6 Yorum

Ne Kadar Az Bilirsen O Kadar İyi Oluyor Bazen…

Kısa bir aradan sonra Beş Yıldızlı Söyleşiler‘le yeniden karşınızdayız sayın seyirciler.

Bu haftaki konuğumuz Ankara’dan Dilşe Memluk. 3,5 yaşındaki Selin’in annesi, peyzaj mimarı Dilşe’yle bu söyleşiyi aslında çok önce, yaklaşık bir ay önce gerçekleştirdik… Ancak Gezi olayları sebebiyle yayınlamak bir türlü mümkün olmadı. Ha bugündü, ha yarındı derken, çok tuhaf bir şey oldu: Geçen hafta Doğan’ın iş için aniden Ankara’ya gitmesi gerekti. Arabada muavinlik yapmak üzere ben de ona eşlik ettim. Doğan gün boyu toplantılarını yaparken ben de Ankara’da dolandım. Ne tesadüf ki, son anda da olsa, Ankaralı takipçilerimden birkaçıyla bir araya gelebildik. Onların arasında Dilşe de vardı, ve birlikte şu fotoğrafı çektirme şansını yakaladık. “Demek bu yüzden bu kadar beklemiş bu söyleşi” dedik.

BesYildizliSoylesi20

***

Anne olmadan önceki Dilşe’yi anlatır mısın? Antalya’da doğup büyümüş, denizsiz bir şehirde yolunu bulamayacağına inanan ama üniversite için Ankara’ya gelip kocasına âşık olduktan sonra denizsiz bir şehirde de yaşayabileceğini anlayan, arkadaşlarına değer veren, gezmeyi, konuşmayı, gülmeyi seven, bakımlı sayılabilecek, programsız ve hayata karşı rahat durabilmeyi başardığını sanan biriydim.

Anne olduktan sonraki Dilşe? Gebelik ve doğumdan sonra ona buna ağlamak için bahane bulan, çoğu zaman paçoz, her şeyi programlayabileceğini zannederken bir şeyleri hep eksik bıraktığını düşünen, evhamlı bir tipe dönüştüm. Bu arada halen arkadaşlarımı, gezmeyi ve konuşmayı çok severim!

Bir kadının hayatı ikiye ayrılıyor: Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra. Katılıyor musun?
Katılmamam imkânsız, kesinlikle hem sen aynı kişi olmuyor ya da olamıyorsun hem de hayatın aynı kalamıyor.

Evet. “Çocuktan önceki hayatında ne yapıyor olursan ol, çocuk hayatının ortasına bir atom bombası gibi düşüyor” diyorum ben bu duruma…
Peki, ne iş yapıyorsun?

Peyzaj mimarıyım ve mesleğimi çok seviyorum.

Çalışmaya hiç ara verdin mi? Doğumdan sonra hem kendi tercihimle hem de koşullar el verdiği için Selin’e bir yıl kendim baktım. Bu bakımdan çok mutlu ve şanslıyım. Ama bu sürece baştan bir sınır koymuştum 1 yıl. Ondan sonra “Ay nasıl kıyıp da vereceksin el kadar çocuğu bakıcılara???” laflarına kulağımı tıkayarak, hem kendi mutluluğum hem de dolaylı olarak kızımın mutluluğu için işime geri döndüm. İyi ki de dönmüşüm.

BesYildizliSoylesi21

Çalışmıyor olmayı tercih etmezdin gibi bir mana çıkarıyorum bundan?
Doğru.

Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özlüyorsun?
Özgürce karar verebilmeyi ve sosyal hayatımı. Gerçi Selin büyüdükçe sosyal hayat da yavaş yavaş düzene giriyor gibi ama tabii bu arada sen de yaşlanıyorsun garip bi ikilem… Aaa bir de uykusuzluk tabi ki, 3,5 senedir kesintisiz uyuduğum gece sayısı toplasan 20 değildir.

Anne olarak sence neyi gerçekten iyi yapıyorsun?
Kızımın benle baş başa vakit geçirmekten çok keyif aldığına inanıyorum. Mutluluğu belli oluyor. Tabi hayatın salt kendi mutluluğundan ibaret olmadığını, çevresindeki insanlara, hayvanlara, bitkilere de saygılı davranması gerektiğini de öğretmeye çalışıyorum.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Kurallarımın biraz daha fazla olmasını isterdim. Kendi kararlarını kendisi versin derken zaman zaman biraz ucunu kaçırdığımı düşünüyorum. Ne gibi? Mesela kıyafet seçimi, dolabını açıp kendisinin karar vermesi için bekliyordum önceleri gayet güzel işliyordu, şimdilerde tabi dolabın da kalabalıklaşmasıyla tam bir kabusa dönüştü bu durum. Aslında düşününce kendi kararını verebilmesini 2 en fazla 3 seçenekle de sağlayabilirdim. Bir de Selin doğduktan sonra kendime biraz daha vakit ayırabilmiş olabilmeyi isterdim. Hem o buna alışmış olurdu hem de ben.

Bunu yap(a)mamış herhangi bir dezavantajını yaşıyor musun sence?
Evet maalesef çok yaşıyorum. Hem ben onsuz ne yapacağımı bilmiyorum hem de o. Daha doğrusu ben ne yapacağımı biliyorum da tadını çıkaramıyorum, aklım onda. Selin de babası, babaannesi veya başkalarıyla bir yere gittiğinde sürekli beni sayıklayarak onlara huzur vermiyor. Kreşe başlarken de biraz zorlu bir süreç yaşıyoruz ben bu duruma bağlı olduğunu düşünüyorum. Ama bu durumun farkında olmak da iyi diye düşünüyorum, en azından değiştirmeye çabalıyorum çabalayacağım!

Sence anne olmanın en zor tarafı ne?
Küçük bir çocuk büyütüyorsun ve zaman zaman onun adına kararlar vermek durumunda kalıyorsun. Beni en çok zorlayan konu ya bu kararlarda bir hata yaparsam oluyor. Yanlış yapacağım bir davranış bilinçaltını etkilerse…Çok okuyup biraz kafayı kırdım ne kadar az bilirsen o kadar iyi oluyor bazen galiba…

Yüzde bin beş yüz katılıyorum. Fazla bilmek iyi gelmiyor insana… Bazen ben de eskilerin bizim kadar çok şey bilmedikleri zamanlara dönmek istiyorum… Peki, anne olmanın en sevdiğin tarafı?
O iki küçücük gözün mutluluğunu görmek.

BesYildizliSoylesi24

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Ohoo kadar çok ki! En basitinden emzik, paşa paşa altıncı ayda ağzına yapıştırdım.

“Vermem” mi demiştin? Evet evet, hatta arkadaşlarıma çocukların ağzına tıpa takıyorsunuz derdim. Ne oldu, altıncı ayındayken tıkadım tıpayı halen emiyor.

Evet, genelde tükürdüğünü yalatıyor insana bu modeller! İkinci çocuğu düşünüyor musun peki?
Yaşım itibariyle önümde çok uzun bir süre olmasa da benim henüz çok net bir kararım yok ama babası istiyor. Selin 3 aylıktı eşim askere gitti, bu arada Selin’in ağlamaları ve benim loğusalık tam gaz devam çok zorlandım, bence önce o arada yaşadıklarımı bir bir unutmam lazım.

[Burada Dilse’nin eşi bir yorumda bulunuyor: Lütfen yardım çağrıma cevap verin: Eşimin kararsızlığını olumlu yönde giderebilecek dostlara ihtiyacım var, İmza : Selin’in Tek çocuk olan babası]

Babası dışında etraftan bu konuda tavsiye/baskı alıyor musun? “İkinci ne zaman?” gibi? Ya da, ne bileyim, “Bir de oğlan lazım” gibi?
Olmaz mı, en çok ailelerimizden, arkadaşlarımızdan. Eşim tek çocuk olduğu ona hak veriyorum, demek ki eksikliğini hissetmiş. Bence de mantıklı olan tek kalmaması ama çok zor, zaten bi karar verebilsem belki üç de yaparım. Ekonomik koşulları bir kenara koyarsak bence iki taneyi büyütebilen üçüncüyü de büyütür.

BesYildizliSoylesi22

 

Bir günün nasıl geçiyor? Sabah en geç 7:30’da dünyanın en güzel sesiyle (!) uyandırılıyorum. 10-15 dakika keyif. Sonra kahvaltı hazırlarken bir yandan aksam yemeğini ayarlama. Bakıcı ablamız 8:45 gibi geliyor. Selin kreşe yeni başladı, henüz tam güne geçmedi öğlene kadar gidiyor. Akşam saat 6.30 gibi evde oluyorum gelir gelmez 15-20 dakika Selin’le beraberim. Sonra aksam yemeği faslı o arada babamız geliyor. Akşam yine oyun ve saat 9:30-10:00 gibi uyku. Sonra da bana kalan 1-2 saat daha.

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Nasıl? Kuaföre 2 hafta önce gitmeyi başarabildim ve sadece fon içindi. Kendine vakit ayırmak denince insanın ilk aklına gelen kuaför olmamalı aslında ama ne garip.

Cümleyi tamamlayalım: Şimdiki aklım olsa…
Şimdiki aklım olsa tahammül sınırımın her gecen gün düştüğüne inandığımdan daha önce anne olmak isterdim. Hem böylece ikinci çocuğa karar verebilmek için de daha uzun vakte sahip olurdum.

Boşluğu dolduralım: Anne olmadan önce … derdim/düşünürdüm/sanırdım.
Anne olmadan önce çocukların çok da zor büyümediğine inanırdım. Şimdi öyle düşünmüyorsun sanırım?

“Anne olunca anladın” mı?
Anladım anladım hem de fena şekilde anladım. Ama ona rağmen anne gözüyle bakabilirken bile, zaman zaman anneme halen haksızlık ettiğim oluyor maalesef. Anne-çocuk ilişkisi bir garip nazı geçen geçene.

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Anne olmadan önce kendisinin dünyanın en iyi annesi olacağına, anne olduktan sonra ise her şeyi yanlış yaptığına kendini inandıran kişiye anne denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. dilşeeeeeeeeeeeeee çok tatlısın.

  2. Çarşamba Gebesi Pelin

    Hahaa, annelik tanımını çok sevdim 🙂 Biz de mi öyle olacağız?

  3. Annelik çok özel, bize bahşedilmiş bir lütuf.. Ne kadar ilgi ve alakalı olursa olsun, annenin evladına bakışı da başkadır, ona karşı hissiyatı da, sevgisi de başkadır.. Evlat bir yana, anne baba kardeş eş dost bir yanadır..
    Güzel bir söyleşi olmuş çok teşekkürler..

  4. Annelik tanımına ben de bayıldım. Dilşe ben de tek çocuğum. Hayatta hiç kimsenin hiç bir şeyine özenmedim, gayet mutlu güzel bir hayatım oldu. Ama özel günlerde, genel günlerde, her günde bir başkasında gördüğümde burnumun direğini sızlatan tek şey “kardeşinin hele hele de kız kardeşinin” olmasıdır. Bazen insanlar aradaki yaş farkını problem yaparlar (gerçi senin öyle bir derdin yok kızın küçük), keşke benim de bir kardeşim olsaydı da benden 20 yaş bile küçük olsaydı. Benim ikisi de kız kıskançlıklar olsa da biraz yorucu olsa da bazen ikisinin yan yana oturup da dondurma yerken televizyon seyretmelerini seyretmek, veya küçüğün (2,5 yaş) ablasının kucağına yatıp ablasına (6 yaş) saçlarını oynatırken uyuyakalmasını seyretmek her şeye değiyor. Elif bakalım bu sefer yorumum yayınlanabilecek mi? ne oluyor acaba? her ikinize de sevgiler.

  5. Selcencim teşekkür ederim 🙂 senin kadar olmasam da ben de tatliyimdir 😉

    Pelin teşekkürler, annelik garip gercekten her cocuk farklı olduğu gibi her anne de farklı bakalım sen nasıl olacaksın 😉

    Hava cok teşekkür ederim gercekten annelik cok farklı 🙂

    Güneş cok teşekkür ederim yorumuna cok guzel anlatmissin, iste ben de cok kararsızım esim de aynen senin gibi biraz daha zamana bırakacağım hayırlısı 😉

  6. Benim bu roportajlardan ortak bir cikarimim var: yeni nesil anneler icin (buna bende dahil) cocuk bakmak cok zor ve iskenceli bir surec. Ustelik cogunun da yardimcisi varken. Peki eski zaman insanlar sayilarca cocuk ve diget islerin ustesinden nasil gelirlermis? Biz mi cok rahat yetistik yoksa kadinlarin is hayatina girmesi anneligi daha mi zor kildi? Bilinckendikce mi endiselendik.. Kafamda deli sorular 🙂