41 Yorum

Gereksiz ürün, duyarsız pazarlama

Ben mamayla büyümüşüm. Annemin sütü ben iki aylıkken kesilmiş, ondan sonra bir yandan pirinç unu, bir yandan da o dönem “moda” olan mamayla beslenmişim. İyiyim şükür, bir sıkıntım yok. Ha, kolay hastalanan bir tipim; bunu da ıslak saçla dışarı çıkmama olduğu kadar anne sütünü kısa süre almış olmama veriyorum, o ayrı.

Çocuklarıma ortalama bir sene anne sütü verdim. Derin’de son dönemde (inek sütüne geçmeden önce) mamayla destekledim. Kaşık mamaları (özellikle Derin’de) kahvaltıda kullandım. Seyahatlerde, dışarıda kavanoz mamaları oldukça kurtarıcı buldum.

Kısacası, bebek beslenmesinde mamaya tamamen karşı değilim. Emzirmenin önemine inanan, hiçbir mamanın anne sütüne eş değer olamayacağını düşünen, mümkün olduğunca –ki bu mümkünlük günden güne ve birçok parametreye göre değişebiliyor- doğal beslenmeye çalışan, ancak şehir hayatının koşturmacasında, teknoloji ve modern hayatın kolaylıklarını işine geldiğince kullanan bir insanım.

Dün sosyal medyada bir haber vardı. Daha doğrusu, daha önce çıkan bir haberin devamı. Haberde bebek mamaları ve devam sütlerinin süt tozundan üretildiği, süt tozunun da endüstriyel şartlar gereği melamin içerdiği, melaminin tabak yapımında kullanılan (hani şu kırılmayan tabaklar), kanserojen bir madde olduğu söyleniyordu.

Bu haberi ben “bebeğinize mama vermeyin” olarak anlamadım. “Bebeğinize mama verirken, içinde ne olduğunu bilerek verin” olarak okudum, ve öyle algıladım. Nitekim tekrar aynı süreçten geçsem ve mama vermek durumunda kalsam yine veririm.

Doğadan gelen bir sürecin (örneğin doğum), doğada olan bir gıdanın (örneğin anne sütü), servis edileninden (doğum söz konusu olduğunda sezaryen, bebek beslenmesi söz konusu olduğunda mama) daha iyi olduğuna inanıyorum. Bu konuda oldukça katıyım, gerekmedikçe sezaryenin normal doğumdan, bebek mamasının anne sütünden daha iyi olabileceğini kabul etmiyorum. Ancak buradaki anahtar kelime: GEREKMEDİKÇE. Nitekim, doğalın yerini aldığı zaman faydadan çok zarar veren bu uygulamaların, doğal süreç bir sebeple sekteye uğradığında hayat kurtarıcı etkisi olduğunu düşünüyorum.

Firmaların, özellikle de gıda gibi hassas bir sektörde faaliyet gösteren firmaların, sattıkları ürünler kadar onları satış ve pazarlama biçimleri konusunda sorumluluk almaları gerektiğine inanıyorum.

Geçtiğimiz hafta Milupa piyasaya “çikolatalı kaşık maması” sundu. Bir yaş üzeri çocuklar için üretilmiş olan bu mamayı “gerekli” bulduğumu söylemeyeceğim. Bir yaşındaki bir bebeğe, mamanın içinde çikolata vermenin tıbbi gerekçesini merak ediyorum.

Bu soruyu geçen hafta markanın Twitter hesabına sorduğumda “bebeğin bu mama ile çikolataya alışmayacağı, çünkü bunun ele verilen bir şey olmadığı, içinde parçacıklar olduğunu ve suda eridiği” yanıtını aldım.

Muhtemelen karşımda firmanın sosyal medya ajansında çalışan, 20’li yaşlarda bir genç vardı ve bebek beslenmesiyle ilgili bilgisi önüne konulan broşürlerin ötesine geçmiyordu. Yine de iyi niyetimle tatminkâr bir yanıt beklemeye devam ettim. Ne bileyim, “Kakaonun bebek gelişimdeki olumlu etkisi bilimsel çalışmalarla da kanıtlanmıştır, bakın size bir sürü bilimsel rakam, alın işte çalışmalar” falan gibi bir şey bekliyordum.

Fakat özür kabahatten daha büyüktü: “Bu mama yıllardır yurtdışında var. Biz Türkiye’ye yeni getirdik”.

O noktada soru sormayı bıraktım. Bu mamanın referansının “yurtdışından getirilmiş olması”nın tüketiciye ne gibi bir şey düşündürtmesi gerektiğini anlayamadım. Fast food da yurtdışından getirildi. Onu da mı zararsız kabul etmeliyiz?

Elbette kimse bu ürünü zorla satmıyor. Bedava bile dağıtmıyor. Herkes parasıyla satın alıyor. Ancak burada yönlendirme çok önemli. Mama üreten bir firma, ürün gamına çikolata parçacıklı bir mamayı da katarsa bebeğin annesi bunu vermenin bir sakıncası olmayacağını, dahası, bebeği için faydalı olacağını, hatta kendisi de çikolatayı seven bir anneyse bebeğinin de seveceği için mutlu olacağını, vs. düşünür.

Bir yaşında bir bebeğin mama üzerinden de olsa çikolatayla tanışmasının ne zararı var? Bunu, diyetisyen Yasemin Serintürk şöyle anlatıyor:

Çocuklar, ne yiyeceklerine kendi kendileri karar verme yaşına gelinceye kadar, ebeveynlerin çocuğun beslenme alışkanlıklarını oluşturmak için süresi var. Sonrasında çabalamak genellikle sonuçsuz kalıyor. Damak tadı denilen şey, neler yediğinize bağlı olarak şekillenir. Damak tadınızı ne kadar fazla seçenekle zenginleştirirseniz bir süre sonra tatmin olmanız o kadar zorlaşır. Azla yetinmek, damak tadını olduğu çıtadan daha yukarıdaki çıtaya taşımamak için en geçerli yöntemdir. Sürekli et tüketen birisinin, sebze yemekten hoşlanmaması ya da sebze yediği zaman doymadığını söylemesi, damak tadını bu yönde oluşturmuş olmasındandır. Veya çayı şekersiz tüketmeye alışkın birisinin, katiyetle şekerli çay içememesi de aynı sebeptendir. Bu durum çocuklar içinde değişmez. Canı tatlı istediği zaman çikolata, kek, kurabiye, pasta veya şeker yemeye alışkın bir çocuk, tabiiki de meyve yediği zaman tatlı yemiş gibi hissetmez. Dolayısıyla da canı şekerli bir şey yemek istediğinde, meyve tüketmek aklına bile gelmez. Çünkü bu çocuğa tatlı tadı, yoğun şeker içeren yiyecekler ile kodlanmıştır. Tam tersine alıştırılmış bir çocuk ise, koca bir dilim pasta yemek yerine bir iki tane meyve yemeği tercih eder.

Kısacası, bir yaşındaki bir bebeğe çikolatalı mama verirseniz onun damak tadı çıtasını yükselteceğiniz ve onu yoğun şeker tadına alıştıracağınız için, ilerleyen yaşlarda meyve, kuru yemiş gibi besinlerden alacağı şeker ona yetmeyeceğinden çikolata üzerinden şeker tüketmeye alıştırmış olursunuz.

Bu, bilimsel olduğu kadar kişisel de bir bakış açısı. Muhtemelen bunun böyle olmadığını düşünen, buna inanan doktorlar, diyetisyenler de vardır. Vardır ki, bu tür ürünler piyasaya sunuluyor (Nitekim mama firmaları ürün geliştirmede doktorlarla çalışıyorlar, ürünler piyasaya sunulmadan önce türlü türlü onaylardan, testlerden geçiyor.)

Burada beni asıl endişelendiren mamanın kendisinden daha da çok firmanın bunu sahipleniş biçimi (“Yurtdışında da var” – Yurtdışında silah taşıma “özgürlüğü” de var ama hepimiz geçen hafta Amerika’da neler olduğunu gördük…).

Yine aynı firma, birkaç yıl öncesine kadar dilimizde olmayan fakat şimdi bebek beslenmesi konusunda olmazsa olmazlardanmış gibi pazarlanan “devam sütü” kampanyasını kamu spotu üzerinden de yürütüyor. Ben bu tür bir pazarlama stratejisini etik bulmuyorum.

Gerek çikolatalı kaşık maması, gerekse devam sütünün faydasu gerekliliği tartışılabilir. Devam sütüne karşı çıkan doktorlar kadar, bunu destekleyen doktorlar da bulunabilir. Sonuçta kararı ebeveyn verir.

Ancak kamu spotu aracılığıyla gizli reklam verilmesi, “bu mama yurtdışından geldi, dolayısıyla dünyanın en harika ve gerekli ürünü” şeklindeki pazarlama stratejileri araştırma imkânı olmayan, araştırmaya ilgi duymayan, beyaz önlükle gördüğü herkesin (kamu spotunda “devam sütünün gerekliliğini söyleyen doktor aktör gibi) her dediğine inanan çoğunluk için oldukça ikna edici oluyor.

Global markaları pazarlama stratejileri konusunda biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum, naçizane… İşe sadece ticaret penceresinden değil, biraz da anne-baba gözüyle bakılarak başlanabilir.

41 yorum

  1. şöyle bir örnek versem… bir arkadaşım var, çalışmayı bıraktığından beri evde yaptığı şahane sunumlu yemekleri facebook sayfasında paylaşıyor ve ben de sıkı takip ediyorum bu arkadaşımı. kendisi geçenlerde şu 2 dakikada hazırlanan pudinglerden alıp yapmış ve resmini çekmiş. ben de “senin gibi maharetli bir kadın, hazır puding… monosodyumglutamat…” diye bir yorum yaptım.

    yine dün bir durum güncellemesinde diğer arkadaşlarıyla beraber benimle dalga geçmişler. bir arkadaşı msg’nin zararlı olmadığını açıklamış, bir diğeri de biraz msg alalım diye gülücükler kondurmuş.

    bu aynı sırf mecburen sezaryen yaptığı için sezaryenin en iyi doğum şekli olmasını savunmak gibi. sütü olmadığı için mama vermek zorunda olan annenin anne sütünün gerekli olmadığını düşünmesi gibi.

    insanlar kendilerine göre doğru olan şeyin en doğrusu olduğunu düşünmeye ve bunu yaymaya devam ettikçe hiçbir şeyin düzeleceğine inanmıyorum.

  2. Canım Elif’cim pek güzel yazmışsın eline sağlık. Bir gıda mühendisi anne olarak hep söylediğim şeyi tekrar etmek isterim : Şekere dikkat!!

    İçinde çikolata olsun olmasın senin yazındaki mamalarda, devam sütlerinde ve hatta bebe bisküilerinde ve kavanoz mamalarında ciddi şeker yükü olduğunu hatırlatmak isterim. Kullanmak zorunda olmak başka bir şey. Ben kullanmak zorunda kalmadım şükür ama seçimimi de daha az şekerli, daha az tatlı, protein yükü karbonhidrat ve yağ yükünün önüne geçen hazır ya da evde yapılmış gıdalardan yana kullandım. Azcık etiket okumak yeter. Pazarlama taktiklerine karşı elimizdeki “koz” bu : etiket okumak.

    Geçen bir arkadaşım piyasaya çıkan yeni çikolatalı peyniri sordu, yazacaktım bloguma bişi engelliyordu beni. Meğer senin bu yazını bekliyormuşum.)

    • bebeğine mama vermek zorunda kalanlardanım. kızıma bir şey vermeden önce tadına ben bakıyordum ve devam sütü de bunlardan biriydi. hakikaten o kadar tatlıydı ki…
      neden diyorum. daha damak tadı bile oluşmamış bu bebeklerin mamalarının bu kadar tatlı olması mecburi mi gerçekten ?
      ben bebeğimin sütünü balla tatlandırmak istiyorum belki…

      bazı şeylerin kontrolümde olamamasına dayanamıyorum ama Allahtan 2 yaşına girecek kızımı çikolata ve şekerle tanıştırmamayı başarabildim.

      • Özden hanım merhaba, neden tatlı/şekerli biliyor musunuz? Bebekler/çocuklar bayıla bayıla, bol bol yesinler sevsinler diye. Böylece firmalar bu ürünleri satabilsinler diye. Ben de sizin gibi 2 yaşındaki kızımı çikolata ve şekerden uzak tutmayı başarabildim, ama ne uğraş verdim bir de bana sorun. Çünkü herkes sözleşmiş gibi çocuğa şeker/çikolata verilir havasında yaklaşıyor.

    • ben de şekere çok dikkat ettim, ve oğlum şekerle epey geç tanıştı ve şimdi de çok tüketmiyor, şükür. ama peynir yemediği için acaba bu ürün işe yarar mı diye düşündüm, sonra sanki tadı peynir mi olacak, olmayacak o halde varsın yemesin dedim kendi kendime. ne yediğimize ve ne yedirdiğimize dikkat etmek bizim elimizde. ancak modern hayat bizi bir şekilde istemediğimiz durumlarla karşı karşıya bırakabiliyor…

      • Zeliha Hanım tadı az çok peyniri andırıyor ama tabi taze krema peynirini. Hİç süt ve süt ürünü tüketmeyen bir çocuk için kurtarıcı olabilir ama yine de ara ara çocuğa yoğurt, lor, kefir gibi farklı tatları denetmekte travma yaratacak bir sebep göremiyorum.)

  3. Bilmem dikkatinizi çektimi bu kinder penguin reklamında kadın şöyle diyor “çocuklar hep çikolata ister” nasıl yaaa?çikolatayı bilmeyen bir çocuk nerden bilip isteyecek!!!sen zorla sok çocuğun gözüne!!!kardeşimin bir arkadaşının evinde tv yok,çocuk çizgifilm falan bilmiyor,bi misafirliğe gitmişler,ev sahibi tutturmuş caillou açalım izlesin,anne “yok o bilmiyor,izlemiyor” falan izah etmeye çalışsada ev sahibesi “bilir o bilir,caillouyu bilmemek olurmu,otursun izlesin” diye ısrar ediyormuş! Şimdi gülermisin,ağlarmısın!çocuk ya illa çikolata yiyecek,illa caillouyu izleyecek…bu nasıl bir algıdır ve malesef nasıl bir algıdır ki toplumdan söküp atmak imkansız…

    • evet, “çikolata ister, onların ihtiyacı var, benim gibi…” anlamında bir şeyler diyor. bir ondan bir de, şu eskiden olup, şimdi piyasaya yeniden çıkan “sütten nefret ediyoruz ama …… için mecburuz” şeklinde sözleri olan reklamdan sıkıntılıyım.

    • penguin reklamı demişken, süt dilimi reklamında ballandıra ballandıra anlatıyor ya içinde yararlı çok şey var diye, kek, süt, bal… içimden diyorum yap keki evde kadın, yanına da ver ballı sütü içsin sıpa:) tam bir süper kahraman yiyeceğiymiş… peh.

  4. Ben bu konuda kime kızacağımı şaşırıyorum. Firmalar para kazanma peşinde (hem de ne olursa ve nasıl olursa olsun) peki ya tüketici? Kaan 5 aylıkken bir tanıdığımız (üniversite mezunu ve çocuklu biri) Kaan’ın sadece anne sütü aldığını duyunca dehşete kapılmış bir halde “Nasıl yani? Devam sütü ver bari çocuğa” demişti. Orada anladım ki insanlar neyin ne işe yaradığını bilmeden ne için verdiklerinin bilincinde olmadan sadece uyguluyorlar. Çünkü tüm bu reklamlar gerçekten mesajını “hedef kitleye” çok güzel ulaştırıyor. Bebekle özdeşleştirilmiş kavramlar: Biberon, mama, bebe bisküvisi, devam sütü… Görseller hep tombul bebeklere özendirici bir biçimde. Pembe yanaklı, tombul, neşeli bebekler.
    Mama üreticileri ailelerin zayıf bir noktasını kullanarak bu çikolatalı mamayı üretme ve pazarlama cürretinde bulunabiliyorlar. Çocuk yemek yesin de nasıl yerse yesin mantığında olan aileler “hedef kitlesi” maalesef. Kahvaltısını bebe bisküvisiyle karıştırıp vermek de bu çikolatalı mamadan farksız bir durum aslında. Çocuğun damağına “bisküvi” tadı geliyor ve diğerleri de arada kaynıyor. Herhangi bir gıdayı yediremeyen annelerin çokça başvurduğu bu yöntemi şimdi mama firmaları da uygulamaya koyuyor. Mamanın tadını sevmediği için yemeyen bir çocuk çikolata tadı sayesinde yemiş olacak ve bu durum mama firmalarının olduğu kadar ailelerin de işine gelecek. Alan memnun satan memnun olacak.

  5. Çok güzel ifade etmişsiniz, daha doğrusu benim bakış açıma uygun. Bu çikolata niye bu kadar önemseniyor anlamıyorum, sanki en faydalı besin. Büyükbabalar, babanneler ve annenneler tarafından çocuğa çikolata yedirme merakı var, ben kızınca da gıcık gelin, gıcık evlat oluyorum. Zaten büyüdüğün de yemek isterse yer, şu aşama da alması gereken bir gıda değil, neyse hayatta doğruların toplumun doğrularıyla uyuşmuyorsa zor, kendilerine benzetmek için
    uğraşıyorlar. Bu arada lakabım ayrık otudur da:))

    • ben de 2 yaşına yaklaşan kızım için annemle hala mücadele içindeyim.
      “yeter artık torunuma bir şeyler alayım (çikolata, şeker, cips…)” diyor.
      “seneye” diyorum 🙂

      • ben buı sorunu sadece çubuk kraker diyerek çözmüştüm babamla, ama yıllar içinde akrabalar vs. sayesinde alıştı. cips alıyolar benden habersiz, o yemez deyince de kızıyolar.

  6. bence firmalara da bırakılmamalı medyada yer alan reklamların çok sıkı denetimden geçmesi gerektiğini düşünüyorum.
    gereçlerde bir yerde okumuştum: ingilterede, reklamları denetleyen bir kurum varmış.
    çok ünlü marka bir kremin reklamında kullanılan ünlü üzerinde çok fazla rötuş yapıldığından, ünlünün olduğundan çok başka görünmesi, müşteri üzerinde oluşabilecek yanılgıları önleme açısından reklam kaldırılmış.
    olması gereken bu. reklamlar çok sıkı denetimden geçirilmeli, böyle sağlıkla ilgili konularda özellikle söz reklam verenlere bırakılmamalı.

  7. 6 yaşındaki büyük oğluma 4,5 yaşına kadar tatlı yedirmedim. Doğum günü partilerinde falan da yaş pasta tadına alışkın olmadığı için yemezdi. Ama ne zaman kreşe başladı işte o zaman ikindi kahvaltılarındaki kurabiyeler, her gün bir doğum günü pastası derken tatlıcı oldu çıktı. İşin kötüsü onun sayesinde küçük oğlum henüz 15 aylık olmasına rağmen çikolatayı görünce tanıyor ve istiyor. Belli bir yaşa kadar engel olabiliyorsunuz ama sonrası zor. Okuldu arkadaşlardı derken çocuk o tada alışıveriyor. Açıkçası çok katı olamadım ben o konuda arkadaşları yerken -canı istediği halde- “bu sağlığa zararlı ben yemeyeceğim” demesi, daha o yaşta kendini bu kadar bastırmak zorunda kalması onun için daha zararlı diye düşündüm. Ama ne kadar geç tanışırsa o kadar kar diye düşünüyorum.

    • bir an bu yorumu ben mi yazmışım diye baktım ki “küçük oğlum henüz 15 aylık..” derken ben olmadığımı anladım, zira küçük kızım henüz 14 aylık 🙂 geriye kalan herşey aynı sayılabilir. gerçi oğlum hala çok tatlıcı değildir ama orda burda past vs. yer…

    • Bu ara aklımdan geçen tek konu bu kreşte ikindi kahvaltılarında sürekli tatlı vermeleri kek hatta şerbetli tatlılar gidip okulla görüştüm cevap vahim e çocuklar seviyor bana göre ikindi kahvaltılarında meyve yenmeli şekerden kim fayda görmüş ki çocuklar görsün. Ne kadar engellemeye çalışsakta kreş böyle şekere dayandıkça eve gelen herkes eli kolu çikolatayla geldikçe önüne geçmek mümkün olmuyor 🙁

  8. Bu konu kadar mevsimsiz meyve/sebze tüketimi de önemli, ne yazık ki tüketim alışkanlıkları hızla değişiyor ve sağlıksızlaşıyor..

    http://yasamnotlarim.blogspot.com/2012/12/sebze-meyveyi-zamannda-tuketmeliyiz.html

  9. Diyetisyen olan Halam, “Aslında şeker için ‘Sağlığa zararlıdır!’ ibaresi konulmalı…” der hep…Hazır mamalara da çocukları daha bebeklik döneminden itibaren şekerle tanıştırdığı için karşıdır. Bana da aşıladı bu durumu; her iki çocuğumu da hiç -hiç!- hazır mama vermeden büyüttüm ben…Sabahları erkenden kalktım, mevsim sebzelerini haşladım, ezdim, sebze çorbaları-püreleri yaptım vs vs…Tatlı ihtiyaçlarını meyveyla karşıladım. Çikolatayı geçtim, sakız nedir bile bilmedi kızım 3-4 yaşına kadar! Sütü bile şekersiz içmeye alıştırdım bebeleri…Sonuç: Nutella düşkünü bir babanın, Nutella sevdalısı 2 çocuğu var şu sıra bizim evde…Çok biliyordum ya, buna engel olamadım! 🙂 Allah’tan çok başarılıyım ya, sabahları 5-6 lokmayla sınırlandırmayı başardım kendimce!!! Züğürt tesellisi ama olsun… 🙂

  10. Oğlum 3 yaşını geçti. Çevre baskısına rağmen epeyce bir süre onu hazır gıdalardan uzak tutmayı başarabildim. Şimdi doğumgünü partilerinde filan arkadaşlarına bakıp pasta yemeye kalkıyor ve bir lokmadan sonrası gelmiyor. Bu hali çocuguma “iştahsız” denmesine sebep oluyor ama biz mutluyuz :)) Oğlum az da yese meyve,sebze,et gibi gerekli olan şeyleri yiyor olması bana yetiyor. Çocugun damak tadını oluşturmak bizim elimizde (çevre baskısına karşı koyabildiğimiz müddetçe) , kendi elimizle çocuğumuza kötülük etmeyelim…

  11. İnsan en çok çevresiyle mücadele ediyor çocuğunu bir şeylerden sakınırken. Ama o çevreye baba da dahilse her şey çok daha zor emin olun. Ben de böyle bir zor durumda 2 yaşına kadar mücadele ettim.Mama hiç vermedim çok şükür anne sütü sorunu yaşamadık. Ama bir yere gittiğimizde özellikle eşimin ailesi tarafına ikram edilenlerden çocuğa da verme sevdası vardı . Hiç unutmuyorum bir yaşında ya vardı ya yoktu, teyzesine götürmüştük. Kadın Kerem gelecek diye bakkala gidip kek,çubuk kraker falan almış. Verdirmedik tabii ama mücadelesi yetiyor gerçekten. Babamız sağolsun ‘hadi gel oğlum mutfağa gidip çay koyalım’ deyip çocuğun ocağın civarında olma riskinin yanısıra bir de şekerini ona attırarak tanıştırdı oğlumu ilk kez küp şekerle. Tam 2 yaşına gireceği hafta, babaannenin yeni gidip anneanne yeni geldiği günlerden bir gün anneanne çayına şeker atmak istediğini sanarak uzattığı şekerlikten bir tane alıp ağzına attığını ve sonrasında kıtır kıtır yediğini şahit olarak şok olmuş. Benim yaşadığım şok ,hayalkırıklığı ve öfkenin ise tarifi yok. Resmen hayatımın en büyük darbesini yemiş gibiydim ilk 24 saat . kayınvalideyi arayıp kalbini kırmamak için zor tuttum kendimi.Tabii ki bunun bir kanıtı yok şu an,demekki babaannesi varken yemiş ilk kez ,o zamandan kalma alışkanlıkla anneanne varken de şekeri atmış ağzına gibi bir yorum beynimi kemiriyor olsa da…Bir de tam 2 yıl önce gördüğüm bir kabus vardı. Kayınvalidemin ilk kez bebeğe bakmak için nöbeti devralacağı zaman gördüğüm…’bebeğime şeker verme’ diye yalvarıyordum. Nafile, kimse sesimi duymamış…

  12. ne kadar super annelersiniz
    cocugum cikolata yemez seker bilmez
    cok fazla abartili buluyorum bu yazilarinizi

    • Şeker bilmez yemez değil, bunlarla ne kadar geç tanışırsa o kadar iyi ve sağlıklı.

    • ben kendi ellerimle verdim çikolatayı, ilk defa 2 yaşına bir hafta kala.Ama öyle bakkal market çikolatası değil.Özel yapım,katkı maddesiz vs. Valla hiç kusura bakmayın, çocuğuna küçücük yaşlarında şeker, çikolata veren annelerden daha az süper olduğumu kabul edemeyeceğim.

    • Haa ha beklenen yorum gelmiş, toplumun sesi sizi seviyoruz Çiğdem hanım:))

    • Aslında bunun süper annelikle falan bir ilgisi yok…Elif’in sohbet – söyleşilerinde sorduğu bir soru var: Sence anne olarak yaptığın en iyi şey nedir? mealinde birşey…Bence bu cevaplar biraz o sorunun cevabı gibi…Hiçkimse mükemmel değildir, hepimizin kusurları ya da övülecek tarafları var. Ben kendi kusurlarımı biliyorum; sabırsız bir anneyim, çalışan bir anneyim, çok mesaiye kalıyorum, eve gittiğimde ağlayan çocuklarla karşılaşıyorum, onlarla yeterince vakit geçiremiyorum vs vs…Ama sorsanız, anneliğimle ilgili doğru bulduğum bir yönümdür bu: çocuğuma hazır mama, şeker – tatlı vs vermeden büyütmeye çalışıyorum. Elimden geldiğince sağlıklı beslenmelerine özen gösteriyorum, ve evet; kimilerimiz bunu yanlış bulabilir: ama ben anneliğimin bu yönüyle övünüyorum! Bu konuda; çalışan bir anne olarak sabahları 05:30’da kalkıp onlara sebze püreleri, meyve püreleri, çorbalar hazırlayıp işe öyle gidiyorsam, ve siz beni böyle adlandırmak istiyorsanız; buna da kabul, ben süper bir anneyim! 😉 Fakat bunu yaparken kimseyi de kendi davranışlarından ötürü yermiyorum. 🙂 Herkesin kendi tercihidir; kimse kimse bu sebeple yargılayamaz. Buna da karşı çıkıyorum. “Aaaa çocuğuna çikolata mı vermiş?” deyip eleştiren insanlara da anlam veremiyorum. Buna da hakkımız yok…

  13. Ben de çocuğuma 2,5 yaşına kadar abur cubur tarzı,hazır yiyecekler vermedim. Birgün komşularımdan genç bir hanım ki kendisinin boyunca çocukları var ve bilinçli anne olmakla övünür,bana kızdı. Sebep de, bakıcımın ona benim çocuğuma çikolata, hazır kek vs. vermiyor diye anlatması. Oğlum zayıf ve prematüre doğdu ve ben buradaki yorumların çoğuna zaten daha önceden yaptığım araştırmalar yoluyla vakıf olduğumdan bu yiyecekleri kesinlikle vermiyordum ve bakıcıma da sıkı sıkı tembih etmiştim.Kimse oğluma birşey alıp vermesin meyve dışında diye. (Meyve ile sınırladım zira tipik Türk halkı olduğumuzdan ille birşey vermek istiyorlar kıramıyorsun)O genç komşum “bu çocuk tabi kilo almaz sen ona iyi bakamıyorsun, bir nutella al bak bakalım nasıl iştahlı olacak” dedi. Uzun süre direndim ama nihayet konuşmaya ve aklı almaya başlayınca bizim oğlan kendi isteyince vermek zorunda kaldım. Ama hala vicdan azabı çekiyorum. Bir yandan “bırak çocuk çocukluğunu bilsin az biraz nutalla dan bişi olmaz “derken, bir yanım “Bak çocuk alıştı atalıya her akşam istiyor,suçlusu sensin, vayyy kötü anne “diyor.

  14. çok çok doğru bir noktaya temas etmişsiniz gerçekten elinize sağlık. facebook paylaşımının altına da yazmıştım bunun şirketler tarafından pazarlanması ayrı bir konu bir de doktorlar tarafından destekleniyor. Ben neden sütüm varken devam sütü ya da evde mayaladığım mis gibi yoğurdum varken plastik kapçıklarda satılan sözde çocuk yoğurdunu çocuğuma vereyim. Tabii ki de vermiyorum ama veren o kadar çok insan var ki.. Ve de sırf medyada bu şekilde yer buluyor diye, bazı doktorlar tavsiye ediyor diye (ki bizim çocuk doktorumuz tavsiye ediyordu, ilişiğimizi kestik sonunda kendisiyle) ve de herkes çocuğuna veriyor diye bu ürünleri alsın ki.. Yazık değil mi o çocuklara…

  15. Amerika’da ki bütün ürünlerin icinde ya corn syrup ya da tonla seker var. En kötüsünde tylenol ya da öksürük şurubu gibi ilaçların icine gıda boyası ve de corn şurup koyuyorlar. Bu da cocuklarda davranış bozukluklarına neden oluyor. İnsan ne yapacağına şaşırıyor.

  16. Şekere,çikolataya,abur cubura verilen tepkinizi abartılı buluyorum anne olmayan biri olarak.Çocukların etrafının abur cuburlarla kaynadığını ve reklamlarla özendirildiklerini ben de biliyorum ama bir anaokulu çocuğunun haftada bir abur cubur yemesinin sakıncası olduğunu düşünmüyorum.Kokain değil ki bu,çocuk hemen bağımlısı olsun.
    Gereği kadar şeker kimseyi obez yapmadı,ailenin belli bir yaşa kadar çocuğun aldığı şeker miktarını denetlemesi gerekli mi,evet.
    Aile her şekerli yiyeceğe uyuşturucu gözüyle yaklaşmalı mı,hayır.Meyvelerde bile şeker varken hele,asla! Paranoya her zaman zarar getirir.

    • çocuğunuz olduğunda tekrar görüşelim bence:).bir çocuk ne olduğunu bilmediği şeyi aramaz, özlemez.Ne diye o zaman durduk yerde tanısın ki o tadı.Hem tanıt, tattır sonra da haftada bir kere yiyeceksin de.Kendiniz demişsiniz zaten meyvede zaten var şeker, vücudu buradan ihtiyacı olan şekeri alır, fazlasına ne gerek var ki.Hep şeker çikolata denmiş ama tuz da benim kara listemde. Sonuçta herkesin kendi çocuğu kendi kararı.Biri burada bana süper demedi diye inandıklarımdan vazgeçek değilim.

      • bu kararın değişeceğini ben de düşünmüyor değilim ama kontrol edilebilir bir şey şeker bence.ve sizin de dediğiniz gibi herkesin çocuğu ayrı yetişecek bu konuda,o anne bu şakkıl büyütür şu anne şu şakıl büyütür 😀

  17. Agiz tadinin kesinlikle ogrenilen bir durum olduguna inaniyorum. Annemin kuzenleri bezleri fazla boyanmasin diye asla cikolata ve kakao verilmemis. Simdi agizlarina surmezler, oglum yumurtaalerjisi yuzunden 3 yasina kadar yumurta ve hazir gida yemedi, sonra anaokulunda ,alerjinin gecmesiyle yemeye basladi ama hala kuru meyvayi taze meyvayi kendi isteyerek yer, disarida fastfood yerine lezzetli bir eti tercih eder.

    O yuzden simdi ben 2. Oglumada evet hipp`in 7 tahilli mamasindan veriyorum ama etiketine bakip hangisinde seker yok onu almaya calisiyorum ya da daha az zararli oldugunu dusundugumu veriyorum, eger benim hazirlayacagim mama kavanoz mamadan daha sagliksiz olacagini dusundugumde veriyorum.

    Evet arada yemesi sorun degil ama kendim icin soyluyorum seker neredeyse eroin kadar tehlikeli, ben birakmak icin cok caba sarfediyorum ve geneldede basaramiyorum 🙁

  18. Elif’in yazisinda anlattigi pek cok noktaya katiliyorum.

    Ben ”azi karar, cogu zarar”i kendime ve cocuguma uygun buluyorum. Bir de bugun Sabah gazetesi’nin Gunaydin ekinde okudugum seker ile ilgili bir yaziyi paylasmak istiyorum.

    Sevgiler, saglikli gunler herkese…

    http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Saglik/2012/12/26/hayatin-baslangicinda-seker-var

  19. ah şu çocukların beslenmesi mevzusuna kafa taktığım kadar atomla filan ilgilenseydim çoktan parçalamış atmıştım atomu (:

    şu an 3 yaşında olan oğlumun beslenmesiyle ilgili doğduğu günden bu yana çektiğim sıkıntıları bir ben bilirim bir de allah… gerçi babannesi, annannesi hatta sızlandığım herkes de biliyor ya neyse…
    sezaryenle doğduğu halde ilk dakikada şıp diye buldu anne sütünü sıpa ama beğenmedi. o ameliyatlı halimle ne akrobatik hareketler yaptım memeyi o düğme kadarcık ağzına verip de tutturana kadar… zor da olsa bi şekilde aldı memeyi ama hep bi şikayet hep bi sızlanma… sütüm de yaradığı halde hiç isteyerek emmedi. yaşadığım tüm zorluklara rağmen asla ve asla hazır bebek sütlerinden de vermedim. muhteşem acı ve sızılarıma rağmen evden çıkmam gerektiği zamanlarda(genelde doktora, hastaneye filan çıkıyordum zaten) sağıp da bıraktım sütümü, alışmasın mamaya diye. ama ne oldu? onca çabaya, zorluğa rağmen 4 aylıkken önce gündüz sonra gece bırakıverdi memeyi. ne yaparsın bu durumda? milupa’nın banka hesabını kabartırsın kendince, ne yapıcan başka?

    annelik bambaşka bir şey… insan evladıyla ilgili olabilecek ya da olmayacak olumlu ya da olumsuz her şeyi düşünebiliyor, her şeyin en ince hesabını yapabiliyor ama bir yerden sonra çaresizliğiyle de baş başa da kalabiliyor. o hazır bebek sütlerinin ya da “mama” diyelim hadi faydalı olduğu kadar zararlı da olabileceğini zaten biliyor, düşünüyor anne ama elinden pek fazla bir şey gelmiyor ve en iyisini umut ederek veriyor bebeğine. yani en azından ben öyleydim. 3-4 aylık bir bebeğe anne sütü de almıyorsa eğer ne verirsiniz? inek sütüne demir eksikliği yapıyor bıdı bıdı derler, keçi sütüne erken derler, doktor da aptamili yazar reçeteye. el mecbur…

    10 aylık olana kadar aptamil içti benim oğlum. 4 aylıkken yavaş yavaş başladım ben meyveye yoğurda. 6 ayı bitirince de çorbalara geçtim, şükür ki ek gıdaya geçişimiz kolay oldu. 10 ay sonrasında da inek sütü… gerçi şu an onu da içmiyor ya…

    çikolata, şeker mevzusu bence fazla abartılıyor. 4-5 yaşlarına kadar yavrusunu çikolatadan uzak tutabilen annenin elini öperim ben, önünde saygıyla eğilirim vallahi. ama çocuğu şeker, çikolata yiyen anneye de tü kaka demem. benimki de yiyor mesela… 1,5 yaşına kadar tadını öğrenmedi, versen de yemezdi zaten. ama sonra nasıl oldu neden oldu bilmiyorum, çikolata sever oldu. ama delisi değil. hem her çikolatayı da yemiyor, birkaç vazgeçilmezi var, verdin mi hayır demez. nutellaya da düşkün malesef, sabahları yiyor kahvaltıda. bu durum o kadar da endişelendirmiyor ki beni, takmıyorum ben o kadar. kendimi kötü anne olarak da görmüyorum, baskı da görmüyorum üzerimde.

    anneden anneye değişiyor bu tutumlar işte. tanıyıp da görmediğimiz hiç kimseyi de sen iyisin sen kötüsün diye yaftalayamayız. ben de kolayı öğretmedim asla. cipsin poşetini koysan önüne içinden ne çıkacağını bilemez. o minik renkli hazır yoğurtlara bir kez para vermiş değilim. övünmüyorum da bununla, neden övüneyim? neden anneliğimizle kendimizi yüceltiyoruz ya da bir başkasını alçaltıyoruz? ben bu durumu anlayamıyorum işte. kaldı ki çocuğuma çikolata, sakız aldı diye babannesiyle, konu komşuyla da hır gür çıkarıp huzursuzluk yaratmak çocuğu daha olumsuz etkiler diye düşünüyorum.

    mevsiminde olmayan meyve sebze mevzusuna hiç girmeyeceğim zaten… dertliyim bu konuda zira.

  20. Bugün gördüğüm oynaya ziplaya doktor odasinda ellerinde cips paketleri cips yiyen doktorların bulunduğu cips reklamına ne demeli!! Hala şoktayım

  21. Şimdi benim bazı hilelerim var 2,5 yaşına kadar çoğunu Arda yuttu, anlamadı bile. Örneğin Aydın’ ın meşhur maraş dondurması gibi katı yoğurdu.balla karıştırıp, dondurma külahına dondurmacıla gibi koyup koyup oğluma dondurma diye kış yaz yedirmiştim.3 yaşına kadar. Dondurmayı da biliyordu ama malum kışım pek dondurma yedirilmez hasta olur korkusuyla, bir de her dondurma güvenli değil malum.
    kola isterdi ya da gazoz, ablamın çocuklarından gördüğü için ona da şööle bir formülüm var. Pekmezi sulandırıyoru, kola oluyor. Gazoz isterse de maden suyundan azıcık içiriyorum tadını zaten sevmediği için kensi 2 yudumdan sonrasını içemiyor böylece, gazozun kötü bir tadı olduğunu sanıyor. atıştırmalık olarak da kürdanlara geçirilmiş yoğurtlu ekmek parçacıkları veriyorum bir tabak üstü nanali, kırmızı tatlı toz biberli. kürdan olunca uçlarında değişik geliyor.Yemek yemediği bir gün (biliyorum açtı) zorlamadım ve onun yerine trafikte yolda kalma hikayemi anlattım tiyatrovari bir şekilde ağzımın içine düşmekten yemeğin hepsini bitirdi. (yemekde Aydın usulü kerevizdi, pırasalı)çook hilebazım biliyorum.

  22. Yazınızdaki endişe ve inandıklarınıza sonuna kadar katılıyorum. Oğlum 2.5 yaşında evde yapılmış, balla tatlandırılmış kek, ya da çok az tereyağlı şekersiz pekmezle yapılmış kurabiyelerden yer ama daha fazla bir abur cuburla hiç tanışmadı. Belli bir yaşın üzerindeki kişiler genelde kendini çocuğa sevdirmek için şeker çikolata vermeye çok hevesli oluyorlar. Kalbini kırmamaya çalışarak engel oldum her zaman. Bozuluyorlar mı bazen evet, ama oğlumun iyiliği için bunu görmezden gelirim. Ona iyi örnek olabilmek için biz de tüketmiyoruz veya cips yemek istiyorsak, uyuduktan sonra yada onun yanımızda olmadığı zamanları tercih ediyoruz. Sürülebilir çikolataların, mayonezlerin vb. içindeki yağ oranlarına bakarsanız obezitenin nedeni zaten ortaya çıkıyor. İnsan kendini biraz zorlarsa, biraz yaratıcılığını kullanırsa kesinlikle çocuğuna sevebileceği sağlıklı tarifler yaratabilir. hatta bir annenin bir yazısında çocuğu kavanoz maması istiyor diye, orijinal kavanozlarının içine evde kendi yaptığı mamaları koyup yedirebildiğini okumuştum. ben de çok nadiren (ör: uzun yolculuklarda) kavanoz maması verdim ancak dediğiniz gibi yalnızce “gerçekten gerektiğinde”.. başkalarının ne yaptığını umursuyorum ve ikna edebildiğim kadar da önerilerde bulunuyorum çünkü her çocuk bu ülkenin geleceği demek. yalnızca kendi çocuğumla sınırlı olmamalı sorumluluğum.

  23. merhabalar,
    şeker vermeme konusuna bende katılıyorum.benim annem neredeyse bize hiç çikolata ve şeker vermedi diyebilirim.ve benim oğlumda şu an 2 yaşında .pekmez ve bal dışında bir şeker bilmez.35 yaşındayım.dişlerimde bir tane bile çürük yok.diş kaybım yok.diş doktorları dişlerime şaşırıp kalırlar.
    kayınvalidem ve kayınpederimle şeker ve çikolata konusunda çok tartışırdık.biz verdikte birşey olmadıya derlerdi hep.eşim ve görümcemlerin sağlam dişi yok gibi.eşim çikolata ve şekeri torbalarla tüketirmiş.fakat şu anda reflü hastası.sebepte belli zaten.ve asla verdirtmedim.çocuğunu sevmiyorsan şeker ve çikolata verin diye bir yazı okumuştum.eğer ki çocuğunun ileride sağlıklı bir birey olamasını istiyorsan mümkün olduğunca vermiyeceksin.

  24. Bir link’te verilen linke tıklama zinciriyle ulaştım bloğunuza 🙂 kulaktan kulağa gibi oldu biraz. baktım blog sahibi de yorumcular da benim kafada, geç de olsa okudum yazılanları. Şimdi gördüğüm kadarıyla yorum yazanlara göre ben daha kıdemli anneyim 😉 13 yaşında bir kızım var. bir de tekne kazıntısı 4 yaşında oğlum var. iki çocuğu da aynı terbiye (en azından yemek konusunda) ile büyütmeye gayret eden bir anne olarak şunu söyleyebilirim ki, çocukların genetik olarak sahip oldukları bir damak tadları var. ne kadar değiştirmeye uğraşsanız da, gün geliyor genleri baskın çıkıyor. mesela benim evime abur cubur girmez, kurabiye kek evde yapılır o da nadiren. mevsim sebzelerinden gayet sağlıklı yemekler pişer ve onlar yenir. çikolata şeker, bayramlarda o da misafirliğe gittiğimiz evlerde yenen şeylerdir. evde bu düzeni dayatan benim, zira benim damak tadıma uygun. eşim mecburen kensinin ve çocukların sağlı için uyuyor. eti sebzeye, tatlıyı tuzluya tercih eder normalde. şimdi kızımın bu beslenme düzeninden bir şikayeti yok, abur cubur fast food nadiren yer. yoksa da aramaz. kuru fasulyeyi hamburgere, tahin pekmezi, nutellaya tercih eder. tıpkı benim gibi. ama oğlum. o ayrı bir hikaye. o da ablası gibi büyütülüyor. ama eti sebzeye tercih ediyor. eskiden yer elması, kereviz, bamya yedirebilirdim ona. çok sevmedğini anlasam da yerdi. artık yemiyor ve tadını sevmediğini açık açık söylüyor. tesadüfen yediği acılı patates yemeğinden sonra yemeklerine acı koyduruyor. çikolatayı ilk kez 2 yaşında tattı, ama bulduğu yerde üstüne atlıyor. Tıpkı babasının göstermediği, ama aslında olduğu gibi.. sözün özü, çocuklarımız yemek alışkanlıkları gibi damak tadlarını da bizden alıyorlar. geliştirebilirsiniz ama, tamamen değiştiremezsiniz.