8 Yorum

Düzenini Bozanın Düzenini Bozarlar

Beş Yıldızlı Söyleşiler‘in bu haftaki konuğu tabir-i caizse gurbette bir anne.

Sosyoloji mezunu, 29 yaşındaki Hande Mordeniz’le İstanbul-Paris hattında uzun ama keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Zevkle okumanız dileğiyle…

***

Bize kendini anlatır mısın? Bir çocuğun olmadan önce, anneliğe doğmadan önce kimdin sen?
Genç bir kadındım. Eliz Şimal doğmadan önce eşim Ongan’in işi sebebiyle Minsk/Belarus’ta yaşayan, ailesini, işini, İstanbul’da bırakıp sevdiğinin peşinden giden genç bir kadındım ben.

Şimdi kimsin?
Eliz Simal’in annesi güzel bir kadınım 😀

Mutlu musun?
Mutluyum, her anlamda sağlıkla büyüttüğüme inandığım 2 yaşında bir kızım var.

Çocuk olduktan sonra eşine bakışın değişti mi? Onun sana bakışı?
Eliz Şimal doğduktan hemen sonra bebeklik döneminde açıkçası bu kadar ilgili bir baba beklemiyordum. Babalar da anneler gibi bir nevi “lohusalık” bunalımı yaşarlar diye okumuştum ama bizde olmadı. Ancak daha sonra eşimin işi dolayısıyla sık seyahat etmesinden dolayı, ailesinden ve kızından uzak durması ile ilgili sıkıntılar yaşadık ve halen de yaşıyoruz.

Onun bana bakışıysa “tam bir kadın olduğum” ile tanımlanabilir. Çocuktan sonra beni böyle tanımlıyor.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?
Kendine zaman ayıramamak. “Düzenini bozanın düzenini bozarlar.” Bana kızım bunu öğretti. Akşam Eliz Şimal yattıktan sonra okuyacağınız bir iki satırı okuyamamak, ya da karşısında uyuyakalacağınızı bilmenize rağmen izleyeceğiniz bir filmi izleyememek, eşinizle iki kelime etmeden yatağa girip üstünüzden ‘Eliz Şimal geçmiş’ olduğundan uykuya dalmak, hele de yabancı bir ülkede, yardımcınız olmadan çocuk bakan biri olarak en zorlandığım taraf budur.

Yurtdışında annelik yapmak nasıl? Senin durumunda Fransa’da yani?
Yurt dışında annelik yapmak 2 yaşına kadar rahat geçti diyebilirim. Biz Paris’e yerleştiğimizde Eliz Şimal 8 aylıktı. Evimize yürüme mesafesinde en az 3-4 park vardı. Puset binanın girişinde sizi güvende bekliyordu. İstanbul’da en basitinden bırak yürüme mesafesinde parka gitmeyi, kaldırımda pusetle yürüyebileceğimiz yer bile yok maalesef. Benim yaşadığım yer Paris merkeze 7 km’lik bir yerde. Daha çok ailelerin yaşamayı tercih ettiği bir yer. 16.30 dedin mi parklar bahçeler bebek, çocuk, gençlerle dolar. Aynı zamanda bu saat onlar için “goûter” saatidir. Bizim ikindi çayı saati diyorum ben. Bebek ve çocukların atıştırmalıklarını yaptıkları, eğlendikleri, gönüllerince oyun oynadıkları saatlerdir. Genelde 18.00 gibi parklar boşalmaya başlar, çalışan anneler ya da babalar çocuklarını dadılardan teslim alır, evde banyoları, sonra yemekleri ve yatağa geçiş sistemi hakimdir.

Yani demek istediğim bir düzen ve sistem var. 2 yaşına kadar -yani bu eylüle kadar- her şey güzel gidiyordu. Ben zaten iki yaşına kadar hem ciddi bir yerde çalışıp kızımı bir dadıya emanet etmeyi, ya da kreşe vermeyi istememiştim. İki yaşına kadar en azından çocuk annesiyle büyümeliydi. Bebeklikten çocukluğa geçerken gördüm ki çocuğunuz zaten size daha fazla sosyalleşme isteğinin, sizden başkasına, kendi yaşıtlarına ihtiyacı olduğunun sinyallerini veriyor.

Nasıl yani?
Mesela bu yaz başı baktım evdeki küçük koltuğunu kanepeye dayamış kanepeyi kendine masa yapıp onun üzerine kitaplarını koyup onlara bakmaya çalışıyordu. Bu “anne bana artık bir masa alma zamanı geldi” demekti. Ama 2 yaşında hem dil açısından hem sosyalleşme açısından zor bir döneme girdik. Eğer atlatabilirsek -ki o yönde adımlar atıyoruz- çift dilli büyüyecek ve bence çok daha sosyal bir çocuk olacak. Dediğim gibi Fransa’da Fransız olursanız çocuk yetiştirmek o kültürden de olmanıza bağlı bence. Oldukça rahat. Düzenli bir sistemleri var. Genelde anne babalar çalışıyor. Anladığım kadarıyla kadınlar fazla emzirmiyor ve emzirmeye teşvik edilmiyor.

O yönüyle de Türkiye’den –olumsuz anlamda- farklı o halde? Türkiye’de en azından bebek dostu hastaneler var, Sağlık Bakanlığı emzirmeyi tam gaz destekliyor, her ne kadar günlük hayatta sorunlar yaşansa da…
Evet, bu tarafını hiç anlamış değilim. Fransa’da gördüğüm emziren kadın sayısı bir elinizin parmak sayısını geçmedi. Bu kadar normal doğuma teşvik varken neden ilk 6 ay sadece anne sütü diye bağıran biz gibi haykırışlar yok anlamış değilim. Ama gördüğüm, yaşadığım ve anladığım kadarıyla birincisi doğum izninin azlığı, ikincisi sigara içme oranının oldukça yüksek olması, vs vs. Ben dördüncü ayımda Paris’te Eliz Şimal’i aylık doktor kontrolü denk geldiği için kontrole götürmek zorunda kaldığımda -ki henüz burada yaşamıyorduk- adam bana “kaç yaşına kadar emzirmeyi düşünüyorsun, kendine acımıyor musun” diye fırça çekmişti.

Yok artık?!
Evet! Yani anne sütünün bilinçliliği anlamadığım bir şekilde burada yok. Belki yerine çok alternatif var ve bunlara o şekilde teşvik ettiriliyorlar, biraz danışıklı dövüş ama çözemedim. Bir diğer taraftan da beslenme konusunda oldukça geniş bir yelpaze var. Hazır yiyecekler için değil ama organik kahvaltı tahılları, süt ürünleri çeşitliliği ve her şey bir tarafa belirli bir standardın oluşu çocuğunuza beslenmede güveni sağlıyor.

Eliz Şimal’i Türkiye’de yetiştiriyor olmayı tercih eder miydin?
Türkiye’de olmayı çocuğumu anneanne ya da babaannesine ihtiyacım olduğunda bırakabilmek açısından ve tabii ki yakın çevrem ve arkadaşlarımla bu yalnız dönemi çok daha rahat paylaşarak atlatabileceğim için isterdim. Biz kızımızı bırakıp Paris gibi bir yerde karı-koca sinemaya bile gitmiş değiliz. Neyse ki şimdi bir bakıcı buldum ve kendimi şanslı hissediyorum ki güvenilir bir genç kız. Eliz Şimal de ona alıştıktan sonra her şey çok daha yolunda olacak diye hissediyorum.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?
Pusetsiz, elini kolunu sallayarak yapabileceğin her şeyi özledim. Bir kıyafeti gönlümce deneyebilmeyi, denerken acele etmemeyi, ya da en basitinden köşedeki fırından pusetsiz ekmek almayı…

Çocuğunu sevmeyen anne yok ama anneliği sevmeyen var. Sen onlardan mısın?
Bir kere ben anne olmayı deli gibi isteyen, hatta üniversitedeyken bile okul, iş, evlilik ve çocuk diyen biriydim. Her ne kadar çocukları çok sevsem de erken anne olduğumu düşünüyorum. “Erken yaşta” demiyorum, buna dikkat edelim.

Ama zaten anne olmak hiçbir zaman tamamen hazır olabileceğin bir şey değil bence. Ne kadar hazırım desen de, gerçekleşmeden anlayamazsın neyle karşılaşacağını.
Evet, demek ki bir şeyleri görmek bir şeylerle yüzleşmek için anne olmam gerekiyormuş. Bu açıdan mesela annelik bana çok şey öğretti, öğretiyor, bu yüzden anneliği seviyorum.

Bir anne olarak kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar neler? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?
Eliz Şimal bebekken özellikle ilk zamanlarda, gaz sancıları vs. kimse sakinleştiremeyip sonunda yine benim göğsümde sakinleşip uykuya dalması bana gurur veriyordu mesela. Yani gurur duyduğum anlar ve alanlar zamana ve mekâna göre değişiyor. Yurt dışında hiç bir yardım almadan (haksızlık etmeyeyim tek yardımcım eşim ama onun da oldukça yoğun bir iş temposu var, bir ayımızın 15 günü babamız bizden uzakta oluyor) çocuk yetiştiriyorum. Bununla gurur duyuyorum mesela. Paris’te veya Türkiye’de olsun, Eliz Simal’i güvende olduğunu hissettiğim birine bırakıp aklımı evde ya da Eliz Şimal’de diyeyim daha doğru olur, bırakmayıp yaşadığım anın keyfini çıkarabildiğim için kendimle gurur duyuyorum mesela.

Ama?..
Ama bir diğer taraftan da Eliz Şimal’in düzenini bozmamak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. İlk olarak yemek düzeni. Burada alıştığımız 4 öğün düzeni var. Onu mutlaka uyguluyorum. Yemek konusunda gereken anne sütünü alması, sonra yemek çeşidi konusunda başından beri püreye alışması, pütürlüye alışması, kendi yemek yemeğe alışması gibi etapları iyi yaptığımı düşünüyorum. Her gün parkta eğlenmesini sağlamayı, benimle evde %100 beraber olsak bile ‘degerli’ vakti gecirebilmesini, uyku düzenlemesini gibi bir çok şeyi iyi yaptığımı düşünüyorum.

Neyi daha iyi yapmak isterdin peki?
Benim için kendime zaman ayırmayı çok daha önceden planlamaya başlamayı isterdim. Burada anne ya da baba çalışmadığından çocuğunu bırakabileceğiniz yerlerde listenin son sıralarında yer alıyorsunuz. Bu durumda ben tam zamanlı Eliz Şimal ileyim. Ama şimdi buna yavaş yavaş çözüm bulmaya başladık. Haftada 3 yarım gün gelen genç bir Fransız ablası var. Böylece hem Fransızca duymaya, anlamaya başlıyor hem de ben kendime Eliz Şimal Manon ileyken zaman ayırmaya başlıyorum.

Bir de tabii gece uykusu. Onda bir yerde yanlış yaptım, yaptık ama nerede yaptık çözmüş değilim. Belki de sık olmasa da İstanbul ziyaretlerimiz ve Eliz Şimal’in en ufak bir değişiklikte değişen düzeni bunu etkiledi. Bilemiyorum. Hala gece bir iki uyanıyoruz. Ama şunu da kabul etmeliyim ki doğduğundan beri uykuyu sevmeyen bir çocuk, ki senin “uykuyu sevmeyen çocuk yoktur” sözüne karşı hala bunu söylüyorum. Benim kızım uykuyu sevmiyor!!

Peki canım, kızma. Hem ben “yoktur” demedim, vardır ama sayıları sandığımızdan daha da azdır dedim. Neyse, konuyu değiştirecek olursaaaak… Anneliğini icra ederken iç sesini mi dinliyorsun, yoksa dışarıdan gelen müdahalelere kulak aşıyor musun? Özellikle yurtdışında bu nasıl oluyor, merak ediyorum. Biliyorsun bizde hamile olunca göbeğin kamu malı oluyor. Çocuk doğduktan sonra da herkes iyi kötü müdahale ediyor, isteyip istemediğini hiç düşünmeden.
İç sesimi “dinlemeliyim” diyebilirim. Yani genelde onu dinliyorum. Tabi ki annem, berkiz annem ya da anne olan arkadaş ve kuzenlerimle de paylaşıp uyguladığım ya da kitap, blog, doktor vs gibi yerlerden de sesler geliyor, onları da dinliyorum. Burada daha çok kitaplara göre ve doktorlara göre hareket ediliyor. Doktorlar, özellikle çocuk doktorları çok yardımcı. Aklınızda soru işareti bırakmadan nelerle karşılaşabileceğinize kadar size net bilgiler veriyorlar. Bir de genelde aileler çok rahat. Çünkü bebek de olsan herkes burada bir birey. Ben bu kadar da Avrupai olamam, olmam da zaten, zira emzirme konusunda başında söylediklerim ortada. Özellikle yurt dışında nasıl oluyor diye sorarsan ben Fransa açısından bir örnek vereyim “goûter” zamanında parkta yanıma gelen Eliz Simal’in elindeki meyve püresine özenen bir çocuğa yanımda yedekte bulundurduğumu bile vermeye çekiniyorum, çünkü “o yeteri kadar yedi, lütfen siz vermeyin” gibi tepkilerle karşılaşmak mümkün. Temkinli olmakta yarar var.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
“Asla yapmam” demeyelim de “zorlanmadıkça yapmayı istemediğim’ şeyler vardı ve yaptım. Emzik vermem demedim, ama almamasını tercih edecek bir anne olurdum herhalde ki şu an kurtulamayacağımızın sinyalleri başladı bile. Dediğim gibi emzik emmeyecek demedim ama bir süre sonra gözünün içine bakmıştım alsın diye ve ilk emzik aldığında 3 ay 20 günlüktü. Başta onu ve dolayısıyla beni çok rahatlattı ama şimdi de kopamıyoruz. Bakalım ne yapacağız.

“Sallamak” da asla yapmak istemediğim ama arada çaresiz kaldığımda başvurduğum yollardan biri, gece uykusuna yatırmak için değil ama gecenin bir körü kalkıp neden kalktığını bir türlü anlamadığım zamanlarda hala başvuruyorum.

Cümleyi tamamlayalım: Şimdiki aklım olsa …
Biraz daha kendime zaman ayırıp, kendimin bu hayatta gerçek anlamda ne istediğimi keşfedip sonra anne olurdum. Belki de şimdi Eliz Şimal bana onu gösterecek, onu hissediyorum, ya da o yoldayım, Eliz Şimal bana yön gösterenim.

Çalışma hayatına dönmeyi düşünüyor musun?
İşte kilit soru. Özellikle bu dönemler üzerinde çok düşündüğüm, kafa yorduğum bir soru. Çalışmaktan ziyade ne yapmak istediğini bulmak önemli olan benim için. Çalışma hayatına dönmek yerine “Kendine sadece kendine zaman ayırmayı düşünüyor musun?” olmalı bana sorulan. Şu an tek isteğim bu. Ancak kendime zaman ayırabildiğim zaman çalışıp çalışmamayı istemediğimi de anlayacağım. Biraz karışık anlattım belki ama daha net anlatırsam: Paris’te yaşıyorum, 2 yaşında bir kızım var, vaktimin çoğu ev işi, Eliz Simal’in yemeği, uykusu, sosyalleşmesi ile geçiyor. Gece yatağa sülük gibi yapışıyorum. Sabah tekrar aynı şeyleri yapacak olmak fikri bile yoruyor beni. Şu an mesela yapmam gereken milyon tane iş var ama ben bunu yazmak istedim. Yoksa bir daha başına oturamazdım. Yani başta çalışmayı değil de kendime vakit ayırmayı istiyorum, ancak o zaman zaten çalışmak için araştırma yapabilirim değil mi? Mesela Paris’te olmaktan yararlanıp pastacılık okumak ya da bununla ilgili bir sertifika programına katılmak gibi bir fikrim var ama bunun için önce kendime zaman!!!

Bir günün nasıl geçiyor?
Normalde sabah Eliz Şimal ile kahvaltı. Sonra ben onun izin verdiği kadarıyla evle ilgileniyorum. Öğlen yemeğini 12 gibi yiyor ve sonra uyku. O yüzden eğer bir önceki günden öğle yemeği için yemeğim yoksa onun hazırlığı. Genellikle ev temizliği ve ütüyü onun uykusu sırasında yapıyorum. Fakat bu aralar gece uykusunu düzene sokmaya çalıştığımızdan kafamızda “Acaba öğle uykusunu fazla uyuyor, o yüzden mi?” diye sorunca onu da azalttık ve bana işlerim için de fazla zaman bırakmıyor. Öğlen uykusundan kalktığı gibi burada yukarıda da bahsettiğim “gouter” dediğimiz bir nevi ikindi saati. Çocukların en çok sevdiği saat. Ben de Eliz Simal’i alıp parka götürüyorum. Orada biraz oynuyoruz, “ikindi saati beslenmemizi” yapıyoruz. Derken eve dönüş, dönmeden önce illaki eksik gedik varsa market alışverişi ve eve geliş. Eliz Şimal genelde bizimle birlikte yiyemiyor. Çünkü babamız geç geliyor. Böyle bir durumda ben hemen onun yemeğini hazırlıyorum, 8 gibi en geç yemeğini bitirmiş oluyor. Babamız geldiyse onunla vakit geçiriyor ve uyku diyeceğim ama orası bu aralar biraz muamma. Yatağa giriş, yataktan önceki masalların uzayışı derken uykuya dalış saati 10, 10 buçuğu bile buluyor ki bu benim için oldukça yorucu oluyor. Genelde gece uykusuyla Ongan ilgileniyor. Ama onun olmadığı zamanlar iş başa düşüyor yine.

Yeni dönemde bir de dadımız var artık. Haftada üç gün pazartesi-çarşamba ve cuma sabahtan Eliz Şimal’in öğle uykusuna yatana kadar o ilgileniyor. Genelde ben yanlarında olmamaya çalışıyorum. Ben yanlarındayken beni bırakmak istemiyor. Benim evde yapmam gereken işler varsa onlar parka, ya da kütüphaneye, benim yapmam gereken işler varsa onlar evde takılıyorlar ben de dışarıda halletmem gereken işleri halletmeye ve kendime zaman ayırmaya çalışıyorum. Bu tabii çok yeni bir gündem, 2-3 haftalık bir mesele. Kreşleri ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Soralım… Nesi var kreşlerin?
Kreşlerin eğer çocuğunuza yer buluyorsanız çok şeyi var, artısı yani. Fakat benim burada hayıflandığım nokta başka. Kreşlerde yer yok. Bütün kreşler, devlet olsun özel olsun, belediyelere bağlı. Böylece öyle her köşe başı açılmış “özel” kreşler yok. Örneğin bizim oturduğumuz bölgede toplamda 20 kreş var ve bunun sadece 5 tanesi özel kreş. Burada bahsetmek istediğim artı güven verici bir okul öncesi eğitim olduğu. “Sorun” kısmıysa yer bulamamak. Eğer çalışıyorsanız daha hamileliğinizin 5. ayında belediyeye başvuruda bulunuyorsunuz. Hamileyim, iznimden sonra bebeğimi bırakacağım yer arıyorum diye.

Yani doğum günü sizinkinden önce olan daha doğmamamış bebeklerin kreşte yer bulma konusunda öncelikleri var. Çalışan annelerin tabii ki öncelikleri var. Bu desteklenmesi gereken ve mantıklı bir öncelik ama çalışmayan ve çalışmak isteyen anne bebeğini bir yere bırakmadan nasıl iş bulacak? İşte burada “sorun” kısmı başlıyor. “Çalışmayan ve kendine zaman ayırmak isteyen ya da çocuğunun sosyalleşmesini, okul öncesi eğitiminden uzak kalmamasını isteyen annelerin suçu ne? Onlara da “halte-garderie” dedikleri haftada bir iki yarım gün çocuğunuzu bırakabileceğiniz küçük kreşler dediğimiz yerler var. Fakat dediğim sebeplerden dolayı bunlarda da yer bulmak oldukça zor. Hele ki aileden anne ya da baba bir ebeveyn çalışmıyor, aylık gelir seviyesi belirli bir limitin üzerindeyse siz listenin son sıralarındasınız.

Türkiye’dekiyle ne kadar farklı sorunlar… Burada da çalışsan dert, çalışmasan dert ama her halükarda devletin desteği, teşviki gibi bir şey söz konusu değil. Bizim de böyle sorunlarımız olacak mı bir gün?.. Neyse…

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? “Size”?
Kendime en son sanırım bir ay oldu, maniküre gittim, eşimle ikimiz de 22 ağustos evlilik yıldönümümüzde annem buradaydı, Eliz Şimal’i ona bırakıp birlikte bir yemek yiyebildik. Bu zamanlar vakit ayırdım(k).

Bu soruyu sormaya hep çekiniyorum ama… ikinci çocuğu düşünüyor musun?
Çocuk yapmaya karar verdiğimizde zaten ikincisini düşünerek bu kararı vermiştik. Ancak zamanlama konusunda emin değilim. Hatta ara ara ezberimizi bozup ikinciyi yapmayabileceğim bile geliyor aklıma. Ama Eliz Simal’in hem benim hem eşimin olduğu gibi bir kardeşi olmasını isterim. Zaman gösterecek.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Uçaklarda gerektiğinde oksijen maskesini önce kendisine sonra çocuğuna takması gerektiğini ve bunun nedenini bildiği halde tersini yapan kişiye ANNE denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Handenin son cümlesine bayıldım, bile bile ladestir annelik genelde..

  2. Merhaba;
    Yine harika bir soylesi olmus; yasantisini cok icten paylasmis Hande Hanim.
    Sadece bu soyleside degil baska yerlerde de dikkatimi ceken bir durum, daha dogrusu ‘soz’ var: BABAMIZ!!! Tabii ki herkesin dusuncesi/bakis acisi farkli ancak sevgili anneler, arkadaslar, bahsettiginiz zat sevgili yavrunuzun babasi, sizin degil !!!!
    Sonra esimle eskisi gibi degiliz sikayeti basliyor anneler arasinda tamam hayatin getirdikleriyle cogu zaman iliski cocuktan onceki kivama gelmiyor ama bunu bazen biraz da bu tarz soylem ve davranislar yaratmiyor mu sizce de ?

  3. Cok güzel bir söylesi olmus. Anladigim kadariyla Hande, o kosturmaca sirasinda blog tutmuyor? Keske tutsa ve yurtdisindaki izlenimlerini anlatmaya devam etse. Kesin büyük bir merakle izlerdim. Malum, ben de yurtdisindayim ve ben de annelige hazirlaniyorum. Her ne kadar Fransa`da olmasam da, insanin bu konuyla ilgili hep okuyacak, ögrenecek bir seyleri oluyor.
    Bir de su Instagram fotogafina ba-yil-dim! Ne kadar da güzelsiniz Hande. Nazarlar degmesin 🙂
    Ve söylemeden gecemeyecegim Elif, artik -nedense- her hamilelik, annelik ve bebek yazilarini okudugumda kalbim güp güp, hop hop atiyor. Heyecanlaniyorum. Ne güzel bir kadinsin, ne güzel paylasimlar sunuyorsun bize. Vallahi seni görsem kocaman bir sarilacagim. Benim gibi bir kadini bile -bilerek, bilmeyerek- bebek yapmaya ikna ettin. Kendime, son zamanlarda yasadiklarima, hissettiklerime, attigim adimlara cidden inanamiyorum.
    Yasasin annelik, yasasin bebek hazirligi ve yasasin Blogcu Anne 🙂
    Imza: Sevincten kendini kaybeden Falname.

  4. anne tanımına bayıldım…

  5. Bir insan ancak bu denli kendini içtenlikle anlatabilir. Ben, yorum yapanların her birinin, çok yerinde görüşleri olduğunu gördüm. Annelik denen şey kadının içinde. Yalnız da olsa, bilinçli bir anne, gereken çözümleri bulur. En çok paylaştığım fikir, sosyoloji mezunu olan Hande’nin bir blog oluşturup, ”oradaki” sosyal yaşantıyı dile getirmesi ve ”buradaki” anneleri başka bir kültürden haberdar etmesi. Her noktayı sosyolog gözüyle ele alıp yorumladığı için. Gerçek ve objektif görüşlere o denli ihtiyacımız var ki! Blogcu anneye içten teşekkürler.

  6. Hande merhaba,benimde 1,5 yasinda ikizlerim var ve esimin isi dolayisiyla yillardir bir ayagimiz Paris bir ayagimiz Turkiyede.Tamamen Parise yerlesmekte planlarimiz arasinda.Fransa da cocuklar 3 yasina geldiklerinde anaokuluna baslatmak icin belediyeler yer bulmaya mecbur degilmi?

  7. Merhaba Burcin,

    Ben de Fransa’da yasiyorum. Oglum 5.5 yasinda ve ana okulunda son senesinde. Oglunuzu devlet okuluna gondereceksiniz, oturdugunuz semtteki okula Mart Nisan ayinda kayit icin basvurmaniz gerekiyor. Kayit tarihi her okulda degisebiliyor, okula gidip onceden ogrenebilirsiniz. Kolay gelsin.

  8. benide kızımın adı şimal.daha bir hevesle okudum o yüzden..annelik ne garip bişeymiş yaa