33 Yorum

Çekiç yoksa çivi de yok

Elinde çekiç varsa gözüne her şey çivi gibi görünür

Bu sözü ilk olarak “My Best Birth” kitabında duymuştum. Günümüz doktorlarının çoğunun neden gebelere müdahale etmeden duramadıklarını, doğumu doğal seyrine bırakamadıklarını bu cümleyle açıklamış, aldıkları eğitim sebebiyle gebeliği “çözülmesi gereken bir kriz” olarak gördüklerini (ve daha fazlasını) anlatan, harika bir kitaptı My Best Birth (detaylı özet burada)

Geçtiğimiz Pazar gününden beri bu sözü ben de günlük hayatımda uygulamaya başladım: Çocuklarıma müdahale konusunda.

Pazar günü Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği‘nin düzenlediği bir seminere katıldım. Konuşmacı, Amerika’nın New Jersey eyaletindeki Princeton Montessori okulunun eğitimcilerinden Dr. Ayla Şen’di.

İlk kez Montessori felsefesini bu işi araştırmış birinden dinledim.

Eğitim felsefesi olarak benimseyecek kadar ayrıntılı incelemedim henüz Montessori’yi. Bazı alanlarda kısıtlayıcı olabilirmiş gibi geliyor, ama bu çok iyi incelememiş birinin kısıtlı bir yorumu olarak kalsın.

Fakat günlük hayatta gerçekten benimsenmesi gereken yaklaşımları olduğunu düşünüyorum.

Montessori felsefesinin altında yatan temel prensip

Bana kendim yapabilmem için yardım et.

Yani:

Yemeğimi sen yedirme, yemem için yardım et. Boyuma uygun çatal-kaşık-tabakları, alabileceğim yükseklikteki yerlere koy.

Üzerimi giydirme, giyebilmem için yardım et. Bağcıklı ayakkabılar yerine cırt cırtlı olsun.

Giysilerimi sen verme, alabilmem için yardım et. Dolabımın içimi benim alabileceğim şekilde düzenle. Kapının girişinde paltomu asabileceğim bir portmanto, ayakkabılarımı koyup alabileceğim bir dolap, vs. olsun.

gibi…

Biraz abartılı bir yorumla, kendinizi Gülliver gibi düşünüp evinizi cüceler ülkesindeymiş gibi düzenleyeceksiniz.

Ben Montessori’yi duymadan önce de çocukların boylarına uygun tabak-çanak, masa-sandalye, salonun bir köşesinde oyun alanı vs. yapmıştım. İçimden öyle gelmişti, bu evde birlikte yaşıyorsak eğer salonu da, mutfağı da, her yeri de paylaşmalıyız diye düşünerek evimi ona göre düzenlemiştim. Altı senedir eve giren birinin ama salon olsun, ama mutfak olsun, ilk bakışta söyleyeceyi şey “bu evde çocuk var” olur sanırım.

Ve fakat bunu daha da ileri boyuta taşımak, montlarını onların boyuna göre asmak, onların tabaklarını aşağı dolapta tutmak aklıma gelmemişti.

Pazar günü seminerden dönüşte ilk iş bunu yaptım. Hatta çocuklarla birlikte yaptık.

CekicCivi

Çok hoşlarına gitti. O günden beri canları ne zaman isterlerse gidip tabak-çanak-bardak alıyorlar. Sofranın kurulmasına yardım ediyorlar.

Sırada bunu biraz daha ileriye taşıyıp montlarını alabilecekleri bir yere asmak, kendi sularını koyabilecekleri bir sürahi bulmak, ve mümkün olduğunca kendi yapabilecekleri işleri onlara yaptırmak var. Sadece onlar için değil, evdeki herkesin rahatı için.

Çatalları da daha aşağıya aldık. Derin’in de boyu yetiyor artık. Uzun zamandır ona hangi kaşığı versem beğenmiyordu. Bunca zaman uğraştığım hata, şimdi kalkıp kendi alıyor istediği kaşığı. Sen sağ, ben selamet.

CekicCivi2

Montessori, çocuğa birey olduğu için saygı göstermeyi hedefleyen, onun iç bağımsızlığını desteklemenin de ötesinde ortaya çıkarmayı amaçlayan bir felsefe. (Sadece küçük tabak-çanakla kısıtlı değil tabii ki… Daha ayrıntılı bilgiyi derneğin web sitesinde bulabilirsiniz)

Bence “sağduyu” olarak özetlenebilir. Aklın yolu bir: “Bana balık verme; balık tutmayı öğret.”

Çocukların yetişkinlerin rehberliğine ihtiyaçları var, daha fazlasına değil. Bir çocuğa o istemeden yardım etmek, öğrenme sürecindeki bir çocuğa o talep etmeden müdahale etmek, onun yapmaya çalıştığı şeyi onun yerine yapmak ona iyilik değil, kötülük oluyor. 

Ben bunu yaptım. Özellikle Deniz’de. Kendi kendine yemek yemeye çalıştığı zamanlarda bunu yapabileceğini hiç düşünmedim. Etraf kirlenmesin, aman az yemesin diye kaşığı elime aldım. Ben üç yedirdiysem o bir yedi. Sonunda da “Madem ağzıma yemek veren biri var, ben uğraşmayayım bari” dedi (bundan seneler önce). Ben olsam ben de derdim.

Şimdi Derin’de daha dikkatli olmaya çalışıyorum. Hem kişilik özellikleri, hem de abisine yetişme çabası yüzünden o zaten birçok şeyi “ben yapicam!” diye bize bırakmıyor.

Tabii ki kolay bir şey değil bu. Okula, işe yetişmeye çalışırken bir yandan da sizin 10 dakikada yedireceğiniz bir yemeği kendi kendine 45 dakikada yemesini beklemek kolay değil. Biraz sabır taşı olmayı gerektiriyor. Ben çoğu zaman olamıyorum.

Çocuğa erken yaşta bağımsızlık kazandırmak onun ileride kendi kendine yeten bir insan olması için önemli olduğu kadar bence herkesin hayatını kolaylaştırdığı için de önemli. Çocuklar tabaklarını sofraya kendileri koyup kendileri kaldırdıkları zaman benim işim o kadar azalıyor. Ha, ben daha farklı ve düzgün hazırlardım sofrayı, çatal-bıçakları takım koyar, tabakları aynı yöne bakacak şekilde dizerdim belki… Ama sofrayı onların hazırlamış olmaları, düzgün görünmesinden daha tatmin edici bir şey, hepimiz için.

Müdahale etmemek çok zor. Nesiller boyunca çocukların birçok şeyi kendi kendilerine yapamayacakları düşündürülmüş, öğretilmiş. Şimdi hepimizin elinde birer çekiç, “Bir çivi bulsam da çaksam” diyoruz. Çocukların -örneğin- döke saça yemesini ya da kendi yediği için az yemesini, ağacı yeşil değil de turuncu çizmesini, kendi giydiği kazağını üzerine ters geçirmesini, kendi kendine eline aldığı kitabı ters tutmasını düzeltilmesi gereken şeylermiş gibi görüyor, çekici elimize alıp çivinin üzerine bam bam baaam vuruyor, o an yapmaya çalıştığı şeyi paramparça ediyoruz.

Halbuki o çekiçleri bir bıraksak elimizden… çiviler de tek tek yok olacak.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

33 yorum

  1. Gerçekten doğru tespitler olmuş.Çocukluğumda annem ve babam bu yüzden çok kavga ederdi suyumu anneciğim elime verir herşeyi ayağıma kadar getirir o yapamaz ,veremez,edemez derdi ,babam itiraz eder bırak kendi yapsın karışma derdi açıkçası şu anda kendime tam güveni olan bir insan değilim kırkımdan sonra sınırlarımı daha iyi tanımaya başladığımı hissediyorum.İtiraf etmeliyim ki bir çok farkındalığımı da bir tanecik yavrumu dünyaya getirdikten sonra fark ettim daha önce de yazmıştım bakalım çocuklarımızdan daha neler öğreneceğiz.teşekkür ederim.

  2. sennedilersen

    ilk cümlesinden son cümlesine kadar katıldığım ve keyifle okuduğum bir yazı. ellerine sağlık. bu süreci uygulamak iki taraf için de kazançlı bir durum. fakat bazen büyükler ne yazık bırakmıyorlar ki çocukları istediğin şekilde yetiştirebilesin. çocuğa kendi işini kendi yapmasını öğütlemek kimilerine vicdansızlık ya da ‘kolay annecilik’ gibi geliyor. evet, takmamak, takılmamak lazım. fakat bazen bu sözler büyüyüp dev bir yumağa dönüşünce altında kalıveriyorsun farkında olmadan. ben çocuğumun kendi işini kendi yapabildiği zaman gözlerinde beliren ışığı ve duyduğu özgüveni gördüm. ve bunu hiçbirşeye değişmem. herkese ve herşeye rağmen.

  3. Okurken gerçekten çok güzel ama çocukla ilgili her konuda olduğu gibi uygulama aşaması öyle zor ki… Çalışan bir annenin hafta içi İstanbul gibi bir yerde zamana karşı yarışırken çocuğunun kendi kendine kahvaltısını etmesini ve üzerini giymesini beklemesi sonra onu okula bırakıp kendisinin işe yetişmesi… 🙁

    • malesef evet

    • Çalışmayan bir anne için de zor. İşe yetişmiyor olsan bile seni bekleyen bir sürü iş oluyor yine de.

      Seminerde bir video gösterdiler, 20 aylık bir bebek birçok şeyi kendi kendine yapıyordu. Ancak annenin bolca vakti var gibi görünüyordu (ya da çekimleri hafta sonu yapmışlardı, bilmiyorum)

      Fakat bu işin sadece bir kısmı. Çocuğa tek müdahale yemek konusunda olmuyor, en azından benim kendimde ve etrafımda gördüğüm kadarıyla. Basit değişiklikler, farklı uygulamalarla bayağı bir yol kat edebiliriz. İlk adım niyetlenmek.

      • evet aslında zamanla yarışmak gerekten çok zor. ama kendimden biliyorum biraz sabredince onlar da hızlanıyorlar.
        ben yukarıda bahsedilen yöntemlerin bir kısmını elimden geldiğince, fiziksel ve sosyal (anneanne etkisi) şartlar el verdiğince uygulamaya çalışıyorum. Sabah krizlerini aşmak için önceleri biraz daha erken kalkarak zaman kazanmaya çalıştım. ve gördüm ki yetişme telaşı olmadığında çocuk da daha rahat ve daha hızlı yapıyor herşeyi. oysa o stresi algıladıklarında bırakın kendileri yapmayı, sizin onun için yapmanızı bile engelliyorlar. bunları denemek isteyen annelere önerim sadece 15-20 dakika daha erken başlamaları güne. İnanın işe yarıyor.

  4. Elif sen ne güzel yazıyorsun ya koca bir konuyu bile ne kadar güzel özetliyorsun seviyorum seni okumayı…

  5. Incir'in Annesi

    Gunaydin Blogcu Anne,
    Oncelikle yazilari ve fotograflari ozlemisiz. Ufak adamlarini sabahliklari icinde gorunce bir kucaklayasim geliyor icimden onlari:)

    Hic sabirli bir insan degilim. Yazida bahsedilenlerin cogunda zorlanacagimi hissediyor, hissetmek ne kelime biliyorum. Ancak dun aksam kendimle gurur duydum. Anlatmak istiyorum:)

    Aksam yemeginden sonra mutfaktaydik. Ben ortaligi toplarken, Incir de ona ayrilmis plastik saklama kaplarinin oldugu dolabin onunde oynuyordu. Bir kucucuk saklama kabini bana acmam icin uzatiyor sonra da kendi kendine kapatmaya calisiyordu. O arada isim bitti. Son bir kez saklama kabini actiik ve her seferinde kapatabildigi kapagi bu sefer takamadi. Icimden “Haydi tak, bak biliyorsun nasil oldugunu, kapat ki iceri gidebilelim.” diye patliyorken kendisine “Evet o sekilde takacaksin bebegim, hi hiii” diyerek, gulumseyerek ve elimi kaba atmamak icin sabirsizlanarak bekledim!! Bekledim!! Bilemiyorum daha kac kez boyle sabirli olabilirim ama bu ufacik an bile aklimda yer ettiyse ikimizin de isi zor demektir, o kesin:)

    Sevgiler

    • Hepimizin işi zor. Önümüzdeki örnek yok çünkü. Biz böyle görmüşüz, bize de böyle yapılmış. Zincirleri kırmak uğraş istiyor. İmkansız değil, çok zor. Ama en ufak bir ilerleme bile bence fark yaratıyor

  6. Hepsine katılıyorum.
    Ben de elimden geldiğince böyle olmak istiyorum
    Kısıtlamak şimdiden büyük olmasını istemek saçma..
    Bizim evimiz onun da evi derim hep artık onun da istekleri zevki rahatı önemli derim hep ben..
    sadece odasında oyuncak yok..evin her yerind eoyuncağı olabilir mesela..

  7. Baştan sona keyifle okuduğum bir yazı olmuş. Ellerine sağlık. Yazıyı okurken bizim evdeki 16. aylık küçük cüceyi de gözümün önüne getirdim. Daha dün gece meraktan dolaptaki pekmez kavanozunu kırmış biri olarak bu yaklaşımı uygulamak çok mu erken? Yoksa ağaç yaşken eğilir sözünü esas alıp şimdiden başlayıp kendi ihtiyaçlarını nasıl karşılaması gerektiğini deneyerek belki de kırarak tecrübe etmiş olur. Kafamda her gün çoğalan “acaba”lar…..

    • Seminerde Ayla Hanım’ın da altını çizdiği bir konu vardı: Önce güvenlik. O pekmez kavanozu elinde kırılırsa, yüzüne gözüne sıçrayıp ona zarar verirse o zaman ortadan kaldırılması gereken bir şey mesela.

      Biz de bu tabak uygulamasına geçtiğimizden beri fire verdik, oluyor. Onların güvenliğini sağladıktan sonra bu tür kayıpları olağan ve hatta kaçınılmaz görmek lazım sanırım.

  8. Elif’cigim Montessori vakfi baskani Tim Seldin’in harika cocuk nasil yetistirilir adli bi kitabini edindim.sen de bahsetmistin sanirim daha once. Evimizde montessori anlayisini nasil uygulayabilirz diye ayrintili bilgiler veriyor.ben cok begendim. Kitabin ismi bana itici gelse de, icerigi faydali.ilgilenen annelere incelemelerini tavsiye ederim.
    Cok guzel bi yazi her zamanki gibi..
    Ellerine kalemine saglik canim.

  9. Suna Kelesogli

    Merhaba,
    Taa basindan beri savundugum felsefe…Biz sadece yol gostericiyiz. Zaman zaman bu konuda anne arkadaslarimla ve buyuklerle ters dussem de, ben herseyi cocugu icin kendi yapan annelerden degilim ve olmayacagim. Onun yapabilecegi seylere mudahele eden annelerden de olmayacagim. Hala 40 yasindaki cocuklarinin yemesine icmesine karisan annelerin oldugu da dusunulecek olursa cocuklari ozgur birakan ve onlari gercekten iyi balikciklar yapan bir toplum ne zaman oluruz bilemem…Bes gundur cocuklarimdan uzaktayim ama onlara sonsuz guvenim var ve eminim bensiz baba ve babaanneleri ile kendi baslarinin carelerine bakabiliyorlardir…Rutinleri ve kendi baslarina bakabilme sistemini oturtmaya calisiyorum sadece ben…bence onlara guvenmeliyiz ve hangi yasta neler yapabilecegini bilerek onlara yukumlulukler vermeliyiz…her seyi ben yaparim demek degil annelik…bazen gaddarca gorunebiliyorum disaridan ama hayir ben onun yapabilecegi seyleri yaparak ona saygisizlik etmis olurum…dun cok basit bit telefon gorusmesi yapilmasi gerekiyordu…ben yanlarinda olmadigim icin kizimin aktivite organizasyonu ile ilgili bir konuda…esim telefonda 9 yasimdaki kizimin bunu yapamiyacagina inanmadigini soyledi ve benden aranmasi gereken kisiye mesaj cekmemei istedi. Hayir dedim benim kizim yapar, telefonu aldim ve kizima bir organizasyon degisikligi oldugunu ve bunun arkadasinin annesine bildirilmesi gerektigini soyledim, hic ikiletmedi…guvendiginizi bilmelerinden daha onemlisi yok. Ben sana guveniyorum ve yapabilecegine inaniyorum, iki sihirli kelime…Ne odev, ne yemek, ne giyinip soyunma…bunu sen yapabilirsin sihirli kelimeleri ile hem sizin icin yorucu olmakyan cikiyor hem de onun buyumesine yardimci oluyor… ONlar bagimsiz bireyler…Bizler de sadece yol gostericiler…
    Yaziniz , tespitleriniz, yaptiklariniz cok guzel ve anlamli, ellerinize saglik…kizimin kendi elleriyle yaptigi ve birbirinden bicimsiz kurabiyeleri ozledim…(tamamen malzemelri kendi karistirarak, sadece yogurma kisminda ve firina konulmasinda destek verdigim, sekilleri ve buyuklukleri birbirinden bicimsiz olsa dahi o kucuk ellerin lezzetini alan duru kurabiyelerini…)

  10. merhaba elif hanım
    yazınızı okuyunca düşündüm de sanırım bende bilmeden buna göre düzenlemişim evimi biraz takıntılı anne olmamak ve dediğiniz gibi hafif sabır taşı olmak gerekiyor ama olsun:)
    kızıma (4 yaşında)sofrayı kurmama yardım edermisin deyip de kendi kendine masanın en ucuna düşme noktasına da olsa tabakları çatalları bardakları yerleştirdiğini görünce aslında ne kadar da mutlu oluyorum dedim kendi kendime ve baktım benim ufaklık da bundan çok hoşnut.
    sizin de söylediğiniz gibi sen sağ ben selamet kızım al istediğini getir tabağını ve hatta suyu da bardağına koymak ayrı bir zevk veriyor koy suyunu diyerek rahatladığımı farkettim gerçekten:)
    annelik bence birazdan onlar bunları yaparken izleyip şükretmek adım adım büyüdüklerini görüp mutlu olmak:)
    her zaman takipteyim sizi sevgiler:)

  11. Çocuklar küçükken güvenlik çok önemli. Bu nedenle, oğlum dünyaya gelince bizdeki değişim mutfağın alt dolaplarının boşalıp üst kısmlara taşınması oldu.(çok fire verdik). Neyse ki o günler geride kaldı. Büyüdükçe yaşlarına uygun sorumluklar vermek çocukları da olumlu yönde geliştiriyor. İlgili yazım: http://miniklerveanneleri.com/2013/03/13/kissadan-hisse-gizli-mesajlar/ 🙂

  12. Elif çok güzel çok net aktarmışsın:)
    Montessori hakkında hemen her kitabı okumuş olmama rağmen hayatın içine yedirilebilen kısmını sevdim ben de.
    İzninle montessoriyi neden sevdiğime dair yazdığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum, yine biraz geyik oldu ama 🙂 çocukların kendi kendine giyinmesi ile ilgili aktardığım kısma “aa ne güzel çok eğlenceli biz de denedik” gibi yorumlar gelmişti paylaşmak istedim.
    Sevgiler
    http://gununcorbasi.blogspot.com/2012/04/montessoriyi-sevmek-icin-cok-gecerli.html

  13. Montessoriyi daha önce de duymuş ve okumuştum. Çok güzel yazmışsın Elif. zaman zaman bunu uygulasam da çoğunluk sabırsızlık ve yapacak çok şeyin olmasından ötürü kendim yapıveriyorum. Biliyorum çok yanlış ama, ama işte .En iyi sen anlarsın bizleri. Mesela; dışarı çıkıcaz söz verilmiş saatte bir yere yetişicez cırt cırtlı ayakkabılarını kendisinin alıp giymesi inan 10 dakikayı bulabiliyor. Bu zamanda bazen 10 dakika bile çok kıymetli oluyor. Mıy mıııyyyyy ağır hareketlerle oğlumun o ayakkabıyı giysem mii giymesemmm mii halini gördüğümde böyle yumruklarımı dişlerimi sıkıp alıp kendim giydiriyorum. Montessoriyi tam uygulayabilmek çok zaman alacak heralde 🙁 masa kurarken yardım eder, toplarken eder ( ammaaa canı isterse) işte bunlarda detay, canı isterse yapmak – istemezse yapmamak. canı isterse kendi giyiniyor istemezse feriştahı gelsin mümkün değil giyinmiyor benim giyinmemi istiyor falan filan. Bu örnekler daha böyle çooookkk uzar gider işte. Neyse yüreğine, kalemine sağlık. Sevgiler.

  14. Ben de montessori felsefesini uygulamaya calısıyorum evimizde ve evet kesinlikle sabır isteyen bir durum. Senin iki dakikada yapacağın işi 15 dakika beklemek gerçekten çok zor ama ben bu sürecin beni de eğittiğini düşünüyorum. Oğlum ve montessori uygulama çabalarım sayesinde yavaşlamayı, herkesin ve de hayatn temposuna saygı duymayı, hayatımı sadeleştirmeyi öğreniyorum.

    Ama evet yine de bazen zorlayabiliyor 🙂

  15. Ne kadar gzel yönlendiriyorsunuz bizi böyle. Çok ama çok teşekkürler çok şey öğreniyoruz sayenizde. Kızımın birey olmasını kendine ait bir özgüveni olup mutlu bir çocuk ve genç olmasından başka hiç bir hayalim yok. 23 aylık kızıma başladım birşeyler öğretmeye. Sofrayı kurarken kırılmayacak şeyleri veriyorum eline, çamaşır asarken yada toplarken hadi gel anneye yardım et diyorum yadidi yadidi diye peşimde gezmiyormu çamaşırı silerken kahkaha atmıyormu bayılıyorum. Çünkü kendi adına bişiler yapabiliyor. Dün akşam montunu çıkardı askıya asmaya çalıştı ama çok yüksek olduğundan yapamadı hırslandı attı yere. Sanırım hayatını şekillendirmesine yardım etme zamanım geldi artık.

  16. Benim de bir taburem vardı çok küçükken. Onu kullanarak tuvaleti ve lavaboyu kullanırdım, ışığı açıp kapatırdım. Böylece geceleri de kimseyi uyandırmazdım. O tabure benimle gezerdi biraz tabi. Severdim taburemi. Bizimkiler evi bana göre değil de, beni eve göre düzenlemişler.

  17. Çok güzel bir yazı olmuş kalemine sağlık. Montessoriyi biliyordum ama henüz ayrıntılı araştırmamıştım. Fakat çocuğun kendi yapmasına yardım etmek doğduğundan beri uygulamaya çalıştığım bir düşünce. Şuan 1 yaşını doldurmasına günler kala bir çok şeyi kendi yapıyor ve yapmak istiyor. Aylardır yemeğini kendi yiyor (yiyebileceği şeyleri), çorbaları ben içiriyordum ama son haftalarda kaşık çatal tutmaya merak sardı döke saça kendisi içiyor. Dolaptan kıyafetleri alabileceği yükseklikte. Altı değiştikten sonra mutlaka bezini kendi çöpe atmak ister beraber gideriz (henüz elimi bırakmadan yürüyemiyor), onun çamaşırlarını yıkarken makineye doldurma boşaltma ve düğmelere basma işi de onun. Şimdiden ne isteyip ne istemediğini gayet iyi biliyor ve özgüveni oldukça iyi. Hiç tanımadığı insanlarla iletişime geçmekten, büyük küçük demeden insanlara laf atmaktan hiç çekinmiyor 🙂 Zaman ilerledikçe yine evi ona uygun hale getireceğim ben de.

  18. Merhaba, ben de çalışan bir anneyim. Montessori’yi şu an 15,5 aylık olan kızım doğmadan önce keşfetmiştim. Tabi kızımın büyüme sürecinde de iyice araştırdım. Felsefesi neredeyse bütün boyutlarıyla bana çok mantıklı ve faydalı gözüktü. Bu yüzden kızımı bu şekilde büyütmeye çalışıyorum. Anne olduktan sonra kendimden beklemediğim kadar sabırlı olduğumu gördüm kızıma karşı (bu duruma en çok eşim şaşırıyor) Bazı durumlar gerçekten sabır gerektiriyor ama ben o konuda zorlanmıyorum.

    Benim en çok yakındığım ve zorlandığım konu destek görememek. Çalıştığım için çocuğuma annem veya kayınvalidem bakıyor. (Ayrıca bir sürü dede, amca dayı, teyze, hala hep yanındalar, gün içinde kimseyi görmese rahat 20 kişiyle iletişim halinde) Haliyle ben çalışırken her şey istediğim gibi olmuyor.

    Annemlere Montessori’yi anlattığımda durumu benim kadar kavramıyorlar (onların iç sesi: amaaaaan biz seni nasıl büyüttük, biz kaç tane büyüttük, bizim zamanımızda böyle şeyler mi vardı…) Hadi onlar neyse de, ama eşim! Koca kişisinin yanında bile Bilge’ye kendi yemesi için teşvik edemiyorum. Çünkü dökecek saçacak, etraf kirlenecek, hatta yağlı eller saçlara sürülecek. E ben temizleyeceğim yahu!

    Bilge için kitaplar okuyan benim. Hangi oyuncağı alırsak gelişimi açısından uygun olur, hangi kitabı almalıyız, ağladığında nasıl yaklaşmalıyız, yaratıcılığını ve beyin gelişimini desteklemek için neler yapmalıyız, yabancı dil olayını nasıl halletsek, neden tv izletilmemeli, onunla nasıl oynamalıyız ve hangi oyunları oynayabiliriz, yapabileceğimiz aktiviteler var mı, odasını nasıl düzenlemeliyiz? …. Liste daha çok uzar, kıyafetinden beslenmesine hatta seyahatte çanta hazırlığına kadar. Bunları SADECE ANNE düşünüyor. Ee? Baba kişisi neredesin? Bu yola birlikte çıkmadık mı, biz üç kişi olmadık mı? “Anne” ve “baba” olmaya karar verirken bu kavramların hangi sorumlulukları getirdiğini düşünmedik mi?

    Çok mu abartıyorum bilmem ama burada konuyu saptırdım, özür dilerim. daha da uzatmadan keseyim.
    Kısaca Montessorri’yi buldum, beğendim, uyguluyorum. Paylaştığınız için de çok teşekkür ederim.

    Babalar lütfen destek, sadece destek!

  19. çok istiyordum bu seminere gelmeyi, davetsiz misafirim sağolsun planları değiştirmeme neden oldu.Ama herzamanki gibi sen, tüm merakımı giderdin. Altuğ doğduğundan beri beraber çalıştığım psiklog bir arkadaşımın biraz desteği ve okuduklarım ile kendi kendine bir şeyler yapması için destek oldum. Böylelikle Altuğ da pütürürklü gıda, kaşık çatal kullanımı, bardaktan su içmek gibi şeyleri rahat rahat yaptı Şimdi akşamları sofrayı beraber kurarız. Kıyafetlerini de kısmen ( ben yavaşlığına malesef dayanamadığım için) kendisi giyiyor. o nedenle bu akımı destekliyorum ve her yeni anneye tavsiye ediyorum.. Senin yazın ve bloğunu da eğitimlerin bir yerinde mutlaka paylaşıyorum, bu konu hakkında toparlayıcı yazını da tavsiye edeceğim:))
    kalemine sağlık:)
    Elif bu arda senin çocuklar sürekli sabahlık giyiyor sanırım.. yelek yerine sabahlık diyor musun?:)))
    sevgiler

  20. Aşağıda Yankı Yazgan ın
    “Hizmet alan çocuklar nasıl büyüyecek? ” yazısı da çok güzel konuyla ilgili…

  21. Ufacik bir not: Ocaginizin önüne IKEA dan (ya da baska firmada varsa) cocuklarin ocak ustune/ ocaktaki atese uzanmasina engel olacak, ya da tencere vs. nin direkt devrilmesine bir nebzede olsa engel olan koruyucu plastik bariyerler var onlardan kullanmanizi tavsiye ederim. Yine Firinin ön cami isiniyorsa onu da kapatan bariyerlerden kullanmanizi –MUTFAGINI cocuklarina acan tum annelere tavsiye ederim.—Yine kesici /sivri mutfak aletleri ki bunlar akla gelebilen/gelemeyen hersey olabiliyor yazik ki ust dolaplara saklansin. (Amcamin torunu evlerinde ki TUNC TAVANI 5. katin balkonundan atmis. Ve allahtan asagida o sirada –havanin bomba gibi dustugu anda kimse YOKMUS!!!) Dusunsenize bahce girisinde oynayan bir cocugun kafasina tunc havan dusse …….allah esirgesin…)

    Benim oglum 20 ayliktan itibaren haftasonlari ekseriyetle kahvalti sofrasini (cunku cok erken uyandiginda TV ile oyalamak istemedigimiz icin) sabah kahvaltisini yavas yavas kurmamiza yardimci oluyor. Ve daha ilk gunden beri de kimin hangi catal-bardak vs. kullandigini biliyor. Bircok anne halen ilkokula giden cocugunun agzina bile kasikla yemek koyuyor, cocuklarin cogu catal-bicak kullanmasini bilmiyor. Ayip degil, hata degil belki ama birazcik özguven ve yapabilceklerine inanmak daha saglikli diye dusunuyorum.

    Montessori ile ilgili de yazmak isterim ama pek vaktim olmuyor, bizim ufaklik dogdu (VD, Ebe ile, epiduralsiz, vs..merak edenler icin..).
    Cincune ile benim tarihim cok yakindi acaba ondan bir haber yazildi mi??

  22. harika yazmııssıın anlatıımna bayıılııyorum. Neden bilmiyorum seni okurken kendime dönuyorum. Bilgiden farklıı bişşi buluyorum. bir ampul yanııyor sanki bir anda .:) seviyorum senin yazıılarıınıı okumayıı:)

  23. Montessori’nin mantığını ben doğrudan üniversite öğrencilerine uyguladım. 2 saatlik bir workshop yaptık. Müthiş geri dönüşler aldık. Hem öğrencilere hem de dinlemeye gelen hocalara anket yaptık. Teneffüste bile sınıftan çıkmadılar. 🙂
    Tabii bunlar 19-20 yaşında çocuklardı. 🙂 Yine de bir yanları hep aynı: “ben kendim yapayım, benim yerime yapma.”
    Ben de herşeyin anne tarafından yapılarak büyütülmüş çocuklardanım. Hatta bu durumu evlenene kadar yaşadım: 15 yaşındaydım, yemek yapmak istiyordum, ama o kadar karışıyor veya bir şey olunca kızıyordu ki, elimi bile sürmüyordum. Evlenince kendi mutfağıma bir daldım dalış o dalış.

    Yani bu durum küçüklükte sınırlı kalmıyor.
    Afacanların resimleri de çok sevimli. Bilinçliliğiniz, araştırıcılığınız çok güzel örnek oluyor insanlara. Çocuk tabak kaşık vb alırken tabii ki güvenliği için bir gözünüz hep üzerindedir. Sabrederek gözleyebilmek annelik aynı zamanda. O çizgiyi tutturabilmek çok önemli ve zor.

    Tebrik ediyorum. Bu konudaki gelişmelerden bizi haberdar etmenizi arzu ederim. Sevgiler..