıklar). Anaokulunun sonunda okumayı sökmeleri hedeflenmişti. Dolayısıyla 1. sınıfa okumayı bilerek başladılar. İkisi ayrı sınıftalar.Bütün gün okulda olan çocuğu bir de gelip ödev için evde masa başına mahkum etmek bana çok haksızlık geliyor. Bu süreyi sınıfa göre 10 dakika ödev kuralı çerçevesinde tutabilmeyi umuyorum. (10 dakika kuralı: 1.sınıf 10 dakika, 2. sınıf 20 dakika…ve lisede falan bile asla 2 saati aşmaması). Anaokulundan beri her akşam kitap okumaları ve bizim de onlara okumamız aslında ödev kapsamı içinde. belli kitap sayısına ulaştıklarında okulda küçük ödüller kazanıyorlar (sınıfta sakız çiğneyebilmek, ayakkabasız oturabilmek gibi ayrıcalıklar:-)). Ancak kitap okumayı zaten ödev olarak görmüyoruz.Okul istese de istemese de zevkle yaptığımız en önemli aktivite zaten. Çocukların istemediği hiç olmadı ama olursa da “bu sizin sorumluluğunuz” diyerek üstünde mutlaka duracağım ve ödün vermeyeceğim bir konu. Anaokulunda her dönem ev ödevi altında oyun paketleri yolladılar ki bunlar da ailecek yapmamızı önerdikleri hem eğlenceli ve hem eğitici oyunlardı. Bunlar dışında kızlarımdan birine klasik anlamda hiç ödev verilmezken diğerine haftada iki kez küçük ödevler veriliyordu. Benim de sıkıcı diyebileceğim ödevler. Yine de ödevleri çok kısa sürdüğü için hoşlanmasa da kızımın yapmasını sağlıyordum çünkü okulla ilgili sorumluluklarını yerine getirmeme seçeneğinin olmadığını bilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Bu arada kızlarımdan biri okul açıldığından beri haftada bir gelen yazma ödevinden nefret ediyor. Ben de onunla kasılıp duruyordum.Temelde yapması gereken sevdiği bir kitapla ilgili bir soru cümlesi ve de kitabı anlatan iki kısa cümle yazmak. yani toplamda yazacağı üç cümle hayatımı daraltıyor her hafta. En sonunda “sen bunu hiç sevmiyorsun, ben anladım. Bir düşünelim nasıl zevkli hale getirebiliriz. Bir fikrin var mı?” dedim. “Ben kurşun kalemleri sevmiyorum, çok çirkin” dedi. ben de Ve yazması gerekenleri renkli renkli yazdı önce. Sonra o iki dakikada temize çekti öğretmeninin istediği gibi.Benzer bir problem ters yazdıklarını düzeltme konusunda yaşıyorduk. Çocuk yanlışları düzeltmekten, ben de bayan Rottenmeier olmak zorunda kalmaktan çok fena bunalıyorduk. Biz de kendini şaşırmış harfleri düzetmece oyunu icat ettik falan.Şu ana kadar ki tecrübem bunu yapman lazımdan, aa ne eğlenceli şöyle yapsak noktasına getirdiğimizde işlerin daha kolay yürüdüğü.Ama bu ne kadar böyle devam edebilir, her ödeve bir kılıf uydurabilir miyim? Okulda ödevler daha eğlenceli bir formatta düşünülemez mi? Bir sürü soru kafamda dönüyor. Ben cocuklarımın mutluluğunu ve öğrenmeye dair heveslerini korumayı akademik başarıdan önemli görüyorum. Ama bu kadar hırslı ve rekabetçi bir dünyada da benim bu görüşlerim yüzünden onları hayatta dezavantajlı bırakırsam diye de içim içimi yediği oluyor. ve Türkiyeye dönme fikrimiz olduğu için de sizlerin tecrübelerini çok merak ediyorum. 1. sınıfta Türkiyede ne tür ödevler veriliyor, biraz daha detaylandırabiir misiniz? Bir de dip not: okuma düzeylerinde geçen mayıstan bu yana acayip bir sıçrama oldu. Ben buna 72 ay mucizesi diyorum. herşeyin bir yaşı var.Her ne kadar otoriteler aksini iddia etse de.

  12. ben çocuğum ödev yapsın istemiyorum bu sistemi hiç benimseyemiyorum naparım ne ederim bilemedim ama sanırız yapmasa da olur

  13. Okul oncesi donem cocugunun en onemli isi OYUNdur. Bu sene 1. Sinifa baslayan cocuklarin buyuk bir bolumu sistem degiskligi olmasaydi su an anasinifinda olacaklardi. Takip edebildigim kadariyla su an okuma yazmaya baslamayacaklar sanirim. Sadece cesitli sesleri tanima calismalari ve mufredat geregide sinifta yapilan butun calismalarin oyunlastirilmasi gerekiyor. Tabii her ogretmen bunu yapmayacak- yapamayacaktir. Kimi zaman sinif mevcudu fazla gelecek cogu zaman sinif dar gelecek kimi zaman donanim eksik kalacak, okuma yazmaya odaklanmis bir cok ogretmen oyun oynatamayacak, oyun oynatmak isteyen nereden nasil baslayacagini bilemeyecek… Cozum? mumkun oldugnca ailelerin cocuklarinin henuz COCUK oldugunu untmadan onlari okuldan ve odev yapmaktan nefret ettirmeden, evde yapilmasi gereken calismalari mumkun oldugnca oyunlastirarak yapmakta bence. Havalar guzel odev verilen boyama sayfalarini yaniniza alip disarida boyayabilirsiniz mesela bir cok alternatif gelistirilebilir. Hepinize, hepimize kolay gelsin :))

  14. Ben en çok ödevlere ailelerin yardım edip etmemesi kısmına takılıyorum. Bir ödev veriyorlar, özellikle de bu performans ödevi adı altındaki el işi ödevleri örneğin. Öğretmen öyle bir ödev vermiş ki, çocugun bunu kendi basına düzgün yapabilmesi mümkün degil. Öncelikle çocukların yeterliliklerine göre ödevler verilmeli ki çocuk bastan pes etmesin. Diyelim ki verildi, çocuk kendisi yapıp ögretmenine götürdüğünde, öğretmeni ortaya çıkan şeyi sadece çocugun yaptıgının farkında oluyor. Diger taraftan baska bir ögrencinin aileden yardım aldıgının da farkında oluyor. Gelin görün ki, tek basına yapan cocugu destekleyecegine aile ile yapılmıs ödevi destekliyor, tek basına yapan cocuga düşük not, ailesi ile yapana yüksek not veriyor! Burada, çocuguna karısmayan, ödevlerinin sorumlulugunu kendisinin almasını destekleyen aile ve bu ailenin çocugu kötü duruma düşüyor.

  15. bu güzel paylaşımınız için teşekkürler

  16. http://www.annenotlari.com/oku/7582/1-sinif-cocuguna-ders-calistirma-odev-yaptirma

    linkteki yazı, ödev konusunda beğendiğim yazılardan biri. Dilerseniz siz de okuyun.

  17. ben de konuyla ilgili geçen gün okuduğum bir yazıyı payşamak isterim… http://www.anneboyutu.com/haber?bu-hatalari-yapmayin&ArtId=11433

  18. hiç biri işe yaramıyo