15 Yorum

Bahar geldi bir kere…

Bir ayda değişti memleket… Aslında bir ay bile değil. “Bir anda”… Bugüne kadar okuduğum en güzel yazılardan birinde dediği gibi, “Devrim dediğiniz bir “an”dır… Ve o da oldu zaten…”  “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dememiz boşuna değil…

Gezi olayları başladığında nereye varacağını bilmiyorduk belki ama buralara varacağını hiç bilmiyorduk. Kendi adıma bilmiyordum, öyle diyeyim.

Geçtiğimiz hafta, kamuda başörtüsünün serbest bırakılmasını talep eden bir imza kampanyasına imza attım. Eskiden bu sorunun ayırdında değildim. Yakın zamanda “beni ilgilendirmeyen” bu soruna karşı tepkisiz kalabilirdim. Ama artık değil. Artık Gezi oldu. Artık, ben nasıl iş yerimde olduğumdan farklı giyinmek istemeyeceksem,  oğlumun, okula girerken başındaki örtüyü çıkarmak zorunda kalan öğretmeninin bunu yapmak zorunda kalmasını doğru bulmuyorum.

Cumartesi günü, hayatımda ilk kez Kürtçe slogan attım. Sloganı bırak, ilk Kürtçe kelimeler döküldü ağzımdan: “Biji Biratiya Gelan” — “Yaşasın Halkların Kardeşliği.” Lice olayları bundan bir ay önce olmuş olsaydı pek oralı olmazdım belki… “Kürt sorunu” der geçerdim. Ama artık durum farklıydı. Artık, medyanın nasıl olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösterebildiğini biliyorum. Medyanın bana sunduğu bir şeyin, bana sunduğu gibi olmuş olma ihtimalinin, öyle olmamış olma ihtimalinden daha az -hatta bazen tamamen farklı- olduğunu da biliyorum.

Dün, 21.si düzenlenen LGBT (Lezbiyen Gey Biseksüel Transeksüel) Onur Yürüyüşü’ne katıldım. Hayatımdaki en eğlenceli, en coşkulu, en sevgi dolu, en aşk dolu, en “insan olduğumu hissettiren” etkinliklerden biriydi. Bir önceki gün, Lice’ye destek olmak üzere haykırdığımız “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” sloganını daha hızlı, daha eğlenceli, daha “kadınsı” bir tonda söylemenin ötesinde, “Sevişe sevişe kazanacağız” haykırışı da oradakilerin nasıl bir dünya istediklerini özetler cinsteydi.

Ben, kendimce, gönlüm, aklım, vicdanım el verdikçe “mazlumun” yanında olmaya gayret ettiğini zanneden bir insandım. Bugüne kadar kimseyi etnik kökeninden ya da cinsel eğiliminden dolayı aşağılamamış, “benden farklı” olduğu için onu küçük görmemiştim. Ama onun ötesine de gitmemiş, beni direkt ilgilendirmeyen bir şey için elimi taşın altına koymamış, “benden farklı” olanın hakkı için onunla meydanda yan yana, omuz omuza durmamış, onunla birlikte haykırmamıştım.

Gezi direnişi bana bunu yaptırdı. Başörtülü olmadığım ve pratikte beni ilgilendirmediği halde “Bırakın başörtülü kadınlar istediği gibi giyinsin” diye bana imza attırdı. Kürt olmadığım halde Kürtçe slogan attırdı. Eşcinsel olmadığım halde “Durma! Haykır! Eşcinseller vardır!” diye bağırttırdı. Bu noktaya gelmemde ama bilerek ama bilmeyerek, ama isteyerek ama istemeyerek “emeği geçen” herkese çok teşekkür ederim.

LGBT

Özgürlük istemek çok acayip bir duygu. Adeta bağımlılık yaratıyor. Bir istediniz mi, devamı geliyor. Önce kendi haklarınız için çıktığınız yolda bir bakıyorsunuz ki yanınızdaki yörenizdeki insanların haklarını savunuyor olmuşsunuz. Çünkü fark etmişsiniz ki içimizden bir tek kişi bile özgür yaşayamıyorsa aslında hiçbirimiz özgür değiliz.

Diktatörlerin, baskıcı rejimlerin halkın özgürlük taleplerini neden ölümüne bastırmaya çalıştıklarını şimdi anlıyorum. Ama onların da anlamadıkları bir şey var ki:

“Tüm çiçekleri kopartabilirler ama yine de baharın gelmesini engelleyemezler” –  Pablo Neruda

15 yorum

  1. evet, gezi hepimize yeni bakış açıları kazandırdı, bugüne kadar sorgulamadıklarımızı sorgulattı, hoşgörü dilini arttırdı, el ele güzel günlere… 🙂

  2. Elif cok guzel yazmissin, harika! eline saglik!

  3. Yorumlariniz cok dogru anlayis ve hosgoru lie cozulmeyecek mevzu yoktur

  4. LGBT desteği hariç diğer destekler ”hükümet söylemi” idi zaten. Sokaktaki halk gibi muhalefet de bunu geç fark etti.

    Herkes aydınlandığınca öngörüde bulunabiliyor, aydınlandıkça ilerlediğinden yoldaki eksik taşları farkediyor. Bu geç farkediş birileri çok yol katetmiş başka dertlerin peşine düşmüşken, o derdi yeni sahiplenenler için bir devrim. Söylenmiş söylemlere/kazanılması için çok yol katedilmiş zaferlere olaylardan bir haber yaşadıktan sonra sahip çıkmak ”destek arttırmak için desteklemek” ambiyansı yaratıyor.

    • Pes yani, yine mi bit yeniği arıyor, Elif’in dürüstlüğünden şüphe ediyorsunuz?

      Kişi kendi neyse karşısındakini de öyle bilirmiş.

      • Farklı bakış açısı sunmak, savunulan görüşü irdelemek ”şüphe etmek” değil, farklı pozisyonlardan konuyu değerlendirmektir.

        Yapılan yorum ”yürüyüşe geçen büyük bir kitle” için yapılmışsa, Elif Hanım’ın dürüstlüğünden şüphe duymadığım gibi, kitlenin büyüklüğü açısından farklı bireylerden şüphe de duymam gayet normal.

        Tek renk değil, renkliliği savunurken ”tek düşünce tarzından” bakmak niye ! İrdeleyenin de bir renk olduğunu kabul etmemek niye ! Konuya yada topluluğa değil irdeleyene tahammülsüzlük niye !

        Renklenmeniz dileğiyle 🙂

  5. Ozellikle su cumlenize katiliyorum. “Çünkü fark etmişsiniz ki içimizden bir tek kişi bile özgür yaşayamıyorsa aslında hiçbirimiz özgür değiliz.”

  6. Özgürlük fikrini yeni yeni anlıyoruz, anlatamazsak da tayyip’ e bunun ne oldugunu, fikrin kendisi bile özgürlestiriyor icine dogan insanı.

  7. Benim anlayisima gore cocugumun sagda solda uluorta birbirini open ciftler gormesi inanilmaz ters. Hele gay lezbiyen gormesinin tersliginin dozunu anlatamam. Benim vermek istedigim ahlak dozu da benim secimim. Bu secime saygiyi nasil saglayacagiz. Benim bu alanima yapilan mudahale ne olacak.

    • İsterseniz çocuğunuzun sokakta göreceği bu istemediğiniz kişilerin yaptıklarının ve yaşam tarzlarının size göre yanlış olduğunu anlatabilir, hatta çok isterseniz bu kişilerden ‘tu kaka’ veya ‘ahlaksız’ olarak bile bahsedebilirsiniz, size kalmış. Bence çok yanlış şeyler söylemiş olursunuz, ama vereceğiniz ‘ahlakın dozu’ dediğiniz gibi sizin seçiminiz. Bu arada ‘ahlakın dozu’ tanımını da çok ters buldum, zira bu bahsettiğiniz kişiler tercihleri ve yönelimleri yüzünden ‘ahlak dozu’ sizden düşük kişiler olmak zorunda değiller.

      Lakin demokrasi bir hoşgörü değil, bir tahammül rejimidir. Dolayısı ile öpüşenleri ve hatta (!) gay ve lezbiyenleri sağda solda uluorta görmek ve buna tahammül etmek zorundasınız, zira sağ-sol-uluorta dediğiniz yerler ‘sizin’ alanınız değil, ‘kamu alanı’. Giyinişinden, inancından (ve hep atlandığı üzere inançsızlığından), etnik kimliğinden, cinsel yöneliminden vb. bağımsız olarak HERKES de uluorta dolaşabilme hakkına sahiptir.

      • Seda
        Muthis ,dogru ve aydınlatici bir cevap yazmışsın .Tum kalbimle yazdıklarının anlaşılmasını diliyorum

  8. O kadar öz o kadar net anlatmışsınız ki her cümlenize katılıyorum. Henüz Gezi olayları baslamamıştı sizden duymuştum gelişmeleri ve o müdahale gününden beri her ortamda ilk sizin söylediklerinizle gördüm gerçekleri. Takdir ve hayranlıkla izliyorum adımlarınızı.
    Sevgiler

  9. “Özgürlük istemek çok acayip bir duygu. Adeta bağımlılık yaratıyor. Bir istediniz mi, devamı geliyor. Önce kendi haklarınız için çıktığınız yolda bir bakıyorsunuz ki yanınızdaki yörenizdeki insanların haklarını savunuyor olmuşsunuz. Çünkü fark etmişsiniz ki içimizden bir tek kişi bile özgür yaşayamıyorsa aslında hiçbirimiz özgür değiliz.”

    Öyle güzel özetlemişsin ki Elif; eline sağlık. İşe bu herkesi Allahın kulu olarak görmek ve bir olmanın ta kendisidir. Ağızlarından Allah’ın adını düşürmeyenler keşke gönüllerine de biraz onu koysalardı işte o zaman BİR OLMAK ne demek anlarlardı

  10. Balık hafızalı bir halktık, çabuk galeyana gelir sonra aynı hızda unutur giderdik. Gezi birçok farklı kulvarda yaşanan adaletsizlikleri gözümüzün içine içine soktu, başımızı çevirmeye kalksak bir diğer haksızlığı gördük. Farkına vardık. Umarım gün geçer ve biz yine unutmayız bu günleri.. Umarım bu birbirini anlama ve hakkını savunma aynı coşkuyla devam eder! Yaşasın halkların, farklı düşüncelerin, farklı tercihlerin kardeşliği!

  11. Bu kadar mı güzel anlatılır.. Çok teşekkürler Elif. Etrafını aydınlattığın için, daha da aydınlatacağın için.. Blogun artık daha bir dolu. Sevgilerle.