38 Yorum

“-mış gibi”

Amerika’ya her geldiğimde burasıyla Türkiye’yi elimde olmadan karşılaştırırken buluyorum kendimi. Türkiye’ye uzaktan bakınca, buraya da Türkiye’de yaşamakta olan bir insan gözüyle yaklaşınca ister istemez bardağın boş tarafını görüyorum. Bu bardağın dolu tarafı da var elbet. Belki Türkiye’ye döndüğümde de onu yazarım. Ama şimdi boş tarafını değerlendiriyorum.

Amerika’da sekiz sene okumuş, yaşamış ve çalışmış bir insan olarak buranın artıları kadar eksilerinin de farkındayım. Ama bu yazının konusu o değil. Kendimce bir “Türkiye” değerlendirmesi.

Seneler önce, biz Baltimore’da yaşarken kızkardeşim  gelip bir buçuk ay bizimle kalmış, dönerken burayı nasıl bulduğunu sorduğumda “Her şey olması gerektiği gibi” demişti. “Yollar düzgün, insanlar saygılı, hayat kolay. Olması gerektiği gibi.”

“Daha güzel” dememişti. “Olması gerektiği gibi” demişti. Hakikaten de öyle.

Şimdi Türkiye’de altı sene geçirdikten sonra bunun ne kadar gerçekçi bir tanımlama olduğunu daha iyi anlıyorum. Türkiye’de hiçbir şey -hadi abartmayalım, çoğu şey- olması gerektiği gibi değil. Her şey Doğan Cüceloğlu’nun çok beğendiğim bir ifadesindeki gibi: MIŞ GİBİ.

Kaldırımlar MIŞ GİBİ mesela. Var ama yok. Orada, ama kullanabilene aşk olsun. Kaldırımdan yürüsen dert, yoldan yürüsen ayrı dert.

Güvenlik anlayışı MIŞ GİBİ. Alışveriş merkezlerine, metro girişlerinde güvenlik görevlisi koymayı marifet sanıyor, ama kadınlarımızı kocaların şiddetinden, genç kızlarımızı töre cinayetinden koruyamıyoruz.

İnsan ilişkileri MIŞ GİBİ, özellikle büyük şehirlerde. Komşu komşuya selam vermiyor, bırak selamı, tanımıyor. Yolda göz göze gelen insanlar kafalarını çeviriyor, gülümsemeyi “eziklik”, suratsız olmayı “havalı olmak” sanıyor.

Günlük hayattaki kurallar MIŞ GİBİ. Kapalı yerde sigara içme yasağı var. Ama delmeyene aşk olsun. Emniyet şeridinden gitmeyen bizden değil.

Kamu hizmeti MIŞ GİBİ. Yerel yöneticiler olsun, daha tepedekiler olsun, herkes kendi şanı yürüsün istiyor, kimse uzun vadeli plan yapmıyor. Eyüp Belediyesi Göktürk’teki kaldırımları yeniledi, yine ortasında ağaçlar var. Güya rampa koydular iniş çıkışlara, o rampalardan inmek için bir rampa daha lazım.

Polis MIŞ GİBİ. Hiçbir zaman ona ihtiyacın olduğu yerde olmuyor, seni güvende hissettirmiyor. Evine hırsız giren kaç kişiden polisin onlara “Abi bunlarla uğraşmaya gelmez, bunlar çete” dediğini duydum.

Düzen, nizam MIŞ GİBİ. Hiçbir şey yazıldığı gibi değil, her kural esnetilebilir, her şey değişebilir, “benim memurum işini bilir.” Deniz’i verdiğimiz anaokulunda ücret konusunda pazarlık yapmadan “neyse o” ücreti ödeyenin bir tek biz olduğumuzu fark ettiğimde kendimi eşeğin önde gideni hissetmiştim. “Okulda” bile pazarlık yapılabileceği aklıma gelmemişti oysa ki.

Gelişmişlik MIŞ GİBİ. Tarihi ve doğal değerleri hiçe sayma pahasına her yere gökdelen ve AVM kondurunca gelişmiş bir ülke olduğumuzu sanıyoruz. Bir gecede sarayların, tarihi binaların yandı bitti kül olmasına karşı hiçbir şey yapamıyor, sağda solda inşaatlar yapılmasını, lüks görünümlü residanslara tıkılmayı gelişmişlik zannediyoruz.

Eşitlik anlayışı MIŞ GİBİ. Zengin olmak, ayrıcalık anlamına geliyor; parayla statü satın alınıyor. “Ünlü” olmak özendiriliyor, “ünlüler” gibi muamele görmek -örneğin bir bankayı- tercih etme sebebiymiş gibi anlatılıyor.

Adalet MIŞ GİBİ. “Avrupa’nın en büyük adalet sarayı”nı yapmayı adil bir ülke olmakla karıştırıyor, gazetecilere hücrelere tıkıp tecavüzcüleri serbest bırakıyoruz. Herkesi tornadan çıkmış gibi aynı kılmaya çalışılıyor, sene olmuş bilmemkaç hala resmi bir belge olan nüfus cüzdanlarında “din” hanesine yer veriyor, insanları dini kimliklerine göre değerlendiriyor ve yargılıyoruz.

Ahlak anlayışı MIŞ GİBİ. Toplumun genelinden aykırı duran herkesi ve her şeyi ahlaksızlıkla yaftalıyor, yasaklamaya kalkıyoruz. “Ahlak” gibi özel ve bireysel bir kavramı herkese eşit şekilde giydirmeye çalışyor,  bizim için “kutsal” olan bir şeyin herkes için öyle olması gerektiğini düşüyor, toplum ve hatta hukuk kurallarını bile buna göre belirliyoruz.

En çok da demokrasi, empati, tahammül MIŞ GİBİ, özellikle son senelerde. İnsanlar senelerce hapiste tutuluyor, insanlar öldürülüyor ama katili bulunmuyor, demokrasi her dönem belirli bir kesim için işlerMİŞ GİBİ yapıyor, falan filan.

Türkiye’de her şey makyaj. Beş yıldızlı otel kılığında hastaneler, aynı görüntüde okullar insanların gözlerin boyuyor. Bu tür hizmetler işlevselliği değil, görselliğiyle prim yapıyor. Herkes parası kadar konuşuyor, parası kadar itibar görüyor.

Türkiye’de kural, kuralsızlık. Türkiye’de sistem, sistemsizlik.

Türkiye’de “mutlu olmak” için sistemsizliğe boyun eğeceksin. Akıntıya karşı kürek çekmeyi bırakacak, vurdumduymaz olacaksın. Yeri geldiğinde sen de kaldırıma park edecek, emniyet şeridinde gitmekten kaçınmayacaksın. Sen de “herkes gibi” olacaksın, kendin olmayacaksın. Bir şeyleri değiştirmeye kalkmayacak, mücadele etmeyecek, elindekiyle -daha doğrusu sana verilenle- yetinmeye çalışacaksın.

Ancak o zaman mutlu olursun.

Ya da öyle olduğunu zannedersin.

38 yorum

  1. Biz de Amerikada yasiyoruz ve maalesef cok dogru soylediklerin 🙁 her sene yaz tatiline gelince anliyoruz bunu cok aci sekilde, herseyden sikayet eder buluyoruz kendimizi. Ama herseye ragmen donmek istiyorum ben. Vatanim cok guzel, manevi havasi var, sevdiklerimiz var. Kendimizi evde hissediyoruz. Cocuklarimizin gormedigi cogu guzelligi vatanimizda yasadik. Cok eksiklerle buyuduk ama bazen diyorum iyiki de oyle olmus o zaman buradaki guzelliklerin farkina zor varirdik. Buranin cocuklarina bakiyorum hersey onlar icin cok kolay elde edilmis, degerini bilmiyorlar. Buyukleri de ayni sekilde. Su an yetisen bizim cocuklar da maalesef oyle, soylemekle TVde izmetmekle olmuyor yasamak lazim ki bilinsin yoklugun ne demek oldugu. Israfin ne demek oldugu… Duzen yoklugunun ne demek oldugu vs vs… cok soz var soylenicek te iste maalesef yine de burasi kat kat ilerde gozukuyor cogu seyde.

    en cok sevdigim tarafi da kutuphane ve posta sistemi. Egitime istediginiz zaman geri donebilmeniz (paraniz varsa tabii ;)) Turkiyede paran da olsa zor donersin egitime belli bi yastan sonra. Insallah ama artilari da konusuruz bir gun. Onemli olan bir yerden duzelmeye baslamak. Ben yapmisim herkes yapmiyorken nolucak demeden bir yerlerden baslamak lazim.

    Sevgiyle kalin, cocuklari optum.

  2. “Türkiye’de her şey makyaj…..” den den

  3. harika bir yazı olmuş Elif Hanım , ellerinize sağlık..
    Yaşıyor-muş gibi yaşadığımız canım Türkiyemizin içinde yaşayan güzel insanlardan bir selam size..

  4. “Herkes parası kadar konuşuyor, parası kadar itibar görüyor.” Doğru söze ne denir..

  5. ne güzel yazmışsınız, Amerika’daki yaşam hakkında hiçbir fikrim yok ama Türkiye tam anlattığınız gibi…

  6. Elif yine cok guzel bir yazi, keske senin gibi bu gercekleri dile getiren kisilerin sayisi artsa da Turkiye’ deki sistemsizlik duzelse.. Maalesef bu ulkede yasayan bizler her yapilan yanlisligi bir gun sonra unuttukca, gormezden geldikce, kuralsizliklarin, insanlarin birbirine olan tahamulsuzlugunun pek duzelecek gibi olmadigi kanaatindeyim, artik “mis” gibiler dahi yok, “isinize gelirse..”ler var..

  7. yasemin kocabas

    tebrikler elif cok guzel bir yazi

  8. Muhteşem bir yazı olmuş aynen öyle. Bütün bunlar da bizim kanımızda var. Kalmak mı zor gitmek mi feci br ikilem…

  9. Elif, sesini daha çok kişinin duyabileceği bir yerde olmalısın bence. Bu sesi çoğaltmalıyız.

  10. bu ülkede herşey göstermelik.çok üzülüyorum.biz ne zaman o gelişmişlik düzeyine,farkındalılığa ulaşacağız.

  11. Yine çok güzel bir yazı Elif Hanım. Ne yazıkki diyorum çünkü insan üzülüyor gerçekleri bu kadar güzel bir anlatımla bir de başkasından dinleyince. Türkiye’ de yaşamak ‘ Allah’ a emanet ‘ yaşamak. Kendinizin, çoluk çocuğumuzun, kocamızın, sevdiklerimizin hayatının başkalarının bilgisizliğine, bencilliğine, boşvermişliğine, kuralsızlıklarına bağlı olduğu bir ülke. Bardağın dolu tarafı tabi ki var, karamsarlığımın sebebi hergün hemen hemen her alandaki gelişmelerin kötü yönlü olması.

  12. Ahh Blogcu Anne.. o kadar guzel dile getirmissin ki, dayanamadim ben de paylastim yazdigin bu yaziyi sayfamda, umarim kusura bakmazsin.. biz de kizimla Charlotte ta aile ziyaretindeyiz 3 haftadir ve yaklasik 1 hafta sonra donecegiz memlekete, Izmir e.. hislerim, dusuncelerim ayni senin yazinda yazdigin gibi; burdaki gunluk hayattaki rahatlik herahalde en cok ozledigim sey Amerika yla ilgili.. neyse, ben de 2.5 yasindaki kizimla yalniz ucacagim Turkiye ye; ikimize de kolayliklar diliyorum simdiden..

  13. Harika bir yazı. Çok uzun zamandır takip ediyorum sizi. Ukalalık olsun diye demiyorum kesinlikle, her geçen gün daha da güzel ifade ediyorsunuz kendinizi. Bir çırpıda okuyuveriyorum, çok da keyif alıyorum. Neredeyse her kelimesine katılıyorum. Tebrikler, sevgiler.

  14. Herkes gibi olup kendin olmayacaksın ahhhhhhh ahhhhhhhhhh en özet kısım kendi adımaaaaaa ….

  15. 10 senedir Amerika’da yasayan bir birey ve sonrasinda bir anne olarak benim en aci buldugum sey: kabul etsek de etmesek de yurdumda hersey geriye gidiyor. Universitede okurken yasadigim Turkiye ile su anki arasinda daglar kadar fark var. Her seyahatimizde beni en cok uzen bu.

  16. Butun soyledıklerinize katılıyorum,ancak bir de şu var ki çoğu olumsuzluğu da amerikadan aldık.kaldırımları,temiz sokakları vs dışında çok da özenilir bir yer değil amerika.bizimkiler sağlık sistemini şimdi oraya benzetip paralı yapmaya çalışıyolar.eğitim sistemi,demokrasi anlayışı vs hep çürümüş.çocukları ,özellikle de parası olmayan kesim doğrudürüst eğitim görmüyor.ve ne yazık ki biz de küçük amerikayız artık

    • Ne Küçük Amerika olduğumuza katılıyorum ve ne yazık ki hep en olumsuz, en kapitalist taraflarını alıyor, bunu da marifet sanıyoruz.

  17. isabetli noktalar olsa da bu kadar da karanlık hissetmiyorum. Almanyada tek cizgi halinde sonradan dikilen laleleri mi yoksa turkiyede heryerlerde serbest açan kir cicekleri mi diye sorsan ben kir çiçekleri ni tercih ediyorum. bu denli ustuste konularda eleştiriyi de yapıcı bulmuyorum. amerikaya sevgilerle………..

  18. Kesinlikle söylediklerine baştan aşağı katılıyor ve ekliyorum Eğitim de mış gibi. Bu demek değil ki onların eğitim sistemi bizden çok ilerde ve çok iyi, hatta belki de tam tersi. Ama her iki ülkenin üniversite ortamında bulunmuş biri olarak şunu iddia edebilirim ki onlar eğitirken ve eğitilirken “değerli bireyler” olduklarının veya “değerli bireyler” yetiştirdiklerinin farkındalar. Biz üniversitelerimizde bile değerliliği bir kenara bıraktım özgürlüğü dahi beceremiyoruz.

  19. Ağzına sağlık.
    Bu liste uzar gider. Her maddeyi okurken içim sızladı. Keşke “ya şunu da şöyle demişsin ama aslında böyle değil,” diyebilmeyi çok isterdim. Ama tersine her birini okudukça çileden çıktım. Bu bardağın dolu yanı var mı ki? Çok zorlarsak ancak “varmış gibi” yapabiliriz.
    Mutluy-muş gibi yapıyoruz, kabul ediyoruz, kabul etmeyince sürüden ayrılan koyun oluyoruz. İki ucu çok fena pisliğe batmış bir değnek bu, nasıl temizlenir bilemiyorum.

  20. Amerika’da kaldığım bir ayda ilk dikkatimi çeken, orada kimsenin başıboş, amaçsız dolaşmadığıydı. Herkes ciddiydi ne sorsanız ciddiye alıyorlardı. Herkes o ülkeyi ciddiye alıyordu. Yasalar cezalar ortadaydı. Hızlı adalet… Pratik sistem..

    Kardeşim İsveç’te yaşıyor ve ne zaman buraya gelse bu saydıklarınızı o da dile getiriyor. Dilerim herşeyin mış gibi değil de hakiki olduğu günlere kavuşuruz…

  21. Elif Hanim
    Cok guzel yazmissiniz.Amerika da 8 senedir yasayan biri olarak cok hak verdim..Turkiye ozlemi ayri birsey tabiki.. bizde donmek istiyoruz kismet bakalim.En cok ozleyecegim sey egitim sistemi ve hayatin daha garala gurele gecmemesi sanirim…Okul caginda cogu olanlarin en buyuk derdi sanirim bunlar..Kimse cocugunu devlet okuluna vermek istemiyor ve ozel okullar iyi de para kazansaniz cok cep yakiyor anlasilmis birsey deil..

  22. Harika bir yazı olmuş, aklınıza, gözlerinize ve ellerinize sağlık.
    Şekil içerik uyumu kimsenin derdi değil artık. Şeklen yeterli olsun, içi dolu imiş gibi görünsün kafi zannediliyor. Uzun vadeli hedeflerden yoksun, anı kurtarma çabasında olan, kısa yoldan kazanç sağlama derdindeki zihniyettir bu. İçerik için harcayacak vakti yoktur. Tamda Amerikanın empoze etmeye çalıştığı şey aslında :Sözel Kültür. Hergeçen gün daha da yerleşiyor Anadolumuza. Oysa “aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” demiş atalarımız.. Başta bunun unutulması, birilerinin çıkarlarına fazlasıyla hizmet ediyor. Yazık.

  23. merhaba, öncelikle söylediğiniz birçok şeyde haklısınız ancak bu mış gibi olayının sadece Türkiye’ye has bir şey olduğunu düşünmüyorum. Örneğin (yaşayanlar daha iyi bilir tabii ki ama bunlar artık belgesellere hatta filmlere konu olmuş şeyler) Amerika’daki sağlık ve eğitimi sistemi mış gibi değil de ne! İnsanlara değer veriyormuş gibi yapan tamaman para odaklı bir sistem. O açıdan bakarsak Türkiye daha bu kapitalist sistemde yeni sayılır, asıl işin piri amerika olduğuna göre, para odaklı yaşamın kallavisi orada. Türkiye’de herkes parası olduğu kadar konuşuyor olabilir bunu tasvip ettiğimden değil ama bu neredeyse tüm dünyada böyle. Velhasıl herşeyin Türkiye’de mış gibi olduğunu söylemeniz temel sebebi bu mış gibi olma halini sistemsizlik sebebiyle fark ediyor olmanız (olmamız) zavallı Amerikalılar napsın, öyle bir sistem kurulmuş ve dayatılmış ki içinde yaşadıkları mış gibinin farkında bile değiller. Biz en azından farkındayız. Bir de bu açıdan bakmak lazım.
    Bir de bu yazıp söyledikleriniz doğru olmakla beraber bunları söyleyen ilk değilsiniz ki öyle bir iddianızın olduğunu da sanmıyorum ama gelen yorumlar sanki kimsenin bilmediği bir gerçeğe parmak basmışsınız gibi. İlginç.

  24. Yazınızı okudum ve derin bir ohhhh çektim – meğer yanlız değilmişim.
    5 Yıldır Türkiye’de yaşıyorum (hep Almanya’da yaşadım bundan önce). Bahsettiğiniz o sistemsizlik bana uzaklardan çok cazip geliyordu, Almanya’da her şey ‘fazlasıyla’ olması gibiydi.Türkiye’de yaşadığım ilk 2-3 yıl doyasıya yaşadım, araba kullanırken kornaya basmak bile eğlenceli geliyordu bana. Özgür hissediyordum. Komik.
    Şimdilerde 5 yılı devirdim, bu arada anne oldum, 6 aylık bir kızım var….ve Türkiye’deki hayat ile ilgili bakış açım tamamen değişti. Kızımı bebek arabasında gezdirmek her seferinde kocaman bir eziyet – kaldırımlar, yollarlar, yokuşlar, rampalar – meğer ne kadar çok engel varmış……..!!!!
    Reklamlarda orda burda 6 ay sadece anne sütü verin diyorlar. Peki yasal uygulamalar buna izin veriyormu? Süt izni pratik hayatta ne işe yarıyor? Ben şanşlıyım, part-time çalışarak rahatlıkla emzirmeye devam edebiliyorum. Ama bunu yapamayan kadınlar var. Bu ülkenin kadınları neden ayaklanmıyorlar? Neden haklarını aramıyorlar? Anlamıyorum. 16 haftalık doğum izni ŞAKA MI? Kanunlar bu ülkenin kadınına 2 aylık (!!!!!) bebeğini bakıcıya eşe dosta bırak ve işine git diyor. Böyle saçmalık olabilirmi?(bakınız örnek Almanya).
    Türkiye’ye gelen turistler genelde derler ki: Türk Insanı sıcak ve çok misafirperver. Evet, türk insanı misafirlere yabancılara karşı gerçekten öyledirler. Ama kendi aralarında nasıllar? Özellikle Istanbul’un insanlarını inanılmaz yüzeysel, öfkeli ve agresif buluyorum. Herkes A’dan B’ye koşturuyor, yollar mesafeler uzun, bitmeyen bir trafik var…ve herkes bir şeylerden ŞİKAYET ediyor. Sanki çok az insan istediği hayatı yaşıyor burda, istediği işi yapıyor, sevdiği mesleği icra ediyor. Bu tatminsizlik ve bireylerin sınırsız sorumlulukları tüm topluma ve yaşama olumsuz yansıyor. Birde şu zenginlik ve gösteriş merakı yok mu – ne desem bilemedim. Geçenlerde Almanya’dan bir arkadaşım geldi ziyarete. 3 saatlik bir şehir turu sonrasında yaptığı ilk yorum: ‘Land Rover sanırım en çok Türkiye’ye ihracat yapıyor’.
    Anlatacak daha çok şey var…
    Kalmak mı Gitmek mi diye sorarsak…? Gidersem yine Istanbul’u özleyeceğim, bunun çok farkındayım. Hastalık gibi bir şey bu. Ama her geçen gün GİTMENİN doğru olduğunu biraz daha çok hissediyorum. Sanırım doğrusu bu.
    Sevgiler…

  25. tam da bu söyledikleriniz yüzünden gitme tarafı ağır basar olmuştu kafamda, sadece daha insani koşullarda yaşayabileceğim bir yerde çocukları büyütmek kaygısıyla ta ki deliannenin dünkü yazısını okuyana kadar (kendisini dün ilk kez okudum, tamamen tesadüf), ve kalmaya kara verdim, bu insani değperleri çocuklarıma öğretmek için buradaki bu olumsuzlukların doğrularının nasıl olması gerektiğini öğretmeye ve bunun için mücadele etmeye.
    keşke bunların neden böyle olması gerektiğini bilen, insan haklarının kapsamında kaldırıma merdivenle çıkılması gerekmeyen ve arabaların park etmediği kaldırımların olması gerektiğini bilen insanlarla bir araya gelip bu insani yaşam koşullarını nasıl gerçekleştirebileceğimi bulabilsem:)

  26. altına imzamı atarım. eline sağlık

  27. Güzel tarafından bakalım, yapacağımız çok iş var:) Mesela…

  28. Turkiye’ye donunce oranin artilarini yazmanizi bekliyorum dort gozle. Ben de 13 yildir Amerikada yasayan bir anne olarak , sizin yazdikariniza katiliyorum. Benim gozlemimle buranin artilari : 1- Burada hem is , hem okul yasaminda beni en cok etkileyen, insanlarin sizin izin verdiginiz kadar yasaminiza girmesi. Siz ozel hayatinizi paylasmak isterseniz, dinliyor, onemsiyor ama nerede durmasi gerektigini biliyor, arkadan konusmuyor. 2- Cocuklar inanilmaz ozguvenle buyuyor. Konuyu bilmeseler bile okuyup ogrenip yapabileceklerine inaniyorlar. 3- Spor ve sanat ile ilgili aktiviteler dersler kadar onemseniyor ve tesvik ediliyor. Her alanda onlerinde cok iyi rol modeller var. Olimpiyatlari izlerken yuzucu Michael Phelps’in yarattigi etki. 4-Komsuluk iliskeri dusundugunuzden cok daha iyi. Ilk tasindigimizda komsumuzun elinde kendi bahcesinden kopardigi bir sepet domatesle bizi karsilamasini hic unutmayacagim. 5- Orta sinif Amerikalinin hic marka takintisi yok. Turkiyedekinin aksine cocuklarin ustune kesinlikle pahali olmayan kiyafetlerle gezdiriyorlar . 6- Odenilen vergiler okul sistemii, halk kutuphanesine buyuk katkida bulunuyor. Devlet okullarinin kalitesi odedginiz vergiye gore degisiyor, ama hic biri Turkiyede’ki ozel okullar kadar yuksek degil.

  29. Söyledikleriniz ne kadar da doğru eksiği var fazlası yok.

  30. Ben de çok düşündüm, kalmak ya da gitmek.
    Gidersem ‘özlem’ gözümü korkutuyordu. Zaman geçtikçe, korkutmaz oldu. Çünkü burada yaşadığım binada hiçbir komşuyu samimiyetle tanıdığımı söyleyemem. Taşınınca gelirler, içli dışlı oluruz, yemekler yenir, vb. diye düşünmüştüm. Hayır, “bekleriz” lafım hep havada kalıyor. Komşuluk olmayınca, sadece evine bağlanıyorsun.
    Annemin kendi annesiyle konuşabilmek için ayda bir geçtiği karşı komşusu, telefonundan aramak için ona aldığı hediyeler, bunlar geride kaldı. İnternet var akıllı telefon var her an her saniye resimler gönderiyoruz annemlerle.
    Anne değilim o yüzden çocuğu olanların zorluklarını yaşamadım, ama yaşayanları gördükçe ve okudukça, kendim başetmek zorunda kalıyormuş kadar üzülüyorum -zaten başkasının derdini dert edinmek de ayrı bir özellik. Görüyorum ki anne olmak isteyenler daha ilk trimesterde bile, yetersiz doğum iznini düşünüp mutsuz oluyorlar. Çocuğuna doymak istemesi hakkı. İşini kaybetmek istememesi de hakkı. Bu ikisini birer seçenek gibi önüne sürüp ya bu ya o denmesi asıl üzücü olan, tüm kadınlar için. Kaç arkadaşım işini bıraktı anne olunca. Ofis önlerinden geçerken içim sızlar. Kaçı ise çocuğunu ele bırakıp işine koşturuyor ama aklı ana kuzusu bebeğinde evdeki. Ve ilgisiz anne, duygusu eksik anne diye yaftalanması da cabası!
    Yurtdışında gebelere ve annelere böyle duygusal zulüm yapıldığını pek sanmıyorum.
    Gıda güvenliği, iş güvenliği, sağlık güvenliği konusunda çok aksamalar var. İnsan hayatı ucuz lafı bile klişe oldu haber bültenlerinde, kabullenildi. Oysa öyle mi olmalı? Caddede yürürken göçen yerle düşüp kaybolan vatandaşı kim anımsıyor? Ya da ne yapılabildi?
    İlk ve orta öğretim ile üniversiteye geçişi kapsayan eğitim sisteminde analar babalardan dertli olmayan kim var? Benim öğrenciliğimden daha kötü bir nesil geliyor üniversiteye. Kazanmış gelmiş ama altyapı sıfır, okuma yok dinleme yok soru sormak yok spor edebiyat hobi yok.
    Hayvan Hakları… Hiç girmeyelim, ne dersiniz?
    Düşündükçe geliyor, Elif Hanım’ın da benzer bir enerjiyle yazdığına inanıyorum.
    Güzel şeyler yok mu var. Ama zorluklar arasından yükselen, bu yüzden daha güzel olan, ama aslında öyle olmaması gereken, kolaylıklarla elde edilmiş, hak edilmiş güzellikler olması gereken şeyler var. Mesela azmiyle bir sürü şey başarmış çocuk, ama anne baba zorluk içinde. Tamam çocuk başardı, ama ya anne babanın yıpranarak yaşadığı yılları? Bu kadarı hak değil, dedirten..?
    Peki ya gitsen, gittiğin ülkede aşağı görülen diğer milletlerle bir tutularak yaşamaya devam etmek? Kimi yerlerde var bu. türkiye’denim deyince seni Arap sanıyor, Hintli sanıyor (onları aşağılamak amaçlı yazmıyorum, söylenenler bunlar.). O ülkelerin insanları da ekstra çabalamak zorundalar o sarışın renkli gözlü toplumun arasında saygı duyulan bir yere gelmek için. Gidip de oraya ait olamamak var. Avrupa’da çok var bu.
    Yani… Aksama, denince sayılacak şey çok, güzellik denince az ve yanlarında soru işaretleriyle, ülkemiz….
    Gidilerek çözüme parça olunabilir mi, kalınıp da kendini evlatlarını feda etmeye değer mi… Bambaşka bir soru…
    Ama gitmek, daha yakın bir çözüm.. En iyisi herkesin dışarıdan geldiği için içeridekinin geleni pek hor göremeyeceği kültürel-zengin ülkeler-şehirler, Amerika…

    • serra hanm ne kadar iyi yazmişsınız çok çok beğendim.almanya da yaşanır mı ne düşünüyorsunuz gitmeye değer mi ?

      • Selamlar, damla hanim Almanya’da yasamayi düsünen kim? Bir daha, hatta bin defa daha düsünsün derim. Ben 4 yil tecrübe ettim..:(

  31. Yazdığın her satırın altına imzamı atarım.
    Öyle inanıyorum her satırına..

    Başka bir ülkeyi düşlediğimden değil ( Küba’ da yaşamak isterdim örneğin… )
    Buradaki adaletsizlik düzensizlik ahlak anlayışı ve mış gibilerden öyle uzaklara gidesimiz var ki..
    Gitmekle kalmak arasındaki kalın cesaret çizgi bizi burada tutan…
    Hemen her gün bırakıp gitme isteği, bezginlik… buna rağmen ayak uydurma çabamız… acıyorum bazen ne kadar tutsak olduğumuzu görünce… en kötüsü de bu.. bilip de engel olamamak…

  32. Elinize saglik cok guzel bir yazi olmus. Iki nokta disinda hemen hepsine katiliyorum. Sadece 7 aydir Amerikada yasiyorum ancak isim ve esimden dolayi yaklasik 15 senedir gidip geliyordum. Tasindiktan sonra beni en cok sasitran sey Amerikanin berbat saglik sistemi. Benim tadigim herkes saglik sigortasina dunya kadar para oduyor,.artik bir cok is veren bunu eskisi gibi karsilamiyor veya cok kucuk bir kismini karsiliyor. Odediginiz onca paraya ragmen basiniza gelen saglik sorunlarinda yine de tonla yuzde oduyorsunuz rakamlar oldukca yuksek. Ayrica 70 yasini asmis sirf saglik sogortasin odemeye devam edebilmek icin calismak zorunda olan bir dolu insanla karsilastim. (Cunku tam anlamadigim bir sebepten medicare (devlettin emekli insanlar icin sagladigi saglik hizmeti) yeterli kalmiyor).
    Ayrica egitim konusunda universiteler son 10 yilda inanilmaz pahalanmis. Bir ogrencinin 80- 90 bin dolar gibi bir borcla universiteden mezun olup hayata yuklu bir borcla baslamasi bence korkunc birsey. Tamam bir suru taksite felan bolunuor vs ama yine de stresli cunku artik iyi isler bulmakta cok kolay degil artik burdada Amerika ekonomik sikintinin icinde. .
    Ayrica yorum birakan arkadaslardan biri dogum izninin kisaligindan bahsetmis, esimin kardesinin dogum izni 6 haftaydi. Ayrica tanidigim bir kac kisi daha isinden sadece 6 hafta izinliydi hatta bu haftalarin hepsi bile maasi kapsamadi. Bu konu burda isverene gore dar cercevede (6 haftadan 16 haftaya kadar) cok degisken ama oyle aylarca odemeli dogum izni burda yok o sadece avrupada var.
    Welhasil yazinida ki tespitler cok dogru ve gercek ama bardagin diger yarisi burda da tam olarak dolu degil.

  33. Dediklerinize katılmakla beraber ben Türkiye’de bir dengesizlik olduğunu da düşünüyorum.Batı kesimde insanlar istediklerini satın alabiliyor,bir sürü alışveriş merkezi,markalar,lüks tüketim merkezleri…”Okula terlikle giden çocuk” haberleri ise genellikle doğudan geliyor.Fakir-zengin ayrımı her yerde var ama Türkiye’de bölgeler arasında hem kültürel olarak hem de parasal olarak uçurum var.Batılı Türkiye planlaması iyi,güzel ama her bölgeye uygulanamamış.

  34. malesef…………