43 Yorum

Böyle gelmiş… Böyle mi gitmeli?

Bir aydınlanma yaşıyorum son zamanlarda…

Aslında birkaç aydınlanma birden yaşıyorum, hani neredeyse kafamın içi nurla doldu, taşıyor! Ama şu sıralar en büyük yeri kaplayan konu eğitim sistemi konusu.

Daha da darlaştıracak olursak okullaşma süreci. Okullar neden var, cidden? Sorguluyorum su aralar. Okuyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Soruyorum.

Ve düşünüyorum. Eskiden düşünmeye tenezzül etmeden tek doğruymuş gibi kabul ettiğim şeyleri düşünüyor, sorguluyorum. Türkiye’de geçerliliği olmayan, yurtdışında (özellikle Amerika’da) hatırı sayılır büyüklükte bir kitlenin uyguladığı, bu zamana kadar “delilik” olarak gördüğüm “homeschooling” (ev-okul) olayını neredeyse anlamaya başlayacak kadar sorguluyorum.

2005’te bir Uluslararası Alternatif Eğitim Sempozyumu düzenlenmiş İstanbul’da. Onu düzenleyenlerden biri de benim bir arkadaşım. Bu sorgulama sürecine girdiğim zamanların başında onunla da görüştüm. Konuştu benimle, birçok şey anlattı bana. Dedi ki: “Düşünsene Elif… Doğduğundan itibaren çocuk her şeyi kendi zamanında yapıyor: yürümek, emeklemek, konuşmak, oynamak… Biz sadece yön gösteriyoruz ona… Sonra, 7 yaşında alıyoruz karşımıza, ‘artık neyi ne zaman öğreneceğine ben karar veriyorum’ diyoruz. ‘Şimdi derse gir, şimdi çık. Şimdi Türkçe öğren, şimdi Coğrafya.’ Burada bir yanlışlık yok mu sence?”

Hem de nasıl bir yanlışlık varmış meğer. O kadar farklı şekillerde, o kadar farklı süreçlerden geçerek öğreniyormuş ki çocuklar… Öğrenme öyle “1,2,3… Öğren!” deyince yapılacak bir şey değilmiş ki... Merak gerekirmiş bir, bir de istek. Bu ikisi olmazsa öğrenme olmazmış ki… Sen merak etmeyen bir çocuğa istediğin kadar matematik anlat, üçgenin iç açılarını göster, öğretemezmişsin. Ancak EZBERletebilirmişsin, bize de ezberletildiği gibi.

2005’te düzenlenen Alternatif Eğitim Sempozyumu’nun konuşma notlarını kitaplaştırmışlar. Arkadaşım onu paylaştı benimle. Geçtiğimiz haftadan beri onu okuyorum. Şimdiye kadar beni en çok çarpanı What are schools for? kitabının yazarı Ron Miller’ın konuşması oldu. Bir bölümü şöyle (bir önceki cümlede kitlesel eğitim sisteminden, yani alışageldiğimiz okullardan bahsediyor):

RonMiller

I. Uluslararası Alternatif Eğitim Sempozyumu, Kasım 2005

Geçen günkü Anneysen.com eğitiminde Psikolog Tolga Erdoğan, 3,5 yaşındaki kızının okula başladığından beri resim yapmayı bıraktığını söylemişti. Daha önceden çizdiği düz bir çizgiye “Baba bak, bu ağaç!” diyen kızının, şimdi kendine güvenmediğini, “Ben ağaç çizemiyorum” dediğini anlatmış, bunun da okullardaki şimdi-hep-birlikte-resim-çiziyoruz-ama- çizginin-dışına-çıkmadan-boyuyoruz-ve-gökyüzü-mavi-ağaçlar-yeşil-olur yaklaşımından kaynaklandığını söylemişti. Bundan çok rahatsızlık duyduğunu söylemiş, “Peki ne yapıyorsunuz?” diye sorulduğunda da “Zararı telafi etmeye çalışıyoruz” demişti.

“Zararı telafi etmek???” Okul dediğimiz eğitim kurumlarının çocukların yaratıcılıklarını böylesine baltalaması, onları böylesine tektipleştirmesi, bunu gören eli kolu bağlı ebeveynlerin de bunu telafi etmeye çalışması ne  büyük bir yanlış. Benim de uzun zamandır hissettiğim, içimi acıtan bir gerçek bu… Okulların verdiği zararları telafi etmeye çalışan ebeveynler. Şu anda, geldiğim noktada (ki bunu sadece bu seneki ilkokul sürecimize dayandırarak söylemiyorum) ebeveyn olarak en önemli görevlerimden birinin halihazırdaki eğitim sistemine RAĞMEN çocuğuma iyi bir eğitim vermek olduğunu düşünmeye başladım. 

“Burada bir yanlış yok mu?” diye sormuştu arkadaşım. Bence var,  hem de çok büyük, çok temel bir yanlış. O kadar temel bir yanlış ki, o artık bizim gerçeğimiz olmuş. O yanlışın dışındaki doğrular alternatif olmuş.

Böyle gelmiş, böyle mi gider? “Biz de bu sistemde büyümedik mi” laflarına karnım tok. Evet, büyüdük ama şu anda geriye dönüp baktığımda sorguladığım o kadar çok şey var ki… Bana fırsat verilseydi, ezberin dışına çıkmam sağlansaydı, herkes gibi olmam gerekmese, iyi bir işi garantilemenin en önemli başarı kriteri olduğu düşündürtülmeseydi ben belki piyanist olacaktım? Belki içimdeki voleybolcunun peşinden gidecektim? Kim bilebilir??

Kimse…

Bu zamana kadar böyle gelmiş, evet. Ama bundan sonra böyle gitmemeli.

Özel okulmuş, devlet okuluymuş; serbest kıyafetmiş, formaymış, 4+4+4’müş, 66 aymış… Onlara gelene kadar çok daha temel bir sorunumuz varmış meğer.

Kutunun dışına azıcık uzatınca başımı, buzdağının geri kalanını görebildim.

43 yorum

  1. ”Belki içimdeki voleybolcunun peşinden gidecektim…”
    Çocukken hentbol oynardım, lisanslı sporcuydum. Ortaokulda derslerime engel olduğu için bıraktım. Hergün kütüphaneye gider kitap okurdum, kocaman bir dünyam vardı.
    Şimdi bir masanın başında, karşımda bilgisayar ekranı, 86 kiloya ulaşmış, internette ansiklopedi okuyup okuma açlığımı gidermeye çalışan başarılı bir iş kadını oldum, artık garantili işim ve hayatım var ne mutlu bana….

  2. O çok mutlu kadınlardan biri de benim , kimya mühendisi babanın kimya mühendisi kızıyım .
    Okurken bırakın neyi sevdiğimi keşfetmeyi ( ki sonradan çook sonralardan keşfettim tabi ) okuyacağım bölüme bile sistemin ve babamın karar verdiği biriyim . Bende bilgisayarın başında sevmek zorunda olduğum ve sonunda da kabullendiğim bir mesleği tam 7 yıldır yapıyorum .İnanın benden de mutlusu yok …

  3. eğitim sistemine rağmen bişeyler yapmalıyız, biz treni kaçırdık, başarılı (!) olduğumuz işlerimiz var ve para kazanıyoruz ama mutsuzuz hayallerimizin peşinden gidemediğimiz, anne babamızın hayallerini kendi hayallerimiz sandığımız için(babam istedi diye doktora yaptım ben) ama çocuklarımızı bundan kurtarmalıyız, önce kendimizinkileri sonra tüm çocukları

  4. Kizim 2,5 yasunda. 4+4+4 sistemi tartisilmaya baslandigindan beri dusunuyorum ve vardigim sonuc su: okullar cok gereksiz. Cevre yuksek muhendisiyim yani 7 yasimdan sanirim 26 yasima kadar okudum, yaklasik 20 sene. Harcadigim zaman, ogrendigim bilgi, edindigim aliskanliklar, aldigim keyif oranlarini kiyasladigim zaman bu 20 yilin ennnn az 15 yili bosa harcanmis. Evet diplomam sayesinde bir isim var ama o isi yaparken ne kadar keyif aliyorum; ustelik de aklimin bir yarisi surekli evdeki kizimdayken? Hele de egitim sisteminin ici bu kadar bosaltilmisken kizimi okula gondermeyi dusunmuyorum. Nasil yaparim bilmiyorum ama simdilik aklimin yattigi cozum bu. Ha bur sekilde mecbur kalir da gonderirsem (devlet zoruyla veya kizimin arkadaslarina ozenmesi nedeniyle, vb) ona soyleyecegim tek sey su: git ve keyif al. Dersmus sinavmis hic onemli degil. İlgini ceken konular dinle cekmeyen konularda ya eve gel ya da sinifin duzenini bozmadan takil ( resim yap kitap oku ne bileyim iste, oyle bir seyler) belki cok utopik dusunduklerim belki tam tersi davranirim o zamanki sartlar altinda ama simdiki fikrim boyle. Kisaca yaris ati yetistirmekten baska bir isr yaramayan bu bos egitim sistemiyle heba etmek istemiyorum kizimin yillarini.

  5. napıcaz peki?

  6. Öncelikle kitabın adını merak ettim öğrenmek isterim.
    İkinci olarak ; eğitim sisteminin biz annelerin ve çağın gereklerin çok gerisinden geldiği su götürmez bir gerçek. Buna dur demek şimdi mümkün gibi görünmese de biz annelerin okullarda varlık göstermesi ve bazı taleplerde bulunmasının bu değişikliklerin yoluna açıcağına inanıyorum. Ayrıca belirtmek isterim ki, hayallerimizin peşinde koşmamış olmamızın tek sebebi eğitim sistemi değil. Eski aile yaklaşımlarının etkisi büyük. Bizler başarılı çocuklar hele aileden kendilerini birşey kalmayacaksa bir meslek sahibi olurlar mottosu ile yetiştirildik. Ailelerimiz gelecek kaygısı bu mottonun oluşmasında etkendi, yaşadığımız ülkenin güven vermeyen gerçeklerinin olduğu kadar. Ancak bu artık bizim çocuklarımız için geçerli değil. Bizler biliyoruz ki hayat sadece meslekten ibaret değil,çocuklarımıza ailelerimizin bize sunduklarından daha fazlasını sunuyoruz. Çağ değişiyor. Bizim çocuklarımız mühendis, doktor olmak zorunda değil, gönülleri her ne istiyorsa onu olabilirler ama mutlu olsunlar istiyoruz.

    Buna inanıp, bu yolda ilerler isek sistemin bize uymasını sağlayabiliriz.

    Geçen sene Kayra’ya okul seçerken 4 çocuğunu da Galatasaray lisesinde ve ülkemizin seçkin üniversitelerinde okutmuş kayınpederimin ” sizler meslek sahibi olmak zorundaydınız, koşullar onu gerektiriyordu ancak çocuklarınız için bu geçerli değil, bırakın kendilerine uygun,sevecekleri işleri yapsınlar ” demesiyle bir nevi yanlışını kabul etmiş ve bize güzel bir öğüt vermiş oldu. Bu sözler hiç aklımdan çıkmıyor.
    Ben de ileride bu sözleri söylemek istemiyorum.

    • Umut verdi bu yorumunuz.

      Bu kitap satışta olan bir kitap değil bildiğim kadarıyla. Sempozyum notlarının kitaplaştırılmış hali. Sempozyumu düzenleyen arkadaşım verdi bana da…

  7. Bir çok ülkede büyük temel yanlışlar o kadar fazla ki çocuklarımızın geleceğe nasıl hazırlanacağı konusunda insan şüpheye düşüyor.

  8. http://ozanoyunbozan.blogspot.com/2011/08/ogretim-sistemi-ve-cehaletin-gercek.html
    şu yazı dizisine bakın da oturup ağlayın:( okuduğumdan beri ne yapacağımı düşünüorum ben de

    • Evet, sonunda gözlerim doldu gerçekten.

      Çok teşekkürler paylaştığın için.

  9. Hem sana hem de yazında bahsettiğin şekilde düşünen herkese bir süredir takip ettiğimiz bir oluşumdan söz etmek istedik. http://www.rightbrainsare.us . Böyle bir yaklaşıma, açılıma, projeye, örgüte ihtiyaç var, ne dersin? 😉

  10. Bu sorguladıklarını ben de sorguluyorum zaman zaman Blogcu anne,birşeyler yapılması gerektiği çıkıyor ortaya ama nasıl yapılacak. Ben de Uluslararası Folklor ekibinde folklor oynamak isteyen,tiyatro yapmak isteyen bir insandım ama “annemin hayır önce derslerin sözleriyle karşılaştım”,ben anne olunca çocuğum ne isterse onu yaptıracağım dedim fakat bakınca belki benim annem de bunları düşündü ama ben gibi o da nasıl yapacağını bilemedi. Görüyoum ki bu kısır döngünün içinde birçok anne var ne aslında bunu görmek de güzel bence yapılabilecek herşeye varım ne yapalım Dernekmi kuralım?

  11. Bu sebeple değil mi ki o kadar çok mutsuz insan var ki ülkemizde…Başarmış,bir yerlere gelmiş,ama mutsuz.Sezen Aksu’nun bir şarkısı vardı hani;”Ne göreyim kendime yıldızlardan daha uzaktım!” diyor ya…aynen öyle.

  12. Mimarlık eğitimi aldım, okulda bir hocamız: “Çocuklar 1. Sınıfta çizdiğiniz projelerde hayalgücünüz daha iyiydi, diploma projesindeki projeleriniz daha sıradan, biz size ne yapmış olabiliriz böyle” demişti. Hala aklımda maalesef…

  13. Aynen buzdağının diğer yüzü, kızım özel bir okulda ,ocakta okuma bayramı yapıldı .Pardır küldür okutuldular bence kocaman bir başarısız ve yetersizlik hissi küçücük yüreklerine oturdu şimdiden, dakika ile okutarak çocukları rekabete sürüklediler, of of dört ayda olanlara bak ….hepsi okudu ama gerisi boşşşş çoğu okulda pedagojinin ‘P’ si bile yokkkk …..
    Bize de verilen zararların telafisi düşüyooooor anlatsan da yoruluyorsun boş bakan yüzler bu kadın da ne diyor halleri okul yöneticileri ve öğretmenlerin durumu bu ….Bu konuda kendimi çok üzgün ve çaresiz hissediyorum …..

  14. Oğlum 2,5 yaşında ve arkadaş edinsin sosyal olsun diye seneye okulu düşünmeye başlamıştım ama sonra arkadaşım kızına bi kaç okul bakmış onlarda da saat 12 den 1 e veya 2 ye kadar uyumak zorunluymuş.Şimdi benim oğlum kendi istediği zaman genellikle 11 civarı uyumak ister ama okula gönderirsem onların dediği gibi uyuyacak (yorumlarda da okuduğum gibi)çizginin dışına taşmayacak çizimler öğrenecek ve belki de o çok sevdiği legolardan sadece öğretmenin öğrettiği şekilleri yapacak?Bilemiyorum ezberci ve kabullenmiş bir çocuk bende istemem.Ama bu sistemin böyle olduğunu değiştirmemiz gerektiğini ve alışagelmişlikten çıkmamız gerektiğini oğluma nasıl anlatıcam?Okula git ama istediğin ilgilendiğin sevdiğin dersi dinle, sınavlar önemli değil ,Ödevlerini yapmak zorunda değilsin bunları mı söyliycem.Bunları söylersemde hepten tembelleşip hepten gamsız ilgisiz bi çokcuk olursa.Bu konuda çok annenin soruları var herkes kendine daha yakın çözümler bulmak zorunda.Benim şu an ki fikrim belki seneye bi kaç arkadaş edinsin diye haftada 2 gün öğleden sonra gönderebilirim sadece oyun grubu için yani ! Sonrada dini eğitimi küçük yaştan başladığına inanan biriyim ona ağırlık verilen bi okul tercih sebebimiz olucak heralde şu an ki fikrim değişmezse.Böylece okulun sınavların kariyerin koşuşturmanın çok da önemli olduğunu belki daha iyi kavrayabilir diye düşünüyorum.Allah bütün annelere sabır evlatlarımıza da güzel sağlıklı yarınlar nasip etsin…

    • Böylece okulun sınavların kariyerin koşuşturmanın çok da önemli olmadığını belki daha iyi kavrayabilir diye düşünüyorum.Allah bütün annelere sabır evlatlarımıza da güzel sağlıklı yarınlar nasip etsin…

  15. hah zurnanın zırt dediği yer…
    Biz ana sınıfına yaşımızda başladık ama aynen Tolga beyin bahsettiği dayatmalı eğitim nedeni ile aylarca resim yapmak istemedi. Hatta şu an 2. sınıfa gitmesine rağmen resim dersinde boya kullanmak istemiyorum, bana boya almayın diyor. Kurşun kalem kullanıp kendi yüreğinden geçenleri çiziyor bizde bütün bunları efenin haritaları olarak evin her tarafına asıyoruz. Dersler metazori okumaya geçiş desen farkı yok lakin sadece inanın eğitim sistemi ile ilgili değil evet oralarda bazı kurallar var ama bizim beyinlerimizin içindeki hurafeler kadar değil… Bir anne helede şimdi şua an çocuğu bire ikiye giden bir anne okul çıkışı çocuğuna gününü sormak sevgisini göstermek yerine yazılı olmuşsunuz kaç aldın diye soruyorsa orada bir durun derim. Okulun aidatını ödediği halde yönetimin zaman yetmiyor temizliyemiyoruz, lafına karşın kovalar viledalarla gelip sınıfta her gün rutin temizlik yapıyor ve bunu kabulleniyorsa bir şeyler hakikatten ters gidiyor. Burada bu velileri yaptıkları işten eleştirmiyorum yanlış anlaşılması kabullenişten şikayetçiyim. Önce kendi benliğimiz ve aklımız ile çocuklarımızın aldığı hiç bir dersin gerçek manada öğrenme odaklı olmadığını kabul etmeliyiz. Sonra bununla savaşabiliriz. Oğlumun gittiği okulda sadece önünde bir saat durup bir kulak misafiri olsanız inanın şaşardınız. Hemde bu devirde bu zamanda diye…
    En kısada kaçmak yada başka okul bulmak derdindeyiz . Daha neler var neler anlatsam inanın dudak uçuklatır. Mesela ben bir okul için öğretmenimizin iznini talep etmiştim ilk yarı zaten işlemi anlattığımda hemen okulun adını zikretti. Bende altında ezilmesin diye sizinle alakalı bir durum değil dedim. Aile olarak okulu yetersiz buluyoruz yada oğlumuzun daha iyi şeyler başarabileceğine iananıyoruz deimştim oda beni desteklemişti. Sonra ne mi oldu? İlk toplantıda bana laf değdirdi. Efendim Altın çamura düşmekle pul olmazmış okumak isteyen çocuk her yerde başarılı olurmuş…
    Üstelemedim sonuçta çocuğumda emin olduğum kadar kendimden de eminim ama bu zihniyet kalkmadıkça daha çok çocuk harcanır bu uğurda…
    Bazen takip ettiğim blogger arkadaşlar arasında hemde çocukları devlet okuluna arkadaşların postlarına denk düşüyorum. İnanın imreniyorum. Şans mı demeli çok fazla dürüstlük mü yoksa saflık mı bilmiyorum. Doğrusu olsun ve çocuğumuz uykusuna doysun sağlıklı gitsin gelsin dedik ve adreslerimizi oradan buraya taşımadık daha iyi bir okul için dedik ki en iyi okul evimize yakın olan okuldur. Bu düşünceden yola çıkmıştık ama işler öyle yürümüyormuş bu memlekette bizim okul okuduğumuz zaman gibi değil her şey ciddi anlamda hep rant adına hemde okullarda bile ne diyeyim. Bu defa biraz araştırmalı diyorum eşime ama biraz da şans mı gerek ne?

  16. Yine güzel bir konu Elif..Benim kızım okul çağında değil belki ama sistem daha şimdiden beni de düşündürüyor.Bende güzel sanatlara yeteneği olan diken kesen biçen tasarlayan bir kişi olarak işletme okudum.Şimdiki aklım olsa asla okumazdım.Geçmişte belki bize dayatılana evet dedik ama gelecek için bir şey yapmazsak ezberci saksı bitkilerimiz olacak 🙁

  17. biz millet olarak birbirimiz üzerinde akla gelebilecek her konuda baskı kurmaya öyle alışmışız ki ister istemez parçalanıp un ufak oluveriyoruz bu baskıcı zihniyet içinde. özgünlüğümüzü yitiriyoruz, yaratıcılığımızı… aynı olumsuzlukları bire bir yaşadığımız halde yavrularımızın da yaşamasına karşı çık(a)mıyoruz. neden? çünkü yeterince güçlü ve cesaretli değiliz. çünkü korkak bireyler olarak yetiştirildik ve sessiz kalmayı öğrendik. diren(e)miyoruz. toplanıp örgütlenip sesimizi duyur(a)mıyoruz. ahlarla vahlarla kendi köşemize çekilip acıyla izliyoruz olan biteni.

    burada pek çoğumuz samimi cümlelerle dertlerimizi anlatıyor, bir nevi içimizi açıyoruz birbirimize. geçmişte içimizde kalanları, yaşayamadıklarımızı, pişmanlıklarımızı nasıl da içtenlikle döküyoruz cümlelere. yavrularımız için dilediklerimizden bahsediyoruz ama malesef somut bir şey yok ortada.

    bir arkadaş çocuğunu okula göndermeyeceğinden bahsetmiş, fazlasıyla ütopik geldi okuyunca ama dedim ya bu düşündüğünü başarırsa? ne süper olur! gerçi bu durumda da yine çocuklarımız adına bizler karar vermiş oluyoruz ama en azından “baskı” unsurunu ortadan kaldırmaya niyetlenir gibi oluyoruz ki hiç yoktan iyidir. peki istediklerimizde, düşündüklerimizde başarılı olabilecek miyiz? pek sanmıyorum.

    sadece etrafıma bakıyorum. yaşadığım şehirde iş yerimde ya da oturduğum apartmanda ve aile çevremde nasıl örnekler var? düşününce hiç de iç açıcı değil gözümün önüne gelen manzara. okul-dershane-ev üçgenine sıkışmış çocuklar… hem de şikayetçi değiller, kabullenmişler bu durumu. ne kötü! kabullenmeyen de “kötü çocuk” oluyor, tembel oluyor, vurdumduymaz oluyor. ne yazık! şehrin en yüksek puanlı fen lisesine dereceyle girdi bir iş arkadaşımın başarılı oğlu, okul servisine binmek için karşıdan karşıya geçerken annesi yardım ediyor! yahu ben liseye giderken fıldır fıldır gezerdim etrafta, nerde kaldı karşı caddeye annemle geçmek? bir başka iş arkadaşımın kızı ders çalışmayı sevmediği için, özel ders alıyor pahalı öğretmenlerden. ders çalışmayı sevdirecek besbelli çocuğa! aynı çocuk tiyatroya meraklı, ailesi hafiften bu durumu da destekler gibi olsa da geleceği için hiç olmadı “özel üniversite”de okur planları yapıyor.

    yani içinde bulunduğumuz durum her ne kadar sistemin eksiklik ve yanlışlarından kaynaklanıyor olsa da biz ebeveynlerin yanlışlarından da besleniyor. bizler kendimizi düzeltmeyip, etraftan etkilenmeyi ve çevremize “mahalle baskısı” kurmayı bırakmadıkça korkarım hiçbir şey yoluna girmeyecek.

    peki ne yapmalıyız? sahiden ne yapılabilir?

  18. http://www.youtube.com/watch?v=iG9CE55wbtY
    Sir Ken Robinson: Do schools kill creativity?

    Izleyin mutlaka… Hem eglenceli hem dusundurucu…

  19. İçim karardı mı desem aydınlandı mı bilemedim….

    Bu arada bana sorgulanan Öğretim gibi geliyor. Eğitim dediğimiz şey bebeklikten itibaren ailenin verdiği birşey değil mi? Bu herşeyi kapsıyor ama sonra okul dönemi ve öğrenme, öğretme ve öğrenim başlıyor işte orada tüm ayarlar değişiyor. Eğitim & Öğretim derler ya hani. Hiçbir şey öğretilmiyor çocuklara ezberletiliyor genel olarak dediğin gibi. Öğretilmesi gereken üçgenin açılar mı yoksa bunu neden bilmesi gerektiğimi.

    Hayatım boyunca matematikten nefret ettim bunlar benim hayatımda ne işe yarayacak dedim cevabını öğrenemedim. Şimdi cevabı biliyorum ama matematik bilmiyorum ve üzgünüm!

    Keşke fabrika ayarlarına dön falan olsa

  20. Sık sık düşündüğüm konu bu bu aralar, geçenlerde ilkere dedim ki; biz çok farklı olabilirdik ailelerimiz bizi ellerinden geldiğince en iyi şekilde yetiştirmeye çalıştı yazık ki başarı akademik düzeyden öteye geçmedi. Üniversite sınavı o denli büyümüş ki gözümde inan kazandığımda bu hayatta başarı ile ilgili üzerime düşeni çoktan yaptığımı düşünmüştüm. Sonrasında işimi ne kadar iyi yapsam da asla mutlu ve tatmin olmuş hissetmedim kendimi. İyi gelir iyi hayat şartları ok hepsi güzel peki benim gerçekten istediğim bu muydu?

    Geçenlerde kendisi gibi mühendis olmamla gurur duyan babam blogumu okuduktan sonra “ya sen mühendis olacağına edebiyat okusaymışsın” dedi, üzüleyim mi iltifat mı kabul edeyim bilemedim. Ne mutlu bir mühendis olabildim ne yazarlığım hobiden öteye geçebildi. İşte öyle…

    Sevgiler

  21. Gercekten oyle kaliplasmis ki egitim/ogretim sistemiyle ilgili fikirlerimiz, disardan bakip objektif dusunmek epey zor. Daha bir kac sene once basima gelen bir olay bu gercegi acik secik su ustune cikarmisti: Amerika’da yasiyorum, bir universitede bir arastirma laboratuarinda calisiyordum. Universite birinci sinifa yeni baslamis bir kiz da bizim laboratuarda calismaya basladi. Cok parlak bir ogrenci. Sohbet ederken “homeschooled” oldugunu, yani ev-okulda okudugunu, “normal” okula gitmedigini ve Lise 2’ye kadar annesinin evde ona ogretmenlik ettigini anlatti. Benim aklima ilk gelen soru, peki sinavlar icin ne yapiyordun, oturdugun yerin okuluna mi gidiyordun cinsi bir sey oldu. Kiz sorumu pek anlamadi. Ne sinavi gibilerden bakti 🙂 Yani ogrendigini nasil test ediyordun, nasil anliyordun gibilerinden sorumu degistirdim. Cevabi, bir konuyu iyice anlayip sindirene kadar annemle uzerinde calismaya devam ediyorduk, anlayinca da yeni konuya geciyorduk oldu. O kadar alismisiz ki sinav mantigina, kafamiza oturmuyor sinavsiz ogrenme…

    Bu arada ek bir bilgi, Amerika’da cocuklarini “ev-okul”da egiten ailelerin hemen hepsi muhafazakar ve devlet okullarinin fazla serbest oldugunu ve yeterince dini egitim vermedigini vesair dusundukleri icin bu yolu seciyorlar. “Normal” okullara giden cocuklarla karsilastirildiginda bircok kritere gore, mesela universiteye kabulde, ortalamanin uzerinde basarililar. Kendi aralarinda “destek gruplari”, faydalandiklari bir cok kaynak var (yerel kutuphanedeki faaliyetler gibi); yani evde oturup sadece kitap takibi seklinde ogrenmiyorlar.
    Bu arada, yukardaki hikayede neden sadece Lise 2’ye kadar annesi ogretmis diye merak eden varsa, o noktadan sonra annesinin bilgisi yeterli olmamaya baslamis bazi konularda. O yuzden bazi dersleri yerel lisede almaya baslamis. Sanirim son senesinde de “normal” lisede okumus.

  22. Evde eğitim kulağa ne hoş geliyor. Şahsen ben böyle bir şeyi çok arzu ederim kızım için. Yazılanlar çok doğru ancak bir hatırlatma yapmakta fayda var. 4+4+4 gündeme geldiğinde de çok sayıda anne çocuğunu erken yaşta göndermeye dünden razı idi. Malesef ülkemizin eğitim düzeyi yüksek anne-baba oranı, ya da çocuğuyla buraya yorum yazan kişiler kadar ilgili olan anne-baba oranı çok değil. Böyle bir sistem ilgilenilmeyen çocuklar için felaket olabilir ne yazık ki.

    Ne kadar doğru bilmiyorum eskiden komünist Rusya’da çocuklar doğduklarından itibaren takibe alınır, yeteneklerine göre yönlendirilir, zeka seviyesi yüksek ise özel eğitim verilir gibi şeyler duyuyordum. Bizim ihtiyacımız olan bence böyle bir denetleme sistemi aslında. Her çocuk fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından takip edilse, ona göre farklı eğitimler alsa, tabi denetleyenler gerçekten işini doğru yapacak kişiler olsa, evde eğitilmeye müsait durumlarda evde, olmayanlar için okullarda eğitim verilse.. Tabi ülkemizde böyle bir sistemin kurulması ne kadar mümkün olur onu hiç bilemiyorum 🙁

  23. Ulke olarak egitim hedeflerimizi yenilememiz gerekli oncelikle. Egitim fakultelerinde ogretmen yetistirirken ezberci egitim alt edilmeli oncelikle. Tum gencleri sinav sistemiyle , gelecek korkusuyla korkut sonrasinda da formayla 66 ayla vatandasin gozunu boya. Yani Elif mili egitim icler acisi halde. Cocuklarimizin ozgur okullarda ozgurce , gonlunce egitim almalar dilegiyle. Ama ogretmenlerimiz de elini tasin altina koyarak.

  24. Sonunda yillardir gordugum ve beni cok uzen egitim sorunlarimizi blogcu bir anne de gordu ve paylasti. Ogretmenlerden bu tespitleri dinleyip dikkate almayan sistem belki bu guzel yazilarla farkeder ogutulen ogrencilerimizi. Harika bir yazi. Yanlislari farkedip cozum uretememek veya cozumleri uygulayamamak cok yoruyor. Umutla… Tesekkurler

  25. Ayni sikintilardan biz geciyoruz bu aralar. Neden egitim lazim? Nasil egitim iyidir? diye kafa yormaktan bitap dustuk. Mevcut sistemden en hasarsiz nasil bu cocuklari cikaririz ben henuz tam cevabini veremiyorum. Ama John Holt’un kitaplarini okumak cok rahatlatiyor. Turkce’de var mi bilmiyorum ama “homeschooling” akiminin olusmasina en buyuk katkisi olanlardan J.Holt. Oku bak o zaman nur inecek 🙂

  26. Çok uzun zamandır, çevremizdeki ebeveynlerin okul telaşına tanık oluyoruz maalesef. Maalesef çünkü hiç birimiz güven duyduğumuz bir eğitim modeline teslim edemiyoruz çocuğumuzu. Bu artık bizler için lüks oldu. İşte bu düşünce ya da endişe aylar önce bizleri, Montessori sistemine inanan birkaç veliyi harekete geçirdi ve Montessori Eğitim Derneği (MONED) kuruldu.
    Her bireyin farklı olduğuna inandığımız için, çocuklarımızın geleceği için, alternatif bir eğitim sistemi için, çocuklarımıza bir Montessori ilkokulu verebilmek için bir araya geldik.
    Hedefimiz, Eylül 2013′te Ankara’da veli insiyatifli ilk Montessori İlköğretim Okulu’nu açmak ve bizim gibi çocuğunun eğitimine önem veren herkese alternatif eğitim imkanı sunmak.
    Montessori eğitim felsefesi ve akademik bakış açısı ile ilgili bilgilendirme seminerlerimizin ilkini 24 Mart Pazar günü, Melek Çilingir’in sunumuyla Ankara Tunalı Otel’de gerçekleşeceğiz. Tanışmak ve bilgi almak isteyen herkesi aramızda görmekten mutluluk duyarız.
    Seminer ile ilgili detaylı bilgi almak ve katılımınızı bildirmek için info@moned.org adresine mail atabilir ya da 555 274 49 20 numaralı telefondan İçten Sayın ile iletişime geçebilirsiniz.
    Montessori Eğitim Derneği (MONED) ile ilgili detaylı bilgiye http://moned.org adresinden ulaşabilirsiniz.

  27. Elif Elif Elif … harikasın ya saatlerdir eşimle çocuğumuza dersinin nasıl çalıştırılması gerektiğini tartışıyoruz. Sonra bu saat olmuş hadi bir siteye bakayım diyorum. Eşimde aslında burada yazılanları anlatmaya çalıştı. Ama anlattıklarını böyle örneklendiremediği için anlamamakta ısrar ettim. “Doğduğundan itibaren çocuk her şeyi kendi zamanında yapıyor: yürümek, emeklemek, konuşmak, oynamak… Biz sadece yön gösteriyoruz ona… Sonra, 7 yaşında alıyoruz karşımıza, ‘artık neyi ne zaman öğreneceğine ben karar veriyorum’ diyoruz. ‘Şimdi derse gir, şimdi çık. Şimdi Türkçe öğren, şimdi Coğrafya.’ Burada bir yanlışlık yok mu sence?” Benim yaptığımda aynen buymuş. Ve çizginin dışına kaçırma diyen annelerdenmişim. Yazın için sonsuz teşekkürler.

  28. yanlış bilmiyorsam; Erkin Koray da kızını okula göndermemişti. HİÇ.
    üniversitede okurken öğrenmiş ve şaşırmıştım ama şimdi anlıyorum.

  29. merhaba Elif

    ben de aynı sistemin mağdurlarındanım. 2002 de tekstil müh den mezun oldum ve iş hayatına atıldığımda bu işin ve bana öğretilenlerin hiç bir işe yaramadığını mutlu olmadığımı gördüm ve oğlum doğumunu da bahane ederek ayrıldım. şimdi hayalim olan ing.öğretmenliği bölümünü okuyorum ,33 yaşındayım, hayallerime bu kadar geç kavuşmamamın nedeni malesef bu tek tip insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim sistemimiz. nitelikten çok nicelikle uğraşılan bir eğitim sistemimiz var malesef. home schooling olayını amerikaya gittiğim de bir arkadaşımdan duymuştum ve devamında Bugün gazetesinde Gülay Göktürk ün yazılarında okuduğumda keşke burada da olsa dediğimi hatırlıyorum. dilersen o yazılarıda okyabilirisn.

  30. Elif Merhaba,
    Yazini yine keyifle okudum. Aslinda daha onceki egitim yada okullarla ilgili yazilarini okurken aklima soyle bir soru takilmisti. ” Neden Elif ve Elif gibi Amerikayla iliskisi olan, ingilizcesi iyi olan ama Turkiyede yasamayi tercih eden anneler cocuklarina homeschool egitimi vermeyi dusunmuyorlar?” Homescooling terimini yaklasik 15 yil once ilk duydugumda bende senin gibi delilik oldugunu dusunmustum. Artik oyle dusunmuyorum eger Turkiyede yasamaya devam etseydik cocuklarimi Amerikan mufradatiyla kesinlikle ev okuluyla egiticektim. Ancak simdi Amerikadayken kucuk kasabada oldugumuzdan dolayi burda henuz yapmayi dusunmuyorum. (Buyuk sehirde olsaydik goz onunde bulundurudum cunku homeschool coop lar cok daha aktif buyuk yerlerde). Homeschool ile ilgili dusuncelerimin neden degistigini kisaca soyle siralayacagim.

    – Ana neden son 15 yil icinde Turkiye’de egitiminin ozellikle orta ve lise kismini homeschool ile biteren kisisel olarak tanidigim yabanci cocuklarin basarisini ve hayatlarini gorudugumde gorusum degismeye basladi
    – Homeschool ile egitilmis ogrenciler universitede cok daha basarili oluyorlar ve cok daha iyi universitelere girebiliyorlar (Tabiki Amerika’daki universitelerden bahsediyorum)
    – Cocugunuz ne ogrenecegine daha fazla katkida bulunabiliyorsunuz (tabiki belli bir mufredati takip etmek zorundasiniz ama secmeli konularda sizin soz hakkiniz cok daha fazla) Boylece cocugunuz ilgi duydigi konulara agirlik verebiliyorsunuz
    – Homeschool zaman konusunda muthis bir esneklik kazandirmakta homeschool sistemi ile cocuklarin ogrenmesi gereken konulari cocuklar okula kiyasla yari zamanda ogreniyorlar boylece hayatlarini ve cocukluklarini yasacayacak cok daha fazla zaman geriye kaliyor.
    – Ogrenciler kendi kendine daha iyi ogrenen bireyler oluyorlar.

    Daha bir suru madde sayabilirim ama bunlar gorusumu degitiren temel unsurlar. Eger TR’de homescool yapsaydim en buyuk korkum cocuklarimin yeterince sosyallememesi olurdu ama bunun icinde cesitli cozumler uretebilecegimi dusunuyordum. (Okullarin sosyal aktivetelerine katilma vs gibi)
    Ayrica burda homeschool yaparken isterseniz sadece siz yapiyorsunuz istersenin resmi olmayan homeschool guruplarina katilip diger ebeveynlerle beraber ortak homeschool derseleri bile yapabiliyorsunuz (mesela ispanyolca bilen bir ebeveynin bir guruba beraber ogretmesi gibi) .
    Ben de istanbulda yasaydim benim gibi dusunen benim gibi olanaklara sahip (ingilizcesi olan ve bir sekil Amerikayla iliskisi olan ) aileler bulup onlarla ortak birsey yapmaya calismayi dusunurdum hatta bence siz direk homeschool ogretmeni olmak istemiyorsaniz bence Amerikadan bir sure TR de yasamak isteyecek genc universite mezunlari bulup homeschool is teklifi bile verebilirsiniz.Bir cok insan bunu room board ve cokta ucuk olmayan bir rakama yapar. Tabikide TR deki okul sisteminden legal olarak cocugunuzu nasil disinda tutarsiniz onuda bilmiyorum ama tek bildigim olurda TR ye donersek ben cocuklarimi buyuk bir ihtimalle homeshool egitim sistemiyle egitecegim.

  31. Elif harika bir yazi olmus. Bende su anda ayni surecten geciyorum. Eskiden homeschool lafini duyunca ciddiye almazdim bile. Ama kizimla su preschool evresinde gecirdigim deneyimlerden sonra gercekten egitim sistemini bende sorgulamaya basladim ve de gitti gide homeschooling olayina sicak bakmaya basladim.

  32. Ülkemizin (belki de dünyanın) tektipleştirici eğitim anlayışına olan rahatsızlığımı ben de birkaç kere dile getirmiştim biryerlerde, “hayat başarısının” daha önemli olduğuna da değinerek. Bu eğitim sisteminde farklılıkların kaybolduğunu, hatta hiç önemi olmadığını malesef birkez daha yaşayarak bu kez kızımda görmek çok canımı acıtıyor benim de.
    Eğitim sistemi adına çok ama çok şey yapılmalı bu ülkede, çocukların sosyal aktivitelerinin çok daha ön plana çıkarılmasıyla başlanarak. Başka türlü çocuğun eğiliminin neye olduğunu, neye yetenekli olduğunu anlamak mümkün değil çünkü. İşte onun da başında “çocuğu dinlemek” geliyor bu durumda. “Ne istediğini” dinlemek. Başka türlü “piyanistleri” yada “voleybolcuları” ayıramazsınız. Zorla spor aktivitesine gönderilen çocuk kadar, spor aktivitesine gitmek için delirdiği halde ders çalışmak üzere oturtulan çocuk da zarar görüyor bu işten.
    Genel eğitim kısmında bireysel hız ve eğilim farklılıkları yine çok önemli. Hiç önemsenmiyor oysa. Herkes aynı şeyi, aynı anda…Anlamsız sürelerle oturmaya zorlanan, öğrenmenin öğretilemediği, alternatif bakışların gözden kolayca kaçıverdiği hatta önemsiz olduğu, çocuğun hiç “dinlenmediği” bir eğitim sisteminin neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
    Ama “içinizdeki piyanist yada voleybolcuların” çıkmasına en büyük engel okul ve eğitim sistemi değil bence, hele de ülkemizde. Burada “aile” devreye giriyor. “Eğitim sistemi” ve “istediği işi seçebilme, hayallerinin peşinden gidebilme”, iki ayrı durum, yine bence.
    “Hayat başarısına” değil “akademik başarıya” ve hatta “etikete” odaklanan aileler…
    “Çocuğa istediğini yapabilme seçeneği” verilmemesi buna sebep. Ailelerin “yaptığı işle mutlu olabilme” durumunu kavrayamaması.
    Bu noktada okulların da hatası var elbet. “Sen matematik bölümü mezunusun, e o zaman ne işin var edebiyat fakültesinde” durumu ne kadar yanlışsa, o çocuk ya da genç için çok daha erken zamanda matematik bölümünü seçmek zorunda (ya da bölüm seçmek) kalmış olmak durumu da yanlış bence. Kendini, yeteneklerini, isteklerini çok iyi değerlendirmeyle yapılıyorsa bu seçimler ne ala, ama herkes için geçerli olduğunu hiç sanmıyorum.
    Peki diğer açıdan bakalım. Aldığı akademik eğitim sonrası insan hep mutsuz mu olur? Hayır. Belki de babası doktor olduğu için bu mesleği seçen eşim gözümün önünde. Başka bir iş yaparken düşünemiyorum onu, öyle mutlu ki (herşeye rağmen).
    Bir de kendime bakıyorum sonra, şaşkınlıkla seçilmiş, sayısal netleri iyidir diye yazdırılmış (bir zorlama yoktu, ne istediğimi bilmiyordum sadece, biri benim için doğruyu söyleyiverse hallerindeydim) bir okul, bitse de kurtulsam diye geçirdiğim okul zamanları. Sonuçta sevmediğim bir iş. Kendimce yine de bundan sıyrıldım, akademik tarafını seçtim.
    Kızımı görüyorum 8 senedir okul hayatında. Akademik alanda başarısız mı, hiç değil. Ama yeteneklerinin peşinden koşturmak için fazladan bir dolu emek, bir dolu zaman harcıyor oradan oraya koşturarak, bunlar okulda yeterli düzeyde sunulamadığı-sunulmadığı için, hele bu yıl SBS’yi geçmek gibi çoookk önemli bir neden olduğu için (ki bu ülkenin en köklü okullarından birinin öğrencisi). Bari bu “fazladan harcadığı çaba” değer görse okulda, ne gezer. Tamam ilköğretim hayatına yansımadı, hiç olmazsa lisans eğitiminde bir işe yarasa “önceki çabaları, emekleri”, bu ülkede o da malesef.
    Tek ve en önemli kriter sınav (bilmiyorum istisnaları var mı, bilen varsa ben de öğreneyim-SBS’de satranç dünya dereceleri yansıyor puana sadece-). Bu kadar çok öğrencinin olduğu bir ülkede, sınavsız bir sistemin kolay (ve daha önemlisi dürüst-olabildiğince-) olamayacağını anlıyorum anlamasına da hiç olmazsa o döneme kadar harcanan emekler, zamanlar da yansısa puanlara. Böylece çocuklar da istediklerine daha bir sarılsalar, aileler de onları desteklese…
    Şimdi “piyanist ya da voleybolcu” olma hayallerine de gelirsek, bence burada da yanlışlar var (eğer eğitimli piyanist yada voleybolcudan bahsediyorsak). Zamanında ucundan bucağından spor yapmışlığım var, okul hayatımda yapılan yanlışlarla kıyasladığımda spor hayatımda yapılan yanlışlar çok daha yaralayıcıydı. Uzun zamandır öğrenci-sporcu olmadığım, evde başka da olan olmadığı için durum şimdilerde nasıldır hiç bilmiyorum. Piyanist olma kısmıyla edebileceğim birkaç laf var ama. Kızım aynı zamanda yarı-zamanlı konservatuar öğrencisi çünkü. Okulunda yapılan hatalar, burada yok mu? Malesef var, belki de daha fazlasıyla var. Her sene değişen sınav sistemi, eğitim içeriği ve yine bireysel hız gibi ayrıntıların tamamen atlandığı daha bir dolu şey. Çok istekli ve yetenekli olanı yavaşlat, diğerini hızlandır sistemi her türlü eğitimde var. Yani eğitim sisteminde hatalardan bahsediyorsak eğer müzik ya da spor (Bununla ilgili çok bilgili değilim, ahkam kesmiş olmayayım) eğitim sistemlerinde de klasik eğitimden çok da farklı değil durum, orada da herşey güllük gülistanlık değil. Ha bir de yaygın bir “amann konservatuar işte, okulda başarısızsa çocuk oraya gidiverir” algısı var ki hele bu hiç öyle değil. Neyse konuları karıştırmayalım birbirine:))
    Ben kendimce ne yapıyorum? Çocuğumu dinlemekten başka çarem yok. “Baleye gitmek istiyorum” dediğinde (pek bir yumuşak tanımlamış oldum durumu, doğrusu bunun için başımın etini yediğinde olmalıydı) dinledim, piyano ve sonradan flütü hayatımıza soktuğunda da. “Tam zamanlı”ya geçsin artık talebi geldiğinde de yine ona sordum “ister misin?” diye (öyle pat diye atlanmıyor tabi, bir dolu sınav var yine, başarabileceği öngörülüyor), “Flütümü çok seviyorum ama hayatım boyunca sadece flüt çalmak istediğimden emin değilim” dedi. Yine dinledim. Bu sene konservatuar senin, deneme sınavı benim koşuyor garibim oradan oraya.
    Bir de son söz.
    Hani diyoruz ya, “ne isterse onu seçsin, yeter ki mutlu olsun” diye. Bu soruda çok dürüst müyüz acaba? İşinden memnun olmayan herkes, “mutlu olacağınız bir şeyi seçebilseydiniz” tipi soruları nedense hep aynı cevapla yanıtlıyor, ressam, sporcu, müzisyen, şimdi şimdi aşçılık da girdi bunların arasına. Mesela dese ki çocuk ben “çiftçi olacağım” ya da “markette kasiyer”, o zaman ne olacak? “Ol yavrum, hayallerinin peşinde koş, ne yaparsan yap ama yaptığını iyi yap, severek yap” cevabını verebiliyorsak tamamdır, yine bence.
    E bir de tabi “Bu kadar okudum, ben hayata erken atılmak istiyorum” dese, daha liseyi bitirdiğinde???
    Zaman gösterecek, göreceğiz.
    Çok uzattım, affola, ama bu konuda derdim derin, napayım?

    • Mesela ben cocuklarimi cifci olarak hayal edebiliyorum. Toprakla ugrasmaktan daha guzel ne olabilir ki, ben cok mutlu olurdum acikcasi…Kafamizdaki “meslek” kalibini cocuklarimizin mutlulugu ve hayat gayeleriyle eslestirmekten vazgecersek ortada dusunecek pek birsey kalmiyor aslinda. Hersey olabilirler, ciftci de, aktivist de… yeter ki yaptiklari isle insanliga hizmet edebilsinler, ve mutlu olsunlar… Bu arada benim kizim hayvanlari kurtarmak istiyormus, ve tek yasama amaci hayvanlarmis 🙂 Henuz 7 yasinda…

      • Ne güzel çocuklarınız için (umarım artar böyle annelerin sayısı) , burda anneler genellikle CEO çocuklar hayal ediyor da:))
        Toprağa ve kuma daha fazla temas edebilsinler, trafikte harcayacakları zamanı oynayarak geçirebilsinler diye İstdan uzaklaşıp daha küçük bir sahil kentinde yaşamayı seçtik biz de.
        Ben de tam bahsettiğiniz şeyden bahsediyorum, “hayat başarılarının yüksek olmasından”. Onlar için kendimiz birşey hayal etmemek, kendileri için ne doğruysa onu “belirleyebilmelerine” doğru rehber olabilmek (benim çok ihtiyacım olmuştu ama açıkcası donanımlı, iyi analiz yapabilen biri yoktu ne çevremde ne de okulumda) ve ardından da desteklemek, arkalarında olabilmek. Burada sınav senesinde konservatuarı da bırakmadığı, devam ettirdiği için kızıma, devam ettirmesine izin verdiğimiz ve desteklediğimiz için bize “saçma ve gereksiz” gözüyle bakan öyle çok kişi var ki…
        Bazen çocuk çok erken dönemde ne olmak istediğinin sinyalini çok doğru veriyor (yetenekleri, ilgileri doğrultusunda). Büyük kızımızda da durum böyle oldu, hayatının en temel noktası müzik oysa ki (diğerlerinin göremediği) ve bu konuda seçimlerini elimizden geldiğince destekleyebiliyoruz sadece (her iki ebeveyninin de en ufak bir ilgi ve yeteneği olmasa da).
        Küçük kızım 4,5 yaşında henüz. Bu sene yarıyıla yakın dönemde onun da okuluna devam etmeme isteğini dinledik, çünkü farkındayım ki dile getirdiği rahatsızlıklar yine genelde söylenildiği gibi “mızıldanma, naz ve kaprisler” değil gerçekten rahatsızlıklardı. Bu ara işe ara vermiş olmanın da avantajıyla birlikte zaman geçiriyoruz. Ama bir süre sonra işe geri döneceğim, gerek biz işteyken bırakabileceğimiz güvenli bir nokta olmamasından (böyle bir noktaya ihtiyacı olan insanların çokluğunu düşünerek bazen o nokta biz mi olsak diye içimden geçirmiyor da değilim, çocukların keyifle zaman geçirebilecekleri, kocaman bahçeli, bol hayvanlı bir yer olsa), gerekse de akranlarıyla oyun -paylaşım ihtiyacı açısından yeni bir okul arıyoruz. Mümkün olan en üst düzeyde “dile getirdiklerinin dinlendiği” bir okul.
        Yaşadığımız şehirde hiç olmazsa okul öncesi için bir Waldorf okulu oluşturabilmek adına yoğun bir çaba verdim ama öyle ters geldi ki çoğunluğun okul beklentisine, gerçekleştiremedik malesef.
        Umarım birgün alternatifler yeterli sayıda artar.

      • Merhaba Husra,

        Amerika’da nerde yasiyorsunuz? Ne kadar zamandir “unschooling” uyguluyorsunuz? Sana da uygunsa iletisime gecmek isterim..

  33. Amerika da evde egitim alan ogrencilerin sayisi neredeyse 2 milyon civarinda. Bu rakam toplam ogrenci sayisinin sadece %4 u olmasina ragmen evde egitim yapan cocuklarin sayisi her yil cig gibi buyuyor. Bu rakamlara benim iki kizim da dahil. Biz aslinda homeschooling yapmiyoruz, diger bir akim olan “unschooling” semsiyesi altina giriyoruz. Cunku sistemin icinde bizi en cok rahatsiz eden okullarin kaliplasmis, tek duze yapisi. Cocuklarin tabiri caizse koyun gibi gudulmesi, bireyselliklerin ve ogrenme farkliliklarinin ikinci plana atilmasi. Okullarda ogretilen sacma sapan seyler de cabasi…Iste bu yuzden “okul” kelimesini dahi hayatimizin icinde istemiyoruz. Bir taraftan kendimizi okulun yarattigi kaliplardan kurtarmaya calisirken diger taraftan okulda ezberletilenleri yeniden ogrenmeye basliyoruz, ama bir farkla, artik zevk aliyoruz, hem okumaktan hem de ogrenmekten…

    Amerika da alternatif egitim olanaklari da cok fazla, demokratik okullar (diger adiyla Summerhill), Waldorf ve Montessori okullari, coop lar, charter okullari, vs… uzayip giden alternatiflere ulasmak cok daha kolay. Peki buna ragmen evde egitim yapan ailelerin sayisi neden her gecen gun katlanarak artiyor?? Cunku insanlar sistemi sorguluyor, egitim nedir, okul nedir, nicin vardir? Okuyor, arastiriyor ve sorguluyor… Ve sorguladikca ortaya cikan gercekler cok ic karartici…Turkiye ye baktigimiz zaman ise isler ic karartici olmaktan cikip bir kabusa donusuyor. Evde egitimi tartismayi bir kenara birakin, alternatif egitim veren okullarin sayisi acaba 5 parmagimizin sayisini gecer mi? Cok derin bir uyku halindeyiz, maalesef…Bizler alternatif egitim olanaklari bile yaratmaktan acizken, evde egitim yapmaya kac kisi cesaret edebilir? 70 milyonda 100 kisi cikar mi, supheliyim? Ben Amerika da yasarken bile buyuk bir mahalle baskisi goruyorum, dunyanin bir ucundan yetisip fikir beyan eden cok oluyor, nasil olacak bu is, cocuk okula gitmeden olur mu diyorlar, biz de inadina olur diyoruz. Turkiye de yasayip buna cesaret edenin ise vay haline !

    Mahalle baskisini bir tarafa birakirsak, bugun Turkiye ye donsem evde egitim yapmama kim engel olabilir, kanunlar mi? Turkiye de su anda cocugunu okula gondermedigi icin hapse giren veya para cezasina mahkum olan kac kisi vardir, ya da varmidir? Bence engel yok, ama cesaret edip yapan da yok. Aslinda bilen de yok, arastiran da yok. Cunku bilmek de zor, arastirmak da, sorgulamak da. Diger taraftan kulp bulan cok, olmaz diyen cok, aklina sasayim diyen daha cok!!! Ah biz ahh…

    Ben bu sistemin icinde koyun gibi gudulerek buyudum. Kendimi derin bir sis perdesinin icinden siyirarak 30 yasimda hayatimi sorgulamaya baslayabildim, ve nihayet hayallerimin pesine dusebildim. Sistem beni 30 sene gutmeyi basardi ama cocuklarimi gutmesine asla izin vermeyecegim. Tek umudum ise bir gun “cocuklarimizi asla” diyebilmek…

  34. Okullar çocuklardan anlamıyor kesinlikle.Okul hayatım boyunca gördüğüm çok az öğretmen hala görüşeceğim öğretmenler.Özellikle ortaokuldaki matematik öğretmenlerimden hiç hazzetmem hala.Bir tanesi korku yaratmaya çalışırdı,diğeri bana ”şaka yollu” aptal demişti.Liseye ise girmek bile istemiyorum.Bir tane Milli Güvenlik hocamız vardı,sırf evi yakın olduğu ve oğluna para gerektiği için geliyordu okula! Bizden kesinlikle nefret ediyordu çünkü SBS’ye çalışmak yerine yaşıtlarımızın geri kalanının yaptığı doğal şeyleri yapmayı seçmiştik ve bu bizi onun gözünde tembel,amaçsız bir kitle yapıyordu! Böyle bir bakış açısı var mı yahu?

    En sevdiğim ülkelerden biri olan Finlandiya,eğitimde de çok iyi bir ülke.Bunun sebebi öğrencilerini sıkıntıya sokmamaları.Sadece tek bir zorunlu test var o da lise döneminde geliyor.Bunun dışında her sınıfta iki öğretmen,çok sınav ve ödev verilmiyor…Öğrenciden ezberlemesi değil,anlaması bekleniyor.Bunu Türk öğretmenler yeni yeni başarabiliyor.Hala ”ezberle gitsin” diyen öğretmenler var.Ezberle,sınavdan yüksek puan al,takdir getir…Eee sen beni yine üç sene önce öğrendiğim(ygs demek bu oluyor,dokuzuncu sınıf konularından çıkıyor sorular)bilgilerle sınayacaksın,ne anlamı var? Okul başarı puanının katkısı çok az.

    Bence sistemi değiştirebilmek için Türk kafasını değiştirmek lazım,zira en ”delikanlı” kesim olan biz lise öğrencileri bile güdülmeye alıştık.Her gün alarmımı kurup en geç sekizde kalkıyorum,dershanem benden günde 100 soru falan çözmemi,okulum da başarılı olmamı bekliyor.Bir de kursa gidiyorum ama o tamamen kendi seçimim.Ondan şikayet etmeyeceğim 😀
    Farkettiyseniz şu anki liseme pek taş atmadım çünkü gerçekten etkinliklere katılan bir lise.Okul grubumuz var,felsefe olimpiyatlarına katılıyoruz,kompozisyon yarışmalarına,satranç yarışmasına…Okul az da olsa öğrencilere kendilerini keşfetmeleri için bir olanak vermeye çalışıyor.Ama okuldaki acayip ”hepiniz aynı olun” disiplininden nefret ediyorum,o apayrı bir konu…

    Kısacası Türkiye’deki ”eğitim sisteminden” çok çekmiş ve çekecek biri olarak çocuğum olursa onu okula gönderir miyim bilemem.En güzel okulda bile farklı çocuklar aşağılanabilir ve bunu yaşamış biri olarak çocuğumun yaşamasını istemem.