29 Yorum

Abartılı ebeveynlik tuzağı

İki çocuk babası bir takipçimden bir mesaj aldım. Yakın zamana kadar, üç senedir özel anaokuluna giden oğlunu ilkokulda da özel okula devam ettirmeyi düşündüğünü, ancak bundan birkaç ay önce aileye katılan yeni bebekleriyle birlikte gerek maddi imkanları göz önünde bulundurarak, gerekse özel okulların çocuklara/velilere ticari meta olarak yaklaşımlarına dair örnekler duyduklarını söyleyerek şöyle demiş:

Bir grup ebeveyn uzun uzun konuştuk. Ne yapmalı? Bizi tek düşündürten [Çalışan anne-babalar olarak] devlet okulundan saat 2’de çıkan çocuğumuzu nasıl sosyalleştirebiliriz? Sizin önerileriniz neler? Ve bir de, devlet okullarının artı ve eksilerini aktarabilir misiniz?

Devlet okullarının artıları ve eksileri sorusunu bir başka yazının konusu yapacağım.

Devlet okuluna giden çocuğumuzu nasıl sosyalleştirebiliriz? sorusuna gelince…

Acaba sosyalleştirmeli miyiz?

Ben Deniz’e bakıyorum: Gayet sosyal aslında. Ve -dersler uzun, ödevler zor gelse de bazen- okulda bayağı eğleniyor arkadaşlarıyla. O kadar ki, okuldan kaptığı LAN kelimesini kullanacak kadar samimi (!) olduğu arkadaşları var. Bazen gizlice seyrediyorum onu. Bahçede koşuyorlar. Top oynuyorlar. Sabah gizlice cebine koyup, bir kendi, bir de arkadaşı için götürdüğü arabalarıyla oynuyorlar. Oldukça eğlenceli ve SOSYAL bir okul hayatı var.

Bir “devlet okulu velisi” olarak bu sorunun aslında şu anlama geldiğini düşünüyorum:

Özel okula gönder(e)mediğimiz çocuğumuzun, özel okuldaki akranlarıyla arasındaki farkı kapatmak amacıyla ona nasıl takviye yapabiliriz?

Bu sorunun aslı bu… Devlet okulları, sosyal faaliyetler anlamında özel okullardan gerideler, bunu bilmeyen yok. Özel okulların -hepsinde olmasa bile- havuzları, çeşitli kulüpleri, sanat-spor etkinlikleri var, kendi arkadaşlarımdan biliyorum. Oysa Deniz’lerin şimdiye kadar sınıf olarak derslik dışında geçirdikleri zaman bir kere bahçeye çıkıp Yağ Satarım, Bal Satarım oynamak oldu.

Hal böyle olunca devlet okulu velilerini alıyor bir telaş. Beni aldı. Okullar başlamadan önce şöyle diyordum kendime:

Şimdi, Deniz’i sosyal faaliyetler açısından elimden geldiğince, o istediğince, mümkün olduğunca desteklemeliyim. Bu kapsamda Deniz’e ona bir resim ve bir müzik dersi takviyesi vereyim.

Yaz başından beri aldığı yüzme dersine devam etsin.

Uzun zamandır ihmal ettiğimiz jimnastiğe başlasın.

Eh, İngilizceyi unutmaması lazım. Bir oyun abisi/ablası bulayım. Haftada bir gelsin, İngilizce konuşsun.

gibi, biraz kapsamlı (!) bir planım vardı.

Bu planı uygulamaya geçirecek olsam ortaya şöyle bir program çıkacaktı:

Pazartesi: Yüzme
Salı: Resim
Çarşamba: İngilizce
Perşembe: Müzik
Cuma: Boş
Cumartesi ve/veya Pazar: Jimnastik

Henüz 6 yaşında olmayan, her gün 3’te eve gelen, 1 saat kadar dinlendikten sonra bir o kadar da ödevle cebelleşen, ve 8’de yatmak durumunda olan bir çocuk için her güne bir aktivite koymak onun hemen hemen hiç oyun oynamaması anlamına gelecekti. Neyse ki bu program hayata geçmedi.

Olmadı. İçime sinmedi. Doğru gelmedi. Henüz 6 yaşında olmayan, aklı fikri oyun oynamakta olan, son bir aydır gündemine giren ödev olayını, o çok istediği “yıldızı almak” pahasına bile olsa zar zor yapan bir çocuğu, her Allah’ın günü, onun için, onun adına benim karar verdiğim “derslere” sürüklemek doğru gelmedi.

Bu düşüncemde yalnız ve yanlış olmadığım fikrimi, yeni başladığım, Doğan Kitap’ın Anne Baba Akademisi serisinden Daha Sade bir Hayat kitabıyla da pekiştirmiş oldum. “Abartılı ebeveynlikten kaçınmanın” yollarını anlatacağını söyleyen bu kitap  “Hareketli geçen günleri sakin günlerle dengeleme” ve “‘Boş zaman’ın derslerle, antrenmanlarla ve oyun gruplarıyla ‘doldurulabileceği’ düşüncesine meydan okuma” vaadinde bulunuyor. Bu vaadi çok çarpıcı buldum, ilgiyle okuyorum.

Yanlış anlaşılmasın. Yukarıdaki soruyu yönelten babayı da, çocuklarını en iyi şekilde desteklemeye, donatmaya çalışan aileleri de “abartılı ebeveynlik”le suçluyor değilim. Nitekim, ben de aynı dürtüleri hissediyorum. Çocuğum kendini geliştirsin, hem eğlensin, hem öğrensin istiyorum. Ancak, çocuklarımız için en iyisini yapmaya çalışırken bazen bu abartılı ebeveynlik tuzağına düşebiliyoruz. “Aman boş durmasın, vaktini boşa harcamasın, zamanını değerlendirsin” gibi endişelerle çocuklarımızı aslında hiç de hazır olmadıkları koşuşturmacalara dahil edebiliyor olabiliriz.

Yazının başındaki soruya dönecek olursak: Devlet okuluna giden çocuğumuzu nasıl sosyalleştirebiliriz? 

Nasıl yapmalıyız’dan ziyade ben ne yapıyorum’u anlatayım, nitekim sorunun yanıtı herkes için farklı. Öncelikle her güne-bir-aktivite’den ziyade, az ve öze odaklanmaya karar verdim. Spor mutlaka ama mutlaka hayatının bir parçası olmalı, buna inanıyorum. Dolayısıyla yüzme ve jimnastik vazgeçmeyeceğimiz (ve onun da keyif aldığı) şeyler. İlerleyen aylarda, kışın gelmesi, havanın erken kararması ve iç mekanda geçirilen zamanın artmasıyla belki bir bir resim ya da müzik kursu denemesinde bulunur, Deniz’in tepkisine göre devam eder ya da etmem diye planlıyorum. Her şeyi denesin, her şeyi tatsın değil, sevdiği şeyi, hakkıyla yapsın diye düşünüyorum.

Ancak en önemlisi, Deniz okuldan geldikten sonra onunla birlikte gerek evde, gerekse yakınımızdaki bir parkta vakit geçirmeye çalışıyorum. Hafta sonları İstanbul’da yaşamanın avantajını kullanıyor, bazen önceden program yaparak bir tiyatro/müze/sergiye gidiyor, bazense o gün paşa gönlümüz ne isterse onu yapıyor, aylak aylak geziyoruz. Ve eminim ki Deniz (ve onun kuyruğundaki Derin) para verip aldıracağım birçok ders kadar (belki daha da fazla) eğleniyor bu sırada…

Elbette hayatımın bu döneminde evde olma imkanım bu bahsettiklerimi yapabilmeme fırsat tanıyor. Dışarıda tam zamanlı çalışıyor olsaydım, bulacağım çözüm daha farklı olabilirdi. Belki o zaman güvenebileceğim bir özel okul daha iyi bir çözüm gibi gelecekti. Ancak çalışıyor olsaydım bile iyi bir destek sistemi (iyi bir muhitte, iyi bir devlet okulu, okuldan sonra çocukla ilgilenebilecek güvenilir bir kişi) ve çocuğun severek yapacağı bir, en fazla iki aktivite ve “boş zamanını” değerlendirebileceği park/arkadaş ortamı ile de bu sorunun yanıtını verebilirdim diye düşünüyorum. Ki, beni devlet okuluna gönderme konusunda ikna eden komşum aynen bunu yapıyordu: Anne-baba çalışıyorlardı. Güvenebilecekleri bir “abla” tutmuşlardı. Abla, kızı okuldan alıyor, akşam 7 civarı anne-baba gelene kadar ilgileniyor, ödevlerini yaptırıyor, dışarı çıkarıyor, bahçede oynatıyordu. Bence gayet güzel, sağlıklı ve yeterli bir sistemdi.

Çocuğum için her şeyin en iyisini yaparım, yapmalıyım, yapmazsam ben nasıl bir anne-babayım düşüncesi bizi çocuğumuzun sınırlarını zorlamaya itebiliyor bazen. Elbette arkadaşlarınız henüz ilkokul çağına yeni gelen çocuklarını haftada dört gün -ne bileyim- su topu antrenmanına götürüyor, her gün bir başka faaliyete koşturuyorsa sizin “Ben çocuğuma gerekli donanımı vermiyor muyum?” sorusunu sormanız işten bile değil. Ama bu donanımı ne pahasına verdiğimizi de unutmamalı. Çünkü, Daha Sade Bir Hayat‘ta da dediği gibi

Çocukluk döneminin kendine has, gizemli bir tarafı ve bir hızı vardır. Çocuklarımızdan hızlı bir dünyaya “ayak uydurmalarını” isterken farkında olmadan onlara zarar veriyoruz.

Hangi anne-baba ister ki bunu?

29 yorum

  1. ben de böyle düşünüyorum ama benimki tabi daha minnacık ..umarım ileride düşüncelerim yine böyle olur….

  2. “bir kere bahçeye çıkıp Yağ Satarım, Bal Satarım oynamak oldu” çok güzel…
    çocuklarımızın bizim oynadığımız oyunları tanıması, sevmesi ve oynaması taraftarı bir insan olarak benim hoşuma gitti.

  3. Anne-babalar olarak hep benzer endişeler taşıyoruz.Size katılıyorum,çocuğu yormamak ve bıktırmamak çok önemli…

  4. günaydın Elif,

    Çok güzel bir konuya değinmişsin.
    Bu abartılı ebeveynlik için “Hurried Child sendromu” diye bir tanım bile yapmışlar.
    Geçtiğimiz aylarda bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım, ilgini çekeceğini düşünüyorum:
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2012/05/hurried-child-sendromu-acele-ettirilen.html

    sevgiler
    Yeliz

  5. ben de aynı fikirdeyim genel olarak, ama bazen tabi ki çocuğum adına hırslanıp acaba gereken kadarını veriyor muyuz diye düşündüğüm de olmuyor değil..

    sevgiler,

    Dilek

  6. Ellerine saglık Elif. Cocuk dedigin biraz sıkılır ki kendi kendini eylemeyi bilsin. Yoksa sürekli dısarıdan birilerinin onu mutlu etmesini bekleyecek. Gecen senin yayınladıgın Yankı Yazgan’ın röportajındaki gibi bizim annelerimiz bizimle oynamadı, “ürün” de gayet iyi oldu. Benim arkadasımlarım arasında da o aktiviteden bu aktiviteye kosturanlar vardı, ben hiç bir sey yapmıyordum. Ama simdi bakıyorum ki ne gibi bir hobi ile ugrasmak istediğime kendim karar verecek donanıma sahip olmusum. Cocugum icin de aynı ortamı saglamaya calisiyorum. Ne yalan söyleyeyim bütün haftasonumu onun aktiviteleri için kosturarak degil evde onunla saklambac, hamur, kitap, araba yarısı gibi aktivitelerle gecirmeyi tercih ediyorum.

  7. benim kızım özel okula gidiyor ve iki yıldır okulun cimnastik kulübünde ve de iki yıldır piyano çalıyor . resme bayılıyor ve söylenene göre yeteneği de var bunu da okulda kulüp dersini resim seçerek pekiştirdik. şimdi benim amacım kızımın hayatında bir spor ve sanat dalının olması . öyle ki ileride boş kaldığı zaman ( o yaşlarda aklına oyun oynamak değil başka şeyler de geleceğinden) bunlardan birine yönelmesi. yani bunları alışkanlık olarak hayatına oturtabilmesi. bir tanıdığımızın sporcu olan oğlu söylemişti bana lisedeyken özlem abla mutlaka spora veya başka bir faaliyet alanına yönlendir. çünkü okuldaki durum faleket hiç bir alışkanlığı olmayanlar bambaşka işler peşinde (sigara,uyuşturucu vs) ama hayatında bir hobisi,meşgalesi olan arkadaşlarım boş zamanlarında bunlarla ugraşmayı tercih ediyor dedi. ve ben bunların alışkanlık olarak oturması için şimdiden başlamanın gerektiğine inanıyorum. bana yapılmamış ve o yüzden hayatımda bir spor alışkanlığım yok keşke benim için de ufakken böyle bir spor alışkanlığı edindirilseydi. tabi ki bu branşları ben seçmedim . ben seçenekleri sundum o seçti ve severek gidiyor (maşallah diyim kendi kendime nazar değdirmeyeyim) ama şunu da biliyor onun zorunluluğu sadece okul bunlar keyifle yapılması gereken yan aktivitelerimiz isterse bırakabilir ama bırakırsa aynı şeye geri dönmek yok (maymun iştahlı olmasın ) şu anda o hayatından memnun dilerim ilerideki yaşlarda hayatında keyif alarak yapabileceği alanlar olur bunlar.

  8. Benim oglum da devlet okulunda 1. Sinifa gidiyor. Ben haftada bir sanatsal bir etkinligE goturuyorum. Bir de okulunda haftasonlari basketbol kursu olacskmis okulun beden ogretmeniyle ona goturecegim. Kis gelince de okulun yakinindaki buz patenine gidip haftada iki gun egleniyoruz.park guzel ama yakinda hacalar soguyunca park mevsimi kapanacak. Cok yormadan elimizden geleni yapacagiz.

  9. Zeyno Turnali

    Sevgili Elif Hanim ve diger anne babalar. Ben en iyisini bilmemekle, kendimden ornek vermek isterim; cok sosyal bir babanin ve normal sosyallikte bir annenin cocuguyum. ikisi de calisiyorlardi. Hareketli bir cocuk olmamdan dolayi ( 4 duvar enerji birikiyor) beni cok etkinlige gonderdiler. Kendime guvenim, sosyal kisiligim vs bunlar ile degil asagida sayacagim 4 sey ile belirlendi daha cok (cok super degilim ama biliyorum neyin sekillendirdigini az bucuk).

    yaz tatillerinde 3 ay dedemin yaninda tum gun bahce sokak cocukluk yasamam. (calisan anne babalar dikkat).
    anne ve babamin sosyal iliski kurma bicimleri.
    annemin tamamen bana odakli yaptigi, her hafta 3 saatlik taksim kurtulus arasi yuruyus ve cocuk parki molasi. ( calismasina ragmen bu zamani her hafta ayirdi bana).
    ortaokul ve lise arkadaslarim.

    demeye calistigim sey, baskalarindan once biz anne ve babasiyla dogru bir iliski kurmasi daha muhim bence cocuklarimizin. sonra the doga ile. benim en guzel deneyimlerim 100 metrekare bile olmayan bir bahcede ve eski bir mahallede cocuklarla gecti.

    sevgiler herkese.

  10. Sade ana-babalik cok guzel bir kavram. Bazen sadelik cok yavan, tatsis bir kavram gibi gozuksede sadelikte bir ustalik vardir, degil mi. Benim de etrafimda kresten sonra cocugunu yuzmeye, spora, dansa, (neyse ki baleye giden yok..) goturen bunun icin de evde tek araba varsa aile icinde hummali bir isten-evden-kresten cikis saatleri ayarlaniyor. Ben her ne kadar okulöncesi egitim, kres/yuva fikrini savunmus olsam da zaten erken yasta krese baslatmayi bir marifet gibi gören, savunan ailelerin (zorunluluktan baslatanlari kastetmiyoruml)-o oyun klubunden bu dramaya, dansa, spora, kosturtmasini –hele ki Istanbul vs. gibi buyuksehir trafiginde- hic te anlamli bulmuyordum. Bu cocuklari zaten cok yogun bir yasam bekliyor. buyuyunce emekli olup parkta sadece karincalari seyredip, kuslari besleyecekleri gune kadar cok cok kosturacaklar. Niye simdiden hayatlarini gasp ediyoruz anlamiyorum.

    Oyuzden sadece krese gidip, sonra sokakta/parkta ya da arkadaslarimizla vakit geciren cocugumda baska cocuklardan geri kalacagini dusunmuyorum. Sosyal olarak cok gelismisliginin olcusu ise “belki aile buyuklerine, konuya-komsuya bakin oglumun sporda ki resmi, danstan arkadasi, resim kursunda yaptigi el isi vs. vs.. diye göstermelikten oteye gittigine de inanmiyoru. Cocuklar ne kadar enerjik olurlarsa olsunla sinirli bir fiziki gucleri var. Fiziksel olarak ta enerjisini bosaltmis cocuklarinda pillerinin tukendigine inaniyorum, yoksa dinlenmis cocuklar olarak gormuyorum. Bu kadar yorulan cocuklarin da daha iyi dinlenecegi, daha iyi uyuyacagi, beslenebilcegi konusunda cok buyuk suphelerim var. Cocugum cok hiperaktiv, enerjik oyuzden spora baslattik kavrami bana cok itici geliyor. Belki de tam tersi biraz kaslari yavas, fiziksel hareketleri yavas bir cocuga destek olup spora özendirmek gerekiyor. Hem kapali salonda yapilan spor ile bahcede acik havada kosmanin, top oynamanin tek farkinin “ödenecek olan” faturalar olarak göruyorum. Bazen kendi icimizde kalmis olan, yapamamisligin verdigi komplekslerden mi cocugumuzu “o aktiviteden o aktiviteye” ya da komsunun cocugu yapiyor bizim ki geri kalmasin kompleksli olmasin diye yaptiriyoruz iyice dusunmek lazim. Sporu TV.de futbol seyretmekle, kocasinin tuttugu takimi desteklemekle gören bir ana-babanin hadi spor okuluna yazdirdik, spor yap demesi cok abes geliyor. Tabi ki de olay nesillerden nesillere aktarilan bir meziyet olarak bir iki kisi ile sinirlanmasin, ama herkes te Idil Biret, Suna Kan, olcak diye bir durum yok. Mutlu, kendi secimini yapabilen, özgur ve bilincli cocuklarimiz olsun bence en önemlisi bu. Kucucuk cocugu adina secip yapip onu yaz boyu anlamadigi ama ezberlettirildigi dini kurslara göndermeyi bir cogumuz abes buluyor. Oyuzden secim yaparken cok dikkatli olmak gerekiyor…. Bunlari dedim ama Istanbul’da ki bir vakif ilkokuluna giden tanidigimiz bir ailenin cocugu hem ailevi imkanlari hem de okulun imkanlari sayesinde — Avrupa’da 12 yas altinda ki turnuvalarda milli sporcu olarak ulkemizi temsil etti ve bircok madalya kazandi. Bu cocuk Anadolu’da -tasra okulunda -deniz gormeyen bir yerde okuyor olsaydi olmazdi. Bu doganin kurali belki de.

    Ben yine de –etrafimda ki mahalle baskisina da ragmen–ne cocuguma cok fazla oyuncak ne de cok fazla aktivite bulma pesindeyim. En guzel oyuncagi en basta kendisi, eli, kulagi, gozu, bizler ve canli onu seven insanlar ve arkadaslari, kuzenleri, etrafinda ki kesfedecegi gercek dunyasi en buyuk oyuncak ve sosyallesme araci bence, tas, toprak, cicek, bocek…Benim oglumun kresten de ogrendigi bir bocek kavanozu oldu icine yakalayabildiklerini koyuyor. Tas topladigi bir kovasi var. Yazin deniz kabugu topladigi bir koca kovasi oldu. (Anneanne napti allah bilir:)

    Sosyallesmenin ve buyumenin o kadar sade, yalin ve öz sekli aile icinde baslar. Sosyallesmek, iletisim kurabilmek, gibi meziyetleri kazanmak icin ana-babadan daha guzel sosyallesme araci, huzurlu bir aile ortaminda bireylerin kendi dusuncelerini acikca ortaya koyup dile getirebildigi bir ortamdan daha saglikli bir sosyallesme dusunemiyorum. Kimse kusura bakmasin ama kurslarindan firsat bulamayip aile icinde cok sinirli vakit geciren, annesine, konuya-komsuya sadece ogun o kursta ne yaptim, ne ögrendim diye hesap verip anlatan cocuguda “super sosyal olarak” gören zihniyete de lutfen uyanin demek istiyorum.

    • Bir konuyu aslinda aydinlatmak isterim. Sosyal faaliyet (özelikle kastedilen ya da anladigimiz) EV DISI Aktivitelerle BIREYIN SOSYALLESME konusunu karistirmamak gerekiyor. Her tenis oynayan, piyano calan cocuk daha sosyal olacak diye bir garanti yok, ama toplum icinde nasil hareket etmesini, baskalarina saygi göstermesini, paylasimi, dinlemeyi, kendini ifade edip-dinletebilmeyi, görgu kurallarini vs…vs. vs. toplum icinde nasil davranmasi gerektigini bilmeyi ve ögrenmesini sosyallesme olarak göruyorum…Ev disinda ki “sosyal” aktiviteler muhakkak ki cocugun gelisiminde ve sosyallesmesinde butun TV. karsinda oturmaktan daha iyidir ve de önemli bir role sahiptir. Ama en önemli arac yine ana-baba ve aile icinde ki yasam ve iletisim, diyalog ortamidir diye dusunuyorum? Siz ne dersiniz?

  11. Aslına bakarsanız ,günümüz şartlarında ebeveyn olmak da çocuk olmak da çok zor; özellikle de çekirdek aile olarak yaşıyor ve desteğiniz (aile anlamında ) bulunmuyorsa. Oğlumu tam gün keşe hiç göndermek istemedim;ama hiç beklemediğim anda evdeki ablamız bizi yüzüstü bırakınca ve yerine güvenilir,benim kriterlerime uyan bir başka abla ya da teyze bulamayınca,oğlum, bir günde yarım günden tamgün programına dahil oluverdi. Yazın yaz okuluna göndermek niyetinde değildim;parkta bahçede özgürce oynasın istiyordum o da olmadı. İstemediği halde yaz okuluna devam etti. Bana kalırsa çocuklar okul öncesi dönemde tam gün evden uzak kalmamalı;hele öğle uykusuna en ihtiyaç duydukları bu dönemde 4 yaş üzeri grupta tam gün uykusuz bırakılmaları hiç olmamalı. Ne yazık ki uyutmuyorlar. ilköğretim için bir çok planım var; evimize yakın bir okulda okusun,okulun programı çok katı olmasın, mümkün olduğunca küçük bir okul olsun, okul- veli iletişimi iyi olsun,rehberlik hizmeti verimli çalışsın, öğretmen öngörüsü ,empatisi olan ,ayrıntıları kaçırmayan ,çocuk dilinden anlayan ,çocuğu kazanan bir öğretmen olsun,evde onunla ilgilenecek uygum birini bulabileyim ve en azından ilkokul aşamasında tam gün değil de yarım gün okula gitsin vs vs vs. Umarım en azından ilkokul aşamasında yüzümüz güler.

  12. ” Daha sade bir hayat” kitabini okudugunuzu gorup, yazarlarin blogunu incelememden sonra bizim evde de bir sadelesme operasyonu basladi. Cocuklarimiz icin en iyisini istiyoruz ama gercekten asiriya kactigimizi farkedemiyoruz. Ben son 3 gun icinde evde birikmis (evet birikmis cunku oynanmiyor) oyuncaklari temizledim, bir kismini ihtiyaci olanlara gonderdik, birkac tanesini de kizim kendi eliyle okulundaki yardim kutusuna koydu. Denemeseydim kendi eliyle oyuncaklarindan vazgecebilecegini hic dusunemezdim. Kitabi en yakin zamanda okuyacagim ama resmini gormek bile bana yetti :)) Sadelesme zamanim gelmis demek. Bir kez daha benim icin cok dogru bir zamanda, tam bana gore kelimeleriniz.. Tesekkurler…

  13. “Proje çocukları”na karşı durmuşsunuz ve düşüncelerinizi çok güzel ve akıcı açıklamışsınız, yazınızı çok beğendim.

  14. Benim icin fazlasiyla erken bir konu ama simdiden aklimda bulunsun…

    Ama yine de söylemeden edemeyecegim; ben de cocuklarin (hele de bu kadar kücük cocuklarin) oynamak, kendi “gizli” hayal dünyalarinda gezinmek, kendi kendilerine bir seyler kesfetmek icin “bos zamanlari” olmasindan yanayim. Cocuklari oradan oraya sürüklemenin, sürekli bir seylerle mesgul etmek gerektiginin cok da dogru olduguna inanmiyorum. Kendinlerini ve onlari sarmalayan bu dünyayi tanimalari ve kesfedebilmeleri icin yeterli zamani ve alani saglamak gerekir diye düsünüyorum.
    Her sey ölcüsüyle güzel.

    Anneannemin hep dedigi gibi: “Herseyin fazlasi zarar.” Bos vaktin de, aktivitenin de!
    :)

  15. Bende çocukların bilimsel bir deneyin parçasıymış gibi yüzme resim piyano tenis bale vs vs diye koşturulup tüketilmesini istemiyorum ama bazen büyüdükçe o evebeynlere dönüşmekten korkmuyorda değilim 4,5 yaşındaki kızımı henüz 3 yaşındayken hala piyano dersine başlatmadın mı diye soran bir arkadaşıma çokda düzgün cevap verememiştim mesela.Ben sorumsuz kendi zevklerine çok dalmış bir annemiyim acaba olmuştum.Kızımın şuan gittiği kreşinde piyano bale jimnastik satranç falan var resim zaten günün rutini ama kızım bunların arasından en çok satrancı sevdi deli gibi satranç oynuyor hergün. yani ben 3 yaşındada piyanoya başlasam sevmiyecekti belkide kendi doğruları olan net bir çocuk zaten Piyanoyu severek çalıyormuş ama evde bir kere bile bahsetmedi kreş ne derse desin çok bayılmadığı ortada yetenekli bile olsa sevmesi istemesi o kadar önemliki şuanda kendimle böyle konuşuyorum o nasıl mutluysa ne yapmak isterse onu yapacak 40 türlü işe girmeyecek kreş eleme için ön tecrübe oluyor bize sonra o karar verecek diyorum ama onun şu yaşta doğru karar veremeyeceğini ileride yapmadığı için yapan arkadaşlarını görerek mutsuz olacağını söyleyen arkadaşlarım var bakalım zaman içinde onlar gibi mi düşünücem yoksa sade evebeyn olabilecekmiyim…

  16. yazınız herzmanki gibi çok güzel, zaten devlet okullarımıza sahip çıkmazsak gidişat hiç iideğil, benim şuan çevremde gördüğüm özel okulu tercih eden arkadaşlarım bir çoğunun tercih etme nedeni aktivitenin çok olması ve ödevleri falan etüt saatinde yaptırıp akşam evde ailenin ödevle uğraşmaması ama sizin söylediğiniz gibi verdiğiniz önerilerle çocuklarımız hem devlet okuluna gidip hemde kararınca sosyalleşebilirler…

  17. Benim merak ettiğim bir şey var, belki yazılarınızda geçiyordur da benim gözümden kaçmıştır. Oğlunuzu okulda takip ettiğinizden bahsetmişsiniz. Bunu nasıl yapıyorsunuz? Okula siz götürüp belli bir süre orda mı kalıyorsunuz?

    • Sabahları ben bırakıyorum. O sırada gözlemliyorum. Bazı öğlenler çaktırmadan gidip bakıyorum. Bir nevi Hafiyelik yapıyorum anlayacağınız :)

  18. Yazin cok gundemde olan ” biz niye olimpiyat sporcusu yetistiremiyoruz? Sorusunun en guzel cevabi bu yazismalarda sanki… Cunku tek bir seye odaklamak yerine bin cesit seyi yapsin istiyoruz.. Nrden hem jimnastik hem yuzme ve bir sanat etkinligi?? Tam 3 degisik sey hepsi… Ben kucukken hem tenis hem kayak hem basketbola gittim, simde ne tenisim super ne kayagim…bir tek spor dali secseler sevdikleri ve onda profosyonelleseler daha iyi degil mi??

  19. Biz eşimle 6 yasındaki ikiz kızlarım için her donem sporla ve sanatla ilgili birer faaliyet yapsınlar diye karar vermistik. Ona bile zaman olarak zor yetişiyoruz ve iki cocuğa da paket gibi davranıyoruz yani aynı kurslara göndermek zorunda kalıyoruz. Gecen sene yüzme ve piyanoya gidiyorlardı. Ancak piyanoyu sevmiyoruz diyerek bıraktılar.Yerine cimnasiğe başladılar. Şu anda iki spor faaliyeti, sıfır sanat durumunda devam ediyoruz.Ama devam ettikleri yüzme ve cimnastikten vazgeçmeden resim kursuna da gitmek istiyorlar, buz pateni kursu da istiyorlar, ispanyolca kursu da istiyorlar. Hatta geçenlerde piyanoya da donmek istediklerini soylediler. Hem cocukların hem bizim haftada iki aktividen fazlasını kaldıramayacağımızı bildiğim için kararıma bağlı kalıyorum ama arka planda “ya cocukların bir başka tutkusunu, hevesini kesfetmesine engel oluyorsam” diye de rahatsız oluyorum. Bir yandan “denemeden neyi seveceklerini bilemezler” diye düşünürken öte yandan Gaye’nin de dediği gibi faaliyetleri bol olan çocukların da herşeyden bir parça tatmış ama pek de o konularda ilerleyememiş olduklarını gözlemliyorum. Yani birşeyin insanın hobisi olması için bile üstünde biraz zaman harcaması, zor olan eşiği geçmesi gerekiyor.Ama aktivite bolluğu olunca da sıkıldım diyen çocuğu birşeyden alıp öbürüne yazdırmak ne kadar doğru bilemiyorum. Kendi çocukluğuma bakınca beni annem-babam kurstan kursa taşımadı.Ben çok istediğim için basket takımındaydım ve de hayatta kendim için yaptığım en iyi şeydi. O kadar yararını gördüm ki çocuklarımın yaşları gelince bir takım sporu yapmalarını çok istiyorum. Ama hobi olarak haftada bir saat bir sporu tanımakla bir spor antremanını doğru düzgün yapmak arasında çok büyük fark var. Bir tarafım “az şey yapsan doğru düzgün yapsın” derken diğer tarafım “bir sürü şey denesin. Tutkusu ne ise onu bulsun” diyor. Bir faaliyetten sıkıldıklarında bir tarafım “çocuk neyi seviyorsa onu yapsın, zorlamayalım” derken diğer tarafım her türlü spor ve müzik aletinden zevk alabilmek için baştaki zor kısmı geçmek, bunun için çabalamak gerektiğini, çocuklarıma çabalamayı da öğretmem gerektiğini söylüyor. Kararsızlıklar içindeyim yani:-)

  20. işyerinden bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine şu an ben de bu kitabı okuyorum, yazınızda bahsettiğiniz, kitabın giriş bölümündeki “‘Boş zaman’ın derslerle, antrenmanlarla ve oyun gruplarıyla ‘doldurulabileceği’ düşüncesine meydan okuma” cümlesinin ve daha birçok satırın altını kırmızı kalemle çizdim… Söylediğiniz herşeye sonuna kadar katılıyorum, son günlerde bazı blog yazılarımın içinde ben de faaliyet, etkinlik olaylarına katılım konusuna kısa kısa değindim. Çünkü malum yaz bitti, bizim buralar serin ve rüzgarlı, okul çıkışı eve kapandık kaldık, neredeyse bütün bir yaz sadece uyumak için evin içine giren bizim kız depresyonda:) Ben de en azından cumartesileri bir iki saat bile olsa ona özel birşeyler yapmaya çallışıyorum ama böyle yaparak da acaba abartıyor muyum diye de düşünüyorum… Yarın sabah “Çocuklarla Haftasonu ve Tatil günlerinde neler yapılabilir ve nerelere gidilebilir” başlıklı bir yazım yayınlanacak, orada bu konu hakkında daha detaylı yazdım ve birçok faaliyet ve etkinlik bilgileri verdim… Konuya dönecek olursak, çocuklarımızı (özellikle devlet okuluna gidiyorsa) kesinlikle severek ve isteyerek yaptıkları bir konuda desteklemeliyiz diyorum ama bir veya iki konuda, daha fazla değil… Hani şu “ben çocukluğumda yapamadım, çocuğum yapsın” düşüncesi var ya şimdilerde, işte onu çocuklarımıza yaşatmayalım diyorum…. Etkinliklerin ve faaliyetlerin arttığı bu dönemde çok bilgilendirici ve faydalı bir paylaşım olmuş, teşekkür ederim…

  21. Bu yazıya bir de farklı bir yönden yaklaşıp başka bir yorumda bulunmak istiyorum… Yakın bir arkadaşım gerçekten zorlanarak çocuğunu özel okula gönderiyordu ve samimiyetimize güvenerek “neden kendinizi bu kadar zorluyorsunuz, çok güzel devlet okulları var, neden devlet okuluna göndermiyorsunuz” diye sormuştum… Bana ne dedi biliyor musunuz? Çocuğu özel okulda her türlü sosyal aktivitesini yapıyormuş, haftasonu çocuğunu bir yerlere götürmek zorunda kalmıyormuş… Devlet okuluna gidip de, özel okulda yaptığı aktiviteleri haftasonu dışarıda bir yerlerde yaparsa nerede aynı hesaba gelecekmiş ayrıca da en önemlisi çocuğu ordan oraya taşıyacakları için haftasonları mahfolacakmış!!! Aslında böyle düşünen etrafımda bir sürü insan var, çalışan insanlar oludukları için az da olsa haklı da olabilirler ama… Başka bir arkadaşımdan daha örnek vereyim, çocuklarını devlet okuluna gönderdi ama aynı zamanda çok uygun fiyatlı yerler bularak da çocuklarının istediği aktiviteleri ve faaliyetleri yaptırdı… Ama hiçbir zaman da haftasonum harcanıyor diye de düşünmedi… Anneler biraz gözlerini ve kulaklarını açsalar ve tabii ki biraz da fedakarlık yapsalar aslında etrafımızda o kadar çok uygun fiyatlı aktivite var ki…

  22. Bana şu an çocukluğuna dair birkaç hatıra anlat deseler : babannemin bahçesinde ağaçlara çıktığımı,duvarda yürüdüğümü, hava kararana kadar bisiklete bindiğim günler aklıma gelir.. Bir de babamın çocukken yaşadığı köye giderdik : at arabasını babamın arabasıyla takas etme hayalim :), Ata binmek , tarladan topladığım pembe domates, akşam ezanında açan ,ezan çiçeklerini seyretmek, sabahın köründe zımba gibi kalktığım günler aklıma gelir…
    ve sonra istanbul şehre dönüşlerimizde yaşadığım hüzün..
    Çocukluk demek ; koşmak,oynamak ,doğayla içiçe olmak demek… bu dönem ne kadar doğayla içiçeyse (..ki sade hayat ) onlar hatırlanıyor.O kadar özgür ve bi dolu hayal gücü olan yetişkinler olmak demek.. ve keşke böyle bir dünyamız olsaydı..

  23. Tamamen katiliyorum,ellerinize saglik ne guzel ifade etmissiniz.

  24. Aslı Uçar Yıldız

    uzun zamandır okuduğum en güzel yazınız olmuş bu! Ellerinize sağlık :)

  25. Bana da bir spor sart, isterse sanat olabilir gibi geliyor ilkokul doneminde. Peki ya ingilizceyi ne yaptiniz?

  26. Çocuk yetiştirme bir dengeleme işi. Bizzat dengeleme çabalarının dengeyi bozmasıdır asıl çelişki:(

  27. Çocuklarımıza kaldıramayacakları yüklü programlar diretmek yerine sadece çok yapmak istedikleri şeyler için yardımcı olmak daha iyidir. Bırakalım ne konuda iyi ve tutkulu olduklarına kendileri karar versin.