8 Yorum

Ben Bir Tane İçin Yaratılmış Modellerdenim

Beş Yıldızlı Söyleşiler’de bu hafta İstanbul’dan Aysim Göral var.

Aysim, benim blog üzerinden başlayan sanal tanışıklığımı gerçeğe dönüştürebildiğim insanlardan biri… Bir devlet okulunda İngilizce öğretmenliği yapan 34 yaşındaki Aysim, aynı zamanda devlet okulu kararımız sürecinde de kapısını aşındırdıklarımdan. Beş Yıldızlı Söyleşiler‘in tarihinde (!) ilk kez WhatsApp üzerinden başlayan söyleşimizi e-mail süreciyle devam ettirip nihayet dün bir araya gelerek sonlandırdık. Twitter ve Instagram‘dan da maceralarını takip ettiğim iki buçuk yaşındaki Defne’yi az da olsa mıncırma şansı buldum, pek mutluyum. 

Bizim söyleşirken aldığımız keyfi okurken sizlerinde almanız dileğiyle… 

***

Bence anne olan bir kadının hayatı ikiye ayrılıyor. Sence de öyle mi?
Elbette ki!

Annelik, sanki doğum anı gibi. Yani hani 9 ay anne karnında geçirdiğimiz sürenin sonunda bambaşka bir hayatla çat diye karşılaşıyoruz ya,işte benim tanımımda da annelik ve sonrası diye hayatım çat diye ortadan ikiye ayrılıyor.Uzun lafın kısası;bir kadının hayatı,şartlar her ne olursa olsun A.O.Ö (anne olmadan önce) ve A.O.S (anne olduktan sonra) diye ikiye ayrılır.

O halde bize Anne Olmadan Önceki Aysim’i anlatır mısın? Kimdi, nasıl biriydi?
A.O.Ö AYSİM; soğuk bir Mart sabahı dünyaya gelen, hayatının en güzel çağlarının, Karadeniz’in çok güzel küçük bir sahil kasabasında (Kdz. Ereğli) yaşamış. Eli kalem tutmaya başladığından beri öğretmen olma hayalleri kurmuş, bu hayalini gerçeğe dönüştürmüş, gezmeyi, yemeyi, uyumayı, içmeyi, film izlemeyi, uyumayı, yazı yazmayı ve yine uyumayı, kedileri çok ama çok seven, iflah olmaz bir inişli çıkışlı ruhtu. Di’li geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bu saydıklarımdan çok azı hala benimle…

Anne olduktan sonraki Aysim nasıl biri?
A.O.S AYSİM; aslında bu soruyu bana en yakın olanlar en doğru şekilde cevaplayabilir. Kendim için söyleyebileceğim ise; sabırsız, hobilerini unutan, yemek yemeği bırakan, az da olsa işini boşlayan, hep bir şeyleri yarım bırakan ve hep yetmediği kaygısını yaşayan biriyim.

BesYildizliSoylesi14

Mutluluğun tanımını nasıl yapardın? Şimdi nasıl yapıyorsun?
Mutluluk benim için şarabımı kadehime koyup, Alper ile(kendisi eşim olur)seçtiğimiz filmi izleyip, bol yaymacalı geçirdiğimiz hafta sonları ve tatillerdi. Bir diğer mutluluk tanımım ise; canımın içinin dibi halamın yanımda olduğu bana maydanozlu, peynirli omletler yaptığı anlardır. (Maalesef kendisi uzun bir süreliğine çevrimdışı oldu, bir zaman tekrar buluşacağız onunla)

Şimdiki mutluluk tanımım ise; İlk önce Defnem, sağlığımız, huzurumuz, ilgimiz, alakamız bizimle olsun, ha bir de daha az 2 yaş buhranı olsun, işte değmeyin keyfime!

Öğretmensin. “Bir kadın için en iyi meslek” derler ya… Katılıyor musun?
‘Bir kadın için en iyi meslek öğretmenlik’ cümlesini duyduğum an tüylerim diken diken olurdu, lakin evlenip,çocuk sahibi olduktan sonra aslında çok da art niyetli bir cümle olmadığını düşünmeye başladım. Zaman idaresi açısından evet en iyi meslek fakat unutulmamalı ki ‘insan şekillendiriyoruz’. Zamanı, enerjisine asla eşit bir meslek değil. Hayalinde öğretmenlik olmayan bir insan için hiçbir koşulda en ideal meslek falan değil. Ayrıca bu cümle, içinde oldukça cinsiyet ayrımcılığı içerin bir cümledir, kim ne derse desin.

Öğretmenliğin anneliğini, anneliğin öğretmenliğini nasıl etkiliyor? Etkiliyor mu?
Öğretmen olarak hep anneliğin ‘pedogojik’ açıdan benim için daha kolay olacağını düşünürdüm. Ama bu düşüncemde de diğerleri gibi yanıldığımı gördüm. Zaman zaman mesleğim anneliğimi etkiliyor ama dışarıdan aldığım eleştirilere (!) göre sanırım olumsuz yönde etkiliyor. Okulda fazlasıyla harcadığım sabrım, eve gelip, kızıma kavuşunca artık bitti sinyalleri veriyor. Eğer bir kriz anıyla da karşı karşıya gelirsek ben iste o anda pek de iyi kotaramıyorum. Lakin gerek A.O.Ö ve A.O.S, işim gereği sürekli çocuk ve ergen gelişimi kitapları okuduğumdan, doğru adımı nerede nasıl atmam gerektiğini daha iyi biliyorum ama işte… Buna aslında şöyle de denebilir: Teoride desen zehir gibi, pratik dersen sallanmakta…

Daha farklı bir işte çalışıyor ya da hiç çalışmıyor olmayı tercih eder miydin?
Daha farklı bir sektörde olabileceğimi hiçbir zaman düşünmedim. Dediğim gibi daha ilkokul sıralarında öğretme hali bana o kadar güzel gelmişti ki. Çok şükür ki bu arzum hiçbir zaman ıstıraba dönüşmedi. Yalnız doğumdan sonra kafamda hep bir yıllık doğum iznimi alırım fikri vardı. Bu fikirden beni çekip çıkaran ise Alper’di. Şimdi düşünüyorum da iyi ki bana ‘işe dönmelisin çünkü…’ ile başlayan teraneleri okumuş.

Çocuk bakımında kayınvalide desteği alıyorsun. Birçok çalışan annenin bakıcı bulmak için yıprandığı bu günlerde sanırım şanslılarımızdansın?
Daha hamile olduğumu ilk öğrendiğim günlerde başlamıştım ben ‘Defne’ye kayınvalidem ve kayınpederim bakacak’ demeye. Üstelik de sormamıştım bile! Annemler Ankara’da yaşıyorlardı ve biz eşimin ailesi ile aynı mahallede oturuyorduk. Zamanla onlar da bebek bakmaya ne kadar hevesli olduklarını ve bu işte başarılı olduklarını gösterdiler. Evet biz şanslılardandık. Ama illaki bu işin artıları olduğu gibi eksi yönleri de vardı, var. Defne 4.5 aylıkken döndüm ben okula. Tamamen kendi kafama göre büyütecektim; kafamda öyleydi yani… Ama o isteğim pek de gerçekleşemedi. Ben (son zamanlarda babası veya dedesi) bilfiil Defne’yi her sabahın köründe bıraktım ve akşam üstü aldım. Aslına bakarsanız en çok bunun sıkıntısını çektim, fiziki yorgunluğu yani. Yaşadığım diğer vicdan sıkışmalarının ise çok fazla üstünde durmamaya çalıştım. Sağ olsun bu konuda Alper de çok destekçiydi hani. Ağzında her zaman şu söylem vardır: “Aysim hiç söylenme senin kadar rahat çocuk büyüten yoktur”

Artıları, eksilerini değerlendir misin kayınvalide desteğinin?
Dede ve büyükanne bakımıyla çocuk büyütmenin büyük nimetlerden biri olduğunu düşünenlerdenim. Tabii burada bahsettiğim istekli bireyler olmaları. İllaki beni benden alıp, hırlaşmama sebep olan durumları da olmuyor değil. Ama şöyle düşünün; hık dediğimiz anda, arkadaşlarla çıkmak istediğimiz günlerde, yalnız olmamız gereken özel anlarda bir telefon ve 25 adım mesafesindeler ve hiçbir zaman geri çevrilmiyoruz. Yani “iyiyiz biz böyle anacım” hali mevcut bizim hanede, arada bıdı bıdılarımla.

Sen ve eşinden bahsedelim: evlendikten ne kadar süre sonra çocuk sahibi oldunuz?
Eşim Alper ile 4-5 yıllık “gezme hayatının” (annemin çok sevdiğim lafı) sonunda, gayet de benim ısrarlarımla evlendik. 3 yıl sonra ve yine ağırlıklı olarak benim stratejik söylemlerimle (!) Defne’mize kavuştuk.

Çocuk sahibi olmak çift olarak sizi nasıl etkiledi?
Biz bence biraz enteresan bir çiftiz. Bize gezme olsun, film olsun, alkol olsun, arkadaş sohbeti olsun, Bozcaada, Olympos olsun yeterdi. Alper yemeği içmeyi gerçekten çok sever ve bu konuda gurme denilebilecek kadar engin ve derin bir damak tadı vardır. Tüm bunlar çocuk olana kadar oldukça hoş durumlardı ilişkimizde.

Defne’den sonra fazlasıyla değişen bir ilişki anlayışımız oldu. Bunu en güzel şöyle açıklayabilirim: Geçenlerde bir sebepten ötürü bizden bahsederken, hani önceden böyle bıbı bıdıydık falan da fistan… Eşim şuna yakın cümleler kullandı: “Şimdi sen, benim ortağımsın, senin yargın olmadan, senin fikrini almadan olmuyor, ‘hayatım’ kelimesi değil hep aklımdaki, ‘hayatımız’ kelimesi ve buna artık Defne de dahil, ben 3 kişilik yaşıyorum” gibisinden bir şeyler söyledi. İlk başta surat sallasam da daha sonra aslında ne kadar doğru anlatılmış bir duygu hali olduğunu anladım. Alper tanıdığım ilk günden beri gördüğüm, bildiğim en net adamdır. Bu Defne’den önce de sonra da aynı oldu, ilişkimiz en büyük sınavını bu kulvarda veriyor. Yani çocuklu yaşam, net adam, ve inişli çıkışlı ruh halinin en güzel örneği kadın. Bence kotarıyoruz da. Mesele inanmak, sadece inanmak.

BesYildizliSoylesi13

İkinci çocuk baskısı var mı?
İkinci çocuk baskısı falan görmüyorum ben (millet baya yaka silkiyor benden demek ki!). Sadece çalıştığım okulda tecrübeli annelerden, “Bak hazır kayınvalideler bakarken…” ile başlayan cümleler duyuyorum ama ben bu konuda netim. Sağlıklı anneler sağlıklı bireyler yetiştirir. Kardeş şart şurt ile olmaz o işler. İkinciyi düşünmüyorum, velev ki düşünmeye kalktığımda da yaşım gitmiş olacak diyorum ben. Ben bir tane için yaratılmış modellerdenim!

Sosyal medyada aktif olan bir annesin. Seni, anneliğini nasıl etkiliyor, etkiliyor mu?
Sosyal medya ile tanışıklığım aslında 3 sene öncesine dayanır. Hamileyken başladım ufaktan blogsal faaliyetlere. Sonrasında emziren anneler grubu, derken Blogcuanne yani sen, Twitter, Instagram derken bir dolu derya oldum. Sosyal medya benim için her zaman annelik konusunda kolay ulaşılabilen kütüphane oldu. Dinlemem, dikkate almam gerekeni aldım, gerisini ise çok da fın dedim. Çok güzel insanlar tanıdım, içlerinde hayatımın ortasına yerleşenler de oldu. Hiçbir zaman dertlenmedim, çünkü ne fazla ciddiye aldım ne de önemsiz bir ortammış gibi davrandım.

Sosyal medya anneliğimi etkilemiyor desem külliyen yalan olur. Bazen bir şeylere çat diye karar vermemi veya verdiğim karardan hızla dönmemi sağlayabiliyor. Her güzel şey gibi tabii ki olumsuzlukları oluyor fakat dediğim gibi ben çok da ciddiye almıyorum, çoğunluğu yani. Kendine uygulanabilecek gerçekler var, senin hayatınla uzaktan yakından uyum sağlamayacak fikirler veya insanlar var. Bu anlamda çok dikkatli olmalı diye düşünüyorum. Son zamanlarda gerek Twitter gerekse Instagram ortamlarında sözlü hakaretlere varan diyaloglara şahit oluyorum, durup düşününce de aslında bayağı boş vaktimiz var ve biz ne yapıyoruz kafalarına giriyorum.

Bir günün nasıl geçiyor?
Çalışan bir anne olduğum için hafta içi günlerin ne ara geçtiğini farkına varamıyorum. Sabah en iyi ihtimalle 7 buçukta Defne’nin ‘anni ben kakti’ fetvasiyla yataktan zıplıyorum, en ters halimle. O sırada babası çıkmış oluyor. İlk önce onu giydiriyorum; eğer herhangi bir 2 yaş buhranı ile karşı karşıya değilsek bu işi çabucak halledip kendimi giydiriyorum. Bu sırada babaannesi geliyor, topluca evden çıkıyoruz. Akşamüzeri saat 17.00 gibi evde oluyorum; yemek yapmaca, evi insan yaşar hale getirmece, Defne’yi dedesinden almaya gitmece (bu kısmı son zamanlarda babaya şutluyorum evet), eve dönmece, eve gelince oyun oynamaca, yemek-banyo-uyku vs.vs.vs. Saat 21.00 oldu mu çanlar benim için çalıyor tabii. Bazen böyle bir kenara yazınca diyorum ki amma iş yapıyorsun kadın, sonrada 1’den fazla çocuklu anneleri düşününce,ay ağlayasım geliyor.

BesYildizliSoylesi15

Çocuk yetiştirmenin seni en çok zorlayan tarafı ne?
Bir birey yetiştirmenin en zor yönü bence hani şu ‘kaliteli zaman’bıdısı. Özellikle büyük şehirde yaşarken, peşinden kovaladığımız zaman. Ve bu sürede bizim peşimizdeki binbir türü zorunluluklar. Bir dolu karmaşa, trafik, kargaşa, havada uçuşan bütçe planları, okul dertleri, arkadaş seçimleri, mahalle, alt komşu, üst komşu derken arada yitip giden o en kıymetli anlar,o minnacık suratlardaki boncuk gözlerden sana dünyanın en saf haliyle ‘anni oyna, anni oku’ diye bakan gözler. İşte o gözlerle en dolu, en kıymeti anları her şeyi geride bırakabilerek zaman geçirebilmek, bence en zor tarafı bu.

En çok sevdiğin tarafı?
Bir birey yetiştirmenin en güzel tarafı ise elini elinin içinde sıcacık hissettiğin o anda, sana vıdı vıdı sorular sorarak yolda beraber yürüdüğünüz o an ve tabii ki ‘annicim elleline sağlık’ diyip şapır şupur tabağını süpürdüğü o an.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?
Defne’den sonra geçek anlamda tek özlediğim şey vicdanımın sessizliği. Çünkü ne zaman e hadi biraz baş başa kalalım yada bir kahve içiyim, kitap okuyayım, arkadaşlarımla buluşayım iki kafa dağıtayım desem o vicdanım var ya hiç susmuyor. Ben en çok onun köşede sessiz kalabildiği anları özlüyorum. Tabii bir de uykuyu!

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Bir anne olarak en iyi yapabildiğim sanırım onunla onun dilinde eğlenebilmem. Ve bir anne olarak yaptığım her şeyi daha da iyi yapabilmeyi, en iyi, en mükemmel olabilmeyi isterdim. Ama kime göre neye göre… Kim bilir, benim annelik bilmecem de budur.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Hiçbir zaman ASLA yapmam kelimesini kullanmadım, inşallah yapmam deyip de yaptığım şeyler oldu. Saymakla bitmez, takılmadım.

Cümleyi tamamlayalım: Şimdiki aklım olsa…
Şimdiki aklım olsa İstanbul’dan kaçmış olurdum.

Boşluğu dolduralım: Anne olmadan önce … derdim/düşünürdüm/sanırdım
Anne olmadan önce bu annelerin neden çocuktan başka konuşacak şeyleri yok diye düşünürdüm.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Anne olmak fedakarlığın aşk halidir.

Güzel sorularına kendime dönüp bakmamı,düşünmemi sağladığın için sana çok teşekkürler Elif, iyi ki varsın hayatımda….

Ben çok teşekkür ederim Aysim, seni tanımak çok güzel…

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Anne olmak fedakarlığın aşk halidir..

    Ne güzel demiş…… keyifle okudum….

  2. Ne kadar da içten ne kadar da samimi 🙂 Aysim Hanım’ın samimiyetine bayıldım çok güzel bir söyleşi olmuş.

  3. Aysim Hocam benim canım öğretmenim ben öğrenimimi bitirdim evlendim çoçuk için daha çok zamanımız olduğunu düşünüyordum ki ‘Anne olmak fedakarlığın Aşk halidir’ cümlesinden sonra bir durdum düşündüm ama yine de o Aşkı yaşamak için biraz daha hasret çek özlem dedim:)Aysim hocam yüreğinize Elif hanım kaleminize sağlık…

  4. Elif'in annesi

    Ah o kaliteli zaman ve vicdan azabı iste o kısımlarda icim buruldu 🙁 okula git tum pilin bitsin gel eve sadece 1 saat dinlenmek iste ama kızın uyansın ve sen tum yorgunluğuna rağmen kalk ve onla oyna yemek yedir… Öğretmenlik değilde annelik kutsal meslek bence hem de cooook.

  5. SEVİM KÜÇÜN

    Aysimciğim, benim için özel bir insan olmanın temelinde yatan sebebin söyleşiyi okuyunca bir kez daha hatırladım.O kadar samimi ve içten olmuş ki evde seninle kahve kaçamagı(2 çocuk annesi olarak bir fincan kahvenin dostla sohbeti bende yarattığı ruh hali) yaparken sohbet ediyormuş gibiyim.Hayata, öğretmenliğe ,öğrencilere,meslek anlayışına,anneliğe,Defne çiçeğine,evliliğe bakışını her zaman sevdiğim güzel arkadaşım…

  6. Nihayet tek çocuk fikrine olumlu yaklaşan bir anne aynen sizin gibi düşünüyorum, ve bu söylenilenleri duydukça da bazı klişeler değişecek diye umuyorum “tek çocuk sorunlu olur” cümleleri gibi olanları, kızınız ve eşinizle sağlıklı uzun bir ömür dilerim..

  7. Güzel sohbet olmuş ve de aynı kafadayız galiba:)
    Kardeşi olsun diye çocuk yapılır mı?
    Tek büyüyüp mutlu olan çocuklar yok mu mesela?
    Biz 5 kardeşiz hiç de öyle çok da mutlu değildi hayat!
    Hala bile sıkıntı sıkıntı sıkıntı..

  8. ‘anne olmak fedakarlığın aşk hali’ nasıl gönlüme gönlüme dokundu zıpır anneden anneliği çok güzel tanımlayan bir cümle; hayatı dolu dolu yaşayan miss gibi anne:):) bu resmin altından ne çıkacak (ınstagram) merak ediyordum beş yıldızlı söyleşi için teşekkürler…