12 Yorum

Gündüz anne, akşam direnişçi

Olağanüstü bir dört haftayı geride bıraktık.

Bundan yaklaşık bir ay önce “üç-beş ağacın” kesilmesiyle başlayan, ardından ne yazık ve Allah kahretsin ki ölümler, yaralanmalar, travmalar, polis şiddetiyle devam eden süreç, orada olan-olmayan, katılan-katılmayan hemen herkesi etkiledi.

Ve bu etkileşimden elbette çocuklar da payını aldı.

Olayların başladığı ilk hafta Deniz okulda şu resmi çizmiş. O günlerde hemen her gün Taksim’e gidiyordum. Gidiş sebebimi (ağaçları korumak) söylemiş, “kim kesiyor?” dediğinde Başbakan’ın öyle istediğinden bahsetmiş, ancak biber gazı yediğimizi falan anlatmamıştım. Deniz aşağıdaki resmi benim anlattıklarıma sağdan soldan duyduklarını ve televizyonda gördüklerini -ona özellikle seyrettirmesek ve kaçırmaya çalışsak da- ekleyerek çizmiş.

DenizResim

Artık nasıl hayal ettiyse, Başbakan’ın adamlarının ağaçları kesmeye çalıştığını, birilerinin taş attığını, birilerinin kaçtığını, polisin de biber gazı sıktığını resmetmiş. Başbakan Erdoğan’ın arkada “sinirli” bir şekilde “Ağaçları kesin!” diye bağırdığını anlatmış. NTV’nin logosuna kadar çizmiş.

Çok etkilemişti bu resim beni. Deniz okulda bunu çizerken ben gerçekten de Taksim Meydanı’nda biber gazı yiyordum.

İlerleyen günlerde Taksim’e giderken çantama deniz gözlüğü, maske koyduğumu gören oğlum “Anne, sen onları niye çantana koyuyorsun biliyorum; biber gazı için” diyordu.

Aradan dört hafta geçti. Evde daha fazla vakit geçirebildiğimiz, ancak gündem sebebiyle çocuklarla pek ilgilenemediğimiz, onları ister istemez ihmal ettiğimiz bir dört hafta.

[Ha, anneler çocuklarını kaybetmiş, gencecik insanlar gözlerinden olmuşlarken ben birkaç hafta çocuklarımla ilgilenememişim, çok mu? Bizler bunun vicdan azabıyla yaşıyoruz; sorumlular ise tınnnn]

Son zamanlarda Deniz de, Derin de sıkça öfke patlamaları yaşar oldular.

Deniz açık açık “Anne seninle hiçbir şey yapamıyoruz, hep iş yapıyorsun” diyor.

Derin bu kadar net anlatamasa da birçok konuda zorluk çıkarıyor.

Zeytin kedisinin aramıza katılması bu aşamada hepimize iyi geldi aslında. Ama yine de kedi, anne-babanın yerini tutamıyor.

Aksi gibi şimdi bir de ev arama/taşınma telaşımız başladı. Her şey üst üste geliyor.

Geçen gün Moda’da ev bakarken bir ev çıktı karşımıza. “Deniz manzaralı” diye götürdü emlakçı bizi. Hakikaten de arka odasından denizi görüyordu. Ancak tam ortasında, bundan birkaç sene önce oldukça tartışmalı bir şekilde yapılan Doubletree Hilton Oteli vardı. Moda’nın tarihi yarımadaya bakan kısmının ortasına hukuksuz bir şekilde (ya da hukuk ona göre uydurularak) yapılmış, zamanında toplanan binlerce imzaya rağmen dikilmiş, sap gibi duran bir yapı.

Sinirlerim bozuldu onu görünce. Tansiyonum falan yükseldi herhalde. “Çıkalım buradan Doğan” dedim, “dayanamıyorum bunu görmeye.” 

Dört hafta önce bu evi göstermiş olsalardı bu kadar tepkili olmazdım sanırım. O gün ise duramadım orada.

Artık hepimiz farklıyız. Ne olursak olalım. Kim olursak olalım.

Bundan çocuklarımız da nasibini alıyor. Deniz dün yolda yürürken yerde gördüğü bir kutu kolayı alıp çöpe attı. Ardından bir boş meyve suyu kutusunu… Ben hiçbir şey demeden.

İşte bu yüzden umudum var benim.

Çok yorucu bir dört haftaydı. “Normale” dönmek zor oluyor ama oluyor. Her ne kadar artık “normal”in tanımı değişmiş olsa da…

Hayat alışkanlıklarımız değişti, yenilendi. Seneler sonra gazeteler girdi hayatımıza. Köşe yazarları konuk olmaya başladı evimize. Haber programlarını seyreder, tartışır olduk yıllar sonra.

Dün akşam haftalardır açmadığım Kuzey Güney’i son kez -ve söylenerek- seyrederken “Artık dizi falan seyretmeye dayanamıyorum” dediğimde “Ben de futbolla ilgilenmez oldum” dedi Doğan bana.

Dört hafta öncesinden farklı hayatlar yaşıyoruz artık. İşimiz gücümüz, hayati sorumluluklarımız devam etse de gözlerimiz açıldı adeta.

Ben de evde “hasar kontrolü”ne giriştim. Son dört haftadır büründüğüm ama aktif, ama evden “Full time” direnişçi modumu “gündüz anne, akşam direnişçi” pozisyonuna çevirmeye çalışıyorum mümkün olduğunca.

Dün, günlerden sonra ilk kez puding yaptık çocuklarla.

Puding

Akşam çocuklar yattıklarında ise ben -bir yandan son kez Kuzey Güney’i seyreder ve “dizi izleyicisi” kariyerime mutlulukla son verirken, bir yandan da Ankara’da polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük’ün bayrak yaktığı yalan haberini yapan Takvim gazetesini protesto etmek için Abbasağa Parkı’ndan Sabah-ATV binasına yürüyen kalabalığa “helal olsun” diyordum.

Şimdi çocukları oyun grubuna götürüyorum.

Akşam ise bugün ne olmuş, hangi parkta kim toplanmış, ne kararlar alınmış, onları takip edeceğim.

Hayat bu aralar böyle…

Ve daha güzel…

12 yorum

  1. Bu resme benzeyen bir resim de bizde var. Resmi saklıyorum. Ne ilginçtir ki bizimkinde de renkli boya kalemleri kullanılmamış, tükenmez kalemle yapılmış resim. Oysaki oğlum yeşil ağaçlar renkli çiçekler, sapsarı bir güneş çizmeye bayılır. Yaşadıklarımız ve gördüklerimizin bizim kalbimizde açtığı yaralar böylesine derinken çocukların aklından kimbilir neler geçiyor.
    Öte yandan dediğin gibi uzun zamandır kaybettiğimiz hisleri yeniden hatırlamak da inanılmaz keyif veriyor. Gençleri gördükçe gençleşmek, onların enerjisini hissedip umutlanmamak elde değil.
    Yazdıklarını keyifle okuyoruz. Kendine iyi bak, kolay gelsin.

  2. hatice yağcıoğlu

    Son dört haftanın etkileri hepimizde çok ağır ama bir o kadar aydınlatıcı oldu.Hem aklım hem yüreğim aydınlandı.Çok farklı duyguları bir arada yaşadım.Aynı anda korktum,umutlandım,üzüldüm,sevindim,kızdım…<Tabi bu kadar duyguyu birarada yaşamak bünyemi epey zorladı.Ofiste bir ağlayıp bir gülerek işleri bitirmeye çalıştım.Artık şunu biliyorum her platformda baskı yapacaklar kendileri gibi düşünmeyenlere,kendilerininki gibi bir hayat istemeyenlere ama artık karşılarına aldıkları kendi tabirleriyle "bunlar" yani bizler hep "direneceğiz"…

  3. Merhaba

    Yeni tanıştım ben sizin yazılarınız ile..Son derece keyifle okuyorum. Kaleminize sağlık.

    Yaklaşık son 1 aydır yaşadıklarımız,yaşatılanlar nedeni ile pek çoğumuzun hayat düzeni değişti.
    Bizler de gece yarısına kadar bazen sokaklarda,bazen tencere tava ile balkonlarımızda,bazen gecenin bilmem kaçına kadar (bir kaç) haber kanalının başında… Ortalama 3-4 saat uyku ile yaşar olduk..

    Pek çoğumuzun endişesi ortak..
    Benim en büyük endişem de (sanırım) sizinle aynı.
    Çocuklarımızın geleceği ne olacak??
    ATATÜRK Türkiye’sin de CUMHURİYET Türkiye’sin de yaşayabilecekler mi??
    Yoksa kaybettiğimiz pek çok önemli değerlerimize yenilerinin eklendiği bir bilinmeze sürüklenmeye devam mı??

    ”Bütün gün eliniz de telefon,bilgisayardan başka bir şey yok hayatınızda,tek derdiniz mesaj atmak,etrafınızda ne oluyor?? ne bitiyor?? umurunuzda değil,biz sizin yaşınızdayken….,oğlum-kızım aç gözlerini biraz,dünyadan haberiniz yok…..” diye sıraladığım (kendi delikanlılarım da dahil) tüm gençlerden ÖZÜR DİLİYORUM..

    Sizin de dediğiniz gibi,

    ”Hayat bu aralar böyle
    Ve daha güzel ”

    Sevgilerimle 🙂

    15 yaşında ki ikizleri ile mutlu
    İkizanası
    Hamide ÖTKÜR

  4. Canım benim yaptıklarını hayranlıkla takip ediyor, yapacaklarını da heyecanla bekliyorum. Seni çok ama çok seviyorum…

  5. demekki insanlara belli aralıklarla doğruları için savaşma imkanının yaratılması yaşatılması lazım mutlu olmaları için.hemde bu şekilde. olayların bu hale gelmesinde ve sonuçlarında bu kavgayı,kaosu kargaşayı körükleyenlerin birbirni gazlayanların hiçmi kusuru, kabahati yok acaba. yürütmesi durdurulmuş bir konuda hukuka ve halka sorulması teklifini kabul etmeyen bu grup velevki ağaç kesilmeyecek kışlada yapılmayacak denseydi eylemden vazgeçecekmiydi. bence hayır. şunuda isteriz bunuda istemeyiz diye dayatmayacaklarmıydı? ki yaptılarda. şunuda söyleyeyim bende çocuklarım adına sizinde dahil olduğunuz bu kaos ve kargaşadan korktum. bencede siz benim çocuklarımın geleceği ile oynuyorsunuz..kavganın kazananı olmaz.

  6. Merhaba Elif Hanım. Sizinle tanışmam daha çok yeni, zaten bende yeni bir anneyim. 15 aylık Duru kızımın acemi mi acemi, panik mi panik, çalışmak zorunda olduğu için çocuğunu annesine (allah razı olsun, en büyük şansım) bırakan, ama hergün çocuğumda annemin emeği benden daha çok olacak diye üzülen, bebeğini çok özleyen, neye nereden başlasam diye düşünen ve hala emzirdiği için kendi ruh halini bile henüz tanımlayamayan bir anneyim. Kitabınızın neredeyse sonuna geliyorum. Bu zamana kadar aldığım en doğru kitap olduğunu düşünüyorum. Hani ön yazınızda demişsiniz ya”tek değilmişim” diye düşünüyorsanız bu bana en büyük mükafattır, aynen öyle diyorum. Tecrübeleriniz, yaşanmışlıklarınız benden çok daha fazla ama yazdıklarınızın ucundan kıyısından aynılarını yaşadım/yaşıyorum. Kendimi çok suçladığım, vicdan yaptığım bir sürü şeyde biraz da olsa kendimi rahatlattım. .Elinize yüreğinize sağlık. Blogunuzda yazan yazılar ile daha da bilinçleneceğime inanıyorum. Hayatıma girdiğiniz için mutluyum 🙂 Hoşgelldiniz Elif Hanım:)))

  7. Elif hep takip ediyorum seni. Harikasın.
    Ben de umutluyum gelecekten. çocuğumu düzgün yetiştirmeye çalışıyorum. Ağaçları kesmemeliyiz., şnsanlara saygı göstermeliyiz diyorum. Bu dört haftadır hiç ilgilenemedik onunla. Evde sürekli Halk TV açık. Çocuk bütün gün polis şiddeti izledi. Bundan sonra ömrü hayatında polise ve devlete güvenebilir mi bilemem. Ben de umutlandım biraz gelecekten. Bu yeni nesil harika 🙂

  8. Aylardan da öte 3 yıl oldu sanırım ben blogunuzu çocuk sevmez, evlenmek istemez bir üniversiteli kadınken nasıl olduğunu hâlâ anlayamadığım tesadüflerle keşfedeli. (Gerçi ben hâlâ aynı sıfatlara sahibim) Bu yazıyı görünce dayanamadım affınıza sığınıp söylemek istedim. 3 kadın evlatlarını kaybetti bu direnişte, kim bilir kaç annenin içi meraktan delik deşik hâlâ evlatları hapiste, gözaltında, kör… Ama bu direnişin en anlamlı anıydı annelerin gelip o parkın çevresinde elele tutuşup ölen güzel çocuklar için biz onların da anneleriyiz demeleri. İşte o yüzden şunu söylemek istedim -haddim değil biliyorum ama- siz gündüz anne, akşam direnişçiyim demişsiniz ya bence siz asıl akşam annesiniz. Hem de yüreği kocaman, elleri tertemiz bir anne. Sadece iki oğulun değil ölenlerin, kalanların da… Annenin acısını sadece bir anne anlar çünkü. Bir Ethem gitti bir Abdullah gitti bir Mehmet gitti ama arkadan en az onlar kadar güzel çocuklar en az onların anneleri kadar güzel anneler tarafından büyütülüyor. Siz ve sizin gibi kadınlar bu direniştesiniz işte bu yüzden güzel bu direniş.
    Oğullarınıza ve kendinize ve bize ve hatta bu zulmü yaşatanlara dahi onurlu bir dünya yaratıyorsunuz.