34 Yorum

Çiğdem’in Gebelik Günlüğü

Ve huzurlarınızda ilk yazısıyla Çiğdem…

***

Sevgili Blogcu Anne okurları,

Karşınızda yeni Pazartesi neşeniz, otuzlu yaşların hayata dair hiçbir ağırlığını taşıdığına inanmasa da tartıdaki ağırlığı günden güne artan anne adayınız! Nasıl bir model olduğumu anlatabilmek için kısa bir özgeçmiş sıkıştırıversem faydası olur mu acaba?

Ortaköy sahilinde köklü bir erkek lisesi, ülkenin en eski hukuk fakültesinde bir dört sene ve son olarak orta İngiltere dolaylarından güzide bir üniversitede yine hukuk yüksek lisansı. Önce şirket birleşme ve devralmalarına ilişkin çok uluslu şirketlerle çalışılan ama öyle böyle değil deli bir tempoda çalışılan bir hukuk bürosu, ardından da daha sakin bir iş hayatına göz kırpsak mı; bu göz seğirmeleri hayra alamet mi, değil mi derken gelen şirket avukatlığı! Pehhhhh, olsa olsa bol bol İngilizce-Arapça kelimelerle süslü uzun cümleler kuran sıkıcı bir tip canlandı gözünüzde…

Zaten Pazartesi hamilesi olduğumu ve tüm diğer günlerin de kısaca tanıtımını içeren Elif’in ilgili yazısını okuyan caaanım dostum Zeynep’in sevdiceği Chris; “Çiğdem çok normal kalmış” yorumunu yapıvermiş! Hemen araya girip belirteyim ki; bu yorumdan diğer hamile arkadaşların (ki biz artık 5+1’li bir çeteyiz!) anormal olduğu sonucu değil olsa olsa merak uyandıran hayatlara sahip harika kadınlar olduğu anlaşılmaktadır. E ama işte 31 yaşında poffff, evli poffff, avukat pofff, çalışan anne adayı poffff, İstanbul’dan katılan yarışmacımız poffff…Bu kadar pofffflamaya rağmen buraya kadar takip eden kıymetli beyinlere daha iyiye, daha az sıkıcıya ve daha enteresan bir şeyler bulacağına dair bir umut olsun diye; ömrümde normalden az biraz ayrılan tek hikaye olan aşk hayatımla böbürlenerek konuya devam etmek isterim.

Efenim, bu mantık abidesi, aşkta sınır tanımamak bir yana aşk tanımaz kardeşiniz üniversiteyi bitirmiş, döneminin en kıymetli, pırıl pırıl bir avukat stajyeriyken, internet dünyasında da arkaik çağlar yaşanmaktadır ve gıııırc gaaarc ciguvvvv sesleri eşliğinde bağlanılan internet alemlerinde, kendisi icq üzerinden hevesli muhabbetlere gark olan burnu büyük, kendini beğenmiş, alaycı bir yavrucaktır. Gel zaman git zaman, kafasındaki toka kadar değer vermediğini sandığı bu ortamdan bir beyaz atlı prens dünyasını sarsacaktır.  Hem de ne sarsmak! Olayın diğer kahramanı, serüvene, melekler şehri denen, bir Türk’ün Amerika’yla imtihanında ilk kaçılacak cennet vatan olarak belirlediği o uzak vadiden katılmaktadır.  Er kişi burada doktora yapmaktadır ve daha önünde en az 4-5 senesi vardır! Dönmeye kararlıdır; ancak doktora olur da biterse, dönebildiğinde vatanın hangi köşesinde hizmet vermek zorunda kalacağı dahi belirsizdir! Offfff sabahlara kadar ne yazışmalar, ne kalp çarpıntıları, ne heyecanlar!

Daha önce aşkı, ancak köprünün altından geçerken ve doğumgünü pastası üflerken dilenecekler listesinden tanıyan bu bünye, kendisine üniversite mezuniyet hediyesi olarak alınmış laptopun karşısında ailesi tarafından bilim kadınlığına yol aldığı zannedilirken, heyecandan kalp krizi geçirdiğini düşündüğü “guguuuklu” gecelerden geçmektedir. 50 yıl öncesinin savaş aşıkları gibi sayfalarca email yazıp, her seferinde defalarca okuyacağı cevapları beklemektedir. 10 saatlik boylam farkı bile bu çılgın gençlere engel olamaz.

Bir sene boyunca yüz yüze hiç görüşmeden devam eden çarpıntı hali; bir 22 Temmuz  sabahı, İstanbul Atatürk Havaalanı’nda ilk kez görüşüp birbirlerine tekrar ve bu kez üç boyutlu aşık olan ve beş sene boyunca onbin küsür kilometreye, bilet parası veya tatil denkleştirip bazen senede sadece bir kez görüşebilmeye, o görüşmeler sonrası insanın içini söken havaalanı vedalaşmalarına, ilişkilerini öğrenip soran onlarca aile üyesi veya arkadaşa karşı iki kişiyi bir kişi gözünden anlatıp yaşatmaya çalışmanın zorluğuna, her seferinde aylarca bir hayale sarılıp uyumanın sarhoşluğuna, internette-telefonda ağız tadıyla kavga dahi edilememesine ve “uzak mesafe ilişkisine” dair söylenen her türlü klişeye inat devam ederler.  İster romantik aşıklar diye düşünün, ister okul, ödev, araştırma yoluna kafayı yemiş inek yavruları deyin, Fuzuli misali aşk yoluna yanmayı bir marifet saymış bu faniler 5 yıl uzaktan, üzerine bir 5 yıldır da yakından sürdürdükleri ilişki sonucu, bugünden itibaren Temmuz ayına kadar hikayelerini okuyacağınız Üzüm bebeğin anne baba adayları olurlar.

Cigdem 15. hafta foto

Beni tanımıyorsunuz; ancak birçoğunuzla geçmişte, bugün veya gelecekte yaşayacağınız mücizevi bir tecrübenin ortak paydalarında buluşabileceğimizi biliyorum.  Mucizenin adı insan yavrusu.  Benim hergün yazıştığım biricik dostlarımla aramızda kullandığımız ismiyle bebeğim; Üzüm! Her hafta sizlerle ilk kez anne olmanın heyecanı, soru işaretleri, git gelleri dışında Üzüm’ün gelişimine dair de bilgiler paylaşabilmeyi umuyorum.  Bu heyecanı, burada kendimi ne yaptığını bilmez bir iştahla ifşa etmeme sebep olan canımın içi yeğenim, İncir’in annesi Zeynep’in ısrarlı Blogcu Anne takiplerine ve beni de aynı yolda hizalamasına borçluyum.

Planlı ama beklentimizin çok ötesinde erkenci davranan bir bebek oldu bizim Üzüm. Ben daha hamilelik öncesi sonsuz hazırlık planlarını tamamlayamamışken kapımızı çalıverdi. Anne ve babasının ilki olmanın ötesinde, hem anne hem de babasının ailesinde ilk torun olacağının bilinci ve şımarıklığıyla hiç beklemedi bana kalırsa! Ailelerimize ve arkadaşlarımıza o kadar çaktırmadan yapmıştık ki planı, duyan hiç kimsenin benden daha uzun süre bebek mebek beklemediğine emin oldum.  Beklemedikleri kişi sadece bendim; zira sevdiceğim dosta düşmana duyurduğu üzere, 12 yaşından beri baba olmaya hazır bir Türk genciydi!

Kendimi bildim bileli çocuk severim, karşıma çıkan bir çocuğa dil çıkarmadan, göz kırpmadan, yüz bulursam minik ellerini tutmadan rahat edemem. Çocuk dünyasını ayrı severim; 4-5 yaşındaki yavrulara piyano dersi veren sevgili kayınvalidem ve kayınpederimin anlattığı ders hikayelerini sıkılmadan saatlerce dinleyebilirim.  Rüyalarımı süsleyen iş çizgi film seslendirmektir.  Sponge Bob’ın artık bir sevgilisi olsundur ve ben de sesimle ona hayat vereyimdir… Nasıl yetişkinlerin dünyasına ait bir ritüel olan evlenmek için acelem yoktuysa, çocuk için de yoktu. Aslında benim hayatta hiç acelem olmadı sanırım. Babalarının akşam getirdiği birer adet çikolatayı kardeşine inat olsun diye saatlerce hatta günlerce yemeden bekletebilecek manyaklardan oldum hep! Yemeğin güzel yerini sona saklayanlardanım işte anlayın canım!

Bebek demek benim gözümde büyümek demekti.  Kafamın bir kenarında tuttuğum; işimden istifa edip kocamı yalvar yakar ikna edip birlikte Brezilya’nın şıkır şıkır bir yerinde oryantal kursu açabileceğim bir yaşamın (tereciye tere de satardım yani) veya New York’ta sanat atölyesi kurmaya karar verebildiğimiz ve bu kararları pat diye uygulayabildiğimiz ikinci bir hayatın altın anahtarıydı çocuksuz olmak.  Çocuk kalmaya devam edebilmek demekti, özgürlüktü, çoğu zaman itiraf etmekten kaçınsam da tadını dilimde hissedemediğim, elimde tutamadığım ama beyin kıvrımlarımı rahatlatan biraz da yalancı bir özgürlüktü! Bırakın istifa edip dünyanın başka bir köşesine taşınmayı, yeni bir iş bulmadan eskisini bırakabilecek cesaretim var mıydı gerçekte, ondan bile emin değildim.

Gezmeyi tozmayı, yeni ülkeler görmeyi, kendim dışında belki de başka hiç kimseden mesul olmamayı seviyordum sevmesine ama Cumartesi sabahlarını 20 sene önce olduğu gibi battaniye altında çizgi film seyrederek geçirmeyi de, Pazar günlerini annemle babamın binbir özenle hazırladığı muhteşem kahvaltılarla başlatıp bitirmeyi de, yine anne babamla hala arkadaş gibi takılabildiğim tatiller yapabilmeyi, sevgilime benzeyen bir bebeğim olmasının nasıl da müthiş olacağını düşünmeyi de çok seviyordum. Hatta belki de her şeyden çok seviyordum ve bugün kafamdaki ütopik bir özgürlük tanımını gerçeklemek adına, vazgeçme noktasına geldiğim çocuğumla 20 sene sonra bugün kendi ailemle sahip olduğum ilişkiye sahip olamayacak idiysem daha önemli ben ne yapıyordum ki hayatta?

Ne biyolojik saatimin tiktaklarını işittim ne de başka bir şey, sadece başından beri bu işin çok da hesaplamadan yapılacak bir şey olduğuna kanaat getirdim.  Bir de iki hafta süren ve üçbin kilometre yol teptiğimiz muhteşem bir İtalya tatili gününde, kahvaltımızı Floransa’da yapıp, öğle yemeğini Roma’da yediğimiz ve akşam yemeği saatlerinde Napoli’ye vardığımız bir günün en yoğun dakikalarında hayatımda ilk kez ve sadece bir an “Ben neredeyim, neden evimde bebeğimle değilim” düşüncesiyle irkildim. O tek bir an için bile ben bu bebeği yaparım deyip, sevdiğim adamla sadece o duygunun peşine takıldım.

Takıldım da dünyanın en melek en kelebek hamilesi mi oldum? Nerdeeee! Bir kere doktor kontrollerinin her birinde Üzüm’ü ya Japon balığına ya kırkayağa da ya da hiç olmadı içimdeki “alien”a benzettim! Kalp atışları duyulduğunda hüngür şakır ağlanır sanırdım, “Hımmm ne hızlı atıyor bu yahu” demekle yetindim.  Öküzün önde gideniydim! Sağda solda haberi paylaştığımız yakınlarımız hamileliğim hakkında soru sorunca anlatmaktan zevk aldım ama “Ayol daha hiç belli olmuyor” dediklerinde de hiiiiç çaktırmadan kurum kurum kuruldum. Ohh be hamileydim ama hamile gibi de değildim! Ben hamile kalıp hamile gibi olmayanlardan, anne olup mevcut annelere hiiiç mi hiç benzemeyenlerden olacaktım!!!

Tüm bu içimdeki iyi polis kötü polis didişmesine rağmen geceleri kafamı yastığa koyduğumda içimden Üzüm’e hangi iyi huyunu hangi sevdiğimizden almasını dilediğimi söylemekten geri kalmadığımı da itiraf ediyorum.  Bende daha umut vardı, cinsiyeti öğrenince ve asıl bebeği hissedince kelebek anne adaylığına terfi edeceğime olan inancım da tamdı.  Yani işler son bir iki haftadır daha bir yoluna girmişti, Üzüm’e isim düşünürken heyecandan gözlerim doluyor, her hafta Üzüm’ün babasının çektiği fotoğraflarda bence devasa olan göbeğim yeterince büyük çıkmayınca hayal kırıklığına uğruyordum.

Duygu dünyamı kısa bir süre kenara koyup bilimsel gerçeklere gelirsek; şu an 15. haftamı yaşıyorum ve bugüne kadar geçen sürede 6-9 hafta aralığında doktorumun gördüğü kanama ihtimaline karşı istirahat önerisi, yemek sonrası hafif bulantı ve mide yanmaları, ufaktan bel ağrıları ve 6-12 haftalar arasındaki sonsuz uyku ihtiyacımı saymazsak problemsiz bir hamilelik geçirdiğimi söyleyebilirim. 12. haftadan sonra doktorumun da yeşil ışık yakmasıyla yapacağım spor konusunda araştırmalarımı derinleştirip haftanın birkaç günü yapacağım tempolu yürüyüşü ve iki gününde de hamile yogasını kendime uygun görmüş bulunuyorum.

Yine açıklamak zorundayım ki spor konusunda da burnundan kıl aldırmayan bir tiptim; ömrümün son 7-8 senesi bir şekilde sporla iç içe geçti ve yoğun iş hayatına rağmen haftada bir kaç kez yapılan spor salonu idmanları hem aklımı hem bedenimi hayallerimdeki gibi olmasa da (ah o hayaller) sağlıklı ve belirli sınırlarda tutmama yardım etti hep.  Yemeği çok seven; ölçülü şekilde ve ayırt etmeden her şeyi yiyen bir fani olarak, üniversite yıllarında yaşadığım dalgalanmalar sonrası bedenimin numerik karşılığını sabit tutmama en büyük yardımcım da hep spor salonlarında döktüğüm terler oldu.  En zorlu derslere girmeyi marifet sayan, oradaki en inatçı, ihtiyacı olmasa da (!) tepinmeye en meraklı üyelerden biri bendim sözde. Yoga hep planlarım arasındaydı ama terden ve adrenalinden öldüren derslerin esiriydim bir kere. Neyse ki hamilelik boyunca duyduğum uyku isteği ve enerji düşmesi önce beni bol bol dinlendiğim haftalara ve oradan da artık geciktirmeden başlamam gereken hamile yogasının kapısına 15. haftamda getiriverdi.

Daha önce doktor kontrollerim öncesi hastane bekleme salonunda gördüğüm hamileleri saymazsak ilk kez yoga sınıfı sayesinde başka gebelerle aynı ortamda bulunacaktım.  Hoşuma gideceğini ve çeşit çeşit göbek görüp heyecanlanacağımı zannederken sınıfın bir köşesinde ilkokul birinci sınıfın ikinci döneminde okul değiştirmiş zavallı küçük kız pozisyonunda buldum kendimi. Herkesin göbekleri kocamandı! Aman yarabbi ben daha küçücük içi dolu fıçıcık bir sabiydim, benim burada ne işim vardı! Benim göbeğim daha belli bile olmuyordu hatta benim Üzüm yavrum içimde diklemesine büyüyecek ve annesini bu hallere hiç koymayacaktı!!! Millet derin nefesler alıp bu nefesleri kalçasına, beline, bacağına, ayak tabanına gönderedursun ben içimde göbek muhasebesi yapıyorum… O akşam Elif’i blog yazabilecek normal bir anne adayı olduğuma ikna ettiğim için kendimden de utandım, bana bu önlenemez süreci yaşattığı için kocamın yüzüne de bakmadım… Neyse ki halden anlayan bir sevdiceğim var da mevcut ve gelecekteki göbeğimin çok sevimli olduğuna iknaya uğraştı, velhasıl bence beni ciddiye de almadı.

Aradan geçen üç gün sonunda ilk hamile yogası tecrübemin de yaşamam gereken gel-gitlerden biri olduğunu artık sakinleşmiş olan aklım ve bedenimle biliyorum.  Modern şehir hayatının kadınlara biçtiği rollere karşı çıkmaya çalışırken bile çoğu zaman onların kölesi olduğumun farkına varmaya devam ediyorum.  Evet 34-36 beden olmak, evet karda kıyamette bile kalem etek ve incecik topuklularla ofiste yerini almak, evet her fırsatta yurtdışı seyahatleri yaratabilmek, evet erkek egemen dünyalarda kafa tutan kadın olabilmek benim sorgulanamaz gerçeğim olmuş.  Bunların değişebileceğini kabul etmek de artık benim diğer gerçeğim.  Hepsine ve her şeye yetişemeyeceğimi zaman içinde algılamak, büyümek istemiyorsam bebeğimle tekrar çocuk olmak ya da yaramazlık edip hamile pozlarımı topuklularla vermek de yine benim tercihim olacak. Can Dündar ne demiş; “Varsa bir kusurum, Haziran doğumluyum”.

Kafamda sizlerle paylaşmak ve sizlere sormak istediğim belki onlarca konu var. Hangi bebek arabası? Adam gibi hamile kılığı nerede bulunur, illa nine gibi görünmek zorunda mıyım seksi bir anne adayı olamaz mıyım? Nerede hangi doğum şekli, doğal doğum için neden bir dolu kursa gidip, özel koç falan tutup tonla para harcamak zorundayım? Nasıl bir çocuk odası?  Karı-koca bebeğe ortak bir isim bulabilir mi, mümkün mü? Doğum öncesi ve sonrası hangi kitap? Organik beslenme mi mümkün mü, nerede, nasıl? Doktor mu internet mi neyi kime danışmalı? İkili, üçlü, dörtlü sonsuz testler ve amniyosentez gerekli mi? Bu ara herkes mi hamile yoksa bana mı öyle geliyor? Aman yarabbi hangi çatlak kremi? Bu doktorların hangi birine güveneceğiz, nasıl doktor, nasıl hastane, nasıl ebe?…Uzun bir giriş yazısı sonrası asıl meseleleri ilerleyen haftalara bırakıyor hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

Çiğdem

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

34 yorum

  1. Öncelikle dilini çok sevdiğimi söylemeden geçemicem çiğdemcim sağlıkla kucağına alırsın umarım bebişini bende 33 haftalık gebeyim hala bu zamanda seksi bir gebe olunurmu bilmem eşimin telkinleri bu yönde yapması gerektiği içinde olabilir tabii:))) kıyafet ve topuklu ayakkabı benimde yaram ince ve yüksek topuğu bıraktım haliyle bana kalsa giyerimde elalem ne der durumu neyse işe başlayınca giyip yenilenmiş hisside güzel daha önce yaşadım bu benim ikinci gebeliğim çünkü beden değişikliğinden korkma çok kilo almazsan hemen eski haline dönersin göbişinide tekmeler başlayınca çok seveceksin çatlak kremi önemli bu haftalarda başla derim tek seçenek bana göre lierac kıyafete gelince zara Da çok güzel hamile kotları pantolonları var ben üstüme normal bluzlarımı giymeye devam ettim hep 2 gebeliğimdede bana hamileler için üretilen ürünler hep itici gelmiştir hastane için pijamalarımı bile normal s beden aldım ikisindede lohusa gecelikleri pijamalarını sevemedim hiç neyse çok uzattım yazılarını bekliyoruz …

  2. Eh madem ben senin sebebin oldum, ilk yorumu yazmak da bana yakisir:)

    En iyi catlak kremini bulana kadar, ne bulursan sur. (Karisim yaglar da olur aktardan alinan – ki biliyorlar ne karistirilacagini- ama kokulari agir ya da palmers organik, zeytinyagli -ben bunu kullandim) Her gun ve inatla sur. Taa en basindan soyledim di mi ama? 😀 Hadi canim benim.

    Gul yanaklarindan optum.

  3. Ha haa bir daha okuyayim, aman da iyi yazayim derken ilk yorum olamamisim, uhuuuu:)

  4. Çok şeker ve göbeksizliğiyle bir o kadar da gıcık bir gebe. 🙂

    Hayırlı olsun Çiğdem..

  5. Pardon en yakın arkadaşdan rol çalmak istemezdim ama :)))burada herşeyi sür demişsiniz ya bende ters tepki o yağlar falan alerji yaptı karnım pul pul döküldü çok korkunç bir görüntüydü neyseki çarlamadan durdu Dr çok kızdı hemen kestim tabii lieracdan şaşmayın diorum şimdi tüm gebelere.

  6. 🙂 Rica ederim. Ben de kestim o yaglari zaten, zira kocam kokudan hoslanmadi hic. Ancak surdugum bir kac hafta bende bir yanetkisi olmadi badem yagi, kayisi ve kakao vs. karisiminin. Herkese iyi gelmeyecegini okumak yararli olur. Hamileligimin sonuna kadar Palmers kullandim, catlak olusmadi ki buyuk bir surpriz olmustu bana. Vucudumda baska catlaklar vardi cunku. Sanirim bu konuda anahtar cildi bir sekilde nemli tutmak. Gerginligi onleyen, kuruluga iyi gelen her sey kullanilabilir anlaminda yazmistim sizin anlayacaginiz:)

  7. Bir insan güzel yazarsa; çocukken de, henüz çocuksuz bir yetişkinken de, anne adayıyken de böyle güzel yazar. Ben Çiğdem için işte tüm bu aşamaların eksiksiz şahidiyim. Anne veya anne adayı değilim ama onun en güzel annelik günlerine de şahitlik edeceğim. Baldan tatlı yazdıkların, kendin gibi. Sivri topuklu, seksi hamile:)

  8. Selam Cigdem…Ben 32 haftalik hamile, Londrada’dan bildiriyorum….Catlak kremi Mustela kullaniyorum, arakadaslarimin tavsiyesi ile…
    Bebek arabasi cok arastirdim…Bugaboo Bee ya da Stokke Scoot derim, kucuk, kompakt, kullanisli, hafif, ergonomik…
    Bol sans

  9. yaşamnotlarım

    Selam meslektaşım, gerçi ben doğumdan sonra işe hayatına devam etmedim ama olsun 🙂 Kızım şu an 25 aylık, aklındaki soruların hepsi benim de aklımdaydı. Hangi krem, hangi araba, hangi doktor vs… sanırım ilk etapta önce kendini düşünmelisin.. Hamile kıyafetleri ve krem konusu yani 🙂 Ben Lierac’ı kullandım ve çok memnun kaldım, kaşıntıyı ve gerginliği giderdiğini söyleyebilirim. Hamile kıyafeti konusundaysa, iş tamamen sana kalmış. Eğer bütçem uygun dersen avm’lerdeki bildik markaların ürünlerini takip edebilirsin ama ekonomik olsun diyorsan http://yasamnotlarim.blogspot.com/2011/02/hamilelikte-giyim.html linkindeki yazımı okumanı öneririm.. Ben de senin gibi 34-36 bedendim hamile kaldığımda 🙂
    Sevgilerimle,

  10. Ben bebeğinize Üzüm ismini koyduğunuzu düşünmüştüm ve çok hoşuma gitmişti

  11. merhaba, bende 15 haftalık hamileyim aynı zamanlarda olacak doğumumuz bakalım. Ama ben maalesef senin gibi 34-36 değil 42-44 beden ile hamile kaldım bakalım sonum ne olacak:)

  12. irem eryüksel

    Benim canım lisemden olduğun için o kadar heyecanlandım ki;acaba benim arkadaşlarımdan biri mi yoksa diye bir an kalakaldım:) seni izlemeye devam edeceğim:))))

  13. Selam Çiğdem, yazını eğlenerek okudum. Maceran hayırlı olsun;) ben artık son deminde 35+2 ilk bir hamileyim. Senin gibi bütün hamilelik kıyafetlere antipatim vardı. Kış hamilesi olduğum için neredeyse özel bir şey almama gerek kalmadı. Daha çok tayt mini elbise ikilisi beni kurtardı. Hala nispeten küçük bir göbeğim olduğu için esnek kumaşlar ya da göğüs altından büzgülü şirin elbiseler içinde hamile olduğum bile farkedilmeden dolaşabiliyorum. Resminden anlaşıldığı kadarıyla sende çıtı pıtı kararında bir hamile olacaksın. Kelebek annelik işi için bol şanslar, bende işe yaramamıştı:(

  14. Merhaba Cigdem;

    Yazina bayildim! Super bir giris yazisi olmus! Ozellikle su kisma cok guldum ve kendi cocuklugumu hatirladim:
    “Babalarının akşam getirdiği birer adet çikolatayı kardeşine inat olsun diye saatlerce hatta günlerce yemeden bekletebilecek manyaklardan oldum hep! Yemeğin güzel yerini sona saklayanlardanım işte anlayın canım!” 🙂
    Cok guzel bir hamilelik gecirmeni ve saglikla bebegine kavusmani dilerim!

  15. Sevdim seni cok Cigdem 😉 super bir ilk yazi olmus !!! Not: catlak konusunu cok arastirdim ve aslinda catlagin olacagi varsa tum yag kremlerin vs vs aslinda yalan olduguna inandim. Ama tabi ya tutarsa deyip hergun sabah aksam surdugum musteladan da sasmadim 😉

  16. Merhaba Çiğdem,
    Öncelikle gebeliğini tebrik ederim.
    Yazını gülümseyerek okudum. Çok samimi buldum.. Olanı olduğu gibi akıcı bir dille yazmışsın. Bu da okumayı ve okuyanı keyifli kılıyor.. 🙂 Her öykü birbirinden farklı, hepsi kendine göre bir değişik.. asıl güzel olan onu yaşayanların hissettikleri ve aktarabildikleri.. seninkinde de ne fazlası var ne eksiği.. Bazısı sadeliği ile güzel, bazısı gerçekten zor.. (Ürün için özellikle…) Sonuçta ortak nokta gebe olduğumuz gerçeği… 🙂
    Eşinle tanışma hikayen.. mücadeleniz… bence de farklı ve çok güzel bir hikayene mutlu size ki birbirinizi bulmuş ve aradaki zorluklara rağmen kopmamışsınız..
    Gebe olduğunu bilmesem seni gebe zannetmezdim 🙂 15 haftada harika bir görüntü bu.. Topuklular, giydiğin kot da bunu destekler nitelikte.. seksi bir anne adayısın için çok rahat olsun :)))
    Aklındaki bir çok soru benimde sürekli kafamda olan nereden başalayacağımı bilemeyip çoğu zaman karamsarlığa ve telaşa bir miktar da heyecana kapıldığım şeyler.. Hemen hemen aynı düşünceleri taşıyoruz. :))
    Fikir vermişler diye söylüyorum..
    Ben gebeliğimi öğrendiğimde nedense ilk sipariş ettiğim ürün çatlak kremi oldu yalnız hala kullanmaya başlamadım. ben de haftaya sizlere sormaya planlıyordum. Çünkü ne zaman kaçıncı haftada başlamam gerektiğini hala bilmiyorum 🙂 (ailemizde çatlak öyküsü çoktu ve bende müsait bir bünyeydim önlem almak istedim) Erbabiva – Stretch Mark Cream ve Stretch Mark Oil sipariş ettim. Henüz kullanmadım. Ancak kullananların çok memnun kaldığını ve içinde zararlı hiçbir madde bulunmadığına inandığım için bu markayı tercih etmiştim. Dilerim sana en uygun kremi bulursun…

    Başladığı gibi güzel giden sonlanan bir gebelik olsun dilerim..

    Sevgiyle,
    Cuma gebesi Elif..

  17. çiğdem çok samimi ve çok güzel yazmışsın.pazartesileri yazını takip edeceğim, büyük bir zevkle..
    Ben bir hamile eğitrmeni olarak tüm eğitimlerim de söylediğim gibi çatlak kreminin markasının önemi yok. Önemli olan cildini nemli tutmak. Çatlaklar da genetik yapı da çok önemli. Karnımızın buyume hızı ile cildin elastikiyeti arasındaki uyumsuzluk maalesef bizleri çatlatı veriyor. Bepanthane çok güzel ir krem çıkarmış. Ben palmer kullanmıştım. Çikolata gibi kokması çok hoşuma gidiyordu.
    Yazılarını zevkle okuyacağım:))

    sevgilerimle:))

  18. Çiğdem-Üzüm

    Herkese tekrar merhaba,
    İnsanın kendisini anlatması kolay iş değil ama bazen de en kolayı. Okuyup beğenilerinizi dile getirdiğiniz için çok teşekkür ederim. Yorumların her birine içimde küçük konuşma balonlarıyla cevap verip duruyorum; dedim üşenmek yok balocukları paylaşma zamanı:)
    Önce Zeynep-Zeliş, uzaydan bildirsem yine bir yolunu bulup beni takibe alacağınızı ve her konuda olduğu gibi en büyük destekçilerim olacağınızı biliyorum ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Sizi seviyorummm.
    Aarzu; Zara’ya mutlaka bakacağım, çatlak kremi konusunda ise bekleyemeyip birkaç seçeneğe yatırımımı yaptım bile ama kimler neler kullanmış ve memnun kalmış mı sürekli bir merak ve araştırma halindeyim hala:)
    Burcu; bebek arabası konusuna yavaş yavaş ısınıyorum, bahsettiğin markaları da yazdım listeme, çok teşekkürler.
    ŞirinAnne; bence de çok gıcığım, beni bir kerede en iyi sen anladın, sevgiler:)))
    Yaşamnotlarım; meslektaşlarımı çok sevdiğimi söylemiş miydim:) Yazını okuyacağım mutlaka.
    Tuba; en çok aklımda kalan ve herkese anlattığım yorum bu oldu:) Üzüm ne de güzel isim olurdu değil mi:) Bir dahaki hayatımda holivud yıldızı olursam cesaret edebilirim belki:)
    İrem; tarihtir baştan başaaaaa:) 99 mezunuyum, ya sen?
    Nedret; en kolay en keşkesiz doğumlar senin olsun. Bebişe şimdiden öpücükler.
    Burcudan; yazıma bayıldığın için ben de sana bayıldım, vallahi:)
    Elif H; yazdığın her satır için teşekkürler. Evet her öykü hem farklı hem de bir şekilde benzer ve o nedenle de her birini okumak ayrı bir keyif. Ben de yeni yazılarını heyecanla bekliyor olacağım. Hep birlikte çatlaksız ve kendini seksi hisseden anneler olalım:)
    Esra E; sanırım aklın yolu bir ama yine de insan hamile kalınca bin seçenek varsa hepsini öğrenmek istiyor galiba. Beğenin için ayrıca teşekkürler, sevgiler.

  19. 35 haftalık tecrübeli bir gebe olarak sal gitsin demek istiyorum… eğlenceli kısımlara daha gelmedin..bi hareketlensin senin üzüm sonra görürsün o göbeğin aldığı acayip şekilleri 🙂 sorduğun her şey için erken ama ileri ki zamanlarda bebeğimle ilgilenmekten öneri de bulunamam belki diye şimdiden belirtmek isterim çatlak kremi olarak mutlaka ama mutlaka Lierac Phytolastil Jel Çatlak Kremi al.. eczaneden almaya kalkıp 2 katı para verme internetten yarı fiyatına çok çok kolay bulabiliyorsun… bir de hamileliğim boyunca öğrendiğim en önemli şey “bütün anneler yardıma hazır” 🙂 emin ol girdiğin her bebe mağazasında sana yatak, beşik, kıyafet, biberon, emzik, araba vs… konusunda yardımcı olacak tecrübeli anneler bulacaksın… çoookkk eğleneceksin çooookk 🙂
    şimdiden çok çok tebrik ederim.. umarım bütün gebeliğin sorunsuz ve keyifli geçer.. ama şunu hiç unutma sen ne kadar rahat olursan üzüm de o kadar rahat ve huzurlu olacak…
    sevgiler..

  20. irem eryüksel

    2000 mezunuyum 🙂

  21. merhaba çiğdem.. yazın çok sıcak geldi bana… bende 35 haftalık hamileyim. yazını okuyunca o haftalarıma döndüm 🙂 sanki hiç gelemeyecekmiş gibi gelirdi şuanki durumum 🙂 sabırsızlanırdım ben hemde çok. ama şimdi niye bilmiyorum içimden koparmak istemiyorum oğlişimi 🙁 ben şu ana kadar topuklu giymeye devam ettim. ama önceki gibi yüksek topuklulular değil tabiki . inşallah sorunsuz bir hamilelik geçirirsin.. seni takip etmeye devam edeceğim..

  22. Canım arkadaşım resmen duygularıma tercüman olmuşsun. Yazını okuyunca çok duygulandım. Hatta Zeynep’in de dediği gibi gözümden bir kaç damla yaş dahi geldi. Hamile miyim acep:-) Çok güzel ve akıcı yazmışsın. Okurken hiç sıkıldım. Bu güzel performansın arkasından Üzüm’le olan anılarını anlatan bir kitap gelebilir bence. Üzüm’e ve kendine çok iyi bak canım.

  23. Zeynep Kuştepesi Kamacı

    Benim güzel ve seksi arkadaşım neredeyse her haftasonu görüyorum şu ana dek seksiliğinden hiçbir şey kaybetmedin merak etme:)
    Heycanın eksik olmasın !! demek biz Positano yollarındayken sen içten içe buralarda ne işim var bebeğimin başında olmalıyım dedin haa:)

    • Çiğdem-Üzüm

      Canım benim, nedense yorumunu daha şimdi görebildim! Desteğin için teşekkür ederim, son birkaç yılda seninle paylaştıklarımız ilerleyen yaşlarda da iyi dostluklar kurulabileceğinin kanıtı benim için. Positano’ya yine gider, bebeklerimiz bir kenarda mızırdanırken biz yine manzaraya ve şaraba doyarız değil mi?:)

  24. Sevgili Çiğdem,
    yazını okuyunca “vay be, demek böylesi de varmış! Bu kadar kolay, bu kadar rahat, hala ipince ve renkli!” dedim. 41 kere maşallah! Nazarım değmez inşallah! Dilerim sonuna kadar böyle civil civil ve formda geçer hamileliğin. Kurstan memnun kalırsan haber et ben de bi deneyeyim gelecek aya! 😉 Sevgiler

  25. Krem degil de bir yag onerecegim size: Clarins body treatment oil. hamilelik icin ozel yapilmis birsey.. bunun birde hamilelik sonrasi kullanmak icin kremi de var. yag harika kokuyor, zaten biliyorsunuz clarins fransiz mali, cok kaliteli, gonul rahatligiyla kullanabilirsiniz. 3. cocuguma hamileyim ve bu super birsey..

    bebek arabasi ilk sene icin, car seat ve bir iskelet kullanmanizi oneririm. butun travel systemi tasimak cok zahmetli oluyor, yani bebek arabasi ustune car seat takilanlari tavsiye etmiyorum.

    maxi cosi foray ve quinny buzz cok guzel bunun icin, bebek arabasi kismi tamamen cikiyor ve bir iskelet olarak kaliyor, bunun ustune car seat koyuyorsunuz sadece. bebek arabasi kismini hic kullanmiyorsunuz yani, car seati arabanizdan inip direk o iskeletin ustune koyuyorsunuz acayip kolaylik, cok da iyi manevra yapiyor. youtube dan falan bakabilirsiniz videolarina. quinny buzz oldukca pahali, maxi cosi forayda onunla ayni isi goruyor. ancak bunlarin bebek arabasi kisimlari cok buyuk degil, 3 yasinda yapili bir cocugunuz varsa mesela sigmasi zor olabilir. ben sadece iskelet kismini kullanip ilk sene sonrasinda, car seat degisip, otonuzda sabit kalan car seate geciyorsunuz zaten, baska bir bebek arabasina geciyorum. bircok bebek arabasi kullandim, artik birseyde sabitim, baby jogger city mini yi tek gecerim. oglum 4 yasinda hala yoruldugunda rahatca biniyor, ustundeki canopy si(turkcelerini bilmiyorum bunlarin kusura bakmayin) cok buyuk gunesten ve yagmurdan harika koruyor, arkasi tamamen yatiyor, uyumasi cok konforlu, ve bir elinizde cocugu kucaklarken tek elinizle tek bir hareketle arabayi katlayip havaalaninda bantin ustune koyabiliyorsunuz, katlandiginda oldukca compact ama acildiginda cok konforlu ve buyuk bir araba oluyor, bu da 3 tekerli, manevra kabiliyeti super, mutlaka bakmanizi oneririm. ha bu arada bebek car seati olarak da maxi cosiyi oneririm. insan ilk alirken dikkat etmiyor ama car seatin egimi, cocugun rahati acisindan, car seatin agirligi da anne babanin bel sagligi acisindan cok onemli:) bir de car seatin icine ki$in kullanmak icin jj cole bundle me infant cover almanizi oneririm, minnacik bebege mont falan giydirilmiyor cunku :)) simdiden hayirli olsun..:)

  26. cok karman corman noktalama isareti falan kullanmadan yazmisim aceleden 🙂 kusura bakmayin:)

  27. Ben sizi hiç ”normal” bulmadım Çiğdem hanım,hele kocanızla tanışma hikayeniz bayağı farklı normalden 😀 çok eğlenceli buldum yazı dilinizi.

  28. Neslihan Oral

    Çatlak kremi Bio- oil tavsiye ederim. Catlaksiz bir hamilelik dilerim:))

  29. Çiğdem-Üzüm

    Tekrar merhaba,

    Oh ne güzel hafta bitiyor yorumlar bitmiyor, şahane:) Konuşma baloncularına devam…

    Özgen; salmaya o kadar meyilliyim ki bildiğin gibi değil:) Bana yardımcı olacak mağaza annelerini sabırsızlıkla bekliyorum zira ben sanki hiçbir şey bilmiyorummmm.
    İrem; küçüğümsün desene:) Pilavda beni karnımdan tanır gelir seversin artık:)
    Burcuuuu; el ele doğuma gideceğiz nerdeyse:)
    Deniz M; çeteden gelen destek çoook değerli. Daha az ağlayıp hiiiiç bulantı yaşamayacağın günlere az kaldı, az daha sabır. Yoga şimdiden daha iyi, hiç bana bakma ve 14. haftadan sonra mutlaka başla derim:)
    Nikki; ekranın o yarafından normal görünmediğime sevinsem mi:)
    Neslihan; ben de son üç gündür bio oil kullanıyorum, işe yaradığını duyduğuma çok sevindim. teşekkürler:)
    Sevgiler,
    Çiğdem

  30. merhaba Çiğdem,
    yazılarını keyifle takip edeceğim, cidden çok keyifli ve fantastik bir hayatın var 🙂
    öğrenmen gereken çok şey var evet ama en önemlisi beslenme, bununla başla. benim kendi hamilelik sürecime dair yazılarımı yazdığım blog’umda beslenme ile ilgili şu yazımı öneririm:
    http://keyfimizvebiz.wordpress.com/2013/02/01/dubleanne-nin-hamilelik-guncesi-ne-yiyorum-ne-iciyorum/
    yine kullandığım kozmetikleri bir yazıda toplayacağım ama çatlak kreminden bahsetmek gerekirse ben en doğal olan, kokusuz ve leke yapmayan üstelik eczaneden aldığım için daha güvenilir olduğunu düşündüğüm Burt’s Bees “Mama Bee” aldım. iki günde bir duş sonrası tüm göbişime sürüyorum. şu an 19. haftadayım 8. haftadan beri kullanıyorum. ek olarak kayısı,kakao ve badem yağı karışımı da aldım ama onu sonlara doğru sürmeyi planlıyorum. bir arkadaşım bebeyağı da önermişti.
    bir tek bu değil ki, doğal içerikli kremler kullanmalı hele yüksek koruma faktörlü güneş kremini asla ihmal etmemeli, kışın bile. yoksa gebelik maskesi oluşur, koyu ve kalıcı olur.
    ben de yüksek topuk ve kırmızı ruj hastası olarak ruja tamamen elveda dedim, yüksek topuğu da geçen hafta bıraktım. zira ikiz gebeliğim tek gebeliğe göre daha hızlı büyüyor, kocaman göbeğimle zaten seksilik çok uzakta kaldı şimdiden :))) 4-5 cm ile devam.
    17. haftaya kadar hala normal pantolonlarımı giyebiliyordum ama sonunda pes ettim. normal üstlerimden hala giyebildiklerim var, moda sağolsun salaş ve tunik tarzı üstler popüler oldukça uzun süre giyilir ürünler var şu an mağazalarda. mesela Polo Garage’da çok şık bol üst blüzler bulabilirsin.
    Gebe kıyafeti satan Ebru Maternity ve GeBe mağazalarına online olarak da ulaşılabilir ve şık pantolanlar bulabilirsin oralardan da. kıyafet olayına da detaylı gireceğim bir gün kendi köşemde 🙂
    bebek ihtiyaçları için acele etme. ikizlerim olacağı için ben daha erken davranmalıyım ama sen de diğer tekil gebeler gibi ikinci tirmester’da başlayabilirsin hazırlıklara.
    bol şanslar…. 🙂
    duble anne

    • Çiğdem-Üzüm

      Gülin merhaba,
      Fantastik bir hayatım olmasa da her fani gibi bir an için de olsa dışarıdan öyle görünebilmesi eğlendirdi beni ne yalan söyliyeyim:)
      Beslenmeyle ilgili yazını ilgilyle okudum, daha çok hamile kadın okumalı bence ellerine sağlık.
      Tüm tavsiyeler için de ayrıca teşekkürler.
      Sevgiler.