9 Yorum

Pelin’in Gebelik Günlüğü, 21. hafta

Çarşamba gebesi Pelin İzmir’den bildirmeye devam ediyor. 

Pelin’in Gebelik Günlüğü’nü buradan takip edebilirsiniz.

***

Herkese merhabalar!

Bu hafta bebişin hareketlerini incelemekle geçti. Bebiş akşamları yemekten sonra TV karşısında pineklerken daha çok kımıldıyor. Gündüzleri ya o pek hareket etmiyor uyuyor ya da ben işe daldığım için pek hissetmiyorum, bilmiyorum.

pelin 21.hafta

 

Bu hafta pelvis kemiklerimde bir ağrı peydah oldu. Aslında vücudumuz gerçekten çok ilginç ve insan farkettikçe şaşırıyor. Daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız kaslarımızı meğer yürürken, otururken, hatta yatakta dönerken kullanıyormuşuz. Meğer kemiklerimiz eklemlerimiz böyle zamanlarda sürekli kullanılıyormuş da haberimiz yokmuş. İnsan o daha önce kullanıldığından hatta varlığından bihaber olduğu kaslar, kemikler ağrıyınca anlıyormuş varlıklarını ve vücudun ne muhteşem bir mekanizması olduğunu. İnsanın pelvis kemiği ayağa kalkarken ağrır mı yahu? Ağrıyormuş. Neden? Çünkü orda eklemler varmış. Gebelikle birlikte o eklemler doğuma hazırlık olsun diye yavaş yavaş açılmaya başlıyormuş. Bu da ağrı yapıyormuş haliyle.

Şimdilik benim ağrılarım çok dayanılmaz boyutlarda değil, ama sırf bu ağrıyı çekenler için korseler varmış. Göbeği tamamen açıkta bırakan sadece pelvis bölgesini sıkı tutmaya yarayan korselermiş bunlar. Ağrı dayanılmaz olursa bunlardan kullanabilirmişim. Bir de bol yürüyüş. İşte benim tembellik yaptığım bir konu. Doktorum ilk günden beri günde yarım saatlik yürüyüşler öneriyor ama ben sadece haftasonları yürüyordum. Bu ağrıyla birlikte, yürüyüş yapınca sızının hafiflediğini farkettim. Böylece hafta içi öğlen yemekten sonra fabrikanın etrafında 15 dakika da olsa yürüyorum. Bu da bir şeydir!

Bu hafta garip ikilemler yaşadım. Belki de sonsuza kadar sürecek bu ikilemler. Çünkü annelik istifası olmayan, sonsuza dek süren bir meslek… Şöyle ki, bizim diğer fabrikada çalışan bir arkadaş da hamile, aramızda 1 hafta varmış. Onunla yaptıklarımızı yediklerimizi filan anlattık karşılıklı. Türkiye ortalamasına göre aslında epey iyi beslenmeye çalışıyoruz, en iyi doktorlara gidiyor, en güzel çatlak kremleri vs. kullanıyoruz. Süt pompasından, bebeklerimize baktığımız pusetlerden bahsediyoruz. (Karşımdaki biraz daha benden detaylı bilgilere sahipti). Böyle zamanlarda beni “acaba ilgisiz miyim, duyarsız mıyım, daha iyisini yapabilir miyim, en iyisini araştırabilir miyim, eksik mi kalıyorum” duyguları basıyor.

Pazar günü havayı güzel bulunca eşim, kardeşi ve onun kız arkadaşıyla birlikte dolaşmaya çıktık. Deniz kenarında bir şeyler içtik, yürüyüş yaptık, hipodroma atları görmeye gittik temiz hava aldık, İzmir manzarasını izlemek için Kadifekale’ye çıktık keyif yaptık ve dönerken yoğun trafiğe girmemek için yolumuzu İzmir’in “arka sokakları”ndan geçirdik. Aman Allahım! Her ne kadar hava güneşli de olsa sonuçta kıştı ve bizim üzerimizde kazaklarımız, ayaklarımızda içi peluşlu çizmelerimiz varken, o sokaklardaki yerlerde yuvarlanan, yollarda koşturan çocukların hemen hemen hepsi “çıplak ayak”tı! İşin ilginç tarafı bu çocuklar ne doğru düzgün hasta oluyorlardı ne de başka bir şey. Kısa kollu tişörtle veya atlet-şortla koşturan çocukların hemen arkasında incecik bir etek-bluzla kaldırıma oturmuş (evet taşa oturmuş!) kadınlar, genci yaşlısı, hamilesi çekirdek çitliyorlardı.

İnsan o zaman da diyor ki, “Bu çocuklar büyüyor, hastalık nedir bilmeden veya hasta olsalar dahi aynı şartları hiç değiştirmeden, aynı çıplak ayakla, aynı gıdasızlıkla, aynı Allaha emanet şekilde büyüyorlar. Acaba biz mi çok abartıyoruz bazı şeyleri?” Tamam bilinçli olmak lazım elbette, imkanlar dahilinde çocuklarımıza elbette en iyiyi vermek istiyoruz. Ama bizler de büyürken annelerimiz babalarımız –ki o zaman için son derece bilinçli insanlardı- acaba bugünkü endişelerimizi, üstüne düştüğümüz konuları ne kadar akıllarına getirdiler? Ben doktoruma “Bitki çayı içmemde bir sakınca var mı? Hangilerini içeyim hangilerini içmeyim?” diye bir soru sorabiliyorken mesela, annelerimizin bunun zararlı olabileceğini akıllarının ucundan bile geçirmeden (veya dediğim gibi o kadar uzağa gitmeden, hemen arka sokaklardaki günümüz annelerinin) sobanın üstünde her daim kaynayan demlik demlik bitki çayı içmelerinin karınlarındaki çocuklarına bir zararı gerçekten olmuş mudur? Bunun ispatı göstergesi var mıdır? Araştırması yapılmış mıdır?

Bu yüzden soruyorum, acaba biz günümüzün bilinçli okumuş anneleri, acaba bizler fazla mı “pimpirikliyiz”? Sakınılan göze çöp batar misali, acaba bu yüzden mi arka sokaklardaki çocukların lügatında alerji kelimesi bile yokken bizim çocuklarımızda alerjiler sıradan bir hastalık haline dönüşüyor? “Anti-alerjik yorganlar, anti-alerjik tam organik kıyafetler, alerji önleyen elektrikli süpürgeler ve klimalar….” Bazen, “aman canım bu kadarcıktan bir şey olmaz” diyip dilediğimi yapıyorum, ne bileyim midye yemiştim mesela geçenlerde, ki zararlı olabilir zehirleyebilir diyorlar. Bazen de en bilinçli anneler gibi her şeye dikkat edesim, her şeyi irdeleyesim geliyor. İki ucu zor bir değnek bu anlaşılan.

Sevgiler….

9 yorum

  1. merhaba adaş..aynı şeyleri ben de sürekli düşünüyorum..yani şu an bebek konusunda öle bi ihtimam var ki sanki bizim neslimiz tesadüfen hayattaymış gibi geliyor! hangisi daha doğru bilemiyorum ancak biraz relax olmanın da bi zararı olmadığını düşünüyorum…..

  2. hamileliğimin 33. haftasındayım. başlarda bende öyle düşünüyordum.ama şimdi akışına bıraktım 🙂 ohhh be ne rahatmış böyle 🙂

  3. Pasaklı Kız

    Bende aynı düşüncelerde buluyorum kendimi genellikle. Senin gibi benimde işyerinde hamile arkadaşlarım var. Bazen onlara göre kendimi o kadar ilgisiz hissediyorum, bazen de aman bu kadar takık bir anne olmak istemiyorum ben diyorum.
    Bazen oluruna bırakmak gerekir diye düşünüyorum. Rabbim sağlık sıhhat versin bizlere de bebişlerimize de 🙂

  4. Incir'in Annesi

    Merhaba Pelin,
    Yazinda belirttigin dusunceleri aklindan gecirmemis anne yoktur herhalde. Kizim 14 aylik. Hamileligimde basladim dusunmeye, gozlemeye ve hala yeri geliyor “Neden bu kadar geriyorum kendimi diyorum?” Annelerimiz de yeri geliyor zaten bizi ayni bu bakis acisiyla rahatlatiyor. “Bizim zamanimizda..” ile baslayan cumlelere yeri geliyor hak veriyorsun, yeri geliyor “Hayir dogrusu bu.” deyip kendi annelik patikanda ilerliyorsun.
    Insanoglu – bebek, cocuk, yetiskin- bulundugu her sarta uyum saglayabilen bir varlik. Ben bunu hep hatirlamaya calisiyorum. Ben hamileyken yakin arkadaslarimla da konusmustuk. Mesela Japonya’da duzenli olarak susi ya da cig balik tuketen bir kadin hamile kalinca bunlari yemekten vazgeciyor mu acaba diye? veya Hindistan’da sutume gecer diye bir anne her zaman pisirdigi Hint yemeklerinden taviz veriyor mudur? Bulundugum yerde kadinlar sokakta seyyar olarak bir seyler satmaya cikiyorlar ve arkalarinda baglanmis bir bebek gormek cok normal. Bizim, “Aman boynuna destek ver, henuz boynunu kendi tutamiyor” dedigimiz zamanlardan itibaren (dogumla beraber) basliyorlar hem de. Emzirirken cilginca kendilerini ortmeye calismiyorlar kadinlar mesela.

    O yuzden biraz pimpirikliyiz belki ama kaynaga sahip oldukca, kaynagi kullanmadan yasamak bence sozkonusu degil. Beni genelde kocam esnetir boyle pedagojik / gidasal / hastaliksal konularda darlandikca:)

    Sevgiler

  5. Ben de biraz akışına bırakmak gerekir.Haa bi de üzerimize düşeni yapalım kısmı var.Yapalım yapmasına da üzerimize düşen ne.Herkese göre değişiyor bu.Bir de hepimiz ayrı ayrı doktor-diyetisyen hatta perinatolog filan olduk bu google amca sayesinde.Ben son zamanlarda biraz az okumaya çalışıyorum.Çünkü bildikçe rahatsız oluyor insan.Gereksiz strese giriyor.Bakalım bunu ne kadar sürdürebileceğim. 🙂

  6. Çarşamba Gebesi Pelin

    Kesinlikle hepiniz de haklısınız. Bence de biraz kışına bırakmak gerek. İşte bazen bunu becerebiliyorum, bazen de olmuyor. Derya haklısın, bir de çoook okuyoruz bu kadar çok okumamak lazım belki de. Çünkü bu sefer okuduklarımın hepsini uygulayamayınca suçluluk duygusu basıyor beni. En basitinden, şu geceleri sol tarafa yatma kabusu! Yok olmuyor, yapamıyorum. Sol tarafıma dönüp uyumaya çalışıyorum ama bir bakmışım kendimi sırtüstü veya sağ yana dönük buluyorum. Geceleri 4-5 kez uyanıyorum (rutin olarak) ve her seferinde aklımda bu oluyor, yeniden sola dönüp uyuyorum, ama tekrar uyandığımda bir de bakmışım sağdayım! Off of, en iyisi ben uyuyup uykumu alayım da ben de mutlu olayım bebiş de mutlu olsun 🙂 Kasamıycam o kadar 🙂

    • Aynen Pelincim,mümkün olduğunca kasma.Ya bence uyurken gerçekten rahatsızlık verecek bişey yapsan vücut tepki verir.Ağrın sızın olur filan.Bu hamilelik o kadar da hassas bişey olamasa gerek.Ben geceleri pek sıkıntı yaşamıyorum şimdilik ama yastık koydum bikaç gece bacaklarımın arasına iyi geldi.Bazen yastık kayıyor gidiyor,Haberim bile olmuyor.:)

  7. Evet, asırı titizlik olumsuz sonuclar dogurabilir. Ancak bir düzeltme yapmak isterim: o sokakta gördüğünüz cocuklar ve dilencilerin sırtına bağlanmış bebekler sağlıklı kalmayı başarabilmiş olanlar 🙁 yoksulluk, yokluk bir çok yavrunun saglıgını kaybetmesine neden oluyor ve biz bu cocukları sokaklarda göremiyoruz…

  8. Evet, asırı titizlik olumsuz sonuclar dogurabilir. Ancak bir de soyle dusunun: o sokakta gördüğünüz cocuklar ve dilencilerin sırtına bağlanmış bebekler sağlıklı kalmayı başarabilmiş olanlar 🙁 yoksulluk, yokluk bir çok yavrunun saglıgını kaybetmesine neden oluyor ve biz bu cocukları sokaklarda göremiyoruz… Gecmiste saglık koşullarının cok yetersiz olduğu dönemlerde de maalesef bebekler daha sık ve şiddetli sekilde hasta oluyorlardı.