10 Yorum

Deniz M’in Gebelik Günlüğü, 21. hafta

Perşembe gebesi Deniz İstanbul’dan bildirmeye devam ediyor.

Deniz M’in Günlüğü’nü buradan takip edebilirsiniz.

***

Drama dolu bir haftayı daha geride bıraktık! Başıma ne geldiyse hep boğazımdan geldi zaten, bu sefer de yine öyle oldu! Yesem de yiyemesem de dert oldu! Midem çok bulanıyor, hiçbir şey yiyemiyorum diyordum ya hani haftalardır, bu sefer de canım çekti, ezelden beri gittiğimiz ve Antalya & Antep yemekleri yapan bir lokantada ne bulduysam yedim ve gene olanlar oldu! Bu sefer de gıda zehirlenmesi yaşadım!

Deniz21

 

Hani ben yediğime içtiğime dikkat ediyordum ya geçen hafta, kilo da almayacaktım ama en besinli şeylerden ölçülü ölçülü yiyecektim ya hani, hepsi yalan oldu tabii ki! Her şey pazar günü öğleden sonra pisboğazımın rahat durmamasıyla başladı. Gelsin oğlak etleri, gitsin lor peynirli pazı sarmaları, gelsin etli ekşili çağla çorbası, gitsin kerebiç derken mide fesadına uğradım! Arası yok ki mübarek! Ya kuru ekmek, ya böyle bal börek! Midem de haklı sapıtmakta! Arada da nur topu gibi virüs kapmışım tabii. Ne abonesi olduğum lokantanın ne de yediğim yemeklerin günahını almak istemem ama birinden biri yapmış işte!

Pazartesi sabah karşı başlayan ve vücudumun isyan edip yediklerimi her yönden aynı anda atmaya çalışması ile başlaya süreç tam 3 gün sürdü! Bitmek bilmeyen kusma ve ishale bir de ateş eklenince soluğu acilde aldık tabii. Tam 7 saat boyunca toplam 4 şişe serum yedim (içine de onlarca iğne & ilaç). Tam taburcu edeceklerdi ki yeniden başladım kusmaya. Sonuçta sağ sağlim gönderdiler eve ama gece boyu ve sonraki gün boyu ateşim devam etti. Dolayısıyla ağrım, sızım, mızmızlığım ve iştahsızlığım da. “Zavallı bebi neler yaşamıştır kim bilir “ diye düşünmekten de kendimi alamadım tabii. Bi kendime ağladım, bi de bebiye. Sevgilim zaten isyanlarda. Ona kalsa beni 3 gün hastaneye yatıracaktı, acilden çıkmaya hiç niyeti yoktu, “n’olur n’olur, burada sana benim evde bakabileceğimden daha iyi bakıyorlar nasıl olsa” dedi durdu. Sağ olsun teyzem yalnız bırakmadı da evde de emin ellerdeydim.

Sonra da kapı gibi raporum olmasına rağmen, daha tam kendimi toparlayamamışken ofisin tacizlerine dayanamayıp işe geldim. Hem de üst üste hiç ara vermeden 3 toplantıya girmek suretiyle cinnet gibi geçen bir günün içine! Gece yine perişandım tabii ki!

Demek ki neymiş, akıllı kadınım diye geçinmekle olmuyormuş. Akıl böylesine tutulup insana hele de hamileyken böyle saçma sapan şeyler yaptırıp vicdan azabından gebertebiliyormuş! Bundan sonra her gördüğünü yiyen içimdeki Adanalıyı bastırıp, hassas bir hamile olduğum gerçeği ile yüzleşmeye, işi gücü sallayıp önce bebiyi sonra kendimi düşünerek biraz daha dinlenmeye ve de en önemlisi kendimi esirgemeye pek niyetliyim hayırlısıyla. Haftaya düğün(ler) var zaten. Sonrasında savulun ey dostlar, tansiyonu en düşüğünden bir hayat beni bekliyor!

Sevgiler,

Deniz

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

10 yorum

  1. Merhaba Deniz,
    Hem sana ilk yorumum hem de uzunca zamandır okuduğum bloga ilk yorumum olsun bu.. Sadece iyi bir okuyucuyum, evliyim ama anne adayı değilim henüz..1,5 yıllık evliyim…eşim çocuk çok istiyor ama ben hazır değilim daha yaşım küçük diye oyalama aşamasındayım tam 1,5 yıldan beri 🙂 ama blogcuanneyi keşfettiğim ve hamilelik günlüklerini okumaya başladığımdan beri sanki hazır hissetmeye başladım mı kendimi ne!! (Ayrıca bir Çocuk Gelişimcisi olarak)
    Annlere sormak istediğim bi sorumda olucak…”Bir kadın kendini hamileliğe ve anneliğe hazır hissetme zamanı olur mu ya da böyle bir hazır hissetme dönemi var mıdır”?? Bu sorunun cevabını merak ediyorum…
    Ayrıca senin ve Çiğdem-üzüm çiftinin yazılarını çookk beğenen ve takip eden biri daha var burda 😉 bilin istedim …maceralarınızın takipçisiyim.. İstanbul- Anadolu yakasından selamlar, sevgiler 😉
    Gizem Güvenir

    • Çiğdem-Üzüm

      Gizem merhaba,

      Üzüm ve ben adımızı duyduğumuz gibi koşarak olay yerine yetiştik:))

      Ben ilk yazımda kendimce “anneliğe hazır olma” noktasında nasıl hissettiğimi anlatmaya çalışmıştım. Hepimiz benzer hormonları salgılıyoruz diye tek tip bir kadın türü olduğuna inanmam mümkün değil. Kimisi 20 yaşında bile anneliğe hazırım cümlesini kurabilirken, benim gibiler 30’larına geldiğinde bile bırak biyolojik saatin tiktaklarını duymak, kendini hala 17 yaşında zannederek (vallahi öyle sanıyorum hala:) yaşamaya devam etmek isteyebiliyor!
      Dolayısıyla her kadın anne olacak diye bir kaide de yok bence. Olmamayı seçiyorsan da ileride bu konuyla ilgili hissedebileceklerini göze alacaksın ve yoluna devam edeceksin diye düşünüyorum. Ama ta ezelden beridir bir gün anne olacağın fikri varsa aklının bir yerlerinde; o zaman da en mükemmel zaman diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Plansız kadın da olmuyor fakındayım; o nedenle o planları asgari müşterekte sağladığına inandığın anda kendini kaderin cilveli rüzgarına teslim edip bebeğinin elinden tutmasına izin vereceksin:)
      Bu benim formülüm. Bana özel ve güzel. Seninki de sana ait ve çok özel olacak ve bebeğin mutlaka en doğru zamanda gelecek. Ha bir de yeter ki yanındaki adamı çok sev, birlikte karar alabilmek ve adım atabilmek çok değerli çünkü:)
      Sevgiler,
      Çiğdem

    • Merhaba Gizem,
      öyle bir ahiret sorusu sormuşsun ki ben de bebi de kalakaldık! 🙂 Bence “yeterince hazır mıyım?” sorusuna mutlak bir “evet” cevabı pek mümkümn değil! Hepimiz insanız, eksiklerimiz, gediklerimizle hem de. “En doğru zaman” diye birşey de yok bence. Zira ince eleyip sık dokursan her dönemin kendi içinde avantajı da zorluğu da çıkabilir. Önemli olan tüm eksiklerin, fazlaların, artıların ve eksilerinle, ama en önemlisi biraz da deli cesaretinle 🙂 herşeyi göze alman ve kendinle barışık olman (ve de benim tecrübemdeki gibi kabullenip teslim olman)! Yoksa bu işin doğrusu yanlışı yok. Her haliyle ayrı zor, ama her haliyle de ayrı güzel. 🙂
      Dilerim “hazır” olduğunda biz de senin yazılarını okuruz Güneş’imle! 🙂 Desteğin için çok teşekkür ederim.
      Sevgiler

  2. Sizi oğlak eti o hale getirmiş olabilir. Oğlak etinde kıllar ete yapıştığı için ishal yapar diye biliyorum. Hamileler aman dikkat. Size de geçmiş olsun.

    • Çok teşekkür ederim. Sözümona “yörük” üm baba tarafından. Sarıkeçililerden! 😉 Atalarım Toroslar’da oğlak/keçi yiyerek beslenirlermiş ama bizim bebi dedesi tarafına çekemedi demek! 😛

  3. Öncelikle süper hızlı cevabınız için teşekkür ederim, pek sevgili blogcuannelif ve Çiğdem-üzüm çifti..

    Linkteki yazıları ve çoğu yorumu okudum ve blogcuanne tam da benim konum üzerine 2011 yılında parmak basmış zaten.. Kendi annem gibi anne olmayı hep istemişimdir hep, o iç güdüler var içimde, zaten daha küçüklükte oynadığımız evciliklerden hazırlanıyor sayılırız anne rolü oynayarak.. Anladığım kadarıyla “artık hazırım, evet anne olabilirim”lerle olmuyor bu iş ta ki bebeği kucağına almadan..
    Sorumun cevabı aslında benim içimde, hem bebek zaten geleceği zamanı bilir dimi diyerek ve iç güdülerimi dinleyerek anne olacağım zamanı bekliyor olacağım… Ve Olduğum zaman bende blogcuannde gebelik günlüklerinin bir parçası olmayı çookk isterim sevgileeerrr… (bu yorumumu yanlışlıkla okuduğum diğer linkin altına da gönderdim ama olsun :))

    Gizem Güvenir

  4. Deniz çok ama çooook geçmiş olsun… Bu da bir nazar boncuğu olsun sana ve bebişine, hem gebelik hem evlilik koşturmacası kolay değil. Geçen yaz ben de süt sebebiyle gıda zehirlenmesi yaşamış 1 gece acilde, 3 gün de hastanede yatmıştım, ne beter bir hadisedir bilirim. 40-41 derecelerde yanıyor halisülasyon falan görüyordum, beynim kaynamıştı resmen…

    ben hamileliğin kesinlikle ama kesinlikle kadının kendini “hazırım” dediği anda olması taraftarıyım. ben de genelde planlı programlı kişilikte olduğumdan evlendiğimden beri “en az 2 yıl geçsin”,”ev alalım” vs, o geçince “yeni iş değiştirdim”, o da geçince “yüksek lisansa başladım hem iş hem okul yorucu, o bitsin” diye diye beş yıl bekledim. ve çok da iyi ettim diyorum. zira insanın kafasında başka bir soru işareti veya içinde bir ukte kalmamalı. hamile iken tek büyük sorumluluk bebişin ve kendin olmalı. bu benim için önemli olan milestone’ları aşmamış olsaydık kesin dert ederdim ve şimdiki gibi huzurlu geçirmezdim bu süreyi. ben bebişlerime hazırdım, onlar da anneciklerini bekletmediler zaten 🙂 o nedenle hamileliğimin mutlu geçmesini biraz da buna bağlıyorum…
    duble anne

    • Ağzına sağlık Gülin! Kafa rahat olacak ki bebiler de rahat olsun! 🙂 Huzursuzluk bütün kötülüklerin anası! Herrrrrkese huzur dolu hamilelikler dilerim ben de! Öpüldün!

    • Çarşamba Gebesi Pelin

      Katılıyorum Dubleanne sana. İnsanın içinde yapamadığı veya yapamayacağı için ukte kalan birşey olmamalı. Her ne kadar bebekleri olduktan sonra da eski hayatlarını bir nebze olsun devam ettirebilen çift varsa da onlar istisna (dağcılık yapanlar, bisikletle dünya turuna çıkanlar vs). Çoğunlukla bebek(ler) hayatımızın çook büyük bir alanını kapladıkları için eskiden yapabildiğimiz pek çok şeyi yapamıyoruz (yapamayacağız). Bütün bunları sindirmiş olmak lazım bence. Ben mesela eskiden geceleri Kordon’a gitmeyi gezmeyi çok severdim, ama ne zaman ki sıkıldım ve ev hayatı daha cazip gelmeye başladı, o zaman evlilik ve bebek de daha cazip gelmeye başladı. Yüksek lisansımı bitirdim. İş hayatı fani gelmeye başladı. O zaman işte şimdi bebeğim olmalı dedim. (Gerçi bunu dedikten 3-4 yıl sonra gebeyim ama olsun 🙂 )