30 Yorum

Dokunma!

Dün İnternet Anneleri’nin Yeşilköy Florya’da düzenlediği piknikte bir sürü anneyle bir araya geldik. Her zamanki gibi çok güzeldi. Katılan herkese, organizasyon için de İnternet Anneleri ve Pelin Çengel‘e çok teşekkürler. Ferhan çok güzel fotoğraflar çekti, yakında paylaşacağız.

Oradan çıkışta gördüm Gezi Parkı ile ilgili Twitter’daki yazıları… Bir avuç insan, gerçekten bir avuç, Gezi Parkı’nda toplanmış, buldozerleri durdurmaya çalışıyorlardı. Aralarında arkadaşlarım da vardı, milletvekili Sırrı Süreyya Önder de… En nihayetinde dozerler durmuş, ama bu arada olan olmuş, polis yine orantısız gücünü kullanarak elinde çantasıyla yıkımı protesto için gelen kadınlar da dahil olmak üzere oradakilere biber gazı sıkmaktan çekinmemişti. Reuters muhabirinin çektiği şu fotoğraf dünden beri dünya basınında. Aynı zamanda Reuters’in 450 bine yakın takipçisi olan Facebook sayfasının profil fotoğrafı…

Eskiden böyle fotoğrafları “dünyaya rezil olduk” diye yorumlardım. Artık öyle düşünmüyorum. Oh, daha da fazla yayınlasınlar da herkes Türkiye’de neler olup bittiğini bilsin.

Sırrı Süreyya Önder’in dozerlerin önünde tek başına duran fotoğrafı beni çok etkiledi. Kendisiyle politik anlamda herhangi bir bağım yok. Ancak “milletvekili” titrinin trafikte emniyet şeridinden gitmek ayrıcalığı olarak kullanıldığı ülkemizde bunu bu şekilde işleve dökmek takdir edilesiydi.

Saat 19:00’da tekrar Taksim’de toplanılacağını duyunca dedim ki “Bu sefer gideceğim.”

Annemi aradım, çocukları getirip bırakacağımı söyledim. Kıyameti kopardı. Önce gitme dedi. Sonra göndermiyorum dedi. Baktı ısrarcıyım, “babana söyleyeceğim” dedi. Canım annem. En son bu kartı kullandığında herhalde ortaokuldaydım. Dedim ki “Gideceğim, ve bu karşı koymaların beni sadece daha fazla sinirlendiriyor.” 

Eve geldim. İrem Afşin’i aradım. Kendisi 1 Mayıs’ta gaz, tazyikli su, vesaireden fazlasıyla nasibini aldığından deneyimliydi. “Uzun kollu giyin” dedi. “Yanına bir eşarp al, hatta bulabilirsen plastik ameliyat maskelerinden al. Sirke al. Limon al. Gazlanırsan su sürme yüzüne, daha çok yanarsın.”

Giyindim, hazırlandım, çocukların eşyalarını hazırladım. Çocukları hazırlarken bir yandan ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ağaç kesimine karşı durmak için gidiyor olduğum bir eylemde başıma neler gelebileceğini bilemiyordum. Ve korkuyordum. Anne olmanın verdiği senaryo yazabilme kapasitesiyle başıma neler getirdim o eylemde neler. Öldüm, kaldım, yaralandım, beyin sarsıntısı geçirdim… “Gitmesem mi?” dedim kendi kendime… “Çocuklarımı son kez mi görüyorum?” dedim. “Memleketi kurtarmak bana mı kaldı?” dedim. “Oturayım mı oturduğum yerde?” dedim.

Sonra da dedim ki: “İşte sırf bu yüzden gideceğim. Gitmekten korktuğum için. İnsanları seslerini çıkarmaktan korkuttukları için, geri planda kalmak, sinmek, pısmak zorunda bıraktıkları için gideceğim.”

Yolda Deniz’e nereye gittiğimi anlattım. Kötü adamların parkları yıkıp, ağaçları kesip alışveriş merkezi yapmak istediklerini, benim de arkadaşlarımla bunu engellemeye gittiğimizi söyledim. Artık hiçbir şey olmamış gibi davranacağımız yaşı geride bırakıyor.

Canım babam sağ olsun benim işimi kolaylaştırmak için karşıdan metrobüse atlayıp geldi. Zincirlikuyu’da arabayı ve çocukları alıp geri döndü, ben de oradan yoluma devam ettim. Yazık, onların da başına gelmeyen kalmamış… Deniz arabada pencereyi açmak istemiş, o açınca Derin de açmak istemiş, Derin’in oyuncak maymunu arabadan fırlayıp Boğaz Köprüsü’nden aşağı uçmuş. Ne kadar travmatik… Derin ağlar, Deniz “benim yüzümden” diye daha çok ağlar… Bir de o krizle uğraştık eyleme giderken… “Anne, Derin’e yeni bir maymun alır mısın?”

Taksim’e ulaştığımızda çok kalabalık değildi. “Tüh be” dedik, “yine bir avuç insan olacağız.” Yanılmışız. Kalabalık giderek arttı. İnsanlar işten çıkmayı beklemişler demek. Kedisini, köpeğini alanlar, genç-yaşlı, kadın-erkek-eşcinsel, öğrenci-çalışan bir sürü insan vardı.

Ağaçlar yıkılmıştı. Çok acı vericiydi. Bir ağacın yere devrilmesi, bir insanın devrilmesinden çok farklı bir his uyandırmıyor bende… Nasıl kıyarlar, bilmem… Elleri kırılsın. Hatta o makinelerin altında kendileri kalsınlar diye beddua ettim. Ettim cidden.

Yikinti

Ben gittiğimde yıkılan ağaçların bazıları geri dikilmişti. Bir süre sonra yeni fidanlar da getirip diktiler. Çok duygulu bir andı.

Saatler geçtikçe daha da coşkulandı kalabalık. Bir sahne kuruldu, ses düzeni getirildi. Farklı kesimlerden, farklı gruplardan insanlar konuştular.

Gecenin tek tatsızlığı Barbaros Şansal’ın konuşmasında “Sanata ucube diyenler önce yanındaki karılarına baksın” demesiydi. Çok yakışıksız bir tavırdı. Bu ayrımcılık yüzünden bugünlere geldiğimiz aşikarken, bu bakış açısını tekrar ortaya koymak hiç ama hiç hoş olmadı. Üstelik Barbaros Şansal’ın bunu dediği sırada, “Antikapitalist Müslümanlar” grubu sloganlar eşliğinde, kadın katılımcılar başlarında örtüleriyle parka giriyorlardı. Neyse ki bu hitaptan rahatsız olan tek kişi ben değildim. Barbaros Şansal’dan sonra konuşan kadın -ismini yakalayamadım- bu yanlışı çok güzel düzeltti. Kadınların nerede olursa olsun, nasıl olursa olsun her şekilde, her oluşuma katılmaya hakları olduğundan, katılmaya devam edeceğinden bahsetti. Yüreğimize su serpti. Ağzına sağlık.

“Acaba gaz yiyecek miyiz? Eve dönebilecek miyiz?” şeklinde endişelerle gittiğimiz gece bir festival havasında, şarkılar, türküler, gösterilerle geçti. Her şey keyifli, ölçülü, temizdi. Gezi Parkı’nı kurtarmaya gelenler parkı yıktıranların “aksırana kadar içiyorlar” bakış açısına mahal vermeksizin kendi çöpünü topluyordu. Herkes yediğini, içtiğini yanındaki çöp poşetlerine atıyor, kimse ortalığı kirletmiyordu.

Çok sevdiğim sanatçı Memet Ali Alabora gün boyu Twitter’dan verdiği desteği oraya gelerek de sürdürdü. Kendisini orada görmek bana çok iyi geldi. Eminim ve umarım sanatçı/ünlü desteği de artarak devam eder. Kendi adıma Twitter’dan takip ettiğim ünlülere “Taksim’e gidin!” tacizinde bulunuyorum, bu konuda elimden geleni ardıma koymayacağım, teşekkürler.

Akşam 6 buçuk gibi gittiğim parktan gece 1’e doğru ayrıldım. Bana kalsa bütün gece kalırdım ama annem, babam, kızkardeşim hepsi beni bekliyorlardı. Kocam Amerika’da iş seyahatinde, henüz haberi yok bunlardan… En son Taksim’den gece 1’de dolmuşa binip tek başıma eve döndüğümde herhalde 15 sene önceydi. Kemancı’dan çıkmış olmalıydım.

Ben tam çıkmadan ağaca asılan şu pankart orada olanların, dahası çok uzun zamandır bu ülkede olanların özeti gibiydi:

Dokunma

Şu an parkta insanlar çadırlarda yatıp kalkıyor. Kaç gün olur, ne olur, ne kadar sürer, bilmiyorum. Bildiğim, çocuklarımla olmam gerektiğinden gidemiyorum ama aklım orada. Orada çadır kuran, parkı bekleyen, “Taksim bizim!”, “Gezi Bizim!” diye haykıran insanlarda. Her fırsat bulduğumda uğramaya çalışacağım.

Bu satırları yazdığım sırada İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “İstanbul’un yeni incisi” deme aymazlığını gösterdiği üçüncü köprünün temelleri atılıyor. Gezi Parkı’ndaki ağacın binlerce fazlası orada katlediliyor. İstanbul’un ormanları, havası, nefesi yok ediliyor.

Niye Gezi Parkı’ndaydık da üçüncü köprüde değiliz?

Kendi adıma bu soruyu şu klasik deniz yıldızı hikayesiyle yanıtlayabilirim:

Adamın biri sahile vuran deniz yıldızlarını tek tek denize atıyormuş. Biri yanaşmış: “Sen onları atıyorsun ama… bak burada daha binlercesi var, onlar ne olacak?” Adam eğilip yerden bir deniz yıldızını daha almış, denize atmış. “Bak” demiş, “birini kurtardım.”

Benim gücüm dün gece Taksim’e gitmeye yetti. Ben orada, kendi adıma sadece Gezi’deki ağaç katliamı için durmadım. Son yıllarda alışkanlık ve hatta genel uygulama haline gelen talancı, baskıcı, yasakçı zihniyete karşı durmak için oradaydım. Ne olur, ne biter, bilmem. Bildiğim, ayaklarım beni birazdan oğlumun anaokulundaki yılsonu partisine götürecek. Kalbim ve aklım ise Taksim’de…

30 yorum

  1. Aynı şeylerin Çamlıca için de olması dilerim. Dokunmayın yeşilime…

  2. Ne iyi yapmissin Elif! Deniz ve Derin eminim koca adam olduklarinda bile annelerinin fark yaratmaya calistigi bugunu hatirlayip anlatacaktir. Binlerce beddua ve sikisik bir nefes var dilimde, kelimeler kifayetsiz, kalbimiz Gezi’de!

  3. Elif süpersin!! Dün akşam çok istediğim halde gidemedim ama bu akşam ben de gideceğim. Çocuklarımızın geleceği için bu memlekete sahip çıkmalıyız. Ve bunu BİZ yapmalıyız.

  4. Kızım Ece’de haberlerde bir ağacın yerinden sökülüşüne tanık oldu annneeee cinayet işliyorlar yetiş bağartısına mutfaktan nasıl geldiğimi bilemedim.Benim kızım 7 yaşının ilk adımlarında bu zihniyette ağaçları katledenler acaba kaç yaşındaydı?sormak istedim.

  5. O kadar net ve güzel ifade etmişsin ki, bize diyecek söz kalmamış. Yüreğine sağlık…

  6. Ne kadar tebrik etsem azdir. Umut veriyorsunuz gelecek icin. tesekkürler..

  7. elinize sağlık.. dün olanlar bende de çok büyük üzüntü yarattı ve hatta umutsuzluk… sizin yazınız ise daha umut dolu, belki gidip bir şeyler yapabilmiş olduğunuz için..
    ağaçların katledilmesi apayrı bir üzüntü ama diğer taraftan dediğiniz gibi alışkanlık haline gelmiş bu talan, bu baskı, bu umursamazlık…
    esas bunlar umutsuzluğa sürüklüyor.. dün gece oturdum kızıma bir mektup yazdım, sanki bu olanlar bizim suçumuz değil, dünyayı biz bu hale getirmedik der gibi… dedim ya benimki biraz daha umutsuz 🙁
    hepimiz için hayırlısı
    http://mineoskay.blogspot.com/2013/05/kara-utopya.html

  8. Benim annem olsaydın… gurur duymaktan çatlardım ….
    Harikasın… bazen kendimi kötü hissediyorum ama itiraf edeyim…
    hayatım ev iş arasında geçiyor ..arada bir akraba park avm yüzü görüyorum tabi …
    neyse.. bravo..

  9. İstanbul’da yaşasaydım kesinlikle dün akşam ben de orada olurdum,senin nezdinde bizim yerimize de orada olan,tepkisini uygarca gösteren herkese teşekkür ediyorum ve ayaklarınıza, yüreklerinize sağlık diyorum.. Sevgiler..

  10. Bravo. Ben Ankara’dayım. O kadar zor duruyorum ki, çıkıp gitsem diyorum, ama iş var, bebe var, tırnaklarımı yiyorum. Lütfen herkes kendi kentinin milletvekiline e-posta atsın. Bakın adresler burada: http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/mv_e_posta_sd.uye_e_posta

    O kepçelerin önüne kim çıkarsa oyum gelecek seçimde ona, bu kadar basit.

  11. Gözlerim dolarak okudum, yorumsuz….

  12. bende boşuna okuduğumu düşünüyorum…

  13. Elif bir fikrim var, ama işin ucu nerelere gider bilemedim. Çocukları karıştırsak işin içine diye. Sosyal medya üzerinden çocuklar konuşsa, bir akım başlasasa, herkes çocuklarının kısa filmlerini yüklese, ve çocukların ağzından dillendirilse o bölgede kalan son yeşil alanın önemi. asayişin kontrolsuz kaldığı gereksiz bir alan, çok para edecek bir arsa, bölgeye ekonumik canlılık getirecek bir potansiyel olarak görülüyor belki bu park ama daha fazlası aslında. Geçen hafta Taksimdeydik çocuklarla okul için, vakit geçirecek yer bulamadık resmen. Çocukların buna ihtiyacı var geleceğin buna ihtiyacı var. Şehirleşmemiz kötüye gidiyor. Refüj kenarlarını şehir içi yeşil alandan sayarken herkes, çocuklarımız bir ağacın dalına tırmanmadan büyüyor.. Taksim gezi parkına sahip çıkanlar arasında topluma aykırı duran gruplar olunca da “normal çounluk” tepkisizliğini haklı görebiliyor

  14. Elif bir fikrim var, ama işin ucu nerelere gider bilemedim. Çocukları karıştırsak işin içine diye. Sosyal medya üzerinden çocuklar konuşsa, bir akım başlasasa, herkes çocuklarının kısa filmlerini yüklese, ve çocukların ağzından dillendirilse o bölgede kalan son yeşil alanın önemi. asayişin kontrolsuz kaldığı gereksiz bir alan, çok para edecek bir arsa, bölgeye ekonomik canlılık getirecek bir potansiyel olarak görülüyor belki bu park ama daha fazlası aslında. Geçen hafta Taksimdeydik çocuklarla okul için, vakit geçirecek yer bulamadık resmen. Çocukların buna ihtiyacı var geleceğin buna ihtiyacı var. Şehirleşmemiz kötüye gidiyor. Refüj kenarlarını şehir içi yeşil alandan sayarken herkes, çocuklarımız bir ağacın dalına tırmanmadan büyüyor.. Taksim gezi parkına sahip çıkanlar arasında topluma aykırı duran gruplar olunca da “normal çoğunluk” tepkisizliğini haklı görebiliyor; taraf olmak güdüsü ile.. Ama çocukların ağzından bir kampanya başlasa.. Çocuklar dese,

    “ağaçlarımzı kesmeyin, onlar bize lazım, hem bugün hem gelecekte” ”
    “şehrin her köşesinde yürüyerek ulaşabileceğimiz geniş ve büyük parklara ihtiyacımız var”
    “büyüklerimize saygıyı da ağaçlarımıza saygıyı da sizden öğreniyoruz.”

    Ne bileyim, işin politik yanından ziyade insani yanını ön plana çıkarabilsek..
    İstanbulun fatihi, bir ağcımın dalını kesenin başını keserim demiş, biz bugün Fatihin istanbulunun kalbini oymaktan bahsediyoruz.

    O bölgede yaşayan pek çok cocuk parkta sallnabilmek için arabaya binip bir süre yol gitmek zorunda.. Taksimdeki yeşillik ne zaman gözden çıkarılabilecek kadar yeşil olur istanbul, bunları o gün konuşalım. Yoksa kestiklerinin yerine diktikleri ağaç büyüdüğünde, benim çocuğum dallara tırmanma yaşını çoktan geçmiş olacak..

    sevgiyle..

  15. Bravo Elif..!
    Bir şeylerin bilincindeyiz ancak toparlanmak öyle zor ki.. O kadar sinmişiz ki kabuğumuza… Sen ve senin gibiler sayesinde sesler yükseliyor.
    Sorumlu anne bilinciyle toplumun geleceğini de düşünerek çaba sarf ettiğin için ben buradan seninle gurur duyuyorum..

    Dilerim sesler daha da yükselir. Bu katliama bir dur denir.

  16. T E B R İ K LE R ve T E Ş E K K Ü R L ER ! ! !

    AYAĞINIZA SAĞLIK..

  17. Teşekkürler elif. Cesaretin için.

    Ne üzücü kendi polisine karşı cesaretli olmak. Ama durum bu.

    Ne üzücü ki insanlar liderim dedikleri insanlar ağzını açmadan soyleyemiyorlar dusuncelerini.

    Ne üzücü ki çocuklarımızı o alana götürmekten korkuyoruz.

    Ne üzücü ki “muhafazakarlik” diye bir din çıkmış ortaya ve Islam’la ilgisi yok bu dînin.

    Ama tum bunların üstüne sen ve ben aynı şeyi düşünüyoruz. Iste bu cok sevindirici….

  18. Orada olamadığım ve bu katliama, diktatörlüğe seyirci kaldığım için çok çok üzgünüm… İstanbul’da ve yakın çevresinde olanlar, ne olur bir yolunu bulup gidin, çok çok 50ml gaz solursunuz. Kurtardığınız bir ağacın dibine oturur derin bi nefes çekersiniz, geçer gider… Bebelerim olmasa vallahi billahi kimse tutamaz beni burada, 1500km’yi kuş olur uçarım. Ne olur gidin, öfkesinden yerinde duramayanların da sesi olun…

  19. Elif oncelikle sana ve oradaki herkese gorunlden tesekkurler. keske biz de Istanbulda olsaydik ve gelebilseydik. Yazdigim gibi agaclara korkmayin yaninizdayiz diyebilmeyi cok ama cok isterdim. Uzak cok uzagiz ama kalbimiz oralarda.

    3 agacin yeri degistirilecek diyenlere ben de ayni seyi soyluyorum oncelikle 3 degil 1 agacin yeri bile bina dikmek icin degiltirlmesin! Ve derdimiz sadece bu da degil. Bizim adimiza, agaclarimiz adina, yasayacagimiz sehir adina boyle basina buyruk alinan kararlar, yasaklar o bu artik dursun.

    Biz o bu su diye yasaklari gurupladikca, ama biz sizin yasaginizda sunu yapmistik falan dedikce bu bataktan cikmamiz zor! Mevzu senin benim onun yasagi, hayati, sehri demeden bu baskici, yasakci duzene karsi durabilmemiz. Tutarlilik en cok burada laizm sanki bize.

    yeniden orada olan herkese senin nezdinde tesekkurler dun sayeninzde biz de yasananlari gorduk. kendimizce elimizden geldigince destek olmaya calistik. Dilerim aydinlik olur sonumuz.
    Sevgiler

  20. süpersin..karnımdaki can yüzünden gidemedim, gönderilmedim..ağaç korumaya giderken canımdan olma ihtimalim yüzünden uzaktan dualar ettim o ağaçlar için..benim ve oğlumun ağaçlarını koruduğun için teşekkürler..oradaki herkese teşekkürler……

  21. Elif Hanım,

    Soluksuz ve bir çırpıda okudum yazınızı. Dün de sosyal medyadan takip ettim epeyce sizleri… Maalesef çok üzücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Çok da güzel özetlemişsiniz. Yataktan çıkamayacak kadar hastayım 2 haftadır ancak dün kendimi doğrultup 2 yazı yazdım hiç değilse…

    Hepimize güç ve sabır diliyorum.

    Selamlar,

    Ezgi

  22. Bu ulkede yasaklari, engellemeleri “cocuklarimin gelecegi, cocuklarimin ahlaki” icin yapiyorlar. Ama cocuklara yesil alan birakmiyorlar, onlarin ruhen ve fiziken mutluluklarini umursamiyorlar, cocuklari sadece kendi cikarlarina masa yapiyorlar. O yuzden gelecek neslin bayragi olarak annelere gorev dusuyor bu gunlerde…..

  23. Masum değiliz hiçbirimiz… Nezih ortamlarda, şehirden uzakta çocuk büyütmek, countryler (Göktürk köyü)kurmak için kaç ağaç kesildi acaba? Eşler ayrı araba kullansın isteği, ihtiyaçlar vs. İstanbul için köprü gerekiyorsa 4. 5. de yapılacak. Bunların adları da Kanuni Sultan Süleyman, Abdülhamit Han olacak.

  24. Kızlarımı büyütürken aklımın bir köşesinde hep şu soru yanıp yanıp söner “çocuklarım adam gibi adam mı olsun? topluma ayak mı uydursun”. Adam gibi adam cevabı doğruymuş gibi geliyor. O yüzden de ben, eşim, çevremdeki insanlar hep “adam gibi adam duruşu sergiliyoruz” , mutluyuz huzurluyuz içimiz rahat ammmaaaaaa, topluma ayak uyduranlara bakıyoruz sosyal yaşamın en temel paylaşımlarından (otobüse binmek mesela), en üst düzeyine kadar (işinde terfi etmek mesela) hep istedikleri gibi borularını öttürüyorlar biz yaya kalmışız. Bir de üstüne üstlük sinir harbi yaşıyoruz, birbirimize yaşadığımız haksızlıkları anlatıp üzülüyoruz isyan ediyoruz. Mutsuz oluyoruz .

    Ne yazık ki yine toplum ayak uyduranların dediği olacak. Oraya giden yürekli bir avuç insanın değil, “aamaan şimdi oraya kim gidecek ? diyenlerin, gitsem ne olacak ki sanki? diyenlerin, bunlar bir avuç manyak diyenlerin, gitmek isterim ama……, gerçekten çok isterim ama gitmemi engelleyen yüzlerce neden var diyenlerin, bu manyaklar n’apıyo la burda? diyenlerin, bağırıp dursunlar it ürür kervan yürür güzel kardeşim öyle değil mi? diyenlerin… .. dediği olacak…. oradaki birleşen adam gibi adamların KOCAMAN olmuş tek bir YÜREĞİN’in dediği değil, o yüreği yok etmek için saldıran topluma uymuş insanların ellerinin dediği olacak. 🙁

  25. Varolan yeşil alanların rant kapısı olarak kullanılması, avm adı altında belirli girişimcilere peşkeş çekilmesi kabuledilemez. Ancak olaydan ”Arap baharı” umudu taşıyarak meydanlara çıkan provakasyoncular ise verilmesi gereken desteği geri planda bırakarak örgütsel bir eyleme çeviriyorlar konuyu.

    ”Tahran meydanını gören yabancı basın neredesin”, mevzu park meselesi değil herkes taksime”, ”haberleşme olmasın diye twitter/facebook kapatıldı” diyenler ortamı bir kaosa sürüklüyor.

    Evladım için ağaçlar yeşil kalsın istiyorum, demokrasi istiyorum ancak demokrasi zihniyetinden uzak, küçük kıvılcımlardan büyük patlamalar oluşturmaya hazır demokrasi savunucuları tarafından ”suriye, mısır, libya” da olduğu gibi kan ile gelen bir demokrasi değil.

    Lütfen provakasyonlara gelmeyelim, arap baharı hevesiyle adım atan değil, doğa sevgisiyle adım atanlardan olalım.

  26. Ankara’dan yazıyorum size saat 15:30 itibariyle facebook ve twitter sayfaları açılmıyor. Diğer sayfalarda sorun yok bu sayfalar açılmıyor

  27. Bu ülkede demokrasi olduğu için bu gösteriler yapılabiliniyor diyenler. Demokrasi budur yayın organlarına yayın yasağı getirirsin, halk sosyal kanallardan haberleşmeye çalışır o kanallarıda kesersin. Ha bu arada ben toplanılan bölgeden epey uzağım.