39 Yorum

Fareler, Portakallar ve Yasaklar

Okuduğum ilk dünya klasiklerinden biridir Fareler ve İnsanlar… Aklım ermeye başladıktan sonra ağlayarak okuduğum, okurken içimin burulduğu ilk kitap belki de…

Şeker Portakalı da öyle…

Annem mümkün olduğunca klasikleri okuttu bize. Eksiğim var hala. Ama zamanım da… Hepsini okuyacağım, belki de çocuklarımla.

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu, “Fareler ve İnsanlar romanının bazı bölümlerinin gayrı-ahlaki olduğu gerekçesiyle” sansürlenmesini istemiş.

Bak bir daha söyleyeyim, ben ilk okuduğumda idrak edemedim de…

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü Kitapları İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu, “Fareler ve İnsanlar romanının bazı bölümlerinin gayrı-ahlaki olduğu gerekçesiyle sansürlenmesini istemiş.

Bu yüce makam, bünyesinde bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı’nın liselerde okutulması için önerdiği “100 temel eser” arasında yer alan bu dünya klasiğinin bazı bölümlerini sakıncalı bulmuş. Aha da ayrıntıları burada.

Yine bir başka dünya klasiği olan Şeker Portakalı’nı performans ödevi olarak okutan bir öğretmene de kitabın müstehcen olduğu gerekçesiyle soruşturma açılmış. Aha o da burada. 

Öğretmene soruşturma açılmasını isteyen veli kitabın “Türk örf ve ananelerine aykırı içeriğe sahip olduğunu, içinde birçok argo sözcük ve küfür içerdiğini söylemiş.

O veliye sormak isterim: Acaba çocuğu hiç Türk dizisi izliyor mu? Diziyi bırak, hiç haber okuyor mu? Töre cinayetlerinden haberi var mı çocuğunun? Örneğin, 13 yaşında imam nikahıyla evlendirilen, 14’ünde evine dönen, sonrasında kuzenleri tarafından tecavüze uğrayıp amcası tarafından 15 yaşında öldürülen, cesedini kimsenin günlerce almadığı, en sonunda kefensiz defnedilen Hatice Daşlı’dan haberi var mı mesela? Çocuğunun bu tür haberleri duymasından, böyle bir toplumda büyümesinden korkmuyor da, Şeker Portakal’ındaki argo kelimelerden mi korkuyor bu veli?

Memleketin başbakanının gün be gün kadınlara -sanki bu dünyadaki tek işlevleri çocuk doğurmakmış gibi- üç tane, üç de yetmez beş tane çocuk siparişi vermesi, devletin ileri gelenlerinin tecavüzü adeta normalleştirmesi, Başbakan Yardımcısı’nın bir kadın milletvekilini tacizle suçlarcasına itham etmesi (ve aslında bu sırada kendi rengini belli etmesi) çok normal de, Fareler ve İnsanlar mı ahlaka aykırı?

Dünya klasiklerindeki argo kelimelerden korkanlar, bir aynaya dönüp baksanız keşke… Acaba hangisi daha sakıncalı?

39 yorum

  1. öpüyorum ellerinden Elif, saygı ve sevgi ile.

  2. Şimdi tam hatırlamıyorum ama Şeker Portakalı benim de çocukken en sevdiğim kitaplardan biriydi. Fareler ve İnsanlar`dan da çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Ve ağzına sağlık; çok güzel söylemişsin: onca vahşetin, vurdumduymazlığın ve daha göremediğimiz daha nelerin yanında bir kaç argo sözün ne gibi bir değeri olabilir…?!

  3. Bravo!! Başka söz yok

  4. http://cumhuriyet.com.tr/?hn=389882&kn=7&ka=4&kb=7

    egitim, forma, önlük tartismalarını bosuna yapmadık ama duyan nerde…. neyse iyi yıllara :)

  5. Aynaya dönüp baksalar da birşey değişmiyor ki Elif , kalpleri kararmış,gözlerine perde inmiş sanki bu insanların,o aynada ne gördüklerini anlayacak kapasitede değiller yani.. Hacıları,hocaları ya da muhterem kocaları ne derse onu doğru kabul edip uygulamayı tercih ediyorlar, sorgulama yok sadece denileni uygulamaya şartlanmışlar.. Yanlış anlaşılmak istemem,tabii ki beş parmağın beşi bir değil ama ben ve benim gibi düşünenler de bizi yaftaladıkları gibi dinsiz değiliz, biz sadece laik olmaya çalışıyoruz, aydınlık,çağdaş çocuklar yetiştirmek istiyoruz,geriye değil ileriye gidelim istiyoruz yani..Sizden-bizden diye ayrım yapmadan,bir arada,birbirimize saygı göstererek yaşamak istiyoruz. Hangi çağdayız ki kitaplarda geçen birkaç kelimeden korkar hale geldik,hangi çağdayız ki kitaplara sansür istiyoruz,yazık,çok üzülüyorum bunları gördükçe , çok yazık :(

  6. Sizden bizden ayrımı yapmayalım diyorsunuz fakat bunu mütemadiyen yapıyorsunuz yani bu şekilde düşünenler. Sizler gibi düşünmeyenler hakkında en ufak bir fikriniz yok çünkü tanımak da istemiyorsunuz tanımıyorsunuz da fakat onların ne düşündükleri hakkında sürekli fikir beyan ediyorsunuz suçluyor kendinizde bu hakkı görüyorsunuz.Elif Hanım kitaplara sansürden yana değilim ama benim çocuğumunbahsettiğiniz kötü olaylardan haberi yok daha küçük zihninin bulanmasını istemem aynı zamanda hiç küfür de bilmiyor argo da bilmesi de gerekmiyor o Veli öyle düşünmüş kendince de tepkisini göstermiş tıpkı sizlerin kendi doğrularınız için yaptığınız gibi

    • Sayin Hande Aksoy,
      Simdi sizin bu “sizin gibi dusunenler, bizim gibi dusunenler” tartismanizda pek onemli bir detay gozunuzden kacmis. Benim kisisel olarak kinadigim zihniyet “ben begenmedim, baskalari da okumasin, gormesin, dusunmesin” zihniyeti. Yani darkafalica bir atilim, bir 2013 ayibi. Cocugunuzu cam faunus icinde yetistirme fikriniz size ait, bizi ilgilendirmez. Ama o vakit ki “Hayir, baskalarinin cocuklari da boyle dusunsun, davransin, ve benim deger yargilarim cercevesinde dimaglari gelissin” dediginiz an iste bizim sesimizi duyarsiniz. Elif’in yazisinda gecen her iki olay da korkunc bir dayatma zihniyetinin urunudur. Yazinin ana temasi bu zihniyeti elestirmektir. Madem kitaplarda sansurden yana degilsiniz o zaman bu yaziyi alkislamaniz gerekir.

  7. miniğin annesi

    ben imam hatip lisesi mezunuyum.şeker portakalını orta 3 te okumuştuk sanırım.Serinin geri kalanını da daha sonra okumuştuk.Peyami Safa’nın Canan’ından tutun Reşat Nurinin Dudaktan Kalbine kadar onlarca Türk ve dünya klasiği okuduk..Bu hiçbir öğrenci öğretmen ve veliyi rahatsız etmedi.Rahatsız olan biri olsaydı da bundan kimse rahatsız olmazdı sanırım.

  8. bunun iktidarla, ideolojiyle, su ya da bu partiyle hic ilgisi yok. basimizda kim olursa olsun, ileriye gidebilmek icin hosgoruyu, farkli olana saygiyi ogrenmeli cocuklar. o genc yaslarda ben elime ne gecirirsem istahla okurdum, her cesit eser ufkumu acardi. klasik edebiyat eserlerinin, turk ya da yabanci, bu sekilde yasaklanmasi, cok vahim, cok. o gencleri adam yerine koymamak anlamina geliyor ayni zamanda da.

  9. bir ilkokul öğretmeniyim. ömer seyfettin gibi bir yazarın kitaplarını resmi olarak okutulması gereken eserler arasında gösteren bir kurumun, şeker portakalı gibi sevgi dolu bir kitabı nasıl müstehcen bulduğunu asla anlayamıyorum. şeker portakalı’nı müstehcen bulanlar lütfen rica ediyorum, ömer seyfettin’in tavsiye edilen eserleri arasından ‘bomba’ , ‘beyaz lale’ , ‘ilk cinayet’ adlı hikayelerini okusunlar önce. geçen yıl öğrencilerimden birinin (ben tavsiye etmedim kesinlikle, ailesi kitapçıdan almış okusun diye, hatta sınıf kitaplığına hediye edeceklerdi iyi ki fark etmişim) elinden kaparcasına aldığım bu yazarın kitabı hala okullarda okutulabiliyorsa ben daha hiç bir şey söylemiyorum. aç tv’yi dizi izlesin çocuklar o zaman. steinbeck ile vasconcelos’u tanıyamadan büyüyen bir nesil, ‘aşk-ı memnu’nun kitabı çıkmış’ dediklerinde şaşırmayalım hiç.

    • Beyaz Lale’ yi (ilk okulun sonu ortaokulun basi )okuduktan sonra piskolojimin kotu yonde etkilendigini hatirliyorum, hatta o uzun tecavuz betimlemelerinin, tecavuzcuyu alcaltmak yerine tecavuzu ozendirecek sekilde pornografik bir hal aldigi, kitaptan aklimda kalan bir izlenim. Bu kitabi ve Omer Seyfetti’ nin butun kitaplarini cocuk kitabi diye muhtemelen hic okumadan kategorize eden zihmiyeti de elestirmeli. Yerli mali fikrinin ve milliyetci sartlanmanin bir tur yozlasmasi olsa gerek bunlara sebep.

  10. Çok yerinde bir yazı olmuş bir öğretmen olarak söylediklerinize katılmamam mümkün değil. Hala kitaplardan korkuyoruz…

  11. Hilal Bayramoglu

    Velinin itirazi neye olmus keske o da aciklansaydi.. kitabin yasaklanmasi ayri sey.. Cocuguma bunu okutmayin diye velinin itiraz etmesi ayri sey bence.. birilerine mustehcen gelmeyen sey bana oyle gelebilir ve cocuguma da okutmak istemem. buna da kimse karisamaz. ama bu kitap basilmasin diyemem. sapla samani ayirmak lazim. Bi de yasakci zihniyet karsisinda tek klavye olunmasi gozlerimi yasartti.. devamini bekleriz.. herkes icin :)

  12. YAsak yasak yasak…ayıp , günah, uygunsuz,….yeter diyorum sadece..
    Şeker Portakalı en sevdiğim kitaptır. Fareler ve İnsanlar da.. İkisi de bana merhameti, sevginin sınırını, empatiyi göstermiş öğretmiştir.
    Yorumcu bir arkadaş yazmış kesinlikle katılıyorum. Ömer Seyfettin’ in ” Beyaz Lale” diye bir kitabı var kaç yaşındaydım hatırlamıyorum öğretmenimiz Ömer Seyfettin tavsiye etmişti okumuştum ve hala o heycanımı tuhaf hissimi unutamam..OKuyanlar anlayacaktır.
    Kiatpları rahat bıraksınlar,

  13. örümcek kafa her yerde örümcek kafa

  14. Alkışlıyorum hem de ayakta alkışlıyorum arkadaşım seni. Ne de güzel anlatmışsın. Başka söze gerek yok. O veli de önce kendi evinde kendi çocuğunun yanında kendi küfür etmesin yeter. Argo kelimeleri ancak o dikkatle okumuştur, kitaptaki sadece argo kelimeler onun dikkatini çekmiştir bu ne aradığına ve ne görmek istediğine bağlı olan bir durum. Çocuk kitabı okurken velisi kadar takılmamıştır bile o kelimelere. Olaya bu gözle bakarsak her şeyde bir kusur buluruz ve sansürletmek isteriz.

  15. Sayın Carreraya katılıyorum. Çocuk gelişimi için belli bir yaş sınırına göre okutulması gereken kitaplardandır. Ömer Seyfettin’ in Beyaz Lale, Bomba ve hatta Diyet adlı kitapları. Okuyan anlar ne demek istediğimi. Ama bakın onlar için bile yasaklansın diyemem. Sadece belli yaşın üstündeki kişiler okusun. Çünkü 12 yaşımda okuyan beni ciddi boyutta sarsmıştı bu kitaplar.

    Milli Eğitimdeki komisyonların ehil ve kitapsever kişilerden oluştuğunu düşünmüyorum. Zeten oğlum da bana çekerse zaten her bulduğunu yutup okuyacak ve hiç bir saçma yasak onu durduramayacaktır. Beni de durdurmamıştı tam tersi zevkimi geliştirmişti. Örneğin haklı olarak Kemalettin Tuğcu okumam yasaktı ama ben gizli gizli alıp okumuştum. Ama her kitabı 12-13 yaşlarındaki benim için bile tam bir hayalkırıklığıydı.

    Milli eğitim lütfen Zeze’ den elini çek, klasiklerimizi de rahat bırak.

  16. Elif Hanım,
    Ben endişeliyim hem de çok. Oğlum henüz 2 yaşında ama o okula başladığında her şey daha da kötü olacak sanki..Şimdiden alternatif eğitim yolları arıyorum. Acaba evde eğitim nasıl bir seçenek olurdu?

    • İnanın dün ilk kez ciddi ciddi aklımdan geçirdim. Türkiye’de teknik/yasal olarak mümkün değil bildiğim kadarıyla evde eğitim. Ama dünkü olaylar “yeter” dedirtti.

    • size katılmamak mümkün değil,bence yapılacak şey okulda verilen ama aslında eğitim olmayan şeyin yanı sıra bir kollektif, bir hareket bişey kurmak ve “çocuklarımızı okul dışında nasıl eğitiriz”i düşünmek,

  17. Bunun yolu nasıl ki belli bir inanç grubu eğitime önem verip, sürekli eğitim kurumları açıyorsa, aydınlıkçı, Atatürkçü, özgürlükçü olan kişi ve kurumların da (Kurum olarak kastım tabii ki devlet kurumları değil) kendi felsefelerini uygulayan eğitim kurumları kurmalarıdır.

    Bakın o insanlar yıllarca dersanesiydi, fen lisesiydi, anadolu lisesiydi derken en güzel okulları kurdular, zeki ama durumu çok da iyi olmayan aile çocuklarını bu kurumlarda parasız okuttular. İşte o çocuklar şimdi her alanda ülkeyi yönetmeye adaylar.

  18. keşke 28 şubat sürecinde de böyle bir blogunuz olsaydı; o zaman da ; yalnızca imam hatip liseleri üniversiteye gidemesin, iyi bir yerlere gelemesin diye getirilen ”katsayı kanunu”nu böyle eleştirecek miydiniz? gerçekten merak etiğim için soruyorum..
    kim bilir kaç cevher, kaç bilim adamı olacak zeka; o kanun yüzünden yitip gitti, peki bunun adı eşitlik miydi? bahsettiğiniz yasakları kapsıyor muydu bu o zaman konulan yasaklar da?
    buna da şimdi 4+4+4^’e karşı durduğunuz gibi karşı duracak mıydınız ?
    4+4+4 kanun düzenlemesi ile; en azından isteyen istediği okula gidebilecek ve yalnızca belirli bir okula gidip din bilgisi derslerini de öğrenebilmek isteyenlere, ya da meslek lisesine gitmek isteyenlere; üniversite kapıları kapanmayacak…
    sonuçta eğitim ile yapılan değişiklilk ilk değil ki? biz ilkokulda ilen de 8 yıllık kesintisiz eğitim getirildi, akabinde liselerden üniversiteye giriş kısıtlandı….

    eşitlik diyorsak eğer ”bu sayfalarda” ; adı herkes için eşitlik olmalı….

    Almanya’da üniversite okuyan bir arkadaşım, derse giren rahibe kıyafetli kızlardan bahsettiğinde, ben de aynen sizin şu anki kızgınlığını duymuştum, üniversite kapılarında, dikkatinizi çekiyorum, güvenlik kulübesinde dahi değil, ”sokaklarda”; başörtünü aç da gir üniversiteye emrini veren insanlara…
    söz konusu ”yasaklar” olduğunda, herkes kendine dokunana karşı duruyor nedense…..
    ne hükümet yanlısıyım ne başka bir siyasi platformun….özgürlük ve eşitlikse herkese ve her şartta olması kanaatindeyim yalnızca…
    mutlu sağlıklı seneler diliyorum..

    • beril gülüş demirel

      allah aşkına merve hanım konuyu nerelere çekmişsiniz….şu anda başka bilim adamları da sizin bu mantığınız yüzünden bu ülkeden gitmek istiyor…

      • konu başlığında ”yasaklar” kelimesi geçtiği için, her türlü yasak geliveriyor insanın aklına hali ile…

        • imam hatip liseleri, imam ve hatip yetiştirmeye yönelik okullardır.. peki hanımlar imam ya da hatip olamazken (olmaları yasakken) neden kız öğrenciler bu okullara alınır? meslek liseleri meslek edindirmek içinse, o kızcağızlar neden olamayacakları mesleğin okulunda okurlar? sırf başörtüsü takabilmek için mi? yani bir anlamda “dindar gençlik” “yetiştirmek için mi? bu arada hatırlatmadan edemeyeceğim, en çok imam hatip lisesi şu an darbeden yargılanan Kenan Evren tarafından açılmıştır… kendi açtığı kuyuya düşmesi bence gayet traji komiktir… “yasak”lardan bahsediyorsak bunlardan da bahsedelim Merve hanım…

    • Evet, haklısınız. Ve hatta keşke 80 darbesi sırasında da blogum olsaydı da ona da karşı çıksaydım, değil mi?..

      28 Şubat’ta ben 20 yaşında bir üniversite ikinci sınıf öğrencisiydim. Ve o günden bu yana birçok konuda bakışım, duruşum, fikrim değişti. Şimdi benzer bir şey yaşansa şimdiki aklımla duruşum farklı olur.

      Ancak ben günümüzde her “yasak” konusu açıldığında olayın başörtüsüne getirilmesini çok yadırgıyorum. Siz yapıyorsunuz diye demiyorum, fakat bazı başörtü mağdurlarında “Eee, zamanında bize de yasak gelmişti, siz hiçbir şey dememiştiniz, görün bakalım nasılmış” şeklinde bir rövanş duygusu olduğunu görüyorum. Benim küçüklüğümde/gençliğimde/farkındalık seviyemin yüksek olmadığı zamanlarda, beni/bizi yönetenlerin aldığı ve benim o zamanlar karşı durma gücümün/farkındalığımın olmadığı siyasi kararlardan ötürü, şimdi bana getirilen kısıtlamalar sanki bana müstahakmış gibi gösteriliyor. Ve bunun, inanın, yasakların kendisinden de zarar verici olduğunu düşünüyorum.

  19. Bugün mailboxımda özel bir mektup vardı. kipitap.com’dan “Kipi’den mektup var” başlığıyla yazılmış…. olduğu gibi kopyaladım. Lütfen okuyalım.( Bu arada Şeker Portakalı okuduğum ilk romandır ve eski bir baskısını kızım için saklıyorum ve ona okuyacağım ya da onun okuyacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum. Bir çocuğa dostluğu, merhameti anlatmak empatiyi öğretmek için en güzel aracılardan biridir Şeker Portakalı ve tabi ki Güneşi Uyandıralım. )

    “Şeker Portakalı bir çocuğun okuyabileceği en güzel kitaplardan biridir. Her şeye rağmen sevmeyi, olan bitene her kötü şeye rağmen güvenmeyi, beklenmedik yerlerde, beklenmedik anlarda kurulan dostlukları anlatır. 5 yaşında bir çocuğun, Zeze’nin, küçük bir şeker portakalı fidanında aradığı sevgiyi bulması, başta korktuğu bir adamla kurduğu o sağlam dostluk ve küçücük yaşındaki hayata bakışı, hayalleri, acıları, düşleri insanın zaman zaman içini burksa da, yaşama dair umut aşılar.

    Bizim ülkemizden çok uzak topraklarda geçen bu hikaye, o kadar yakın gelir ki bize… Ve başka hiçbir kitabın dokunamayacağı kadar kalbinize dokunur bu kitap. Bu kitapla birlikte Zeze, sizin hayatınızın da bir parçası olur. Onun kıvırcık saçlarını okşamak, gözyaşlarını silmek, elinden tutup “her şey geçti” demek istersiniz. O kadar gerçektir Zeze. O yüzden, büyüyüp “Güneşi Uyandıralım“la ya da “Delifişek“le tekrar hayatınıza girdiğinde sevinirsiniz, Zeze’yi bir kere tanıyınca özlersiniz çünkü. Ve öyle bir güçtedir ki bu kitap, Zeze yıllar yıllar önce hayatınıza girse de, bir daha asla çıkmaz.

    Şeker Portakalı yetişkinken de okunur, çocukken de. İkisi de farklı birer deneyimdir. Ama ne zaman okursanız okuyun, size sevmeyi öğretir. Hayatta verilecek en önemli dersi, hiç ders verme kaygısı gütmeden verir.

    Bugün bu kitabı öğrencilere okutan bir öğretmen hakkında soruşturma açıldığını duyuyoruz. Kitabın “argo” içeriyor diye ‘sakıncalı” bulunmasını izliyoruz hayretle. Böyle bir kitabın, belki de yazılmış en güçlü çocuk kitabının, hayır bu yanlış bir tanımlama, çocuklara dair yazılmış en önemli eserin; ‘sakıncalı’ addedilmesi bize göre akıl alır bir şey değil… Çünkü bu kitaba dair tek sakınca; Vasconcelos’un kendi hayatından izler taşıyan bu muhteşem eserini okumamak olabilir.

    Bugün “Türk örf ve ananelerine aykırı” olduğu söylenen bu kitabın kahramanı Zeze, aslında bize çok tanıdık bir küçük çocuk, biliyor musunuz? Zeze’nin acılarını tanıyoruz, biliyoruz, onu ve onun gibileri her gün sokaklarda görüyoruz, aykırı olmak bir kenara, o kadar yakın ki bize Zeze…

    Bırakın çocuklarımız da Zeze’yi tanısın, Zeze’nin dünyasını keşfetsin, onunla arkadaş olsun, ondan sevmeyi öğrensin. Ağzı bozuk bile olsa, inanın, Zeze’den onlara kalan onun kullandığı 3-5 argo sözcük olmayacak asla.”

  20. Bu kitaplar kaç yıl önce yazılmış ya da asıra yakın diyemi sorsam bilemedim.Şimdiye kadar sakıncalı değilmiş ama şimdi sakıncalı olduğu fark edilmiş öylemi ?doğrumu anladım?Farkındalığımız yüksek anacım ne yapalım

  21. Bu arada çocuklar için olan diğer kitaplar da da Türk örf ve adetlerine aykırılık var mı acaba merak ettim. Mesela Çocuk Kalbi. Ki benim en sevdiğim çocuk kitabıdır. Demiryolu çocukları, Pal sokağı çocukları, Gizli yediler, Afacan beşler, Yaramaz kızlar, Küçük Prens, Denizler Altında Yirmibin fersah, 80 günde devri alem. Eeeee bunları da yasaklarlar yakında. Çocuklara ne okutalım peki?Aslında aklımda bir kaç seçenek var ama konu dallanıp budaklanacak….

    Bu arada katsayı eşitsizlikleri yüzünden sadece imam hatipler değil biz anadolu liseliler de çok çektik. Zira okullarımızın başarı puanları ortalamanın üstünde olduğu için puanlarımızın tırpanlanması sonucu pek çoğumuz düz liselere geçiş yapmak zorunda kaldık. Yani katsayı olayı pek çok kesimi etkiledi aslında. Benim fikrim çocukların yeterince olgunlaşana kadar yönelim tercihi yaptırmamak onlara, liseye kadar çocukların hepsi normal eğitimler almalılar. Liseden sonra normal eğitim mi meslek eğitimimi alacaklarına rehber öğretmen, bölüm öğretmenleri, aile ve çocuk birlikte karar vermeliler.Bu arada Tevhid_i tedrisat halen yürürlükte olduğu için başka şekilde bir eğitim modelinin de uygulanamayacağını kanunen belirtmeliyim. Haa kanunu değiştirirlerse bilemeyeceğim.

  22. Dün bütün gün dışarıdaydım. “şeker portakalı” ile ilgili olup bitenlerden ancak akşam eve gelip de Yıldıray söyleyince haberdar oldum. Bilgisayar başına şimdi oturdum ve internette çeşit çeşit şey okudum. Duyunca sinirlenmiştim; okuyunca iyice deliye döndüm.
    Bu durumu yaratanları, bu zihniyete sahip olanları artık örümcek kafalı, atgözlüklü diye tanımlamak da az geliyor. Ne diyeceğimi, ne yorumlayacağımı bilemiyorum. Aklıma onlarca düşünce üşüşüyor. Bunlaın bir kısmını sayıp dökmeye kalksam “”Türk örf ve ananelerine aykırı” kaçacak.
    Toplum ahlakımız ne zamandır kitaplarla ölçülür oldu? Çocukların terbiyesi ne zamndır kitaplardan soruluyor? Ben arada neyi kaçırdım? Bu insanların düşünce yapısını anlamaya çalıştıkça bataklığın içine çekiliyor gibiyim. Bırakın televizyondaki bir çok kötü örneği, insanların, aile içindeki bireylerin bile birbirne saygısının kalmadığı bir ülkede, insanların birbirine (üstelik kızını, kuzenine, yeğenine bile) tecavüz ettiği, sonra da bunu ahlaksızlık sayıp namus temizleme adı altında insan öldürdüğü bir ülkede Zeze’nin -tıpkı her çocuk gibi- öğrendiği üç beş argo sözcüğü kullandığı bir öykü mü çocuklarımızı ahlaksız yapacak? Aileler çocuklarına terbiye kavramını öğretmekten de mi aciz ki kitaplardan medet umuyorlar? Haydi diyelim ki öyle, yapmasınlar Allah aşkına kendileri kitap mı okuyor ki? Ülkede okuma oranı %4! Keşke bu yüzde üçe, beşe, ona katlanmış olsa da, bir şeyleri adam gibi tartışabilir hale gelsek.
    Kitap yeni dünyalar, yeni yaşamlar, yeni bakış açıları kazanmak demek. Okumayan, tüm bunlardan uzak, sağır duvarlar içinde yaşamaya mahkum bu zavallı insanlar, gördükleri duydukları her şeyden nem kapıp, ortalığı bulandırmaya, çocukların körpecik beyinlerini de kendilerininki gibi küflendirmeye devam edecekler. Ne yazık.

    Dün geceden beri düşünüyorum. Ne yapılabilir diye. Ne yapılabilir? Bir şey yapmak lazım. Ama ne?

  23. Büyük kızımın yazı dili olarak en beğendiği yazarlar arasında Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet de yer alır çocuklarım istedikleri kitapları okurlar ve birlikte biz mütalaa da ederiz biz fikirlerden kitaplardan filmlerden korkmayız çünkü kendi değer yargılarımıza iç dinamiklerimize ve verdiğimiz eğitime güveniriz biz çocuklarımızı kendi değer yargılarına bağlı açık görüşlü birer dünya insanı olarak yetiştirmeye çalışıyoruz benim oradaki tepkim yazıdaki ve bazı yorumlardaki bir takım argümanlaraydı insanları kutuplaştırma veya zan altında bırakmanın bizi bir yere götürmeyeceğini düşünüyorum

  24. Teşekkürler.Elinize sağlık….

  25. şu an 3 yaşında olan oğlum, belki sahip olacağım diğer çocuklarım ve sonra da onun akranı diğer yavrular için endişeleniyor ve ciddi ciddi korkuyorum artık ben. kendi çocukluğumla kıyaslayınca zaten “çocuk” gibi büyümediğinin farkındayım. yeterince sokakta vakit geçiremiyor, yeterince kirlenmiyor üstü başı… ne kadar kitap da okusa, eğitici oyunlar da oynasa yeterince gelişmiyor sanki hayal gücü. ve zamane çocuklarının tamamına yakını böyle. hazırcılar, ki buna bizler zemin hazırlıyoruz içimizdeki koruma güdüsüyle. çünkü öyle değişti ki dünya, istemsizce kanatlarımızın altında boğuyoruz evlatlarımızı.

    ve ülkemizde her geçen gün (özellikle) eğitime dair atılan her adım daha da geriye dönük korkarım. 3×4 sistemi, okullarda kıyafet serbestliği, öğretmenlere uygulanan şiddet… şimdi de bu yasaklar… gerici, yasakçı bir ülke olduk çıktık.

    eğitim hayatım boyunca hep bir şeyler okudum ben. ilkokulda, ortaokul ve lisede… özellikle üniversite yıllarında… görüşleri benim düşüncelerimle bağdaşmayan, taban tabana zıt olan pek çok yazarın kitaplarını bile okudum yüzümü buruşturarak. sırf acaba içinden bilmediğim başka bir tarafını çıkarabilir miyim diye. zarar görmedim hiçbirinden asla. faydalarını anlatmaya zaman yetmez. ne annem babam ne öğretmenim ne de çevremdeki herhangi bir insan okumama dair, okuduğum kitaplara dair tek bir olumsuz yorum yapmadı şu yaşıma kadar. çünkü okumak iyidir, okumak insanı geliştirir, büyütür. okumak insanın konuşmasını bile güzelleştirir. okumak insanın kendine olan güvenini artırır.

    bir kitap neden yasaklanır? hem de bir klasik… yıllardır okunan, okutulan, sevilen kitaplar bunlar… kim, neden ve nasıl bir zihniyetle yasaklar okumayı? bir anne baba çocuğuna içeriğinden dolayı okutmayabilir, bu da bence yanlış ama hadi kabul ettim yine de, ama tamamen yasaklatmak ne demek? öğretmene soruşturma açmak ne demek? bu ne cür’et? hangi çağda yaşıyoruz? özgürlüğümüz nerde?

    yok ben gerçekten korkuyorum artık. yavruma “iyi” bir gelecek sunamamaktan korkuyorum. onun pısırık, öz güvensiz, tembel, araştırmayan bir insan olarak “eğitilmesinden” endişe ediyorum. küçücük yaşta kendi başına yurt dışına göndermek de ters bana. evi barkı toplayıp ailecek mi gideceğiz yaban ellere? ne yapacağız yahu? nasıl koruyacağız çocuklarımızı bu gerici zihniyetlerden? çoğalıyorlar her geçen gün. hem de büyüyerek…

    • Benim yurtdışına gitme imkanım var. Ve gitmiyorum. Çok fazla sebebi var ama en basiti: gitmek istemiyorum. Bütün pisliğine, karmaşasına, düzensizliğine rağmen memleketim burası, ki senelerce orada da yaşadım. Kaldı ki hiçbir yer sorunsuz değil. Alın işte, birkaç hafta önce en nezih, en düzgün eyaletlerden birinde yaşandı okul faciası.

      Ancak bu olan bitene sessiz ve tepkisiz kalacağım anlamına da gelmiyor. Bence endişe etmeyin mabellam, bizim çocuklarımız pısırık, özgüvensiz, tembel, araştırmayan insanlar olamazlar. Siz izin verir misiniz böyle bir şeye? Ben vermem. Okuldan alırım, başka okula veririm, evde okuturum, gene vermem.

      Mesele bu kadar mücadele vermek zorunda kalmak. Özgür yetişmek, özgür düşünmek, özgür yaşamak bu kadar zor olmamalı. Kimse için. Hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz.

  26. tabii ki “saldım çayıra mevlam kayıra” demiyoruz, demeyiz, demeyeceğiz de… ama işte durum ortada… sistem her geçen gün kötüye gidiyor. parçadan bütüne doğru hep alçalıyor seviye. çocuklarımızı koruyacağız, elimizden geldiğince onlara destek olacağız ama yine de sistemin bir parçası olacaklar onlar da uzun vadede. bizler olmadık mı sanki?

  27. şeker portakalı bahane diye düşünüyorum. Sindirme bastırma politikası bunlar. Gözdağı vermek, kendileri gibi düşünmeyenleri kendileri gibi düşünmeye zorlamak olmazsa sistemden dışarı atmak. Sizce o öğretmen arkadaş ne kadar özgür olabilir bundan sonra eğitim verirken. Bir telefonla doktoru hastaya, öğretmeni veliye şikayet hakkı verip hakkında soruşturma açarsanız kim mesleğini özgürce ya da hakkıyla yapabilir ki.
    Yargıyı bitirdiler, hakim savcıları kendileri gibi düşünür hale getirdiler. Yeni atamalarla Yargıtayı da sağlama aldılar. Kimi kime şikayet edeceğiz durumuna geldik. Bu öğretmen arkadaş uğradığı haksızlığa karşı yargı yoluna başvursa sizce kimi kime şikayet etmiş olacak. Arkadaşlar bir ülkede Yargı sağlam durmuyorsa artık hiçir kurum sağlam değil demektir. Çünkü yargı tüm yasa dışı uygulamaların, haksızlıkların karşısında hepimizin güvencesidir.
    O yüzden şeker portakalı bir simgedir güç gösterisidir diye düşünüyorum. Belki de suni gündem oluşturuluyordur. Memeleketimizde neler olup bittiğine bakalım. Tepki verelim. Farkında olalım farkettirelim ama nasıl ben de bilmiyorum.
    Hadi bu haksız uygulamaya karşı çıkalım yürüyüş düzenleyelim ellerimize birer “şeker portakalı” kitap alalım. Yürüyelim koşalım, birşeyler yapalım. Bu güç gösterisine karşı biz de “bu memeleket sahipsiz değil” mesajını verelim. Ne dersiniz?

  28. İnanılır gibi değil..
    Tüm Dünyada devletler, otobüs duraklarına, metrolara bedava kitaplar koyup insanları okumaya teşvik ederken; bizde durum okuma alışkanlığı kazandırmak için uğraşan öğretmenlerin suçlanması oluyor.
    Ne yapıcaz, nasıl aşıcaz biz bunları.
    Şükür ki kızım 2,5 yaşında ve neredeyse altı aylık olduğundan beri ona kitap okuyorum. Şuanda kitap müptelası, kitap okumazsa asla uyumaz, dışarı her çıkışımızda bir kitap hakkı vardır, hikayelerden bahseder vb. Sizin çocuklar, bizim çocuklar böyle bizlerin sayesinde, ya diğerleri ne olacak?
    Kitap okuma alışkanlığı hiç olmayan nesillerin çocukları da böyle yetişiyor . Bundan sonraki yıllarda okuma oranımız ne hale gelecek kimbilir…