19 Yorum

İki konferans salonunun hikayesi

Serbest kıyafet-forma konusu hala tartışılıyor, tartışılmaya da devam edecek. Bundan önceki yazıya pek çok yorum geldi, kimi öyle, kimi böyle diyor. Kimi marka merakından bahsediyor, kimi çocukların psikolojisinden.

O yazıda da dediğim gibi, okullarda formanın kaldırıldığını duyunca aklıma gelen iki kelime oldu: gelir dağılımı. daha da genişletecek olursak: gelir dağılımındaki eşitsizlik. 

Serdar Kuzuloğlu, gerek kendi öğrenciliğinde yaşadığı, gerekse şimdi ikiz babası olarak yaşamaya başladıklarını şu yazısında çok güzel anlatmış: Üniformanın sonu, felaketin başlangıcı

Ben de bir hikayeyle anlatmaya çalışacağım hislerimi. Başımdan geçen, yaşanmış bir hikaye bu. İki konferans salonunun hikayesi…

Okulların açıldığı ilk haftaydı. Birinci sınıfların “uyum haftası” boyunca okula gittikleri hafta. Çocuklar sınıflarında, okula uyum sağlamaya çalışırlarken biz anneler de konferans salonunda seminere giriyorduk. Konferans salonu dediysek aklına öyle ses düzeni, projeksiyon falan gelmesin. Yanyana dizilmiş sandalyelerin olduğu, boyasız (malum, okulun boyası okullar açıldıktan SONRA yapıldı) kırık dökük bir plaftormun üstüne bir masanın konulduğu, öğretmenin oturduğu masadan katılımcılara sesini duyurmaya çalıştığı bir salondu. Çoğunluk kadındı (anne) ve kıyafetlerine bakılırsa gelir seviyesi olarak devlet okulu çoğu katılımcı için bir alternatif değil, tek tercihti.

O hafta boyunca bir akşam, yine bizim burada bir özel okulda “yeni eğitim sisteminde çocuklara yaklaşım” konulu bir seminer düzenlendi. Türkiye’nin bilinen psikiyatristlerinden birinin konuşmacı olarak katıldığı bu seminer herkese açıktı, ben de gittim. Bu okul, Türkiye’nin şu anda herhalde en pahalı okulları sıralamasında ilk üçtedir. Konferans salonuna girdiğimde kendimi çok tuhaf hissettim. Bu da bir “seminer”di, bu da bir “konferans salonunda” düzenlenmişti. Ancak sabah girdiğim konferans salonuyla akşam girdiğim salon arasında değil dünyalar, kainatlar kadar fark vardı. İçerisi, en lüks gösteri merkezinden farksızdı. Tuvaletler tertemiz, pırıl pırıl, hatta fazla şıkır şıkırdı. Konferans salonunun içinde kırmızı katlanan koltuklar, ses düzeni, görüntülü ekran, kısacası olması gereken her şey (ve daha fazlası) vardı.

Bu ikinci konferans salonundaki bir başka çarpıcı gerçek de veli profiliydi. Hepsi çok iyi giyimli, hemen hemen eşit sayıda kadın ve erkeklerin bulunduğu bir kalabalıktı.

Çok garipti. Çok, çok farklıydı. Bu bahsettiğim iki okul birbirinden üç, bilemedin beş kilometre uzaklıktaydı. Biri devlet okulu, biri özel okuldu ve birinden birine okul demek diğerinin ne olduğunu düşündürüyordu.

Çok etkilendim ben bu iki salondan. Daha çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilemezdi devlet okulu-özel okul gerçeği. Daha doğrusu, devlet okullu-özel okul ayrımının iki ucu. Gözümün önünden gitmiyor. Özel okulların (hepsi değil tabii ki) bunca imkanı olup, devletin kendi okullarını bu kadar ihmal etmesi (ki biz yine İstanbul’da, fiziki şartları iyi sayılabilecek bir okuldayız) inanılır gibi değil.

Devletin bu konudaki acizliğini anlatabilmek için şu kadarını söyleyeyim size: Bizim okulun bahçesinde gecekondu var. Evet, yanlış anlamadınız, okulun bahçesine gecekondu yapmışlar. Hem de bir değil, birkaç tane. Okul teslim alındığı 7-8 seneden beri, mahkeme kararı olmasına rağmen, çıkarılamıyorlarmış üstelik. Çocuklar okulun arka bahçesini kullanmak zorunda kalıyorlar, ön bahçe tamamen iptal bu gecekondular yüzünden. Olay kaç senedir yargı aşamasındaymış. Üstelik para da ödenmiş bu gecekonundu sahiplerine. Kendileri çıkmış, şimdi kiracıları oturuyormuş burada. Devletin arazisindeki kuralsız yapılanmayı devlet düzeltemiyor. Devlet, okulunun bahçesini çocuklarına kullandırtamıyor. Bu kadar da aciz.

Neyse, konuyu dağıtmayalım. Forma olayına dönecek olursak… Bu iki salon kıyaslamasının forma konusuyla nasıl ilintilendirileceğini okuyana bırakıyorum. Belki kendi içinde çelişiyor bile söylediklerim. Nitekim sistem öyle bir oturmuş, toplum öyle bir ayrışmış ki özel okula giden zaten kıyafet alabiliyor, devlet okuluna giden zaten alamıyor, iki kesim zaten pek kesişmiyor, herkes kendi aleminde, formayı kaldırsan n’olur, kaldırmasan n’olur denebilir belki.

Formayı kaldırırsak farklılıklar ortaya çıkarmış. Bu çok iyiymiş. Ya da çok kötüymüş.

Formayı kaldırmazsak tek tip eğitim devam edermiş. Bu çok kötüymüş. Ama biz de formayla eğitim görmüşüz. Biz tek tip mi olmuşuz?

Bunların hepsi söylenebilir, tartışılabilir.

Ama ben gidip gelip bu iki konferans salonunun hikayesine takılıyorum. İki konferans salonu arasındaki -giderek daha fazla açılan- uçuruma…

19 yorum

  1. Elif Hanım,özel ve devlet arasındaki fark;gerek konferans salonu,gerek okulun fiziki yapısı,gerek öğrenci ve veli profili ile yıllardan beri uçurum gibi ve bunun pek de tartışılır tarafı yok bence.parayı veren düdüğü çalıyor bu memlekette (hem de yüz yıllardır)keşke gelir dağılımı daha eşit yapılsa,keşke lise mezunu bile olmayan bir futbolcunun maç başına aldığı milyar dolarların yarısının çeyreğini öğretmenler de alabilse…dün haberlerde meclisin önüne gelip 700 tl (7 yüz!!!7 bin değil) borcu için intihar girişiminde bulunan bir vatandaşı gördüm,inanın ağladım…700 lira ne ki(bir kısım insanlar için)!adamın 700 lira için düştüğü hal gerçekten iç acıtıcıydı! Ve hal böyleyken formanın altına alacağı 2. kilotlu çorabın bile hesabını yapan insanlar varken…

    • Çiğdem Göksen Eryaşar

      Zerrin Hanım ben de yazmış olduğunuz haberi okurken ağladım. Evet 700 lira için bu duruma gelebilen bir topluma formanın altına alacağı 2. çorabı düşünen düşünmek zorunda kalan veliye bayram havasında kıyafet serbestliği… 🙁 Bir şeylerin kılıfı olduğu aşikar.. Olan hep BİZE oluyor.

  2. elif hanım,
    yazınızda iki ayrı konferanstaki velilerden bahsederken farkettim ki siz de velilerin kıyafetlerini ayırıcı unsur olarak kullanmışınız. bunu hep yapıyoruz işte. siz yapıyorsunuz, ben yapıyorum, hepimiz üst-baş’ın gelir seviyesiyle nasıl da değiştiğinin farkındayız. dışarda gördüğümüz bir kişinin üstüne başına bakıp gelir durumu hakkında iyi-kötü bir tahminde bulunabiliyoruz. buna rağmen forma kaldırılıyor ya… işte ben buna kızıyorum. bu fark apaçık ortaya çıkacak forma kaldırılınca. ve yavrular etkilenecek bu durumdan. çok yazık…

  3. Ben allak bullak oluyorum bu yazıları okuyunca. kendimle çelişiyorum kafamda sorular çoğalıyor ve bulamıyorum çıkış yolunu. ben siyah önlük bile alamadım ki ilk okulda. annem dikti. sadece siyah kumaşın bir iki yerinde lastik vardı kolları boğazı anlatan okadar. çok eksik yaşadım ve gerçekleşmeyen çok heveslerim oldu. annem anlatırdı durumumuzu ben anlardım. ama bu aklımda arkadaşımın kokulu silgisini istememe engel değildiki. onun ayakkabılarını montunu deli gibi istememe engel değildi.
    şimdi eşimle konuşuyorum o çok rahat. nasılsa biizm mahallenin okuluna gidecek zengin çocuk yokki neyi görüp kıskanacak diyo. parası olan özel okula gönderir diyo. sorun bunu demesiyle bitti gitti mi şimdi. kıyafet serbest olması bişiy değilmiş yani. eğitim de değil. sınıf arasındaki uçurumu iyice açmakmış. filmlerde görürdüm otobüse atlayıp varoştan geçip şehre gelenleri demek benim ülkemde de böyle geriye atılmış mahalleler olacakmış. demek biz bunlarıda görecekmişiz. daha kötüsünede böyle seyirci kalacakmışız.

  4. çocuğunu özel okula gönderen veli evdeki kıyafet çokluğundan forma kalsın ister, devlet okullarındaki veli tam tersi (fazla olmadığı için ) sebepten forma kalsın ister, ama ikisi de kalsın ister ……..
    Sonuç yaptık oldu mantığı işler geneeeeeeeee ve geneeeeeeeeeeeee …………

  5. Tartışmalara sebep olan yeni yönetmeliğin sonundaki geçici madde der ki; “(1) 3 üncü maddenin altıncı fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla (yani imam-hatip okulları ve kur’an-ı kerim derslerinde kız öğrencilerin başlarını örtmesi), 6 ncı maddenin ikinci fıkrasıyla yürürlükten kaldırılan hükümlerin uygulanmasına 2012-2013 öğretim yılı sonuna kadar devam edilir. (2) Öğrenciler, 2012-2013 ve daha önceki öğretim yılları için okul yönetimlerince belirlenen önlük veya okul üniformalarını 2013-2014 öğretim yılında giyebilir.” TÜRKÇESİ; KIZ ÖĞRENCİLER BİR AN EVVEL OKULLARDA BAŞLARINI ÖRTMEYE BAŞLAMALIDIR, SİZ GERİSİNE TAKILMAYIN !!! Umarım bu yazı bir gün gelir de “BİR DEVLET MEDRESESİ İLE BİR ÖZEL MEDRESEDE GÖRÜLEN İKİ MESCİTİN HİKAYESİNE DÖNÜŞMEZ !!!”

  6. gelir seviyesi öyleymiş böyleymiş .biz tartışadururken saf saf yukarıda tanerinde belirttiği gibi türban serbest kalıverdi.bence işin bu tarafı daha düşündürücü

    • niye neyi düşündürücü .özgürlük özgürlük diyorsunuz birtek sizemi sizin doğrularınızamı bu özgürlük türban sizi niye bu kadar korkutuyor.kendi doğrusu gereği örtünen ve gene kendi doğrusu gereği çocuğununda örtünmesini isteyen bi insanın hakları ve özgürlüğü nerde kalıyor.aynı senin ve çocuğunun örtünmemeyi seçtiği gibi.kendi doğrunu bana yada çocuğuma dayatma hakkını kim veriyor.birgün gelecek benim çocuğuma yada banada örtüyü dayatacaklar ihtimaliyle sen bana örtünmemeyi dayatıyorsunya.kıyafetlerle insan ayrımcılığını yıkmadıkça ve her insana kendi sahip olduğumuz hak ve özgürlükleri tanımadıkça aramızdaki kendi kendimize kafamızda yarattığımız uçurumları asla kaldıramıyacağız. belki bu serbestlik de tek tip insan görme ve isteme illetinden bizi kurtarır.

      • 1- Baskasina göre Turban zorunlu hale getirilebilir, size icinse Turbana serbestlik ve Özgurluk. Ve dogru size katiliyorum, Turbana özgurluk geldi. …Ozaman bu yasanin adi: Kilik -Kiyafet serbestligi degil, Turbana serbestlik diye yeniden adlandirilip oyle yasa olarak gecmeli. baska konularla sulandirilip- takiyye yapip–bebek kandirircasina kamuya sunulmasini cok yanlis. (4+4+4 ki gibi daha uzun zorunlu egitim getirdik demek kadar ikiyuzluce bir davranis.)

        2-Peki velev ki siyasi sembol olsun denilen Türban serbestken siyasal sembol nasıl yasak oluyor?
        Bir diğer kısıtlamaya göre ise öğrenciler “siyasi sembol içeren simge, şekil ve yazıların yer aldığı fular, bere, şapka, çanta ve benzeri materyaller”le okula gelemeyecekler. Oysa yeni yönetmelikle siyasal İslam’ı simgeleyen türbanın okullarda serbest bırakılması göz önüne alındığında, söz konusu yasakların siyasal semboller için değil ilerici siyasal semboller için uygulanacağı görülmekte.

        Kürtlerin poshu baglamasi, alevilerin yerel giysilerini giymesini, Ataturk rozeti takabilmeyi, Baris Guvercinli sembollu t-sörtler giyebilmeyi de garanti edecek ve ozgurluk verecek mi bu yasa. Bunun icinde destek olcak misiniz? (Bizim bir zamanlar Turbanli kizlar da universiteye girebilsin diye tepki verdigimiz gibi yoksa ….)

        Bir kerecik bu hukumet yasa yaparken durust olsun, ve takiyye yapmasin !

        • sizinle farklı noktalarda ve farklı doğrulara sahibiz.bi kere onun adı sizinde yabancılaştırdığınız gibi türban değil başörtüsü.ve siyasal islam diye bişey yok sadece islam dini denen bi inanç sistemi var.başörtüsüde ona inanan insanların inançları gereği yapmaya çalıştıkları bir ibadet bi gereklilik. isteyen yerine getirir istemeyende getirmez. ayrıca üniversitelerde böyle bir yasak ve dayatma yapılırken biz kimseyi yanımızda bulamadık.halada bakış açısında ve bizimle ilgili düşüncelerinizde değişen bişey yok.belki hakları ençok kısıtlanan kesim olduğumuz için yapılan her değişiklikde sizin algıladığınız gibi dindarlara özel yapılıyormuş gibi bi görüntü çıkıyordur.

  7. bazı yorumcular türban serbest kaldı endişesine kapılmışlar. aksine okullarda derslere başı açık girilmesi bu yasayla zorunlu hale getirildi. sadece seçmeli kuran dersinde isteyenler başını örtebilecek.lütfen dikkatli inceleyelim

    • Esra Hanım Merhaba,

      Yorumunuzu üzerime alındım.
      Size birkaç sorum olacak, yanıt vermenizi beklemiyorum, yanıtları düşünmeniz yeter..

      1) Yeni yönetmeliğin tamamını okudunuz mu? (Bakanlık ya da mevzuat.gov.tr veritabanından)
      2) Bugüne kadar okullarda derslere başı açık girilmesi zorunlu değil miydi?
      3) Kaynayan kurbağa sendromunu bilir misiniz?

      Saygılar..

  8. 10 yaşındaki kız öğrencilere türban
    Yeni yönetmeliğe göre ortaokul ve liselerde seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerine giren kız öğrenciler başlarını “isteğe bağlı” olarak örtebilecek. (DIGER DERSLEREDE YAYILACAKTIR). Böylelikle 10 yaşındaki kız çocuklarının okullarda aile baskısı ile örtünmelerinin önü açılmış oldu. 4+4+4 düzenlemesinin yasalaşması sonrası dini içerikli seçmeli dersler nedeniyle ortaokullara türbanın girip girmeyeceği tartışma konusuydu.

    İmam hatiplerde TUM DERSLERDE türban takılabilecek
    Yeni yönetmelikle bundan sonra kız öğrenciler imam-hatip ortaokul ve liseleri ile çok programlı liselerin imam-hatip programlarında dini içerikli derslerle SINIRLI kalmaksızın tüm derslerde başlarını örtebilmelerinin de önü açılmış oldu.

    MEB “sadece Kur’an derslerinde örtünülecek” demişti
    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 4+4+4’ün Meclis’te onaylanması sonrası yayınladığı kitapçıkta imam hatip okullarında okuyan öğrencilerin sadece Kur’an-ı Kerim dersinde istemeleri durumunda başlarını örtebilecekleri belirtilmekteydi. Yürürlükten kaldırılan eski yönetmelikte de imam hatipler için aynı durum söz konusuydu.

    Ancak okulların açılmasından itibaren çocuklarını imam hatip ortaokullarına kaydeden bazı ailelerin sadece Kur’an derslerinde değil, bütün derslere türbanla girilmesini istedikleri görülmüştü. Çok sayıda imam hatip okulunda yönetmelik çıkmadan türban fiilen serbest hale gelirken, az sayıda imam hatip yöneticisinin eski yönetmeliği uygulamak istemesi üzerine gericiler bu duruma yoğun tepki göstermişti

  9. Ben önlüğün gelir dağılımındaki adaletsizliği örtemeyeceğini dolayısıyla serbest olması gerektiğini düşünenlerdenim. Üniformanın sonu felaketin başlangıcı yazısını gerçekten beğensem de katılmıyorum ve ancak katıldığım başka bir yazıyı paylaşmak istedim: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22028485.asp

    Çocukları hayata hazırlıyorsak kendi çocuğuma istediği kıyafeti alabiliyor olsam da istediği herşeyi ona almayacağımı, alamanyalara gösteriş yapmamayı, paylaşmayı, insanları kıyafetleri ile değerlendirmemeyi, böyle değerlendirmelerde bulunan herkesin karşısına dikilme cesaretini öğretme işinin benim ve onu eğiten öğretmenlerinin olduğunu düşünüyorum, basit bir önlük parçasının değil. Aynı şekilde istediği kıyafeti alamıyorsam da “hayatta her istediğimizin olamayabileceğini”, hayatta sahip olduğumuz maddelerin aslında gerekli olup olmadığını sorgulamayı öğretmek de önlüğe yüklenecek bir şey değil. Biz öğretmeye çalışalım bakalım, öğrenir mi bilmem tabii. Ama öğrenmeyen önlük giyerek de öğrenmeyecektir o kesin.

    Akşam eşime “Türkiye’de gündeme yetişemiyorum” dedim. “önlük kalkmış sevindim” ama o gün altında 3 dolara aldığım penye tayt ve 3 dolara aldığım penye tişörtle okula giden 6 yaşındaki kızımı gösterip “ama bu halde Türkiyede okula giden kız çocuğuna o tayt sana çok yapışık uyarısı da gelir korkarım” da dedim. Bu arada üç katı para verip üstünde hello kitty olan tişörtü almadığım için de kızım bana bir ara kızgındı. Belki büyüyünce de kızacak, hello kitty tişörtlü arkadaşı karşısında kompleks yapacak. Yapsın ama en azından kafasında bir acaba oluşsun…

  10. Uzun süredir her eğitim yazısının altına yazmak istediğim birkaç şeyi toparlamaya çalıştım şimdi…
    10 yıl adı sanı bilinen ve tercih de edilen özel okullarda (Ankara ve İstanbul) çalıştım…2 yıldır da özel okulu hayal dahi edemeyecek bir kesimle çalışıyorum…Aradaki farkı şöyle söyleyeyim, özel okuldaki herhangi bir öğrencim bir telefona 1500-2000 tl’yi sakız parası gibi verebilirken, şuandaki öğrencilerimin en varlıklısının aylık geliri 1000 tl’yi bulmaz…
    Şimdi çocuk her yerde çocuk ve ben her iki tür kurumda da inanılmaz keyifle çalıştım,çalışıyorum, ama aradaki farkları birileri de artık fark etsin istiyorum…
    Herkes bana neden şimdi böyle bir yeri tercih ediyorsun diye soruyor…Maaşın buranın 3 katıyken, hiçbir materyal sıkıntısı çekmezken, kültür!! ve görgü!! seviyesi o kadar iyiyken!! Cevabı basit; bıktım!!
    Okulu satın aldığını zanneden ‘olağanüstü’ insanlar topluluğuyla uğraşmaktan, hayattaki her şeyde olduğu gibi eğitimde de herşeyi bildiğini zanneden veli grubundan, çocuğuyla ilgilenmeyi sadece özel okula göndermekten ibaret zannedip gittiği sınıfı bile bilmeyen, 4 yıl çocuğunun sınıf öğretmeni olan öğretmeni görünce siz ne öğretmeniydiniz diye sorup kendince kendini tatmin eden, hayattaki hırslarını çocuğu üzerinden gerçekleştirme çabasında olan bu garip topluluktan bıktım!!!
    Öğretmenler gününde öğretmene ‘çelenk’ gönderen ama öğretmenin adını yanlış bilen, 7. sınıfa giden oğluna 6. Sınıf kitaplarını alan ilgili veli grubundan fenalık geldi!!
    Ayrıca, okulu allayıp pullayan, yazınızdaki gibi olağanüstü konferans salonları, adı tv.de görünen 3-5 uzmanla yapılan seminerlerle aile eğittiğini zanneden, aman veli memnuniyeti diye çocukları arada harcayıp, aslında eğitmekten öte zayi eden, ah sizin evladınız mükemmel söylemleriyle veliyi tatmin edip, çocuğun gereksiz ve edepsiz boyuttaki özgüvenini tırmandıran, sene başındaki kafa sayısına göre okul başarısını aslında değerlendiren, aldığı 3-5 burslu öğrenciyi yarış atı gibi çalıştırıp, sınavlar da pig yaptıran, kalan öğrencileri de okulun bekası için bankamatik gören okul yönetimlerinden de bıktım…
    Şimdi çalıştığım kurum ise, cd-çalarımı, projeksiyonumu, ses sistemimi bile kendimin aldığı, tahta kaleminin bile bazen bulunamadığı, fotokopi ücretinin hesap edildiği bir yer…Ama kapıda beni karşılayan velilerim, gazete kağıdına sarılı 2000 yılı ajandasını öğretmenler günü hediyesi yapan öğrencilerim var…öğle arasında eve yemeğe giden çocuğuyla gazeteye sarılmış 2 parça hamur kızartmasını bana sıcak sıcak gönderen, bir kaşık ve bir kase aşureyi kapıp derse girmeden bana yedirmeye çalışan, kızıma bere ve patik ören bu insanların görgüsü, öğretmenler gününde çelenk gönderenlerden çok daha yerinde bana göre…
    Yaptığım her yeni çalışmaya Amerika’yı yeniden keşfediyormuşum gibi hayret ve hayranlıkla bakan, sonuna kadar destekleyen, maddi desteği olamasa da manen yanımda olan idarecilerim ise iyi ki varlar, bu ülke esas bu insanlar sayesinde bir yerlere gelecek…
    Bir kesimin, bir dönem için kendimi de buna katıyorum, fildişi kulelerde oturup ah biz ne mükemmeliz söylemleri de ancak masal kalıyor gerçekle yüzleşince…
    Ve ben her iki yerde de çocuklarımla çok mutluydum,mutluyum…Tek içimi acıtan nokta benim o masum çocuklarımın o eğitim kurumlarında velileri gibi yetişmeleri…
    Lütfen genellediğim noktalarda istisnalar beni mazur görsünler, özel okul velisini aşağılamak gibi bir niyetim yok, ben de özel okul velisiyim  Peki neden bu çelişki?? Sadece çalışma saatlerim başka alternatif bırakmıyordu, nitekim etüt beslenmeli okullar kapatıldı 

    • yazınızı şimdi okudum ve ağladım. Ellerinizden öpüyorum öğretmenim. Umarım oğlumun öğretmeni olursunuz.

  11. bugün bir arkadaşım facebook’ta şu içerikte birşey paylaşmış:

    üniformanın serbest bırakılması;türban/ gelir dağılımındaki eşitsizlik gibi konuları ön plana çıkardı. peki ya serbest kıyafetle okula istediği gibi girebilecek ve aslında o okulda okumayan kimseler (özellikle kötü niyetli olanlar) ne şekilde tespit edilecek? kapıdaki güvenlik (var mı bilmiyorum her okulda) tek tek o okulun öğrencilerini tanıyabilecek mi? dışarıdan gelecek tinerci vs gibi tipler nasıl ayırt edilecek? acaba bir de güvenlik krizine yol açmayacak mı bu karar?

    ben haklı buldum bu kaygıyı da, paylaşmak istedim…

  12. Keşke ben de çocuklarımı üşüyecekler mi, yeterli öğrenecekler mi, tuvaletleri temiz mi endişesi korkusu duymadan devlet okuluna gönderebilsem…. Keşke herkesin en azından ortalama kıyafetleri alabilecek kadar geliri olsa da serbest kıyafet uygulamasına biraz olsun sevinebilsem…. Keşke ülkemde siyasal oyunlar, dini ve çocukları hedef almasa da, herkes istediği gibi yaşasın diyebilsem…. Keşke …

  13. Selda Hanımın aysbergin görülmeyen kısımlarını gördüğü kadarı ile anlatmış. Çok ta güzel ifade etmiş. Bu blogta bir çok yorumumda bu gerçeği, daha doğrusu adaletsizliği, izah etmeye çalıştım.
    Elif Hanım gibi birçoğumuz zaten özel okullarda ki makyaja takılıp kalıyoruz. Özel olarak seçilen zeki çocukların başarılarıyla sözde reklam yapabilen bu kurumların bir an önce kapatılması gereklidir. Ama devletimizin de kendisine ait olan okullarının fiziki şartlarını, bu özel okulların seviyesine getirmesi gerekmektedir. Devlet bunu yapsın helal olsun diyeceğim…
    Ama bir taraftan da sınıfındaki öğrencilerinin dersaneye gittiğini duyan öğretmen kendisinden utanmalıdır. Dersaneye giden, özel ders alan her öğrenciyle kendisinin yetersizliğinin ya da eksikliğinin suratına çarpıldığını anlamalıdır. Çocuklarımızın öğretmenleri bu duyarlılığa ya da edebe sahip olsun helal olsun diyeceğim…
    Bireysel değil toplumsal olarak ilerlemeliyiz. Bu ülkeyi beraberce paylaşıyoruz. Veliler paralarıyla değil vicdanlarıyla konuşsun helal olsun diyeceğim…
    Elimizde büyük bir enkaz var. Zengini fakiriyle, öğretmeni velisiyle, büyüğü küçüğüyle hep beraber bu enkazı kaldıralım diyoruz. Ama herkes kendi derdinde… Devletim eğitim sistemimizin belki de en son kaldırılması gereken enkazını kaldırılıyor. Yazık ki velilerim hala özel okul çığırtkanlığı yapıyor. Ve öğretmenlerim de sınıfında okuyan öğrencilerine dersaneyi öneriyor…
    Ortalık yangın yeri zaten forma kaldırılsa ne olur kaldırılmasa….