32 Yorum

Ebeveynlik felsefenizi biliyor musunuz?

Son haftalarda kendimi birbiri ardına içinde bulduğum anne-baba eğitimi seminerlerinin bir diğeri geçtiğimiz hafta Psikoloji İstanbul’un düzenlediği Çocuklarınızla İletişiminizi Güçlendirin başlıklı seminerdi.


Önce birkaç not:

(1) Bu eğitim sadece daha önce Türkiye’de eğitim veren Byron Norton’ı ilk kez izlemem açısından bir ilk değildi. Neredeyse 20 senedir birlikte olduğum, 6 senedir ebeveynliği paylaştığım adamla bir ebeveyn eğitimi seminerine katılmam açısından da bir ilkti. Bu konuda benim yapamadığımı yapan ve eşimi böyle bir eğitime katılma konusunda ikna eden sevgili Nilüfer Devecigil‘e bu vesileyle teşekkür eder, desteğinin devamını dilerim!

(2) Ben ne zaman bu seminerlerle ilgili görselleri paylaşsam “Vah, tüh, ben de katılmak isterdim, niye haber vermedin alacağın olsun!” gibisinden tepkiler alıyorum. Birincisi, haber verdim şekerim. Facebook‘ta da, Twitter‘da da paylaştım. İkincisi, Psikoloji İstanbul‘un bültenlerine üye olarak bu eğitimleri takip edebilirsiniz. 

(3) Aşağıdakiler benim kendi notlarım; kendi çıkarımlarım. Seminerde başka blog yazarları ve gazeteciler de vardı. Eminim onlar da görüşlerini aktaracaklardır. Bir başkası söylenen bir şeyi farklı algılamış olabilir, ki bence çeşitlilik adına daha da iyidir; güzeldir.

Gelelim seminere… Önce Byron Norton’ı tanıyalım: “Çocuklar oyunla iyileşir” diyen, eşi Carol Norton’la birlikte çocuklar için, özellikle de dezavantajlı, travma yaşamış/yaşayan çocuklar için oyun terapileri düzenleyen Amerikalı bir psikolog kendisi. Daha önce de Psikoloji İstanbul’un konuğu olarak benzer eğitimler vermiş.

Taksim Elite World Hotel’deki seminerine katılımcıları “Ebeveynlik Felsefesi” hakkında düşündürerek başladı Norton. Ebeveynlik yaparken amaçlarınız neler, ne kazanmayı istiyorsunuz? diye sordu salondakilere. Ebeveynliğin sadece otorite gerektiren anlarda müdahale etmekten ibaret olmadığını, bir bütün olduğunu anlattı.

Ebeveynlik Felsefesi

Ebeyvenlik felsefemizi belirlemek için, çocuğumuzda olmasını istediğimiz özellikleri listeleyecekmişiz. En az 5 dedi Norton, ama benimkinde 3-4 tane anca çıktı. Bilmiyorum bu iyi ya da kötü bir şey mi, Norton yaptığında 25 madde çıktığına göre pek iyi bir şey olmayabilir. Her neyse, o listedeki şeyleri çocuğumuza söyleyecekmişiz: “Sen başarılısın.” Daha doğrusu “İstersen başarılı olabilirsin. Senin içinde bu potansiyel var.”

Ve şöyle dedi:

Beklentileriniz neler? Çocuğunuzun sizin gibi mi olmasını istiyorsunuz? Aklınızdaki “ideal çocuğun” özellikleri nelerdir? Bunlar bir düşünün ve kağıda dökün.

Döktük. Daha doğrusu herkes çocuğunun taşımasını istediği özelliklerle ilgili bir şeyler söyledi:

Özgüvenli
Kararlı
Sevgi dolu
Kendiyle barışık
Lider
Karizmatik
Yaratıcı

Ardından ekledi Norton:

Ebeveynlik anlık bir şey değil. Zaman içinde çocuğunuzla aranızda gelişen ilişkinin etkisi ebeveynlik. Yola çıkarken çocuğunuzun nereye gitmesini istediğinizi, nasıl bir yetişkin olmasını istediğinizi düşünerek hareket edin. Ona vermek istediğiniz [yukarıdaki] özelliklerin onda var olduğunu düşünün ve bunu ona da söyleyin.

Önemli olan çocuğumuza, olmak istediği her şey olabileceği mesajını vermemizmiş. Meslek anlamında değil, kazanım, donanım anlamında. Başarılı da olabilirsin, mutlu da olabilirsin, yaratıcı da olabilirsin — bütün bunları olmak için gereken her şey sende zaten var…

Daha sonra ilginç bir çalışma yaptırdı Norton. Katılımcılara önce en az yakın oldukları büyükanne/büyükbabalarını düşünmelerini söyledi. Onlardaki hangi özelliklerin onlardan uzak kalmamıza sebep olduğunu hatırlamamızı istedi. Herkes bir şeyler söyledi:

Fazla eleştiren
Otoriter
Uzak
İlgisiz

Aynı beyin fırtınasını daha sonra en sevdiğimiz büyükanne/büyükbabamız için yaptık:

Eğlenceli
Sevgi dolu
İçten
Oyuncu

Ve dedi ki “İşte siz böyle bir ebeveynsiniz. [Yukarıdaki] ikisinin karışımısınız.” 

Düşündürücü…

“Çocuklarınızı, torunlarınızın ebeveynleri olacaklarını bilerek yetiştirin” dedi Norton. Ve şu korkutucu gerçeği tekrarladı:

Sizin ebeveynliğiniz en az beş nesili etkiliyor. Siz sadece kendi çocuğunuza değil, torununuza, torununuzun torununa, onun torununa, … ebeveynlik yapıyorsunuz.

Nasıl? Nefes alabiliyor muyuz? Sizi bilmem ama bu noktada ben biraz daraldım. Ebeveynlik zor iş tamam da, ben kendi çocuğumun altından zor kalkarken daha doğmamış torunlarımın torunlarına etki ediyor olma düşüncesi ürkütücü… Bu noktada Norton’ın kimsenin mükemmel olmadığını ve “mükemmel ebeveyn” diye bir şey olmadığı hatırlatması beni biraz rahatlattı, ama biraz… “En sevdiğiniz büyükanneniz/büyükbabanız da mükemmel değildi, ama onu hatırlamanın sizde bıraktığı olumlu hislere bakın” dedi. Peki.

Zamane ebeveynleri eskiye oranla çok fazla bilimsel veriye sahipmiş. Eskiden ebeveynler birkaç ana stili benimserlermiş: (1) Sürü güder gibi ebeveynlik– Çocukları bir yere yönlendirmeyi amaçlayan, başka da bir şeyi amaçlamayan bir yaklaşımmış. (2) Depo tarzı ebeveynlik — Çocuğu TV karşısına koy, ona vermen gereken her türlü değeri (cinsellik, ahlak, şiddet, vs.) oradan öğrensin (fena!) (3) Helikopter ebeveynliği — Çocuğun yaptığı her hareketi izleyen, onu sürekli kontrol eden kontrol hastası ebeveynlik türü.

Her ebeveyn, kendi anne-babasından daha iyi bir ebeveyn oluyormuş. Bu işin kuralı buymuş. Biz de kendi anne-babalarımızın ebeveynlik şekliyle mücadele etmeyi bir kenara bırakmalı, çocuğumuzda olmasını istediğimiz bu 5 (ya da daha fazla) karakteristiğe odaklanmalıymışız. Böylelikle Ebeveynlik Felsefemizi şekillendirmek daha kolay olurmuş.

Beyin ilişkiyle büyür

Çocuğumuzla kuracağımız ilişki, onun beyin gelişimini etkiliyormuş. Şöyle ki: yenidoğan bir bebeği ormanın ortasında bırakın. Kurtlar bulsun, büyütsün; çocuk “oldukça zeki bir kurt” gibi davranır. Ya da şempanzeler evlat edinsin; çocuk “iyi bir şempanze” olur. Çocuğun iletişimde bulunduğu çevrenin onun beyin gelişimi üzerindeki etkisini, kısacası, çocuğunuzun gelişiminde ne kadar önemli rol oynadığınızı anlıyor musunuz?

Özellikle annelerin rollerine değindi Norton. İlk 18 aya kadar bir bebeğin günde 50 ila 75 defa anne ilgisi istediğini, annenin bu ihtiyaçları karşılaması halinde çocuğun sevdiklerine güvenle bağlanabilen, ihtiyaçlarını dile getirebilen ve nasıl karşılanması gerektiğini bilen, depresyona daha az yatkın bir birey olarak geliştiğini söyledi. Annelerin çocuklarına gösterdiği ilgi, onların uzun ve sağlıklı yaşamaları, birçok travmayı atlatabilmeleri için gerekli becerileri kazandıran bir “gençlik iksiri”ymiş adeta.

En önemli öğretme yolu model olmak

Üç anne göl kenarında oturuyorlar. Onların 5 yaşlarında üç çocuğu da göl kıyısındaki kayığın içinde oynuyorlar. Birden bir şeyler oluyor, kayık suya kayıyor ve açılmaya başlıyor. Anneler bir de bakıyorlar ki kayık almış başını gidiyor. Annelerden biri histerik bir şekilde hareket ediyor; çocuğu da öyle. Diğeri çığlık çığlığa bağırıyor; çocuğu da aynı şekilde. Üçüncü anne önce çocuğuna seslenerek onun dikkatini çekiyor; ve ona eliyle suya kürek yaptırarak kayığı kıyıya kadar getirtiyor. Çocuklar bizlerin davranışlarını modelleyerek öğreniyorlar. Her hareketimizi izliyor, kaydediyor, ve [yukarıdaki örnekteki gibi] problem çözme yeteneklerini geliştiriyorlar.

Üç ebeveyn

Çocukların üç ebeveyni varmış: (1) Anne   (2) Baba   (3) Anne-baba arasındaki ilişki. İlk ikisiyle etkileşimde bulunabilir, onlara tepki gösterebilirmiş çocuklar. Ancak anne-baba arasındaki ilişki konusunda hiçbir şey yapamazlarmış. Bu yüzdenmiş anne-babanın ilişkisinin sağlıklı olmasının gerekliliği…

Her gün bir özellik

Bu “çocuğumuzda olmasını istediğimiz 5 özellik”ten her gün birisini söyleyecekmişiz çocuklarımıza. Ama daha da önemlisi, onlara her gün onları sevdiğimizi söyleyecekmişiz, mutlaka. Çocukların sevgi ihtiyacı, sürekli dolu tutulması gereken bir benzin deposu gibiymiş. Boşalmasına fırsat vermeden, sürekli doldurmak gerekirmiş.

Çocuklarınıza, olmak istedikleri şeyi olabileceklerini söyleyin. Çocuğunuzun o anki davranışları kusursuz olmayabilir, ancak potansiyelin onda olduğunu söyleyin.

Seminerin ikinci bölümünde bir video seyrettirdi Norton. Bir anne-çocuğun oyun terapisi seansı sırasındaki etkileşimlerini gösteren bir videoydu. Biraz fazla uzun sürdü video, açıkçası videonun tamamını seyredip bayılmaktansa Norton’ı dinlemeyi tercih ederdim. Ancak kendi adıma önemli çıkarımlar yapmadım değil. Aldığım en önemli mesaj Çocuklarınızla oynarken görev odaklı olmayın, ilişki odaklı olun idi.

Norton’ın gösterdiği videoda anne çalan cep telefonunu açıyor, kendisiyle oynamak üzere bekleyen çocuğuna “Benim hayatım seninkinden daha önemli” mesajı veriyordu. Yanlış. Çocuğumuzla oynarken, 15 dakikalığına cep telefonlarımızdan, e-mailden, Twitter’dan ayrı kalabiliriz, değil mi? (Blogcu Anne okuru sana söylüyorum, ben anlayayım.)

Norton’ın eğitiminden iki çok önemli mesaj çıkardım ben:

(1) Çocuklarınızla oynayın. Nasıl mı? 3 yaşınıza geri dönün. Eğlenceli olun. Bırakın, oyunu onlar kursun, ne oynayacağınıza, nasıl oynayacağınıza onlar karar versin. Siz sadece kendinizi akışa bırakın.

(2) Çocukların oldukları gibi kabullenilmeye ihtiyaçları var. Burada altı çizilmesi gereken şey onlara yapay övgü sözcükleri dizmek değil. “Evet, bu sefer başarısız olmuş olabilirsin; ki zaten her şeyde başarılı olmak zorunda da değilsin. Ancak yapmak istediğin şeyde iyi olabilirsin, bunun için gerekli potansiyel sende var” gibi yüreklendirmeler, çocuğun ileride karşılaşacağı zorlukları aşması için ona gerekli kaynakları verirmiş.

Bu “onun içinde potansiyel olduğu” yaklaşımını ben son zamanlarda Deniz’le farkında olmadan uygular oldum. Malum, okulda çocuklar Allah’a emanet. Dedim ki Deniz’e:

Deniz’ciğim… Okuldayken… Canın bir şey yapmak istediğinde… Sana birisi bir şey dediğinde… Bir şey yapmanı, bir yere gitmeni istediğinde… Kendini dinle. Sen akıllı bir çocuksun. Doğrusunu biliyorsun. Yüreğini dinle. O sana doğrusunu söyleyecek. Doğru olmadığını bildiğin bir şeyi yapma. Eğlenceli olacak olsa bile, komik olacak olsa bile yapma. Sen doğrusunu biliyorsun.

Ben  bu seminere gidince çocukların uyku saatlerini kaçırmıştım. Ben evde olmayınca Deniz de ödevini yapmamış, tam beklediğim gibi. Sabah okula ödevini yapmadan gitmek istemedi, birlikte oturduk başına. “Ne güzel boyuyorum di mi anne?” dedi boyarken. “Evet Deniz’cim” dedim, biraz da öğrendiklerimden hareketle, “çok güzel boyuyorsun. İstersen ressam olabilirsin.” 

“Ben Ninja olucam” dedi.

Ninja mı?! Hemen zihnimdeki listeyi gözden geçirdim: Özgüvenli, kararlı, kendiyle barışık, sorumluluk sahibi… Ninja yoktu listede… Ama herhalde bunlar bir Ninja’da olması gereken özellikler diye düşündüm. “Ne istersen olabilirsin Deniz’cim” dedim.

“Ressam Ninja olucam” dedi.

“Tamam” dedim.

İster ressam, ister Ninja, ister Ressam Ninja… Mutlu olsun, daha da bir şey istemem.

32 yorum

  1. iyi ki yazıyorsun, ….saolasın

  2. yine harika bir yazıya imza atmışsınız. Ben rehber olarak sizi örenek aldım

  3. Paylaşım için Teşekkürler öncelikle,
    Çocuklarımla yaptıklarımdan çok yapamadıklarım geliyor aklıma,maalesef zaman yetersiz kalıyor. Mutlu,kendine güvenen, vicdanlı ama illede MUTLU olsunlar istiyorum. Birde çabam, ilgisiz değil onlarla çocuk olan,kırda koşan yuvarlanan ,parmak boya yapan bir anne olarak akılda kalmak.

  4. Paylastigin icin sagol Elif:)

  5. Sevgi Kahraman

    Sindire sindire okumak istiyorum bu yazınızı ama iş yerinde pek olmuyor. akşama okuyacağım. Sevgiler

  6. Çocukların üç ebeveyni varmış: (1) Anne (2) Baba (3) Anne-baba arasındaki ilişki. “Farkindaydim ama tekrardan duymak benim EN ONEMLI BILGi’lerden biri oldu. —

    Gecenlerde esime hormonlarda tavan yapmisken epey bir sinirlendim, uzuldum –kekin sekeri bence az olmus, ki benim amacim cocugumuz rahat rahat yesin diye idi. Baklavalik serbet yapmak degildi amacim. Galiba benim iyi niyetimi gormedigi icin cok kizdim. Uzuldum, sen pasta falan hak etmiyorsun, cöpe atacam vs. dedim..Her neyse bizim yumurcak gelip bana sarilip avutmaya calisti. Resmen sirtima tip tip vurup beni pışpışlamadi. O anki gerginlik onu yetiskin yapti. Ben se 2 yasina dondum. Benim öfke nöbetini atlatmam icin onu anne-baba yapti. Cok utandim. Aramizda ki ufacik stres cocugu nasil etkiliyor.

    Annelerimiz, buyukannelerimiz de mi acaba bizler gibi cok kolay parliyorlardi yoksa biz –ya da ben mi cabuk parlayan eslerden oldum bilemiyorum. Normal de -genel anlamda sakin, rasyonel, mantikli, tutarli kararlar ve davranislar sergilesem de –bazen bir anda birseyler damarima mi basiyor anlamiyorum. Esimin bana annen de mi boyle cabuk ofkelenirdi sebepsiz yere demesi ise cok ters bir durum. Cunku tam tersi annem cok sakindi, — 1970li yillarda sartlar oyleydi belki de–acaba onun sakinligini –begenmedigim bir tavir diye mi –daha cabuk sinirlenen, hakkimi ariyorum ben tavrina soktu –bilemiyorum. Misal sizlerin iliskilerinde gerginlikler oldugunda nasil atlatiyorsunuz?

    2 yas cocuklari gibi anne-babalarin yasayabilcegi öfke/kizginlik (kendi iclerindeki, cocuga olandan bahsetmiyorum) durumlarinda ne yapmak gerekir. Esinize –aileden birine/kayinvalide vs. —ona cok kizip,öfkelenip bu iliski durumunun cocuga yansimamasi icin ne yapmak gerekiyor. Tecrube edip, paylasmak isterseniz sevinirim.

    • bu sorunun yanıtı beni de çok ilgilendiriyor, ben de malesef belki hala kabullenemediğim sıkıntılar nedeniyl bazen çok sinirlenebiliyorum, sebebini kendi kendime şuana odaklanmak yerine geçmiş ve gelecekte yaşamayı tercih etmekte buluyorum..geçmişin sıkıntısı sabrımı alıyor, geleceği de ekleyince bugüne gücüm kalmıyor. bahsettiğiniz “ben hakkımı ararım sessiz kalmam” durumu bende de var, ben bunu bilakis daha sonra sinirlenmemek için yapıyorum, sakin olmaya çalışarak cevabını verdiğimde bu bende sinir öfke yapmıyor..eşime de aynı şekilde daha sakin cevap verirsem, “canım bundan sonra şunu böyle değil de böyle yaparsan daha güzel olur daha mutlu olurum” diye cümle kurduğumda hem ben sinirlenmiyorum hem eşim üzerinde kalıcı çözüm oluyor. günümüzün stresi çok yüksek, rahatlatacak bir aktivite yok, annelerimizin çok güvenilir komşuları vardı tv yoktu can sıkıcı haberler azdı, makineler azdı elektrik akımı radyasyon vücudumuzu strese sokacak kadar etrafımzı sarmamıştı o yüzden daha farklı bir nesiliz, kendimizi rahatlatacak yöntemler bulmalıyız spor gibi 1 saat yürüyüş gibi, günde 1 saat yürüyüş 1 tane antidepresan hapına eşitmiş, ben oğlumla oyun oynarken de çok rahatlıyorum..

  7. pışpışlamadi degil: pışpışladi…..(anneyi avutmaya calisti o öfkelenince vs. bizim ona yaptigimiz gibi.)

  8. harika bir yazı..başarabilirsin cok kullandığım bir sözcük doğru olduğunu düşündüğüm bir destekleme şekliydi..telefondan da kurtulucam :))

  9. harika bir yazı..başarabilirsin cok kullandığım bir sözcük doğru olduğunu düşündüğüm bir destekleme şekliydi..telefondan da kurtulucam :)))

  10. Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş seminere katılmış olsamda sizin yazınızı okumak taşların yerine oturmasını daha çok sağladı tşk

  11. Çok şey öğreniyorum sayende teşekkürler Elif..
    -Blogcu Anne okuru sana söylüyorum, ben anlayayım, kısmına çok güldüm:) Ama yalnız değilsin bu konuda inan bana umarım bundan sonra oyun sırasında sadece çocuğumla ilgilenirim, beni yönlendirmesine izin veririm.

  12. Elif Hanım,
    Bugünkü blog yazımda,referans vererek, nacizane sizin seminer notlarınızdan da faydalandım, gözatmak isterseniz link aşağıda,
    Seminer notlarınızı paylaşım için teşekkürler,
    Bence anlamlı bilgiler.
    Sevgiler,

    http://sepetten.blogspot.com/2012/10/ozguven-vereyim-derken-ipin-ucu-kacyor.html

    • Teşekkür ederim. Yazınıza katılıyorum, benim ifade edemediklerimi çok güzel ifade etmişsiniz. İzninizle ben de paylaşacağım.

  13. Mutlu olsun, daha da bir şey istemem. En güzeli de bu işte.. mutlu olsunlar başarı zaten gelir…

    sevgiler..

  14. Cok cok güzel bir yazi sevgili Elif. Cok tesekkürler.

    Kendimi “ebeveyn olmaya” hazirlamaya calistigim bu zamanlarda cok isime yaradi. Benim gecmisimde malesef kötü tecrübeler var ebeveyn ve aile konusunda. Cok büyük tramvalar, yasanmisliklar. Ve ben kendi cocuguma böyle tecrübeler yasatmak istemedigim icin cok istedigim halde cekiniyorum cocuk yapmaya. Simdilerde sadece “fikrine alismaya” calisiyorum.

    Ben hamileligi, anneligi, cocuk gelisimini – psikolojisini ve buna dair ne varsa hamile olduktan sonra degil, hamile kalmadan önce ögrenmek istiyorum. Eminim ki yasayarak, tecrübe ederek ögrenmek cok daha farklidir. Ama cocuk sahib olmak, riske atilamayacak, “Nasilsa bir sekilde büyür” denilemeyecek kadar hassas bir nokta benim icin. Nitekim ben, neredeyse 30 yasinda, annemle babamin beni neden yaptiklarinin cevabini hala bulamadim. Ömr-ü hayatinda “aile” görmemis bir cok cocuk var dünyada. Ve o cocuklar daha sonra birer yetiskin, yeri geldiginde ebeveyn oluyorlar. “…Her ebeveyn, kendi anne-babasından daha iyi bir ebeveyn oluyormuş.” diye yazmissin yukarida. Buna katiliyor ve kendim icin de böyle umuyorum.

    Bu konuda okuyacak, ögrenecek, kendimi hazirlayacak o kadar cok konu var ki… Kendimi tam hazir hissetmeden hic bir adim atmak istemiyorum. Bu yüzden hic istemesem de her seferinde planlarimi bir sene erteliyorum. Cünkü bence bir cocuk sahibi olmak “hormonlarim is basinda, zamanim geldi, yasim geciyor” dan cok öte bir sey. Böyle bir sorumlulugu almak icin kendimi; bedenimi, psikolojimi, bilgimi ve ESIMI de bu duruma hazirlamam gerekiyor. Nitekim babanin da buna egilimli, istekli olmasi gerek. Cünkü cocuklar anneleri kadar babalarina da ihtiyac duyuyorlar. Ve bu 30 da olsan, eminim 50 de olsan degismiyor. Onlarin eksikligini hissetmissen büyürken, cocuklugunda; bu yetiskin oldugunda da malesef degismiyor. Mutlu, basarili bir kisi olsan bile bu eksikligin yeri gercekten hic bir sekilde dolmuyor, doldurulamiyor.

    Derdim büyük anlayacagin 🙂

    Tesekkürler tüm güzel paylasimlarin icin. Sevgiler.
    Derya

    • Derya, çok haklısın. Hamileliği, anneliği henüz başına gelmeden öğrenmek çok iyi bir şey. Ancak şu bir gerçek ki ne kadar okursan oku, ne kadar hazırlanırsan hazırlan, hiçbir zaman tam olarak hazır olamayacaksın. Mutlaka bilmediğin yerden çıkacak sorular.

      Bunu, senin moralini bozmak için söylemiyorum. Tam tersi, kendini “hazır olmalıyım, şunu da yapayım, bunu da öğreneyim, ondan sonra” dememen için söylüyorum. Bana sorarsansen bu işin ciddiyetini, önemini kavramış bir insan olarak sandığından çok daha fazla hazırsın aslında…

      • Tesekkür ederim samimi düsüncelerin icin. Bakalim zaman ne gösterecek… Bir ihtimal, ilk denememizi önümüzdeki Mayis`ta yapacagiz.

        Senin de dedigin gibi; mutlu evlatlar yetistirelim, kendi kendilerine yetebilsinler, iyi birer yetiskin olsunlar; ama en önemlisi mutlu olsunlar. Sanirim benim listem seninkinden biraz daha uzun olacak :))

  15. Bazen bildiğimiz şeyleri üçüncü bir kişiden duymak bizi kendimize getiriyor. Farkında olup da ötelediklerimiz, görüp de algılayamadıklarımız, hem görüp hem algılayıp ama uygulayamadıklarımız ve hatta bilip uyguladıklarımızı dahi üçüncü kişiden duymak iyi geliyor bize. En azından bana öyle oluyor. O nedenle bu yazı da iyi geldi bana.
    Oyun konusunda nacizane teşhisim şudur ki; çocukla oynarken ona oyun oynadığınızı hissettirmeyeceksiniz. Kendinizi oyuna kaptırmış ve bundan gerçekten keyif alyor iseniz değmeyin çocuğun da keyfine. Bazen oğlum beni eğlendirdiğini hissedip daha da kaptırıyor kendini oyuna sanki ben onunla değil de o benimle oynuyor gibi. bunu yeğenlerime de yapardım. Kendimi oynadığımız oyuna kaptırırdım. Hiçkimseyi almazlardı odaya, annelerini dahi istemezlerdi. Çünkü teyzeleriyle oynarken yaşıtlarıyla oynuyormuş gibi hissederlerdi. Sanırım işin sırrı burada. Eğer oyun oynuyorsanız siz de çocuk olmak zorundasınız. Aksi takdirde bunun adı oynamak değil, OYALAMAK oluyor ve çocuklar da bunu hissediyor. Cep telefonumu hiçkimse bana açtıramaz onlarla oynarken. Çocuğun cep telefonu olur mu hiç:))
    Ayrıca en iyi iletişim yolu da oyun. Oyun oynarken merak edip cevap alamadığım birçok soruya da çaktırmadan cevap alıyorum. Endişelerini, kıskançlıklarını oyun oynarken anlamak daha kolay.
    Hepinize bol neşeli oyunlar.

  16. Sevgi Kahraman

    Mısır kardeşliği —Bu fotoyu bakıp gözlerim doldu desem 🙁
    işte böyle fotoları görünce 2.yi yapmalıyım diyorum sonra gerçek hayata dönüyorum yokk Poyraz lı hayatı yeni yeni düzene koyuyorum diyorum böyle gidip geliyorum işte…

  17. Gamze Yalçın Tuncel

    Bence de çok güzel ve faydalı bir yazı… Blogunuzdaki yazılar bebeğimi büyütmede o kadar faydalı oluyorki anlatamam… teşekkürler

  18. Merhabalar Elif hanım.Henüz evli bile değilim çocuğum yok fakat sitenizi takip etmeyi seviyorum.Çok önemsiyorum yazdıklarınızı.Bu yazınız da çok güzel paylaştıklarınız için çok teşekkürler.Şimdi okuduklarımı bir kısmı kalır belki aklımın bir köşesinde ama ileride anne olduğumda dönüp tekrar okuycğm bu yazıları.Çocuk yetiştirmenin bu hayattaki en büyük sorumluluk olduğuna inanıyorum ve sizinde bu sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirdiğinizi görüyorum.Sizi çok takdir ve tebrik ediyorum.Tekrar teşekkürler bu güzel bilgileri paylaştığınız için.

  19. beş neslin ebeveynliği benim için gerçekten çok ağır :/

  20. sayenizde bizde bu seminerlere katılmış kadar oluyoruz.
    çok güzel anlatıyorsunuz. sizin yazılarınızı okurken kendim yaşıyorum:)
    emeğinize sağlık

  21. Cok güzel bir yazi, tebrik ederim. Blogunuzdan cok şey öğrendim. Sizi keyifle takip ediyorum. Sevgiler,

  22. Ben hamile bir anne olarak diğer annelere göre çok fazla araştırmadan kafamı karıştırmadan çocuk büyütmekten yanayım.Kafamın karışacağından bu olayın çok doğal bir süreç olduğndan yanayım.Ama sizin sitenizi okumaktanda alıkoyamıyorum kendimi .Bu yazınızı çok çok beğendim notlar bile aldım :)çünkü bir çocuğun anna-baba ve anne-baba ilişkisnn çok büyük bir şekilde etkileyeceğini düşünüyorum.Mutlu bir anne mutlu bir çocuk büyütür.Ve o çocukta kız ise hep babası gibi bir eş arar,çocuk erkek ise rol modeli seçer.İnsanlarada ev içi huzuru nasılsa öyle davranır diye düşünüyorum.Aslında bukadar basit.Sıfır olarak doğan bir beyne güzel,mutlu ve huzurlu düşüncelerle yetiştirmek dileğiyle diyorum..

  23. 3. Ebeveyn ve 4-5 nesil ebeveynlik tespiti yeni degil ama carpici oldu. Tesekkurler…

  24. bu yazıyı okuyunca ne kadar kötü bi anne olduğumu anladım.kızım 4 yaşını bitirdi ve 5 yaşına girdi ve şu andada ikinci kızım olacak 3 haftamız var.ve kızımla fazla ilgilenemiyorum.bide bu hamilelikten dolayı okadar sinirliyimki kızımında davranışlarına yansıdı.ona en ufak bi hatasında kızıyorum.geçen sabah kahvaltı yapıyoruz.ve bana dediki anne neden mutsuzsun.dondum kaldım.sonra mutluyum kızım dedim.ozaman neden böyle duruyosun dedi suratını asarak.bende gülmeye başladım.ama hala düşünüyorum demekki suratım asık dolaşıyorumki çocuk farkına varmış.ne yaparım nasıl yaparım bilmiyorum.ama bu yazıdan çok etkilendim.

  25. 🙂 Ninja yoktu listede
    Yazı için tesekkurler