12 Yorum

Ya hep, ya hiç

Bugün, senelerdir görüşmediğim bir arkadaşım bizi ziyarete geldi. Aslında patronumdu bu kişi, hani şu Chris Noth’un bana martini ısmarladığı meşhur (!) geceyi düzenleyen -eski- patronum. Bayıldığım bir insandır kendisi. O da Virginia’da yaşıyor, ben Facebook’ta yakında Amerika’ya geleceğimizi beyan edince beni görmek istediğini söyledi. Bu sabah aradım, sağ olsun, üşenmedi, trafik demedi, atladı geldi canım.

Üç çocuğu var Anita’nın. Üç oğlu. Büyümüşler artık. En küçüğü üniversite son sınıfta. Hal böyle olunca çocuklu, pardon, çok çocuklu eve giderkenki raconları unutmuş olması muhtemel bu arkadaşımın. Nitekim, gelirken hediye getirmişti bizimkilere. Sağ olsun, hiç de böyle bir beklentimiz yoktu halbuki. Ama canım, düşünmüş, etmiş, küçük bir hediye almış çocuklara.

Sorun da buydu zaten: BİR hediye almıştı. Tek bir kutu. Ama benim iki çocuğum var. Bir KÜÇÜKTÜR iki. Bir kutu AZDIR iki çocuktan.

Jetlag’in doruklarında olduğumuzdan, Anita gelmeden hemen önce iki buçuk saatlik bir uykudan zar zor uyandırmıştım çocukları. Aşırı huysuzlardı zaten.

Sevgili Anita arabasını park edip eve doğru geldiğinde biz onu kapının önünde bekliyorduk. Fulya (evinde kaldığım arkadaşım) çocuklarını okuldan almaya gitmişti. Hava çok güzeldi, tadını çıkarıyorduk.

KapiOnu

Anita kapıya geldiğinde “Ben ufak bir şey getirdim çocuklara” anlamına gelen bi hareketler yaptı. Aaaa, ne zahmet ettin, ne gerek vardı demeye kalmadan “Ama sadece bir tane” dedi. Olacakları bildiğimden“Hmm, eğer öyleyse lütfen kalsın” demek istedim, ama açgözlülük yapıyormuş gibi algılanmamak için diyemedim tabii ki. Mesele çocuklarıma hediye vermesi değildi, böyle bir beklenti ne bende, ne de çocuklarda yoktu zaten. Ancak çocukların böyle bir beklentisi olmaması hiç önemli değildi. Sonuçta ortada iki çocuk, bir hediye vardı ve bu bir felaket demekti.

Anita hediye kutusunu verirken çocuklara “paylaşmaları gerektiğini” söyledi. Ben de onu destekledim. “Ama paylaşıcaz di mi çocuklar? Hm? Deniz? Derin? Paylaşıcaksınız. Di mi yavrum?”

Çocukların yanıtı “Evet evet paylaşıcaz hı hı hadeee” oldu. Anita naif bir şekilde buna inanmıştı ama ben çocuklarımı na şu kadar tanıyorsam olacakları biliyordum. Onların gözlerindeki bakış “Elbette paylaşacağız Anita Teyze’ciğimiz” bakışı değildi. “Sen o kutuyu bana ver de paylaşmak neymiş ben sana göstereyim” bakışıydı.

Nitekim, Anita’nın kutuyu uzatmasıyla birlikte bizimkiler piranha misali üzerine atlayıp önce paketi paramparça ettiler. İçinden çıkan tablo daha da vahimdi: küçük bir lego seti! Kutunun üzerinde BİR kamyon, BİR adam ve BİR de köpek resmi vardı.

Lego

Durum sandığımdan da vahimdi. Bu işin sonu iyi bitmeyecekti. Çocuklar, hemen “paylaş”maya başladılar: Adam benim! Köpek senin! Kamyon benim!… 

Ama tabii ki yetmedi. Nitekim her şeyden bir tane vardı ve bu da diğerinde olanın kendinde olmaması demekti. Bu ise her babayiğidin kaldırabileceği bir gerçek değildi.

Çıkan oyuncakları paylaşmanın yanı sıra kimin neyi yapacağı ayrı bir konuydu. Derin’in ince motor kasları henüz bu kadar ince detaylı legoları yapacak yatkınlığa, Deniz ise Derin’e yardım edecek sabra sahip değildi. Olaylar giderek sarpa sarıyor, salondan “Ben yapicam! Hayır, ben yapicam!” nidaları yükseliyordu.

Ve tabii ki ip koptu. Çocuklar, hayatlarında ilk gez gördükleri ve onları hayatında ilk kez gören, benim en son Deniz’e hamileyken gördüğüm ve seneler sonra ilk kez karşılaştığım iş arkadaşımın önünde bildiğin sokak kavgasına giriştiler. Ne tükürük kaldı ne ısırık. Ne onun onu “sevmediği” kaldı, ne de diğerinin kardeşine “arabalarını vermeyeceği.”

Bu noktada Anita’nın Türkçe bilmemesi iyi mi oldu, kötü mü, bilemiyorum.

Bildiğim, çok çocuklu bir eve giderken illa ki hediye götürmek istiyorsan çocuk sayısı kadar götüreceksin. Büyüklüğü, fonksiyonu, şekli, şemali, “paylaşılabilirliği” önemli değil. Önemli olan sayısı. Bir büyük hediye yerine iki gıllicik hediye seni de, beni de, herkesi de mutlu eder. Kurşun kalem, mesela, harika bir hediye olur.

Ya hep, ya hiç.

12 yorum

  1. Merhaba,
    Cocuklu yasama dair tespitleriniz o kadar dogru ve net ki sizi tebrik etmek istiyorum.islediginiz her konu aslinda her evde yasananan ama dile getirilmeyen konular. Kucuk kizim Derin’in (2 yas)dogumunda hastaneye yatacagim zaman Defne(4yas) icin de tahmini sayida hediye paketleri hazirlamistim.Cunku Defne’de benimle birlikte hastanede kalacakti ve o da bebekti. İyi ki boyle yapmisim cunku gelen herkes normal olarak bebek icin birseyler getirdi.benim onlara gizlice verdigim suslu paketleride Defne’ye hediye ettiler.evde de bu sekilde devam ettik.Ne Defne’nin akli kaldi ne de ben uzuldum:)

  2. Çiğdem-Üzüm

    Şimdilik tuzu kuru bir anne adayı olarak sabah sabah kıkırdayarak hatta sesli gülerek okuduğumu itiraf edebilir miyim:)

    Erkek kardeşimle aramda iki yaş var, bugün çocukluğumuzu anlatırken bol bol ettiğimiz sokak kavgalarından bahsettiğimde ne kadar zevk aldığımı anlatamam. Bir kardeşe hele de birlikte oynayabileceğin yaşta bir kardeşe sahip olmanın en güzel tarafıdır kavgalar, hayatı çekilir kılar. Tabii bunu büyüyünce anlarsın:)
    Anita da üç erkekten sonra bunu anlamıştır illa ki:)

  3. Off bu iyi olmamis! Ama Cigdem’e katilmadan edemeyecegim, okurken bir yandan “Vah vah tuh tuh, simdi kavga cikacak’, dedim, bir yandan da cocukken abimle didismelerimizi hatirladim.
    Buyuyunce hatirlayip cok gulecekler bunlara. Sen de ayni sekilde. 🙂

    Sevgler…

  4. Sizi çok iyi anlıyorum 2 çocuklu bir anne olarak ama bu paylaşamama sorununu nasıl çözeceğiz? Yani 2 ayrı hediye bile gelmiş olsa tatmin olmuyorlar maalesef. Birazda biz mi alıştırıyoruz böyle anlamadım. Ev ağzına kadar oyuncak dolu hala birbirleinin elindeki oyuncağa göz dikiyorlar. Diğerinin eline almış olduğu oyuncak kıymetli oluyor. Halbuki normalde o oyuncağın yüzüne bakmıyor. Böyle herşeyi ayrı ayrı alıyoruz onlara ama bu beni kaygılandırıyor. Acaba onları bencil olmaya mı itiyoruz diye. Sizin bahsettiğiniz hediye konusunun dışına çıktım biraz ama bana bunları düşündürttü. Tabii ki bende dışardan biri hediye getirdiği zaman çocuklarımdan birinin bana hediye gelmemiş diye üzülmesini istemem. Paylaşabilecekleri paylaşamamaları konusu da bizim hatamız ya da çözmemiz gereken bir durum diye düşünüyorum ki ben hala çözüm bulabilmiş değilim maalesef.

  5. O sondaki “gıllicik” lafı öldürdü beni Elif…Ne güldüm yaaa… 🙂
    Tek bir oyuncağı paylaşmayı bırak, farklı oyuncakları bile paylaşamıyorlar ki yavrularım. Küçük ablasının mini bebek arabasını alıp, hayali bebekleri gezdirirken; içerden mutlaka höngürtü geliyor. “Ama o benim oyuncağım, ben oynayacaktım!” diye…Ah bilsen, normalde yüzüne bakmaz o oyuncağın…Başkasının elinde görünce bir kıymete biniyor ki sorma gitsin… 😉

  6. Ben oyle durumlarda kendi hallerine birakip, mudahele etmemeye calisiyorum. Ya da is cigirindan cikarsa oyuncagi alip, maalesef sakinlesmeden ikinize de yok diyorum. Ama iki oglan nasildir bilemem, bende yine biri kiz, belli seviyede medeniyet getiriyor iliskiye 🙂

  7. nekadar tanidik geldi bu kavga yazin basima gelen olayi hatirlatti.iki kizim ben esim ve esimin bi akrabasi beraber biryere gidiyorduk buyuk kizimi araba tuttu arabada istifra etti temizlenmek icin benzincide durduk biz buyukle lavaboya gittiik kucukte arkamizdan agladi esimle abi kucuk kizimi oyalamaya calistilar o sirada susturmak icin kapilari acilan mavi bi araba almislar hande susmus arabasiyla gayet mutlu. biz geldik arabaya bindik ahanda kizilca kiyamet.nilguuuuun baaak amca bana araba aldi.Ben panik bi halde nilgune neden almadiniz iii sey kem kum aklimiza gelmedi nasil yani nilgunden aglama bende istiyoruuuuum benim arabam yok benzinciden ciktik geri donemeyiz diyen bi es ilk gordugumuz yerde durup alalim diyen bi amca nilgun bak arabanin kapilari aciliyo diye nispet yapan kucuk kardes zaten istifra ettigi icin huysuz olan araba faciasiyla huysuzlugu tavan yapan abla kasyapayim derken goz cikartan erkek milletine kizan orta yolu bulmaya calisan ben ..O arabanin ustune bi duzine araba aldik ama yok hala akli o arabada zaman zaman arabayi ortadan kaldiriyorum bu seferde arabanin sahibi arabam nerdeee diye basliyo ne arabaymis anlamadim gitti. kesinlikle hediye sayisi cocuk sayisiyla esit olmali:))bu keyifli yazi icinde tesekkurler

  8. Bende Selda SD’ye katılıyorum. Böyle yapıyorlar diye her birine iki oyuncak bir nevi ödül işlevi görür ve bir sonraki benzer durumda daha da güçlenirler, hiç önleme şansınız kalmaz. Böyle yaparlarsa ikisine de oyuncağın verilmemesi çok yerinde bir tavır olabilir. Hem davranışlarını gözden geçirirler, hem oyuncağın her parçası kıymete biner 🙂

  9. Blgcu Anne, hala Amerikada misin bilmiyorum ama ayrilmadan once cocuklarina mutlaka ve mutlaka magna-tiles oyuncagindan al (amazonda var) . Benim cocuklarim ilk defa oyuncak paylastilar diyebilirim. Seninkilerin tam yasini hatirlamiyorum ama benimkiler 3 ve 5 yasindalar. Bazen biri birseyler yaparken digerinin yikmasi sorun olsa da beraber oynadiklari tek oyuncak seti diyebilirim. Mutlaka 100 lugunu al digerleri az gelir. Biraz pahali bir oyuncak olsa da pisman olmassin her gun severek oyunayacaklari bir oyuncak olacagindan emin olabilirsin.

  10. hhahahaha common sense aslında… Ama ben bu amerikalıların ¨paylaşma¨olayını obsessive compulsive hale getirdiklerini düşünüyorum. Leyla’nın okunulda da mottoları var: ¨sharing is caring¨ istiklal marşını söyler gibi bunu söyleyip duruyor. Duyan da dünya barışını bunun sağlayacağını filan zanneder. Elbette ki paylaşmak önemlidir ama 2 çocuklu eve hediye götürüyorsan en kötü ihtimalle ikiye bölünebilir bir şey olsun. Kim ne kaybeder? 🙂

    Eren

  11. Kardeş kavgalarını hep sevmişimdir.Tüm tükürüklere rağmen birbirlerinin yanaklarını tiksinmeden öpebilirler.