8 Yorum

Bir ödev yapma yöntemi olarak yaratıcı yazarlık

Anne olmanın en güzel taraflarından biri bir yandan çocuğunu büyütürken bir yandan da kendi çocukluğuna geri dönmek. Onunla birlikte -ve hatta bazen onsuz!- oyuncaklarla oynamak, çizgi film seyretmek, çocuk gibi davranmak, düşünmek…

Gel gör ki bu “çocukluğuna dönme”nin benim için işkenceye dönüşen bir yönü var ki o da ÖDEV konusu. Bitmek tükenmek bilmeyen ödev konusu.

“Ödev yapmak çok sıkıcı!” diyor Deniz. Haklı. Bazı ödevler, özellikle de MEB kitaplarındakiler o kadar sıkıcı, o kadar didaktik, o kadar anlaşılmaz ki, yapması mı daha zor, yaptırması mı bilemiyorum. Deniz’in öğretmeni kendi hazırladığı ödevlerle çeşitlendiriyor bu seçkiyi, ve onları da daha severek yapıyor Deniz, ama genel anlamda ödev kavramıyla yıldızımız pek barışmadı.

Bir iki istisna dışında… Biri ilk proje ödeviydi. Geçen haftaki ikinci proje ödevi bir diğeriydi. Bildiğimiz İSİM-ŞEHİR oyununun bir türevi olan ödev, A’dan Z’ye İsim, Şehir, Hayvan ve Eşya bulmaktan ibaretti. Her ne kadar iki hafta süresi olan ödevi son üç güne sıkıştırmış olsa da yaparken bayağı eğlendi bizimki. Kendi kendine ansiklopedileri devirip oradan hayvan isimleri buldu. Kitabın arkasındaki haritayı açtı; yetmedi odasındaki küreyi getirdi şehirleri buldu derken çok keyif aldı. Son kalan birkaç boşluğu biz doldurmuş olabiliriz, ama çok eğlenceli bir süreçti ve adım gibi eminim ki ÖĞRENDİĞİ bir ödev olmuştu bu. Amacına ulaşmıştı yani…

Öte yandan öyle ödevler var ki, dediğim gibi özellikle de MEB’in ücretsiz dağıttığı kitaplarda, “Kardeşim siz dalga mı geçiyorsunuz?” diye sormak istiyorum bazen. Mesela, “Aşağıdaki masal kahramanlarından hangisiyle arkadaş olmak isterdiniz? Nedenleriyle anlatınız.” Seçenekler: Pamuk Prenses, Keloğlan, Simbad, bıdı bıdı… E bizimki Simbad’ı bilmiyor mesela… Hayır, bilmek zorunda mı? En nihayetinde “Simbad’la olmak isterdim ama onu tanımıyorum” yazdı. Buyrun size yanıt.

Dünkü ödevi de yine benzer bir soru içeriyordu. Dün okulda dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü, bir dönüşün sonunda bir gün olduğunu falan filan öğrenmişlerdi. Hayat Bilgisi dersi de yine bu konuyla ilintiliydi:

Aşağıdaki kavramların kullanıldığı bir öykü yazınız:
Yeryüzü  Gökyüzü  Gün  Dünya

Deniz ilk başta “anlamadım” dedi (ne zaman ödevi yapmak istemese anlamadım diyor). Anlatınca “Ama ben şimdi nası yazıcam ki, öğretmenim söylemedi” dedi (armut piş ağzıma düş istiyor).

O an aklıma Tülin Kozikoğlu’nun düzenlediği Yaratıcı Yazarlık Atölyesi’nde öğrendiklerim geldi. Sevgili Tülin Kozikoğlu’nun özel okullarda çocuklara yönelik bir ders olarak düzenlediği, bizimki gibi devlet okullarında ise öğretmenlere ücretsiz olarak sunduğu bu atölyeye ben de katılmış ve müthiş şeyler öğrenmiştim. Kendisini sonrasında birkaç seminer/konferansta da izleme fırsatı bulmuş ve öğrendiklerimi pekiştirmiştim. Her ne kadar oturup sıfırdan bir kitap kurgusu hazırlayacak kadar kendime güvenmesem de, Kozikoğlu’nun çocuklara çok basit bir hikayeyi binbir farklı şekilde anlattırmak konusunda paylaştıkları kulağımda yer etmiş olacak ki, “Deniz’ciğim, şimdi bak, bu kelimelerden bir hikaye oluşturacaksın” dedim.

“Eveeet” dedi.

“E, bir tane kahraman belirle” dedim. “İstersen kendin yarat, istersen sevdiğin bir kahramanı tespit et.” Kahraman kimdir, nedir, ne iş yapar, onları konuştuk biraz. Sonra dedim ki, “Bak bu kelimeleri al, kahramanını bir yerden bir yere götür, ne bileyim, YERYÜZÜnden al, GÖKYÜZÜne götür, birkaç GÜN gezsin, sonra ne bileyim DÜNYAya gelsin, bir şeyler yapsın falan filan…” Yine kolaya kaçmaya çalıştı, dediğimin aynısını yazmaya kalkıştı, ben de “Kendi hikayeni yarat” deyip çıktım.

Bizimki odada bayağı bir uğraştı, gitti geldi oyalandı falan derken “Bittiii!” diye geldi karşıma. Çok keyif aldığı belliydi. “Anne, hikayemi okumak ister misin?” dedi. Okudum:

Bir zamanlar bir süper kahraman varmış. Adı da Kung Fu’ymuş. O bir pandaymış, bir gün arkadaşlarıyla haritayla ilgili konuşurken Kung Fu’nun üstüne bir Jaguar zıplamış o haritayı almayacaksın diye kükRemiş alamazsam ne var ki hee! O harita zaten bende aynısı var.

KungFu

Hikaye tamamdı. Tek sorun ne YERYÜZÜ, ne GÖKYÜZÜ, ne GÜN ne de DÜNYA kelimelerinden hiçbiri bir kere bile geçmemişti…

Burada hatice mi önemliydi, netice mi? Önemli olan çocuğun bu kelimeleri cümle içinde kullanması idiyse o zaman oturalım, sıfırdı. Fakat eğlenerek ve daha da önemlisi ÖĞRENEREK ödev yapma becerisi açısından eğitimci olmayan bendenizin nezdinde bu çalışma 10 puan 10 puan 10 puanı hak etmişti. Ve ödev müessesesinin “oku-anlat-özetini çıkar” şeklindeki sıkıcı, didaktik, heyecansız formundan çıkıp çocuğa keyif vermeye başladığında ne denli eğlenceli olabileceğini ortaya koyması açısından bu blogun sayfalarına altın harflerle yazılacaktı.

Her şeyin ötesinde, benim bir zamanlar minik parmaklarıyla çizdiği yuvarlaklar şekilleri “insan figürü olmalı” diye bir şeye benzetmeye çalıştığım oğlumun kaleminden çıkan ilk özgün hikaye olması açısından unutulmamak üzere tarafımca tarihe not edilecekti.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

8 yorum

  1. Yazı yazmayı yakın bir zamanda öğrenen küçücük bir ele göre el yazısı ne kadar güzelmiş. 🙂 Hikayesinin konusu da pek heyecanlıymış 🙂

  2. sahiden ne sıkıcı bu tür ödevleri yapmak zorunda olmak. hak veriyorum ben çocuklara. bana böyle birkaç kelime verip öykü oluştur deseler ben de sıkılırdım. ama ne güzel, o çizgiden sapmış, kendi hikayesini yaratmış hee 😀

    resmi görünce aklıma takıldı yine. neden el yazısında ısrarcı oluyorlar? yazması daha kolaymış diye duymuştum sanki bir öğretmenden ama ne alaka? sadece deniz için konuşmuyorum yanlış anlamayın, çocukların yazıları genelde çirkin. yiğenimin yazısı da fazla karışık, çoğu zaman okumakta zorlanıyorum. başka bir amacı mı var acaba bu ısrarın?

  3. Bır egıtımcı olarak sabah sabah ıcıme bır cosku kattınız.denızın odevı 10 uzerınden bencede 10.ozgun nyaratıcı kendıne guvenen bır cocugun hıkayesı.sızınde kalemınıze saglık cok sırın aynı zamanda okuyuculara ornek bır anlatım sunmussunuz bızlere.egıtımde yaparak yasayarak ogrenme modelının ıspatısınız.tesekkur ederız.

  4. umarım öğretmen,kitaptaki şablona değil,çocuğun ortaya koyduğuna önem verir.Deniz’in,yazı yazma tarzı,kurgu,cümle oluşturması çok güzel.

  5. Çok merak ettiğim bir konudur farzedinki kitapta saçma sapan bir soru var. Siz ve çocuğunuz yanıtlamak istemediniz. Çocuğunuzun notu kırılacak mı ödevi yapmadığı yada sınavda cevaplamadığı için. Hayalgücü çok güzek umarım öğretmen kalıplara bağlı değildir de tam puan alır akıllı bıdık 🙂

  6. Yazınıza evet katılıyorum ama aşağıdaki eleştirinize katılmıyorum.
    “Kardeşim siz dalga mı geçiyorsunuz?” diye sormak istiyorum bazen. Mesela, “Aşağıdaki masal kahramanlarından hangisiyle arkadaş olmak isterdiniz? Nedenleriyle anlatınız.” Seçenekler: Pamuk Prenses, Keloğlan, Simbad, bıdı bıdı… E bizimki Simbad’ı bilmiyor mesela… Hayır, bilmek zorunda mı? En nihayetinde “Simbad’la olmak isterdim ama onu tanımıyorum” yazdı. Buyrun size yanıt….

    Çünkü seçenekli bir soru tipi (test, klasik, çoktan seçmeli, doğru-yanlış vs. ölçme teknikleri) yani çocuğa bildiği veya bilmediği seçenekler sunularak birini seçmesi ve nedenini açıklaması isteniyor (kazanım: neden-sonuç ilişkisi kurar). Aslında Deniz çok güzel bir cevap vermiş Simbad çünkü onu tanımıyor ve onunla neler yapılabilir merak ediyor. Kahramanı Simbad olan bir kitap almaya (metin dışı okuma tekniği)ne dersiniz?

  7. Mesai saatlerinde iş arkadaşlarıma çaktırmadan kikirdemek zor oldu ama tutamadım kendimi. Tatlı çocuk yaa.. Hikayenin içinde bence o kavramların hepsi var ama yazılı değil 🙂

  8. el yazısına takıldım ben.. nefret ediyorum el yazısından.. çok saçma buluyorum üstelik okuyamıyorum.. bizimki okula başlayınca onunla baştan öğreneyim bari