12 Yorum

Bayramlar sokağa taşınınca…

Rahat bir Bayram tatili geçirdik aslında. Başarısızlıkla sonuçlanan ikinci tuvalet eğitimi denememizi saymazsak akraba ziyaretleri ve misafir ağırlamadan oluşan, fiziksel olmasa da zihinsel dinlenme içeren bir tatildi. İyi geldi.

Ta ki son güne kadar. Son gün dediğim, Cumhuriyet Bayramı’na kadar. Cumhuriyet Bayramı’nın birçok şeye vesile olmasına alışıktım da, bu şeylerden birinin “gerginlik” olacağını düşünemezdim hiç.

Dün garip bi şeyler oldu. Bugüne kadar “yurtçapında coşkuyla kutlanan” diye duymaya alıştığımız Cumhuriyet Bayramı, bu sefer Ankara Ulus’ta Biber gazı ve tazyikli su eşliğinde kutlandı. Bu olay sadece Ankara’yla kısıtlı kalsa da gerginliği tüm yurdu sardı. Ve “sonunda bu da oldu” dedirten bir Cumhuriyet Bayramı hatıramız oldu.

Cumhuriyetin Ankara’da biber gazı eşliğinde kutlandığı (!) saatlerde biz Deniz’in okulunda törendeydik. Saat 10’da başlayacak tören için 10’a 5 kala yerimizi almış, katılımın azlığı karşısında şaşkındık. Şöyle örnek vereyim: Deniz’in 28 kişilik sınıfından -Deniz dahil- sadece 2 (yazıyla İKİ) öğrenci vardı törende. Diğer sınıflar da üçer beşer kişilik öğrenciler tarafından temsil ediliyordu.

Anladığım kadarıyla törenin yapılması zorunlu ancak katılım keyfiydi. Eh, hal böyle olunca birçok insan katılmamayı tercih etmişti. Tören boyunca neden çoğunluğun gelmemeyi tercih ettiğini düşündüm. Ve yanıtını gün sonunda buldum.

Törenin büyük çoğunluğu adeta bir kendin-şiir-oku-kendin-dinle etkinliğiydi. Zaten çok iyi olmayan ses düzeni dinlemeyi zorlaştırıyordu. Ama onun da ötesinde, şiir okuyan çocuklar, kimsenin ilgisini çekecek bir şey söylemiyorlar, söyledikleri alışılagelmiş “Vatan-millet-Sakarya”nın ötesine gitmiyordu. Belli ki çok çalışmış, ezberlemiş, hazırlanmışlardı. Ama bu “emek”lerinin karşılığını alamıyorlardı. Sıradaki öğrenciler zaten kendi hallerindelerdi. Eh, veliler de kendi aralarında konuşuyor, başka şeylerle ilgileniyorlardı, ne de olsa onlar da aynı şiirleri 30 sene önceden dinleyip üç aşağı beş yukarı ezberlemişlerdi.

Törenin tek ve en ilgi çeken kısmı koroydu. Çocuk sesi zaten güzel, hele de cici bici giyinmiş, saçları özenle taranmış kızlı erkekli gruba hayranlıkla bakmamak elde degildi. Ne yazık ki koro birkaç şarkı/marş söyledikten sonra sahneden indi.

Töreni böyle dışarıdan izlemek çok ilginçti. Senelerce Deniz’in durduğu yerde, sırada durmuş, o anda kim hangi şiiri okuyor, kim ne anlatıyor hiç kulak vermeden, öğretmene çaktırmadan arkadaşlarımla çene çalmış, gülüşüp durmuştum.

Aradan 30 sene geçtikten sonra bir başka zamanda, bir başka okulda, aynı törenleri dışarıdan izlemek “Bunlar ne anlatıyorlar” diye düşünme fırsatı vermişti bana.

Ne anlattıklarından çok nasıl anlattıkları önemliydi aslında. Anlattıkları şeyler elbette önemliydi: Bu vatan kolay kazanılmamıştı, uğrunda ne canlar verilmiş, ne hayatlar kaybedilmişti. Ancak bu kuru törenler ne öğrencilerin, ne velilerin -ve eminim ki ne de idareci/öğretmenlerin- ilgisini çekmiyordu, nokta. Bir şeyler eksikti. Dahası, oğluma “Katılmamız gerekiyor” dediğim törene sınıf arkadaşlarının çoğunun katılmamış olması da ona vermek istediğimin tam tersi bir mesaj veriyordu.

Peki ne yapmalıydı? Bayramın ne olduğunu, ne anlama geldiğini çocuklara nasıl anlatmalıydı? Yanıtı dün akşam Bagdat Caddesi’nde buldum.

Aslında planım kutlamalara yalnız gitmekti. Deniz’in ertesi gün okulu vardı, uykusuz kalmasın diyerek çocukları babalarıyla evde bırakıp ben ailemizi temsilen gidecektim. Ama dedim ki “Bu çocukların bayram kutlamanın kötü ve hatta yasaklanacak bir şey olmadığını, okuldaki cılız bir törenden ibaret de olmadığını bilmeleri lazım. Varsın uykusuz kalsınlar. Kalkın, gidiyoruz!”

Ve gittik. Ne de iyi ettik.

Bağdat Caddesi -benim gördüğüm kadarıyla- Cumhuriyetin 75. yılına denk gelen 1998’deki kutlamadan daha da kalabalıktı.

6 ve 2,5 yaşındaki iki çocuğum şu anda biliyorlar ki Cumhuriyet Bayramı, çoluk çocuk herkesin (ki buna çocuklarımın anneanneleri, teyzeleri, büyük halaları, yengeleri, kuzenleri… de dahil) üzerine kırmızı kıyafetler giyerek, ellerine bayraklar alarak sokağa dökülmesi demek. Bebek arabalarıyla, tekerlekli sandalyeleriyle, kucağına astıkları bebekleriyle, omuzlarına aldıkları çocuklarıyla sokağa dökülen, tanımadıkları, farklı hayatlar, farklı düşünceler ama ortak değerler altında birleştikleri insanlarla marşlar söylemek, dans etmek demek.

Bayramlar, okullarda, stadyumlarda, hipodromlarda zoraki düzenlenen, katılan herkesin “bitse de gitsek” dediği törenlerden ibaret değil, olmamalı.

Çocukların dört gözle bekleyeceği, koşa koşa gidecekleri, küçük-büyük herkesin eğleneceği günler olmalı bayramlar.

Dün öyleydi. Ve çok güzeldi.

12 yorum

  1. Ne iyi yapmışsın,,
    DÜn haberleri izlerken içim ezildi üzüldü..Cumhuriyet bayramına yakışmayacak şeyler yaşanıyor.. 🙁

  2. Keşke herkes düşüncelerini sizin gibi icraata dökse, ne güzel yapmışsınız. Biz de Anıtkabirdeydik.

  3. yazınız çok güzel ve anlamlı olmuş gözlerim doldu okurken tebrik ederim ve güzel düşünceleriniz için kutlarım sizi.

  4. Ben yurtdisindayim. Dün bilerek ne haberleri izledim, ne de internetten haber okudum. Ben olan biten negatiflikleri görmek istemedim dün. Onun yerine koltuguma oturup bir cok kez okudugum Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul`un derledigi “Atatürk`le Yasanmis Bilinmeyen Anilar” in sayfalarini yeniden gezindim.
    Son bir kac senedir yurtdisinda yasiyor olusum, olaylari kalbimle hissetmemi engellemiyor. Her sehide benim de icim gidiyor, her yeni dogan karmasa da benim de icimdeki dikkafali ayaga kalkiyor.
    O okul törenlerinde ben de vardim seneler, seneler boyunca. Ilgiyle de izlerdim hep. Tüylerim diken diken olurdu birileri siirler okuyunca Ata`mizla ilgili. Büyüyünce de kendi istegimle gittim Stadyum`a 19 Mayis Törenlerini izlemek icin. Her seferinde gururla doldu cigerlerim.
    Simdi okumak, bilmek istemiyorum neler oldugunu. Belki iyi degil bu; olabilir. Varsin ben hala eskileri bileyim, okuyayim. `Ah vah` demekle düzelmeyecek tüm olanlar. Nasil düzelir; bir fikrim de yok. Duygusalligim bu konuda da yine en had safhada. Varsin, ben eski sayfalari okurken kendimi Atatürk`ün arkadaslariyla millet meselelerini konustugu; gerek icki icip türküler söyledigi, gerek hararetli tartismalara girdigi o görkemli yemek masasinda hayal edeyim. Varsin, benim hayal dünyamda pencereden disarida Izmir alev alev yansin Yunanlilardan temizlendikten sonra. Atam`in nasil icinin gittigini hissedeyim en derinlerimde.
    Varsin, bu 29 Ekim`lerin nasil kutlan(a)madigini degil de, Atam`izin son 29 Ekim kutlamalarini hatirlayayim: hasta yatagindan kalkip, penceresinin önünde ona sevgiyle seslenen yüzlerce, binlerce gencligi selamlayisini getireyim gözümün önüne…
    Illa bu devirde yasayacagiz diye bir kural mi var? Neredeyse gönlümüz, ruhumuz; oradayiz biz de. Varsin, baskalari baska seyler söylesin. Gönlün yolu birdir benim dünyamda.

  5. Harika anlatmışsın, okurken ağladım.
    Ben de oğlanı alıp Beylikdüzü’ndeki Fener alayına katıldım.
    Hem de uyurken uyandırdım. Çünkü arkadaşım dedi ki “bizim nesil uyudu onlar uyumasın, uyandır” dedi.
    Fener alayına yetiştik. Genç yaşlı birkaç aylık bebekleriyle anneler 1 saat yürüdük kmlerce. Kucucuk cocuklar o kadar yolu yurudu. Bel ve boyun fıtığıma rağmen bazen belimde, bazen sırtımda, bazen omzumda yürüdük oğlumla. Bayrak sallayıp marş söyledik. Beylikdüzü halki evlerinin ışıklarını yakıp söndürerek, el sallayarak bizi selamladı. Bayragimiz yere değmesin diye hep dik tuttuk. Tören alanında dev bayrakları salladık. Ziplayarak oğlum büyük bayrağı salladı, katlanırken bayragimizi öptük. Teşekkürler Atatürk bizi kötü adamlardan kurtardığını için dedik. 30 ağustos için hazırladığımız balon ve Atatürk roZetlerini dağıttık alaydaki çocuklara. Her tarafım ağrıyor ama huzurla uyuyabilirim artık. Müge seni dinledim oğlanı uyandırdı yürüdük. Kg bile verdim hem de bu da kisa günün kârı;) oğlum eve gelirken ve geldikten sonra sürekli bugün çok eğlendim dedi ya bu bana yetti
    Facebook albümümüzde resimlerimiz var. Albümün başı Kurban sonrası Cumhuriyet Bayramı.
    https://www.facebook.com/media/set/?set=a.10151109134978461.437856.618458460&type=3

  6. Ben de Kuzeyi götürdüm kutlamalara. Benden bayrak istedi. Büyük bir gururla aldım 2 yaşındaki oğluma.

  7. Elinize sağlık, çok güzel anlatmışsınız, düşüncelerinize katılıyorum.

  8. Tuğba Çevik

    duygulanmamak elde değil

  9. Biz de caddedeydik, koşa koşa gittik en büyük bayramımızın coşkusunu yürekten yaşadık ,21 aylık kızımda alkış yaparak marşlara tempo tuttu :))

  10. 19 aylık kuzumla gittim sabah erkenden.
    burada stadyumda değil, caddede kutlanıyordu.
    kızıma bayrak ve ayyıldızlı balon aldım.
    askerlerin ve gazilerin geçişlerinde alkışladık birlikte, kızım dedelerine el salladı.
    gözlerim doldu, boğazım düğümlendi GURUDAN ama göz yaşlarımı bırakamadım nedense utanacak bir şey varmış gibi…

  11. Nefis yazmışsın Elifcim..

  12. selim'in annesi

    geç okuduğum bir yazı oldu. çok güzel bir noktaya temas etmişsin. neden yurt dışında bayramlar festival havasındadır da biz de sıkıcı ve zorunlu bir havada kutlanır anlamam. dürüst olmak gerekirse ilkokuldaki 23 nisan bayramları dışında hiç bir bayram da törenler bana zevk vermemiş sıkıla sıkıla oflaya puflaya gitmişimdir. öğretmenlerin “konuşma” ikazları, yağan yağmurun altında arkadaşlarla azar işitme pahasına yapılan konuşmalardan ibaret kalmış çocukluğumun bayramları aklımda. neden bu kadar bürokratik olur bilmem her sene aynı şiirler aynı konuşmalar. bu kutlamalarla çocuklarımıza bayram bilinci veremeyiz ki.. şimdi bile geriye dönüp baktığımda çok iyi hatırlıyorum bayram olarak sadece 23 nisanı severdim. rengarenk cıvıl cıvıl kıyafetler, süslemeler, oyunlar. daha ilkokula gitmediğim zamanlarda bile 23 nisan gösterilerini izlemek için mahallemizdeki okula giderdik annemle. sokaklarda şenlik havasında kutlanan bayramlarla, okullarda yapılan renkli kutlamalarla bayramlar çocuklar tarafından bayram gibi yaşanır. onun ötesinde soğuk, resmi ve gri bir fotoğraf olarak kalır çocukların zihninde bu bayramlar.