15 Yorum

Kızlar futbol oynar mı?

Yıllar yıllar önceydi. Washington DC’de, uluslararası bir sivil toplum örgütünde işe girmiştim.

Bir kadın patronum vardı. Üç çocuk annesiydi, üç erkek çocuk. Tek başına yetiştirmişti çocuklarını; çok erken yaşta anne olup sonra da eşinden ayrılmıştı çünkü. Annesi Colombia’lı, babası Japon olduğundan olsa gerek, kültürel ve entelektüel seviyesi oldukça yüksek bir kadındı. Dünya görüşü geniş, diğer kültürler hakkında ilgili ve bilgili, empati yapabilen, özgüvenli bir kadındı.

İnanılmaz şeyler öğrendim ondan. Hem işin tekniği açısından (kaynak geliştirmeydi işimiz, bir diğer deyişle organizasyon için fon yaratma), hem de iş ahlakı açısından.

Anita, o güne kadar gördüğüm (ve duyduğum) patronlardan çok farklıydı. Müthiş bir iş disiplini ve iş ahlakına sahip olmakla birlikte anne rolünü dışa vurmaktan da çekinmiyordu. Oğullarından birinin (ki üç taneydi) ihtiyacı olması halinde erken çıkıyor, gerekirse evden çalışıyor, gün içinde ulaşılabilir oluyor -örneğin bir toplantının ortasında evden telefon gelmesi halinde cep telefonunu açıyor– ancak iş yerindeki sorumluluklarını hiçbir zaman aksatmıyordu. Ki bu bahsettiklerim de çok sık olmuyordu, ama olduğunda da kimse garip karşılamıyor, ayıplamıyordu.

Anita’nın anne kimliğini işine yansıtabilmesinde kuşkusuz kurum kültürünün buna izin vermesinin rolü vardı. Çalıştığımız organizasyonda çalışanlarına değer veren bir anlayış hakimdi. En basitinden: ilk girdiğin andan itibaren toplamda 3 hafta senelik izin, Aralık’taki Noel tatiliyle de birleşince toplam bir ayı buluyordu. Onun dışında, yazları Cuma günü 2’de paydos etmek gibi bir uygulama vardı.

İşe çok severek girmiştim; çok istediğim bir pozisyondu. Üstünüze afiyet  haklarıma, aile yaşantıma, özelime saygı duyulması motivasyonumu iyice arttıyordu. Bana verilen işi severek yapıyor, kendimden de bir şeyler katmaya çalışıyor, benden istenenden fazlasını yapmaktan kaçınmıyordum.

Anita gibi bir müdürle çalışıyor olmak işi daha da zevkli hale getiriyordu. Çok kolay iletişim kurabildiğim, işi öğreten, ilerlemem için beni eğitimlere göndermekten kaçınmayan, kompleksiz, özel hayatıma saygı gösteren ama yeri geldiğinde ilgilenip köpeklerimin bile halini hatrını soran bir patronum vardı. Her hafta yapmamı istediği işlerin bir listesini çıkarır, hafta başında yaptığımız toplantılarda nasıl yapılması gerektiği konusunda öneride bulunur, gerisini bana bırakırdı. Bir sonraki hafta bir araya geldiğimizde neyi, ne kadar, nasıl yaptığımı konuşur, yarım kalanları tamamlamak için gerekenleri tartışır, yeni planların üzerinden giderdik. Bazı öğlenler birlikte yemeğe çıkar, havadan sudan, ailelerden konuşur, Türkiye ve Colombia’nın benzerliklerinden söz ederdik.

2006 Mart’ında, Deniz’e hamile kaldığımı söylediğimde sevinçten çığlık attı Anita. Hayatımın çok güzel bir döneminin başlayacağını, beni sürprizlerle dolu bir yaşamın beklediğini söyledi. O an “İşe devam edecek misin, ücretsiz izin alacak mısın?” gibi sorular aklına gelmemiş, geldiyse bile dile getirmemişti. Benim için mutlu olmuştu, nokta.

Kısa süre sonra “eş durumundan” şehir değiştirmemiz gerekti. Anita’ya işi bırakmak istemediğimi, mümkünse evden çalışmak istediğimi söyledim. Kendisi sıcak baktığını, büyük patronlara sorması gerektiğini söyledi. Onay aldığında birbirimize sarıldık. O Washington’dan, ben Miami’den çalışmaya devam edecektik.

Birkaç ay ettik de. Ancak ben Miami’ye taşındıktan sonra vakıf ciddi bir yeniden yapılandırılmadan geçti, bizim departman kapatıldı; ben, Anita ve birkaç kişi daha işten çıkarıldık. Son derece medeni bir şekilde kurumla yollarımız ayrıldı, ben zaten hamile olduğumdan yeni bir arayışa girmedim; Anita çok sevdiği öğretmenliğe döndü; biz kurumdan, kurum bizden koptu ama Anita’yla ben hiç kopmadık.

Ve işte seneler sonra ilk kez bu Amerika seyahatimde bir araya geldik Anita’yla. Geçen hafta iş çıkışındaki trafiği de göze alıp evinde kaldığım arkadaşım Fulya’nın evine geldi. Benim için müthiş haz verici bir andı, anneliğini ve profesyonel hayattaki duruşlarını örnek aldığım iki kadınla nefis bir sohbete daldık (çocuklar kavgadan fırsat verdikçe tabii).

Konuştuğumuz konular arasında “kadınların iş hayatındaki yeri” de vardı. Kadınların, hele de anne olan kadınların verimliliğinin arttığından, organizasyon ve planlama yeteneklerinin çok gelişmiş olduğundan bahsetti Anita, ve ekledi:

20 erkek çalışanım olmasındansa 10 anne çalışanım olmasını tercih ederim.

Bunu, üç erkek çocuk yetiştirmiş, yaklaşık 25 senedir iş hayatında olan bir kadın olarak söylüyordu. Evet, Türkiye gibi kadınlara iş başvurularında “Çocuk düşünüyor musun?” gibi soruların sorulduğu, hamile kadınların işten çıkarıldığı, doğum izninden dönenlerin sürpriz (!) bir şekilde daha düşük bir pozisyonla karşılandığı bir ülkede örneğine pek rastlanmayan bir müdür Anita.

Anita gibi bir patron ekstra bir şanstı benim için. Ancak onun öncesinde çalıştığım bir başka Amerikan kurumunda da yine benzer muameleler gördüm, en azından beklentiler ve özel hayata saygı açısından. Örneğin yıllık iznimi alıp Türkiye’ye gelmek üzere hazırlık yaparken Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde bana ulaşabilmesi için patronuma kızkardeşimin cep telefonunu vermeye kalktığımda “Ben senin Türkiye’deki telefonunu neden arayayım? Sen çalışıp hak ettiğin bir izindesin. Yokluğunda Amerika başkanı bile gelse senin dönmeni beklemek zorunda” demiş ve beni gönül rahatlığıyla göndermişti.

Oysa ki sonrasında çalıştığım bir Türk sivil toplum örgütünde bana üç hafta ücretli izin vermiş olmalarına rağmen döndüğümde bir haftasının kusura bakmayayım ama ücretsiz olduğunu söylemişlerdi. Sadece bu da değil, çalıştığım süre boyunca oraya katmak istediğim hiçbir yeniliğe sıcak bakmamış, mesleki eğitimlerin hiçbirine göndermemiş, patronlar birbirlerinin arkasından iş çevirip durmuş ve beni de sürtüşmelerinin ortasında bırakmışlardı. Şaka gibiydi.

Bu yaşadıklarımdan sonra Anita’yla çalışmak benim için harika bir deneyim olmuştu. Onun gibi bir patron herkese, ama en çok da her kadına, her anneye lazım. Ve tabii ki her iş yerine de… Verimi müthiş arttırıyor çünkü…

Bir öğle yemeği sohbetimiz sırasında Türkiye’den ve futboldan bahsederken ben Türkiye’de kızların pek futbol oynamadığını (Amerika’da kızlar daha çok oynar, kadınlar ligi daha başarılıdır) ve futbolu kızlara yakıştırmadığımı, ve hatta ileride kızım olursa futbol oynamasını tercih etmeyeceğimi (şimdi farklı düşünüyorum) söylediğimde çok şaşırmış, hayretlere düşmüş, kızların da gayet iyi futbol oynayabileceklerini söylemiş, ileride kızım olursa ona mutlaka bir şans vermemi rica etmişti. Ve hatta dayanamamış, “kızıma” okutmam için ertesi gün elinde “Girls Guide to Soccer Life” adında bir kitapla geri gelmişti.

Soccer

Anita, “çocuk da yaparım, kariyer de”nin benim şimdiye kadar gördüğüm en mükemmel örneği. Çocuk, hatta “ÜÇ ÇOCUK” yapmıştı, kariyer de yapmaya  devam ediyor.

Dünyada onun gibi anneler, kadınlar, patronlar oldukça kızlar futbol da oynar, anneler üç çocuk da, kariyer de yapar, her şey olur.

15 yorum

  1. elif iç geçirdim inan boğazımda bir yumru oldu. hamile olduğumu genel müdürüme ilk söylediğimde çalışmaya devam edip etmeyeceğimi sormuştu. hala unutmam! ha insan olarak çok duyarlıydı hastanede kaldığımız üç hafta boyunca sık sık aradı sordu ama işler düzeldiği an benim yarım kdar becerisi olmayan biri üstüme müdür geldi. hala çok üzülürüm. anne olduktan sonra gece bile evden çalışan hastane köşelerinde kendine ofis kuran ben pasifize edilmiştim. içimi dökesim gelmiş. sevgiler

  2. Ben de, bana bile enteresan geliyor ama, erkeklerin egemen oldugu bir sektorde, ve basinda cocuksuz ve isine tutkuyla bagli (iskolik demeyelim cunku eglenmeyi de seviyor) bir erkegin oldugu bir sirkette, benzer kosullarda calisiyorum. Evden, esnek, ama bazen yogun. Isini yaptin mi yaptin. Gerisi teferruat. Tamamen bakis acisi ile alakali bir durum. Yoneticiler (kadin erkek farketmiyor), aksini denemedikleri icin, zannediyorlar ki, calisana abaninca, dis macunu tupu gibi dibine kadar sıkınca, sabahtan aksama kadar ofiste hapsedince, tepe tepe kullaninca daha fazla veya daha iyi is cikacak. halbuki tam tersi. Insan isini, isyerinei, isverenini sevdikce daha verimli oluyor, elinden gelenin daha fazlasini yapiyor. Cocugum hastalandiginda evde kalinca birsey demiyor diye mesul hissedip isini guzelce halletmeye calisiyorsun. Evine cocuguna vakit ayirabildigin icin severek gidiorsun ise. Ters mantik iste. Deneseler, kazanclari daha fazla olacak ama, oyle gelmis oyle giden bir sistem malesef.

  3. Merhaba Elif hanım yazdığınız şeyler çok güzel ve özendirici. Türk şirketinde çalışırken bahsettiğiniz şeyler burda sürekli karşılaştığımız ve malesef insanı çalışmaktan çok yoran şeyler. Çekişmeler ve taraf olmaya zorlanma, illa arkadan çekiştirme, yapmazsanız bu sefer dışlanan siz oluyorsunuz. Niye böyleyiz bilmiyorum. eşim geçen gün artık akıntıya kürek çekmekden çok yoruldum bir yerlerde bişeyleri yanlış yapıyoruz diyordu. İş disiplinimiz çok eksik herşeyde olduğu gibi oda mış gibi. Ben devlet kurumunda çalışıyorum, herkes birbirine iş yıkma, iş saatlerini esnetme derdinde, nasıl kaytarırım mantığı. Tabi hamilelikde işten kaçmak için araç gibi kullanılıyor, en ufak şeyde rapor alma öyle olunca onun işleri diğerine kalıyor ve tabiki pek iyi karşılanmıyor, bunlar yüzünden iyi niyetliler de yanıyor, böyle olunca hamilelere antipati oluşuyor. Böyle işte belki 2-3 nesil sonra düzelir, bazı şeyleri sindirmiş oluruz, mış gibi değil de gerçekten yapıyor oluruz.

  4. Böyle patronlar ve o kimlikten önce bu düşüncede insanlar var mıymış dedim…
    Ne büyük bir şans çocukları- iş arkadaşları ve yakınları için…
    Bu zihniyet burada ne zaman gelişir? Gelişir mi…
    İmrendim resmen…
    Ne kadar motive edici, düş kırıklığı değil de hayal fabrikası gibi..
    Lütfen görüşürsen sevgilerimi ilet. Tanımadığın biri sana hayran kaldı de.

    Bu farklılıkları ele alıp bize anlattığın için çok teşekkür ederim Elif.

    Sevgiyle,

  5. Ben de amerikada okurken futbol takımında oynamıştım! 🙂 Hem de gayet başarıyla! Takım olarak eyalet şampiyonu oluyorduk nerdeyse, ben de sağ forvettim! Annem babam futbol takımına girdigimi telefonda soyledigimde oturdukları koltuktan düşmüşlerdi şaşkınlıktan! :)))
    İş güç patronun hamileliğe yaklaşımı falan ayrı konu da başlığı görünce kramponlu, top dizimde çekilmiş resmimi buraya ekliyesim geldi! Çoook eğlenirdiniz çoook! :)))

  6. Türkiye’de de bu zihniyetin olması için neler vermezdim…

    Yeni hamile kalan bir arkadaşım patronuyla bu konuyu görüşmeye o kadar korkmuştu ki 4. aya kadar söyleyememişti. Korkmakta da haklıydı zaten, bu haberi duyan patronu tebrik bile etmeden acilen IK’yı arayıp bu “problemi” çözmemiz gerekiyor diye söylemekten de çekinmemiş…

    Bir başka arkadaşım doğumuna 1 hafta kalaya kadar çalıştı. Ayrılacağı gün ona biraz daha destek olamaz mısın diye sormuşlar. Ne yapayım çocuk çıkmak isterse geri mi sokayım? demişti…

    Ben de 6 aylık hamileyim, bir yandan bebeğin aramıza katılmasıyla bu iş stresini nasıl bertaraf edeceğim, bugün en erken evime 8de gelebiliyorum, bebeğimi ne zaman görebileceğim, aklımdan çıkmayan sorular…

  7. “Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde bana ulaşabilmesi için patronuma kızkardeşimin cep telefonunu vermeye kalktığımda “Ben senin Türkiye’deki telefonunu neden arayayım? Sen çalışıp hak ettiğin bir izindesin. Yokluğunda Amerika başkanı bile gelse senin dönmeni beklemek zorunda” kısmında ağlamak istedim resmen, sürekli olarak telefonumu açık tutmak zorunda olduğum, maillerime bakmak için akıllı telefona sahip bulunmam gereken bir işte çalışıyorum çünkü… yasal hakkım olan izni bile tek seferde kullanamıyor, haftasonları da çalışıyorum. ne uğruna? kariyer telaşı yüzünden çocuğumun büyümesini kaçırıyorum. ama evde de oturmak istemiyorum, sadece daha insani şartlarda çalışmak istiyorum ve bunu sadece kendim ya da anne olan arkadaşlarım için değil, kurumumuzdaki herkes için istiyorum.

  8. Bana en garip gelen kadınların özellikle anne kadınların çalışanlarına çok kötü davranmaları. Anne olduğu için anlayış gösterir zannediyorsun değil mi, tam tersi daha fazla stress yaptırıyorlar. Ben izne ayrılmadan “ücretsiz izin almazsın” değil mi diye pazarlık yapmışlardı. Doğuma gitmeme 1 ay kalmışken eğitim aldırmaya falan çalışıyorlardı, başkalarına anlatayım diye… Bunun dışında daha bir sürü şey… Bence önce kadınların birbirine saygı göstermeyi öğrenmesi gerek., erkekler daha saygılı çok garip. Anita gerçekten rüya gibiymiş 🙂

    • Evet gerçekten çok ilginç, katılıyorum sözlerinize. Erkekler konuyu bizzat yaşamadıklarından mıdır, eşlerinden dolaylı yoldan bildiklerinden midir nedir daha anlayışlı olabiliyorlar (bazen). Kadın yöneticilerde ise kesinlikle anlam veremediğim şekilde, aynı kaynana misali “bana şu şu yapılmıştı, n’aapalım yani sen de çekeceksin” yaklaşımları sergilemeleri. Tamam işte, sana kötülük yapılmış olabilir, sen yapma değil mi? Kötülüğü neden devam ettiriyorsun? Eline ne geçecek? Nasıl bir haz hissidir bu?
      Sanırım şöyle birşey var, anlayışlı hoşgörülü düşünceli insan profili zaten yönetici pek olamıyor ülkemizde, illa acımasız olacaksın. E acımasız insandan da hoşgörü bekliyoruz, bizde hata!

  9. Ben gözlemlediğim Amerkada futbolu kızlar amerikan futbolunu erkekler oynuyor. Yine var, cinsiyet ayrımcılığı sanki:-)

    “Kariyer de yaparım, çocuk da” şartlara çok bağlı bir konu. Her kurum, her patron farklı olduğu gibi her anne de farklı. Ben üç çocukla uzun süre kariyer yapmayı da denedim ama dengeyi kuramadım açıkçası: http://www.onlineanne.com/2013/01/05/kariyer-de-yapayim-cocuk-da-konusunu-eline-gozune-bulastiranlar-da-var/

    Sevgiler,
    Pınar

  10. benim de pek hayirla yadetmedigim gunler…

  11. kadının ezildiği toplumlarda, geri planda yaşarken kadın entrikayı öğreniyor,hem cinsleriyle kısır kavgalarda keskinleşiyor,bende yöneticimin bir kadın olmasından korkardım,acaba hangi hususta beni rakip görecek diye…okurken ütopya gibi uzak geldi böyle bir zihin yapısı…

  12. sorun bence 1azda: Bir kismi iyi niyetlide, ihtiyacida olsa birçok hamilenin veya yeni annenin rapor vs. ile gereksiz yere isten izin almasi kaytarma /artniyet gibi düşünülüyor. neden biz zaten isten kaytaran, baskasına biraz daha is yıksak ama müdür olsam kulturuyle yoğrulmusuz!!! Sen cocuk yaptın diye senin sıkıntını, is arkadasın ya da işverenin çekmek zorunda değil mantigi. karsilikli güvensizlik var hem sisteme hem insanlara!!!
    bu konu da ve devletin 3 cocuk, + kadin istihdami ile Meral Tamerin milliyet teki pazar yazısına bakın!

    Yurt Dısında yaşadığım olumlu is ortamını yazmamasa gerek yok sanırım. 6 aylık hamileyken is görüşmesine gidip, olumsuz cvp almadım. nede birisi çıkıp nezaman dogum , nezaman döncen diye sordu!!!

    2.hamileligimde son 6 hafta Dr. raporuma rağmen ise devam ediyorum, bazen evden bazen yari zamanli ama patron is arkadaslarım iyiniyetimi ve motivasyonumu görüyor!

    Tr. de 6 hafta ya da suresi farketmez saglik izni/raporu verilen kaç hamile ise gider? gereksiz yere rapor almaya, baskalarına normal şartlarda işyikmaya çalışan bir insana hamile iken nasıl is arkadasım diye güvenip isleri paylaşacaksıniz??? yasamadım yaşamakta istemem ama “kafa yapısı, kültür, kendi ısımız olmadıgı sürece hep kaytarmaca, hep fırsatçılık üzerine kurulu..”

  13. not: fursatcilikta da kadin/erkek farketmez! kaytarmaca yan gelip yatmak, memur ısını bilir!

    ben isimi seviyorum ama cocuklarmi da… kariyerimde yaşanılan anne olunca pasiflestigim dönemlerde de benden daha çok ileriye gidebilmiş insanlara da bende yeteneksizler basıma geldi/gelecek korkusu/sendromuda yasamadım /yaşamam da insallah. çünkü nasıl anneliği seçtiysem onuda doya doya yaşayıp bir yandan da aklim/gozum nefsim kariyerde tutup, kimse ile “çiş” yarışına girmeyi doğru bulmuyorum.

    isimizi de anneligide “adam gibi yok yani kadın” gibi yapmayı doğru buluyorum. yoksa Tr. de gozlemledigim, kariyer de yaparım annelikte yaparım boş bir lâfdan öteye gitmemiş …ya baskasının sırtından kariyer ya baskasının sırtından (40 bakiciyla) annelik ile sınırlı kalmış:(((((

    herkese secimlerinde bol şans!

  14. Türkiye de evden yapılabilecek işler çok fazla yok ne yazık ki
    Anita gibi patronlarda az. Patron anlayış gösterse diğer çalışanların lafları boğuyor insanı. Sizin anne olduğunuz için aldığınız izinler ve haklar gözlerine batıyor işten kaytarma olarak algılanıyor.