11 Yorum

Olabileceğim En İyi Anneyim

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu haftaki konuğu Ankara’dan Elif Ece Yürük Göksu.

Bankacı olarak çalışan iki çocuk annesi Ece’yle yollarımız önceden de kesişiyormuş aslında: Kız kardeşim Ece’nin liseden de arkadaşıymış Ece. İkimizin de Mersin’de büyümüş olmak gibi ortak özellikleri olunca oralardan da lafladık biraz.

Keyifle okumanız dileğiyle…

***

Bence anne olan bir kadının hayatı ikiye ayrılıyor: Anne Olmadan Önce ve Anne Olduktan Sonra. Anne olmadan önceki Ece’yi bize anlatır mısın? Kimdi? 
1981 Mersin doğumlu, yakınlarının “Hep çok sakin, hep çok usluydu” diyerek anlattığı; içindeki Anne daha üniversite yıllarında ortaya çıkmış, önce arkadaşlarının Annesi, şimdi Ceren Su ve Alp Erkan’ın Annesi…Anne olmadan önce “Mevlevi sabrı”na sahip olduğu düşünülen, Anne olduktan sonra inanılmaz sabırsız, telaşlı; eski sükunetinin yerinde yeller esen Ece’yim.

Anne olduktan sonraki Ece nasıl biri?
Anne olduktan sonra sanki daha evhamlı, kimi zaman daha ürkek, kimi zaman bir aslan parçası…Vallahi Elif, günü gününe tutmayan bir Ece’yim artık ben…Bazen gözüm o kadar kara, söz konusu kuzularımsa, bildiğin dünyayı yıkarım sanki…Bazen öyle kolum kanadım kırık, çaresiz , güçsüz…Çözemedim henüz…

Mutlu mu?
Mutlu muyum? Bunu 30 yaşımda düşünmüştüm. 20 yaşındaki hayallerimle şimdiki hayatım arasında dağlar kadar fark var. Ama insanın hayalleri zamanla değişebiliyormuş bunu öğrendim ben. Ve ortaya çıkan sonuç bana inanılmaz keyif veriyor. Evet mutluyum, çünkü sağlıklıyım, çocuklarım sağlıklı; hayatımı bu haliyle çok seviyorum; en önemlisi bu…Gerisi gelir diye düşünüyorum. Yeni yeni hayaller kurulur, onları gerçekleştirmek için çalışılır.

BesYildizliSoylesi12

“İnsanın hayalleri zamanla değişebiliyormuş.” Ne güzel bir söz… Ve ne doğru. Başka türlü sürekli hayal kırıklıklarıyla dolu olurdu hayat…
Peki, çalışma hayatı ve annelik. Nasıl gidiyor?
Zor, çalışan anne olmak cidden yıpratıcı. Ama şikayet etmiyorum ben, bu benim tercihimdi sonuçta. Neler yaşayacağımı, nasıl zorluklarla karşılaşacağımı az çok tahmin edebiliyordum. Bu sebeple kimseye bu konu hakkında şikayet etmem. Ama kendi içimde inanılmaz hesaplaşıyorum bazen kendi kendimle…Özellikle çok yoğun çalıştığım dönemlerde…

Çalışmıyor olmayı mı tercih ederdin?
Çalışmıyor olmayı hiç düşünmedim. En başta çok yadırgasam da, şimdi işimi seviyorum. Ama çocuklarıma en azından 6 aylık olana kadar bakabilmeyi dilerdim. Mümkün olmadı benim açımdan. Ev aldık, ödenecek krediler falan filan derken, benim de ev ekonomisine katkım olmalıydı. Bu sebeple her iki bebeğim de 4 aylık olmadan işe geri döndüm.

Benim çok imrendiğim bir şeyi yapıyorsun: çocuklarını yetiştirirken aile desteği alıyorsun. Sence hayatını ne kadar kolaylaştırıyor bu?
Çocuklarımı yetiştirirken, eşimin ailesinden çok destek alıyorum. Onlar benim elim kolum gibi inanın. Benim mesai saatlerim çok yoğun, haftada 2-3 gün akşam 20:00-21:00’den önce eve giremiyorum. Sağ olsunlar Kayınvalidem ve Kayınpederimin elleri hep Ceren ve Alp’in üzerinde. “Ne olacak şimdi çocuklara? Ne yiyecekler, Süt içse ya uyumadan…” gibi tedirginliklerim olmuyor benim. Biliyorum ki çok sağlam bir yere emanetler… Bunun dışında Amca ve Yengeleri, kuzenleri de yakın. Onlar da mümkün mertebe destek oluyorlar. Bir de eşimin Halası ve Eşi, kuzenleri bizim binada oturuyor. Eniştem benim için derya, nur nimet, çocuk psikiyatristi çünkü… Onun tavsiyelerine inanılmaz güveniyorum, çok yardımcı oluyor bana… Halam zaten, artık benim Halam, Hakan’ın değil…En büyük desteğim. Şanslıyım ben… Mersin’de tıpkı böyle bir ortamda büyüdüm, kocaman bir ailenin içinde…Şimdi çocuklarım da bu şekilde büyüyor, işte bu kısmı tam hayal ettiğim gibi…

Ne güzel, ne kadar imrendiğim bir şey… “Çocuk yetiştirmek için bir köy gerekir” sözü sizde hayata geçmiş resmen. Peki aileyle bu kadar yakın olmanın olumsuz yanları var mı sence?
İnsan görmek istediğini görür Elif. Elbette vardır aileyle bu kadar yakın olmanın olumsuz yanları… Ama ben hep iyi tarafından bakıyorum. Ayrıca eşimin ailesi her konuda bana tam destek veriyorlar, yeri geliyor Hakan’ın yanında beni kayırıyorlar bolca. Onların gösterdikleri iyi niyete karşılık kötü düşünceleri sokmuyorum hiç içimize. Birbirimizi yanlış anladığımız, belki bilerek ya da bilmeyerek kırdığımız zamanlarımız da oluyordur; ama ne ben ne de eşimin ailesi bunları büyütmeyiz. Her şey hemen tatlıya bağlanır; çünkü her şeyi konuşabiliyoruz biz. Sorunları büyütmüyor, içinden çıkılmaz bir hal almasına izin vermiyoruz.

Ne güzel bir bakış açısı! Ne çok öğrenecek şey var bundan Ece… Belli ki çok seviyeli, karşılıklı güven ve iyi niyete dayalı bir ilişki oturtmuşsunuz, hep böyle devam etsin inşallah.
Peki, sen ve eşine gelelim: evlendikten ne kadar süre sonra çocuk sahibi oldunuz?
Eşime kalsa, evlenir evlenmez çocuk sahibi olmalıydık. Ah ne çok ağlattı beni bu inadıyla bir bilsen…Ama ben beklemek, evliliğe alışmak, biraz da kendimi dinlemek istedim açıkçası. Hazır mıyım değil miyim kestiremedim. Evet, arkadaşlarım, onların aileleri bile bana “Anne Ece” diye bir lakabı uygun görmüşlerdi. Ama bu yeterli mi? Kendimi evliliğin içinde görmek istedim. Ve Hakan’ı bekletebildiğim kadar beklettim. O da ancak iki sene!..

Yine de fena değilmiş canım… Çocuk sahibi olmak çift olarak sizi nasıl etkiledi peki?
Çocuk sahibi olmadan önce, Hakan’ı ve beni yakından tanıyan arkadaşlarım bana, “Siz nasıl bir çiftsiniz? Neden hiç tartışmıyorsunuz Allah aşkına?” derlerdi. Şimdi ben de onlara; “Gelin bir de şimdi görün!” diyorum. Hakikaten, çocuktan önce ve çocuktan sonra diye bir kavram oluştu ilişkimizde. Öncesinde tartışmaktan hoşlanmayan bir çift iken, mevzu bahis çocuklarsa şimdi kolayca tartışabiliyoruz. Ben biraz rahatım aslında; evhamlı gibi görünsem de, Hakan’a kıyasla çok rahat bir anne olduğum söylenebilir. Eşim inanılmaz telaşlı, evhamlı bir baba… Bu durum beni zorluyor işte. Nasıl diyeyim Elif; biri ateşlense; gece boyu onun odasında halının üstünde yatar, nefes alış verişini falan kaçırmayayım diye… Evhamlı olması dışında, inanılmaz bir baba… Eşim biraz “paşa” olarak yetiştirilmiş bir erkek evlat, tüm ailesi “Yıkıldığı yere han kurduk biz onun!” derler. Eli ne soğuk suya ne sıcak suya değmiş diyeyim ben sana… Evliliğimizin ilk zamanları da böyleydi sağ olsun. Ama Baba olduğu an, bambaşka bir insana dönüştü Hakan. Ceren’in altını ilk kez o değiştirdi, her gece benimle kalkıp ben emzirdiysem o uyuttu. Her şeyleriyle yakından ilgilenir, hiç aksatmaz. Dikkat ettiysen, “en büyük yardımcım” falan demiyorum, çünkü Hakan gerçekten “çocuk yetiştirmenin” anneye has bir sorumluluk olmadığının farkında; her ne sorumluluk varsa, ikimize ait. Güzelliklerini de zorluklarını da beraber tecrübe ediyoruz.

Ne kadar güzel. Darısı tüm anne-babaların başına. Örnek bir çiftsiniz bu anlamda, tü tü tü maşallah! 
Yaşları yakınca olan iki çocuk annesisin. Kardeş kavgası durumları nasıl sizin evde?
Kardeş kavgaları yeni yeni başladı bizim hanede…Küçüğüm birilerine vurmanın kötü bir davranış olduğunun bilincinde değil, önüne gelene vurarak gösteriyor sevgisini. Biz olgunlukla karşılıyoruz tabii ama, ablamız gayet güzel karşılığını veriyor son günlerde. Sıkılıyor muyum? Evet; ama zamanla düzelecek biliyorum.

Benim iki oğlum olduğu için etraftan “Her anneye bir kız lazım/Sana bir kız yakışır” gibi imalar almaya devam ediyorum. Bir kız ve bir erkek çocuk sahibi bir anne olarak sen bu imaları bastırabildin mi, yoksa üçüncü çocuk baskısı var mı sana da?
Olmaz mı Elif? İkinci hamileliğimi duyan birçok kişi; “Ne cesaret!” derken şimdi üçüncü çocuğu sorguluyorlar. Daha dün işyerinden bir arkadaş “Üçüncüyü düşünüyor musun?” diye sordu. Hayır, düşünmüyorum, düşünmüyoruz. Allah Ceren ve Alp’e sağlık sıhhat ve güzel bir ömür versin. Bu halimiz yeter bana… Ceren’e hamileliğim – ilk gebeliğim- çok güzel geçmişti. Ama Alp’e hamileyken sıkıntılı bir süreç geçirdim, çok yıprandım. O sebeple, korkuyorum açıkçası, aynı üzüntüleri tekrar yaşama ihtimali bunaltıyor beni…

Sen de benim gibi Mersin’de büyümüşsün. Şimdi Ankara’dasın. Aradaki 20 küsur senelik farkı da unutmadan tabii ki, senin küçük şehirdeki çocukluğunla çocuklarının (en azından sosyal açıdan) daha geniş imkânlara sahip olarak büyük şehirde geçirmekte oldukları çocukluklarını karşılaştırır mısın?
Senin de dediğin gibi sosyal açıdan çok daha fazla olanağa sahipler Ankara’da… Gerçi şimdi Mersin’de de var bu imkanların hepsi. Ama biz büyürken yoktu tabi, olanlar da lükstü bizim açımızdan. Tenismiş, piyanoymuş… Devlet memuru bir babanın çocuğu olarak bunlar hiç ilgi alanıma girmedi benim. Ama şimdi benim çocuklarım için gayet ulaşılabilir hobiler bunlar. Bu anlamda çok mutluyum çocuklarım adına… Ama benim çocukluğumda sokak aralarında oynadığımız oyunlar, yayla evinin bahçesinde çamurdan kap kacak yaptığımız günler, ağaç tepelerinden inmediğimiz zamanlar düşünülünce, ben onlara göre daha şanslıydım. Neyse ki, çok geniş bir alana yayılmış, çok güzel bir sitede yaşıyoruz. Bahçede koşup oynayabiliyorlar, ben de evde tıkılıp kalıyorlar diye üzülmüyorum.

BesYildizliSoylesi11

Bir günün nasıl geçiyor?
Sabah 06:00 gibi kalkıyoruz. Kahvaltı; hazırlanmak falan derken 08:00 gibi evden çıkıyorum. Akşam mesaiye kalmamışsam 17:30 gibi işten çıkıp eve geliyorum. Ceren’i babanne dedesi kreşten almış oluyor, Alp’i de bakıcıdan alıyorlar. Ben 18:30 gibi anca evde oluyorum. Biraz onlarla sohbet muhabbet, eve gel, yemek ye; yedir; ortalığı topla, küçüğe süt, büyüğün soruları sohbeti derken; 21:30 gibi Alp uyur. Sonra Ceren’e kitap okuyup, kendi odama geçerim. En geç 22:30 gibi bildiğin bayılıyorum Mesaiye kalmışsam, 21:30’a kadar olan kısımları pas geç; oradan süt, kitap, uyku, bayıl şeklinde devamı geliyor.

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?
Çocuk yetiştirmenin benim için en zor tarafı geleceğin çok muallakta olması. Nasıl diyeyim; hani “Tahtını yaptık, bahtını yapamadık” gibi bir durum var ya…Sonuçta her anne gibi, çocuklarım için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Ama işte bazı geceler onları uyurken izliyorum ya, o sırada inanılmaz bir sızı gelip oturuyor göğsüme, kendimi hep dua ederken buluyorum; “Allah’ım n’olur kazadan beladan şerden, bütün kötülüklerden koru onları…” diye…Canlarının azıcık dahi olsa yanacağı düşüncesi çok üzüyor beni. Henüz bu duyguyla başa çıkmayı öğrenemedim.

En çok sevdiğin tarafı?
Daha önce de aileme söylemiştim, sabahları pıt pıt ayak sesleriyle uyanıp, bir yatağın içine dört kişi sığabildiğimizi görüyorum ya; o an benden mutlusu yok. Aile olmayı seviyorum. Onların yüzüne bakıp huzur bulmayı seviyorum. Kızımın kahramanı, oğlumun ilk aşkı olmayı seviyorum.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?
Sadece dilediğim vakit elime kitap alıp dünyayla tüm bağlarımı kopartırcasına okumaya dalmayı özlüyorum. Bunun dışında, Hakan da ben de hep çok evcimendik, çocuklarımızla evde olma, onların düzenine ayak uydurma gibi konularda zorlanmadım pek.

Senin gibi bir annen olsun ister miydin? Ya da şöyle sorayım: Çocuklarının yerinde olmak ister miydin?
Bazen çok sabırsız olup, çocuklara sesimi yükselttiğim oluyor. O vakitler anne olarak kendimi duvarlara vurasım geliyor. Ama bunun dışında, henüz geribildirim alamasam da, gelip sarıldıkları, öptükleri anlarda benden yana memnun olduklarını hissediyorum. Olabileceğim en iyi anneyim, bunu biliyorum. Bu yüzden içim rahat galiba…

BesYildizliSoylesi10

Bir anne olarak kendinle gurur duyduğun anlar/alanlar neler? Sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?
Anneliğimle ilgili “İyi ki böyle yaptım!” dediğim yönüm, her iki bebeğimi de hiç hazır mama vermeden büyütmem oldu sanırım. Sabahları 05:30 gibi kalkıp, taze sebze meyve püreleri hazırladım; gece gündüz her uygun anda süt sağdım; sütlerimi biriktirdim. Sağlıklı beslenmeleri için elimden geleni yaptım. Hala dışarıda yemek yemeyi sevmezler, hazır gıdadan hoşlanmazlar. Ama daha önce senin bir yazına yaptığım yorumda da söylediğim gibi, bu beslenme şekli Nutella ile tanışmalarına kadar sürdü. Sonrası; “Nutella candır.” Durumu…

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Daha sabırlı bir anne olabilmeyi dilerdim. Oturup oyun oynayalım desem, en fazla yarım saat sabredebiliyorum Elif. Sonrası, “Lütfen herkes kendi kendine oynasın!”…

Yarım saat mi? Senin performansın oldukça etkileyici bence. Geçenlerde bir arkadaşım, katıldığı bir seminerdeki uzmanın “Her gün 20 dakika mutlaka oynayın” dediğini söylemişti. Benim onu bile yapamadığım oluyor desem? Özellikle de iki tane olduklarından beri…
Peki, “asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Bizim evin otoritesi Annem idi, çok prensipliydi Elif. Ben de ergenlikte bunaldığım vakitler; “Çocuklarıma asla kural koymayacağım!” derdim. Şimdi bakıyorum, bildiğin evin kötü polisi benim. Ama kural koymadan terbiye verilemiyormuş, bunu şimdi anlıyorum tabii.

Kesinlikle katılıyorum, kurallar candır.
Cümleyi tamamlayalım: Şimdiki aklım olsa…
İlk doğumumdan önce mutlaka doğum öncesi kurslara giderdim.

Boşluğu dolduralım: Anne olmadan önce … derdim/düşünürdüm/sanırdım
Her sevginin bir miadı olduğuna inanırdım; şimdi sonsuz sevginin ne demek olduğunu biliyorum

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Çocuğu için şair olan, ressam olan, müzisyen olan, kahraman olan…Kısacası çocuğu için bin bir şekle giren, her şey ama her şey olmaya çalışan kişiye “Anne” denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

11 yorum

  1. Elif Hanım çocuklarının yaşlarını yazmamışsınız 🙂

  2. Elif bir gün seninle bir söyleşi yapalım diye geçirdim içimden. Sorular benden ama:) Çok pis geyiğe bağlarım diye korkuyorum:)
    İyi haftalar

  3. Elif hanım bende Mersinliyim ve söyleşi yaptığınız kişi çocukluğumdan kalan güzel anılarımı bir apartmanda yaşadığım güzel ECE :)Ece’nin kuzeni Ayşe benim ortaokul arkadaşım olur şimdi ne alaka diyeceksiniz ama Ece ile aynı apartmada oturduklarından tüm kızlar derslerden vakit buldukça birlikte vakit geçirirdik ve bende Ece’nin bahsettiği gibi oturdukları apartman da çok kez aile sıcaklığını ve çok çok samimi zamanlar geçirdim.Ececim bende 15 haftalık hamileyim ,ilk gebeliğim heyacanla ama en çok da endişeyle bebeğimi bekliyorum umarım herşey yolunda gider ve sağlıkla kucağıma alırım:)
    Zevkle okuduğum bir yazı olmuş nede olsa memleketlilerim buluşmuş ayrı bir mutlulukla okudum,elif hanım sizi haftasonu hariç hergün takip ediyorum ,sizi tanıdığıma ve gebelik sürecinde böyle yol gösteren bir rehberim olduğu için çok mutlyum.
    Ececim sana o çok şirin ailenle mutluluklar dilerim ,fotolarınız çok güzel ,Rabbim mutluluğunuzu daim etsin 🙂

    • Bernacım,
      İnan tam bir haftadır hafızamı zorluyorum seni hatırlamak için…”Berna Ceyhan” olarak kimse belirmedi zihnimde…(Ki fotografik hafızam iyidir; ama isimlerle aram yok pek…) 😉
      Sonra…”Berna Yaşarsoy” teyidini Ayşe’den alınca, gamzeli bir güzel gözlerimin önüne geldi. 🙂 Bir an seni tanıyamamış olmaktan ötürü utandım.
      Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için…
      Minik bebişini sağlıkla mutlulukla kucağına alırsın umarım. Herşey gönlünce olsun…
      Çok çok öpüyorum, sevgiler…
      Ece 🙂

  4. Ne tatlı ne samimi bir söyleşi. Uzun zaman olmuştu, ağzınıza sağlık.

  5. Çok güzel bir söyleşi olmuş Elif! Bende Mersin’de büyüdüm hala Mersin’deyim:) Küçüklüğümü hatırlattınız bana, teşekkür ederim. Ece’cim çocukların uyurken ki dileğini okurken gözüm yaşardı amin Allah’ım derken buldum kendimi. Benimde 2 oğlum var biri 6 diğeri 1 yaşında. Allah çocuklarımızı korusun. Öpüyorum ikinizide. Güzel ailene mutluluk diliyorum.