64 Yorum

“Taksim’de” neler oluyor?

Salı gününden beri her gün Gezi Parkı’ndaki protestoya bizzat katılmış biri olarak bu konuda birkaç kelam etme yetkisi görüyorum kendimde…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın günlerce suskunluğunu koruyup sonra da olayı bir muhalefet hareketiymiş gibi göstermeye çalıştığı, İstanbul valisinin “Bunu yapan grupları biliyoruz” diyerek aslında hiçbir şey bilmediğini ortaya koyduğu, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ise ne dediğini anlamadığım beyanlarından sonra basın da olan bitene sessiz kalınca gerçeği anlatmak benim gibi olayları bizzat yaşayanlara düşüyor.

Salı günü, daha önce de anlattığım gibi Gezi Parkı’ndaki protestoya katıldım. Çarşamba sabahı uyandığımızda, bir önceki gece orada kalan insanların üzerine sabaha karşı polisin biber gazıyla saldırdığını öğrendik. Öğleden sonra tekrar Gezi’ye gittim. Çok sakindi. Çadırların söküldüğü alanlar boş ve hırpalanmıştı. Ama onun dışında insanlar oturuyor, kimi kitap okuyor, kimi sohbet ediyor, çoğu bu konuyu konuşuyordu.

80’lik amcalar bile oradaydı, kesilmesini istemedikleri ağaçlara yaslanmışlar, “ağaç nöbeti” tutuyorlardı.

Amcalar

Akşam üzeri eve döndüm. Akşam geç olmadan yattım ve Perşembe sabah uyandığımda yine polisin biber gazıyla saldırdığını, iş makinelerinin tekrar parka girdiğini, iki gündür dikilen tüm fidanlarla birlikte parkın bir kısmını (üstelik yasal izin olmadığı için hukuk dışı bir şekilde) yok ettiğini ve bu kez çadırları da yaktığını öğrendik. Silahsız insanlar uyurken üzerlerine saldırmak herhalde savaş kanunlarına bile aykırıdır ama bizde oldu işte…

Yine Gezi Parkı’nda toplanıldı. Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Bu protestolar, bünyesinde avukatların da olduğu Taksim Dayanışması tarafından düzenlenen, anayasal haklar çerçevesinde yapılan, ne çevreye, ne de herhangi birine zarar vermeyen toplantılardı. Herkes toplanıyor ve “Gezi Bizim, Taksim Bizim” şeklinde sloganlar atıyordu. Sloganların odak noktası da, katılımcıların birleştiği nokta da Gezi Parkı’nın AVM yapılmasının, İstanbul’un şehirdeki son yeşil alanlarından birinin yok olmasının önüne geçilmesiydi.

Perşembe günü tüm günü parkta geçirdik. Akşam üzerine doğru insanlar Gezi Parkı’na akın etmeye başladı. Akşam olduğunda park hınca hınç dolmuş, önceki günlerdekinin kat be kat fazlası bir kalabalığa erişmişti. Aşağıdaki pankartlardan da anlaşılacağı gibi her kesimden insan vardı.

GeziPersembe

Görüldüğü gibi gibi bu direniş herhangi bir zümreye ait değil, kitlesel bir halk hareketiydi.

Tiyatro sanatçısı Şebnem Sönmez bir basın bildirisi okudu. Videosu aşağıda:

 

Bu basın açıklaması, olayların Gezi Parkı için direnmekten çıkıp Türkiye’deki insan haklarına saldırıyı protestoya dönüştüğü anın da ilanıdır aynı zamanda.

O gece, yani Perşembe gecesi Gezi Parkı çok coşkuluydu. Kampanyaya destek veren birçok sanatçı da dahil olmak üzere yaklaşık 10 bin kişinin parkta olduğu söyleniyordu. Oradaki topluluk emindi: Mesaj verilmişti. Artık parka müdahale edilmeyecekti.

Gece yarısı parktaki kalabalığa kitap okuyacak olan Okan Bayülgen’i bekleyemeden, saat 23:00 sıralarında parktan ayrıldığımda durum böyleydi:

GeziGece

Peki ne oldu?

Başbakan bir önceki gün üçüncü köprünün açılışı sırasında “İstediklerini yapsınlar, biz orası hakkında kararımızı verdik ve uygulayacağız” diyen bir açıklama yaptı.

İçinde benim gibi anne arkadaşlarımın da bulunduğu bir grupla Perşembe akşamı orada şarkılar, türküler söyledikten, sivil toplum örgütleri Gezi Parkı’nda bir koordinasyon masası açıp ortak bir direnişe başladıklarını ilan ettikten birkaç saat sonra, yine sabaha karşı polis yine saldırdı.

Bu sefer çok daha şiddetli üstelik.

Ve parkı kapattı.

Orada olan insanların tek derdi oranın park olarak kalmasını istemiş olmaktan ibaretken, polis halkın parkını halka kapattı. İşte ondan sonra olaylar hızla tırmandı ve boyut değiştirdi.

Cuma sabahı saat 10:00’da Divan Oteli’nin önünde bir basın açıklaması yapılacaktı. Ben geciktim. Gittiğimde polis Divan Oteli’nin önündeki topluluğu gazlamaya başlamıştı.

Arabamı AKM’nin arkasındaki otoparka bıraktım. İki arkadaşım daha yanımdaydı. Arabadan indik ve Gezi Parkı’na girmek üzere yürümeye başladık. Her yere barikatlar kurulmuştu. Çalışanlar, barikatları daha da sağlamlaştırmak için lehimliyorlardı.

Barikat

Bu sırada orada ufak bir grup toplandı. Barikatları kaldırmalarını söyledik, “Bırakın parka girelim, bu hepimizin parkı” dedik. İşçiler devam etti. Grup “yazıklar olsun size” derken arkalarında bir grup polis belirdi. Onlara da “Yapmayın, etmeyin” dedik. Aralarından bir polisle göz göze geldim. Bana sırıtarak, üzerine takılı biber gazı kutularını göstererek “Birazdan görürsünüz siz” dercesine başını salladı. Korktum. Öfkelendim. İçerledim. Ama asıl içerlediğim diğer genç polisti. “N’apıyorsunuz, neden yapıyorsunuz? Benim iki küçük çocuğum var, onlara ‘Kaybolunca polis amcana git’ diyemiyorum, sizden korkar hale geldik, yapmayın!” dediğim sırada o genç polisin gözlerindeki çaresizliği hayatım boyunca unutamayacağım. Aslında barikatların öbür tarafında, bizimle olmak istediği, görevinden nefret ettiği ve hatta utandığı her halinden belliydi. Acıdım ona, çok üzüldüm.

Parka giremeyeceğimizi görünce geri dönüp gazlanmakta olan Divan otelinin oradaki arkadaşlarımızı alalım dedik. O sırada Divan Oteli’nde yaralılar olduğu, ambulanslara izin verilmediği ya da giremedikleri haberi geldi. Benim arabam vardı, faydalanmak istedim. O sırada karşılaştığımız bir grupta Adanalı bir milletvekili olduğunu öğrendik, adını unuttum. “Gelin ben sizi oraya sokayım, arkadaşlarınızı alırsınız” dedi. Arabaya atladık ve güç bela Divan’a gittik. Hoş, milletvekilinin bize faydası olmadı, oraya kendimiz de girebilirdik. Daha doğrusu yol o kadar kalabalıktı ki o olmasa da daha uzun sürede gitmezdik.

Divan Otelinin önü çok kalabalıktı. Ambulanslar, protesto eden grup, derken arabayı oradan çıkaramadım. Otopark park edip yukarı çıktıktan kısa bir süre sonra polis tekrar müdahale etti, içeri kaçtık. Otelin içi bir sürü insan doluydu. Kimi ağlıyor, kimi telefonunu şarj ediyor, çoğu konuşuyordu. Divan Oteli çalışanları bu süreci çok sakin bir şekilde yönettiler.

Bu kargaşayı takiben saat 13:00’te DİSK Taksim meydanında oturma eylemine çağırdı. Divan’daki grup kalkıp oraya gittik. Saat 13’ü biraz geçiyordu, sanırım bin-iki bin kişilik bir grup toplanmıştı. Toplandıktan yaklaşık 10 dakika sonra, slogan atarken birden ortalık hareketlendi. Topluluktan “Yuuuuh” sesleri yükselmeye başladı. Anladık ki müdahale yakın. Boynumuzdaki eşarpları taktık, ellerimizdeki limonları hazırladık. Ve birden, uzaktan üzerimize sıkmaya başladılar.

Ben saldırı anını görmemiştim, biz daha arkadaydık. Facebook’taki şu videoda olayın başlangıç anı var. “Protestocular taş attı” falan yalan. Attığımız tek şey slogandı. Polis ise metrelerce öteden biber gazı sıkarak bizi kovalamaya başladı.

Arkadaşım Seda’yla el ele tutuşarak kaçmaya başladık. Bir grup insan metronun oradaki kulübeye doluştuk. Bu videoyu oraya sığınıp gözlerimize limon sıkıp biraz olsun görebilmeye başladıktan sonra çekebildim.

 

Ancak o kulübede kimse kendini emniyette hissetmedi. Herhalde herkes polisin gelip içeriyi gazlayacağını düşünüyordu, ben düşündüm. Bir arkadaşım metro istasyonuna sığındıktan sonra polisin orayı gazlayıp metronun kapılarının kapandığını öğrendiğimde bu endişemde haklı olduğumu da anladım.

Seda’yla yine el ele tutuşarak The Marmara’nın altındaki Kitchenette’e sığındık. Genç bir anne, kucağında bebeğiyle ağlıyordu. İkisi de gaz yemişti. Tek suçu o an orada olmak, ya selpak satmak, ya çiçek satmak ya da dilenmekti, bilmiyorum.

 

Yaklaşık üç saat boyunca Kitchenette’te mahsur kaldık. Ne zaman çıkmaya kalkışsak polis biber gazı ya da tazyikli su sıktığından geri kaçmak zorunda kaldık. O saatler boyunca Kitchenette gelen herkese kapılarını açtı, isteyene su ikram etti.

 

Saat 5 civarında ortalık sakinleşir gibi olunca çıktık. 6’da Divan Oteli’nde yine basın açıklaması olacaktı ve o saate kadar arabayı almazsam o gün alamayacaktım. Korkarak gittim Divan’a. Arabayı aldım, bindim, evime gittim.

Gezi Parkı’nın kapanmasıyla birlikte topluluğun toplanabileceği bir yer kalmadı. Herkes bir şekilde Taksim’e gelmek istedikçe, polis hınçla grupları dağıtmaya çalıştı. Polisin bu ölçüsüz saldırıları iyice ters tepti, tarihte ilk kez üç büyük takımın (Fenerbahçe-Galatasaray-Beşiktaş) taraftar grupları birleşeyerek Taksim’e geldi. Polisin -daha doğrusu hükümetin- bu baskıcı tutumu bunu yaptı. Taksim’de olduğumuz süre boyunca internete kısıtlama getirildi. 3G kapatıldı, paylaşım yapmamız engellendi.

Dün öğleden sonra, ben yine arkadaşlarımla Karaköy’de buluşup Taksim’e doğru ilerlerken “polis Gezi’den çekildi” haberi geldi. Ancak bu bu kadar basit değildi; nitekim polis önce çekilir gibi yaptı, sonra meydana dolan kalabalığa gaz bombası yağdırdı. Ondan sonra çekildi.

İstiklal Caddesi boyunca yürürken polisin her an yeniden saldırabileceği endişesiyle gaz maskelerimiz, gözümüzde deniz gözlüklerimiz ve başımızda kasklarımız vardı.

IstiklalCaddesi

Taksim Meydanı’na vardığımızda meydanda onbinlerce insan, sıfır polis ve sıfır olay vardı. 

Bu arada eşim Amerika’da. Dünyanın dört bir yanında düzenlenen, ve Türk basınında yer bulamamakla birlikte sosyal medyadan paylaşılan Paris, Sydney, Milano, New York, Doha, Bakü, Washington DC ve şimdi hatırlayamadığım birçok şehirde düzenlenen eylemlerden biri de Doğan’ın şu anda olduğu Miami’de gerçekleşti. Barış içinde geçen eylemlerde bulunan polisin görevi eylemcileri korumaktı. Bizde ise polis eylemcileri karşısına alıp saldırıyor. Sesini çıkartmamak için uğraşıyor. Dikta rejimi bu değilse nedir, sorarım size…

Hala önce parkımız elimizden alınmasın, sonra da özgürlüğümüz kısıtlanmasın diye en doğal protesto hakkımızı kullanmak istediğimizde böcek gibi ilaçlandığımıza, kendi memleketimin sokaklarında başıma bir şey gelmesin diye inşaat bareti, deniz gözlüğü ve boyacı maskesiyle dolaşmak zorunda kaldığıma, biber gazı, portakal gazı ya da adı her neyse üzerime geldiğinde kullanmak için çantamda kesik limon, sirke, süt ve içinde antiasit eritilmiş su taşıdığıma inanamıyorum.

  • Polisin, metroya sığınan bir arkadaşımın da olduğu grubu gazladıktan sonra metronun kapılarının kapandığı, çoluk, çocuk, genç yaşlı demeden içeride kaldıkları;
  • Polisin “Yapmayın evladım” diyen yaşlı bir adamın suratına elindeki pet şişedeki suyu sıktığı;
  • Polisin, bir kadının sırtınını nişan alarak gazı boşalttığı da eyleme katılan arkadaşlarımdan birebir duyduklarım.

Göstericilerin hiç mi suçu yok? Hiç mi provokasyon yok?

Düne kadar provokasyon falan yoktu. Medyada çıkan ve direnişçilerin yakıp yıktığı söylenen görüntülerin çoğu eylem sırasında meydana gelmişti. Kimi eylemcilere gaz bombası ya da plastik mermi atan polis, kimiyse sivil polisler tarafından. Şöyle söyleyeyim: Biz İstiklal Caddesi’nde yürürken, kapısı kırıldığı için önüne mukavvadan bir plaka bırakılmış olan Body Shop’taki tek bir ürüne dahi dokulunmamıştı.

BodyShop

Dün akşama doğru olayların boyutu değişti. Gezi Parkı’na geri giren grupların arasında içki içip dağıtanlar olduğu söylendi. Taksim Meydanı’nda araba/konteyner yakanlar olduğu da… Ancak bu eylemi başlatan grubun bunlarla alakası olmadığından adım gibi emin olmakla birlikte, eylemcilerin (sanırım ben de dahilim bu gruba) parkı ve hatta İstiklal Caddesi’ndeki çöpleri topladığını gösteren fotoğraflara da şahit oluyoruz şu an sosyal medyada.

Bu olaylar yurtçapında devam ediyor. Dün gece Beşiktaş ve Ankara’da kıyamet koptu. İzmir’de eli sopalı adamların polisle birlikte dolaştığına yönelik fotoğraflar var sosyal medyada… Olay korkutucu boyutta. Dilerim dinmiştir.

Ben başından beri haklı olduğunu düşündüğüm bu protestoya dahil oldum. Haklı olduğunu düşündüğüm şey, bu protestonun gerekçeleriydi. Hükümetin kısıtlayıcı, dikte edici, “Ben nasıl istersem öyle olur” şeklindeki tutumunu protestoydu. Şiddeti kesinlikle savunmuyor, onaylamıyor ve uygulamıyorum. Şiddet uygulamadan protesto hakkımı da sonuna kadar kullandım, gerekirse yine yeniden kullanırım.

Şu an ortalık sakin görünüyor. Tutuklanan gençler, yaralanan (ölüm olduğu söylendi ancak resmi olarak teyit edilemedi) protestocular ne durumda, bir kendileri bilir… Uygulanan bunca şiddet kimsenin yanına kar kalmamalı. Sanırım da kalmayacak. Nitekim Türk basını istediği kadar sussun, dünya basını günlerdir bu olayı konuşuyor.

Basın çalışanları tepkili. Kuduruyorlar. “Biz bunları anlatmak istiyoruz!” diyor ve anlatamıyorlar. Anlattırmıyorlar. Dün, iki günlük polis şiddetine sırt çeviren basın, polis Taksim’den çekilir gibi yaptıktan sonra, insanların Gezi Parkı’na girerek coşkulu kutlama yaptıkları anları gösterdi. O sırada polis Beşiktaş’ta ve Ankara’da alabildiğine saldırıyordu. Ve basın bunları yine göstermiyor, “Polis Taksim’den çekildi, eylemciler kutluyor” şeklinde haber yapmakla yetiniyordu.

Bugün Cüneyt Özdemir olayları tüm gerçeğiyle anlatan bir yazı yazdı. Cüneyt Özdemir’e gıcık olmak için kendimce sebeplerim vardı, ama yiğidi öldür, hakkını yeme. Her şey bundan daha net özetlenemezdi.

Taksim Gezi Parkı’nın hazırladığı ve Şebnem Sönmez’in okuduğu bu basın açıklaması, son beş gündür insanların Taksim’de -ve şimdi de diğer şehir ve illerde- neden toplandıklarını, neden ellerine tencere-tavaları alıp sokağa dökülerek “Hükümet İstifa” diye bas bas bağırdıklarını anlatması açısından yeterlidir. Ne eksik, ne fazla…

Bu, birçoklarının sığdırmaya çalıştığı gibi “üç-beş ağaç” meselesi değildir. Bu, yine bir kısım insanların söylediği gibi belirli bir siyasi oluşuma, gruba, hele de muhalefede ait bir hareket de değildir. Bu, polis şiddettini iyice arttırıp, eylemciler yorulup çekildikten sonra türeyerek sağı solu dağıtan üç beş çapulcunun hareketi hiç değildir. Bu, hükümetin uzun zamandır süregelen baskıcı politikalarına karşı spontan bir şekilde gelişen KİTLESEL BİR HALK HAREKETİDİR.

Kimse başka bir kılıfa sokmaya çalışmasın.

64 yorum

  1. Elifcim… Helal olsun sana, alnından öpüyorum seni…
    İzin almadan facebookta paylaştım bu yazını, oradaki haber kirliliği içinde bir yıldız olsun istedim 🙂

    • Teşekkür ederim. Paylaşmak için izin almaya gerek var mı, paylaşılsın diye yazıyorum

  2. Eline, koluna, emeğine sağlık Elif. 40 haftalık hamileyim, elim kolum bağlı oturmak zorunda olmaktan dolayı müthiş gerginim. Sizlerin bu yazılarını okuyunca biraz daha avunuyorum. Bu yazının olaylardan bir haber, yönlendirilmiş inançlarla hareket eden insanlara ulaşması dileğiyle. Ben şimdilik tek elimden geleni yapacağım, yazını paylaşacağım.

  3. İnternet kapatılmadı sadece yoğunluktan dolayı yer yer donmalar yaşandı. Bu işin uzmanı olduğumdan ve verilere ulaşabildiğimden biliyorum bunu. 3G bağlantılarının taksimde aktifleşmediği doğrudur. Tabi buda yoğunluktan kaynaklanan nedenlerden oldu.

    İnternete ulaşım kısıtlandı söylentileri ”arap baharının tohumlarını” anımsattığı için sosyal medyada bolca yankı buldu. Hepimiz biliriz ki ”Cumhuriyet Mitingleri” bundan çok daha ciddi bir sivil direnişti ve o durumda bile sosyal medyada kısıtlaması olmadı.

    Olaylar çok masumane ”haklı” bir nedenden başlarken sandıkta destek bulamayan muhalefetin iktidar hırsına dönüştü. Oysa ki bu kadar geniş demokrasi isteyen bir taban bulmuşken bu acelecilik, bu olaydan pay çıkarma hevesi tüm rüzgarı tersine çevirdi. Mitingin son iptal edilmesi bile ”demokratik özgürlük direnişine” gölge düşürmeyi engelleyemedi.

    Demokrasi için taban birleşimi yine yanlış muhalefetin, provakotörlerin sayesinde ”başka bahara” kaldı.

    • Ayşegül hn nereden bakıyorsunuz bilmiyorum ama bu cumhuriyet mitinglerinden başka bir şey.
      O mitingleree de katıldım cumhuriyet mitingleri belli kimselerin ve belli platformların oluşturdupu mitinglerdi
      Ama bu bir halk hareketidir kanımca. Muhalefetin acizliğinden beceriksizliğindendir ki halk harekete geçti. Görüşünüze saygı duyarım ama farklı düşünüyorum muhalefetin ancak alkışlayabileceği bir harekettir bundan başka bir ilişkisi de yoktur muhalefetle.

      • Yeliz Hanım yorumu tahlil edemediniz sanırım.

        * Kitlelerin ayağa kalkmasında internet kısıtlaması izahında ”Cumhuriyet Mitingi” ibaresi geçmektetir.

        * Halk hareketi olduğu vurgulanılmış ancak meydana çıkan bu kıvılcımdan kor elde etmeye çalışanların kitleleri yanlış yönlendirdiği belirtilmiştir.

        Görüşüme saygı duyduğunuzdan ötürü teşekkür ederim ancak ülkemde saygı duyma ”yanlı bir psikoloji ile okuyup tahlillerdeki detaylarda tarafcılık arama” şeklinde zuhur ediyor malesef…

        Halk gözüyle ne güzel izah etmişsiniz ”muhalefetin alkışlayabileceği bir hareket olmalı” bu fikrinizi anlıyor ancak meydanlardaki şu andaki şiddetle bağdaştıramıyorum. Direnişçileri de dediği gibi bu ”bu şiddeti yapan provakatörler” ise olay sizin tahlilinizden ”alkışlanacak halk direnişinden” çoktan uzaklamış, dış ve iç mihraplar devreye girmiş demektir.

  4. Cok güzel yazmissin Elif, eline saglik. Münih’te yasiyoruz, olan biteni sosyal medyadan takip ediyoruz. Elimizden geldigince destek olmaya calisiyoruz buradan. Benim de kuzenlerim, arkadaslarim, tanidiklarim su an Ankara’da protestodalar. Inan su an Türkiye’nin herhangi bir yerinde olmak icin neler vermezdim. 8 aylik bir oglum var, artik hic degilse onun gercek demokrasi nedir görebilecegine dair bir umudum var. Kim nederse desin, biz senden böyle bir zamanda tam da böyle yazilar, yorumlar bekliyoruz. Simdi üc maymunu oynarsak, ilerde cocuklarimizin yüzüne nasil bakariz, onlara hangi erdemleri ögretmeye yüzümüz olur. Sevgiler…

  5. Sizi şimdi daha çok seviyorum!

    Ne yazık ki orada bulunamadım. Ama kilometrelerce uzaktan seyirci kalmamak için de günlerdir gözümü kırpmadan doğru habere ulaşabilmek için sosyal medyadan haber takip edip süzüp yaymaya çalışıyorum. Ama orada olamadığım için aktardıklarım ne kadar tesirli oluyor tartışılır.

    Eyleme aktif katılan biri olarak, vakit bulup her detayıyla aktarmaya çalıştığınız bu yazıyı okuyan aklı selim her insan durumun ana fikrini anlayacaktır. Ana akım medyaya inat, lütfen paylaşmaya devam edin. Bu bilgi kirliliğinin içinde sizin yayınınıza çok ihtiyacımız var.

    Ha bu arada, hala aksi fikrinde sabit olan varsa da, pencereyi açıp, beynin çevresindeki değişimleri algılayabilmesi için ihtiyacı olan oksijeni derin bir nefesle çekip, yazıyı tekrar ve daha dikkatli okumasını öneriyorum.

    • Eda Hanim’a yurekten katiliyor ve ayni duygulari paylasiyorum! Ellerinize saglik Elif! Iyi ki varsiniz!

      Gunlerdir gozlerim dolu dolu, yuregim agzimda takip ediyorum olup biteni. Uzakta olmak galiba en cok bugunlerde dokundu bana. Ama sayenizde, sizin gibiler sayesinde icime su serpiliyor. Orada oldugunuzu bilmek, daha bu isin bitmedigini hatirlatiyor bana!

      Benim gibiler adina da; bizim icin, cocuklarimizin gelecegi icin, memleketimin guzel insanlari icin orada oldugunuz icin tesekkur ederim!

  6. Bravo…Medyadaki yalan haberler sebebiyle bazı kesimler belki de haberdar değil durumdan, çok şeyler oldu ama çok yol kat edildi, tüm arkadaşları kutlarım.
    Bugün 2 haziran 2013 pazar günü şu anda taksimde toplanılıyor, şunu istiyoruz :
    -y-a-y-g-ı-n-l-a-ş-t-ı-r-a-l-ı-m:
    ———————————-
    dört ortak talep:
    * türkiye çapında tüm eylemlerde gerçekleşen gözaltılar derhal serbest bırakılsın
    * gezi parkı’na saldıran, gezi parkı istanbul direnişi başta olmak üzere ülkenin dört bir yanındaki direnişlere saldırı emrini veren, saldırıları yöneten, halkın demokratik hak kullanımını engelleyen ve yaralanmalara neden olanlar istifa etsin
    * taksim ve istiklal’deki eylem yasağına son verilsin
    * taksim’de ne topçu Kışlası’na ne de başka bir talan projesine izin vermeyeceğiz

    bugün 5 gündür istanbul direnişinini gerçekleştirenler ortak olarak belirlenen bu 4 taleple direnişlerini sürdürmek üzere saat 14.00’da taksim meydanı’nda buluşacaklar…

    Medya ve medya yandaşları tepki alacak, alsınlar, MADO STARBUCKS VE BURGERKING in de içinde olduğu markalar listesi internette, bu konuya da değinmenizi rica ediyorum, zira artık haber kanalları ve türk televizyonu bitmiştir, bu markalar ise halkına sırt çevirmiştir.

  7. Yorumumu neden onaylamadığını anlamlandıramadım. Neyi sakıncalı bulup yayınlamadığını izah eder misiniz ? Sizin de ”Rüzgara yön vermek” niyetinde olduğunuzu mu düşünmeliyim yoksa ?

    • Bunu yazdığınız sırada yukarıda onaylamış olduğum yorumunuzdan mı bahsediyorsunuz?

      • İki yorumum arasında 2 saat olduğundan dolayı ”yayınlanmama” sebebini merak etmiştim ki bu yorumum üzerine yayınladınız. Teşekkürler…

        • İlk kez yorum yazıldığında denetime takılıyor. Siz yorumu yazmışsınız, ben o iki saat boyunca hayatın başka bir alanında faaliyet göstermişim, sonra gelmişim, “aa denetim bekleyen yorum var” demişim, onaylamışım. İnsanlık hali anlayacağınız, art niyet aramaya gerek yoktu.

  8. Ellerinize sağlık. Gurur duydum sizinle. Günlerdir takipteydim adım adım sayenizde öğrendim bütün olup bitenleri. Benim için de yaptığınız bu direniş için çok teşekkürler!!

  9. sistem hep bizi korkmaya yöneltti ve korkularda büyüdük.. Bu isyanın asıl amacı bu belkide artık başkaldırabilmek.yinede öyle işlemişki içime korkuyorum Türk Baharı tamlamasından.herşeyi çok güzel anlatmışsınız , elinize sağlık

  10. Helal olsun size Blogcu Anne.Bunun ”karanlık dış güçlerin provakasyonu” değil,bir halk eylemi olduğunu politikacılar değil,sizin gibi orada olup o anları yaşayan insanlar gösteriyor.

  11. Çok tatlısınız..Okurken içimde bir güvenç oluştu. Sizi 100 yıldır tanır gibi.. Gözleriniz benimkilermiş gibi, ruhunuz temiz iaklınız hür, geleceğiniz her daim parlak ve adil olsun diliyorum
    Ayşenur

  12. Tebrik ederim…ben de yazınızı izin almadan paylaştım fakat rahatsız olacağınızı düşünmediğim için…Sizin gibi insanların olması içinde bulunduğumuz ve yaşadığımız şeyler için umut verici…gurur duydum hepinizle tek tek!

  13. Elif eline, ayağına, ağzına sağlık. Günlerdir yaşananları elimden geldiğince, Tayga izin verdikçe izliyorum. Günlerdir oturduğum yerde kıvranıyorum. Bebek olmasa bir an olsun düşünmez giderdim ama maalesef Taksim’e hiç gidemedim. Hoş, gitsem de onca gazın altında astım krizi geçirirdim herhalde. Onca astım
    İlacı getirin, bulun çağrısı boşa değil. Biber gazı altında çekilmiş videolar izliyorum. Öldüresiye sıkılmış, arka arkaya.
    Bir arkadaşım yoğun bakımda. Kafasından biber gazıyla vuruldu. Kafatası kemiğinin bir kısmı alındı. Bisiklet kaskı olmasa belki de onu kaybedecektik. İnsanlar kafa yaralanmalarıyla götürülüyor hastaneye. Bunu yapan bu ülkenin polisi. Hani güya kamu düzenini sağlamakla görevli, hani biz çocukken başına bir şey gelirse polise git yavrum” diye öğrettikleri polis.

    Bir ucundan faydam olsun diye haberleri paylaşabildiğim kadar paylaşıyorum. Elimden bu kadarı geliyor. Hiçbir şeyden habersiz tanıdıklarımı haberdar ettim. Bu şekilde herkes haberdar olacak eninde sonunda. Medya istediği kadar sussun. Onlara ihtiyacımız yok.

    Bu resmen diktadır. Faşizm başka nedir ki? 1940’ların Nazi SS’lerinden hiç farkı yok şu an Türk polisinin. Ama yYasaklayarak, ört bas ederek, bastırarak, efelenerek olamayacığı görsünler artık.

  14. Çocuklarımıza adil, güvenli, demokratik ve yeşil bir dünya bırakmak istiyoruz hepsi bu!! Bize bunu vermemekte direnenlere “anne” olduğumuzu hatırlatırız. Bir anne evladı için çok şey göze alabilir!

  15. Elifcim, yazdığın yazı o kadar anlamlı ki benim için! Sen bu yazınla benim aynamsın, hiç bir siyasi partinin gölgesinde kalmamış, sadece insanlık namına hareket edenlerin aynasısın, olayın iç yüzünün, bangır bangır işlerine geldiği gibi kırdılar döktüler saldırdılar dedikleri insanlardan olmayan herkesin aynasısın. Sen olmasan ben beyoğluna gidemezdim! Çok saçma gelebilir insanlara ama yazarken ağlıyorum, senin 2 çocuğunu bırakıp orda olmandan silkelendim ve ne yapiyorum dedim. Dün taksime çıkarken korkudan içimde kıyameler kopuyordu ama çocuğum için gittim, size bu zulmü reva görenler için gittim, dini, dili,ırkı,cinsiyeti önemli olmayan kardeşlerime vuran, böcekmişsine ilaç sıkan, köşelere sıkıştıranlara onlar sahipsiz demek için gittim. İnsana böyle davranmalarını gururuma yediremediğim için gittim…
    İyi ki varsın! iyi ki birilerine yaranmak derdin yok, iyi ki kendini reklam aracı yapma derdin yok, iyi ki takipçi/seven kaybederim kaygın yok, iyi ki insan gibi insansın! Teşekkür ederim…
    Evrim
    evrimtorlak.blogspot.com

  16. Elif harikasın tebrik ederim. Seni buradan takip ederken olayla

  17. merhaba elif hanim,
    4,5 aylik bir bebegim var, hamilelik surecimden beri sizi takip ediyorum.. bu surecte yazdiklarinizla ilgili sunlari soylemek istiyprum: haberlerde izledigimiz goruntulerde polislerin yaptigi seyler kadar korkutucu gelen diger sey de oradaki alana verilen zarardi.. agaclar baglaminda yapilanlar cok yerindeydi ancak olaylarin geldigi noktada cevreye verilen zarar cok onemli boyutlara ulasti.. herhangi bir partiyle bir munasebetim yok ancak bu ülkede birşeylerin degismesini istiyorsak bunu secimlerle yapabiliriz cevreyw zarar vererek değil.. olaylar sonrasında yaşanan şeyleri gördükten sonra çevre adına insanların bu denli provoke edilmesi ve sonucunda çevreye/doğaya bu denli zarar verilmesi icimi çok acitti.. çocuğumu şu andan itibaren çevreye duyarlı bir şekilde yetiştirmeye çalışıyorum ancak ilerde bana bu çelişkiyi sorduğumda nasıl yanitlayacagimi bilmiyorum siz ne demeyi düşünüyoruz?

  18. ….Olayların büyügüğünü görünce eşimle arabaya atlayıp anadolu yakasından taksime gittik biz de. Gaz da yedik ama pişman değiliz 🙂 Herkes destek olmalı bu duruma, inşallah bir işe yaramıştır…. Mecidiyeköy’ün ara sokaklarında gece insanlar balkonlarına camlarına çıkıp ellerine ne geçtiyse tencere tava cezve birbirine vurarak ve ışıklarını yakıp sönürerek tepkilerini belli ettiler. Arabalar korna çaldılar. Seninle aynı düşünen insanların olduğunu bilmek çok güzel, yüreğimize su serpildi.

  19. 32 haftalık bir gebe olarak tum olaylar surecini evden takip etmek beni cileden cıkardıysa da, bu eylemi ulkem icin buyuk bir umut olarak goruyorum. Paylastıklarınız cok samimi ayrıca olayları farklı yonlerden ele aldıgınız ve bunu bizlerle paylastıgınız icin cok tesekkur ederim.

  20. Elif harikasin!
    Bloglarin gucune de cok inaniyorum gercek tvlarda gazetelerde yoksa bizde olacak. Ben de yazdim daha da yazan cok olacak. Ellerim titreyerek gozyaslariyla okudum yasinda.
    Hic tanimasam da seni kucakliyorum.
    Cok sagol

  21. Helal olsun blogcu anne. Bunu Ingilize’ ye cevirip bilimum dunya ajansina dagitma projeniz var mi?

  22. bunu ingilizce’ye cevirip paylasmalisiniz.

  23. Teşekkürler Elif, söylediklerin o kadar doğru ve yerinde ki! Bu kadar baskı ve zulüm insanları bu noktaya getirdi…

  24. Elif bravo, cesaretin ve kararliligin icin. Bunlari tek tek yazip kendi kitleni aydinlattigin icin. Kitle demisken bu post’a epi topu 25 cevap gelmesi da baska dusundurucu bir nokta. Hangi anne bu kadar vahseti seyredip sessiz kalabilir bilmiyorum.

    Senelerdir baskici rejim var, senelerdir kisisel haklar tirtiklanip duruyor, kusa dondu. Ama korku vardi, sindirilmislik vardi. 4+4+4 yasasi ciktiginda bile herkes 5 yasinda cocuk okula mi baslar diye tepki koydu, sanki yasanin yarattigi en buyuk sikinti oymus gibi.

    Oyle ya da boyle perde kalkti, cocuklarimin, bizim gelecegimiz icin icimde senelerdir hissetmedigim bir umut var. Direnen, durmayan tum annelere selam olsun!

  25. Taksimde olan demokratik tavır maalesef taksim dışındakilerle aynı değil yada tam tersini söyleme

  26. Elif Hanım, Gezi Parkı olaylarını çok güzel özeltlemişsiniz. Gezi Parkı protestoları maalesef, Taksim’de kaldı. Taksim dışındaki protestolar, buna paralel çıkmıştı ancak Gezi Parkındaki gibi safiyane ve olması gereken gibi kalmadı. Aksine, provakatif bir eyleme dönüştü ki bundan sonraki olacaklardan açıkçası endişeleniyorum. Çünkü olumsuz haberler geliyor, gerek İzmir’den, gerek Ankara’dan. Yoksa, Gezi Parkı olayları bunun gölgesinde kalacak. Çeşitli grupların hizmetine girmeye başladı bile bu heyecanlı topluluklar.
    Artık durması gerektiğine inanıyorum.

    Eylemler tamamen siyasi bir platforma kaymaya başladı, dün gece Beşiktaş’ta bir iş makinesini ele geçirip Toma’ları kovaladılar, İzmir’de iktidar partisinin bir şubesini ateşe verdiler. Yarın neler olur göreceğiz.

    Polisin tepkisi normal değildi, fakat İngiltere’de de, Abd’de polislerin tepkisi zaten normal değil. Bunu hemen bir polis devleti olarak yorumlamak doğru değil. Maalesef, yurtdışına çıkmamış olanlar hemen özgürlüklerimiz kısıtlandı vs.’ler diyorlar ama orada yaşamanın kuralları bu ülkeden çok daha fazla.

    selamlar..

  27. KENDİM VE ÇOCUKLARIM ADINA TEŞEKKÜREDERİM SİZE , ARKADAŞLARINIZA VE ORADA OLAN HERKESE..
    Biz uzaktayız ama uyku uyumadan ağlaya ağlaya izledik olanları..sonunda bir tepki verebildi ya bu ülke helal olsun herkese..
    sevgiler,saygılar

  28. Lütfen bu kitabı bulabilirseniz, çocuklarınıza okutun. Ben çevirisini yapıp bloğumda yayınladım, okuyup, zenginleştirerek çocuğunuza anlatabilirsiniz. Hatta sevgili Elif’den rica etsem okuyup, çevirideki hatalarımı bana söyleyebilir mi acaba? kitabın adı “giving tree”

    http://kizlarimlabuyuyorum.blogspot.com/2013/06/tabiat-ana.html#more

    “Kitap çok güzel başlıyor ne yazık ki çok da gerçekçi bitiyor.Benim kızım sonunda hüzünlenince hemen sonunu başka türlü toparlayarak durumu kurtardım 🙂
    Küçük bir çocukla birlikte büyüyen bir ağacın öyküsü. “Ağaç ve çocuk”. İnsan yavrusu küçükken sadece ağaçla birlikte oynayarak mutlu olurken çocuk büyüdükçe mutlu olması için ağacı tüketmesi gerekiyor. Sonunu tahmin edersiniz herhalde. Konusu son derece felsefi. Bazı büyüklerin bile mutlaka okuması gereken bir kitap!!!. Çok güzel bir aşk masalı için arkanıza yaslanın, umarım bu sefer kitabın sonunda göz yaşlarıma hakim olabilirim.”…..

    Kitabın tüm metnine bu adresten http://the-giving-tree.info/ ulaşabilirsiniz. Benim internetten bulduğum özetiymiş. Ama o bile size bir fikir verecektir. Ne yazık ki ingilizce 🙁 Belki bir gün tüm kitabı çeviririm.

  29. Bizde ankara’dan destek verdik. Ben çapulcu değilim. Kötü söz sahibine aittir. Artık UMUDUM var.
    Mutluyum, gururluyum…
    Halkım uyandı..

  30. Yazdıklarına aynen katılıyorum. Taksimde çok büyük bir polis zorbalığı var joplarla insanları dövdüklerine sahit oldum. Düşmanlarına saldırır gibi saldırdılar bize de gaza alıştıkça etkisini arttırıyorlar. Orada direniş devam edecek bellki. Umarım ölenler boşuna ölmüş olmaz ve istediğimizi sonunca alırız.

  31. Elif biz de o camekan yere sığındık hatta ilk girenlerden biri bendim ve içeride ki adamlar kapıyı açmıyordu, ben resmen zorla açtım… Camekanın çok yakınına gaz bombası attıklarını bizzat gördüm ve oradan çıkamayacağımızı düşündüm bir an. O sırada kapı açıldı ve ofiste çalışan iki arkadaşımla beraber hemen çıkıp talimhane tarafındaki ofise koştuk. sonra talimhane tarafından resmen çıkartmadı polis her sokağa gaz bombası atıp durdu…
    orada direnen bütün annelerle başta siz olmak üzere çok gurur duyuyorum…
    sevgiler…

  32. Olayların çıkması ve insanların yaralanması elbette üzücü ama bir o kadar da umut verici. Bunun bir halk hareketi olmadığını söyleyenler de çok iyi biliyorlar ki bu bir halk hareketidir. Gece evimin önünde tencere tava çalan mahalleli teyzeler, amcalar halkın ta kendisiydi. Reyhanlı’da yaşananlar için yayın yasağı getirildiğinde de sokaklarda olmalıydık. Yaşam tarzımıza müdahale edildiğinde de, çocuklarımızın geleceği ile oynandığında da… Ama çok daha önce başlaması gereken bu hareketin şimdi olmasındaki iyi taraf da bu kadar güçlü olmasıdır. Türk Milletinin de bir sabrı vardır. Ve o sabır artık tükenmiştir.
    Bu arada kendini inkar eden ve milletine karşı büyük bir ihanet içinde olan basını da kınıyorum.

  33. çevreye verilen zararı kimse umursamıyor mu? yoksa burada bulunanlar icin de olay sadece ağaç meselesi değil mi? yukarıda sordugum soruya cevap verilmemiş olmasi beni dusunduruyor.. amaca giden yolda her yolyn meşru olduğunu düşünmüyorum, taksimde yapılanlar ağacların kesilmesine yönelik bir tepkiykwn gayet anlamlıydı ama sonra işin rengi değişti, rengi değişmekle kalmadı çevreye verilen zarar insanın içini kanatti.. burada bir yorumda okumuştum bir bayanın çocuğu ağaçların yıkıldığını görürken cinayet diye bağırmış çok hoşuma gitmişti, acaba benim kızım da bu kadar bilinçli olur mu diye düşünmüştüm.. benim kızım henüz çok küçük ama eğer kızım büyük olsaydı ve anne ağaçlar baglaminda çevrenin bu denli tahrip edilmiş olması çelişki değil mi deseydi o an ne cevap verirdim inanın bilmiyorum.. bence evlatlari olan anneler olarak eylemlerin geldiği noktayı kinadigimizi belirtmek, bu ülkede yapılan seylerden sikayetci olanların ağaçtan yola çıkarak bu sonuca varmış olmalarının yanlış olduğunu soylememiz gerekiyor, yoksa hem demokrasiyi savunup hem de ortalığı yakıp yıkmanink çocuklarımızın demokrasiyi de yanlış anlamalarina yol açacağını duşünüyorum.. son olarak bu ülkenin geleceğini yetistiren anneleri aklı selim bir açıklama yayinlamaya davet ediyorum..

    • Sizce insanlar tepkilerini koyarken sarkilar turkuler soyleyip cimlerde yayilirken mi etrafa zarar verdiler? Hic bir karsit sese tahammulu olmayanlar ustlerine biber gaziyla saldirdiklarinda canlarini kurtarmak icin kacarken mi zarar verdiler(Bu arada zarari kimin verdigi sosyal medyada siradan insanlarin cektigi videolarda acikca goruluyor) Polisin taksimden cekilmesi ardina arkalarindaki copleri bile topladi o insanlar. Bence devlet vatandasina zarar veriyor. Bunu sadece AKP hukumeti de yapmadi, daha once de bir cok hukumet yapti. Ben hic bir partiyi desteklemedim simdiye kadar, AKP karsiti da degilim, aksine tebrik ettigim bir cok kararlari da oldu. Ama lutfen olaylari tarafsiz bir bakis acisiyla degerlendirmeye calisin. Birbirini tolere edemeden empati yapamadan, degil daha ilerilere gitmek, bir arada yasamak bile zor cunku. Bir de artik su kutuplasmayi birakmayacak miyiz. Insani degerleri ve insan hayatini herseyin onune koymayacak miyiz.

    • Çarşamba Gebesi Pelin

      İşte sizler böyle düşünün diye “bazıları” tarafından bilerek o zararlar verildi. O “bazıları”nın ise kimler olduğu, orada bulunan insanlar tarafından çekilen video ve fotoğraflarda o kadar net görülüyor ki… Hatta bu yüzden o “bazıları” video çekimi yapan insanlara saldırıyorlar, kamera ve telefonlarını kırıyorlar, eşlerinin çocuklarının yanında o insanları öldürürcesine dövüyorlar, kimlikleri ortaya çıkmasın diye. Bu yüzden o “bazılarının” yüzleri maskeli. Tüm bunlar, sizler tam da böyle düşünün diye planlanmış hususi hareketlerdir. İstanbul’da da, İzmir’de de, Ankara’da da bu böyle olmuştur.
      Ağaç korumaktan çıktı iş diyorsunuz ya, evet çıktı tabii ki. Özgürlüklerimizi korumak için yaşanıyor tüm bunlar. Benim kaç çocuk yapacağıma ya da bebeğimi sezaryenle mi normal mi doğuracağıma devlet dahil kimse karışamaz, karışmamalı. Kocam bile karışmazken devletin böyle bir hakkı yok. İşte bu haklarımızı korumaya döndü iş, sadece ağaçları korumaktan çıktı evet….

  34. Elif, yanindayiz! Amsterdam’dan sizi destekliyorum. 4 aylik bebegimi hala emzirmiyor olsam atlayip gelecegim, icim icimi yiyor!

  35. iyi ki varsın… iyi ki varsınız…

  36. BU YAZI SADECE GEZİ PARKINDA DİRENEN GENÇLEREDİR…

    Kızıyordum onlara, kafalarını bigisayarın, cep telefonunun başından kaldırmıyorlar diye…Kitap okumadıklarını düşünüyordum. Marka giyerler zannederdim. Dertleri iyi bir okul, havalı bir kariyer diye üzülürdüm. Kendi gençliğimi soluduğum 90lardan sonra doğanlardan umudum yitmişti…

    Değerlerine sahip çıkan, okuyan araştıran, soru soran duyarlı gençlik bizlerdik, bizden öncekilerdi sanki…Onlar sormaz, sorgulamaz, biz de yaşlanıyoruz diye üzülürken yüzüme kocaman bir şamar yedim. Çok da iyi oldu. Ben aydınlandım. Gerçekleri gördüm.

    Kışkırtıcılar, ayaklandırıcılar ve şiddetle eylem yapanlardan söz etmiyorum, günlerdir gece gündüz demeden Gezi Parkı’nda kibarlıklarından ve özgürlüklerinden ödün vermeden eylem yapanlardan söz ediyorum. Sizi yetiştiren aileleri kutluyorum. Siz tek bir ağacı korumak için oradaydınız, şimdi herkes sizden ülkeyi kurtarmanızı bekliyor…Demek ki o kadar dolmuş ki, birikmiş ki yüreğimizdeki eylemler sizden medet ummuşuz…Siz ama dolduruşa gelmeyin, hatta bizim de sözümüzü dinlemeyin yüreğinizden ne geçiyorsa öyle yapın…Çünkü siz İstanbul’un ortasındaki bir parkın içinden barış dolu bir eylem çıkabileceğinin kanıtlarıydınız. Sonra birden şiddete maruz kaldınız. O ilk gaz saldırısı karesini gördüğüm andan beri tüm yazdıklarım, tüm hissettiklerim size yapılan şiddete bir tepki idi…Demek ki bastırılmış nice tepkilerimiz varmış…ben sokağa çıkamadım. Zaten sokağa çıkma şansım olsa başka yere gitmez sizin yanınıza gelirdim. O ağaçların gölgesinde gençliğimle buluşmak için…

    Yeşillikten ve çevreden vazgeçmediğiniz ve kızlarımın gençliklerine ağaçlar ve temiz hava kalsın diye direndiğiniz için size teşekkür ederim…

    Beni çok şaşırttınız ve umutlandırdınız…Şimdi memleketin her köşesinde sevgi ya da kızgınlıkla sizden bahsediliyor. Bu da yaşamın en garip çelişkisi. Doğru hep kendine göre olurmuş insanların. Kimisi bardağı dolu, kimisi boş görmeye devam etsin, siz o bardağa su doldurmayı bırakmayın…Bizi o suyla susuzluktan kurtarın…Sizle ilgili sizin haberiniz olmadan önyargılarım olduğu için sizden özür diliyorum. Yaşıma verin bu bilmiş tavrımın cüretini, unutmayın özür de, affetmek te erdemdir…

    Barış ve sağlıkla kalın…
    Colvert Suna 06

    siz de oradaydınız, koca bir teşekkür de size ve yazınızla fotoğraflarınıza…

    • ”Bir halk sizden ülkeyi kurtarmanızı bekler”ken yüksek mali desteklere sahip, dünya politikasına yön vermeye çalışanlar ne bekler? Bu ayaklanmış halkı görüp ağızları sulanarak harekete geçmemişler midir ?

      Özgürlük için çabalamak bir erdemdir ancak erdemlerimiz yeni dünya düzeninin sinsi oyunlarına alet olmakta. Olayların heyecanı ile ”anı” tahlil edip yorumlar yapmak yerine öngörüde bulunarak hareket etmek lazım…

      • Bence cok haklisiniz, insanlarin geriye cekilip olaylari tahlil etmesi lazim. Ama sokaktaki insandan daha cok yonetimdekilerin de bu olaylari degerlendirip halki daha da kiskirtmamasi lazim. Basbakanin butun konusmalari ortami yatistirma yerine kiskirtici. Sizce “halki onemsiyoruz, o parka dokunmayacagiz”, “halka kontrolsuz guc kullanan butun emniyet gorevlilerini de tespit edip haklarinda gerekli islemi baslatacagiz” demesi yetmez miydi? Bence ondan sonra butun bu kalabalik dagilirdi. Ama aksini yapip halki provake etmeye calismasi baska hesaplarinin oldugunu dusundurtuyor bana.

        • Başka hesapların olduğu aşikar, ”Çıkarları uğruna kullananlar” ve ” Çıkarları uğruna kullandırtmayanlar” arası bir hesaplaşma bu. Zarara uğrayan, kullanılan, bir hayale kapılan ne yazık ki yine halk. Halk ayaklanması olarak başlayan masumane tavırları sahiplenen gücü göremeden, ilk günkü söylemlerle konuyu savunanlar yine halk.

          Halkın kazanmayacağı ortada, bakalım kime kazandıracağız yine… Kısa bir zaman sonra göreceğiz.

          • Bence halkimiz kendini baskalarina yem etmeden, provakasyonlara gelmeden cok guzel bir bicimde yuruttu bu sureci. Zaten baskalari her tepkisini firsat bilecek diye tepkisiz de olmamaliz.

  37. Merhaba Elif, COK TESEKKURLER sana ve orda bulunan tum insanlarimiza. Hepinizle gurur duyuyoruz!!!! Cok sukur artik uyandik!

  38. İlk başta evet halktı.. Çünkü herkes avm ye ağaç yıkımına karşıydı. Ama 4 5 gündür olanlar kışkırtıcı insanların oyununa gelen zavallılar.. Halk ayaklanması diye süslü laflarla ayrımcılığı ört pas etmeye çalışan bir zihniyet var. Sözde kardeşlik deniliyor ama yan sokaklarda birbirlerinin arkasından ya da yüzüne binbir laf ediliyor. Bunlar şöyle siz bittiniz kaçacak delik arayın vs…. Yani içlerinde kalmış sindirimsizliğin ve düşmanlığın patlaması olarak görüyorum. Benim gibi değil diye benim gibi düşünmüyor diye hala bu ülkede insanlar birbirine kan kusuyor. Yabancılarla savaşmamız yarışmamız gerekirken biz hala kendi kendimizi yiyoruz. İşte yine hiç bir yere gelemeyecek ülkemiz.. Ne zaman yolunda gitse bir şeyler biraz yükselişe geçsek hep törpüleniriz çünkü buna en çok biz izin veririz. Herkesi sağduyuya sükunete düzgün davranışa çağırmak yerine hep karışıklık hep kavga çağrısı yalan yanlış haberler büyük büyük laflar hep daha kötü olsun çabası… Sizin gibi anne çocuk blogu temsilcisinin bile twettleri reetwetleri beni çok üzmüş ve şaşırtmıştır. İyi kötü yalan yanlış her şey mi paylaşılır her yorum mu reetwet yapılır. Öyle hale getirdiniz ki dehşetle seyretmek kaldı … tarafsız partisiz apolitik halka….

  39. Elif sen de çapulcusun demek arkadaşım.
    Kalemine, ayağına, yüreğine emeğine sağlık.

  40. Tabi ki artık olay ağaç meselesi olmaktan çıkmıştır. Halkın birşeylere tepkisi haline gelmiştir. Demokrasilerde bu her zaman olmuştur ve olmalıdır. Demokrasinin de kendini koruma yöntemidir, halkın protestosu, sivil toplum örgütleri, medya… Aksi taktirde demokrasiyi tek kişinin, tek partinin, tek zihniyetin tekeline ve insafına bırakmış olursunuz ve demokrasi denilen şey -bugünlerde eşiğinde bulunduğumuz gibi- kendi kendini yer. İşte bu yüzden hiçkimse çevreye zarar veriliyor, provakasyonlara geliyor diye üzülmesin bunlar olacaktır elbette ve kaçınılmazdır. Önemli olan halkın tepki vermesi, rahatsızlığını dile getirebilmesidir. Haklı bir direniş vardır iktidar için bir baskı unsuru oluşturulmuştur. Halkın isteklerini görmezden gelen, küçümseyen, halkın paralarını halka karşı silah olarak kullanan iktidarın yavaşlama ve düşünme vakti gelmiştir. İşte demokrasi tam da budur. Bu yüzden kimse üzülmesin, kaygılanmasın çünkü bu hareketin çevreye verdiği zarar, Türk milletine sağlayacağı yararın yanında devede kulak kalır.

  41. tamam saadet hanım artık çevreye zarar veriliyor diye uzulmeyiz.. yazık çok yazık bunu nasıl söyleyebilirsiniz!!! böyle dusunenlerin en başından beri ağaç diye bir dertleri olmadığını düşünüyorum..

  42. çevreye verilen zarar ve türk milletinin yarari asla kiyaslanmamasi gereken iki şey.. her ikisi berabercene yürüyebilir, birinin menfaati için diğerinin zararı kesinlikle istenemez..

  43. Herhalde eylemleri başlatan ve tırmandıran ve de kullandığı aşırı güç ile silahsız halka saldıran bunu yaparken de çevreye zarar veren polise ve polise bu talimatları verenlere kızıyorsunuz diye düşünüyor ve bu anlamda size katılıyorum.

  44. En başından beri takip ediyorum Twitter’dan, olayların bu boyuta nasıl geldiğini gözlerimle gördüm. Bu eylemi desteklemeyenlerin, destekleyenlerin kullanıldığını düşünmesi kadar kibirli bir yaklaşım olamaz. Türkiye yıllardır pek çok şey gördü geçirdi, hepimiz bunlara şahitiz, birinin aklına gelen herkesin aklına geliyor, siz provokasyon ihtimalini düşünebiliyorsanız herkes de düşünüyor demektir. İnsanlar cahil değil, orada değil sadece Türkiye’yi, dünyanin her yerindeki gündemi takip eden gençler var. Hepsi provokasyonun nasıl bir şey olduğunun farkında, oyuna gelmez hiçbiri. Siz evinizde otururken onlar orada mücadele veriyor. Kendileri için değil, hepimizin özgürlüğü için. Şeçkin bir ailenin düğünü, dışarıda canıyla savaşan halktan daha üstün görüldüğü için, belli bir partiye oy vermeyenlerin söz hakkı olmadığı için, şike yaptıkları, emek çaldıkları belgelenen kişileri kurtarmak için kanunlar değiştiği için, her türlu yozlaşma, her türlü hiçe sayma için. Keşke akıl vermeyi, herşeye şüpheyle yaklaşmayı, değişiklikten korkmayı bıraksak da destek olsak onlara.
    İstanbul’da değilim, bu nedenle kendimi suçlu ve o insanlara borçlu hissediyorum ben. Gece Twitleri okurkan kalkıp tuvalete gidemiyorum evimde bile, polis çıkacak gibi geliyor köşeden ve o insanlar dehşeti gözleriyle görüyor, yaşıyor, onlar ne halde kim bilir? Yapmayın etmeyin, hepimizin özgürlüğü tehdit altında, bu kadar vicdansız olmayın.
    Ben gurur duyuyorum oradaki insanlarla, düne kadar acaba Türk değil miyim ben diye düşünürken, orada birbirinin inancına, inançsızlığına, tuttuğu takıma, alışık olmadığımız renkteki saçına, piercingine, namazına, başörtüsüne ve aklıma gelmeyen bir sürü şeye saygı duyan, yerdeki çöpleri toplayan insanları gördükçe yeniden umutla ve mutlulukla doluyorum, hepsine teşekkür ediyorum, haklarını ödeyemem. Siz de büyük resme baksanız güzel olmaz mı?

  45. çevreye zarar verenlerin sadece polisler olmadığı ve esas zararı verenin protesrocu kiligina giren provakotorler olduğu ortada, ayrıca da zararı kimin verdiginin ne önemi var önemli olan çevreye ciddi zararlarin verilmiş olması, ayrıca siz zaten yorumunuzda bu hareketin çevreye verdiği zarar diyerek provakatorlerin verdiği zarardan bahsetmissiniz..

  46. Nagehan Hanım size sonuna kadar katılıyorum. Büyük resmi görüp algılamak, ayrıntılarla zihinleri bulandırmamak ve enerjiyi tüketmemek gerekiyor. Ayrıca “ben yanmazsam sen yanmazsan nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diyebilenlerin bugün orada olduklarını düşünüyorum. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” diyenlerin ise bu büyük halk eylemine gölge düşürmeye çalıştıklarını bunu başarabilmek için de ne kadar saldırgan olabildiklerini görüyorum. Bu halkın direnişidir. 10 yıllık birikimdir. Belki de uzun yıllar sonra “bir millet uyanıyor” un resmidir. Ben umutluyum, bugün dünden daha umutlu…

  47. Elif Merhaba,
    Çok uzun süredir takip ettiğim için Hanım demek biraz samimiyetsiz geldi umarım alınmazsın. Bugün ilk kez yorum bırakıyorum bloguna. Anne veya hamile olmadığımdan sadece okumayı tercih etmiştim bugüne kadar. Ama bu yazıyı okuduktan sonra artık susmamalıyım dedim. Senin gibi ben de ilk günlerden beri parkta direnen, özgürlüğü için birşeyler yapmaya çalışan, kimi zaman tek başıma, kimi zaman arkadaşlarımla, yer yer en önlerde, bazen gerilerde, hiçbir provakasyona mahal vermeden, yalnız ve sadece hakkım için orada olanlardan biriydim. Anlatmaya kalksam ne hikayeler var ki şimdi okuyunca blogumda da paylaşmaya karar verdiğim, resmen hayatımı kurtardığına inandığım isimsiz kahramanlar tanıdım ben bu direnişte.
    Lafı uzatmak değil maksadım sadece okurken tekrar tekrar yaşadım hepsini. Kalemine sağlık, direnişine sağlık demek istedim.
    Sevgiyle kal,

    • “Elif” bence de isabet olmuş; “Hanım” resmiyetine gerek yok 🙂

      Aynı hisleri paylaşıyoruz. Sevgiler…